Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

576. Dergâh Sohbeti — Sûfîlikte Orta Yol, Kur’ân ve Sünnet’in Üstünlüğü, Evliyâullâh ile Uğraşmayın

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 576. Dergâh Sohbeti — Sûfîlikte Orta Yol, Kur'ân ve…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


Kur’ân: İslâm Dîni Orta Bir Dindir

Enes bin Mâlik radıyallâhu anh anlatıyor: Bir gün Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem mescide girdi. İki direk arasında gerilmiş bir ip gördü. “Bu ip ne?” diye sordu. “Zeynep’indir; burada namaz kılar, yorulduğu veya gevşeklik hissettiği zaman buna tutunur” dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Çözün onu! Sizden biriniz zinde olduğu müddetçe namazını kılsın, yorulduğu veya gevşediği zaman otursun” buyurdu. (Buhârî, Teheccüd, 18; Müslim, Müsâfirîn, 219)

İslâm dîni orta bir dindir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bütün ibadetlerde, bütün dinle alakalı fiiliyâtlarında orta yolu seçmiştir. “Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” buyurmuştur. Allah bizim ibadet uğruna kendimizi helâk etmemizi istemez. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede meâlen “Allah sizin nefislerinize kaldıramayacağı bir yük yüklemez” buyurur. (Bakara Sûresi, 2/286)


Sûfîlikte Orta Yol ve Ölçü

Kur’ân ve Sünnet’e tâbi olmuş sûfî topluluklar bu noktada orta yolu tercih ederler. Derviş kardeşlerine vermiş olduğu virdlerde, onların Kur’ân ve Sünnet dâiresinde yapacak oldukları hizmetlerde orta yolu seçmek esastır. Karşımızdaki kimsenin neyi kaldırıp neyi kaldıramayacağını analiz edip ona göre vazife tayin etmek, ona göre iş taksimâtı yapmak ve ibadetlerinde o insanların aşk ve şevklerini kırmadan, onları bıktırmadan Kur’ân ve Sünnet dâiresinde Allah ve Resûlü’nü sevdirmektir.

Sûfîlik güzel ahlâktır. Allah’ı sevmektir, Resûlullah’ı sevmektir, farzları yerine getirip nâfilelerle Allah’a yaklaşmaktır. Sûfîlik insanların bütün gününü vird yetiştirmek için harcamak değildir. Riyâzat yaparken helâlleri haram edercesine yasaklamak sûfîlik değildir.

Aşırı Riyâzat Uyarısı

Öyle sûfî topluluklar kulağımıza geliyor ki psikolojilerini bozacak derecede dervişlerine riyâzat yaptırıyorlar, psikolojilerini bozacak derecede vird veriyorlar. Hattâ sınıf ayrımcılığı yaparak, bölge ayrımcılığı yaparak, ırk ayrımcılığı yaparak vird verenler var. Sûfîlik insanların nefislerine zulmetmek değildir.

Üç Sahâbe Kıssası

Meşhurdur: Üç sahâbe kendi kendilerine karar aldılar. Birisi “ben hiç cimâ etmeyeceğim” dedi, birisi “ben hiç iftar etmeyeceğim” dedi, birisi de “ben hiç uyumayacağım” dedi. Hz. Cebrâîl aleyhisselâm bu üç kişinin hâlinden Hz. Peygamber’i haberdar etti. Bunun üzerine: “Size ne oluyor ki, Allah’tan en fazla korkanınız benim; cimâ ederim, iftar ederim, yerim, aynı zamanda uyurum” buyurdu. (Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5) Bunlar bizim için ölçüdür.

Sûfîler ölçülerini Kur’ân ve Sünnet’ten, imamların içtihatlarından alırlar. Sûfîler ölçülerini Kur’ân ve Sünnet’ten almazlarsa, Allah muhâfaza eylesin, bir kimsenin kalbi bozulursa nasıl bütün vücut bozulduğu gibi, bir inanç sahiplerinin kalbi bozulursa bütün inanç sahiplerinin hâli bozulur.


Yunus Emre: “Dört Kitabın Mânâsı Bellidir Bir Elifte”

“Dört kitabın mânâsı bellidir bir elifte / Sen elifi bilmezsen bu nice okumaktır.” Dört kitabın mânâsı da tevhiddir. Bütün peygamberler Allah’ın varlığını, birliğini tanıtmak, onu zikrettirmek ve ona ibadet ettirmek için gönderilmiştir. Yaradılışın sebebi budur, peygamberlerin gönderilmesinin sebebi de budur.

Bütün kitaplar bize Allah’ı anlatır, bizi Allah’a tanıtır. Dört kitap değil, indirilmiş olan bütün kitaplar. Bu dört tane ayakta duran büyük kitaptır; ayrıyeten suhuf denilen küçük risâleler hâlinde kitaplar da indirilmiştir. Mesela Âdem aleyhisselâm rivâyet edilir ki on emirle indirilmiştir. Bütün peygamberlerin uyacak oldukları bir kitap vardır. Birkaç tane peygamber olsa dahi onlara farklı kitap verilmiş olsa dahi, hepsini cem etmiş olsanız Fâtiha’da toplanır. Fâtiha’da da “Elhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn”de toplanır.


Hiçbir Beşerin Sözü Kur’ân ve Sünnet’in Üstünde Değildir

Yûnus Emre’nin sözü Kur’ân ve Sünnet’ten yukarıda değildir. Hz. Mevlânâ’nın sözü Kur’ân ve Sünnet’ten yukarıda değildir. Muhyiddîn İbn Arabî’nin sözü Kur’ân ve Sünnet’ten yukarıda değildir. Hiç kimsenin sözü, hiçbir beşerin sözü Kur’ân ve Sünnet’ten yukarıda değildir. Allah bizi Kur’ân ve Sünnet’ten sorguya çeker, herhangi bir beşerin sözünden dolayı sorguya çekmez.

Yunus’u da, Hz. Mevlânâ’sı da, Muhyiddîn İbn Arabî’si de, Buhârî’si de, Tirmizî’si de, İbn Mâce’si de, İmâm-ı Âzam’ı da, İmâm-ı Şâfiî’si de, İmâm Mâlik’i de, Abdülkâdir Geylânî’si de, Ahmed er-Rifâî’si de, Ahmed el-Bedevî’si de, bütün pîr efendiler, bütün imam efendiler, bütün sahâbeler, bütün evliyâ, velî, mürşid ne var ise hepsi Kur’ân ve Sünnet’in anlaşılması, anlatılması, yaşanması için mücadele etmiştir.

Bunlardan herhangi birisinin sözünü veya birisini Kur’ân ve Sünnet’ten yukarı tutmak küfürdür. Bir kimse hocasının, şeyhinin sözünü Kur’ân ve Sünnet’in üstünde tutarsa küfürdür. Hiçbir sistem, hiçbir cemaat, hiçbir tarîkat, hiçbir topluluk Kur’ân ve Sünnet’in üstünde değildir. Gözünüzde herhangi bir şahsı, herhangi bir topluluğu Kur’ân ve Sünnet’in üstünde görürseniz vallahi de küfre düşersiniz, billahi de küfre düşersiniz. Allah muhâfaza eylesin.


Kelime Oyunlarıyla İnsanları İkinci Sınıf Görmek

İnsanlar Kur’ân ve Sünnet’i bırakmışlar, namazdan haberleri yok, oruçtan haberleri yok. Kılmak istemiyorlar, nefislerine zor geliyor. Haramdan, helâlden dikkat etmiyorlar. Karşısındakine “dört kitabın mânâsından haber ver bana” diyorlar. Sen onun istediği cevabı vermezsen “sen sınıfı geçemedin” diyorlar. Böylece karşıdaki kimse namazında, abdestinde, orucunda, dinini yaşamaya çalışıyor; onun kelime oyunu ile sanki câhil, ikinci sınıf vatandaş noktasına koyuyorlar.

İki kelime ezberleyip o iki kelimeyle felsefe üretenler, dinini öğrenip harama helâle dikkat edip dinini yaşamaya çalışanları ikinci sınıf vatandaş gibi görüyorlar. Git kardeşim, îmân et, dîni yaşa. Dîn yaşamaktır, dîn kelime üretmek değildir, dîn edebiyat yapmak değildir. Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapış, azı dişlerinle sık. Haramlardan uzak dur, ahlâkını düzgün yap, farz namazlarını ve farz oruçlarını düzgün tut, nâfilelerle Allah’a yaklaşmaya çalış, Allah’ı sev. Dîn bu, sûfîlik budur.


Nikâh Meselesi: İcâb ve Kabûl

Bir kadın bir erkeğe “kocamsın” dese, aynı erkek de “benim karımsın” dese İslâm olarak tam olarak nikâh olmuş olur mu? Evet, tam olarak nikâh olmuş olur. Bir kadın adama “sen benim kocamsın” dese, adam da “evet sen de benim karımsın” dese nikâh nikâhtır. Bir adam bir kadına “benim karımsın” dese, kadın da kabul etse, sussa, tebessüm etse, evet der mânâsında nikâh nikâhtır.


Allah Bir Kulunu Severse: Hadîs-i Kudsî

Allah bir kulunu severse Cebrâîl’e nidâ eder: “Ey Cebrâîl, ben filancı kulumu sevdim; gök halkına nidâ et, onlar da sevsinler.” Cebrâîl gök halkına nidâ eder: “Ey gök halkı, Allah bu kulunu sevdi, sizler de sevin.” Gök halkı mü’min kulların kalbine ilham eder: “Allah bu kulu sevdi, siz de sevin.” (Buhârî, Edeb, 41; Müslim, Birr, 157)

Hadîs-i kudsî devam eder: Allah bir kulu sevmezse Cebrâîl’e nidâ eder: “Ey Cebrâîl, ben filancıyı sevmedim, sen de sevme.” Cebrâîl de gök halkına nidâ eder: “Ey gök halkı, Allah filancıyı sevmedi, siz de sevmeyin.” Yine gök halkı mü’min kulların kalplerine ilham eder: “Allah filancıyı sevmedi, siz de sevmeyin.”


Müslüman, Mü’min ve Evliyâ Tanımı

Bir kimse “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” dediyse Müslümandır. O kimse farzlara riâyet edip haramlardan gücünün yettiğince kaçıyorsa mü’mindir. Nâfilelerle Allah’a yaklaşmaya gayret ediyorsa, Allah’ı seviyorsa o evliyâdandır.

Farzları bir tamam yerine getirmek mü’minlik sıfatıdır. Günâh-ı kebâirlerden uzak durmak, onlardan kaçmak mü’minlik sıfatıdır. Bir kimse îmân üzerine hırsızlık yapamaz, bir kimse îmân üzerine zinâ edemez, bir kimse îmân üzerine mü’min kardeşinden faiz alamaz, bir kimse îmân üzerine içki içemez. Hadîs-i şerîf bunlardır. Bir kimse îmân üzerine namazını terk edemez; namazı kasten terk etmek küfür alâmetidir.

İmâm-ı Şâfiî’ye göre namazı kasten terk etmek, orucu kasten terk etmek, kadının tesettürünü kasten terk etmesi küfürdür. Hanefîler bunları küfür olarak görmemişlerdir; ama bunların küfür olduğuna dair hadîs-i şerîfler vardır. Tehlikeli bir noktadır.


Allah Evliyâsının Koruyucusudur

Allah’ı zikredenlerle uğraşma! Allah yolunda koşuşturmaya çalışanlarla uğraşma! Dilini muhâfaza et! Allah evliyâsının koruyucusudur, Allah evliyâsının intikamını alır. Sen Allah’ın velîlerine, Allah’ın evliyâlarına, Allah’ı zikreden dostlarına karşı düzgün davran. Tokadın nereden geldiğini bilemezsin, perperişan olduğunu görürsün. Allah muhâfaza eylesin.

Mü’minler bir kimseyi seviyorsa o kimsenin mü’min olduğuna işarettir. Namaz kılanlar, oruç tutanlar, fî sebîlillah Allah’ı zikredenler bir kimseyi seviyorsa siz dilinizi tutun ona karşı. Çünkü o Allah’ı seviyor, Allah da onu seviyor, Allah da mü’minlere onu sevdirmiş. Allah’ı zikredeni kim sevmez? Münâfıklar sevmez, kâfirler sevmez.


Çocukların ve Eşlerin Dinî Hayatına Destek Olun

Çocuklarınızın dinî hayatlarına karışmayın. Çocuklarınızın tekkeye gelip gitmelerine karışmayın. Çocuklarınızın Kur’ân ve Sünnet’i yaşama şevklerine karışmayın. Eşlerinizin Kur’ân ve Sünnet’i yaşama şevklerine ve isteklerine gem vurmayın. Kadınlar, erkekler, dinî yaşamada birbirinize yardımcı olun. Babalar, çocuklarınızın dinî yaşantılarına yardımcı olun. Bu noktada onların dinî hayatlarını devam ettirmelerini kesinlikle inkıtâya uğratmayın.


Kaynakça

Hadîs-i Şerîfler

  • Enes b. Mâlik hadîsi (mesciddeki ip): Buhârî, Teheccüd, 18; Müslim, Müsâfirîn, 219
  • Üç sahâbe kıssası (cimâ, iftar, uyku): Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5
  • “Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız”: Buhârî, İlim, 11; Müslim, Cihâd, 6
  • Allah bir kulunu severse (hadîs-i kudsî): Buhârî, Edeb, 41; Müslim, Birr, 157
  • Bir kimse îmân üzerine hırsızlık yapamaz / zinâ edemez: Buhârî, Eşribe, 1; Müslim, Îmân, 100
  • Namazı kasten terk etmek küfür alâmetidir: İmâm-ı Şâfiî — el-Ümm’de geçen görüş

Âyet-i Kerîmeler

  • Bakara Sûresi 2/286: “Allah hiçbir nefse kaldıramayacağı yükü yüklemez…”

Fıkıh ve Tasavvuf Kaynakları

  • İmâm-ı Şâfiî: Namazı, orucu ve tesettürü kasten terk etmenin küfür olduğuna dair görüşü — el-Ümm
  • Hanefî mezhebi: Bu fiilleri küfür olarak görmez, ancak tehlikeli kabul eder
  • Sûfîlikte orta yol: Riyâzat ve vird ölçüsünün Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde belirlenmesi gerekliliği
  • Yûnus Emre: “Dört kitabın mânâsı bellidir bir elifte” — Dîvân-ı Yûnus Emre
  • Hz. Mevlânâ, Muhyiddîn İbn Arabî, Abdülkâdir Geylânî, Ahmed er-Rifâî, Ahmed el-Bedevî: Kur’ân ve Sünnet’i anlama ve yaşatma mücadelesi veren pîr efendiler

Allah cümlemizden râzı olsun. Lâ ilâhe illallah. El-Fâtiha.

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Vird, Kalb, Sünnet, Aşk, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı