1. Bölüm
7’ler ve 40’lardan bahseder misiniz? Bunların görevleri zahiri mi, batili mi, aynı zamanda mürşid-i kamilerin yardımcıları mıdır? Bununla alakalı tirmincide geçen hadîs-i şerifler var. Yaklaşık 10’a yakın hadîs-i şerif var. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, 40 tane Abdal var. Veya Eyla El Dal. Bunların 30 tanesi Şam bölgesinde, 10 tanesi Medine’de diye. Veya bu şekilde 40 tane yeryüzünde Abdal’ın var. Ve bunun bir tanesinin, İbrahim aleyhisselâm’ın kalbi yüzünden oldu. Hake-i sesden sessiz olsun da abdest alırlarken. Abdülcemanlar biraz sessiz olsun. Dermiş her yerde dermiştir. Dermiş sadece tekte de dermiş değil. Dermiş sadece ders yapılan yerde dermiş değil. Dermiş evde de dermiştir, sokakta da dermiştir, iş yerinde de dermiştir.
Buradaki dermişlikten kast, dermişin ahlakı, güzel ahlakı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ahlakı üzeri olan. Dermişliğin bir maksadı, amacı da budur. Bir insan sadece burada edebli olmayı. Sokakta da edebli olur, evinizde de edebli olur. İş yerinizde de edebli olur. Sadece burada Allâh için gözyaş akıtmayın. Evde de akıtın, namazda da akıtın, evde ders yaparken de akıtın. Kendi kendinize kaldığınızda da akıtın. Gece yalvarırken de akıtın. Dermişlik insanın bütün hayatını içine almak. Sofii anlayışı, tasavvufu anlayışı insanın bütün hayatını içine almak. Sabahtan, akşama kadar, gece yatıncaya kadar, hatta yattıktan sonra da devam etmektir. Yattıktan sonra da nasıl devam edecek?
Eğer gündüzünü yatıncaya kadar o adam o ahlak içerisinde geçirirse, gece yatarken de o ahlak içerisinde geçerse, gece de devam eder o. Uykusunda devam eder. O zaman onun uykusu ibadet hükmüne geçer. O zaman onun yatışı nafile ibadet olur. Sabaha kadar zikretmiş gibi sevaba girer. O zaten gece zikruları devam eder, sohbeti devam eder. Her ne işlerinde duruyorsa o devam eder. O yüzden arkadaşlar, Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi öyle derdi, Mustafa Efendi oğlum derdi. İnsan boyunun parayla gider, insan insanın parasız gider derdi. Parasız giderler sizi. Evinizde, iş yerinizde, akrabalarınızda, etrafınızda herkes size bakar. Konuşmanıza, davranışınıza, hareketlerinize, yürüyüşünüze, yemek yiyişinize, su içişinize, çay içişinize, hanımınızla olan sohbetinize, çocuklarınızla olan muamelenize, anne babanızla olan muamelenize dikkat ederler.
Neden? Çünkü siz bir misyon uyslanmışsınız. O yüzden dikkat ederler. Ve onların dikkati Allâh’ın dikkatidir aslında. O toplunun dikkati gibi gelir size, o Allâh’ın dikkatidir. Allâh o kimsenin üzerinin hususi bir nazarla bakar artık. Allâh o kimsenin üzerinin hususi bir nazarla baktığında, onun fazla hata yaptığı şansı yoktur. Niçin? Allâh onun hususi bir nazarla bakıyor. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona hususi bir nazarla bakıyor. Ona maneviyat dediğimiz vehliler hususi bir nazarla bakıyor. Ona bu noktada söylenecek bir laf yoktur. O hususi bir nazarla bakıldığında, o kimse ne kadar edepli, ahlaklı, iyi, güzel, hoş durursa, ona o kadar fazla dua eder. Hoşlarına gider onlarınla.
2. Bölüm
Bu kırtlar değil, diyoruz ya, evet, onların hoşlarına gider. Bunların bir vehli, vefat edenleri var, bir de yaşayanları var. Bu kırtlar vefat edince görevleri bitmiş değil, onlar haydi, siz onları ölü demeyiz. O zaman o kimseler hayattalar. Ama normalde günlük işlere, dünyanın gidişatına, veyahut da insanların gidişatına müdahale etmezse, edecek olsa asla komple kılıcını kuşanır, iner meydana. Edecek olsa bütün peygamberler gelir, iner. İmkanın sırrına aykırı bu. derler ya, işte, onların da tasarrufları devam eder. Onların tasarrufları da Allâh’ın izni’ne ait. Onların tasarrufları kendi başlarına değil ki, kendi kafalarından değil ki, eğer öyle bir şey olmuş olsa, bu güne kadar gelmiş geçmiş, ne kadar veliullah, evliyullah varsa hepsi de inerler aşağıya.
Müslümanları galip hale getirdiler. Demek ki onlar kendi tasarruflarında değil. O tasarruf, sevenler, sevilen arasında bir kimse, Hz. Geylani Hazretleri’ni çok fazla sever, onunla bir madibi irtibat olur. Ama asıl irtibat yaşayanlarla. bu 70 tane, bir rivayette 40 tane, ama o 40 tane veliullah her daim sağdır. Ümmetinden 40 tane aptal vardır der, Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Bunlar ne işe yararlar? Öyle ya. Bunların işleri ne? Bunların durdukları nokta ne? Bu noktada bir ayeti kerime bak. o Allâh’ı seven, Allâh’a muhabbet eden, Allâh yolunda koşturan o kimseler olmasaydı, yeryüzünde Allâh’ın mehcidleri, Allâh’ın dini yıkılırdı. Allâh onlarla dinini ayette tutar. Onlar yeryüzünün direkleri hükmündedir der.
Bu ayeti kerimi tefsir edenler ve Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. der ki, bir salih kimse, bir salih kimse, bir merdenin direğidir. Bir bölgenin direğidir. bir o veli, o kırklardan bir kimse, o bölgede bir direk gibidir. dini ayakta tutmaya yarayan direk, dünyayı değil, veli mürşid-i kamillerin işi, mürşid-i kamillerin görevi, dini ayakta tutmak. Dindarlığının arasında dini ayakta tutmaktır. Vazife budur. Vazifenin aslı özü, temeli bu abdalların üçler, beşler, yediler, kırklar dediğimiz kimselerin vazifesinin özü, dinin ayakta kalmasını sağlamaktır. Bunun için mücadele etmektir, gayret saatletmektir. Asıl görevi budur. Bakın asıl görevi budur. Onların üzerine uçtu-kaçtı muhabbetleri koyarlar, onların üzerine böyle işte, harikulade haller muhabbetleri koyarlar, evet onlardan harikulade haller görür, kerametleri bir şey.
Ama onların görevi bu değildir. Onların görevi, dinin ayakta kalması, dindarlarının ayakta kalması, dinin yaşanması ve yaşatılmasıdır. O bir hadîs-i şerit Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, bir salih kimse, bir evin kurtuluşuna sebep olur. Bir salih kimse, bir mahallenin kurtuluşuna sebep olur. Bunların hepsi de hadîs-i şerit. Bir salih kimse, bir mahallenin kurtuluşuna sebep olur. Bir salih kimse, bir kavmin kurtuluşuna sebep olur. Nasıl sebep olur? Onlara dini tebliğ ederekten, dini yaşatmaya ve dinin anlaşılması, anlatılması noktasında önder olarak da, gayret sarf ederekten sebep olur. orada Kur’ân ve Sünnet’in İslam, Kur’ân ve Sünnet’le muhkim ve hakim. O zaman o kimseler, Kur’ân ve Sünnet’i hem kendi nefislerinde, hem de etrafındaki insanlarda, öylesine yaşar ve yaşatırlar ki, din ve dindarlar ayakta kalırlar.
3. Bölüm
Ve o insanların kurtulmasına vesile olur. O insanların hidayete gelmesine vesile olur. O insanların Kur’ân ve Sünnet’i yaşamasına vesile olur. bunlar yeryüzünde Allâh’ın diktiği direktör gibidir. Nasıl dağlar, karayı, bildiğimiz toprağı, bildiğimiz dünya dengesini, düzenini tutturup, direk hükmünü alıp, bütün ovalar, bütün her şeyler, onları bir şekilde bağlı kalarak da, dünyanın fiziki sistemini koruyorlarsa, yeryüzünde de manevi sistemini koruyan, manevi direkler vardır ki, bunlar da o 40 kişidir. Hem o daha artar. Bunu başka hadîs-i şeriflerde 360’a, başka hadîs-i şeriflerde 300’e, değişik rivayetlerde 120’ye filan tekabül ettirirler. Doğrudur, o hadîs-i şeriflerde sahihtir. Ama bunun 120’si de Mürşid-i Kamil değildir. 120’si velidir.
Ama içinden 40 tanesi Mürşid-i Kamil, abdal hükmündedir. Bunların içerisinden sonradan, ama imamı temizle olsun, ama o arkasından gelen başka tasavvufî imamlar olsun, bunların içerisinden 7 tanesini ayırmış, bunlar yediler hükmünde demiş. Bu hadîs-i şerif de var. Bunların içerisinden ayırmıştan 3 tanesini 3’ler demişler. İçinden bir tanesini Kutbul Akdap demişler, İbrahim Gönüllü olanı, İbrahim Kalbi olanı Kutbul Akdap demişler. Kutbul Akdap demişler. Ve o Kutbul Akdap bütün öbür günlerin üzerinde, bütün öbür, o 40 tanenin üzerinde bir hükmündedir. Hem fazilet olarak, hem maneviyat olarak, hem ilim olarak, hem bilgi olarak. İlim ve bilgisi burada zahir değildir, manevidir. Ve bunlar yeryüzünde Allâh’ın dininin ayakta kalması için mücadele ederler.
Allâh’ın sevilmesi, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem haddettirin sevilmesi, dinin hükümlerinin uygulanması, dinin hakim olması için bunlar mücadele ederler. Ve o mücadelelerinden geri dönmezler. İşleri budur, başka işleri yoktur. İşleri budur, başka işleri yoktur. Halleri de, maneviyatları da bunun üzerine kuruludur. biz onlara, Hadîs-i Şerif’in deyimiyle, ister kırklar diyelim, ister aptal diyelim. Abdal dersek, bir de aptal olarak anlıyorlar insanlar, öyle aptal değil. Allâh muhafaza eylesin. O aptal kültürümüzde var. Zaten Türkler’de meşhurdur o. Ama ne yazık ki o aptal kültürünü, Türkiye değişik kesimlere, kesimlerinin eline bırakmış, veya o değişik kesimlerin eline kalmış, sanki aptal denilince, böyle bir, Türkiye’deki, dinsizlerin, aleviliğin arkasına sığınıp da, alevilerin de kendilerine aptal kültürünü, kendilerine kültür edindikleri gibi anlaşılıyor.
Ve aptal kelimesi kullanılınca başka bir yere gidiyor. Pir Sustan aptallar ya, veya da bir sürü aptal koymuşlar ya, o aptallar, eğer gerçekten Kur’ân ve Sünnet seneyi işleyip, veli hükmün derlerse, onlara söyleyecek bir sözümüz yok. Ama veli, işte, evtat, aptal, bunların bu tip isimleri var, değişik kitaplarda okursunuz, hepsi de bunların olmuyor, şimdi kamili dediğimiz, 40 kişiye tekabül eder. O zaman Allâh, yeryüzünde, yeryüzünde, dinini koracak, dinini muhafaza edecek. Koruyucusu Allâh ya, onu kulların eliyle, kulların vesilesiyle, ne vesilesiyle yapacak? siz Allâh’a yardım ediniz, Allâh’ın dinine yardım ediniz, Allâh da sizi affetsin. Allâh’ın dinine yardım etmek ne demektir? Allâh için, Allâh’ın dini için uğraşmak, çaba sarf etmek, gayret sarf etmek, o uğurda, o uğurda mücadele etmektir.
4. Bölüm
Kulların yardımına ihtiyacı var mı? Yok, burada değişik bir, aslında şey vardır, terslemesine bir anlayış vardır, uzun mesele, meselemize ila edin. Velilik, abdallık odur. Karşılıksız sevgibeslenilen bir dervişte fani olması mümkün mü? Dervişte fani olmak, o dervişin muhabbet edip, o dervişin her haliyle, hâliyle her hâli hâline vakıf olmaktır. Fanilik birisinde yok olmaktır. Birinde yok olmaktır, fâni olmak odur. Fena olmak birinde yok olmaktır. Bu edebiyatta çok güzel. Dervişte fena olmak, fâni olmak. Bu üç derecede dervişin birisinde görülmesi çok zor. Çünkü derviş bir kimseyi severken öyle ön koşulsuz, ön şartsız, kimliksiz kişiliksiz sevmesi çok zor. Bunu ben çok beklemiyorum derviş kardeşlerin arasında.
Ama şunu bekliyorum. Wasab bir muhabbet. Birbirinize yardım etmeseniz dahi zarar vermeyin. Zarar vermemekte yardım etmek. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Birbirinizin hatasının kusurunu o kimsenin yüzüne söylemeyin. Arkasından konuşmayın. Ya diyeceksiniz birinizin kusurunu yüzüne söylemeyecek mi? Evet yüzüne de söylemeyin. Sen bunu neden böyle yapıyorsun demen. Ona tatlı bir şekilde irşadi bir vazife yap. Ona değişik kanaldan yaptığının yanlış olduğunu anlat. Adama sen bunu neden yapıyorsun dersen hatasını yüzüne vurmak olur ki uygun değil. Bu iki kişinin hukuka arasında iki dervişin hukukunda yoktur bu. Âlim, hakim ve amir hükmündeki bir kimse bunu sen neden yapıyorsun diyebilir. Ama bir derviş kardeşin bir derviş kardeşe bunu neden yapıyorsun, bunu yanlış yapıyorsun, bunu hatalı yapıyorsun, bunu böyle yapma deme hakkı yok.
Bu noktada derviş kardeşler birbirlerini muhabbetle, birbirlerini sevgiyle, birbirlerini tatlılıkla, duayla, duayla yardımcı olmaya çalışsınlar. Cemaatlerin bölünmesinin parçalanmasının birbirlerine düşmesinin sebebi budur. Nefis, karşıdaki kimsenin hatasını ve kusurunu sizin gözünüzün önüne getirir. Ve siz o kimsenin çok iyi niyetli olduğunuzu düşünerek hatasını kusurunu iyileştirmek adına onun hata ve kusurlarını onun gözünün önüne seversiniz. Ve şeytan ve nefis sizi devamlı insanların hatalarını ve kusurlarını sizin gözünüzün önüne getirmeye başlar. Bu bitmez tükenmez bir girdaptır. Ve bu kimse etrafındaki bütün herkesin hatalarını ve kusurlarını yaymaya başlar. Ve kendi hatasını ve kusurunu hiç düşünültürmez.
Ben öyle derviş kardeşler tanıdım, öyle zakirler, öyle çavuşlar da tanıdım. Bütün herkesin hatasını kusurunu biliyor ve herkesin hatasını kusurunu söylüyor. Ve etrafında hiç kimseyi bırakmıyor. Şurada hepimiz birbirimizin hatasını kusurunu açılsa perdelerimiz manevi olarak ve hepimiz birbirimizin hatalarını kusurlarını görmüş olsak hepimiz birbirimize düşman oluruz. Allâh’ın örttüğünü insanlar neden açarlar ki? Allâh’ın kapattığı insan olduğunu neden açar ki? O zaman derviş kardeşimizin muhabbetimiz var ise oluşacak ise birinci derecede biz onun hatasını görmemeye çalışacağız. Biz onun kusurunu ona dillendirmemeye çalışacağız. Onun kusurunu bir başkasına da anlatılmaya çalışacağız. Çok negatif bir noktada görebilirsiniz herhangi birisini ve o çok negatif noktada gördüğünüz bir kimseyi burada ağlarken de görürsünüz.
5. Bölüm
Veya benim yanımda da görürsünüz. Veya benimle çok dost görürsünüz. Çok samimi arkadaş görürsünüz. Benim başımda dahi görebilirsiniz onu. Sakın, yanlışa düşmeyin, hataya düşmeyin. Bunlar sizi altakmasın. Bir kimse bir başkasının hatasının kusurunu, eksiğini görüp de onunla uğraşmaya başladıysa yeminle söylüyorum vallahi o şeytanın oyuncağı olmuştur. O şeytanın oyuncağıdır. Bu sizi geri durdurmaz. Geri dönülmez bir girdabının içine katar. Eşinizin hatasının kusurunu başlarsınız araştırmaya. Çocuklarınızı görürsünüz, anne babanızı görürsünüz, akrabalarınızınkını görürsünüz, arkadaşlarınızınkını görürsünüz, çavuşlarınızınkını görürsünüz. Ondan sonra şeyhenizin hatasını görmeye başlarsınız. Ondan sonra peygamberi bilen hatalı görürsünüz.
Haşa. Evet. Adamın biri söyle dedi bana. Adamın birisi diyorum bakın ona ben. Dedi ki peygamber Mekke’den kaçtı gitti dedi. Bunu dosdoğru söylerim dedi. Böyle kaldım ben. Hiç konuşmadım. Selamun aleyküm dedim, terk ettim onu. Arkadaşlara dedim ki yanımdakilere, bu dedim uçmuş. Konuşmaya gerek yok bununla dedi. Allâh muhafaza eylesin. İnsanda hata kusur aramak ve insanların hatasının kusurlarını araştırmak insanı bu noktaya götürür. Ve bütün ehli tasavvuf imamlarının hepsi de birleşmiş derdir ki Bir kimse birisinin eksiğini noktanının üzerine düştüyse onu araştırıyorsa onu görüyorsa o şeytana uymuştur. Ve size tasavvufî bir terbiye. Eğer birisinin bir eksiğini görüyorsanız o eksik sizindir. Eğer bir kardeşinizin hatasını görüyorsanız o hata size aittir.
Onu kendi nefsinize vuracaksınız. Onu kendinize vuracaksınız. Diyeceksiniz ki bu hata bize ait. Diyeceksiniz ki bu yanlışlık bana ait. Bu yanlışlık bana ait ki Allâh bunun üzerinde bana gösterdi bunu. Dedi ki Mustafa Özbağ sakın ha sen bu yanlışı yapma. Niçin? O bana gösterildi o eksiklik. O eksiklik bana gösterildiği düşünürsen benim eksikliğim bana gösterildi. O zaman biz birbirimize aynı olacağız. Mümin müminin aynasıdır. Kişi mümine baktığında, kişi birbirine baktığında kendisini görür. Ve siz karşıda bir eksik hata görüyorsanız o hata kusur sizindir o zaman. Kendinizi görüyorsunuz ya. Sizin mümin kardeşiniz sizin aynanız oldu. Siz ona baktığınızda hata görüyorsanız sizde hata var. Tövbe evelim.
Ama şuna da düşmeyin. Bu da bir değişik bir megalamanlıktır. hiç herkes hatasız kusursuz. Öyle değildir hiçbir kimse. Herkesin hatasız kusuru vardır. O kapı aralık dursun orada. Bizim üstadımız da şeyhimizin hatasız kusuru vardır. Sakın üstadınızı şeyhinizi akşam kabul ettiğiniz kimseyi hatasız kusursuz söylemeyin. Başkasını anlatırken de öyle anlatmayın. Tasavvuf o değil. Bizim şeyhimizin hiç hatasız kusuru yoktur. Hayır bizim yolumuz öyle değil. Bizim şeyhimizin hatasız kusuru yanlışı vardır. Eksiği vardır. O da bir insandır. O da bir insandır. O da bizim gibi yer, içer, bizim gibi dünyanın şartlarında yaşar. Ben de sizin gibi markete gidiyorum alışveriş ediyorum. Ben de sizin gibi manava gidiyorum. pazara gidiyorum alışveriş ediyorum.
6. Bölüm
Sonuçta benim hayatımın sizin hayatınızdan farklı bir yönü yok. İnsanız. Bütün üstadlar, bütün üveliler, bütün mürşid-i kamiler, bütün evliyalar, bütün dervişler, bütün sûfîler insandır sonuçta. Onların da hataları, kusurları, eksiklikleri, yanlışlıkları muhakkak olacaktır. Ve muhakkak ki derviş kendi dairesinde kendi üstadını hatasız ve kusursuz görmeye çalışır. Ama bunu bir başkasına, bizim üstadımızın hiç hatası kusuru yok derliyse yanlış anlatmış olur, yola laf getirmiş olur. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden kardeşler gelen anlamda basit olarak birbirlerinin hatalarının kusurlarını birbirlerinin eleştirircesine, kıyarcasına söylemeyecekler. Söylemeyecekler, arkalarından konuşmayacaklar, gıybetlerini etmeyecekler, süvizan beslemeyecekler, onlara dua edecekler, onlara himmet edecekler.
Onlara bu noktada, doğru noktada istihdam edilmesi için yardımcı olacaklar. Ellerinden tutacaklar ki bu karşılıksız sevginin ürünü. Ve bir şey beklemeden. Bir şey beklemeden. Ha ben senin elinden tuttum, ha bana böyle, ha bak bunu böyle bana, ya ben tuttum senin elinden. Allâh muhafaza eylesin. Kendi nefsinizi görmeden, kendi kimliğinizi ve kişiliğinizi görmeden, Allâh için yaşayıp, Allâh için davranmak, Allâh için sevmek, fena olmak olur. Allâh bizi muhafaza eylesin. Tabbetül arz hakkında bilgi verir misiniz demişler. Bu dersleri yaptıydık daha önce, inşâAllah bir ara yine yapalım. Fena makamıyla vahdedi vücudu açar mısınız? Fena makamıyla vahdedi vücudun açılması mı üzülür mü mesela? Bir de vahdedi vücut anlayışını herkes kabul edecek diye bir şart yok.
Veya herkes vahdedi şuhut noktasında duracak diye de bir şart yok. onu böyle daha şumullu, daha temelli bir anlayışa oturtmak lazım. o vahdedi vücut düşüncesini insanlar böyle sanki bir sohbetle anlaşılacak, bir sohbetle daha doğrusu anlatılabilecek bir mesele değil. Onun bir sohbetle anlatılması çok güç. ben bu sohbetleri biraz böyle arkadaşların bütün umumi sohbetlerde bunları böyle şey görüyorum biraz. Zamana yayılması gerektiğini düşünüyorum. Buraya gelen arkadaşların bir kısmı yemin, vahdedi vücudun ne olduğunu dahil dünyalarda, vahdedi vücudun ne olduğunu bilenler elini kaldırsın diye. üç dört kişi kalktı. vahdedi vücudun ne olduğunu anlatılması lazım. Ve vahdedi vücutla fenanın arasındaki alışveriş anlatmaya kalkarsak bu kardeşlere Fransızca konuşmuş gibi olmuş olacağız.
Ve daha da gerçeğini söyleyeyim. İşimiz bu değil. İşimiz insanlara vahdedi vücudu anlatmak değil, hakkınızı helal edin. Bu soruyu soran kardeş de hakkını helal etsin inşâAllah. Her kim ise. İnsanlar dinsizlik cereyanının içerisinde, ahlaksızlık cereyanının içerisinde, ibadetsizlik cereyanının içerisinde inim inim inliyor, kavruluyor. Bu bizim sohbetimiz şuna benzer o zaman. İstanbul muhasara altın alınmış ya. Fatih Sultan Mehmet muhasara altın almış İstanbul’u. Düşürecek, fethedecek. Bizans’taki ruhban sınıfı melekler erkek mi dişi mi onu tartışıyorlarmış içeriden. Bu ona benzer. biz muhasara altındayız şu anda. İslam, daha doğrusu İslam derken Müslümanlar müminler muhasara altında. Deccaliyetin, şeytaniyetin, sufyaniyetin, şehvaniyetin, şeytaniyetin muhasarası altında.
7. Bölüm
Evlerimize kadar girmiş, çoluğumuza, çocuğumuza kadar girmiş. Geçen gün kadının birisi telefonda ağlı desem ağlayacak. Kızım 13-14 yaşında diyor, askısız bir şey giymek istemiyor diyor. Evde problem yaşıyor diyor, illa ki dekolteva askı giyeceğim diyor. Askılı kıyafet giyeceğim diyor. Bir tanesi aradı kızı daha 9 yaşındaymış. O da diyor askılı giymek istiyor, ne yapabilirim diyor. şu arada bir haftalık bir mesele. En azından 3-4 tane payen telefon açmıştır. biz bu kızları askılı giymekten, dekolte giymekten nasıl kurtaracağız, nasıl geriye döndüreceğiz diye. Yangınımız burada bizim, derdimiz burada. Bugün gazetede okuyorum, estazi kullanma yaşı 9’a inmiş. Uyuşturucu. Kızlarımıza, genç çocuklarımıza, genç kızlarımıza estaziyi veriyorlar, fuhuşa itiyorlar.
Her türlü, her türlü ahlaksızlığı itiyorlar. Ben bangır bangır bağırıyorum ya, çocuklarınızı yanınızda getirin diye. Erkek çocuğu yanınızda getirin diye. Ben bangır bangır bağırıyorum ya, çocuklarınızı yanınızda getirin diye. Erkek çocuğu yanınızda getirin. Getirin, kaç yaşın çişini söylüyor, normalde bir şey yok. Al getir çocuğunu derse. Onun kendi kendine sen rahmet nazarından bakma. Ya derse götürmeyin, ya orada oynuyorlar, susun diyorlar, orada rahatsız oluyor. Hayır öyle düşünme. Evet, biz ona buradan susun diyeceğiz veya sen de gideceksin, susturacaksın. O çocuğu burada eğiteceksin. O çocuğu burada eğiteceksin. Ne için? O çocuk yarın öbür gün her şeyi öğrenecek çünkü. Biz temeli sağlam atacağız.
Bizden sonraki nesillere sağlam atacağız. O yüzden veya kendi arkadaşlarımızı sağlamlaştıracağız. İşimiz bu. Vahdedi vücud olsan olacak, vahdedi şuhud olsan olacak. Yemin ediyorum hiç derdim bu olmadı. Hiç olmadı. Bizim Ege bölgesinde, bu çok meşhurdur, melami çoktur bizim orada. Melamiler çok olunca bu meseleler o kadar çok kurcalarlar, anlatırlar, konuşurlar ki. Her şeyde bir mana, her şeyde başka bir şey ararlar onlar. Ben onların içerisinde piştim. Onlara laf yetiştirmekle piştim ben. O yüzden Allâh affetsin benim alanım, hatta bazen ben kaydırıveririm kendimi, husus o tarafa. O bir numaralı melami bakar ki ben ondan daha melamiyim. Der ki ya o zaten melami benden için. Ama bu günlük İslami hayatta, günlük İslamı hayatın mücadelesinde, günlük İslamı hayatın direnişinde bize bir faydası yok.
Biz buradan dışarı çıkınca, biz buradan dışarı çıkınca, biz dinsizlikle karşı karşıyayız. İmansızlıkla karşı karşıyayız. Buradan dışarı çıkınca. Öyle değil mi? Öyle. Dışarı çıktığımızda hiç kimse bize vahdedi vücudu sormuyor. İnsanlar oluk oluk dinsizliğe gidiyor. Oluk oluk. Yanlışları baktığımızda kendi çocuklarımızı, ben onları küçümsemiyorum, kötülemiyorum ha. Onlar da bizim evlatlarımız, kendi çocuklarımız, kendi kız kardeşlerimiz, kendi torunlarımız, kendi yeğenlerimiz. Benim değilse senin, senin değilse bir başkasının. Arkadaşlar, kardeşler, direk olun. Öyle salih insanlar vardır ki evinin direğidir diyor. Allâh onunla evi hidayete erdirir. Hidayetine vesile olur. Öyle salih kimseler vardır ki onunla Allâh mahalleyi hidayete erdirir.
8. Bölüm
Bir köyü hidayete erdirir. Bir ili hidayete erdirir ve onları korur, muhafaza eder. Onların kurtuluşuna sebep olur. Hepiniz o salih insanlardan olur. Önce evlerinizi, evlerinizin kurtulmasına sebep olur. Önce çoluğunuzun, çocuğunuzun kurtulmasına sebep olur. Çocuklarınızı namaza alıştırın. Çocuklarınızı oruca alıştırın. Çocuklarınızı iyi ahlakı öğretin. Kız çocuklarınızı tesettürü alıştırın. Kız çocuklarınızı namaza oruca alıştırın. Evet alıştırın. Kız çocuklarınızı ibadete alıştırın. Muhakkak alıştırın. Kız çocuklarınız, ailelerinizi namaza alıştırın. Şimdi buranın üst katını açmanızın sebebi o. Üst katı bayanları açacağız şimdi. Buradan parmaklıklar yapacağız. Aşağıda yukarısı görülmeyecek.
Bayanlar da buraya sohbete gelebilecekler perşembe aksanları veya hatmelere. Tek taraflı olmuyor, yaşanmıyor. Birisi geliyor burada sohbete katılıyor. Fakat ailesi onun buraya gelmesini istemiyor. Hiç olmazsa eşini getirsin, annesini getirsin, ablasını getirsin, kız kardeşini getirsin veya çocuğunu getirsin. Burada ne yaşandığını görsün. Ne anlatıldığını görsün. Onun da gittiği yere o kimse de hiç olmazsa ses çıkarmasın. Veya birlikte yaşasınlar. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetinin zamanında nasıl eşleriyle beraber mescide gelip namazlarını kılar insanlar öyle ayrılırlardı. O dinin yaşanması lazım. O havanın teneffüs edilmesi lazım. O havanın bu noktada algılanması lazım. İnşâAllah.
O yüzden bu tip vahtedi vücuttu, vahtedi şuhuttu, bu tip sohbetlerden biraz kendimi uzak tutmaya çalışıyorum. Çünkü asıl işimiz, asıl mesajımız, asıl varmak istediğimiz nokta bu değil. Hakkınızı helal edin. Allâh hepiniz derde razı olsun inşâAllah. Bundan sonra girişler buradan. O yüzden arkadaşlar kapının önünde fazla durmazlarsa iyi olur. Bu tarafa da normalde zamanla inşâAllah şey olsun. Arkadaşlar alışsın lan. Osman, sert davranma kapıdaki insanlara. Arkadaşlar, bu hepinize ne tekkede ne burada. Hiçbir kimse, hiçbir kimseye sert davranmasın. Hiçbir kimse, hiçbir kimseye, hiçbir kimseye, bu Osman kardeş için söylemiyorum, genel için söylemiyorum. Hiçbir kimseye tepeden bakmasın. Tatlılıkla, yumuşaklıkla, incelikte davranın.
Herkese. Bu disiplinsizlik değildir. Allâh affetsin, hakkınızı helal edin. Kendimi böyle konuşmak için söylemem. Ben disiplinli bir insanımdır, disiplini severim. Disiplin demek sertlik demek değildir. Disiplin demek insanları kırmak, üzmek, kötü davranmak demek değildir. Bakın, yaklaşık bu kardeşler 13-14, 15 yılı oldu, 16 yılı. Kaç yıl oldu? Kaç yıl oldu? 17 yıl mı oldu? 17 yıldır yanımızdalar bunlar bizim. İçinizde olanlar da var tabii. Yakın dairede arkadaşlar. Daha ben onlara bir tek sert lafım yoktur. böyle hakaret var ya, böyle kırıcı bir şekilde. Demişim de, bu iş böyle olmaz. Eyvallâh. Eyvallâh. Cemaatle alakalı, girişatle alakalı, yapılanlar, yapılacak olanlarla alakalı. Ve o yakın dairedekiler benim disiplinimi almıştır hepsiler.
9. Bölüm
Ben disiplini severim. Kendimi de disiplin ederim. Allâh affetsin, daha ben söylerim ya, daha bir perşembe dersi kaçırdığımı bilmez miyim? Ben buraya gelmesem kim hesap soracak ki bana? Kimse hesap sormaz. Bir telefon açarım, gelemeyeceğim. Ayağı mavi, yeterim evde. Hayır. Cenâb-ı Hak inşâAllah o gevşekliği bana göstermesin. Disiplin farklı bir şeydir, insanlara sert ve ters davranmak farklı bir şeydir. Hiç kimseye sert ve ters davranmayın. Allâh rızası için bunu sizden istiyorum. Sizden istiyorum. Disiplininizi bozmayın. Edebinizi, ahlakınızı, disiplininizi, tavrınızı, tutumunuzu bozmayın. Eyvallâh. Bu ibadet içinde, bu yol içinde, bu girişat içinde lazım. Bu lazım. Disiplin olmazsa hiçbir iş yürümez.
Hz. Resûlullâh Uhud’da dedi ki sahabelere, buradan ayrılmayacaksınız. Onlar bu disiplini gösteremediler. Aşağı indiler, Uhud bozgun oldu. Huneyn’de savaşı çok rahat kazanacağız diye yürüdüler sahâbeler, disiplini bozdular, bir anda bozguna uğradılar. Bir anda bozguna uğradılar. Bir anda dağılıverdiler. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri toparladı. Sürdü atını, düşmanın üzerine, müşriklerin, kafirlerin üzerine. Kılıcını sağa sola, sallaya sallaya. Bir tarafında Hz. Tapas, bir tarafında Musa bin Ömer’in olması lazımdı herhalde. Ebu Bekir Efendimiz. Bir tarafında Hz. Ebu Bekir Efendimiz, atını tutup geri çevirmeyi düşünüyorlar onlar. Resûlullâh’ı korumak için sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri.
Bakın onu korumak için atını geri çevirmeyi düşünüyorlar. Ama at dahi sahibine göre kişniyor derler ya, at dahi tüylerin diken diken oluyor anlatırken. Beni çok heyecanlandırır o. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin o hali, o cesareti, o secahatı, o görüşü, o düşüncesi, onun yılmazlığı, o demir pençe gibi duruşu. Yürüyor bir anda diyorlar ki biz düşman atını geçtik. Arka tarafta kadınlar var ya, savaşanların arkasında, arka hizmeti göre kadınların oraya kadar varmışlar. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yara yara kıyakaya yürümüş. Tabii onlar da Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin koruma adına onlar da savaşıyorlar. Ve diyor ki Abbas söyle şu asabamı.
Nereye gidiyorlar? Nereye gidiyorlar? Dönüp nereye gidiyorlar? Söyle şunlara seslen. Hazreti Abbas Arap lehcesine, Arap diline öylesine hakim ki belagatlı, bir şair kadar belagatlı, hatta şairden üstündür belagatı. Başlıyor. Ey Medineli muhacirler, siz ki şöylesiniz şöylesiniz dur, rahat duruyorlar Medineliler. Evs kabilesi, şu, bu başlıyor, Temin kabilesi hepsini methediyor teker teker. Seslenen duruyor, bir rahat geriye, bir anda savaş geriye dönüyor. Disiplin. Nefesimizin sonuna kadar disiplin. Nefesinin sonuna kadar disiplin. Disiplini bozmak yok. Hayatımızı disiplinle geçireceğiz. Dergahda disiplinli olacağız. Edebimizde, adamımızda disiplinli olacağız. Dışarıda disiplinli olacağız. Disiplinli olacağız.
10. Bölüm
O disiplini üzerimize sağlayacağız. Bu kırmak için, bu üzmek için, bu insanları Allâh affetsin. İkinci sınıftan dolayı koymak için değil. Allâh bizi affetsin. O yüzden, görev yapan hizmet eden arkadaşları kardeşlere de yardımcı olun. Onlar bir yer gösterdiklerinde veya burayı boşaltın dediklerinde, uyuyun onlara. Onlar da buranın sağlığı, selameti, düzeni için uğraşıyorlar. Onlar da böyle, sen ne karışıyorsun bana filan. O noktada da olmayın. Bu da abes. Neden? Ya o kardeş sana kalk içeri gir diyorsa, kapının ağzını boşaltacak. gel geç yeri boşaltacak. İnsanların sağlığı, selamet için. Hakkınızı helal edelim. Cumartesi, akşam burada yine ders var, kandil günü. Kandili hazırlanın. Cumartesi gün, gündüz oruç tutun.
Pazar gün, gündüz oruç tutun. Orucunuzu en azından ikileyin. ikileyin ki, inşâAllah bu berat kandilini dolu dolu geçirin. Bol bol salavat-ı şerife getirin. Bol bol tövbe edin. Bol bol Allâh’ı zikredin. Şaban ayında çok oruç tutun. Bu ay Muhammed Mustafa’nın ayı. Onu hürmet etmek demek, onun ayına da hürmet edeceğim. Onun ayına hürmet ediyorsan, onun kendisine hürmet etmek demektir. O yüzden oruç tutun, salavat-ı selam getirin. Birbirinize muhabbet besleyin, hediyeleşin. Kandil günü hediyeleşin. Bunu bidat derler. Hayır, kandili hatırlayalım. Hediyeleşelim, selamlaşalım, kandilleşelim. Sadece cemaatın kendi içerisinde değil. Dışarıdaki kardeşleriniz de, arkadaşlarınız da, anne babalarınız da, kayınpeder, kayınvalide, akrabalarınız da.
Büyüklerinizin gidin, ellerinden öpün. Cumartesi, kısmen tatil. Bunu bir bayram havasında. Bunu bir kandili bayram havasında. İnşâAllah kandili yaşayın. Büyüklerinizin gidin, elinden öpün. Onları ziyaret edin, kandillerini mübarekleyin. Hiç olmazsa telefonla gönüllerini alın. Arkadaşlarınızı, kardeşlerinizi, etrafınızdaki tanıdıklarınızı bir mesaj çekin, bir telefon çekin. Kandili hatırlasınlar. Yemin ediyorum insanların kandilden haberleri yok. Hatta yarından itibaren telefonlaşın. Kardeşim yarın kandil, inşâAllah kandil günü oruç tutmak, tövbe etmek, namaz kılmak, sevap berat kandili, günahlarımızın affi için uğraşalım, tebliğ. Bir nefes de de olsa tebliğ edin. Bir harp de de olsa tebliğ edin.
Bir işaret de de olsa tebliğ edin. Bir söz de de olsa tebliğ edin. Dini tebliğ edin. O yüzden böyle dalga dalga yayılsın. Bütün her taraf. Evlerinize oruç tutmaya gayret edin. Eşlerinize söyleyin. Kandil günü beraber oruç tutalım. Hadi kalkalım, beraber sahur yapalım. Bunu teşvik edin. Çocuklarınızı teşvik edin. Muhakkak kandil günü ve ertesi günü oruçlu geçirmeye gayret edin. Teşvik edin. Bir bütün şeklinde yaşayın. Annelerinize, babalarınızla, etrafınıza kandili hatırlatın. Sizin ailenizde hiç bu güne kadar kandil kültürü olmayabilir. Siz o kültürü başlatın. Evlerinizde o gün özel yemek yiyin. Evet. kandil olduğu hatırlarsın. Hiçbir önemli değil. O gün bütün aile toplansın. İftar etsin hem de.
Evet. Veya annenize gidin. Veya kayınvazemize gidin. Huse’si bir iftar olsun. Buraya da yapmamızın sebebi o. Böyle bir birlikteliği devam ettirmek yani. Kandil hep beraber yemek yemiş. Hadi oradan hep beraber zikrullah gelinsin. Derse gelinsin. Ders yapılsın, zikrullah yapılsın. İnşâAllah böylece mesele hallolsun. Hakkınızı helal edin. Üç ihlas bir Fatiha şerife. Âmîn. Müminlerin ruhunu tükürselerine inerdik. Vasıf ve esed arayın ya Rabbi. Üç alemizde gelmiş geçmişlerden, gelmiş geçmiş akrabay tarikatımızdan, gelmiş geçmişlerin ruhlarından, ruhaniyetlerinden ayrı ayrı ederdik. Vasıf ve esed arayın ya Rabbi. Fatiha arayın ya Rabbi. Fevzatla, mühimmetle, nişefaatle, özerlerimize mevfik eyleme ya Rabbi.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı