Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

462. Dergah Sohbeti — Sufi Hareket, Ehlibeyt Kökeni, 28 Şubat ve Zulme Direniş

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 462. Dergah Sohbeti — Sufi Hareket, Ehlibeyt Kökeni, 28…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Kolum adlı. Şöyle bir bakayım. Tamam. Hoş bulduk. Şurada duymayın içeriye atın siz. Şimdi bunu serat açalım. O noktada şeyle alakalı. Geylanat ettim. Normalde çünkü kendisi kendisi Bağdat’ta malum Moğol istilası oldum. Moğol istilası olduktan sonra normalde Moğol istilada o da kayın alıp kayın alınca da yazılı olabilse herhalde birçoluğu kalmaz. Aynı şey Ahmet Erdoğan tepki edecek. Onun da eserleri kalmadı. Çünkü bu noktada Moğol istilası zamanında Bağdat’ta ne varsa hepsi yıkılır. Hatta derler ki Moğol istilası olduktan dijde bakıyorlar. Dijde de kitap yürütülür. Günlerce derler. O yüzden normalde çok şey yapmıyor. Bu noktada çok şey yapamayacaklar. Allâh’ını seversen. Çok böyle sağlam bir kaynak olarak görebilecekler.

Yine de incelemek lazım. Selamun aleyküm. Yanında bir muhabbet ettik ama hakkınızı helal edin. Soracağınız bir şey varsa sorayım. Önce sor. Soru anlatalım. Sorabilirsin. Sorabilirsin. Önce sor. Soru anlatalım. Sorabilirsin. Mevlânâ Hazretleri çok farklı ki bu ülke derhalde namazının kurulması Sadatı Konya’yı nasip ettiği bir kitaplarda yazılıyor. Ama Sadatı Konya’yı bu namazı kıldıramadığı söyleniyor. Ama Sadatı Konya’yı gibi bir ulema alimdir. Ölümün ne olduğunu bilen alimdir. Neden bu namazı kıldıramadığı bir ulema kıldırılıyor? Böyle bir rivayet var. Ölüm tarihleriyle alakalı netlik yok. Sadatı Konya’yı bile Hazreti Mevlânâ Cevatı’nın mağazetlerinin arasında böyle bir rivayet var. Böyle bir şey umursayamıyor.

Bu rivayetin ne kadar doğruymuş ne kadar doğru olmalı demektir. Şöyle şöyle söyleyeyim. Sonuçta Hazreti Peygamber Savunma’nın ve Selim Hazretleri cenaze namazı kılındıysa geri kalan nakdimi cenaze namazı kılındı. Sadatı Konya’yı Hazreti’nin böyle bir şey yapmadığı böyle bir şey yaşanıp hemen ortaya girelim biraz daha bir şey olsun. Kavunlar bir türlü yetişmiyor herhalde. Normalde Sadatı Konya’yı böyle bir şey yapıp yapmadığı, yapmadığı insana değinemez. Bu noktada söyleyecek bir söz yok. Ben batıp şey yapıyordum. Çok takılmıyorum zaten. muhakkak bir alemin ölmesi bir alemin ölmesidir. Hadîs-i Şerif muğdilince o kendisi de bir alem öldüğü şurada birisi ben de düşünüyordum. Ama evet bir alemin ölmesi bir alemin ölmesidir diye baktığımızda orda türleşen insanlar için geçerlidir bu.

Yoksa alemde değilsen bir şey olmaz. Ve daha ilerisi bir kimse vefat eder ki de Allâh eline yerisini koyar. O yüzden muhakkak alem dönemlidir. Ama Allâh’ın arzunun noktada hiç boş değildir. Cenâb-ı Hak yenileri ile doldurur dolduracaktır da. O yüzden bir kimse vefat eder gider. Cezarlıkta vazgeçemez insanlarla doldurur. Allâh bir şey yırttıysa yerine yeniden daha iyisini ve daha iyi iyisini verecektir. Daha iyisini ve daha iyisini versinse de o zaman yıkılmaktan insanlarını düzeltemezler. Hakkada günden siz de gelin bu taraftan. Yüzünüz, gözünüz ömrünüze değilsinler. Evet. İslam tarihinde böyle evliya minkabölleri çoktur vefat eden evliyalarla alakalı. O yüzden vefat eden evliyalarla alakalı, yirmi milyarlarla alakalı o kadar çok şey konuşulmuş ki, insanlar bu noktada kendi kendilerine onların vazgecinle doğduklarını düşünmüşler.


2. Bölüm

Birlikte sonra bu algı daha da farklılaşmış. İslam dünyasının geri kalmasına sebep olmuş. İslam dünyasının geri kalmasına nasıl sebep olmuş? İnsanlar normalde bir gazali gibi bir ayrı bir dagah geleceğini, bütün ilimleri bu noktada bitirmeyi düşünerek de gazaliden daha ileriye gitmeyi düşünmemişler. Ve hatta Harabi gibi bir kimse gelmiş. Harabiden daha ileri bir kimse gitmez. Harabiden daha ileri bir kimse olmaz diye düşünmüşler. Harabiyi normalde bu noktada muhakkak ki olduğundan fazla göstermişler. Ve Hazreti Mevlânâ gelmiş. Hazreti Mevlânâ gibi bir kimsede gelmez. Bu noktada gelmesi de mümkün değil demişler. Hazreti Mevlânâ’nın sonra yetişmemiş gibi görmüş. Veya da insanlar bu noktada böyle düşünmüşler.

Oysa Cenâb-ı Hak dinini, nurunu tamam edecekse Cenâb-ı Hak her döneme, her zamanla, her asra, her mahalleye, her köye, her eve muhakkak ki kendi hidayet yolunu anlatacak vazifeler tayin eder. O yüzden bundan sonrası harap demek, bundan sonrası yalan demek, insanları kandırır. Tarih boyunca da insanlar bu noktada kanmışlardır. O yüzden ölen liderleri peşinden gidenler, o yüzden ölen şeyhleri peşinden gidenler sonuçta bu sebepten dolayı bütün herkes kendi kendine, kendi kendine aldatmış kandırmış. Aynı sıkıntıya Osmanlı’da düşmüş. Osmanlı’da normalde kendi zamanında, kendi çağında yenileyememiş. Ne fıkrını, ne felsefesini, düşüncesini yenileyemeyince de patmış, dağılmış. Kendisini yenileyemeyen felsefet, düşünce, bunu hareket, ne dersiniz değil.

Eğer kendisini yenileyemiyorsa ve kendi bulunduğu çağ, kendi bulunduğu zamandan daha ileri göremiyorsa ve daha ileri sıçratamıyorsa o da patmaya mahkumdur. Devletlerin battığı gibi, fikir ve düşüncelerin battığı gibi. O yüzden, muhakkak ki bir insan geçmişine dönüp, geçmişinden dersini almam geliyor. Geçmişiyle alakalı, geçmiş kültürünü reddetmek, şanlısıları reddetmek, kimlikleri, kişilikleri reddetmek değil. Geçmişte bağımızı koparmak demek değil. Ama biz geçmişten öğreneceğimizi öyle öğrenelim, alacağımızı alalım. Biz daha ileri doğru koşalım. Biz oku, onların attığı yerden daha ileri atmaya çalışalım. Bizden sonra gelenler de onlar da oku yeğeni alıp daha ileriye doğru atsınlar, daha ileriye doğru atsınlar, daha ileriye doğru atsınlar.

Eğer zatın birisi bize birinci kat semavat anlattıysa, ikincisi gelsin, ikinci kat semavat anlatsın. Üçüncüsü gelsin, sonraki dördüncü kat semavat anlatsın. Avucunun inci gibi anlatsın. Bunun gibi bugün mesela fıkıh noktasında da İslam dünyasında sıkıntı yaşadık. İslam dünyasındaki sıkıntının sebebi fıkıh dünyasında taklitçilikten bilerek gidemeyişler. Taklit ediyorduk gerekiyor. Neden oruç sabır gerekiyor? Biz eğmemeye sabredeceğiz ordu. Direnme bu. Bu doğru da direnme. Sabır doğru da direnme olması lazım. Sabır doğru da direnmeyse, evde kadın zulmediyor adama. Evde kadın zulmediyorsa, hakkının dişine çıkıyorsa erkek onu doğru yola getirmek için sabırla mücadele edecek. Ama mücadele edecek.


3. Bölüm

Aynı şey, kadın kadına zulmediliyorsa kadın da erkeğe sabırla mücadele edecek. Bunu doğru yola getirmek için. Buradaki sabırla sessiz kalmak olarak algılıyorsa sessiz kalmak yok burada. Burada İslam hiçbir yerde sessiz kalmaz. Mümin sessiz kalmaz. Orta yerde bir haksızlık var ise mümin için orada sessizlik beklemek, dişsiz şeytanlık demektir. O yüzden aile içerisinde bir problem var ise Âyet-i Kerim’de diyor ki siz bir hakeme bir hakemle mesele nizarete dini bilen bir kimse tarafsız bir kimse ikisinin arasında hükmedecek. Diyecek ki sen burada zulmediyorsun. Zulmediyorsun. Az önce iş yerine geç kalmamın sebebi oldu. Biraz geç kaldım hakkınızı helal edin. Bir arkadaş geldi ailemsel bir mesele soruyor.

Ben de dedim ki yok öyle bir sabır. Evliliğin içerisinde tarafların yapacak olduğunu uyacak olduğunu, haller belli. Şimdi kötü bir adam var kötü bir adam zulmediyorsa bir kadın ayrıldı ondan. Niçin ayrıldı? Zulmediyor evde bana. Ayrıldım. O adamın bir daha evlenme şansı çok az. bu şuna benziyor. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri zamanında bir komşusu bir komşuya zulmetiyor. Gidiyor ki Hazretleri sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Ya Resulallah diyor. Bana böyle böyle yapıyor. Sen diyor eşreni topla evinin önüne koy. Derlerse ki diyor nereye gidiyorsun? Komşum bana zulmetti. Ben komşumun zulmüne dayanamadım. Buradan artık gidiyorum. Göçüyorum buradan diyor. Sorana. Bakın enteresan bir şey.

Biz bunu böyle konuşmaya kalksak şimdi bize derler ki sen devlet ediyorsun. Öyle değil mi? Eşyasını topluyor kapının önüne koyuyor. Geleniden başlıyor sorma. Emir öyle çünkü. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki Eşyasını topla, kapının önüne koy. Sorana. De ki komşum bana zulmettiği için ben buradan göçüyorum. Birisi soruyor. Hayırdır? Komşum bana zulmettiği için ben diyor. Göçmek zorunda kaldım. İkincisi, üçüncüsü, dördüncüsü o komşunun kulağına gidiyor. Koşuyor Hazreti Peygamber efendimize. Diyor ki efendim hakkınızı helal edin. Ben böyle böyle yaptım. Git diyor. Onunla helal. Koşuyor. Komşum diyor. Hakkını helal et. Ben sana zulmettim. Bir daha vallahi seni rahatsız etmeyeceğim.

Ne olursun diyor. Eşyanı içeri taşı. Haydi gidiyorlar Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yanına. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri huzurunda söz veriyor. Diyor ki ben bir daha zulmetmeyeceğim Ya Resulallah. O zaman sen diyor eşyanı içeri taşı. O zaman ki kadın zulmetiyorsa adama adamın eşyasını alıp kapının önüne çıkma hakkı var. Ve Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem gibi dama çıkacaktı. Ne yaptı? Dünyada çok sıkıştırınca kadınlar çıktı dama. Birinci gün inen yok. İkinci gün inen yok. Üçüncü gün inen yok. Haydi geri gel. Ey Habibim istersen hepsini de boşal. Allâh sana daha iyilerini de verecektir. Bir telaş Hazreti Ebubegir efendimiz geldi.


4. Bölüm

Hazreti Ayşe annemizi dövme. Onu dövültürme dedi. Hazret-i Ömer efendimiz geldi. Hazreti Esma’yı dövme. Dövdürtürme Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Kimseyi de dövdürtürmüyor. Herkes kendi kızını sıkıştırmaya başladı. İnmedi. Dövme dedi. En sonunda kadınlar söz verdiler. Dediler ki bir daha dünyalık senden hiçbir şey garip etmeyeceğiz. Bizi nikahında tut. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Ondan sonra indi. Damla aşağı. Şimdi dikkat edin. Zulüm varsa ortaya bir tane. O zulmüne karşı sessiz kalmak zalimin zulmünü çoğaltmak. Kim zulmediyorsa bu noktada illaki ya o zulmet bu zulmet noktasında kim zulmediyorsa eşler birbirinden zulme tümeleri gerekir.

Eşler birbirinden zulme diyorlarsa Konağın sünneti bu yok. Bu zulme karşı direnmek direnmekte sabır, gerekir. Allâh biz onlardan ayarlasın inşâAllah. Bu güzelmiş ya sorun. Ne yapalım? Biz tarikatı televizyonda acımendilerden gördük. Tariqat dedik. Acımendiler en tarikat değillerdir. Onlar böyle hem kimler böyle kendilerini ehli tarikat gibi de tanıtmıyorlar zaten. Ama televizyonlar bunların ehli tarikat gibi tanıttı 28 Şubat’ta. Acımendiler aslında Risale-i Nur okurlar. Kendilerine olman ne Risale-i Nur uçulardı. Risale-i Nur’un içerisindeler acımendiler bir kelime var. O kelimeden kendilerine bir bayaya çıkardılar. O noktada kendilerine acziyet yolunda olduklarını söylenler Risale-i Nur’un içerisinde.

Tabi ne yazık ki Türkiye’de bütün her şey çatıltıldığı gibi bu mesele de 28 Şubat’ta çatıltıldı ve 28 Şubat acımendilerin o görüntüleriyle medyaya muazzam olup bir hükümetin devrilmesine ihtilalin olmasına sebep oldu. Ne yazık ki Orta Doğu ve Osmanlı coğrafyası dini topluluklarla çok imtihan olur. Çok kullanılır. Bu noktada yaklaşık bu İslam dünyasında bu Allâh ne yazık ki bizi buradan imtihan eder dini içerisindeki topluluklarla herkes imtihan olur. Biraz daha geriye giderseniz haşhaşiler deminen son dönem aslında bu normalde tarih olarak bakıldığında bunlar mevcut var. Baba Resul isyanları, baba isyat isyanları, Selçuklunun son devri Selçuklunun batmasına sebep olmuş. gibi İslam dünyasında büyük bu tip sapık algılarla sapık düşüncelerle çıkmış değişik dini topluluklar vardır.

Bu değişik dini topluluklar ne yazık ki İslam dünyasının başına tarih boyunca sıkıntılı olmuştur. Ayrıca mendiller de son dönem bunlara sapık temmimiz mümkün değil ondan sonra onlar da son dönem 18 Şubat’ta vazifelerini icra ettiler vazifelerini icra ettikten sonra da onlar kendi kabuklarına çekildiler. Belki de onlar da kendilerinin nereye koştuklarını bilmiyorlardı. Böyle insanlar ne yazık ki nereye koştuğunu bilmezler içlerinde, etraflarında, ortanolda ve yukarı Mesopotamya’da ve hatta İslam dünyasında içerisinde değişik cemaat ve tarikat görüntüleri altında uluslararası değişik kuruluşlara güç veren hizmet edenler olabilir. Bu tarih boyunca olmuş. Tabi ki şimdi azimendileri desek ki siz 28 Şubat’ta kullanıldınız onlar kabul etmeyeceklerdi sonuçta.


5. Bölüm

Veyahut 28 Şubat’ta kullanılan cemaatler tarikatlar gibi görünen topluluklar vardı. Bunların 28 Şubatçılar kullandılar bu kullanılanlara gitseniz deseniz ki siz kullanıldınız 28 Şubat’ta onlar bunu kabul etmeyeceklerdi. Aynı şekilde 12 Eylül’de de kullanılan tarikatlar, cemaatler vardı. Zaman zaman siyasi partiler değil, siyasi partilerin üzerindeki değişik güçler Türkiye’de operasyon yapmak için cemaatleri ve tarikatları kullanır. Ne yazık ki cemaatleri ve tarikatların içerisindeki zayıf halakalar, bu noktadaki zayıf şeyhler zayıf hocalar kendi açıklarından dolayı kendi açmazlarından dolayı kendilerinin kullanılmasına müsaade ederler. Böylece de cemaatin kullanılmasına veyahut bu tarikatın o toplumun kullanılmasına da sebep olur.

Bunlar zaman içerisinde görürsünüz de duyarsınız da bakarsınız da kendi İslami duruş ve yapılanmalarının bu noktada da böyle çok Kur’ân Sünnet çizgisinde olmadıklarını da görürsünüz. Şimdi tarikat denilince bu eski bir değil. Biz tarikat mıyız? Türkiye’de tarikat var mı? İşim meseleyi buradan başarırım. Tarikat eski birinde nefsin kademelerine geçen, tarih yol demek, katta nefsin meraklıları nefsin meraklılarının geçindiği bir okul manasında albümleridir. Ama Türkiye’de tarikat konuşacaksak Türkiye’de 100 yıldır tarikat yok. 100 yıldan beridir. Ehli tarikat var ama tarikat kurumu müessesesi yok. Türkiye’de bir tarikat yok. Bir tarikat yapılanması da yok. Hiçbir yerde olması da mümkün değil. Bir, hukuken mümkün değil.

İki, işleyiş açısından mümkün değil. Fizik olarak mümkün değil. Hukuken mümkün olmayan bir şeyin fizik olarak mümkün olması da mümkün değil. Biz şimdi olmayan bir şey konuşacağız. Tarikat belli ritüelleri olan belli kıyafetleri olan belli günlerde belli dersleri olan belli mekana olan bir okul, bir eğitimhane var mı? Yok. Neresi var? Örneğin. Diyeceksiniz ki meyzen var. Örnekliyorum şimdi. Yok. Orada oturup da normalde insanla tedbirsat görüyorlar mı? Hayır. Soruyorum gidip gelenlere diyorum ki külde gibi bir yer var mı? Orada oturuyor talebeler, ders okutuluyor mu? Bir şey yapılıyor mu? Yok. bir arkadaşa sordum. Ne yapıyorlar? Ne dersi veriyor? Ne sohbeti var? şimdi konuşursam yanlış anlaşılacak.

Susayım. Susmak yolunu seçeyim. Türkiye’de ses getiren başka diyebilirsiniz ki Esat Yosyan efendinin dergahı var mı? Yok. Kimi? Siz hangi aklınıza gelirse gelsin isim sıralarsam şimdi buradan sanki eleştiriyormuş gibi oluyor. Biz de dahiliz buna diyorum zaten. Tarikat yok. Peki Türkiye’de ne var? Nereden çıkıyor ki bunlar böyle bir böyle ehli sûfî ehli tasavvufu, böyle nitimik ve kaybı halleri var mı? Bulundukları yerde kendilerine bir hizmet alanı alırlar. Bakın bu ehli sûfî için söylüyor bunu. Ehli tasavvuf için söylüyor. Ehli sûfî için kıyafet ehli sûfî için mekan, ehli sûfî için ritüel siyrette de siyrette değil Allâh sizin siyretlerinize bakmaz, siyretinize içinize bakar da ve sûfîler bulundukları yerde muhakkak ki yollarına devam ederler.


6. Bölüm

Komünist sistemde devam ettikleri gibi. Bugün Rusya’yı içeriden çökerten sûfî harekettir. Onların bitmez hareketleri. Çünkü onlar okumadan öğrenebilen, konuşmadan anlaşabilen, görmeden bilenlerdir. Okumadan öğrenirler. Bir kitaba ihtiyaçları yoktur. Gerçekten sufilerse tutaksız anlaşabilirler. Konuşmadan anlaşabilirler. Onlar için kelam etmek, konuşmak ehli şeriat için geçerlidir. Hakikat manasında geçerli değildir. Onlar için zayiren görmek önemli değildir. Onlar görmeden de tanıyabilirler ve anlaşabilirler. O yüzden onlar bu noktada kendilerince kendi sistemleri devam eder. Adem’den beri sufilerin sistemleri devam eder. Adem’den beri kırklar eksik değildir. Adem’den beri üçler, beşler, yediler, kırklar, ricami gayet verenler eksik değildir.

İçerisinde de sahiptir zaten. O yüzden onlar için mektebe, medreseye, tekkeye, takkeye, sarıya, cübbeye, şallara ihtiyaç yoktur. Onlar meramlarını bir şekilde anlatacak yol, bir şekilde anlatacak kendilerine daire bulurlar. Bu sûfî halidir. Onlar alırlar bir tas pilav, komşuya bir tas pilav, arkadaşına bir tas pilav götürüyormuş gibi. Gider, orada birbirilerine cemalleşirler, konuşurlar, sohbetleşirler, sikirleşirler, alacağını alırlar ona. Tekrar döner. Bu böyle su yürümeyecek yerde dahi yürür. Nem alır ya, orada bir su olsa, burada da bir şey olsa, o sudan nem kapar burası. Muhakkak nem kapar. Bu da onun gibi bir şeydir. Allâh rahmet eylesin. Şeyhim bizim çoluğum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’ni anlatırdı.

Çoluğum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri alırmış bir takım elbise, bir pantolon, bir seker. Köy köy, sözde takım elbise satıyormuş gibi dolaşırmış. Gidermiş bir köye. Yasak ya, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde. Allâh demek yasak. Şimdi gençler onu bilmezler, ben böyle zaman zaman anlatıyorum, şimdi serbest diyorum. Siyaset yapıyorsun, sen diyorlar bana. Ben yaşadığımı anlatıyorum. Yıl 86’da 87’de ben Muhari Tercümesi okurken polis tarafından götürülmüş bir kimseyim. Evde. Evimde bir de, evimde. Arkadaşlarla biz ders yaptık. Ben böyle, bir de sufilikte o da vardı. bu akıl mantık aranmaz bu mantık şeylerde. Ve birden içime ne geldiyse geldi. Arkadaşlar çay da içmeyin. Hadi Allâh işinizi işinizi birbirinizi az kestirin.

Bitti bu akşam dersleri. Sufilikte şey der. Kapı tanımaz daha. Kapıda beklenilir. Âmîn. Allâh yolunuzu açık etsin. Herkes ayrılır ola. Bu noktada ya ben kalacaktım, bir şey soracaktım. Yoktur öyle bir şey. Bizim abimizin sûfî eğitimi oydu. Arkadaşlar, geceleriniz hayır olsun. Serbest herkes haydi, ya Allâh. Çıktı, 5 dakika geçmedi. Tak polis geldi. Bizim kapıda böyle şey dış kapı var. açık zaten. Herkes giriyor. Gece çünkü mesela saat 10, 11, 12’ye kadar muhanede bir evde birbirinize bir şey lazımsa bizim böyle açık şey. Herkes gelir bizim eve. Nerman teyze diyen gelir. Ondan sonra baba yok bizde. Ondan sonra annene derler, Nerman teyze, salça lazımdır. 2 kaşık. Biliyorum kızılsan oradan git al.


7. Bölüm

Oradan millet gider alır salçasını. şu lazımdı kızılsan biliyon oradan git al. Yeri belli. Ondan sonra bizim kapı öyle bir kapı. Hiç çoğunmuyor. Ne o? Dedi gidil yok. Biz öyle yaşadık. Neyse. Kapı, mangut. Herkes giriyor içeri. Sıkıntı yok. İçeride, bahçe kapısının içinde 2 tane ev var. Ondan tabi Nerman’da birini millet yatar. Herkes gidiyor. O zaman annem orada duruyor. Ben orada yalnız duruyorum. Ya da dedemin evi var. Ben orada duruyorum. Mangut giriyorlar. Direkt kapıdan salona giriyor benim bulunuyorlar. Aa polis baktım ben polis. Önümde de, rahlede de bu halin duruyor. Biz zikirden sonra 60’ı bu halden ders ettik çünkü bir hadisi okudum okumadım şimdi tamam sorumlu değil. Hele ben namım dedim.

Hayır. Herkes gitti. Şimdi biz oradan geldik. böyle bir sıkıntılarının içerisinden geldik. Çünkü Oğul maçımızda Hazretleri de köy köy dolaşırmış. Sırtında misala gidermiş. Bu köyde muhakkak dervişlerden dervişleri ziyaret edermiş. Jandarma çevirmiş. Ne arıyorsun sen burada? Evlerimden elbise satmaya geldim diyormuş. Elbise satıyorum. Mesela kaç para bir takım elbise örneği atıyorum diyelim ki 300 lira. Diyormuş ki o köyden soruyorlar. Acaba o ne kadar takım elbise? 600 lira olur diyormuş. Almasın kimse diye. Çünkü o köyde satarsan elimde satacak bir şey kalmayacak ya bir dahaki köye gidemeyecek. Çorumla dönmesi lazım. Çorumdan yine bir elbise alacak. Gene çıkması lazım. O adam da şimdi yaşlı ya hadi buna fayda olsun diye almaya kalkarmış.

Diyormuş ki evladım alma bu takım sanayi gelmez. Şimdi böylece derviş yetiştirmişler. Bu cumhuriyeti ilk dönemden doluyor. Cumhuriyet döneminde Çorum Hacı Mustafa Abdullah Efendi’den bir önceki Şeyh Efendi Ahisika’dan gelen Ala Haydar Efendi içeri girenlerden zaten. İçeride yatanlardan. Öyle olmasına rağmen Sufiler kendilerinde bir yol bulmuşlar. Ve kendilerinde buldukları o yolla yolun tahkip ettiğini devam ettirmişler. Bakın devam ettirmişler. Ardından beri Nevşehir ile Abdullah Efendi’ye tabi olduğunda böyle nasıl söyleyeyim ilk ben derviş olduğumda böyle yirmi kişi otuz kişi bir yerde ders yapacak. İhtilal olur. Kaç sefer basıldınız telefonu? 90’dan sonra ben 90’da geldim Bursa’ya. 97-98 o böyle.

Mahallede üç sefer basıldılar. bildiğin bası yok. Ama Sufiler kendilerinde bu yol bulmuşlar. O yüzden Türkiye’de mesela bu bu yol bulmak ta Yezid’e dayanır. Yezid’in zamanı. Nasıl Yezid’in zamanına dayanır? Yezid. Hazreti Peygamber Sabullah ve Selim hanımefendi torunlarımla ehli beyti olan açığının baskısında ehli beyt kendini saklar, kendini gizler. Bir kısmı Horasan’a doğru gider. Hazret-i Hüseyin efendimizin evlatları, çocukları kalanlar Horasan’a doğru giderler. Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye devletleri. Hazret-i Hasan efendimizden kalanlar ise Mısır’dan doğru ileri doğru giderler. Ama Yezid’in tatibi bunları hiç boş bırakmaz. Ve bunlar da kendilerini saklarlar, gizlerler. Ama kendilerini saklarken gizler ki bir kısmı Anadolu’ya gelir o zaman için.


8. Bölüm

Anadolu’ya gelirken de normalde ta Avrupa’nın sınırına kadar gelirler. Anadolu’daki o seyitler normalde bir muavye zamanında gelme vardı. Muavye çünkü İstanbul’u muhasele altına alır. İstanbul’u muhasele altına alacağız ama Anadolu’da bir kısım sahâbe ve ehlibeyt o orduyla beraber gelirler İstanbul gazasını katılmak için. Anadolu’daki sahâbeler ve ehlibeytin birinci giriş noktası budur. Normalde bir de Yezid’in zamanında baskıdan dolayı gelirler. Yezid’in baskısından. Ve bir kısmı da şeye doğru gider. Bir koltuk Horasan’a doğru gider. Ve ehli sufenin çıkış noktası zaten ehlibeyttir. İslam üyası. Ehlibeytten çıkış noktasının olması da Yezid’in baskısından dolayı. Yezid ve sonradan gelenler hem Sufilere dolayı da ehlibeytten normalde Asyri baskısından dolayı bu ehlibeytin duruş şekli, hareketi Sufileşmiştir.

Sûfî hareketi haline gelmiştir. Zırh bir kısmı kitaplarda Sûfî hareketin Zühdi hareketten çıktığını okursunuz. Burada muhakkak payı vardı. Reddetmeyeyim. Ama en önemli pay ehlibeytin yolu. Ehlibeytten çıkmıyor. Niçin? Ehlibeyt çünkü Yezid’in baskısından dolayı saklanmak zorunda kalır. Kendisini gizlemek zorunda kalır. Ve faaliyetlerini gizli bir şekilde yürütmekle mükellef olur. Yürütmek zorunda kalır. Ve böylece Sûfî Hayat, Sûfî Hayat baskı altında da olursa devam eder. Sûfî öğreti ne kadar baskı olursa olsun baskının en zalimci olduğu yerlerde ve zamanlarda dahil devam eder. Mesela Türkiye’de de Cumhuriyetle zaten tekke ve zabihler kanunu çıktıktan sonra bu şeyhlerin büyük bir çoğunluğu zaten asılır.

Cumhuriyetin ilk yılında. Bir kez de Konya’da 450’ye yakın şeyh hasarlar. Genel müşteriyle beraber. Bundan tarihi belgelerle dedi. Verilen idam kararlarıyla dedi. Gerekçeleri açıklanmamış. Gerekçesi yazılmamış idam kararları var. Değişik yerlerde dolaşırlar. Nerede şeyh varsa onları asarlar. kalan dervi varsa belli dervişler, aleteler. Onlar da asarlar. Böylece Türkiye’deki ehli tarikatı öyle söyleyeyim, kökünü kurutmak isterler. Ama belki onlar Sûfî geleneği bildiklerinden dolayı devam ederler. Kalanlar devam edince bugün normalde biraz daha böyle bir neşin neva olacak. Böyle bir nefes alacak. Böyle bir yeşillenecek bir olan bulmutlarında yeşillenirler. Ama şunu unutmayın. Sûfî gelene her daim, her an hep böyle tedirgindir.

Her an her şey olabilir. Kendisini ona göre dizayn eder tekrar. anında anında bir şey olduğunda, anında onların işlerini halledecek şekilde dizayn edilmişlerdir. Şimdi Türkiye’de konuşulacak olan ehli tarikat değil. Türkiye’de konuşulacak olan Sûfî hareket konuşulmalı. Çünkü tarikat yok. Bunun zaman zaman savcılıkları çağırırlar. Meşredi tarihimiz değil, ehli tarikat değiliz. Ya nesiniz diyoruz? Biz diyorum tasavvuf erbabıyız. Bunu korktuğumdan da söylemiyorum. Buna inanmadığım olan dolayı söylüyorum. Çünkü Türkiye’de ehli tarikat yok. O yüzden normalde sizin televizyonlarda gördüğünüz 28 Şubat’ın kendince tasavvufları tanzim ettiği görüntülerdi. Onlar ehli tarikat değildi. Onlar Risale-i Nur’un içerisinden çıkma bir grup, bir ekipti.

Artık Risale-i Nur’un içerisinden nasıl çıktılar, nasıl oldular? Bunlar kendilerince malum. Bizi de ilgilendirmiyor. Ama tarikat sorulacaksa, tarikat, nefsin terbiye ilgili. Nefis de mücadelenin yollarının anlatıldığı okullardır diyebiliriz kısaca. 40 yaşındayım namaza yeni başladı. Bu zamana kadar kılmadığım namazı nasıl telafi ederim? Bununla alakalı iki görüş. Bir, 40 yaşına kadar namaza başlayınca kadar kendini iman ehli olarak görüyorsan, namazlarını iade edeceksin. İki, eğer namazlarını normalde 40 yaşına kadar kendini iman ehli görmüyorsan, o zaman normalde namazdan sorumlu değilsin. Öyle değil mi hocam? Bu namaza


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Sabır, Dervîş, Tekke, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı