1. Bölüm
GÜNDE SİLAH Nasıl iade edecek? Günde bir vakit namazı dahil kaza etse kazaya başlamış sayılır. Meşhurdur. İmâm azlam hazretleri de bu hadîs-i şerifi kendisini ölçe olarak alır. Bir kimse namazlarını kaza etmeye başlarsa, günde bir vakit namazı kaza etse, ölse, hadisi kutsi var, bakın bakalım geriye doğru kaza ediyordu, ben ona ömür vermiş olsaydım o namazlarını kaza edecekti, bitirecekti. Burada ihlas ve samimiyet lazım. O yüzden kaza etmiş gibi onu kabul ettim derken aldım. Ben eşime kızdım, seni boşarım dedim, eşim nikah düştüğünü söyledi, eşim beş vakit namazını kılar, ben daha bir ikili, benden daha bir ikili, acaba doğrusu bu mudur, sonra imam lütfü, nikah dedik. Yok, doğrusu bu değil. Bir kimse 118 sefer seni boşarım dese boşamış sayılmaz.
Bu 118 sefer orucu bozalım dese orucu bozuldu mu? Bu ona benzer. Bir kimse dese ki ben orucumu bozacağım, orucumu bozacağım dese orucu bozulmuş olur mu? Bozulmaz. Bu da onun gibi. Bir erkek hanımla seni boşarım dese boşamış sayılmaz ama şu farklı bir şey. Bu kapıdan dışarı çıkarsan seni boşarım dese o kapıdan dışarı çıktığı anda biter. Ama dur dur. Adam demiş ki ben seni boşarım da bak görürsün gileyim. Bir şey söylese o talep yerine geçmez. Kaç, kaç alırsın? Bazı zamanlar bir noktaya bakındığımın görüş açımın içerisinde mavi ışık görüyorum. Ona doğru bakındığım ışık, kalp görüyorum. Manevi bir şey değil. Eşimin üvey enes, benim teyzem. Beş yılda görüşmüyor. Beni kandırdı, ev verecek paranın elinden aldı, kendine ev aldı.
Vermedi, imkân ediyor. Bana çok zulüm etti. Ben de her iki dünyada taktığımı helal ettim. Acaba günahı mı görüyorum? Eyvah. Bak kupar. MâşâAllah. Allâh muhafaza eylesin. Bize bu tip sorular sorarlarsa biz hep su ufice cevap veririz. Ya normalde o kimse sizin paranızı almış. Siz görüş görmekle doğru yapmıyorsunuz. Onun ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Bizde şöyle bir mandık var. Said bana haksızlık yaptı. Ben Said’le görüşmeyi kesiyorum. Onu Said’den alacağım. Ben Said’le görüşmeyi kesince Said’in ekmeğine yağ sürüyor zaten. Oysa ben onunla görüşmeliyim. O da benimle görüşmeliyim. Onunla görüşmeliği onun aklına gibi. Benimle görüşmemiye vermeme zulüm ettiysem benim aklıma gelmeliyim. Ben bu adama zulüm ettim.
Diye düşünmeliyim ben. Bıraktığım zaman onunla görüşmeyi zaten onunla bırakırca zaten zalimse bir kimse normalde o zalimin ekmeğine yağ sürmüş oluyoruz biz görüşmemekle. Zalime değer halinde olmak lazım. Bir kimse zulüm ettiyse ona gidip anlatmak, bir daha anlatmak, bir daha anlatmak. Onu bu noktada o zulümden yere çevirmek lazım. Allâh bize onlardan eylesin inşâAllah. Hadi bir şey söyleyin de oradan sohbet edelim. Orada sen söyle. Efendim? Taklidi imanda imandır. Bir kimsenin taklidi olarak imanını imandan kabul etmek mümkün değildir. Tamam. O kimse tahkike çıkarmakla sorumlusu. Tahkikeye doğru girmekle sorumlusu. Ama bizim insanımız da bu noktada sıkıntı var. Sıkıntının olması şu. Ne yazık ki biz bu noktada taklipte kalıyoruz.
2. Bölüm
Bütün her şeyimiz takliptedir. Sadece imanımız değil. Bizim Sufilemiz de taklidi. Bunu açıkça konuşmak çok fayda var. İmanımız taklidi olduğu gibi Sufilemiz de taklidi. Buradan hareket ederekten taklidin bir bölümüne müsaade ediyoruz. Doğrudur, caizdir. Mesela ateş peygamber sanırlar ve söylemezler ki benden gördüğünüz gibi ibadetlerinizi yapın der. Benden gördüğünüz gibi ibadetlerinizi yapın dediğinde taklit vardır zaten. Biz abdest abdeyi ondan taklit ederiz. Veya abdestin nasıl kullanılacağı, namazın nasıl kullanılacağı, görsel olan, hüteye bağlı olan her şey taklididir. Hüteye olan her şey taklididir. Bunu reddetmek mümkün değil. Namaz bir hüteyeler manzonesidir. Taklididir. Namazda bir hüteyeler vardır.
Namazın önünde bir farzlar var. İçindeki farzlar var. kıyam, uykusu, secdesi, hüteyeler de bunların hepsi var. Ve bunları taklit etmek farzdır böyle. Bunun tadı biz bu taklide karşı çıkamayız. Bu taklidin pozitif noktasıdır. Ve bunlar olmazsa olmaz, dinin bu seferse olmazsa olmazlarını bozmuş oluruz. Mesela taklidin bir de zem edileni vardır, kötüsü vardır. Böyle bir kimseye alay var et taklidi. Bu taklidin bu noktada haram olanı vardır. Bir de taklidin hoş olanı vardır. Taklid öyle ama kenara atılacak bir şey değildir çünkü. Yanış bir yer fazla. Mesela taklidin hoş olanı nedir? Musa aleyhisselamı birisi taklid eder. Başını bir tane işkembelin, ondan sonra ters çevirir işkembeyi kafasına koyar, biraz da göbek yapar kendince.
Böyle firavunun karşısına çıkıp biraz da kekemelik eder. Ondan sonra bütün firavunun havanesini güldürürmüş o. Musa aleyhisselamı huzuruna gider. Musa aleyhisselamı dua eder Cenab-ı Hakk’a. Ya Rabbi bunu kahreyelim. Ya Musa, o benim sevdiğim bir dostumu taklid ettiği için oysa benim hoşuma gidiyor. benim bir dostumu taklid ediyor. Benim bir peygamberimi taklid ediyor. Benim peygamberimi taklid ettiği için o benim hoşuma gitti orada da. Bakın Allâh’ın ulaştığı yer farklı bir şeydir burada. O zaman buradaki bu taklid de hoştur, övülür, mededeler. bir kimse Allâh’ın sevdiği bir peygamberi, Allâh’ın sevdiği veli bir dostu taklid edebilir bu noktada. Bu da taklidin boş olanıdır. Bunda aaa neden taklid ediyor diye gerek görülmez bu taklideler.
O zaman taklidin haram kısmı vardır ki bir kimseyi taklid edip alaya almak. Bu zaten beledip ayetle de sabit. Bizim işimiz bu değil. Ama taklidin bir sünnet kısmı vardır. Bu sünnet kısmı nedir? Nedir imametlerde bizim Hazreti Peygamber, Salonlar ve Selam Hazretlerini görüntü olarak taklid etmemizdir. Görüntü olarak taklid etmemizdir. Bu da boştur. Bir de ne vardır? İnsan sevdiklerini, Allâh’ın sevdiklerini kendi dairesinde taklid etmektir. Bu da boştur. Ama imanla alakalı meselelerde taklidin tahkike çıkması gerekir. Mesela eşhedü dediğimizde şahid demektir. Eşhedünün manası şahidim. Eşhedü ve lâ ilâhe illâllah. Şehadet ediyorum. Şahidim. Allâh’tan başka ilah yoktur. E bunun şehadete, bir kimsenin şehadet edebilmesi için gözüyle, kungayla duyması lazım.
3. Bölüm
Şehadet etmek, şahit olmak. Şahit olmak için görmek gerekir. Şahit olmak için duymak gerekir. Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu. O Muhammed Mustafa’nın da Peygamberliğine ve senin kulumun olduğunu şahit ederim. Şahit olurum demektir. Şahidim demektir. E adama sormazlar mı? Görmediğine nasıl göreyim diyorum diye. Adama sormazlar mı? Sen nasıl duymadan duydun dedin. E biz bu sefer imanın tekniği içerisinde sıralaması var. Allâh’ın varlığına ve birliğine. Harika. Bana varlığını anlat. Bana bir de birliğini anlat. Şahitsin yani. Şehadet ettin. Allâh var dedim. Onun varlığından bildirdiğine iman ettin. Şu iman ettin. Allâh’a bir anlat bana. Devam ediyor da. Meleklerine.
Harika ya. Meleklerine dedin de. Şu melekleri anlat bana. Nerede yapılmış? Hangi Blender’da çevrilmiş de yapılmış? Blender’da mı üretildi? Hangi makina üretti? Nasıl yarattı? Nasıl gözünün rengi ne? Kulağın durumu nasıl? Hali nasıl? Devam ediyor imanımız. Meleklerine. Kitaplarına. Harika. Hangi kitabı okudun? Hangi kitabına okudun? Hangi kitabına iman ettin? E biz bütün kitaplarına iman ettik. İyi hangisini okudun kardeş? Birisi bize bir şey söyler. Bir şey söyler. Sormazlar mı sana senin kitabın neyi emrediyor diye? Ne sorarlar? Senin kitabını sorarlar mı? Yoksa Allâh’ın kitabını mı sorarlar sana? Ne sorarlar? Allâh’ın kitabını sorar mı? Ya Allâh’ın kitabını senden mi sorarlar? Allâh’ın kitabını okumaya mücevher mi?
Allâh’ın kitabını okumaya mücevher mi? Allâh’ın kitabını okumaya mücevher mi? Kapatayım ben burasını. Bu su kaynar. Sonra Allâh peygamberlerine iman etti diye? Hangi peygambere iman ettin? Bütün peygamberlere iman etti. Bu takvidir. Bana bir tane peygamber gösterir misin? Hangisini gördün? Dedim ki, ben Muhammed Mustafa’nın kulu, onun peygamberi ve kulu olduğuna iman ettim. Güzel, harika, takvidi. Gördün mü? Görmemiz mümkün değil. Neden? Nasıl göreceğiz? Neden görmeyeceğiz? Onlar hay’dır diyor âyet-i kerimeden. Neden? Ee hay dediğin yaşıyor demek hayattalar. Âyet-i kerimeden diyor ki siz onlara öyle demeyiniz. Onlar hay’dır. Hay değil. Kitaba iman ettirilir yani. İman ettirilirse hangi kitapsa, eğer Kur’ân-ı Kerim ise Kur’ân-ı Kerim diyor ki onlar hay’dır.
Siz onlara öyle demeyiniz. Bir de tehdit ediyor. Emrediyor bir de. Arkasını da getiriyor. Sakın siz onlara öyle demeyiniz. Emir var, yasak var. Bir kimse Hazreti Peygamber, Samullah, Müessele mandatı öyle diyemez. Emir var, yasak var. Doğru. E o zaman? Yaşıyorsa, haysa. Yaşıyordur. Neden görmüyoruz ki o zaman ya? Hocam, Sikpatullah olanlar da aynı katedreye çıkabilir miyiz? Efendim? Sikpatullah olanlar da Allâh’ın baresinden dayanırlar da. Bunlar zaten onlar da var işin içerisinde. Hazreti Peygamber’in ona haydi olarak imkanı görmüyor. Hepsinde hay görsek, hepsinde diri görsen hepsinden. Sen diri gördüyse nasıl cenaze namusunu kılıyorsan zaten. Sen sakin ol, cevabın anında sabır lazım. Sabırla gider.
4. Bölüm
Anahtar anahtarı açar, kilit kilidi açar. Kilidin arkasında kilit, anahtarın arkasında anahtar var. E şimdi haydır dedi. E kardeş nereden gördün? Yok. tahkiki olması lazımdı? E yok, taklidi. İyi namazı taklidi kıldın. Tahkike geçti mi namaz? Ya da nasıl namaz tahkike geçecek? İyi kardeş. Namazla alakalı sözler var. Namazla alakalı hadîs-i şerifler var. Namaz mü’minin miracıdır. Namaz mü’minin miracıysa senin kıldığın namaz o zaman bir varlık oldu. Varlığa geçti senin namazın. Yoktu, var oldu. Gizli bir, yoktu derken görünmüyordu. Görünene geçti. Nereye gitti namaz? Namaz mü’minin miracı. Tamam, bak bakalım namaz nereye gitti. Gördün mü namazının nereye gittiğini? Tahkiki. Ooo diyor ki iftarın oruç tutanın ben dudağın yanında dururum.
Onun ağzının kokusu bana mis gibi olur. İyi dudağın da ne taşıdın gördün mü hiç? Oruçluyorken dudağın yanında ne vardı bak. Gördün mü iftar edeceğin zaman? Ben onunla iftar ederim dedi eyvah. İhtar sofrasında ne düşündün? Lan şu çorba olmadı dağın kör olasınca kadın ne çorbayı erken getirmedi mi diye düşündün? Yoksa eyvah, lan ne beraber iftar edecek olan var. İftarımı ben biraz daha geciktirirsem o biraz daha duracak. Ben tecelliyete tabi olayım. Beş dakikada duruyorsan sevgiliyle beş dakikada durayım. Mı diye düşündük. Yoksa çorba oldu mu? Ne yaptın bu katmerlerin börekleri? Ya oruçluyum bilmiyor musun ya sen ne biçim insansın ya mı dedik. sûfî terbiye az önce burada tasavvuf tarikat nedir dedik ya dedik ki sûfî tasavvuf. tasavvufun dergi budur.
Sufilin dergi budur. Sufilin derdi taklipten taklise geçirmektir. Sufilin derdi meselenin özüne girmektir. Sakın aklınıza şöyle bir şey gelmesin. Ya namazda hayır yok biz muhakkak namazda çok ehemmiyetli duracağız. Çok tikir duracağız. O namazın mirac olması lazım. O namaz bir ilaç olacaksa o zaman namazı diyor ya Tadil-i Erkan’ın üzerine kılın. Biz Tadil-i Erkan’ın hem Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hadretlerinin kıldığı gibi bu zahiri kılacağız. Ama velakin şunu unutmayın. Musa aleyhisselâm’dan Yahudiler normalde biz burada ne yiyeceğiz içeceğiz. Rabbimden bize yiyecek içecek istediklerinde enteresan bir şey var. Musa aleyhisselâm bana müsaade demiyor. Hemen bir abdest alıyor.
Allahu ekber namaz alıyor. Namazdan sonra elbet açıyor. Diyor ki ya Rabbi bize yiyecek içecek kavmini doyuracak. Cenâb-ı Hak hemen ilham ediyor, vahiy ediyor. Hemen diyor size cennet nimeti. Ağacın olduğu yerden görüntüde bir ağaç var. Ama görüntüde ağacın olduğu yerden bundan pişmiş buldurucu net değil mi? Kavrulmuş cennet elvası yemeye başlıyorlar. Ama ondan öncesinde Musa aleyhisselâm’ın bir namazı var. Yine İsa aleyhisselâm’ın havalileri sonuçta Museli öğretisi almışlar. Museli öğretisi aldıklarından biliyorlar. Peygamberlerine daha önce Musa aleyhisselâm’a bir mucize oldu. Ne? Cenâb-ı Hak onların cennet sofrası verdi. Bildiklerinden diyorlar ki ya İsa Allâh’ına yalvar da bize cennetten sofra göndersin.
5. Bölüm
Burada küstahlık var aynı zamanda havalilerde. Nasıl küstahlık var? Musa aleyhisselâm ile İsa aleyhisselamı yarıştırıyorlar. Daha doğrusu devirdendiriyorlar, ispatlandırıyorlar. Onun peygamberliğini sorguluyorlar. Musa’ya olduğu gibi buna da olacak mı diye. İsa aleyhisselâm da namaza duruyor hemen. Hemen o da namaza durduktan sonra Cenâb-ı Hak onun isteğini yerine getiriyor. Aynı şey Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Mekke döneminde var. E bu cehim diyor ki buradan beni çıkarırsan senin peygamberliğine şehadet edeceğim. Hemen iki rekat namaz kuruyor Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Allâh’tan diliyor evini kaldırıp elini uzatıyor, urgansız çıkarıyorsun.
Diyor ki yok kardeşim oğlum vallahi senin şu yaptığın benim çok hoşuma gitti. Var diyor sana inanacağım bak. Ancak diyor sen bir de şu ayı da diyor ikiye böyle ay da çıkmış böyle doğun ay. Şu ayı da diyor ikiye böyle senin peygamberliğine vallahi iman edenlerden olacak. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir kişinin daha hidayeti için uğraşmayacağı bir şey yok. Hemen bir daha namaza duruyor enteresan. Namazdan sonra elini kaldırıyor Allâh’a dua ediyor. Ve kalkıyor hiç konuşmadan ay’a işaret ediyor. Ay ikiye bölünüyor. Ay ikiye bölününce o zaman diyor ki evu cehim. Vallahi senin şimdi büyücülüğünü ispat ettim diyor. Sen bir göz boyatımcısı yapıyorsun. Bakın bunlar bu üç tane peygamberin mucizesinin evvelinde üçünün de namaz kılması var.
Bu nasıl bir namaz ki eşyanın eşyaya hükmedilmesine sebep oluyor vesile oluyor. Demek ki öyle namaz kılmalı ki bakın öyle namaz kılmalı ki eşyanın hakikati bize gösterilmeliydi. Buna normalde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri normalde namazın üzerinde o kadar çok duruyor ama sebebi Kur’ân-ı Kerim. Diyor ki namaz sizi kötülüklerden alıkoy. Namaz manaya geçti. Namaz kılıyorsan manaya geçti. Şeriaten daha birinci kategori bir adım var namaz seni kötülüklerden alıkoymalı. Namaz seni kötülüklerden alıkoymuyorsa namaz tahkike geçmedi. Taklidde oldu. Taklidde olunca sen Hz. Peygamber gibi sallallâhu aleyhi ve sellem gibi evini yüzünü yıkadın ayağını yıkadın başını mest ettin. Taklidi onun gibi namazı kıldın ama seni kötülükten alıkoymadı.
Sen kendi kendine çiftlik çarşılığına devam ettin. Ben ne yapabilirim, nasıl kötülük ederim, kimin zulmederim, nasıl ederim diye düşündüm. O zaman namaz tahkike geçmedi. En büyük sıkıntı İstanbul dünyasında bu. İnsanların tahkike geçmemesi bu noktada. Müminlerin tahkike geçmemesi. Bu noktada ihlas ve samimiyeti yakalayamamaları, aşıklığı yakalayamamaları. Namaz kılıyor ama namaz tahkiki değil, taklidi. Babası namaz kılıyor, çocuk namaz kılıyor. Bunun gibi. Bu ilk etapta çocuksa bunta sıkıntı yok. Ama hala da aynısına, hala da çocuk oda. Ergen niye erişmedi? Ergen, 50 yaşına gelmiş. Ergen değilsin. Ya neden? Sen hala da taklidsin. Çocuksun. Kötü mü? Değilsin. Cennetlik misin? Her cevap cennetliksin.
6. Bölüm
Geldi BDV’nin birisi. Dedi ki bana ne yapacağımı söyle. Ben iman ettikten sonra ne yapacağımı söyle. Beş vakit farz namazını kıl. Otuz Ramazan farz olucunu tut. Dosdoğru ol dedi. Dosdoğru ol. Bu sana yeter. Bundan başka bir şey var mı? Yok dedi. Vallahi bundan ne bir eksik yaparım ne bir fazla yaparım. BDV. Hazretim yürüdü gitti. Orada da durmadı. Hazreti Peygamber sabulları ve selamını da dedi ki Bu sözünde durursa ehli cennettir. Buna iyi bakın. Taklit bizi cennete götürür mü? Evet. Evet. Sıkıntı yok bundan. Ama sufinin işi değildir. Sûfî taklitle başlar. O durur cemaate zikrullah yapılıyor. Allâh. Herkes öyle Allâh’ı zikrediyor ya. O da Allâh Allâh zikreder. Taklitle doğrudur. Kime bakar?
Orada birisi zikrettiriyor. Ona bakar. Nasıl zikrettiriyor? Kafasını böyle sola doğru yaslıyor. O da sola doğru yaslıyor. Haa. Bir müddet sonra ya neden sola yaslıyor? Sonra neden sonunuzda böyle söylüyorsunuz? Harika. Kardeş bu sûfîler kalp solda yap. Allâh Allâh diye kalbinin üzerine zikrullah ederler ki. Kalbe zikrullah yerleşsin. Kalbe zikrullah yerleşsin. Böyle yerleşir. Usulü budur. Yapılmış şekli budur. Böyle yerleşsin. Haa. Sûfî ana der ki zikrullahın kalbe yerleşmiş olması lazımmış. O yüzden sola doğru bu ritüeli yapıyorlar. Ritüeli amacı kalbe zikrullahın yerleşmesi içinmiş. Bakın o sûfî yol arıyor artık. Araştırıyor onu. Biz de soru soranın önündeyiz. Ben soru soranı severim. Bu ne?
Haa harika derim ya. Onun çünkü merakının celbette o. Bu ne? O hareketli. O devam edecek. O koşacak. O yol yürüyecek. Bu ne? Bu ne? Harika. Bunu nasıl yapacağız? Harika. Bunda bir şey var. Mesela indeki Yunan mitolojisindeki Yunan felsefecileri gibi 30 yıl 40 yıl hiç sormayan değil. Bu Yunan eğitim öğretim sistemidir. Eski Yunan mitolojisinde felsefecilere bir şey sorulmaz. Sadece dinlerler. İslam öyle değildir. İslam’da müşrikler soru sormuştur. Âyet-i kerime-i hizmet olmuştur. Müslümanlar sormuştur. Hadîs-i şerif inzalmıştır. Bak müşrikler sorar âyet gelir. Müminler sorar hadîs gelir. Sufider sorar. Edeb gelir. Terbiye gelir. Yol çıkar meydana. Bir kimse alime sorar. Fıkıh çıkar meydana. Hidayetler gir.
Bunun hukuku ne? Fıkıh çıkar meydana. İlim çıkar ortaya. Soru doğru yerde doğru şekilde sorulursa, ilim çıkar ortaya. Muhakkak bir ilim çıkar. Kur’ân’a sorarsın, Kur’ân’dan dahi cevap alırsın. Kendi kendine hiç soracak bir kimsen kalmadı. Kur’ân’a sorarsın. Dersin ki ya Rabbi, hasreti Kur’ân’ı bana vesile et. Böyle bir derdim var, böyle bir sıkıntım var. Bana buradan bir yol ver. Can’a baksana Kur’ân’ı kendinden yol ver. Manadır bu. O her şeye cevap verir. Onun cevap vermeyeceği bir şey yok. En cahil insan dahi Kur’ân’a dalışsın. Ya Rabbi bana buradan bir yol desin, Kur’ân’ın cevap verir. Bakın Kur’ân ona cevap verir. Ama orada bir de gezel Kur’anlar vardır ya ayaklıdır. Ayaklı Kur’ân’ı bildiğin halde de gider oraya sorarsan bu sefer de hedefsizlik etmiştir.
7. Bölüm
Bu daha farklı bir şey. Allâh bizi affetsin. O yüzden tahkip muhakkak çok önemli. Ama bu tahkip önemli değilse, taklidi terk etmek yoktur. Taklidi esneşmek, taklidi esmek yoktur. Taklit o noktada, ölünceye kadar da bize lazımdır bazı noktalarda. Neden? Biz hangi hale gelirsek, hangi noktada doğursak dururuz, biz sonuçta Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin zahiri olarak yapmış oldukları ibadette hal ve ahvali taklid etmeye devam edeceğiz. Çünkü onun sünnetinin durduğu yere, onun ayağının bastığı yere, biz de ayağımızı basmakla mükellefiz. Onun ayak izlerini takip etmekle mükellefiz. Hatta manen de onun ayak izlerini takip etmekle mükellefiz. Manen de. Sadece hal olarak değil.
Sadece zahiri noktada değil. Manen de onun ayak izleri takip edilir. Manen de. Bir ayak izi hiç bitmeyen, hiç silinmeyen, hiç kaybolmayan bir ayak izi arıyorsa insanlar Hazreti Muhammed Mustafa’nın ayak izine basacaklar. Bu her zaman, her çağ, her güneşin doğup battığı güne ışık saçan bir ayak izidir. O yüzden insanlar bu noktada zerrece, Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayak izine basmama gibi bir hak ve hukukları taklit edilecekse biz hem zahirimizi, hem görünenimizi, hem görünmeyenimizi onun taklidiyle geçirelim. Onun ayak izine basalım. Sonuçta zaten bu işin başlangıç noktası da zahiri olarak bunu taklit et. Başlangıcı budur. Bunu terk edelim. Allâh bizi affetsin inşâAllah.
Sûfîlik mesnevi okumakla mı başlar? Hayır. Sûfîlik hadisi kudside arayan bulur, bulan tanır. Tanıyan sever, seven aşık olur. O bana aşık olursa ben de ona aşık olurum. Ben ona aşık olursam onun canını ben alırım. Hazreti Mevlânâ’da bunu burada hadisi kudside devam ettirir. O bir can alır, binlerce can verir der. Bir can alır, binlerce sayısını can verir der. O yüzden sûfîlik aramakla başlar. Bir kimse arıyorsa onun sufiliği başlamıştır. Burada ne aradığını bak. Neyi arıyorsa onun sufisidir. Neyi arıyorsa bir kimse Allâh’ı arıyorum diyorsa sufiliği başlamıştır onun. Yol arıyor ya kendi kendisine. Onun ormanda o Cenâb-ı Hak ona muhakkak yol açar. Yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız.
O yüzden o kimsenin aramasıyla alakalı. Birisi ona bir çıt, bir kıvırcım çakabilir, bir kıvırcım ona çakabilir, bir kıvırcım ona yakabilir. O kıvırcımın peşine düştüyse o sufiliğe başlamış demek ki. Herkes kendince sufiliğin başlangıcını bir şeyhe bağlanmak olarak görür. Bir kitabı okumak olarak görür. Bu fakir öyle görmez. Bir kimse arıyorsa sufiliği başlamıştır onun. Neyi arıyorsa? Bir kitap okumuştur, bir dergi okumuştur, bir mecmu okumuştur, bir yerde bir ses duymuştur, bir sohbete gitmiştir, bir yere gitmiştir, bir şey olmuştur. O kendince kalbine bir ateş düştüyse, bir kıvırcım düştüyse, bir yol arıyorsa kendine bu noktada bunun sufiliği başlamıştır. bir kadın, bir kız görür ya dışarıda veya bir erkek görür kadınla kızla.
8. Bölüm
Kalbini onun pırpır ettirir, böyle bir içinde bir kıvırcımlar çakar. O erkek arar ya bu kız nerededir, neyin nesindir, hangi mahallede oturuyordur diye. Veyahut da o kadın kendince onu hayaller, bu adam kimdir, nerededir, nerede oturuyordur diye. Bunun gibi bir şeydir bu. Bu nasıl bir kimse? Veyahut da ticaret yapıyordur bir kimse. Önümüz daha önce havlu bornoz işi yapıyorduk biz. Bir kıvırcım bir yerde hesablı bornoz vardır. Duyarsın yani, ararsın onu. Neredeymiş, kimdeymiş, filancı yerdeymiş. Anı nerede arayan, filancı yerde fabrikası var adamın. Gidersin oraya. Çünkü onun sufisisin o esnada. Onu arıyorsun, ne arıyorsun? Ticaret edeceksin, ucuz mal arıyorsun. Ucuz malı nerede duyuyorsan gider oradan onu almaya çalışıyorsun.
Hatta bir arabanın denizinde dediler ki, orada malı var mı içeri giremezsin. Neden dedim ben? Almıyorlar içeri, dediler. Ha iyi o zaman dedim, almıyorlar. Sen önümdeyim ben dedim, girelim içeri. Gittim, selamun aleyküm, aleyküm selâm. Benim meşhur bir katliğim var, o zamanlar. Bir boyanede tuttuydu dediler ki, bir mal var mı ya, beyaza boyattıydık ya. Dediler ki, o fabrikada bir günde boyatırsın ama bundan sonra fabrikadan içeri giremezsin dediler. Boyarım dedim ben, bir günde boyarım. Malı da kamadan aldık, kamyonun üstünde. Gittim ben fabrikaya, kapısına gittim. Bekçi de, hocam buyurun dedi. Dedim, patronla görüşecektim. Hayırdır dedi, fabrikaya satılıp, fabrikaya satın almaya geldim dedi.
Hocam satılıp değil ki dedi, sana mı söyleyecek satılıp satmayacağım dedi. Hemen aradı müdürü. Müdürün bir hacı var burada, fabrikaya satın almaya gelmiş. Müdür diyor ki, oradan duyuyor mu? Bizim haberimiz yok. Allâh bilmiyor mu diyor kapıda, al içeri. Dur, ben içeri girdim. Fabrikaya almıyorlar bu sırada. Müdür dedi, hocam otur, oturacak zamanım yoktur. Benim patronla görüştüm. Hocam haberimiz yok satın canlılar. Demek haberin yok değil mi senin? Ben şimdi buradayım. Senden haberin yok dedim. Tüccarlarım dedim ben. Yarın dağları çerşeye alınca satılır dedim. Ne alakası var? Sen de dinliyorsun ki, neyse. Patronuna haber verdiler. Bir hacı var fabrikaya satın almaya gelmiş diye. Normalde akıllı işi değil tabi.
Adam demiş ki, kim bu? Gel bakayım. Selamun aleyküm. Ben Mustafa Özman, bereket tekstiyim. Buyurun hacı ağabey. Buyurun oturdum ben. Ondan sonra ne içersin? Bir saate kahve içeyim. Hocam hayırdır dediler. Hocam dedi hayırdır. Fabrikaya satın almaya gelmiş. Evet dedim ben. Söyle ne oldu şimdi adam? Dedim bir, ya fabrikaya bana satacaksın dedim. Benim bir kamyon falan var. Bunu boyatacağım. Hacı ağabey dedi ya. Şu benim fabrikam kurtulsun dedi. Seni bir kamyon falan satayım dedi. Boyayayım ya dedi. Tamam dedim tamam. Bu gece boyayacağım. Yarın sabahın ben alacağım. Alacağım bitecek. Bu gece boyayacağım dedi. Tamam Hacı ağabey dedi. Telefonu açtı müdüre. Oğlum dedi. Hacı ağabey benim bir kamyon malı var.
9. Bölüm
Hacı ağabey dedi. Hacı ağabey benim bir kamyon malı varmış. Boyayayım yoksa fabrika gidecek şimdi. Boyadılar. Kamyonu koydum lan. Kamyonu koydum. Malı indirdiler. Kamyoncuya dedim bekle bir gece burada. Bekledi. Ertesi gün sabah de sıcak sıcak. Ramdan çıkıyor paketlenip kamyona. Ramdan çıkıyor paketlenip kamyonu koymuyor. Ben de orada bekliyorum. Boyadı gitti. Al paranı. Dedim fabrika kurtuldu. Selamun aleyküm selâm. Bitti. Şimdi neyin sufisiysem bulursunuz. Arıyorsan sen. Onu bulursun. Arıyorsa. Nerede saklıysan. Zahir olur. Çıkarırsın onu. Arıyorsan. Sûfîlik o yüzden arama kabaşsa. Arama kabaşsa. Cenâb-ı Hak’ta diyor ki Mücahede yolumuzdan mücahede edenlere yollarımızı açarız. Bizde şu var yalnız.
Bir de bir an inşaat. Bize nasip olacaksa gelir canım. Gelmez. Arayan bulur hep. Meşhur sûfî tekerlemesi vardır. Aramakta bulunmaz. Bulanlar hep arayanlardır. Sûfî tekerlemesidir bu. Aramakta bulunmaz. Bulanlar hep arayanlardır. Kim bir adım gelirse ben ona on adım gelirim. Kim on adım gelirse ben ona yüz adım gelirim. Kim bana yüz adım gelirse ben ona koşarım. O zaman sûfîlik aramaktan başlar. Sûfîlik bir adım atmaktan başlar. Allâh bizi onlardan eylesin. Bazı zamanlar sevdiğim insanların konuşmadığım zaman düşünce seslerini duyuyorum. Onlara sorduğum zaman evet onu düşündüm. Ben de diyorlardım. Normal bir şey. Evet bunlar normal şeyler. Bunlar anormal şeyler değil. Bizim içimizde daha doğrusu bunlar normal.
Bizde bunlar anormal şeyler değil. Hatta zaman olur. Öyle bir şey olur. Bir kişi var. 50 kişinin kafasındaki düşünceleri tıkır geçer uyuyamazsınız ondan sonra. Bu da insanda gece uykusuzluğu başlatır. Bu daha da artar. Bu normalde bir hal görmeye başlar o kimse. Hal görmeye başlayınca da gece uykusuzluğu başlar. Çok rüya görenler gece uykusuzluğu yaşar. Rüya görür. Rüya çünkü hamur ve beyne yapar. Zahire tekevriyat yapar. O hafızaya alır. Her rüya her hal hafızaya geçer. Hamur hafızaya geçtikçe de o kimse beyne çalışır. Devam. Uyuyamaz. Derin bir uykuya geçmez. Meşhurdur ya Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem uyuyordur başına melekler gelir onunla alakalı konuşmaya başlar. Uyudur Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adıyla.
Bu esnafı. Ama meleklerinin neler konuştuklarını hepsini bize hadisi kutusu olarak nakberer sonra. Bu onun gibi bir şey. Bazı insanlar kişilerin ismiyle değil ahlaklı ümmeti isimlerle çağırılması günah mıdır? Eğer bir kimse onunla tanınıyorsa ve öyle söylenilmesinde herhangi bir beyiş görmüyorsa kendince bunda bir sıkıntı yok. Ama ahlakı olmayan bir söz de bunun böyle anılmasında hoşuna gitmiyorsa bu noktada iftira ve gizlet noktasına yürütüşebilir. Arkadaş ahiret kardeşi ve dostun arasındaki fark bir kişinin de bir yaşına geldiğinde arkadaşının o olması nedendir? Bu normalde şimdi arkadaş selamlaştığı insanlar arkadaşıdır merhaba merhaba. Bu normalde sûfî dilinde de normal herkes gibi arkadaş olur.
10. Bölüm
Bunda sıkıntı yok. böyle bir ahiret kardeşliği ise bizde böyle sûfî dilinde biraz daha aynı dergahta olan kimselerin ahirette de kardeşlikleri, beraberlikleri devam edecektir diye bu dergâh kardeşliği, sûfî kardeşliği aynı zamanda da ahiret kardeşliği olarak geçer bizim lisanımızda dost derinlediğinde bu daha derinlemesinedir. Dost derilince senlik benlik yoktur ikilik yoktur. Bu biraz bizim normalde insanımızda zor yaşanan şeylerden bir hal. Dost olduğum onun cebi benim cebi yoktur. Bu biraz başvururuz hepimize. Dost derilince benim anladığım bu yaren dudağı hariç her şey ortayamadır. Sen emredin yoktur. Bu biraz sıkıntılı, sancılı bir nokta. Bu böyle herkesten gelebilecek bir şey değil. Herkesten olabilecek bir şey değil.
Allâh bizi affetsin. Bir kişinin 50 yaşına geldiğinde arkadaşın olmaması nedendir? O ki bizde sûfî terbiyesi budur. Eğer biz 50 yaşına geldiğimizde etrafımız hiç kimse yoktur. Hata bizdeyiz. Başladım gıdlatma, hata benim, günah benim, suç benim, kısım benim. Bu. Bakın, bir başkasında hatayı kusuru görmek, bir başkasına bunu yüklemek işin kolaydır. Mesela böyle söyleniyorlar ya, ben doğru söylendiğimden hiç kimse benim etrafımda kalmadı. Hayır, doğruyu doğru bir şekilde anlatsaydım senin etrafında çok insan olur. Sen doğruyu doğru bir şekilde anlatmamışsın. Böyle hiç etrafında arkadaşı, dostu olmayanlar ya cimri insanlardır ya da böyle dili keskin Kur’ân ve Sünnet tarihinde durmayan insanlardır.
Cimrillerin dostu ve arkadaşı olmaz. Böyle herkese eleştirer, bakanlar, herkese laf söyleyen, iğneleyen kimselerin dostu ve arkadaşı olmaz. Yoksa bir kimsenin dili tatlıysa ahlakı yumuşaksa cömertse herkes etrafında pervan edemez. Bunlar çünkü Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarıyla sıfatlanmak yok. Allâh’ın sıfatlarıyla sıfatlananlar yalnız kalmanız lazım. Çünkü Allâh’ın sıfatları mal, şeker gibi tatlıdır. Mal, şeker gibi tatlıysa ve Allâh’ın sıfatları mıknatıs gibidir. Çeker. Çeker. Mıknatıs gibidir. Cenab-ı Hakk’ın sıfatıyla sıfatlanan bir kimsenin etrafında toplanır. Nasıl buraya bir çanak bal koysak bütün arı buraya toplanacaksa nasıl buraya güzel bir pahçe çiçeklik yaparsak bütün arılar, bütün bülbüller büller buraya toplanacaksa ruhunun gibi bir şeydir.
Allâh’ın sıfatıyla sıfatlanan Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti’nin ahlakıyla ahlaklananın etrafında münnet pervane dövdüğünüz. O yüzden kendi kendisine bir kimse eğer bu halde değilse benim etrafımda hiç kimse kalmadı diyorsa o kimse kendisine alacak. Bu noktada kendi ama ahlaki zafiyetlerinden dolayı o kimsenin etrafında kimse kalmayabilir. Allâh muhafaza etsin. Evet, sorular bitti. Efendim, Mesnevî’deki hikayeler bir tanesinde galiba insanlar kazanırlar. Bir şey istersen belam galiba istersen. Belam? Hikayeyi biliyorsunuz, bazı davranışları herkes terk ediyor. Terk etmeyen bir vermişi var. Normalde bu veliullahın üzerinde zaman içerisinde böyle şeyler nakledilir. Normalde aynı şey başka veliler üzerinde de nakledilir.
11. Bölüm
Şahsına minhasıl şeylerdir. Âlemenin hasıl değil. O yüzden onlar kabul edilmez öyle şeyler. Bugün bir Afrika’da Geylana Hazretleri’nden hâlinde öyle bir şey yok. Hamd-i Derva’da yok, Hamd-i Derva Medevi’de İmrân-ı Iskişehir Vülasanın Hazreti Hazretleri’de yok. Hazreti Mevlânâ’da yok, Hacı Bayram’da yok, Kusrad Hazretleri’de yok, Hacı Bektaş Veli’de yok, Muhyiddin Arabi’de yok. Ümmetin çoğunluğuna baktığımızda yok böyle şeyler. Burada biz bir kimseye, sıpkıya anlatılacaksa böyle bir şey anlatılabilir belki de sadık olmak olarak. Ama bunu bir kimse, bir velinin üzerinde Cenâb-ı Hak böyle bir şey tecelli ettirebilir, o velinin üzerinde. Bir kimse bunun kendi üzerinde minhasıl görürse o zaman kendisini velilerden görebilir.
Bu onun hakkı değil. Tevaze etmek gerekir. Bizim kusurumuzdan öyle. Ondan üzerinde öyle tecelli etmiş olabilir ama bu ümmete muhalif ders olarak anlatılacak bir şey değil. Bu şuna benzer. Amac-i mazlunun enen hak demesine benzer. Bu ders olarak anlatılmaz. Yol olarak anlatılmaz. Bu çünkü derste gitip yol da değil. Bunun gibi. Zaman zaman velilerin üzerinde bu tür haller görmüş oldukça bu peygamberlerin üzerinde değil. Bazı peygamberlerin bir tane, iki tane şey olmuş biliyor musun? İnana ne olmuş? Ama bu ümmet-i muhabbeti bağlamaz. Yanlış yapıyorsun değil mi hocam? Efendim? Onu yanlış yapıyorsun değil mi? Kime? Bu noktada bu ölçüye gelmez. Doğru. Bu ölçü değil, ölçü olarak anlatılmaz. Doğru. Bu baştan da karakolji ilişkisinde dışından bağlar tıkılır değil mi?
Aynı şey. Bir kadın normalde çok iyi bir kadın hangi erkek terk eder? Namkör ve zalim olan bir erkek terk eder. Çok kötü bir erkeği hangi kadını terk eder? Namkör ve zalim olan kadını terk eder. E, iyiliği gören, iyiliği gören bir kimse göremez o asil iyi ve iyiliği görüyorsa neyi terk eder? Hiçbir şey terk etmez. O iyi ve iyiliği görüyorsa onu terk etmez. Bunun gibi. Normalde bazı peygamberler önünde iki tane, bir tane müride olmuş. E, bu şey efendinin de bir tane müride olacak. O peygamberin şeyhiyse onun bir tane müridinin olması doğrudur. Senin peygamberinin bir tane müride olmalı. Senin peygamberinin senin peygamberin alimlere vakit gönderildi. İnse ve cinse, inse ve cinniye peygamber olarak geldi.
O zaman o peygamberin velileri de insanları ve cinnilere verildi. İnsanları ve cinnilere verilse bak velilikse mürşidi kamillikse o kimse insanları ve cinnilere mürşidi kamilli. O zaman onun için tek müridlik yok. Allâh’ın velileri vardır. Cenâb-ı Hak biliyordur sadece. Başka hiç kimse bilmiyordur. O mürşidi kamilli değil o. Allâh’ın velileri vardır. Bunu normalde kendisi biliyordur. Bir de Allâh biliyordur zaten. Kendi de kendisi biliyordu. O yine mürşidi kamilli değil. O velilerin en üstünü değil. Allâh’ın velileri var mıdır? Her cevap var. Ama onların birisine bir kelam öğretmekle mükellef değillerdi. İnsanları yol öğretmekle mükellef değillerdi. Onları köprünün altında görürsün, dilenirken görürsün, çöplükte görürsün, yolda yürürken görürsün, camide görürsün, her yerde görürsün onları.
12. Bölüm
Bizim insanımız da onları yüce attı. Neden? Çünkü ona yalan söyleme demiyor. Çünkü ona gıybet etme demiyor. Çünkü ona namazını doris doris kıl demiyor. Nefse tatlı geliyor. Bir evliya al. Ne hoş. Ne hoş. Mürşidi kaminin dizinin dibinde durmak zor. Onu diyecekler ayağını topla. Dostları dur. Edepli ol. Ne? Yanlışa baktın. Al. Dostları durdurdun yana. Haa. Ondan nefis kabul etmiyor. O yüzden böyle bir sakin yönetim varmış. Hiçbir işe yaramamıştı. O yüzden. Vay. Onu hiç kimse bilmiyormuş. Allâh’ın saklı hazinesindir. Allâh hazinesini saklasaydı varlığı yarattı. Allâh hazinesini ona mı? Onu Hazreti Peygamberine vermedin mi? Ona mı? Boş laf onların hepsi. Allâh’ın fesini. Bu fakir tanıdı birisini mesela.
Zaman zaman şehirlerde vardır böyle. Bursa’da da var böyle. Köprünün altında yaşıyor. neyse. Bir gün ay yüzelemesi gece ne oldu? 12’de dedi. Bir gittim. Bir döner cidden istedim. Bir döner kestirdim. Gittim yanına. Böyle durdu. Bayağı oluyor tabi. Mustafa Efendi dedi. Halinde gördüm de seni gelmeyecektin dedi. Neye gelecektim ki dedim ben? Ben de. Böyle vakti. o alışmış. Ona herkes böyle ihtimav edecek. Neye gelecektim ki dedim. Sen açsın dedim. Allâh beni gönderdi sana. Doyuran benim. Bu durdu. Dedim. Doyuran benim. Gören benim. Ben şimdi beyazlıktan konuşuyorum şimdi. Bunları vakti. Nasıl uyandı? Beyazlıktan ödeymiş herhalde ben. Özür dilerim dedim. Yok dedim. Özür dilerim dedim. Allâh’ın verdiğini dedim.
Sakın böyle kullanma. Dedim senin şeyhinin olmadığından kaynatma dedim. Şeyhsizsin. Kabuz hali var üzerinde. Kabuz hali olmasaydı dedim ben. Ya Rabbi filancadan ben kebap istiyorum. Demezdim dedim. İmtihan etmezdim onu. Bu kaldı. Sizin dervişlerden biri geldi de dedi. Oradan intihar ederim. Dedim kendince. Ya burada görülmeyecek misiniz? Son gezen misiniz? Gittim baktım yok. Onlar kıymetli değildir. Herkes onları kıymetli görür. İnsanların içerisinde insanların reca ve cefasının içerisinde görmek. Yok. Herkes insanı dirsek vurdu. Omuz vurdu. Tükürdü. Ayağına bastı. Arkandan eleştirdi. Titikledi. Tırmaladı. Tırmaladığı yerdir. Yok. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem adetlerinin yoluna dikenler attılar.
Diken. Yolunda diken varsa yol gidiyorsun sen. Yolunda diken yok ise aha. Yola oynayan yol yok. Öyle mi yok? Secdede başına işkembe konduysa yoldur o. Senin başına işkembe koymayacak şimdi. Senin başında işkembe var ama. Ne işkembesi var? Kendi işkembe var. Dünya sevgim var. Sen secdeye gittin derdin. Senin sırtında işkembeyi taşıyorsan sen de o işkembe var. Ne o? Dünya sevgisi. Dolu içi. İçi dolu. Onda dünya sevgisi yoktu. Ümmete işaret etti. Dedi ki benim o boynuma benim kapıma işkembeyi koydular. Ne işkembesi? Deve işkembesi. Ne olur işkembenin içerisinde? Çok hafif edersiniz. Boğul. Bize işaret o. Sen de ne var? Dünya sevgisi. Hırs tamam hepsi var. Namazın hakikati. Sen bunlardan kurtulmaya çalışıyorsun.
13. Bölüm
Sen bunlardan kurtulmazsan yok olmalı. İşkembe boynunda yürüyorsun boynuna. Necasette dolaşıyorsun o zaman. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu noktada yalnız olan o evliyalar değil milletin dikkatini çeker. ya Rabbi ricali gayp erenlerden derler ya ricali gayp eren. onlar ricalen ama hiç belli değil. Hiç kimse tanımıyor. Onları kıymetli görürler. Bor. Onlar kıymetli değildir. Kıymetli olan Hz. Muhammed Mustafa’nın yolunda giden Mürşid-i Kamil’e kıymetlidir. Nefsin yetiyorsa onun yolundan git görememse. Bu. Ama insanoğlun nefsine tatlı gelir mi yok? Öyle şey hep ağlamam. Nefsine tatlı gelir. Şeyh ölmüş ya. Ne Kamil’di ne Kamil’di. Ne iyiydi. Sürmeni görseydin. Kalem kaçtıydı. Vah. Bir türlü kıymetini bilemedik biz onu.
Hayır. Şimdi şimdi öyle zaman mı var ya? Şimdi öyle şey yok ki. A olsa bağlanacaksın yan değil mi? A bağlanacaksın. Allâh mahçurlu ve kısıklıydı ya. Onun yerine doğulurken birini göndermekten uzaktı ya. Allâh’ın nezi, ismi, şerifi kesinti uğradı. O zatın ölmesiyle. sıfat rapa kalktı. Küfür. Küfür. Ondan sonra bir de fotoğraf bizim şeyhimiz devam ediyor da. Buradan devam ediyor. Ha onun şeyhi kimdi? Filancaydı. E neden onu da devam etmedi? Allâh’ın zahvesi. Hakkınızı helal edin. Allâh’ın zahvesi. Âmîn. Gündem serbestlikle mi çarpmış? Orada bana sorulsun ya. Mezar yeri yaptırılmaz bir kahve yok. Mezarın belli olacak kadar mezarın mezar yerinin belli olacağı kadar mezar işaretini cahil. kimse burada kim yatıyor?
Alman’da bu mermer yatıyor. Başından bir tane. İsmin belli olacak. Bu tip mermerdi gösterişli. Bundan hiçbirisi de cahildeydi. Çok masraf ediyorlar Müslümanlar mezarlar. Bu kadar masraf etmeleri cahildeydi. Ya normalde mesela mermerdi boydu bunlar cahildeydi. Mezar belli olacak Orada iki yüklü var çevirecek orayı. Başında da bir tane 2010 bozduğunla alakalı bir isim tamam. Bu neden önemli biliyor musunuz o mezarın bu kadar bu isminin belli olması lazım. Bir kabristanda insanların aitiyet tespit ettikleri ben buraya aitim dedikleri yerde bir kabristandaki yatan kimseye bir kimse atasın cekli ordundur ona aitiyet tespit eder. Benim babam burada yatıyor. Bu toprağa da aitiyet tespit etmiş olur.
O yüzden mezarlar ve mezarlıklar bu manada önemli. Bunlar vahabil. Bunkenat-i suhut’ta şu anda vahabilik var. Vahabilik de böyle bir nesnettirilen de değil. Bunlar bu noktada kendilerinde böyle bunun sonrasında bir noktaya geldiler. Bu böyle enteresan noktalarında devam ediyor. Böyle enteresan şeyler var. Böyle yaparaktan bunlar bir sürü sahâbe mezarını tabricası yıktılar katlettiler. Bu ehl-i beytin mezarlarını katlettiler. Büyük insanların bu noktadaki durdukları her şeyi katlettiler tabricayız. Onlarınki ölçü değil. Biz onları ölçü olarak konum etmiyoruz. Ben az önce bir söylediğim şeyden anlatıyordum. Bu noktada şimdi ölü bir müşrikam yaparlarında tüm eğitim olur. O kimse normalde bir kimse derse ki şu anda veli yok.
14. Bölüm
Veli olmadığı için biz veli yok. Biz inanmıyoruz velinin olduğuna. Son veli buydu derse evet. Öyle derse evet. Ama şunu diyorsa bir kimse normalde kendince bir şeye bağlanmaya artık kabul etmiyor. Evet. Bunda bir sıkıntı yok. Anlatabildim mi? Evet. O zaman sıkıntı olur. Veli ismi şerifi çünkü Allâh’ın sıfatıdır direkt. Allâh’ın bir sıfatını yok hükmünü görmek. İnkıta’ya vururdu. Kesildi hükmünü görmek kuburdu. Allâh vasili görendir. Duyandır. Şimdi normalde diyeceğiz ki Allâh’ın nasil ismi şerifi? Yok. Allâh muhafaza etmesin. Bizim yolumuz zor yalnız. Sıkıntı da çok bizde. Biz böyle perler rüyalar anlatır mıyız ete? Biz diyoruz yol zor, sıkıntılı, nefis ve mücadele lazım böyle. Verin bir dez geldim.
Adın ne? Adnan. Gel bakalım. Allâh kahretmesin inşâAllah. İşin bile nasıl gelsin inşâAllah. Allâh devamlı eylesin. Şimdi en az bir sefer yapacaksın inşâAllah. Adın ne? Allâh kemal et eylesin. Aynı şey senin için mi geçer? Yolumuz kolay değil bizim yolumuz. Tamam. Öyle evvel alnım pek kolay sandım. Kat ve kat yandım yok. Biz öyle avlatıcı değiliz yani. Yolumuz zor kahve. Allâh muhareket eylesin. Kemal kahretmesin. Allâh kemal eylesin inşâAllah. Allâh muhareket eylesin. En az bir sefer yapacaksın inşâAllah. İlahi var ya evvel alnım pek kolay sandım. Kat ve kat yandım. Ben onu heves ettim. Bizim yolumuzda öyle bir şey yok. Aldanmak yok. Yok yok. Size kolay bir yol söylemiyoruz. Bir yol kolay değil.
Öyle şeytanla mücadele kolay olsaydı herkes atlatacaktı geçecekti. Nefisle mücadele kolay olsaydı o gazeteki haber salınmaları vesaire olacaktı. Kolay edecekti. Nefisle mücadele dedi ki ey asraflar. Küçük cihattan büyük cihadadır mı? Nedir ya Resulallah? Nefisle cihadadır mı? Bak küçük cihattan büyük cihadadır mı? Ne? Bu büyük cihâd ne? Nefisle mücadele. Biz şimdi normalde insanla nefisle mücadele en büyük cihâd derken salınmaları vesaire maddetleri bazıları adam toplamak için insan toplamak için bu yol kolay değil. Değil kardeşim ya. Kolay olsaydı herkes soruşu olup çıkacaktı da cümle alemin soruşu olacaktı. Kolay olsaydı. Kolay değil. Değil. O yüzden zora davet ediyoruz biz. Kolaya davet edemiyoruz.
O yüzden ben hatta bazen derim arkadaşlar aklımız fikrimiz yerinde derken gelip gelmiyor. Öyle. Aklımın yerinde kaç kaçabildiğin yere kadar kaçabilirsen o tarafa ol. Birisi de ölmüyor bana. Ya da hem doğruluyor hem kaçın kaçabildiğin yere kadar diyor dedi. Millet geliyor dedi. Ya ateş böceği olmak böyle bir şey değil mi? Ateş böceği böyle bir şey.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Sabır, Hamd, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı