Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

319. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

kalpleri istediği anda istediği yöne çeviren Allah Celle celalü Bu durumun bizim büz ve irademiz ile bir ilgisi var mıdır Evet vardır Kim Allah'tan Hidayet dilerse Cenabı Hak ona Hidayet eder bu nokta...


Cüz’î İrâde ve Kalplerin Tasarrufu

Soru: Kalplerin Allah’ın elinde olması ile cüz’î irâdemizin bir ilgisi var mıdır?

319. Mustafa Özbağ Efendi Hakkında

Cevap: Evet, vardır. Kim Allah’tan hidâyet dilerse, Cenâb-ı Hak ona hidâyet eder. Bu noktada kulun istemesi, cüz’î irâdesiyle doğruyu, iyiyi ve güzeli seçmesi son derece önemlidir. Bu hadîs-i kudsîyi tek başına ele alarak “Allah kulun kalbini iyiye doğru giderken kötülüğe çevirmiş” gibi algılamak doğru değildir. Bizim dînî anlayışımız, sûfîlik anlayışımız cüz’î irâdesiz değildir; biz cüz’î irâdeye ve insanların bu irâdeyle mükellef olduğuna inanırız.

Eğer bir kimse cüz’î irâdenin anlamsız olduğunu düşünüyorsa bu cebriye anlayışıdır; bizim yolumuz bu değildir. Her şeyi yalnızca cüz’î irâdenin üzerine odaklayan anlayıştan da uzağız. Ancak kendi üzerimizden çıkacak fiillerden ve sözlerden sorumluyuz. Eğer böyle bir sorumluluk olmamış olsaydı, Allah peygamberlerini göndermezdi; neyle amel edeceklerine dâir onlara kitap da indirmezdi.

Senin kalbinin evrilip çevrilmesi, senin niyetinle alâkalıdır. Sen iyiyi, doğruyu ve güzeli niyetlenirsen, Allah sana iyiyi, doğruyu ve güzeli verir; kötüyü niyetlenirsen kötüyü verir. Sûfîler, mazhar oldukları lütufları kendilerinden görmezler; mütevâzî davranırlar, kendilerinden zuhur eden iyilikleri Allah’a isnâd ederler. Bu cebriye değildir, sûfî inceliğidir.


Îmânı Yenilemek ve Şehâdet

Soru: Her îmân eden şehâdet âlemine vâkıf mıdır? Îmânı yenilemek gerekir mi?

Cevap: “Îmân ettim” diyen bir kimse şehâdet âlemine vâkıf değilse, îmânını yenilemesi gerekir. Hazret-i Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey îmân edenler, îmân ediniz!” buyurur. Bir kimse önce îmâna şehâdet eder; sonra bu şehâdeti güçlendikçe, bilgisi ve ilmi arttıkça, îmân ettiği şeylere şehâdet etmeye başlar. Bu âyet-i kerîme sûfîler için çok önemlidir. Bu yüzden sûfîler her an îmânlarını tâzeler, daha kâmil noktaya götürmek için mücâdele ederler ve bundan sorumludurlar.


Rüyada Peygamberler ve Velîlerle Konuşma

Soru: Rüyâlarda peygamberler ve velîlerle konuşma nasıl gerçekleşir? Ortak bir dil var mıdır?

Cevap: Bu konuşmalar önce lisân ile başlar; karşıdaki zât senin dilinden konuşur. Abdülkādir Geylânî Hazretleri’ni gören bir kimseyle Hazret Türkçe konuşur; veyâ Arapça konuşsa bile o kimse Türkçe anlar. Bazen hiç konuşmazlar, kelâm olmaz; gelecek olan cevap doğrudan kalbine ilhâm olarak gelir. Kalbine ilhâm olarak geldiğinden dil kalkar, tâbir-i câizse dilsiz dudaksız konuşma başlar. Bunları böyle açık açık anlatacak bir yer bulamazsınız. Eski sûfîler, “Bunlar ehline sırdır, ehline mâlûmdur” derler.


Sohbet ve Ders Âdâbı

Soru: Bir derviş, tâlimde olmayıp sohbeti dinlemek için üstâdının yanına gelebilir mi?

Cevap: Gelebilir. Ancak bu yüzden çavuş fırça yiyebilir. Her ders yaptıran kimse dersinin ciddiyetle yapılmasını ister; gayet normal ve doğaldır bu. Ancak oradaki kardeşin tek mâzur görülecek hâli, üstâdının sohbetine gitmesidir. Üstâdın sohbetine gitme noktasında akan sular durur; özel bir durum olmadığı müddetçe üstâdın kapısına kilit vurulmaz, üstâda gidecek olana engel olunmaz.

“Hasta yatağımda da olsam, alın getirin” derim ben buraya. “Ben Perşembe günü burada derse geleceğim; hasta yatakta da olsam, son nefeste de olsa getirin, son nefesimi burada vereyim.” Bu işin ciddiyeti böyledir. Ben üstâdıma şöyle söyledim: “Efendim, sizi mezara veya kendim mezara konuluncaya kadar size ve dergâhınıza hizmet edeceğim.” Ben bir şeye söz verdim mi geri dönmem.


Sevgi, Korku ve Takvâ

Soru: “Sizin en üstün olanınız, Allah’tan en çok korkanınızdır.” Sevmek korkmaktan daha güçlü değil midir?

Cevap: Seven korkar; sevmeyen korkmaz. Bir kimse seviyorsa korkar; seviyorsa edep gösterir, terbiyeli olur, ona kıymet verir. Seven insan sevdiğinin bir an kaşını kaldırtmaktan korkar. Bu öyle bir hâl gelir ki, o kimse hayatını öylesine ince noktalarda yaşamaya başlar: “Sevgiliyi üzmeyeyim, incitmeyeyim, gücendirmeyeyim” diye.

Bu korku cehennem korkusu değildir; azap korkusu değildir. Bu korku, sevdiğini görememe, sevdiğiyle beraber olamama, sevdiğinin yörüngesinden çıkma korkusudur. Allah da kullarının iyiliğini düşündüğü için korkutuyor. Tıpkı bir doktorun hastasını korkutması gibi: “Tatlı yemeye devam edersen iki gözünü de alacağız” diyen doktor, hastanın iyiliğini düşünür. Bu korku kulun ebedî hayatını kurtarması içindir.


Kur’ân İlimleri: Tefsir, Hurûf-ı Mukattaa ve Kālû Belâ

Soru: Tefsir kitaplarından hangisini tavsiye edersiniz?

Cevap: Taberî Tefsiri ve İmâm Mâlik’in tefsiri tavsiye edilebilir.

Soru: Bazı sûreler harflerle başlıyor. Yâsîn, Tâhâ gibi harflerin anlamı var mıdır?

Cevap: Muhakkak anlamı vardır. Mehdî zuhûr edince bu anlamları da söyleyecektir. Mehdî’nin en büyük alâmet-i fârikalarından birisi, Kur’ân-ı Kerîm’de bugüne kadar açıklanamayan hurûf-ı mukattaanın anlamlarını açıklayacak olmasıdır.

Soru: Kālû belâ nedir? İnsanlar nasıl çoğalmıştır?

Cevap: Kālû belâ, ruhların yaratıldığı zamandır. Hazret-i Âdem aleyhisselâm’dan sonra insanların soyu, Âdem ile Havvâ’nın çocuklarının çaprazlama evlenmesiyle çoğalmıştır: Birinci batında doğan erkek ikinci batındaki kızı almış; birinci batındaki kız ikinci batındaki erkeği almıştır.


İstihâre ve Bid’at

Soru: İstihâre nasıl ve ne için yapılır?

Cevap: Şüpheye düştüğünüz konularda istihâre namazı kılınır. İki rekât Allah rızası için namaza niyet edilir, kılınır. Son tahiyyattan selâm verdikten sonra istihâre duâsı yapılır ve kalbine ne gelirse onunla amel edilir. Bu sünnet-i Resûlullâh’tan geçen istihâredir. Rüyâya yatmak ise sünnette yoktur; Allah’a yalvarırsın, yakarırsın, bu konuda bir işâret beklersin. Bunlar farklı şeylerdir.

Soru: Bid’at ne demektir?

Cevap: Bid’at, Kur’ân ve Sünnet’in ve imamların ictihâdlarının dışında olan şeylerdir. Dînî noktada günümüzde yapılan bid’atlar pek çoktur; bunları tek tek çıkarmak ve anlatmak lâzım, uzun bir sohbet konusudur.


Türbe Ziyâreti, Nazar ve Burçlar

Soru: Türbe ziyaretlerinin âdâbı nasıl olmalıdır?

Cevap: Sûfîler türbeye giderler; Beytullâh’ı sırtlarına alarak yatan zâtın kalbine râbıta ederler. On bir İhlâs, bir Fâtiha okurlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden üstâdların bütün mü’minlere karşı hediye ederler ve orada yatan zât-ı şerîfin rûhâniyetine de hediye edilir, duâ edilir. Türbede kişi, oradaki zâtı vesîle ederek Allah’a niyazda bulunur; türbedeki kimseden bir şey istenmez, medet umulmaz.

Soru: Nazar boncuğu takmak günah mıdır?

Cevap: Evet. Süs eşyası olarak kullanılabilir; ancak nazardan korunma amaçlı takılması uygun değildir.

Soru: Burçların bir anlamı var mıdır?

Cevap: Muhakkak Dünyâ’nın Güneş etrafında dolaştığı bir burçlar sistemi vardır. Bu burçlar mevcuttur; ancak o burçlardan falcılık yaparak bir şeyler çıkarmak yoktur.


Fıtrat, Ahlâk ve Güzel Huy

Soru: Fıtrat ne demektir? İnsanın fıtratında olan şeyler nelerdir?

Cevap: Gözünün alnının altında olması, kaşının gözünle alnının arasında olması, burnunun altında dudağının olması, iki kulağının olması — bunlar fıtrattır. Fakat bir kimsenin ahlâkı fıtrat değildir. “Onun huyu böyleymiş, sinirlenince dövüyormuş” demek kötü ahlâktır. Kızgınlık huy değildir, kötü ahlâktır; kibirlilik huy değildir, kötü ahlâktır. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurur: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”


Üstâda Bağlanma ve Sûfîlik

Soru: Bir üstâda bağlı olup olmamanın farkı nedir?

Cevap: Okula gidenle gitmeyen arasındaki fark gibidir; aşılı meyve ağacıyla aşısız meyve ağacı gibidir. Aşısız armut “deli armut” olur: tadı olmaz, insanın dilini damağını bozar. Aşısız zeytin de öyledir; meyvesi yenmez, sabun bile olmaz. Üstâda bağlanmayan da bu aşısız ağaç gibidir.

Soru: “Hocuş musun, tarikatçı mısın?” diyenlere karşı cevabımız nasıl olmalıdır?

Cevap: Onlara cevap yetişmez. Sûfî, sûfîliği başlangıçta biraz gizleyecektir. Yeni bir aşkla etrafına hâlini yansıtmak, ahkâm kesmek, tesbihi sallaya sallaya yürümek — bunlar yolun cilveleridir.


Korku, Sır ve Yakîn Mertebeleri

Soru: Allah’tan korkuyor musunuz?

Cevap: Ben ilme’l-yakîn noktasında bir korku tanımadım; ayne’l-yakîn noktasında da bir korku tanımadım. Beni cehennemde cezalandırmasıyla alâkalı bir korkum yok. Ama sevgilisini bekleyen insan “Acaba gelir mi, gelmez mi?” diye korkar. İşte benim korkum buysa, evet korkuyorum. Hakke’l-yakîn noktasında korku, sevgiliyle arana perde girmesidir. Sûfînin korkusu dışarıdaki insanların korkusu gibi değildir; dışarıdakiler Allah’ın azâbından korkar, oysa azap Allah’ın sıfatıdır, kendisi değildir. Sûfîlik kalp ayağıyla yürümektir, akıl ayağıyla değil.

Soru: Sır nedir?

Cevap: Sır, bir şeyi bilmemek değildir; sır, bir şeyi bilmektir. Bilenin sırrı olur, bilmeyenin sırrı olmaz. Sırrın içinde dahi sır vardır. Her şeyin arkasında bir sır vardır. Allah’tan korkan o sırra ulaşır.

Soru: Bilgi akla mı kalbe mi aittir?

Cevap: Bilginin iki hâli vardır: Zâhir noktası akla âittir, bâtın noktası kalbe âittir. Namaz kılmak aklın işidir; ama namazın içerisinde sevgiliyle hemhâl olmak kalbin işidir. Aklımıza baktığımızda herkes namaz kılmıştır deriz; kalben baktığımızda bazılarının namaz kılmadığını görürüz.


Kaynaklar

Hadîs-i Kudsî: “Kalplerin hepsi, Rahmân’ın iki parmağı arasında bir tek kalp gibidir; onu dilediği tarafa çevirir.” — Müslim, Kader 17; Tirmizî, Kader 7

Âyet: “Şüphesiz Biz ona yolu gösterdik.” — el-İnsân 76/3

Akāid: Cüz’î irâde kavramı — İmâm Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd

Âyet: “Ey îmân edenler! Allah’a, Resûlüne ve Resûlüne indirdiği Kitâb’a îmân ediniz.” — en-Nisâ 4/136

Hadîs: “Beni rüyasında gören gerçekten beni görmüştür; çünkü şeytan benim sûretimde görünemez.” — Buhârî, Ta’bîr 10; Müslim, Rü’yâ 11

Tasavvuf: Firâse bâbı — İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye

Hadîs: “Dünyada garip veya yolcu gibi ol.” — Buhârî, Rikāk 3

Tasavvuf: Sohbet ve ders âdâbı — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü Âdâbi’s-Sohbe

Âyet: “Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, O’ndan en çok sakınanınızdır.” — el-Hucurât 49/13

Tasavvuf: Havf ve Recâ bâbları — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’l-Havf ve’r-Recâ

Tefsir: Câmiü’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân — İbn Cerîr et-Taberî

Âyet: “Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarmış, onları kendilerine şâhit tutarak ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demişti.” — el-A’râf 7/172

Hadîs: İstihâre hadisi — Buhârî, Teheccüd 25; Da’avât 48 — Câbir b. Abdullah rivâyeti

Hadîs: “Kabir ziyareti yapınız; çünkü o size âhireti hatırlatır.” — Müslim, Cenâiz 36

Hadîs: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” — Muvattâ, Hüsnü’l-Hulk 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/381

Tasavvuf: Sır bâbı — el-Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb

Tasavvuf: Esrârü’s-Salât — İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn

Tasavvuf: Mesnevî-i Şerîf, I. Cilt — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Hadîs: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmemiştir.” — Ebû Dâvûd, Edeb 11; Tirmizî, Birr 35


Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin “319. Dergâh Sohbeti” kaydından yazıya aktarılmış ve tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=jPB3dxVvHOw

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Tevhîd, Sünnet, Râbıta, Yakîn, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı