Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

29. Dergâh Sohbeti — Sevgi Zorla Olmaz, Sevmeyi Sevmek ve İlk Ümmet

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 29. Dergâh Sohbeti — Sevgi Zorla Olmaz, Sevmeyi Sevmek ve…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Cenâb-ı Hak gecenize hayırlı eylesin inşâAllah. Ömrünüze hayırlı eylesin inşâAllah. Geçen hafta soru sordum yanlış anlaşıldı. Abimler Peygamber Efendimiz’in varisleri değil mi? O dostlar Resûlullâh’ı her yönüyle sevdirmek zorunda değil mi? Ve iman eden kişinin sevgisi zorunda değil mi? Bundan bağlı olarak nedensiz bir sevgi nasıl olur? Sevgide zorunluluk olmaz. Bir kimse bir şeyi zorla sevmez. Zorluğu ve sevgi birbirine zıt kutu kalır. Seven zorluğa katılır. Ama birisini zorla sevdiremeyiz. Eğer zorla sevdirecek olsaydı Ebu Lehem’e sevdirirdik. Utbe’ye sevdirirdik. Şeybe’ye sevdirirdik. Kafirlere sevdirirdik. Sevgi insanın kalbi bir duygusu. Bu aklın duygusu değildir. Mesela akıl birisinin sevme gerekliliğini, sevme zorununu hiç sevse dair duyguların üzerinde hakimiyet kuramaz.

Sizin soruyu soran kardeşin sevgi anlayışıyla benim sevgi anlayışımın arasında fark olabilir. Bu illa ki benim ki doğru demek noktasında değilim ben. Bu benim kendi hissiyatım. Zorla bir kimse bir kimseyi asla sevdiremez. Zorla bir insan kendi kendisine sevimli de kılamaz. eğer böyle bir şey olmuş olsaydı iman edenlerin hepsi de Resûlullâh’ı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini öyle severdi. Öyle severdi ki aşık olur hepsine de. Veya da aynı noktadan Resûlullâh’ı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini ashabını hepsini de en yüksek dereceden severdi. Mesela Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Muaz’a demiştir Radı’l-Lahvan hazretlerine. Ya Muaz vallahi seni çok seviyorum. Yeminle söylemiş.

Ama neden bir başkasına söylememiş? Muaz bir an çıldıracak gibi olmuş Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözünü duyunca. Benim bütün vücudumun her hücresinde dolaşırım. Bu ne büyük müjde, bu ne büyük mutluluk dedim kendi kendime. Oturur ağlarım aklıma gelir benim gecenin yarısı. Düşünebiliyor musunuz insan dağlara çıkar. Mecnun olur kendinden geçer. böyle bir hayal edin. O Peygamberler Peygamberi o insanın kemal noktasını, zirve noktasını yaşayan ve Allâh’ın sevgilim dediği kimse ve o kimse size yeminle diyecek ki vallahi ben seni çok seviyorum. İnsanlar hayatlarını, ruhlarını, geleceklerini feda ederler. Ama Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu sözü bütün ashaba söylememiş.

Demek ki sevgide ayrı bir hassasiyet, ayrı bir incelik var. Biz sevgiye zorunluluk yükleyemeyiz. Sevgi zorunluluğu kaldırmaz. Ve insanlar zorunluluğu kaldırmaz olsaydı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini zorla sevdirmeye kalkarlardı. Bakın dinde zorlama yokturlar. siz bir kimseye dini dayatamıyorsunuz. Allâh’ın dinini dayatamıyorsanız nasıl biz sevgi dayatacağız ki insanları? Sevgiyi dayatamıyoruz. Muhakkak ki Allâh yolunda giden, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunda giden insanlar, Allâh’ın ve Resûlullâh’ı sevdirmeye çalışacaklar. Bu sevdirmeye çalışmak aklın işidir. Biz aklımızla ve aklın üzerine duygularımızı da kataraktan Allâh’ı ve Resûlullâh’ı sevdirmek için uğraşırız.


2. Bölüm

Bizimki sadece ve sadece bir çapadır. Asıl sevgiyi tecelli ettirecek olan Allâh’tır. Eğer Allâh dileseydi bütün insanlar Allâh’a aşık olurlardı. Allâh dileseydi bütün Müslümanlar Allâh’a aşık olurlardı. Allâh dileseydi bütün ehli tasavvuf Allâh’a aşık olurdu. Ama bu Allâh insanların sevmesini dilemiyor manasında çıkmasın burada. Ama bu duygu meselesi insanın kendi iç dünyasıyla alakalı. Siz birbirinize muhabbet edersiniz. Birbirinizi öyle sevgi noktasında yüksek derecede zorla sevebilir misiniz? Hadi hepiniz de birbirinizi zorla sevin. Sevemezsiniz. Hadi Hüsnü adınızı zorla sevin. Sevemezsiniz. Hadi asabı zorla sevin. Sevemezsiniz. Bunun gün değil. Çünkü zorlama girince sevgide sıkıntı doğar.

Sevgi su gibidir. Nefes gibidir. Ha sevgi emek ister eyvallâh. Sevgi çilek ister eyvallâh. Ama bunların hepsi de sevgiyi sevmek alakalıdır. Bir kimse an gelir sevmeyi sever. Birisini seversiniz. Bu farklı bir şeydir. Bir de sevmeyi seversiniz. Birisini seversiniz. O sevdiğimizden gelen sıkıntılara, dertlere, problemlere, kahuratçılara, her şeye göz gerisini gelirsiniz. Çünkü siz birisini sevdiniz. Bir de o sevmenin getirdiği ayrı bir çile vardır. İnsanlar sevmeyi severler. Ve sevmeyi sevdikçe onların imtihanları, dertleri, çileleri, kahırları artar. Sevmeyi sevdikçe hem kemale ererler hem de problemleri çoğalar. Sevmeyi sevdikçe hem yalnızlığın belki de en uç noktasına, karanlığın en uç noktasına kadar yürürler.

Ama sevmeyi sevmekten yine vazgeçmezler. Sevmeyi sevmek, duygulardan bu insanları sevmekten daha farklıdır. Birisini sevmekten daha farklıdır. Bir müddet gelir, insanlar sevmeyi severler. Artık insanları severler zaten de ayrıca sevmeyi severler. Farklı duygulardır bunlar. Ve bunlar zorla olacak olan bir şey değildir. Bu benim kendi tezim. Hakkınızı helal edin. Her peygamberin ümmeti vardı. Adem aleyhisselamın ümmeti var mıydı? Bunun kendi çocukları da ümmeti oldu. Kendi çocuklarının çocukları, kendi çocuklarının çocukları bir rivayete Adem aleyhisselamın 900 yıl yaşadığı, bir rivayete 1100 yıl yaşadığı. Tabii bu yıllar, bu takvimler hangi takvima göre olduğu da tartışmalı. Öyle söyleyeyim. Mısır takvimine göre mi? hangi takvimine göre?

Bazı takvimler var 6 ay 1 sene, bazı takvimler var 3 yıl 1 sene, bazı takvimler var 2 yıl 1 sene. Tabii bununla alakalı yıl noktasında bazı kitaplarda, bazı eserlerde değişik şeyler okuyabilirsiniz. Şimdi neden söyleyeyim? Ve Adem aleyhisselâm da ömrü uzun olduğu belli. Ve Adem aleyhisselâm bu uzun ömür neticesinde insanlar hızla çoğaldılar. Geç zamanlarda insanlar 6 ayda bir doğum yapıyordu. Bunu da unutmayın. 9 ayda değildi. Ve Havva Validemiz bir batımda 2 çocuk doğuruyordu. Bir erkek, bir kadın. Ve bir müddet insanlar böyle doğum yaptılar. her doğum yapan bir kadın, bir erkek doğurdu. Ve böylece hızla çoğalmaya başladılar. Onlar da Adem aleyhisselamın ümmeti oldu gününde. Ama bu noktada bütün insanlar Adem aleyhisselamdan zayiren geldikleri için hepsi de onun ümmeti.


3. Bölüm

Bir de şunu unutmayalım. Bazı peygamberler var, kendilerine iman eden çok az olmuş. Onlar öyle bir topluluk dahi iman etmemiş. Hatta bazı peygamberler bazı peygamberlerin şeriatını devam ettirmişler. O yüzden bazı peygamberler, her peygamberin ümmeti var diyebiliriz. Bazı peygamberler var hayatları boyunca bir kişi iki kişi iman etmiş onlara. Bazı peygamberler var hayatları boyunca onlar kendilerinden önceki veya kendilerinin zamanındaki peygamberler. Onları peygamberlerin şeriatına uymuşlar. Onun hükmüne göre riayet etmişler. O yüzden her peygamberin ümmeti var diyemeyiz. Mahalle sorumlusu arkadaşların görev ve sorumlulukları nelerdir? Arkadaşlarımızın görevli, arkadaşlara karşı davranışları nasıl olmalıdır?

Mahallelerde ne gibi çalışmalar yaparsak çoğalır ve gelişiriz. Önleri ve görüşlerinize ihtiyacınız var, kolay razı olun. İki, efendim sevgi, itaat, iddia, samimiyetten bahseden misiniz? İmtihan ne demektir? Kişi, hizmet yolunda iddiada ve derbiş kadar istedik. İmtihan olur mu? Aslında Tasavvuf tarih boyunca yaşadığı topluluklara göre hizmet ve stratejik iliştirmiş bir düşünce biçimidir, yaşayış biçimidir, bir haldir. Ve tarih boyunca ehli Tasavvuf ama içerisinde kendi içerisinde ama dışarıdan devletler tarafından ama toplum tarafından değişik baskılara, değişik zorlamalara, değişik inkutalara uğratılmaya çalışmış bir manevi hareketlerdir. Kâh hem devlet erkânı ve toplumun ileri gelenleri ve toplum ehli Tasavvufu ve Tasavvuf düşüncesini baş tac etmiş, otutturacak yer bulamışlar.

Kâh hem devlet tarafından hem de toplum tarafından ötekileştirilmiş, itilmiş, kakılmış. Tarih boyunca herkesin sadece Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hadretleriyle bağlantılı değil, 1400 yıllık bir hareketten bahsetmiyorum. Tasavvuf ta Adem aleyhisselama kadar dayanan bir manevi içsel bir hareketdir, bir haldir. Ve tarih boyunca çile çektiği, baş tac edildiği, horlandığı, ayaklar altına alındığı, gönüllere sultan olduğu, başa tac olduğu zamanlar olmuş. Her ikisinde yaşamışlar. Hatta bazı zamanlar her iki ahali de aynı zamanda yaşamışlar. Ve içinde bulundukları toplum, içinde bulundukları sistem, ama ekonomik ama devlet ama askeri ama siyasi sistem, ehli Tasavvufu etkilemiş. Etkilenmiş.

Ehli Tasavvuf her ne kadar iç dinamiklerine bağlı olmuş olsa dahi, sonuçta zahiri bir dünyada yaşamakta insanlar ve o zahiri dünyada yaşarlarken dış dünyadan etkilenirler. İnsanız hepimiz etkileniriz. Ehli Tasavvuf da etkilenmiş. Gün gelmiş hepsinin de mekanları olmuş, tekkeleri olmuş, dergahları olmuş. Orada hizmet etmişler. Orada insanları Allâh’ı sevdirmeye, Resûlullâh’ı sevdirmeye gayret etmişler. Gün gelmiş bu tekkeler yıkmışlar, kapatmışlar, perişan etmişler. Yeniden yepirdeklenmiş, ayağa kalkmış, bir müddet yine hüküm sürmüş toplumun içerisinde. Sonra yine yıkılmış. Değişik zamanlarda değişik şeyler olmuş. Ben onların hepsinde bir hikmete bağladım. Musa Aleyhisselâm’la Hızır Aleyhisselâm’ın arasındaki kıssayı unutmam.


4. Bölüm

Hızır Aleyhisselâm abdest aldıkları su künkünü başlamış ya kırmaya, abdest aldıktan sonra. Musa Aleyhisselâm demiş ki Allâh seni Musa olarak bu gönderdi. Sen demiş abdest aldık, ne güzel su künkünü su yolunu neden bunu kırıyorsun deyince. Demiş ki ya Musa yolumuz burada bitti. Burada sona erdi. Demiş bu su künkünü su yolunu yapan, getiren, tamir eden, bunu tadilat eden. Baktım ki demiş hepsi de ehli cennet olmuş hepsi de demiş cennetin 8. katında. Cennet 8 katlı, 9 katlı değil gidecek bir yeri yok. Bunları kırdım ki demiş arkadan gelenler bir başkası gelecek. Bu köylüler, etraftaki zenginler, cömertler bunu yine tamir ettirecekler. Onlar da cennetlik olacak. Onların zürriyetleri cennetlik olacak.

Geçmişleri de cennetlik olacak. Sen bunu göremedin ya Musa demiş. Bir şey kırılır, bir düzen bozulur. O şey kırıldığında, o düzen bozulduğunda insanlar üzülürler. Üzülürüz öyle değil mi? Deriz ki emek heba oldu gibi gelir bize. Ya bir şey yıkıldı. Biz yıkmadık ama. Bir ile bir tanem yıktı. Hatta yıkanlar kendi dairelerince Allâh rızası için yıktıklarını dahi söyleyebilirler. Allâh için insanları katlettikleri gibi. İslam dünyasında bunlar çok. Üstadları Allâh için katletmişler. Veli’leri Allâh için katletmişler. Veli’leri Allâh için bunlar fitne demişler, sürgün etmişler şehirlerinden. İnsanlar bunları yaparken kendi dairelerinde hatta biz bunu Allâh rızası için yapıyoruz dahi diyebilirler. Yapılanı yıkarlar.

Öyle değil mi? Bunu bir bina olarak görün, bunu bir yol olarak görün, bunu bir bir tarikat olarak görün, bunu bir şahıs olarak görün. Hiç önemli değil. Yapan birisi gelir yıkar. Bunu bende çok örnek vardır. Mesela siz bir arkadaşa ele alırsınız, ona uğraşırsınız, didinirsiniz, namaza alıştırırsınız, oruca alıştırırsınız, zikrullaha alıştırırsınız. Yola yordama alıştırırsınız. O alıştırdığınız kimse, birisi gelir onun kulağına der ki bırak şu adamları ya. Yaptığınızı yıkar sizin. Üzülürsünüz öyle değil mi? Ben de derim ki inşâAllah birisi gelir bir daha yapar. O da sevabını alır. ehl-i tasavvuf gün gelmiş yıkılmış. Yıkanlar yıkarlarken Allâh rızası için de yıkmışlar. Ama şunu unutmuşlar. Allâh’ın velileri kıyamete kadar eksilmeyecek.

Allâh’ın dostları kıyamete kadar eksilmeyecek. Ve Allâh’ın o dostları, Allâh’ın o velileri Allâh’ın yeryüzünde dininin direkleridir. Allâh madem ki dinini kıyamete kadar ayakta tutacak, bunu vaat etmiş, bu vaat ettiği şeyi Allâh kendi dostlarıyla velileriyle ayakta tutar. Nasıl ki dünyayı mevcut dağlarla ayakta tutuyorsa, nasıl ki bir binanın temelinin üzerinde bu direkler varsa, binayı ayakta tutuyorsa, Cenâb-ı Hak da dinini dostlarıyla, velileriyle, alimleriyle ayakta tutar. Ve bu ayakta tutuşunu kendi tairesinde örgütler, Allâh örgütler. Hadîs-i şerifte Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, bir mahallede bir kişi vardır, o mahallenin iman etmesine sebep olurlar. O mahallenin kurtuluşuna sebep olur.


5. Bölüm

Bir ailete bir kişi vardır, o ailenin kurtuluşuna sebep olur. Allâh birisiyle bir kasabeyi, bir kazayı helaktan kurtarır. Allâh bir kimseyle bir ilim, bir bölgeni, bölgeni helaktan kurtarır ve dinini onunla orada tamam ettirir, yaşatır. Allâh’ın yeryüzünde 40 tane Abdalı vardır. Hem Tirmisi de geçer, hem İmam-ı Hanbel de geçer, İmam-ı Hanbel’in Zühdü de de vardır, bu İmam-ı Hanbel’in mevcutunda da vardır. Ve bu 40 tanenin içerisinde 7 tanesi İbrahim görünüdür. Bir rivayete bir tanesi İbrahim görünüdür. Ve bu 40’ı da Allâh’ın Abdal kullarıdır. Hatta sayıda verir. Der ki bunun 20-30 tanesi Şam bölgesindedir. Bir kısmı da Arabiyarava Adası’nda, Medine’de o bölgededir. Şam bölgesi dediği, Anadolu’nun içi de dahildir buna.

Şam bölgesi Anadolu da dahildir. o şeye kadar bir kısım Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kısmı, ondan sonra bu Şam bölgesidir, kocaman bir bölgedir eski tarihlerde. Ve o bölgede yaşadığını söyler. Bu bir hiyerarşik yapılanmadır. Bu hiyerarşik yapılanmanın sahibi Allâh’tır. Onun sahibi Allâh ise her şey sahibine göre hareket eder. Şimdi yukarıdan aşağıya doğru yapılandırmayı indireceğim. Madem ki her mahallede, her bölgede Allâh’ın, Allâh’ın dinini yaşatması için direkleri var ise sizin mahallenizdeki görevi de Allâh’ın yeryüzünde mahalleye diktiği bir görevidir. Allâh onunla o mahallede dininin yaşatmasına sebep olur. Evde birisi namazını kılıp orucunu tutup dinini tebliğ ediyorsa etrafa, o evin dini temeli odur, direği odur.

Allâh o direkle evin dini hassasiyetini sağlar ve o direkle evi helaktan kurtarır. Dikkat edin kendinize. Üzerinizdeki misyonun ne olduğunu tanımlayın. bir derviş kendi kendisinin dersi aldı bitti değil. Hayır o misyon sahibi. O evinde misyon sahibi. O mahallesinde misyon sahibi. O iş yerinde misyon sahibi. O etrafında misyon sahibi. Göreli olum olmaması şart değil. O Allâh’ın yeryüzünde dinini yaşattırdığı, yaşattığı, dinini koruduğu muhafaza ettirdiği, dini insanların içerisinde ahkamıyla tutturduğu bir direk, manevi direk. O zaman hiçbir derviş kardeş kendi kendisini hevaya hevese katmak noktasında hakkı yok. Eğer ki kendisini bu noktada vazifeli görüyorsa, kendisini bu noktada vazifeli görmüyorsa bizde de işi yok.

Niçin? Vazifeliyiz. Bu size ucuk bir sohbet gibi gelir. Gelebilir. Vazifelisiniz. Bizim kardeşlerimiz vazifeli. Manevi vazifeli. Evet manevi vazifeli. Hepiniz de Allâh’ın dininin yaşanması ve yaşatılması için manevi vazifelisiniz. Benim nazarımda Çavuştuğunbaşıydı, Sakirti, Şeyhti, Üstad’tı dervişti ayrın yok. Birimiz tesbih dizilirken, birimiz önce dizilmiş. Önceki dizilen de, soldaki dizilenin arasında bir fark var mı? Yok. Vazife olarak aynı vazifeyi yapıyorlar. Ama tesbihin bir tane. İmamiyesi var mı? Var. İmamiyesin bir tane sonunda, bir tane sonunda tesbihler dizilmiş mi? Dizilmiş. Ama bunun toplamı ne? Tesbih. Tesbih. İmamiyesinle, öbür çekirdekleriyle, ondan sonra birbirinden ayıran gruplandırmasıyla bir tesbih, bir bütün.


6. Bölüm

Biz bir bütünüz, kendi içimizde. Biz büyük bir bütünün içerisinde, biz de belki de ayrı bir tesbih tanesiyiz. Ama biz de bir bütünüz. Senden öncekiyle, senden sonrakının vazifesiyle bir değişiklik yok. Veya 33 taneden sonra gelen, bu yarım imamiyenin, öbür günlerden bir farkı yok. Kendini farklı görme. Kendini üstün görme, kendini alçakça görme. Herkes manevi vazifeli. Ben tasavvuf hayatım boyunca şuna inanmışımdır. Dışarıda ayakkabıları düzelten kardeşler, burada sohbet eden kardeşin arasında bir fark yok. İkisi de hizmet ediyor. Birisine demişler ki, sen burada hizmet edenlerin hizmet başlısı. Ya sen daha fazla hizmet edeceksin manasında o. Sen bunlara emredeceksin manasında değil. Ya sen bunlara daha fazla hizmet edeceksin.

Sen bunların ayakkabılarını temizleyeceksin, üstlerini temizleyeceksin, hürmet edeceksin, hizmet edeceksin, yedireceksin, içireceksin. Arkalarını sıvazlayacaksın. Sen bunlara öbür günlerden daha fazla hizmet edeceksin. Emredeni sevmezler, hizmet edeni severler. Kim daha fazla hizmet ediyorsa o daha fazla sevinmeye layıktır. Ve hepsi de tespih tanesi gibidir. Hepsinde kendi dairesinde manevi sorumlulukları vardır. Hepsinin gücün nispetinde görevleri vardır. Ve herkes bu noktada Kur’ân-ı Sünnet dairesinde, Edeb dairesinde vazifelidir. Mahalledeki kardeşler, sorumlu olan kardeşler, mahallenin sevgi idare ederler. Arkadaşlar bugün Perşembe. Bugün dersimiz var. Nerede? Kendi yerimizde. Kaç kişiyiz mahallede? 15 kişiyiz. 15’ini de getirecekler.

Onu 16 yapacaklar, 17 yapacaklar. Kendi gelmiş, etrafta kimse yok. Hayır, sen hizmet etmedin. Ya cimrisin, ya insanlara tepeden bakıyorsun, ya insanlara sert konuşuyorsun, ya da insanları sen bir şekilde rencide ediyorsun. Hata senin. İnsanlar seni sevmiyorsa, sen orada biz tayin etmiş olsak da, gel de ki insanlar beni sevmiyor. Neden sen? Bir kan uyuşmazlığı olsun, hakkını helal et, ben geri çekineyim de, kendi kendini gör. Sorumlu olan kardeşlerin bu noktada vazifeleri ve sorumlulukları daha fazlası. Orada bir tane eksilirse, hesabın ondan sonra bak. Ben hesabın ondan sonra. Ben orada bir kırıklık varsa, hesabın ondan sonra. Orada 20 kişi, 19’a düştüm hesabın ondan sonra. Önceden zakirli döneminde bir yeri tamamlar, bırakırdım birisine.

İllerde doldu, ilçelerde doldu, Şeyh Efendi’nin zamanında. Veya kendi içinde bulunduktan sonra bıraktığım yerler oldu, oradan dövüştüğüm yerler oldu. kaç kişi bırakmışım, 60 kişi. Giderdim bir bakardım, 20 kişi kalmış. Nerede bunlar? Yok. Bir ara Reyhan doldu, bir arkadaş böyle iki taraftan diyormuş ki, ben imam hatip mezunuyum, asıl benim çavuşluk yapmam lazım. Arkadaşlara hep öyle söylemiş, etrafa. Ben de duydum, o arkadaşa dedim ki, saydım oraya o zaman için. Hatta kaç kişi vardı o zaman saydınızlar? 60-70 kişi vardı herhalde değil mi? Değil mi? Var. 60-70 kişi var burada. Saydım, sayın buraya dedi, ben herkes saydım. O arkadaşa ununa vurdum. Dedim bu kadar insan var. İki ay sonra mı, üç ay sonra mı?


7. Bölüm

Ne dedim? Bu kadar, en az bu kadar göreceğim senden dedim. Tamamen duyuyorum. Günden güne eksiliyor. En son Adnan’a dedim, Adnan kaç kişiydi son dersini? Ben geçmiş köşeyini yalan çağırmasın. 20 kişi falan toplanmış. İyi dedim, müdahale etme zamanı gelmiş. Tamam, haftasına gittim dersi. Ben 15-20 kişi vardı. Dedim ki, nerede geri kalalım? Tamam, ben haber alıyorum. Şimdi diyormuş ki arkadaşlara, ben de içeri girdim de Mustafa abi, Mustafa’ya nasıl ayağa kalkıyorsanız bana da ayağa kalkacaksınız diyormuş. Ona nasıl hürmet ediyorsanız bana da hürmet edeceksiniz. Onu nasıl seviyorsanız beni de seveceksiniz. Tabi arkadaşların iç içi geliyor bu. Bitti mahallede adet azalınca, dedim ki bundan sonra dersleri Adnan kardeş yaptıracak burada dedim.

Değiştirdik. Sonra Adnan Allâh razı olsun derleti toparladı ortalığı yine. Şimdi sorumlu olan kardeşler kendilerini eğer belli bir noktada gördülerse hata yaparlar. Dervişlik kendini bir noktada görmek değildir. Görülecekse o cemaatın içerisinde en aşağıda olan o kimsedir. Şuradan kapıdan içeri giren bir kimse şunu demeli. Ben buranın en kötüsüyüm. Ben buranın en günahkarıyım. Burada benden daha günahkar bir kimse yoktur. Ya Rabbi ben buraya senin zikrini sohbetine geldim temizlenmeye geldim. Beni buradan temizlenmiş olarak gönder. Dışarı çıktığında da evet inanıyorum ya Rabbi sen beni temizledin ama ben şimdi burada sokağın içerisinde daha kapıdan dışarı çıkarken kirlenirim. Sen beni bir dakika haftaya kadar temiz tut ya Rabbi.

Eksim gediğim olmuştur benim. Bir dakika haftaya tamamlarım inşâAllah. Derviş ve sorumlular hepsi de bir bütündür ve kendilerini hep hizmet noktasında görecekler. Eğer birisine bir şey emrettiğiniz anda bu kim olursa olsun ve dervişliğinizi kullanıyorsanız ve emrederken dergahın içerisindeki hiyerarşik yapılamadan dolayı o hiyerarşik yapılamanızı gözünüzün önüne getirerekten söylüyorsanız yanıldığınızı yer eder. O zaman mahalledeki arkadaşlar birbirlerine muhabbet besleyecekler. Birbirlerine hizmet edecekler. Birbirlerine tepeden bakmayacaklar. Birbirlerini kollamaya çalışacaklar. Birbirlerinin sırtını kaşacaklar. Hatta kimse onun sırtını kaşmasa dahi o herkesin sırtını kaşacak ve şunu düşünmeyecek.

Ya ben bu adama ne hizmet edeyim ki? Bu kim ki ben buna hizmet edeyim? Bu ne ki ben buna hizmet edeyim? Veyahut da mahalledeki arkadaşlar mahalle sorumlusuna karşı şöyle davranmaya hakları yok. Ya bu kim ki ya? Ben şeyhimi tanırım. Ben seni tanımam kardeşim. Ben müstahidimi tanımam. Ben seni dinlemem kardeşim. Ben müstahidi dinlerim. Sen bana bir şey söyleyemezsin kardeşim. Bana bir şey söyleyecekse üstat söyle. Bunların hepsi de hatta aşan sözlerdir dervişçeye yakışmaz. O kardeşler de şunu demeyecek. Sen kalk şunu şunu şöyle yapacaksın. Ya ben yapamayacağım. Müsait değilim. Yapacaksın benim dediğimi. Hayır yok bizim yolumuzda yok. Bizim işimiz sevgiyle. Bizim işimiz nefretle değil. Bizim işimiz zorunlulukla değil.


8. Bölüm

Hangi kardeş mahalledeki sorumlusunu beğenmiyorsa, şikayeti varsa terk etsin. Evet dergahı terk etsin. Hangi mahalledeki arkadaşla, arkadaşlardan şikayeti varsa o da terk etsin. Zor kimse kimseyi çekmesin. Bir kimse bir kimseyi zorla kaldırıyorsa, zorla götürüyorsa, zorla onu dinliyorsa gün gelir geriye döner kendisinden intikam alır. O adamdan intikam aldığını zanneder, kendisinden intikam alır. Kendi psikolojisini yıkar, kendi psikolojisini yok eder, kendi psikolojisini eser, kendi kendine intikamcı olur. Bir kimse bir üstada intisap eder, bağlanır, üstadın derganın içerisinde halifeleri vardır, zakirleri vardır, çavuşları vardır. Üstad der ki bu dergâh bunlarla hep beraber yürüyor. Onlara da itaat edeceksiniz, sürmet edeceksiniz, onlarla beraber bu işi götüreceksiniz.

Bir adam o kimseye itaat etmek istemiyorsa, üstadın söylediğinden dolayı zorunluluktan itaat ediyorsa, bir gün gelir döner kendinden intikam alır. O adamdan da intikam almaya çalışacak. Milletin benden intikam almaya çalıştığı gibi. Dergahın başında Mustafa Özbah var. Mustafa Özbah’sız yürümeyeceğine göre mecburiyetten bana boyun eğiyorlar, mecburiyetten. Bir boşluk buldukları anda dönüp benden intikam aldıklarını zannediyorlar, kendilerinden intikam alıyorlar. Neden? Çünkü onlar zorunlu olarak bana boyun eğmek zorundalar. Ben böyle bir şey istemiyorum. Hayatım boyunca istemedim. Hayatımda hiç kimseden istemedim zorla bana boyun eğmesini. Ve şimdi de arkadaşlara kardeşlere diyorum, hiç kimseye boyun eğmek zorunda değilsiniz zorla.

Hiç kimseye boyun eğmek zorunda değil. Birbirlerinizi seviyorsanız buradayız. Buradayız. Herkes Allâh’ı seviyordu. Herkes Resûlullâh’ı da seviyordu. Herkes beni sevmek zorunda değil. Herkes sizi sevmek zorunda değil. Ben de sizi sevmek zorundadayım. Zorunda değilim. Seviyorsanız geleceksiniz. Zikrullah’ı seviyorsanız, sohbeti seviyorsanız, beni seviyorsanız, buradaki arkadaşları seviyorsanız geleceksiniz. Bunu çok samimiyim. İnsanlar bir şeyi severlerse kendi içlerindeki kurguladıkların duvarları ve engelleri kendileri kaldırırlar. Ve o kimse seviyorsa sohbeti dinler. O kimse sevmiyorsa sohbeti dinlemez. O kimse sevmiyorsa zikrullah’a kendini bırakmaz. Oysa kendisini zikrullah’a bırakacak ki zikrullah ona tesir etsin.

O zikrullahla hemhal olsun evisin içinde. O kimse sohbet eden Üstad’ı, Zakiri, Çavuş’u, kardeşi sevecek ki kendine ona karşı bir duvar örmesin. Onunla ilişkisi, ilintisi sağlam olsun. Zorunluluk girerse işin içerisine, onu dinlemez ki nefret ettiği, kimseyi neden dinlesin. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurur ki hadîs-i şerifinde, siz insanların başına zorla imam olmayınız. Sizi sevmeyenlerin başına imam olmayınız. Hadîs-i şerif, birisi mahallede seni çavuş olarak, görevli olarak kimse sevmiyorsa hata yapmışımdır ben tayin ederken olabilir. Gel de ki beni burada hiç kimse sevmiyor, ben buradan ayrılmak istiyorum de. Veyahut da sen burada hiç kimseyi sevemediysen zorlama kendini.


9. Bölüm

Allâh yolunu açık etsin. Tasavvuf adam toplama yeri değildir. Bakın tarikat da tasavvufa ayırıyorum. Tarikat adam toplar, cemaat adam toplar, x cemaat adam toplar, x tarikat adam toplar. Ne kadar çok kelle var, o kadar kendini kuvvetli hisseder. Ne kadar çok kalabalık, kendini o kadar egosunu yüksek tutar. Ne kadar çok kalabalık, adam der ki bu Üstad o kadar çok kamil. Üstadın kamilliği kalabalıktan belli olmaz. Üstadın kamilliği yetiştirdiklerinden olur. Çok kalabalık olabilir. Çok kalabalık olabilir. Yetiştirdiği derviş önemli. Kaç tane derviş hangi esmaya almış? Hangi manevi hali yaşamış? Hangi tecelliyatları yaşamış? Ne yapmış manevi olarak? Hangi noktada manevi olarak? Bu önemli. Kalabalık önemli değildir.

Tasavvufta ama bu. Tarikatta ise kalabalık önemlidir. Cemaatta kalabalık önemlidir. Benim için kalabalık önemli değildir. Benim için kalabalık önemli değildir. Benim için gelen kardeşlerin ahlakı güzel yaşamaları önemlidir. Dini iyi yaşamaları önemlidir. Dini kaliteli yaşamaları önemlidir. Benim için kardeşlerin beni anlamaları, algılamaları, dini anlamaları, algılamaları önemlidir. çok kalabalık olmuş. O dinin ince ahlakını yaşamamış. Çok kalabalık olmuş. Birbirinin arkasından tiftiklemiş, didiklemiş, arkasından konuşmuş. Çok kalabalık olmuş. Birbirinden haberi yok. Manevi bir derinlik yok. Manevi bir gelişme yok. Manevi bir yükseklik yok. Hayır tasavvuf bu değil. Tarikat olması için kendine göre mekanı, kendine göre kişisi, kendine göre ritüelleri, kendine göre belirtilmiş, oturtulmuş hal ve hareketler olması lazım.

Var mı yok. Zaten benim nazamın Türkiye’de tarikat yok. Var olduğunu söyleyen var isen çıksın karşıma. Nesin mevlevisin, kıyafetin, tekken, nesin katilisin, tekken, kıyafetin, ritüellerin, nesin rufaisin, hadi çık, meydanda sen rufaisin, bir şiş buhranı yap, seni götürüyorlar mı, götürmüyorlar mı? Nesin sen kadirisin, hadi yavrum, bir ateş buhranı yap, seni götürüyorlar mı, götürmüyorlar mı, görelim. Yalnız buhranı yaptıktan sonra dergahın şeyhim ben değilim filanca demeyecek. Evet ben kadiriyim, ben ateş buhranını yaptım diyecek. Ben kadir-i üstadıyım, ben kadir-i şeyhim, ateş buhranını ben yaptım diyecek. Ben ateş buhranını yaptım diyecek. Ben kadir-i üstadıyım, ben kadir-i şeyhim, ateş buhranını ben yaptım diyecek.

Evet ben rufai şeyhim, şiş buhranını ben yaptım diyecek. Çıkacak meydana, alacak şişini, gidecek mahkeme meydanına, hakim edecek ki gel uzat yanağına, zıplayacak şişine. Evet ben kadiriyim, ben kadir-i şeyhim yakın fırına. Ben kadir-i şeyhim kaynatın suyu. Ben gireceğim çıkacağım içine diyecek. Var mı Türkiye’de? Yok. Ben nakşibendi şeyhim getirin zehiri. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm var mı içecek zehiri? Diyecek gel evladım dervişim benim, canciherim iç bakayım sen de, görecek misin dervişini ben uzun olayım. Türkiye’de tarikat yapılanması yok. Adı var kendi yok. Tasavvuf o farklı bir şeydir. Tasavvuf bina istemez. Tasavvuf ritüel istemez. Tasavvuf kıyafet istemez. Tasavvuf bütün bu tip şataatlar da istemez.


10. Bölüm

Ehli tasavvuf kendisini gizler, saklar, ahlakıyla öne çıkar. Dini yaşamasıyla öne çıkar. Sarıyla, sakalıyla, cübbesiyle, şalvarıyla değil. Ahlakıyla, aşkıyla, muhabbetiyle, sevgisiyle, hizmetiyle öne çıkar. Biz ehli tasavvuf olmaya çalışıyoruz. O zaman kardeşlerin ehli tasavvuf da hiyerarşik yapılanı o kadar çok önemli değildir. Hasretim evlana ne demiş? Evla toprağın altında ustada bir çırak demiş. Sizin en hayırlığınız, en faziletliğiniz, en takva olanınız, Allâh katında üstün olanınız, takvacı üstün olanlardır. Dinin özünü yaşamaya çalışın. Göstelişlere bakmayın. Şatafata bakmayın. Tantanaya bakmayın. İnsanların sizin önünde eğilmelerine bakmayın. İnsanların size teveccühüne bakmayın. Allâh teveccüh etsin.

İnsanların size eğilmelerine bakmayın. Melekler size eğilsin. Allâh’ı sevmeye gayret edin. Allâh’a hizmet etmeye gayret edin. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerini sevmeye gayret edin. Sevginizi arttırmaya gayret edin. Üstadınızı sevin, derliş kardeşlerinizi sevin, eşlerinizi sevin, çocuklarınızı sevin, anne babalarınızı sevin, akrabalarınızı sevin, etrafınıza hizmet edin. Kimseyle kavga etmeyin. Kimseyle dövüşmeyin. Kimseye zulmetmeyin. Kimsenin parasına, malına, mülküne, eşine, dostuna, karısına, kızına, çoluğuna, çocuğuna bakmayın. Kendi elinizdekine dahil güvenmeyin. Bunlar tasavvufun kaideleri. Olmazsa olmazları. Gönlünüz kıpır kıpır olsun. Bir derliş kardeşinizi gördüğünüzde heyecan duyun.

Onunla sohbetin lezzetini yaşayın. Onunla sohbetin tadını yaşayın. Onu görmek için can atın. Özleyin. Özleyin. Dünyadan sıyrılın. Allâh’ı sevdiğiniz gibi Allâh diyenleri de sevin. Sakın kimsenin tarikatına, şeyhine, cemaatine, yoluna, yordamına, camisine, mescidine, yaptığına ettiğine karışmayın. Karışmayın. Kimsenin arkasından konuşmayın. Dedikodu etmeyin. Gıybet etmeyin. Kimseye arkadan çekiştirmeyin. Allâh için söylüyorum. Allâh için söylüyorum. Bunlar dervişliği yıkan şeyler, edebi yıkan şeyler, ümmetin arasında fitten çıkaran şeyler. Sizde laf söylesinler. Sizin yolunuza laf söylesinler. Sizin şeyhinize laf söylesinler. Sizin gidişatınıza laf söylesinler. Yanlış yere gidiyorsunuz desinler.

Desinler. Siz eyvallâh deyin yürüyün gidin. Allâh’ı zihredin yürüyün gidin. Hasbinallah deyin yürüyün gidin. Ya Rabbi bu kardeşe de hidayet eyle deyin gidin. Gıybete düşmüş. İftiraya düşmüş. Eksikliğe, yanlışlığa düşmüş. Duvaya ihtiyacı var. Yıkılmış. Sen dua et yap. Tatlı bir şekilde irşad et. Tatlı bir şekilde anlat. Tatlı bir şekilde onu bu noktadan, o gıybetten dedikodundan uzaklaştırmaya çalış. Bırak. Çok da uğraşma. Başına dert alırsın. Uyuyanı uyandırmayın demiş. Gaflet uykusunda uyandırmak istiyorsun. Tatlı bir şekilde huu diyorsun dinlemiyor. Öyle mi? Allâh muhafaza eylesin. Ama siz yapmayın. Mahalleler cıvıl cıvıl olması lazım. Peşin hükümlü ol meczepimizde. Bir kardeş bir kardeşinizin hakkında sizin hoşunuza gitmeyecek bir şey söylüyorsa onların ilk tatı bir şey kardeş ya.


11. Bölüm

Bana Adnan için bir şey söyleme ya. Kapat. Ya bana Katil için bir şey söyleme. Kapat. Bize ne ya? Ya bana filancı için bir şey deme. Kapat bize ne? Bitti. Allâh muhafaza eylesin. Eylül Tasavvuf gözünü Allâh’a diker. Eylül Tasavvuf gözünü Resûlullâh’a diker. Eylül Tasavvuf gözünü üstadına diker. Eylül Tasavvuf gözünü namaza, ibadete, zikrullah’a, tövbeye diker. Gaflete gözünü dikmez. E şimdi o zaman mahalledeki kardeşlerin de bu noktadaki görev ve hizmetleri üç aşağı beş yukarı çıkmış oldu. Mahalledeki sorumlulardan beklemeyin. Hepiniz de sorumlusunuz. Ben meşhurum ya. Şeyde bir gün İsmail Hakk’ın tekkesinde hepiniz çavuşsunuz demiştim ben. Tabi sonradan bazı arkadaşlar ya kendimizi çavuş yaptı tekkede demiş.

Hepimiz de çavuşuruz biz. Evet. Ne demektir biliyor musunuz? Bir yerde birisine çavuştuk vermek demek. O kimse orada yeni bir oluşumun başlangıcıdır. Etrafındaki insanlara Kur’ân ve Sünnet’i, etrafındaki insanlara Tasavvuf’u, dervişliği anlatır. Sen eğer birilerine hürmetmek için böyle bir çalışmanın içerisine giriyorsan bir müddet sonra yapayalnız kalırsın. Ama yok birilerine gerçekten hizmet etmeyi düşünüyorsan, gerçekten bir yol açmayı düşünüyorsan herkes senin peşinden gelir. Ama senin hizmet ehli olman lazım. Sen şimdi bakarsan mahallede, arkadaşlar kime alacak derse evine, ses yok. Veya birine dersen senin evine geliyorsun. Olmadı. Adamın evi müsait değildir, hanımın çoluğu çocuğu müsait değildir, kendisi müsait değildir.

Arkadaşlar bu akşam bendesiniz hepinizden. Birisi dersen ya arkadaş geçen haftada sendeyim ya bu hafta bende olsun tamam mı? Bu hafta filanca kardeşteyiz. Kendisi alıyor kendisi istiyor. Arkadaşlar bu akşam yemeğe bendeyiz. Arkadaş ya geçen haftada sende oldu ya bu hafta bende olsun yemeğe tamam mı? Bu hafta yemek filanca kardeşten. Bu hafta sohbet filanca kardeşti. O kardeş davet etti. Davetlere icabet edin. Toplantılara icabet edin. Kardeşlerinize icabet edin. Kardeşliğinizi arttırın. Birbirinize olan muhabbetinizi arttırın. Peşin hükümlü olmayın. Birisinin hakkında siz bir şey dinlerseniz onun hakkında peşin hükümlü olursunuz. Biri gelir der ki ya Adnan’ı bırak ya. Adnan önceden şöyleydi böyleydi.

Ne oldu? Onu dinledin. Adnan hakkında peşin hükümlü oldun. Adnan’ın öyle olduğunu gördün mü? Yok. Duydun mu kulağından? Yok. Yanında mı oldu? Yok. Yok. Nereden Adnan hakkında hükme vardın? Boşboğaz’ın, gıybetçinin, iftiracının birisi geldi sana söyledi. Sen de dinledin. Şimdi Adnan hakkında peşin hükümlüsün. Bitti. Dinlemezsen peşin hükümlü olmazsın. Adnan’a karşı duvar ölmezsin. Neden dinledin? Hâkim misin? Yok. Âlim misin? Yok. Amir misin? Yok. Neden dinledin? Gıybet için dinledin. Allâh muhafaza eylesin. Allâh’ı seven kendi kusuruna bakar. Resûlullâh’ı seven salallahu aleyhi ve sellem hazretinin kendi kusuruna bakar. Müstağdını seven kendi kusuruna bakar. Başkalarının kusurlarını araştıran kimse kendi kusurlarını göremez.

Tasavvuf insanların kendi kusurlarını önde tutmalarıdır. Onlara bakmalarıdır. Yoksa başkalarının kusurlarını araştıran, başkalarının kusurlarına bakan asla ve asla tasavvuf ehli olamaz. Allâh’a, Peygamber’e, Resûlullâh’a ve Nebiyye-i Vel-Mürsel’e ve l-Hammari Lillahi Rabb-il-Alemi’ne. el-Fâtiha ve Selavet. Altyazı M.K.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Çile, Tesbîh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı