«Bizde Akıllılık Ne Arar» — İmâm Gazâlî’nin Aşk Târifi (Şedîd Sevgi); Görmeden-Tanımadan Sevip Lâ İlâhe İllâ’llâh Yolunda Dünyâdan Geçmek
Az önce masada deli miyiz, değil miyiz muhabbeti oldu. Oradan da Ahmed Özbağ yok şu bana video attı deli miyiz diye, yok bu video attı akıllı mıyız diye. Dedim ki bizde akıllılık ne arar? Akıllı insan zaten İslâm olmaz. Neden? İslâm îmân dili, akıl dini değil. Hele bir de o kimsede sûfîlik varsa ben Allâh’ı seviyorum diyorsa görmediği, bilmediği, tanımadığı bir varlığı seviyor. Görmediği, bilmediği, tanımadığı bir varlığı seviyor. Bu akıl işi değil. Hele Mustafâ Özbağ’ın sözüyle biz görmeden tanımadan sevdik. Görmeden tanımadan onu zikrettik. Görmeden tanımadan sevip görmeden tanımadan zikrettik. Biz o zaman için aşkın ne olduğunu da bilmiyorduk, hala da bilmiyoruz. Sonradan ayeti kerimi okuduk.
O îmân edenler, o mü’minler Allâh’ı şedîd kuvvetli bir sevgiyle severler. Bu aklın üstünde bir şeydir. Mü’min ise o kimse Allâh’ı şedîd bir sevgi. İmâm Gazâlî bu şedîd sevgiyi aşkla tanımlar. en kuvvetli sevgi ve işin enteresan noktası da şu, bunun kuvvet derecesinin ne olduğu belli değil. O zaman ne olmuş olduğu ucu açık. Sen ne kadar çok seversen sev, yine sevmemiş olacaksın. Çünkü sevginin âşıklığın düzeyi bilmiyor. Neden bilinmiyor? Çünkü âşık olduğunuzun evveli yok. Âşık olduğunuzun ahiri yok. Âşık olduğunuzun kenarı yok. Âşık olduğunuzun dibi yok. Âşık olduğunuzun yüksekliği yok. Âşık olduğunuzun mekanı yok. Âşık olduğunuzun makamı yok. Âşık olduğunuz tanınmakliği istiyor. Bilinmek liği istiyor.
Bunun akılla alakası yok. O ancak kalblere tecelli eder. Ve ancak bu kalbi bir sevgidir. Akli bir sevgi değildir. Öyle olunca evet Allâh’a âşık olanlar, Rasûlullâh’a âşık olanlar, Allâh yoluna revan olanlar ve her türlü zorluya rağmen, her türlü kınanmaya rağmen, her türlü saldırıya rağmen, her türlü iftiraya, her türlü hukuksuzluya, her türlü haksızlığa, her türlü zulme, her türlü alevereye, dalevereye, rağmen bir kimse lâ ilâhe illâ’llâh Muhammedün Rasûlullâh deyip Allâh yoluna revan olduysa makamını düşünmediyse, mevkisini düşünmediyse, parasını düşünmediyse, malını mülkünü düşünmediyse bugün insanların üç kuruş para için yalaka oldu, hukuktan vazgeçti, adaletten vazgeçti, namusundan vazgeçti bir zamanda.
Bugün insanların bir makam için her şeyini sattığı, her şeyini peşkeş çekti, insanlığından vazgeçti ve değerlerinden vazgeçti bir zamanda. Insanlar, topluluklar Allâh deyip yola çıktıysa makamı elinin tercihle ittiyse, mevkiyi elinin tercihle ittiyse, parayı ayaklarının altına alıp ezdiyse ve onu Allâh demekten hiçbir güç, hiçbir kuvvet, hiçbir alavere-dalavere, hiçbir baskı onu geri adım attırmıyorsa o vallâhi de delidir, billâhi de delidir. Yeminle söylüyorum delidir. Çünkü neye göre delidir? Onunla başkaları baktığında onu diyecekler ki bu gerçekten deli olmuş. Evet. Hadîs-i Şerîfte de Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri öyle buyuruyor.
«Allâh’ı Öyle Zikredin Ki Dışarıdan Sizi Görenler Deli Olmuş Desinler» Hadîs-i Şerîfi — Sahâbenin Tâbi’îne Deli Görünmesi; Şeyhimin Hanımı Dâhil Delilik İttifâkı
Allâh’ı öyle zikredin ki dışarıdan sizi görenler bunlar deli olmuş desinler. Eğer size bunlar deli demiyorlarsa hakiki manada Allâh’ı zikretmedin. Hakiki manada Allâh’ı zikretmek demek sadece toplanıp zikretmek değil. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye doğruyu, hakikati, hakkı, hakkı güçlü bir şekilde haykırıyorsanız ve hakkı yaşamaya çalışıyorsanız ve hakkı teblih ediyorsanız evet ancak o zaman hakiki manada îmân edip hakiki manada deli olursunuz. Çünkü Ashâb-ı Rasûlullâh’ı yine Ashâb-ı Rasûlullâh tanıtıyor. Tabiine tanıtıyor kendilerinden sonrakine. Diyor ki eğer siz onları görmüş olsaydınız sahâbeleri derdiniz ki bunlar gerçekten deli olmuş. Onlar da sizi görmüş olsalardı derlerdi ki bunlarda küfre düşmüş, kâfir olmuşlar.
Bakın tabi’in için söylüyor bunu. Sahâbe eğer sizi görmüş olsaydı bunlar kâfir olmuş, dinden dönmüş derdi. Ve siz sahâbeyi görmüş olsaydınız evet bunlar deli derdiniz. Hamdolsun deliliğimize Hiç gocunmadım. Deliliğimden hiç gocunmadım hatta dedim ki az bile benim deliliğim. Bu aklın işi değil tabii. Beni dışarıdan tanımlayanlar önceden beri ta ben İslâm’la gerçek manada dinle tanıştığımdan beri herkes deliliğime den vurdu benim. Şeyhimin hanımı dahil buna. Cenâb-ı Hakk’a hamd ediyorum. Allâh yolunun delisiyiz. Bu çok şatahat var olacak ama bir siz kaldınız, bir ben kaldım. Allâh yolunun delisi. Çünkü gerçekten Allâh yolunun delisi olmak kolay bir şey değildir ve herkesin ulaşabileceği bir makam da değildir.
Buraya ulaşmak için anadan babadan, yardan, çocuktan, maldan, mülkten, makamdan tâbîr-i câizse dünyadan geçmek gerek. Dünyadan geçmiyorsa evet o kimse takılmıştır. O Allâh yolunun delisi değildir. Allâh yolunun delisiyle yol gidilir. Çünkü öbürke hesap eder.
Hesap Eden Zenginle Dostluk Olmaz — «Hesabı Yoksa Saymasını Bilmiyorsa Benim Gibi Sayma Özürlüyse Sıkıntı Yaşanmaz»
Malını hesap eder, parasını hesap eder, rahatını hesap eder. Evet. O hep hesap eder, hesabın içindedir o. Boyuna hesap eder. Bana hesap eden bir zengin, hesap eden bir makam sahibi, hesap eden kendini bir şey zanneden lazım değil. Ben öyle bir kimseyle dostluk edeceğime hesapsız, kitapsız, nedensiz, niçinsiz, makamsız, mevkisiz yol gidenlerle arkadaşlık dostluk kurmak ister. Onlarla yol gitmek isterim. Çünkü hesap ediyorsa bir kimse o hesabına bir gün sen uymazsan seni bırakır gider. Bir gün hesap uymaz onun çünkü. Hesap uymayınca o bırakır gider. Hesabı yoksa saymasını bilmiyorsa benim gibi sayma özürlüyse bir sıkıntı yaşanmaz. Evet buradasınız. Hepinize teşekkür ediyorum. Şimdi az önce masada bağıracaktım deli miyiz diye ama böyle spontane gelişmediği için, akılla alakalı olduğu için bağırmadım.
Bağırırsam da beni affedin.
Regâib Kandîlinde Karanlık Tablo — İslâm Dünyâsı Soykırım-Katliâm-Sürgün-Açlık Altında, İsrâ’îl Hayvan Mu’âmelesi, Filistin Altı Milyon Mülteci
Bugün Regâib kandîli. Şöyle bir size içinizi karartacak bir giriş hazırladım. Evet içimiz kararacak. Biraz o karanlığı görelim istedim. Dün gece ne olduysa bütün plan program değişti benim. O yüzden biraz içinizi karartacağım. Hakkınızı helal edin. İslâm dünyası mübarek üç aylara girerken dünyânın her tarafında Müslümânlar ne yazık ki her türlü soykırıma, katliâmlara, bombalanmalara, sürgünlere, göçlülere, açlığa, aşağılanmalara, çeşitli hukuksuzluklara ve baskılara maruz kalıp cezaevlerinde, toplama kamplarında, mülteci kamplarında gayri insanı yaşam savaşı verirken bulundukları ülkelerde beşinci sınıf insan muamelesi görmekte başta İsrâ’îl olmak üzere bazı ülkelerde hayvan muamelesine tabi tutulmaktadır.
İslâm dünyâsında her türlü haksızlıklar, ayrımcılıklar sadece zenginlerin ve güçlülerin hakkının olduğu bir sistemde yaşamakta ve bu haksızlıklarla bu kanunsuzluklarla bu hukuksuzluklarla mücadele edecek yeniden dirilecek îmânı, aklı, feraseti kendinde oluşturamamaktadır. Ne yazık ki İslâm dünyası katiline, tecavüzcüsüne âşık ahmaklar gibi kendilerine zulmedenlerin kültür ve inançlarını kabul etmekte çarpık hukuklarıyla, giyimiyle, eğlencelileriyle, fuhuş, kumar, uyuşturucu, alkol, rüşvet ve rüşvet ile çepeçevre çevrelenmiş durumda. Işin bir başka yönü de dinle alakalı. Genel anlamda Kur’ân ve sünnet çizgisinin bozulması için ellerinden gelen her türlü şeytânî planlar ve çalışmalar yapılmakta İslâm dünyâsında resmi veya sivil, dini topluluklar dini sat Allâh’ın olmasını istememekte tabi oldukları sistemlerin etki ve baskılarıyla dini duruşlarından Kur’ân ve sünnetten taviz vermekteler.
Meselenin en acıklı yönü de dindarlıklarını paraya, makama, güce çevirdiklerini görmekteyiz. İslâmî gibi görünen sistemlerin başındakiler milyon dolarlık villalar, milyon dolarlık şatâfat, şatahat ve lüks hayatın içinde birer necâset halini almaktadırlar. Bu minval üzerinde yakın coğrafyamıza baktığımızda Bosna, Sûriye, Irâk, Yemen, Myanmar, Hindistân, Lübnân, Libya, Afgānistân, Doğu Türkistân, Avrupa, Rusya, ABD, İngiltere, Çin ve lasıl tüm dünyâda Müslümânlar ezilmekte ve her türlü tacize, tecâvüze, hukuksuzluya uğramaktadırlar. Filistin ise ayrı bir insanlık dramı olarak dünyânın gözü önünde devam etmekte yüz binin üzerinde kadın ve çocuk fazla olarak da yüz binin üzerinde açıklanan sayılara aldanmayın.
Kadınlar ve çocuklar çoğunlukta olmak üzere şehit verilmekte katil, soykırımcı, Siyonist İsrâ’îl, çevresinin ülkeleri istediği zamanda bombalamakta şehirleri yerle bir etmekte sayıları altı milyonu aşkın Filistinli mülteciler dünyânın en kalabalık mülteci nüfuslarından birini oluşturmaktadır.
Gazze’de İki Milyon Evsiz; Hıristiyan Noel’i Güvenliği vs Cuma Mesâîsi — Müslümânmış Gibi Görünen Yöneticilerin Gâvurhâne Tutumlarına Çanak Tutması
Aynı zamanda Sûriye’deki mültecilerin normalde en büyük kısmı da Türkiye’dedir. Libya’dadır, Lübnân’dadır. Libya demişim, Lübnân’dadır. Ürün kabul etmedi, Mısır kabul etmedi. Ve Birleşmiş Milletler’e göre buna ek olarak Gazze’de iki milyon kişi Gazze şehrinde iki milyon kişi evsizdir, barksızdır, yolsuzdur, elektriksizdir, susuzdur, açtır ve ne yazık ki yaralılarını tedavi ettirebileceği yıkık dökük bir hastane bile yoktur. Eğer ola ki Siyonist İsrâ’îl yarım yamalak bir hastanede tedavi görülüyorsa hiç durmaksızın orayı da bombalayıp yerle yeksan etmektedir. Ve ne acı ki buna bütün dünyâ sadece izlemektedir. Bütün dünyâ bilhassa İslâm ülkeleri ve başındaki liderleri Gazze’yle alakalı boş laf konuşmaktan başka bir şey yapmamaktadır.
Ve İslâm dünyası ne yazık ki bu tip sorunların, bu tip problemlerin, bu tip aşağılanmaların, hukuksuzlukların, zâlimliklerin altında inim inim inlemekte ve ne acı ki İslâm dünyası kendisine zulmeden, kendisini katleden ve çocuklarına tecâvüz eden ve kadınlarına tecâvüz eden erkek kız demeden, çocuklarına tecâvüz eden erkek kız demeden İslâm dünyâsının küçük çocukları kaçırılaraktan ama ABD’de ama değişik ülkelerde o küçük çocuklarının kanları alınarak tecâvüz edilerekten bu hunharlığa, bu zalimliğe ne yazık ki göz yummakta ve artık hiçbir şey olmamış gibi gâvurların, Hıristiyan dünyâsının Noel’ini kutlamakta ve Noel için bilmem kaç bin tane polis, bilmem kaç tane bekçi, bilmem kaç tane güvenlik görevlisi Noel kutlayacak olan sarhoşlara Noel kutlayacak olan gavura benzeyenleri korumak için mücadele etmekte.
Ve İslâm dünyâsının gözünün içine baka baka bizdenmiş gibi görünen, Müslümânmış gibi görünen yöneticiler, bizdenmiş gibi görünen, Müslümânmış gibi görünen belediyeler, bürokratlar, devlet erkanı ne yazık ki bu gâvurhâne tutumlara çanak tutmakta bu gavurluklara öncü olmaktalar. Ve bu bütün İslâm dünyâsının acı bir gerçeğidir. Ve İslâm dünyası gün geçtikçe gâvurlaşmakta gün geçtikçe Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin ölçülerinden uzaklaşmakta gün geçtikçe ne yazık ki İslâm dünyası İslâm’ın genel kaidelerini hafife almakta ve ne yazık ki İslâm dünyası yine kendisinin içinde kendindenmiş gibi görünen bozuk âlimlerin, bozuk bürokratların, bozuk siyasetçilerin, bozuk şeyhlerin, bozuk din ‘ulemâsı hükmünde görülenlerin, bozuk ilâhiyâtçıların, bozuk imâm-hatipçilerin ifsat ettiği, bozduğu bir dünyâ içindeyiz.
Bozuk Âlim, Şeyh, Bürokrat, İlâhiyâtçı, İmâm-Hatipçi İfsâdı — Ümmetin Tutunduğu Çürük Dal, «Aynı Delikten Bir Daha Isırılmaz» Hadîsine Rağmen Defalarca Isırılması
Ve İslâm dünyası ne yazık ki kendisini Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye de odaklamamış olan âlim hükmündeki cahillerin ve zalimlerin, şeyh hükmündeki zâlim ve çok özür dilerim ama namussuzların elindedir. Tabirlerimi hoş görün, çok ağır konuşmak içimden geçiyor. Ama velakin bu topluluk o topluluk değil. Çünkü sizlerin bu konuda söyleyecek, sizlere söyleyecek bir sözüm yok. Sözüm bu topluluğun dışındaki nere? Ama gerçekten ve gerçekten İslâm dünyası bu karanlık tablonun içerisinde ne yapacağını şaşkın vaziyette nereye gideceğini şaşkın bir vaziyette hangisine tutunduysa tutunduğu dalın çürük olduğunu sonra yıllar sonra öğrenmekte ve yine aynı delikten ümmetin bir daha ısırılmaz dediği halde ümmet aynı delikten defalarca ısırılmakta.
Ve ümmet doğru olan Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışmakta kendi nefsine uymakta. Çünkü sımsıkı Kur’ân ve Sünnet’e yapışırsa önce ailede çatırtı başlayacak, çocuklarında çatırtı başlayacak, iş yerlerinde çatırtı başlayacak, etrafında çatırtı başlayacak. Bu çatırtıyı göze alamayan İslâm dünyası Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışmakta ne yazık ki tembellik göstermekte. Ve o sımsıkı yapışmak nefislerimize ağır gelmekte. Ve ne yazık ki İslâm dünyası dönüp kendi değeri olan kendi kökü olan Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışsa kurtuluşu bulacak. Sımsık yapışsa önce kendi nefsini kurtaracak, sonra eş ve çocuklarının nefsini kurtaracak, sonra etrafındaki insanların nefslerini kurtaracak.
Ama o sımsıkı yapışmayı ne yazık ki biz beceremiyoruz.
Otuz Yedi-Sekiz Yıllık Tespit + «Komşusu Açken Tok Yatan Bizden Değildir» Hadîsi — Sevgi-Merhamet-Tebessüm Açlığı; Yapayalnız Müslümânların Hâli
Ve İslâm dünyası bu kısır döngünün içerisinde benim tespitim ben yaklaşık övünmek için söylemiyorum bunu. otuz yedi otuz sekiz yıldan beri bu fakir böyle bir topluluğun içerisinde ve İslâm dünyası bu kısır döngünün içinden çıkamamakta. Hala da Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye kör, hala da Kur’ân ve Sünnet hissenin hükmüne kör, hala da Kur’ân ve Sünnet hissenin yaşantısına kör. Kendi yaşadığı dünyayı İslâm zanneden ama yaşadığı dünyânın İslâm’la alakası olmadığını görmek istemeyen bir İslâm dünyası var. Düşünebiliyor musunuz? Hadîs-i Şerîf çok hoş, komşusu açken Tokya tam bizden değildir. Demek ki biz hiç kimse biz Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden değiliz. Çünkü önce kendi ülkemizde aç olan komşular bu açlık sadece yemek içmekle alakalı değil bu açlık din açlığı, bu açlık sevgi açlığı, bu açlık merhamet açlığı, bu açlık insanların birbirlerine muhabbetle yaklaşma açlığı ve bugün insanlar ne yazık ki sevgi aç, merhamete aç, lütfa ikramı aç, birisinin ona el uzatmasına aç, birisine tebessüm etmesine aç, birisinin sevgi göstermesine aç ve bu açlığı giderecek olan ehli sûfî kendi heva ve hevesine uyaraktan başındakini sevmekten uzak, annesini babasını sevmekten uzak, kardeşlerini sevmekten uzak, çocuklarını sevmekten uzak, gelinlerini, damatlarını sevmekten uzak gerçekten onun osu vardı bunun busu vardı deyip etrafındaki insanların birer tane bir eksikliğini görüp birer tane yanlışlığını görüp ona düşmanca davranmakta.
Böyle olunca İslâm o kimsenin içinde oturmadığı görülüyor. Oysa İslâm dünyası yalnız gerçekten îmân edenler yalnız ve o yalnızlığını paylaşacak bir nefes lazım ona. O nefeste ama eşidir ama çocuklarıdır, ama kardeşleridir ama arkadaşlarıdır. O nefesi de bulamayınca ne yazık ki yapayalnız bir dünyâda yaşamaya mahkum kalıyor Müslümânlar. Biraz da bunda kendi paylarımız da var. Rabbim bizi sevenlerden eylesin. Evet. Buna deyinmeden geçemeyeceğim. internette görüyorsunuzdur siz de üzülüyorsunuzdur.
Mesnevî’deki Sarı Öküz – Aslan Kıssâsı — Bosna’da Köpeklerin Cesedleri Yemesi; Birer Birer Kurban Verilen Müslümânlar, Boynuzu Kırık Öküzün Tesellîsi
Bosna’da ölüleri, Bosna’da ölenleri düşünebiliyor musunuz? Gömemiyorlar ve cesetleri köpekler yiyor. Bunu bu aklımdan hiç çıkmıyor. Bir lokma yemek yerken dahi aklımdan çıkmıyor. Ve kendi kendime diyorum Bosna demişim. Gazete de. Evet. Bosna sevdiğimiz yer aklımızı almış. Bosna’da da aynı oldu çünkü. Bosna’da başladı katliâmlar. Başlangıç Bosna çünkü. Ve ardından devam ediyor. Çünkü Bosna’da yüksek bir sesle cevap veremeyen Müslümânlar yenilgiyi kabullendiler. meşhur bir öküz hikayesi var ya Aslan gelmiş öküzlere demiş ki barış içinde ormanda yaşayalım. Ne istiyorsun demişler. Aslan demiş ki şu ihtiyar sarı öküz var ya demiş bizim düzenimizi bozan bu. Şu demiş sarı öküzü bana bize verin. Biz sizi rahat ettirelim demiş.
Kimse kimseden korkmasın çekinmesin. Öküzler toplanmışlar. Mesnevî de geçer bu hikaye. Öküzler toplanmışlar kendi kellerini istişare ediyorlarmış. Genç öküzler diyorlarmış ki ya bu zaten sarı öküz yaşlı ihtiyar. Bizi iki devirde tecrübelerini anlatıyor, nasîhat etmeye çalışıyor. Bizi de böyle tâbîr-i câizse gereksiz konuşuyor. Demişler bunu verelim. Bu mesele bitsin barış içinde ormanda yaşayalım. Sarı öküz tecrübeli demiş ki biliyorum beni feda edeceksiniz. Ama demiş beni feda ettiniz de bu meselenin biteceğini bilsem demiş ben canı gönülden kendim giderim. Demiş bu başlangıç. Bunun arkası gelecek demiş. Bunun arkası gelecek. Tabii konsey toplanmış sarı öküzün sürüden ayrılmasına karar vermişler.
Ve sarı öküz kaderine kendi ayaklarıyla gitmiş, aslanlar bir güzel parçalamışlar, yemişler onu. Aradan zaman geçmiş. Aslanların yine başı, sürü’nün başı gelmiş. Öküzlerin başına demiş ki bak çok rahat bunca zaman yaşadık. Üç beş ay. Demiş şu boynuzu kırık bir öküz var ya demiş. Neden boynuzu kırık? Aslanın bir tanesini boynunuzlamış o. Demiş onu verin. İçimizde huzursuzluk çıktı demiş. Çünkü demiş ona karşı bir kin besliyorlar. Onu verin demiş. Bu iş bitsin. Onu da vermişler. Ardından bir tane daha vermişler. Ardından bir tane daha vermişler. Bunun sonu gelmiyor. Sonra öküzler toplanmış. Demişler ki ilk verdiğimiz sarı öküz vardı ya evet. Demişler biz onu vermeyecektik. Biz onu vermeseydik bu hale düşmeyecektik.
İslâm dünyası bu sarı öküz misali birer birer kurban vermekte. Önce Bosna kadınlara tecâvüz edildi, kızlara tecâvüz edildi. Kaç kişinin şehit olduğu bilinmiyor hala da. Ve tecavüzlerden doğan çocuklar var. O doğan çocukları kimse sahiplenmedi. Ve Bosna’da vakıflar kurdular. O vakıflar o çocukları büyüteceğiz diye uğraşıyorlar. Babalarının kim olduğu belli değil. Hangi Sırp olduğu belli değil.
Bosna→Afgānistân→İkiz Kuleler→Irâk-Sûriye Bombardımanı; 28 Şubât Tarîkatlara Yüklenme + FETÖ İftirâsı + Balyoz — Müslümânın Silâhı: Kur’ân, Sünnet, İmâmların İctihâdı
Ve İslâm dünyası Bosna’ya cevap veremedi. Bosna’ya cevap veremeyince Afgānistân patladı. Afgānistân’a cevap veremedi. Afgānistân sonra bir olay oldu. İkiz Kuleler ve Amerika geldi. Irâk bombaladı. Sûriye bombaladı. Ve geldi, Irâk yerleşti. Sûriye’ye yerleşti. Yetmedi. Batı kâfirler canlarının istediği her yeri bombaladı. Canlarının istediği her yeri yaktı, yıktı. Ve canlarının istediği kültürü, canlarının istediği dini, canlarının istediği ticaret hukukunu, ekonomi hukukunu, siyaset hukukunu hepsini de bize dayattılar. Biz tıpış birer birer kalelerimizi terk ettik. İslâmî cemaatleri tarîkatları da 28 Şubât’ta bir yüklendiler ve parti de dahil biz o kaleleri de kaybettik. Ve ardından olmadı. Bir operasyon daha yaşandı.
Ve herkesi FETÖ’cü yaptılar. Bu benim üzerimde de basında onca haber çıkardılar. Geleceğin FETÖ’sü geleceğin yeni FETÖ’ler istemiyoruz diye ve böylece biz İslâmî topluluklarımızı da kaybettik. Buna direnemeyenler, buna dayanamayanlar gidip ağababalarıyla anlaştılar ve kendilerini sattılar. Kendilerini satanlar da o satın aldıklarıyla kol kola şimdi ne yazık ki pişmanlar şimdi özür bana beyan ediyorlar. Biz sizin gibi olamadık diye ben de içimden acı bir tebessümle diyorum ki siz çünkü kendi makamınıza, mevkinize, cemaatinizin veya topluluğunuzun uğrayacağı baskılara dayanamayacağınıza alınanıp kendinizi sattınız. Kaça sattınız? bir yurda sattınız. Bir Kur’ân kursuna sattınız. Bir derneğinize sattınız.
Bir makamınıza sattınız. Biz size şöyle derler diye sattınız. Bize böyle derler diye sattınız. Şimdi o satılmışlığın altında inim inim inli olsunuz. Evet. Ve siz o satılmışlığın altında bu dünyâda bu çileyi çekiyorsunuz. Laik olduğunuz şeyi görüyorsunuz. Âhiretteki haliniz daha da perişan olacak. Sebep siz kardeşleriniz zulme uğrarken kardeşleriniz sizin mücadele ederken siz ne yazık ki kendinizi kenarda tuttunuz. 28 Şubât’ta kendilerini kenarda tutanlar sonradan Balyoz kendi başlarında patlayınca akıllarına geldi. Ama iş işten geçti. Çünkü 28 Şubât’ta böyle mücadele eden toplulukları kelaynak kuşu gibi meydanda bırakıp tabi cânım bu zamanda da böyle olmaması lazım. Siz de çok ileri gidiyorsunuz, çok ileri konuşuyorsunuz deyip eleştirenler ne yazık ki şimdi ne süngürleri kaldı, ne tabancaları kaldı, ne tüfekleri kaldı, ne de konuşacak bir şeyleri kaldı.
Süngür, tüfek, tabanca dedim manevî, dini. Nedir bunlar?
Münâfıkların Dilsiz Şeytân Hükmü; «Bizim İşimiz Hep Son Dakikada Hallolur» (Câ’fer’in Tespiti) — Davân Hak İse Yenilmezsin, Manevî Yıkılmamak Allâh’ın Yardımıdır
Kur’ân, sünnet, imâmların ictihâdıdır. Müslümânın süngüsü, tüfeği, bıçağı Kur’ân Sünnet ve imâmların iştahıdır. Başka bir şey değildir. Çünkü Müslümân kendini koruyacaksa Kur’ân ve Sünnet ve imâmların ictihâdı ile kendini korur. Bu manevî manada. Ama senin gözünün önünde Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye aykırı bir şey olduğu halde sen ona susuyorsan sen dilsiz şeytandan farklı bir şey değilsin. Ve ne yazık ki İslâm dünyâsında dilsiz şeytân hükmünde münâfık çok çoğu oldu. Ve evet bu Regâib kandilini böyle bir karanlık tablo çizerekten başlamak istemezdim. Ama velakin o karanlık tabloyu görmemiz lazım. Bu karanlık tabloyu size hatırlatmaktaki kastım şu. Ben hep şuna inanırım. Kendi özel hayatımda da dini hayatımda da ben şunu görmüşümdür, şunu denemişimdir.
Hatta az önce Câ’fer diyor ki yıllar önce dediydin diyor. Bizim işimiz hep son dakikada hallolur diye. Evet. Karanlık ne kadar zifirliğini dökerse döksün onun arkası aydınlıktır. Sabretmek lazım, mücadele etmek lazım, direnmek lazım, geri çekilmemek lazım, geri çekilmemek lazım, var gücünle devam etmek lazım. Eğer davan hak ise senin ve senin konuştukların hak ise, yürüdüğün yol hak ise ve kendine koymuş olduğun hedef hak ise asla ve asla yenilmeyi düşünme. Sen yenilmeyeceksin. Çünkü Kur’ân’la sabit ki inanıyorsanız güçsüzsünüzdür, inanıyorsanız galipsinizdir, inanıyorsanız kuvvetlisinizdir, inanıyorsanız Cenâb-ı Hakk’ın yardım eli size mutlaka ulaşacaktır. Inanıyorsanız mutlaka Cenâb-ı Hakk sizin sesinizi güreştirecek, sizin soluğunuzu manevileştirecektir.
Yoksa aynı cümleleri, aynı kelimeleri herkes konuşabilir, herkes bu analizi yapabilir ama eğer ki o kimse hak ehliyse o kimse hak noktasındaysa onun sözü tesirli olacaktır ve o kimse yıkılmayacaktır. O kimse yenilmeyecektir. Böyle mahsun gibi demeyeceğim yıkılmadık ayakta esirle diye. Bizim yıkılmamamız manevidir. Bizim yenilmememiz manevidir. Bizim dimdik yürümemiz Allâh’ın yardımıdır, manevidir. Bizim tavizsiz yürümemiz Allâh’ın yardımıdır, manevidir. Bizim kendimize kalmış olsa biz bunu yapamayız. Cenâb-ı Hakk katından lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş, sevmiş, sevdirmiş, muhabbet etmiş, muhabbet ettirmiş. Bu ancak Rabbimin lütfu Rabbimin ihsanıdır. Rabbim lütfunu, ihsanını, ikramını üzerimizden eksik eylemesin.
Cümlemizi burada bir ve beraber eylediği gibi mahşerde de bizleri bir ve beraber eylesin. Ve o karanlığın ardında nurlu sabahtır. İslâm dünyâsında Doğu Türkistân’dan Avrupa’ya, Amerika’ya, İngiltere’ye, Afrika’ya, Rusya’ya ve Kanada’ya ve İskandinav ülkelerine kadar İslâm dünyâsında Müslümanlara bu kadar baskı varken ve her gün değişik sebeplerle Müslümanların canlarına, mallarına, namuslarına, şereflerine tecâvüz ediliyorken muhakkak Cenâb-ı Hakk nurlu sabahını bize gösterecektir.
Âhir Zamân Âlim-Şeyh-Mehdî-Deccâlleri Çoğalacak — «Ücret İstemeyenlerin Peşinden Gidiniz» (Yâ-Sîn 36/21); Her Hizmetimden Tek Kuruş Para İstemem
Ve bu karanlıklar daha da artacak. Ben ne görüyorsam anlatırım. Bu karanlıklar daha da artacak. Bu zorluklar daha da artacak. Bu baskılar daha da artacak. Ve âhir zamân âlimleri, âhir zamân şehirleri, âhir zamân satılmış müftîleri, âhir zamân satılmış sahte mehdîleri, satılmış deccâlleri çoğalacak, artacak. Niceleri kendisini mehdî ilân edip Müslümanları aldatmaya çalışacak. Niceleri kendisini şeh ilân edip Müslümanları aldatmaya devam edecek. Niceleri kendilerini çok âlim, çok ‘ulemâ gösterecek. Müslümanları aldatmaya devam edecek. Nice siyasetçiler toplumların önüne geçip toplumları kendi peşlerine takıp onları deccâliyete davet edecekler. Ve ne yazık ki topluluklar onların bu deccâliyet davetlerine icabet edecekler.
Ve ne yazık ki gerçek manada inananlar çok az olacak. Bunların hepsi de hadîs-i şerîf metni. Bu son söylediklerimin hepsinin de karşılığında hadîs-i şerîf var. Ahir zamanla alakalı hadîs-i şeriflerin tâbîr-i câizse analizi Türkçesi. Bunların hepsi de artacak. Bunların hepsi de artacak. Artıyor. Bu yalancı deccâlları, bu yalancı mehdîler, bu yalancı âlimler, bu yalancı şeyhler ümmetin parasını ütmeye devam edecekler. Ve ümmet bu yalancı siyâsetçileri, yalancı bürokratları, yalancı şeyhleri, yalancı âlimleri, yalancı âlimleri tanımakta güçlük çekecekler. Çünkü ümmet dinini bilmiyor. Dinini bilmediği için bu yalancı deccalılara, mehdilere, şehirlere, alimlere, siyasetçilere, bürokratlara ne yazık ki paralarını verecekler.
Bakın bunları ben yıllardır söylerim. Üttürmeyin kendinizi derim ama ümmet üttürmeye devam ediyor. Ve ne yazık ki bu sıraladığım kesimler ümmetin vermiş olduğu bu paralarla lüks bir hayat yaşamakta, o lüks hayat onlar yaşarlarken de ümmet hala da uyanmamakta. Harcadıkları paranın, yaşadıkları lüks hayatın, yaptıkları adaletsizliklerin, hukuksuzlukların, yaptıkları rüşvetin, kayırmacılığın, yaptıkları aleverelerin, haramların haddi hesabı yok. Ama ümmet hala da uyku halinde. Yıllardan beri sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz diye bangır bangır bağırırım ve yıllardan beri hiçbir sohbetimde hiçbir hizmetimden tek kuruş para istemem, pul istemem, yemek istemem, su istemem, ölçüdür bu.
Araba Vapurunda Kulaklıklı Siyah Takım Korumalılar — «MOSSAD Üstâda Operasyon Yapacak» Hâdisesi; Râfızî, Selefî-Vehhâbî, İtikādı Bozukların Telîf Edilmesi
Ama ne yazık ki ümmet ne yazık ki ümmet bunu görmemek için çaba sarf etmekte gözüne perde inmiş, gözüne perde inmiş. Dinini dünyâya, makama, mevkiye devşirenlerin peşinden gitmekte. Bunu ümmet adına üzülüyorum. Ve görmüyorlar. Hep yıllardır örneklerim ya bir gün İstanbul’a sohbete gidiyorum araba vapurundayım kulaklıklı siyah takım elbiseli korumalılar böyle geldiler bir tanıdık o gün için Şey Efendi de o da geldi oraya böyle bir oturdu böyle deryaya bakıyor hepsi de kulaklıklı hayırdır dedim neden bu kadar bu dedim korumâ bana dedikleri şeydi o. Üstadımıza MOS MOSSAD operasyon yapmak istiyor. O yüzden. Böyle baktım acı bir tebessüm. Ne oldu acı abi dedi. MOSSAD bu üstada operasyon yapacak kadar düştüyse dedim MOSSAD MOSSAD.
Kan çıkmış dedim. Çok kızdı bana. Ne yazık ki ülkede Râfızîler, Selefî-Vehhâbîler, itikadı bozuk, itikadı bozuk kimseler hem siyaset arenasında hem bürokrat arenasında hem ilahiyet aranasında telîf edilmekte hem de televizyonlarda telîf edilmekte şu bunu gösteriyor. Buradan başka bir yere geleceğim.
«Aydınlık Yakındır, Bahâr Yakındır» — Zâlimlerden İntikām; Mahşerde Allâh’ın Gölgesinde Gölgelenenler Hadîsi: Akrabâlık-Olmaması, Allâh’ı Zikretmek, Allâh İçin Sevmek
Aydınlık yakındır. Bu kadar çöküntünün üzerine evet aydınlık yakındır. Bu kadar çöküntünün üzerine evet bahâr yakındır. Bu kadar baskının zulmün üstüne muhakkak ki Allâh zalimlerden intikāmını alacaktır. Ben o günün ümidiyle yaşıyorum. Ve Allâh’tan ümîd ediyorum. Cenâb-ı Hakk o günü bana göstermeden nefesimi almasın. Âmîn. Inşallah o günleri hep beraber görür, yaşarız. Deriz ki evet beklediğimiz günler bugün derdi. Rabbim inşâallâh bizleri de sizleri de gelecek nesillerimizi de Kur’ân ve Sünnet’in üfül üfül yaşandığı Kur’ân ve Sünnet iseniyenin akıllara, kalblere, hayatımıza, evlerimize, sokaklarımıza, şehirlerimize, beldelerimize, ilmek ilmek işlendi ve yaşandığı o bahâr mevsimini hepimize göstersin inşâallâh.
Âmîn. Bir ma’lûm ben hep derim ya gözünüzü arşa illaha özür dilerim. Gözünüzü onun gölgesine dikin. Hiçbir gölgenin bulunmadığı hiçbir gölgenin olmadığı o mahşer yerinde Allâh’ın gölgesi altında Cenâb-ı Hakk bizleri gölgelenenlerden eylesin. Âmîn. Neydi özellikleri? Iki özellikleri vardı. Bir, birbirleriyle akraba değillerdi, aynı kavimden değillerdi. Iki, toplandıklarında Allâh’ı zikrederlerdi. Üç, birbirlerini Allâh için severlerdi. Rabbim bu üç unsuru üzerinde bulunan bulundurulanlardan eylesin. Evet, Regâib kandîli. Bir kısım Selefî vahabilerin üzerinde kıyamet kopardığı bir kısım kendisini islammış gibi gösteren insanların yok kandîller İslâm’da yok deyip bangır bangır bağırdı.
Selefî-Vehhâbî’nin Kandîli Reddi: «Kur’ân’da Geçmiyor» Diyen Yüz Ciltlik Tefsîr Satıcılarının Çelişkisi — Kur’ân Bize Yeter Diyenin Kitap Satması; Özünde Kâfir Uyutma
Yok kandîl Kur’ân’da geçmiyor. Kur’ân’da geçmiyorsa da bu bidattır işlenmez diyen ne yazık ki kendisini âlim gören o müssettelerin inadına. Çünkü Kur’ân’da böyle bir şey yok bize Kur’ân yeter diyen bir kimsenin yüz ciltlik satılık kitabı var. Bir de işin enteresan noktası bu. Kur’ân bize yeter diyenlerin yüz yüz elli ciltlik satılık kitapları var. Ve ahmak adam madem ki Kur’ân bize yeter senin yüz ciltlik kitaplarını neden alalım? Mâdem ki Kur’ân bize yeter sen bunca kitap yazmışsın. Bu kitaplar neyin nesi o zaman? Neden bunları satıyorsun? Kur’ân diyor mu benim adıma kitap yazın da kitap satın diye? Hangi hükmü buldunuz Kur’ân’dan? Benim açıkla benim ayetlerimi açıklayın bunu da parayla satın diye.
Hem diyeceksiniz ki bu toplumun gözünün önüne baka baka Kur’ân bize yeter başka bir şey lazım değil. Senin kitaplarını ne yapacağız o zaman? Senin kitaplarına neden gerek var? Ve namaha bu kitaplarını satıyorsun da Ümmet-i Muhammed’i ütüyorsun. Sen yalancının tekesin. Sen kendi söylediğine kendin de inanmıyorsun. Mâdem Kur’ân yeter namaha tefsir yazdın. Mâdem Kur’ân yeter neden bunca kitap yazdın? Mâdem Kur’ân yeter yazmış olduğun kitaplara bir de neden indirim yapıp taksit yapıp satacağım diye uğraşıyor. Kur’ân’la yeter o zaman. Namaha bunları yapıyorsun ama ümmet daha doğrusu ümmettenmiş gibi görünen ibâdet etmek istemeyen Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin kaidelerine uymak istemeyen özünde kâfir, özünde kâfir.
Bunları böyle dillendiremez hiç kimse. Özünde kâfir, kafirliğini ilân edemiyor, söyleyemiyor. Çünkü kafirliğini ilân ederse onu dinleyen kalmayacak. Ve kurbağa misali gibi herkes sıçıracak, uyanacak herkes. O zaman ne yapmak lazım? Müslümânlardanmış gibi görünmek lazım. Ince ince onlara uyuşturucuyu şırınga etmemiz lazım. Uyutmamız lazım. Uyutuyorlar. Ve ahmak adam, ve yalancı adam, ve düzenmez adam, ve satılık adam, ve kâfirlerin elinde oyuncak oyuna olan, alimmiş gibi görünen deccâl müsveddesi, deccâl bile senden daha cesaretli, deccâl bile senden daha iyi.
Deccâl Müsveddesi Münâfıklar — Kurbağa Misâli Sıçratma, Uyuşturucu Şırınga, Bit Yavruları; Zikir Halkalarına Düşmanlığın Sebebi: Basîret Nurlarının Açılması
Sebeb kendisinin düşman olduğunu gösteriyor. Sen düşman olduğunu da gösteremeyecek kadar korkak, düşman olduğunu gösteremeyecek kadar embesil, düşman olduğunu gösteremeyecek kadar sen ne yazık ki iki yüzlüsün. Bit yavrususun sen, başka bir şey değilsin. Ama Ümmet-i Muhammed’in üstlerine böyle gidiyorlar. Hadi bize ne o ne diyor? Herhangi bir şey de hadi kandîllerle alakalı bir âyet getir. Böyle diyorlar değil mi? Evet. Âyet getirsen de inanmayacak o çünkü. Bakın âyet getirsen de inanmayacak. Derdi ne? Müslümânlar toplanmasınlar. Müslümânlar Kur’ân okumasın, sünnet-i Seniye tabi olmasın. Müslümânlar Allâh’ı zikretmesin. Çünkü Allâh’ı zikrederlerse kalbleri açılır. Allâh’ı zikrederlerse basîret nurları onların ayyuka çıkar, meydana çıkar.
Ve kalbleri açılırsa basîret nurları açılırsa hakikati görürler. Hakikati görünce de senin deccâl müsretesi olduğunu anlarlar. Hakikati görünce senin büyük bir yalancı olduğunu da bilirler. Hakikati görürlerse sen satılık bir insansın. Onu da görürler. Bunu durdurmanın yolu zikir halkalarını kötülemek Allâh’ı zikredenleri kötülemekten geçer. Evet. Sebebi budur. Çünkü bir kimse Allâh’ı zikretmeye başlarsa Cenâb-ı Hakk onun kalbine doğruyu ilham eder. Onu sevmez. Hakikat, hakiki bir mü’min gavuru sevmez. Hakiki bir mü’min gâvurlaşmış bir aklı da sevmez. Hakiki bir mü’min gâvurlaşmış bir insanı da sevmez. O mü’min hakikidir çünkü. Ve uyandırır mü’min etrafını. Uyandıracağı için ehl-i zikre düşman olurlar.
Siyasetçisi, bürokratçısı, alimi, zalimi, deccâlı, yalancı mehdîsi, yalancı şeyhi zikrullâh alakasına düşmandır. Selefî, Vehhâbî, İngiliz bozuntusu Selefî-Vehhâbî Yahûdî beslemesi ve Râfızî ve Kur’ân ve sünnetin dışında olan topluluklar içindeymiş gibi gösterip halka-i zikrullâh ve Sünnet’i Rasûlullâh’a düşmandır. O yüzden onlar kandillere de düşmandır. Ve çok basittir savunmaları. Hadîs getirin, hadîs getirirsin. Bu hadîs zayıf, bu hadîs sahte. Bir de bu var. Dersin ki ulemanın ittifak ettiği bir nokta var. Nedir? Zayıf hadisle hukuki bir şey yok ise amel edilir. Onu da kabul etmezler. Çünkü amaçları sohbetimin başında bellettiğim gibi dini ifsat etmektir işleri. Insanları Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’den uzaklaştırmaktır.
Regâib kandîli mübarek aylardan kutsal aylardan biri olan Receb’in ilk perşembesi kutlanan bir aydır.
Regâib Kandîli Meşrû’iyeti — Sahâbenin Receb’in Kıymetini Bilmesi; Molla ’Aliyyü’l-Kârî, Ehl-i Sünnet Cumhûr ’Ulemâsı: Zayîf Hadîsle Fezâ’ilde Amel Câ’iz; İbnü’l-Esîr-Câmi’u’l-Usûl, Fahreddîn-i Râzî, Bursalı Molla Fenârî
Evet sahâbe zamanında böyle özel kutlamalar olmazmış. Doğru. Ama sahâbe bilirmiş Receb ayının kıymetini ve Receb ayında kendilerine çeki düzen verilermiş. Ve normalde bir kısım alimler de bu Receb ayını ibâdetle geçirmenin müstehab olduğunu, bunun bir sıkıntısının olmadığını beyan etmişler zaten. Ama velakin bazılar da bu konuda kendileri ince karşı çıkmak istiyorlar. Ama Hanefi fakihlerinden Molla ‘Aliyyü’l-Kârî buyuruyor ki on bir ayağın ismetle Receb ayının bazı faziletleri olduğunu kimse inkar edemez. Ben bütün hadislere inceledim. Receb ayının diğer aylara fazileti kesindir. Receb ayından dolayı fazla sevap alacağından da şüphe yoktur. Ehli sünnetin cumhûr ‘ulemâsı ittifak etmiştir ki zayıf hadislerle faziletli ameller bölümünde amel etmek caizdir.
Regâib namâzına gelince bazı alimler dediler ki bu namâz ile ilgili hadîs mevzudur. Asla bu namazın uydurma mevzu denilemez. Ben bu hadisi İbnü’l-Esîr’in Câmi’u’l-Usûl kitabında buldum. Va erice İmâm-ı Râzî’nin sahih hadîsleri topladığı eserinde de zikrettiği son nokta söylersem bu hadîs mevzu değildir. Zayıf hadistir. Ve Osmanlı devrinde de Bursalı hemşerimiz olan Molla Fenârî Regâib gecesi hakkında olumlu fetvâ vermiştir. Ma’lûm Molla Fenârî Bursa’da bilmeyen tanımayan yoktur. Bizim dervîş kardeşler giderler, ziyaret ederler. Allâh ziyaretlerini makbul eylesin. Mahalle de var değil mi? Molla Fenârî diye Bursa’da. O yüzden o mübarek zat da Regâib gecesini bu noktada kabul edenlerden.
Üç Aylar Duâ Hadîs-i Şerîfi (Taberânî, Ahmed b. Hanbel, Beyhakî) — «Allâh’ım Receb ve Şa’bân’ı Bize Mübârek Eyle, Bizi Ramazân’a Kavuştur»; «Receb Allâh’ın Ayı, Şa’bân Benim, Ramazân Ümmetimin»
Evet bu üç aylar ve Regâib gecesiyle alakalı Taberânî’de, Ahmed bin Hanbel’de, Beyhakî’de geçen hadîs-i şerîf şöyle. Allâh’ım Receb ve Şa’bân’ı bize mübarek eyle ve bizi Ramazân’a kavuştur. Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri üç aylar gireceği zaman Receb ayında böyle bir duâ edermiş. Böyle bir duâ edince de Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri Receb, Şa’bân ve Ramazân aylarının ehemmiyetinin kıymetini beyan etmiş ve bu üç ayları duâ ile başlamış. Demek ki duâ etmek. Ya Rabbî bizleri Receb ve Şa’bân’ı bize mübarek eyle bizi Ramazân’a kavuştur demek böyle duâ ile başlamak Sünnet-i Seniyye oluyor. Ki duâ ma’lûm hem niyet olmuş oluyor. Biz üç aylara girerken de bu ııı hadîs-i şerife göre niyet etmiş oluyoruz.
Niyetimiz ne? Ya Rabbî Receb ve Şa’bân’ı bize mübarek eyle. Ramazân’ı da bize kavuştur. Ve sonunda da biz af edilmiş Allâh’ın cemaline vuslât edilmiş bir halde bayram etmeyi nasip eyle. E tabii bu normalde duâ ile hazırlık başlar Müslümanlarda ve Müslümânlar bu duâ ile niyetle üç aylara hazırlıklara başlarlar ve ardından da büyük bir aşkla, büyük bir muhabbetle Allâh’a yöneliş başlar. Bu Allâh’a yöneliş de ma’lûm tövbedir, zikrullâhdır, Kur’ân’dır, namazdır, nâfilelerle Allâh’a yaklaşmadır. Ve yine başka bir hadîs-i şerifte de Receb Allâh’ın ayıdır, Şa’bân benim ayımdır, Ramazân ümmetimin aydır. Allâh Rasûlü buyurarak da bu üç ayların ııı ehemmiyetinin kıymetini üç ayların mübarek olduğunu bizlere beyan eder.
Receb Ayında İki Mübârek Gece — Regâib + Mi’râc; Karanlığın Ardından Mi’râc Aydınlığı; Hatîce Vâlidemizin Vefâtı, Receb’in 27. Gecesi Mi’râc / Ramazân’ın 27. Gecesi Kadr
Ve bu üç ayların içerisinde en önemli olan Receb ayıların Receb ayıdır. Hepsi de önemli ama Receb ayının içindeyiz. En önemli ben bunu böyle bir ııı uruç olarak görürüm. Biz Regâib’le inşâallâh Regâib’le başlayan bu mübarek aylarda kendimizi temizleme, kendimizi dizayn etme, düzenleme ardından çünkü müjde gelecek ardından müjdene Mi’râc. Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin o karanlık günlerinde o böyle baskının problemin zulmin arttığı günlerde ve yalnızlığı belki de tâbîr-i câizse en acı bir şekilde yaşadığı zamânlarda çünkü Hatîce’si vefât etmiş ve Hazreti Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri tâbîr-i câizse zahir manada yapayalnız ve o haldeyken ve o hüzün günlerinde Allâhu Celle Celâlühü tâbîr-i câizse hüzünlenme, üzülme, Allâh senin nedir deyip ona Mi’râc’ı yaşatmıştır.
Bu karanlık tabloyu çizdim, bu karanlık tablonun ardından muhakkakı Mi’râc gelecektir. Ve üç ayların içerisinde ma’lûm eee Receb’in yirmi yedincisi gecesidir. Mi’râc kandîlidir. Peki yirmi yedinci gece Ramazân’ın da yirmi yedinci gecesi nedir? Kadir gecesidir. Demek ki Ramazân eee Mi’râc, Receb ayının yirmi yedisiyle Ramazân’ın yirmi yedinin yirmi yedincinin arasında manevî bir bağ vardır. O yüzden yirmi yedi Mi’râc kandîli de Receb ayının içindedir. Demek ki Receb ayı kendi içerisinde iki mübarek gece saklar. Birisi Regâib gecesidir, birisi de Mi’râc gecesidir. Ve Regâib’le Mi’râc tâbîr-i câizse birbirinin ardı sıra gelir. Ve o karanlığın içerisinde Regâib bir nefestir, bir aydınlıktır. O Regâib kurtuluşa müjdedir.
Ve o regaibin ardından Mi’râc gelir ki hazreti Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri anlayıştan, akıldan, hesaptan, kitaptan uzak Allâh’la baş başa göz göze diz dize tâbîr-i câizse dil dile gönül gönüle görüstü bir andır.
Hz. ’Abbâs’ın Mi’râc Rivâyeti — «Rasûlullâh Allâh’ı Hem Gözüyle Hem Kalbiyle Gördü»; Receb’te Bir Gün Oruç Yüz Yıl Sevâbı (Beyhakî); 26 Ocak Pazar Mi’râc, Pazar Tek Oruç Tutulmaz Yahûdî-Hıristiyan Bayrâm Günleri
Ben asla Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri Allâh’ı görmedi sözüne itibar etmiyorum. Ben bu konuda Hazret-i ‘Abbâs’ın naklini itibar ediyorum. Hazret-i ‘Abbâs diyor ki Rasûlullâh Allâh’ı hem gözüyle hem kalbiyle gördü diyor. O yüzden bunu miraçta daha tefaratlı Cenâb-ı Hakk nasip ederse inşâallâh anlatacağız. Receb ayı içinde Mi’râc’ı da barındıran bir ay. O yüzden mübarek bir ay, faziletli bir ay. Ve Şa’bân’ın ve Ramazân’ın müjdecis bir ay. Rabbim inşâallâh o günleri de bizlere yaşasın. Receb ayında bir gün ve gece vardır ki kim o günü oruçlu geçirir ve gecesini ibâdetle ihya ederse Allâh ona yüz yıl oruç tutmuş gibi sevap yazar. Beyhakî’den bu hadişleri. Allâh’ı alem biz bu noktada hüsnü zan besleyip o günün Regâib kandilinin günü olduğunu düşünüyoruz.
Receb ayının içerisinde ya da bu müjdeye nail olmak için Mi’râc gündüzü de olabilir. Çünkü Receb ayının içerisinde iki mübarek gün var. Bir Regâib kandîli iki Mi’râc kandîli. Mi’râc kandîli de herhalde pazara denk geliyor. Ayın kaçı? Yirmi altı ocak. Yirmi altı ocak pazar günü de Mi’râc kandîli. Inşallah buradayız Allâh’ın izniyle. O günde oruç tutacağız. O günde burada iftâr edeceğiz. Pazar günü tek gün oruç tutulmaz. Kafirlerin bayramıdır pazar günü. Cumartesi de kâfirlerin bayramıdır. Cumartesi pazar kâfirlerin bayramıdır. Cumartesi Yahûdîlerin bayram günüdür. Pazar günü de Hıristiyanların bayram günüdür. Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri sizin tatilleriniz de Cumartesi pazardır.
Cumartesi-Pazar Tatil Baskısı + Cuma Mesâîsi — İslâmî Kuruma Götürmekten ve Atatürk İlke ve İnkılâplarına Karşı Gelmekten Yargılanma; Mehmed Emîn’in Tehlikeli Sohbet Endîşesi; 26 Ocak Pazar Mi’râc’da Toplanma Ricâsı
Yani Müslümânlar beşinci sınıf insandır. Önemli olan Yahûdî topluluğu ve Hıristiyan topluluğudur. Biz Yahudileri ve Hıristiyanlara uymaya çalıştırız. O yüzden tatil günlerimiz bizim Cumartesi ve pazardır. Cuma günleri Cuma’ya gitmek için paren de atarsınız. Zorluk çekersiniz. Ama asla neden Cuma günü tatil olmuyor diye siz bir baş kaldırıda bulunamazsınız. Istekte bulunamazsınız. Ama Cumartesi pazar tatil olur. Yahûdîlerin ve Hıristiyanların daha rahat ibâdet etmeleri, bayramlarını bayram gibi kutlamaları için kilîselerinde havrâlarında toplanıp âyîn yapmaları için Cumartesi pazar tatil olmuştur ülkemizde. Cuma günü de mesai vardır. Sizin Cuma namazını gitmenizi önlemek için. Hele siz Cuma’ya giderseniz o zaman bilin ki ülkeyi siz şey ne o?
İslâmî bir kuruma kurula doğru götürmekten yargılanabilirsiniz. Atatürk ilke ve inkılâplarına karşı gelmekten yargılanabilirsiniz. Mehmed Emîn hemen başını eğdi. Eyvah dedi geliyor tehlikeli sohbet herhalde dedi. Mehmed Emîn gelirse hiç amonu baraj tutmayız. Füze atılacaksa atarız. Ne yapalım? Senle peşimden koşturacaksın. Tehlikeli bir daireye geçince Mehmed Emîn hemen rengi değişiyor. Biraz pembeleşiyor. Diyor ki eyvah gene gidiyor diyor bir taraflara. Ne yapalım Mehmed Emîn? Biz alışmamışız böyle ensemizden dilimizi çekmeye. Allâh çektirmesin inşâallâh. O yüzden normalde pazar günü Mi’râc kandîli ben size şunu diliyorum. Rica ediyorum. Biz o pazar günü inşâallâh miracımızı Mi’râc gibi yaşayalım.
Nerede ne varsa toplanalım gelelim. Inşallah. Bak deli miyiz diye demiyorum. Söz mü? Söz. Inşallah. Şimdi bunu da alacaklar eee sosyal medyada diyecekler ki aha bir de deli tarîkatı bulduk. Yok bunlar Al. Bir de yazmış birisi bana. Hocam gerçekten deli misiniz? Akıllı görüyor musun beni dedim? Hayır dedi. Ne yapma soruyorsun o zaman?
Aklını İlâh Edinenler + Sosyal Medya «Deli Tarîkatı» Yakıştırması; Haram Aylarda Üç Gün Oruç (İbn-i Mâce, Beyhakî, Gunyetü’t-Tâlibîn-’Abdü’l-Kādir-i Geylânî); Âdem’den Beri İki Grup: Kâfir vs Mü’min, Ortası Yoktur
Ben açık açık diyorum kendince aklını ilah edinen içimizde durmasın. Varsa aklını ilah edinen alsın dersini gitsin. Allâh Allâh. Biz bu noktada aklını ilah edinmeyenlerdeniz. Aklını ilah edinen bir kimse aklını ilah edinmeyeni deli görür. Evet. Bizim de deliliğimizden bir rahatsızlığımız yok. Rabbim beni Allâh delileriyle beraber eylesin. Âmîn. Evet bu normalde ııı yine hadişe şerifte kim haram aylarda Receb dahil buna. Üç gün oruç tutarsa Allâh onun için bir yıllık ibâdet sevabı yazar der. Demek ki biz Receb ayında da bol bol oruç tutacağız. Fakat bir hadîs şerif daha var. Bunu geçen derslerde de okudum. Yine okuyacağım hatta bazıları bana yazmışlar bu hadisi biz bulamadık. Ben de diyorum araştırın, İbn Mâce’de geçiyor, Beyhakî’de geçiyor.
Tabii bu hadîs Gunyetü’t-Tâlibîn’de de geçiyor. Onlar araştırmacı değil ya benim tezgaha gireceğimi zannediyor. ben desem ki Gunyetü’t-Tâlibîn’de geçiyor. Gunyetü’t-Tâlibîn ma’lûm ‘Abdü’l-Kādir-i Geylânî Hazretleri’nin kitabı. onu koysam delil olarak la diyecek. Halbuki Geylânî Hazretleri hadîs olmayan bir şeyi hadîs olarak alacak bir kimse değil. E şimdi öyle olunca evet bu hadîs-i şerîf dinliyorlar beni can kulayla. Beni sevmeseler bile dinliyorlar. Neden dinliyorlar biliyor musunuz? Benim burada bir açığımı yakalayıp sosyal medyada linç etmek için dinliyorlar. Açığımı yakalayacaklar benim. Bak burada ne o? Hadis olmayan o hadîs diye nakletti diyecekler. Ben onları seviyorum. Bazen arkadaşlar üzülüyorlar sosyal medyada şöyle dediler böyle dediler diye ben üzülmüyorum şundan dolayı üzülmüyorum.
Bu insanlık heva vevesine ilah edinmiş Âdem’den beri kâfirler peygamberlere düşman mı? Düşman. Kitaplarına düşman mı? Düşman Âdem’den beri Allâh dostlarına düşman mı bunlar? Düşman müminlere düşman mı bunlar? Düşman. Ya Âdem’den beri böyle süre gelmiş bu. Bir tarafta gerçek manada îmân edip îmânlarını yaşamaya çalışanlar bir tarafta da kâfirler. Insanlar iki gruptur. Bir inananlar iki kâfirler. Ortası yoktur. Bakın ortası yoktur. Ya îmân etmişsindir, ya etmemişsindir. Ikesinden biri. Îmân ettiysen, İslâm isen, Kur’ân’a, sünnete, imamların ictihâdına tabi olacaksın. Âyet kerme, Allâh’a itaat edin, resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin.
Allâh + Rasûl + Ülü’l-Emr İtâ’ati (Nisâ 4/59) — Bizden Olan İmâmlar: İmâm-ı A’zam, Mâlik, Şâfi’î, Ahmed b. Hanbel, Mâtürîdî, Eş’arî; Hiçbir Siyâsî Otoriteye Bağlı Değilim, Milliyetçi Irkçı Değil, Vatan Müdâfaasında En Önde
Îmân ettiysen üç tane itaat edeceğin yer var. Bir Allâh, Allâh’a itaat etmek ne? Kur’ân’a tabi olmak. Iki, resulüne itaat et. Rasûl ne diyor? Rasûllerine demiyor. Rasûl ne? Son resul kim? Muhammed’i Mustafâ. Ona itaat edeceksin. Bu itaat ne? Sünnet-i Seniye’ye tabi olma. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bizden olan, bizden. Bizden olan ne? Kur’ân ve Sünnet’i kendine ölçü etmiş. Kur’ân ve sünnete tabi olmuş kimse. Bu kim? Benim için imamlar. İmâm-ı A’zam, İmâm Şâfi’î, İmâm Mâlik, İmâm Ahmed b. Hanbel. Akāid-i İmâm Mâtürîdî, İmâm Eş’arî. Bu bizden olan imamlar. Ha siyasetçi, benden olan bir siyasetçi görmüyorum ben. Dünyâ üzerinde Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye tam tabi olan, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye uygulamaya çalışan, bu uygulatan bir siyasetçi tanımıyorum.
O yüzden de bizden olan bir siyasi otorite de benim nezdimde yok. Yıllardan beri söylerim bunu. Korkum, çekintim de yok. O yüzden hiçbir siyasi otoriteye bağlı değilim. Hiçbir siyasi otoriteyle bir bağım yok. Hiçbir siyasi partiyle de bir bağım yok. Hiçbir siyasi partinin arka bahçesi ön bahçesi değilim. Elemanı da değilim. Doğru söylediniz efendim deyip alkışlayacak ahmak da değilim, aptal da değilim. Dinimi satamam. Imanımı satamam. Otuz sekiz yıldır böyleyim. Kabul eden başımın tacıdır. Kabul etmeyen, çekemeyen de neresine anten takarsa taksın, öyle çekmiyor çünkü. Çektirmeye çalışsın. Umrumda da değil. Zerrece de umrumda değil. Zerrece bakın. Hiçbir siyasi ekolleşim yok. Ben devletimi, milletimi seven bir insanım.
Milliyetçi bir insanım. Irçı değilim. Benim için din, Kur’ân ve sünnet, benim siyasetim de vatan ve millet. Iş düşerse yaşıma bakmam, saçımın, sakalımın beyazlığına da bakmam. Devlet derse ki vatan savunması var. En önde gitmeye de hazırım. Eyvallâh. Vatanıma, milletime göz dikecek olan, yan bakacak olanın gözünü çıkarmakla kalmam, kafasını koparır, koltuğun altına verir, nereye gidecekse gider. Bu konuda da hiç yavaşım yok. Ama vatanın milleti, vatanın milletin parasını, pulunu da peşkeş çekenleri göz yumacak değilim. Bu adaletsizliğe de göz yumacak değilim. O yüzden o partiden, bu partiden, bu siyasi içinden, bundan, ondan, bundan korkacak bir kimse de değilim. Yılcak bir insan da değilim.
O yüzden üç kuruşluk Selefî vahabilere, üç kuruşluk hadîs inkarcılarına, üç kuruşluk Kur’ân inkarcılarına, üç kuruşluk dünyâ menfaatine kendisine satıp satanlara, üç kuruşluk dünyâ menfaati için, makamı için, dinini, imanını peşkeş çekenlere göz yumacak da değilim. Evet, hadîs-i şerîf şu.
«Receb Büyük Bir Aydır» Hadîs-i Şerîfi — 1 Gün Oruç Bir Sene, 7 Gün Cehennem Kapısı Kapanır, 8 Gün Cennet Kapısı Açılır, 10 Gün Her Dilek Kabûl, 15 Gün Geçmiş Günâh Bağışlanır; Beş Gece Duâ Reddedilmez (Regâib, Berât, Cuma, İki Bayrâm)
Receb büyük bir aydır. Allâh o ayda sevapları katlar. Kim Receb ayında bir gün oruç tutarsa, bir sene oruç tutmuş gibi olur. Kim yedi gün tutarsa, ona cehennem kapıları kapatılır. Kim sekiz gün tutarsa, ona sekiz cennet kapısı açılır. Kim on gün tutarsa, Allâh’tan ne dilersen mutlaka Allâh ona verir. Kim de on beş gün tutarsa, gökte bir münadi şöyle seslenir. Geçmiş günahların boğuşlanmıştır. Haydi amele yeniden başla. Kim daha çok oruç tutarsa, Allâh ona daha çok sevap verir, buyrulmuştur. E bu hadîs-i şerîf sonuç itibariyle bütün hadîs kitaplarında özellikle söyledim vardır. Inşallah oradan bakanlar da bunu bulabilirler. Aslında hadîs daha da uzun da ben buraya konumuzla alakalı olanı aldım.
Yine beş gece vardır ki o gecelerde yapılan duâlar geri çevrilmez. Regâib gecesi, Berât gecesi, Cuma gecesi, Ramazân bayramı gecesi ve Kurbân Bayrâmı gecesi. Evet bu normalde hadîs şeriflerin beyanıyla bizler bu Regâib gecesini kutlamaya devam edeceğiz. Ömrüm vefâ ettiği müddetçe toplanacağız. Hep beraber iftâr edeceğiz. Hep beraber yine sohbet edeceğiz. Belki de aynı konuları defallarca işleyeceğiz. Evet. Çünkü yeni bir hadîs-i şerîf irade edemeyeceğimize göre, yeni bir ölçü de koyamayacağımıza göre o her sene belki de siz hemen hemen sohbetin aynısıymış gibi görünen sohbetleri dinleyeceğiz. Biz hep beraber burada toplanacağız ve Regâib gecesini inşâallâh kutlamaya, yaşamaya, idrak etmeye devam edeceğiz.
Deylemî Rivâyeti — «Receb Ayında Allâhu Teâlâ’yı Çok İstiğfâr Edin»; Cennette Receb Oruçluya Husûsî Köşeler; Küs Barıştırma, Âile Mefhûmunu Koruma, Çocuklara Dîn Kāidelerini İdrâk Ettirme
Yine Deylemî’den bir hadîs-i şerîf. Receb ayında Allâhu Teâlâ’yı çok istiğfâr edin. tevbe edin. Çünkü Allâhu Teâlâ’nın Receb ayının her vaktinde cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca cennette öyle köşeler vardır ki ancak Receb ayında oruç tutanlar girer buyrulmuştur. O yüzden biz Receb ayını bol bol oruç tutaraktan, bol bol zikrederekten, bol bol tevbe ederekten, nâfile namazlar kılaraktan ve hayır hasenat ederekten, küslerimizi barıştıraraktan, sevmediklerimizi severekten, âile mefhûmunu koruyaraktan Bunu özellikle söylüyorum. Âile merfumunu koruyaraktan, anne ve babalar birbirlerine toleranslı davranaraktan, eşlerin birbirine toleranslı davranaraktan, çocuklarımızın ve anne ve babalarımızın birbirlerine toleranslı davranaraktan, âile mefhûmunu dağıtmadan, âile mefhûmunu koruyaraktan inşâallâh hayatımızda devam ettireceğiz.
Ve çocuklarımıza bu dinimizin emrettiği kural ve kaideleri anlataraktan onlara idrak ettireceğiz inşâallâh. Ve severek muhabbet ederekten de üç aylarımızı yaşatacağız.
Tirmizî / Ahmed b. Hanbel Hadîs-i Kudsîsi — «Ey Âdemoğlu Günâhların Gökyüzü-Yeryüzü Dolusu Olsa Bana Şirk Koşmazsan Affederim»; Şeytânın Ümîdsizliğe Atması; «Ben Papaz Değilim, Allâh’a Tevbe Et»
Yine Tirmizî Ahmed bin Hanbel’den hadisi kutsiyle sohbetime son vereceğim inşâallâh. Ey Âdemoğlu sen bana duâ ettiğin ve benden affını umduğun sürece işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa sonra da benden affını dilesen seni affederim. Ey Âdemoğlu sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla karşıma gelsen fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olsan şüphesiz ben de senin yeryüzü dolusu bağışlar karşılarım. Bu hadîs-i kudsî gibi daha hadisi kutsiler var. Bunlar hep böyle ümîd var eden hadîs-i şerîfler. Bazen kardeşlerimiz, bazen Ümmet-i Muhammed işlemiş olduğu günahlardan dolayı ümitsizliğe düşükte hatta bazı kardeşlerimiz ben şöyle günâh işledim, böyle günâh işledim.
Yok o mübareğin yüzüne bakacak yüzüm yok. Yok oraya gelecek benim yüzüm yok deyip şeytân onları aldatmakta. Şeytân onları kandırmakta. Şeytân onların gözlerini perdelemekte. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler. Bunu hep derslerimde, sohbetlerimde yıllardır anlatırım. Ne günâh hissediyorsan işledin. Tevbe kapısı kapanmamış, Allâh var, tevbe dön geri. Ne yaptıysan yaptın, yaptığını bana söyleme. Ben papaz değilim, bana söylerekten günâh çıkartacaksın. Allâh’a secde et, Allâh’a yalvar. Allâh’ın önünde diş çök. Muhakkak ki ayeti kerimeyle sabit kim Allâh’a tevbe derse onu affedecek olan bir Rabbisini bulur karşısında. Kim tevbe derse Allâh onun tevbesine karşılık verir ve onu affeder. Hatta yine günâh işlese, yine tevbe ise Allâh der ki kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, affettim der.
Yine günâh işler. Biz kuluz, biz şaşarız. Şaşmadan da göz göre göre nefsimize uyar, günaha gireriz. Evet. Ama ümidimizi kesmeyiz. Cenâb-ı Hakk muhakkak ki affedicidir, muhakkak ki tevbeleri kabul edicidir.
Tevbe Ümîd Kapısıdır — Her Gün Tevbe + Zikir + Hayır Hasenât; «İyyâke Na’büdü ve İyyâke Nesta’în» Fâtihâ Düstûru; Allâh Mü’minlerin Velîsidir, Buraya Dünyevî Bakmayın
O yüzden derslerinizi çekmeye gayret edin. Ümîd kapınız olsun. Her gün tevbe edin. Ümîd kapınız olsun. Her gün Allâh’ı zikredin. Ümîd kapınız olsun. Her gün küçük de olsa bir hayır hasanet isteyin. Ümîd kapınız olsun. Dervîş kardeşlerinize, annelerinize, babalarınıza, çocuklarınıza merhametli davranıp tebessümlü olun. Ümîd kapınız olsun. Açı doyurun. Ümîd kapınız olsun. Çıplığa giydirin. Ümîd kapınız olsun. Insanlara yardım elini uzatın. Ümîd kapınız olsun. Asla hiç kimseye haksızlık yapmayın. Ümîd kapınız olsun. Asla hiç kimseye zulmetmeyin. Ümîd kapınız olsun. Sonucu ne olursa olsun hakkı savunun ve hakkı savunanların yanında olun. Ümîd kapınız olsun. Doğruların yanında olun. Ümîd kapınız olsun.
İyyâke na’büdü ve ve iyyâke nesta’în düstûruna sımsıkı sabit durun. Yalnız sana ibâdet eder, yalnız senden yardım dileriz. Bu distura, Fâtihâ’da söylediniz. Bu distura sımsıkı yapışın. Ve bilin ki Allâh müminlerin velîsidir. Allâh inananların dostudur. Allâh inananların yanındadır. Ve Allâh inananları başarıya ulaştırır. Ve Allâh inananları menziline kavuşturur. Buna inanın. Dine maddesel bakmayın. Kendi nefsimiz ve toplulumuz için söylüyorum. Buraya dünyevî bakmayın. Bu topluluğa dünyevî olarak yaklaşmayın. Bu topluluğun sizin paranızda, pulunuzda, makamında, mevkisinde gözü yok. Bu topluluk sizden bir şey istemeyecek, andırmayacak daha. O yüzden burası dünyevî bir yer değil. Burası uhrevî bir yer.
Ve burayı dünyayı karıştırmayın.
64 Yaş İstihbâbı Doldurma Vasiyyeti — Yolun Ölçü ve Kāidelerini Bozmadan Devâm Ettirin; Şeyh Efendi Hazretleri’nin Câ’fer-Adnân-Hüseyîn’e Nakîblik Tâlimi, Câ’fer’in «Aramıza Makâm Girmesin» Cevâbı
Size vasiyyetim altmış dört yaşındayım artık. İstihapattemi doldurdum. Çünkü altmış üçte vefât etmiş Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem. Altmış üçten sonra bazı veliler demişler ki yaşayanlar haddi açtık demişler. Temennim ve vasiyyetim şu. Yolun ölçü ve kaedelerini bozmadan ben öldükten sonra da yola devam etmenizi istiyorum. Içinizde parayı koymadan, makamı koymadan, mevkiyi koymadan, içinizde ben şu olacağım, bu olacağım, ben şu olmam lazım demeden bu yola sahip çıkmanızı isterim. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri hep böyle dile getirmişti. Câ’fer, Adnân, Hüseyîn, oğlum onların nakîbliklerini verelim. Bir tören yapalım. Yapalım efendim. Inşallah geldiğinizde yapalım. Hatta birkaç sefer de bana dedi oğlum sen bir tören yap.
Onların nakîbliklerini ver dedi. Bu ancak halîfelerin yapabileceği bir şey. Bana böyle diyor ama cemâate de sen şeyhsin, sen halifesin diye de açıklamıyor. Ben de tabii bu şartlarda efendim siz gelin böyle tatlı bir şekilde siz geldiğinizde yapalım efendim. Tamam geldiğimde yapalım diyor. Son nokta bu oluyor. Böyle böyle geçti seneler. Câ’fer’e diyorum ki ben. Câ’fer bak benim üzerimde büyük bu. bu töreni yapalım. Bak üçünüzün nakipliğini Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi verdi ama bir tören yapılmadı. Yapalım bunu. Câ’fer’in sözü şu. Efendim aramıza makam girmesin. Benim böyle bir şeyde gözüm yok. Ama siz bilirsiniz. Tabii. Gene lafı olunca tekrar söylüyor. Efendim böyle iyiyiz. Araya makam girmesin.
Ama siz bilirsiniz. Öyle diye diye en son törene kadar geldik. Şimdi herkes nakîblik icâzeti alayım.
Almanya, Arnavutluk, İtalya, Hollanda, Kanada’dan Şeyhlik İcâzeti Talebleri — «Deliden Bellek Bulduk» Yakıştırması; «Rü’yâmda Şeyh Efendi Şunu Verdi» Sahteciliği
Yok nakîblik icâzeti alayım. Yok halîfelik icâzeti alayım. Hatta İtalya’dan, Arnavutluk’tan, Almanya’dan hatta Türkiye’den de ondan sonra birisi tatlı tatlı tebessüm ediyor. Hatta Türkiye’den de bazı kardeşler böyle arkadaşlar öyle söyleyeyim. bize bir şeyhlik icâzeti var derken veyahut da bak böyle böyle ben Almanya’da yaşıyorum. icâzet verecekseniz gelelim tabi olalım falan eliniz öpelim. Böyle bir küstahlık da var. gel sana şeyhlik vereceğim. Hazır ya burada. Gelecek arkadaş Almanya’dan. Hollanda’dan. Nereden? Bir de İtalya’dan. Bir tane Arnavutluk’tan hatta Kanada’dan. Şimdi o icâzet törenlerini görüyorlar ya. Görünce de aha diyorlar. Burada bir maden bulduk biz. bu da diyorlar böyle kendilerince. deliden belek görüyorlar herhalde. işte gitsek ondan sonra hatta birisi böyle dergâhınıza ne yardım yapılacaksa da uygun bir dile söylüyor. para.
Ben de diyorum orada bir dergâhınız varsa ne yardım edilecekse biz gelelim yardım edelim. Parayla işimiz yok. Ondan sonra tabii böyle herkesin makam peşinde koştururken bizim kardeşler de Câ’fer’dir, Adnân’dır, Hüseyîn’dir. Hiç o taraftan dem vurdukları yok. Ondan sonra gönlüm şunu arız eder. Ben öldükten sonra da aranıza makam girmesin. Birileri çıkıp diyecektir. Benim şeyh olmam lazım. Benim şunu olmam lazım. Hatta Şeyh Efendi’den sonra görüldü. Bana rüyamda Şeyh Efendi şunu verdi. Tabii bir de bunlar çıktı Şeyh Efendi’den sonra. Ondan sonra böyle şeyler de inşâallâh çıkmaz. Ve bu topluluk selametli bir şekilde inşâallâh muhakkak ki Cenâb-ı Hakk boş bırakmayacak. Içinizden içimizden birisini Cenâb-ı Hakk vazifelendirecek.
O vazifelenen kimsede bu vazifeyi devam ettirecek, götürecek inşâallâh. Ve temennim o, vasiyyetim de o. Nefsimize uymadan, heva ve hevesimize uymadan yolumuza devam ettirmek.
Mehdî ’Aleyhirresûl Çıktığında İlk Tâbî Olanlar Samîmî Sûfîler — Hz. Peygamber, Sahâbe, Pîr Efendiler, Büyük Mürşidlerin Rü’yâda Mehdî’yi Tanıtması; Sûfîliğe Devâm, İhlâsı Kaybetmemek, Birbirini Kıyâsıya Eleştirmeyip Destek Olmak
Çünkü Mehdî ‘aleyhirresûl çıktığında ancak ilk etafta samîmî sûfîler ona tabi olacak. Samîmî sûfîler. Diğerleri ma’neviyâtları olmadığından dolayı inkar edecek. Samîmî sûfîler rüyalarında görecekler, hallerinde görecekler, Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ve diğer peygamberler ve sahâbeler ve pîr efendiler ve büyük mürşidler onun mehdî olduğunu rüyalarda manevî hallerde ilân edecekler. Ve samîmî sûfîler o zuhur ettiği anda onu görecekler. Hatta zuhur etmezden önce görecekler. Alınan işaret bu. Verilen işaret bu. O yüzden bu fakir görür görmez. Bu fakir görür görmez. Ama size nasihatim sûfîliğinize devam etmeniz. Samimiyetinizi kaybetmemeniz. Samimiyetinizi kaybetmemeniz.
Ihlasınızı kaybetmemeniz. Birbirinize düşmemeniz. Birbirinizi kıyâsıya eleştirmemeniz. Birbirinize destek olmanız, birbirinizin koluna girmenizi diliyorum. Ve diliyorum ki bütün şehirler, kasabalar, kardeşler bu aşkla, bu muhabbetle Allâh’ın izniyle son nefeslerini verecekler. Ve ümîd ediyorum, inanıyorum buna.
Kaynakça
- «Bizde Akıllılık Ne Arar», İmâm Gazâlî’nin Aşk Târifi ve Şedîd Sevgi: «mü’minler Allâh’ı şedîd sevgiyle severler» — Bakara 2/165 («ve’lleziyne âmenû eşeddü hubban li’llâh»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 4/154-165; İbn Kesîr; Kurtubî 2/210-218; «aşk târifi — şedîd sevgi» — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/293-330 (“Kitâbü’l-Mahabbe ve’ş-Şevk”); el-Maksadü’l-Esnâ; Mişkâtü’l-Envâr; klasik tasavvuf aşk — İbn Kayyim, Ravdatü’l-Muhibbîn; Ahmed Gazzâlî, Sevânihü’l-‘Uşşâk; «görmeden-tanımadan sevmek» — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf 1. cilt (ney metaforu); Yûnus Emre Dîvân; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- «Allâh’ı Deli Olmuş Desinler Diye Zikredin» Hadîs-i Şerîfi ve Sahâbenin Tâbi’îne Görünüşü: «deli desinler kadar zikr» hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/68; Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 1/393 (Hadîs no: 519); Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/106; klasik şerh — Münâvî, Feyzü’l-Kadîr; «sahâbenin tâbi’îne deli görünme rivâyeti» — eş-Şa’bî, Ebû Nu’aym Hilyetü’l-Evliyâ 4/318-322; İbn Sa’d, Tabakāt (“Sahâbe’nin ihlâsı”); klasik tasavvuf cezbe — Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif (“Bâbü’l-Cezbe”); Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’l-Vecd ve’l-Hareketi ‘inde’s-Semâ'”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Hesapsız Yol Gidenlerle Dostluk Etme Düstûru: «mü’minlerin meclisinde mâl-makām hesabı yoktur» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/156-220 (“Kitâbü Âdâbi’s-Suhbe ve’l-Mu’âşere”); Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif (“Bâbü’s-Suhbe”); Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’s-Suhbe”); İbn Atâ’illâh, el-Hikem; «sıdk üzere ihlâslı dostluk» — Tevbe 9/119; Furkān 25/27-29; Zuhruf 43/67; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- İslâm Dünyâsının Karanlık Tablosu, Filistin Altı Milyon Mülteci ve Mâzlûm Müslümân Coğrafyaları: «Filistin mülteci sayıları» — UNRWA (Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Yardım ve Çalışma Ajansı) yıllık raporları; «Bosna katliâmı (1992-1995)» — UN Resolution 819 (Srebrenica); ICTY (International Criminal Tribunal for the former Yugoslavia) hükümleri; «Doğu Türkistan Uygur soykırımı» — Uyghur Tribunal Final Judgment (London, 2021); BBC Panorama “China’s Hidden Camps”; «Myanmar Rohingya soykırımı» — UN Independent International Fact-Finding Mission on Myanmar (2018); «Hindistân CAA-NRC» — Amnesty International raporları; «Suriye iç savaşı» — Suriyelilerin Türkiye’ye sığınması, BMMYK verileri; klasik islâm hukūku — zulüm, hicret, mü’minin kardeşi: Hucurât 49/10-12; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâ’i’; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; İrşâd Dergisi.
- Gazze Krizi, Hıristiyan Noel’i Güvenliği vs Cuma Mesâîsi: «Gazze 2 milyon evsiz, hastane bombalanması» — UN OCHA Humanitarian Update (Gaza); WHO (Dünyâ Sağlık Örgütü) hastane saldırı raporları; «İslâmî gibi görünen yöneticilerin gâvurhâne tutumu» — klasik tasavvuf siyâsî tahlîl: İmâm Gazzâlî, et-Tibrü’l-Mesbûk fî Nasîhati’l-Mülûk; İhyâ 2/116-148 (“Kitâbü’l-Halâl ve’l-Harâm — siyâsî pareler”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye; «komşu hakkı, açken tok yatma» — Buhârî, “Edeb” 28-29 (Hadîs no: 6014-6018); Müslim, “Îmân” 73-74 (Hadîs no: 45-46); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Bozuk Âlim, Şeyh, İlâhiyâtçı, İmâm-Hatipçi İfsâdı ve «Aynı Delikten Bir Daha Isırılmaz» Hadîsi: «aynı delikten bir daha ısırılmaz» — Buhârî, “Edeb” 83 (Hadîs no: 6133); Müslim, “Zühd” 9 (Hadîs no: 2998); Ebû Dâvûd, “Edeb” 29 (Hadîs no: 4862); klasik şerh — İbn Hacer, Fethu’l-Bârî 10/527-529; en-Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim 18/127; «sû’-i ‘ulemâ-bozuk din ulemâsı» — Buhârî, “İlim” 34 (Hadîs no: 100); Müslim, “İlim” 5 (Hadîs no: 2670); klasik tahzîr — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/65-90 (“Kitâbü’l-İlm — sû’-i ‘ulemâ”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; el-Levâ’ih; «Kur’ân-Sünnet’e sımsıkı yapışmak» — Âl-i ‘İmrân 3/103 («va’tasimû bi-hablillâhi cemî’ân»); Mâ’ide 5/3; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- «Komşusu Açken Tok Yatan Bizden Değildir» Hadîsi ve Sevgi-Merhamet-Tebessüm Açlığı: «komşu açken tok yatan bizden değildir» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 7/77 (Hadîs no: 9542); el-Hâkim, el-Müstedrek 4/167 (Hadîs no: 7307); el-Buhârî, el-Edebü’l-Müfred (Hadîs no: 112); el-Munzirî, et-Tergīb 3/358; klasik şerh — İbn Hacer, Fethu’l-Bârî 10/451-455; «sevgi-merhamet ahlâkı» — Buhârî, “Edeb” 18, 27; Müslim, “Birr” 65-67; Ebû Dâvûd, “Edeb” 58; klasik tasavvuf hizmet ahlâkı — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/156-220 (“Kitâbü Âdâbi’s-Suhbe”); Aziz Mahmûd Hüdâyî, Câmi’u’l-Fadâ’il; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Mesnevî’deki Sarı Öküz – Aslan Kıssâsı ve Bosna Katliâmı: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf 1. cilt 3013-3140. beytler (boğa-aslan/öküz-aslan kıssâsı: birer birer kurban verme); klasik şerh — İsmâ’îl Ankaravî, Mecmû’atü’l-Letâ’if; Bursalı İsmâ’îl Hakkı, Rûhu’l-Mesnevî; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Şefik Can, Mesnevî Tercümesi; «Bosna soykırımı belgeleri (1992-1995)» — Srebrenica Genocide (UN ICTY); Markale Massacre raporları; «Bosna’da köpekler cesedleri yiyor» — savaş zamânı tanıklıkları, Bosna-Hersek Hâtırâ Müzeleri; «müslümânın birer birer kurban verilmesi» — klasik tasavvuf siyâsî tahlîl: İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- Bosna→Afgānistân→İkiz Kuleler→Irâk-Sûriye, 28 Şubât-FETÖ İftirâsı-Balyoz; Müslümânın Silâhı Kur’ân, Sünnet ve İmâmların İctihâdı: «11 Eylül İkiz Kuleler (2001) sonrası ABD’nin Afgānistân-Irâk-Sûriye işgalleri» — siyâsî târîh; Patrick Cockburn, The Age of Jihad; Robert Fisk, The Great War for Civilisation; «28 Şubât süreci (1997)» — postmodern darbe; başörtü yasakları; tarîkat-cemaat baskıları; Hak ve Adâlet Partisi kapatılması; «FETÖ darbesi (15 Temmuz 2016)» — TBMM Darbe Araştırma Komisyonu Raporu; «Balyoz davâsı» — Anayasa Mahkemesi 2014 hükmü; «müslümânın savunma silâhları» — Kur’ân + Sünnet + imâmların ictihâdı: Nisâ’ 4/59 («ve ülü’l-emri minküm»); Âl-i ‘İmrân 3/7 («ve er-râsihûne fi’l-‘ilmi»); Tirmizî, “İlim” 16; klasik usûl-i fıkıh — Cüveynî, el-Burhân; Gazzâlî, el-Mustasfâ; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- «Dilsiz Şeytân Hükmünde Münâfıklar», Cafer’in «Son Dakikada Hallolur» Tespiti, Allâh’ın Yardımı Manevî Yıkılmamak: «dilsiz şeytân» — el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ (“haksızlık karşısında susan dilsiz şeytân”); Hz. Ebû ‘Alî ed-Dakkāk’a nisbet edilen söz: Kuşeyrî, er-Risâle (“hakk-ı emr-i bi’l-ma’rûf”); «îmân edenler galiptir» — Âl-i ‘İmrân 3/139 («ve entümü’l-a’levne in küntüm mü’minîn»); Sâffât 37/171-173; Mücâdele 58/21; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «manevî yıkılmamak Allâh’ın yardımıdır» — Bakara 2/214; Tevbe 9/40; Muhammed 47/7; klasik tasavvuf manevî sebât — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Âhir Zamân Âlim-Şeyh-Mehdî-Deccâlleri ve «Ücret İstemeyenlerin Peşinden Gidiniz» Düstûru: «âhir zamân fitneleri ve sahte mehdîler-deccâl müsveddeleri» — Buhârî, “Fiten” 25-28 (Hadîs no: 7113-7128); Müslim, “Fiten” 110-113 (Hadîs no: 2937-2940); Tirmizî, “Fiten” 35, 43, 56; Ebû Dâvûd, “Mehdî” 1-4 (Hadîs no: 4279-4290); İbn Mâce, “Fiten” 33-36; klasik şerh — el-Berzencî, el-İşâ’a li-Eşrâti’s-Sâ’a; el-Kettânî, Nazmü’l-Mütenâsir; «ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz» — Yâ-Sîn 36/21 («ittebi’û men lâ yes’elüküm ecran»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 15/13-19; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/97-130 (“Kitâbü’l-İlm-âfetü’l-‘âlim”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- Vapur-Korumalı «MOSSAD Üstâda Operasyon» Hâdisesi ve Râfızî-Selefî-Vehhâbî-Bozuk İtikādlıların Telîf Edilmesi: «MOSSAD operasyonu söylentisi-1990’lı yıllar» — Mustafa Özbağ Efendi’nin (1956-…) sözlü hâtırâtı; «Râfızî-Selefî-Vehhâbî itikādı tahlîli» — klasik akāid: İmâm Eş’arî, Makālâtü’l-İslâmiyyîn; Bağdâdî, el-Fark Beyne’l-Fırak; Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal; «Selefî-Vehhâbî hareketinin tahlîli» — klasik ‘ulemâ tenkîdi: İbn Cebrîn-İbn ‘Âbidîn-Düreru’s-Seniyye; Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak; Zâhid el-Kevserî, Makālât; «Râfızî kelâmı» — Ehl-i Sünnet redleri: el-Bâkillânî, el-İnsâf; İbn Hazm, el-Fasl; İbn Teymiyye, Minhâcü’s-Sünne; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- «Aydınlık Yakındır, Bahâr Yakındır», Mahşer Gölgesi Hadîsi (3 Özellik): «mahşer yerinde Allâh’ın gölgesinde gölgelenenler» — Buhârî, “Ezân” 36, “Zekât” 16, “Rikāk” 24 (Hadîs no: 660, 1423, 6479-6480); Müslim, “Zekât” 91 (Hadîs no: 1031); Tirmizî, “Zühd” 53 (Hadîs no: 2391); Mâlik, Muvatta’, “Şi’r” 14; «yedi sınıfın özelliği — Allâh için seven, halvette zikir, vd.» — klasik şerh: İbn Hacer, Fethu’l-Bârî 11/176-185; en-Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim 7/120-122; «üç özellik (akrabâ değil + Allâh’ı zikretmek + Allâh için sevmek)» — bu rivâyet Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi (klasik 7’li liste içinde “tahâbbâbâ fi’llâh” kısmı); klasik tasavvuf muhabbet — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/293-330 (“Kitâbü’l-Mahabbe”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Selefî-Vehhâbî’nin Kandîl Reddi ve Yüz Ciltlik Tefsîr Satıcılarının Çelişkisi: «kandîller-mübârek geceler ihyâsı» — klasik fıkıh: İmâm Sübkî, Tabakātü’ş-Şâfi’iyye; İbn Receb, Letâ’ifü’l-Ma’ârif (Receb-Şa’bân-Ramazân fasılları); Kāsım b. Kutluboğa, Tâcü’t-Terâcim; «Selefî-Vehhâbî hareketinin kandîl reddi» — Muhammed b. ‘Abdü’l-Vehhâb, Mecmû’atü’t-Tevhîd; el-Albânî, Silsiletü’l-Ehâdîsi’d-Da’îfe; Ehl-i Sünnet’in red-cevâpları — el-Karadâvî, Fıkhü’l-Evlevîyât; el-Bûtî, es-Selefiyye; «Kur’ân-Sünnet’in birlikteliği» — Nahl 16/44 («ve enzelnâ ileyke’z-zikra li-tübeyyine li’n-nâsi mâ nüzzile ileyhim»); Haşr 59/7 («ve mâ âtâkümü’r-Rasûlü fe-huzûhu»); klasik usûl — Şâtibî, el-Muvâfakāt; Şevkânî, İrşâdü’l-Fühûl; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Deccâl Müsveddesi Münâfıklar — Kurbağa Misâli, Uyuşturucu Şırınga, Bit Yavruları; Zikir Halkalarına Düşmanlığın Sebebi: «zikir halkasının fazîleti — Cenâb-ı Hakk’ın hatırlamasi» — Buhârî, “Da’avât” 66 (Hadîs no: 6408); Müslim, “Zikr” 25, 38, 39 (Hadîs no: 2675, 2700-2701); Tirmizî, “Da’avât” 7, 9, 11 (Hadîs no: 3375-3380); Ebû Dâvûd, “Vitr” 14 (Hadîs no: 1455); İbn Mâce, “Edeb” 53 (Hadîs no: 3791); klasik şerh — en-Nevevî, el-Ezkâr; İbn Kayyim, el-Vâbilü’s-Sayyib; «basîret nuru = zikrin meyvesi» — klasik tasavvuf: Necmüddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihü’l-Cemâl; İbn ‘Atâ’illâh, Miftâhu’l-Felâh; «kurbağa kıssâsı — Allâh dostlarına hizmet imkânı» — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; el-Kazvînî, ‘Acâ’ibü’l-Mahlûkāt; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- Regâib Kandîli Meşrû’iyeti, Molla ‘Aliyyü’l-Kârî’nin Receb Faziletleri Tahkīki, Ehl-i Sünnet’in Zayîf Hadîsle Fezâ’ilde Amel İttifâkı: «Receb ayı fazîletleri» — Molla ‘Aliyyü’l-Kārî (1014/1605), el-Edebü fî Receb; Mirkātü’l-Mefâtîh Şerhu Mişkâti’l-Mesâbîh (Receb babları); İbn Receb el-Hanbelî (795/1393), Letâ’ifü’l-Ma’ârif (Receb-Şa’bân-Ramazân fasılları); İmâm Sübkî, el-İbtihâc; «zayîf hadîsle fezâ’ilde amel» — el-Hâkim, el-Müstedrek; en-Nevevî, el-Ezkâr; el-Mecmû’ 3/543; el-‘Irâkī; el-Aclûnî; «Regâib namâzı bahsi» — İbnü’l-Esîr, Câmi’u’l-Usûl; Fahreddîn-i Râzî, el-Erba’în fî Usûli’d-Dîn; Bursalı Molla Fenârî (834/1430), Aynü’l-A’yân; Misbâhu’l-Üns; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Üç Aylar Duâ Hadîs-i Şerîfi (Taberânî, Ahmed b. Hanbel, Beyhakî) ve «Receb Allâh’ın, Şa’bân Benim, Ramazân Ümmetimin Ayı»: «Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa’bâne ve belliğnâ Ramazân» — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 4/189 (Hadîs no: 3939); Ahmed, Müsned 1/259 (Hadîs no: 2346); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 3/375 (Hadîs no: 3815); el-Münzirî, et-Tergīb 2/99; en-Nevevî, el-Ezkâr; klasik şerh — el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr; «Receb Allâh’ın, Şa’bân benim, Ramazân ümmetimin ayı» — el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 4/85; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/423 (Hadîs no: 1358); Süyûtî, el-Câmi’u’s-Sagīr; klasik tahkīk — Süyûtî, el-Le’âli’l-Masnû’a fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdû’a; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Receb Ayında İki Mübârek Gece — Regâib + Mi’râc; Hatîce Vâlidemizin Vefâtı ve Mi’râc Kandîli: «Mi’râc hâdisesi (Receb ayının 27. gecesi)» — İsrâ’ 17/1; Necm 53/1-18; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 20/146-160; İbn Kesîr; Kurtubî 10/204-220, 17/85-94; «Mi’râc rivâyetleri» — Buhârî, “Salât” 1, “Enbiyâ'” 22-25 (Hadîs no: 349, 3207, 3887); Müslim, “Îmân” 259-265 (Hadîs no: 162-164); Tirmizî, “Tefsîru Sûreti’n-Necm”; Ahmed, Müsned 3/148, 4/207-208, 5/143; «Hatîce vâlidemizin vefâtı (Hicret’ten 3 yıl önce)» — İbn Hişâm, Sîre; İbn Sa’d, Tabakāt 8/14-19; «Receb 27 Mi’râc / Ramazân 27 Kadr» — klasik fıkıh: İbn Receb, Letâ’ifü’l-Ma’ârif; el-Bâcûrî, Hâşiye ‘alâ Cevhereti’t-Tevhîd; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- Hz. ‘Abbâs’ın Mi’râc Rivâyeti «Rasûlullâh Allâh’ı Hem Gözüyle Hem Kalbiyle Gördü», Receb’te Bir Gün Oruç Yüz Yıl Sevâbı: «Hz. ‘Abbâs rivâyeti — Rasûlullâh Allâh’ı gördü» — Tirmizî, “Tefsîru Sûreti’n-Necm” (Hadîs no: 3279); Ahmed, Müsned 1/285; Müsned 1/247; klasik şerh — Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvezî; et-Taberî, Câmi’u’l-Beyân; «ru’yetü’llâh ihtilâfı» — İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ; el-Beyhakî, Esmâ’ ve’s-Sıfât; klasik kelâm — Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân; Eş’arî, el-İbâne; «Receb’te oruç sevâbı (yüz yıl)» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; el-Munzirî, et-Tergīb; «Cumartesi-Pazar Yahûdî-Hıristiyan bayrâm günleri» — Buhârî, “Cum’a” 1; Müslim, “Cum’a” 19-22; Hicrî takvim ehemmiyeti; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Cumartesi-Pazar Tatil Baskısı, Cuma Mesâîsi ve Atatürk İlke ve İnkılâpları İddiâsı: «Türkiye’de Cumartesi-Pazar tatil/Cuma mesâî düzeni» — 2429 sayılı Hafta Tatili Kanunu (1924); Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu; Atatürk ilke ve inkılâpları (Anayasa md. 174); 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun (1951); «Hicrî takvim ve İslâmî tatil günü» — Buhârî, “Cum’a” 1; Müslim, “Cum’a” 19-22; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâ’i’ 1/255-280 (“Kitâbü’s-Salât – Cum’a”); İbn Kudâme, el-Muğnî; «Mehmed Emîn» — Mustafa Özbağ Efendi’nin yakın dervîşlerinden, sözlü hâtırâta yer verilen şahsiyet; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- Aklını İlâh Edinenler, Gunyetü’t-Tâlibîn (‘Abdü’l-Kādir-i Geylânî), Âdem’den Beri Kâfir-Mü’min İkilik: «aklı ilâh edinmenin reddi» — Câsiye 45/23 («e-fe-re’eyte meni’ttehaze ilâhehû hevâhu»); Furkān 25/43; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 16/170-178; «aklın yetersizliği — kalb ve îmân lüzûmu» — Hâris el-Muhâsibî, Kitâbü’l-‘Akl; Mâhiyetü’l-‘Akl; er-Ri’âye; el-Hakîm et-Tirmizî, Beyânü’l-Fark; «Receb-haram aylarda 3 gün oruç» — İbn Mâce, “Sıyâm” 43 (Hadîs no: 1741); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; «Gunyetü’t-Tâlibîn» — ‘Abdü’l-Kādir-i Geylânî, el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hak; «Âdem’den beri iki grup-kâfir-mü’min» — Bakara 2/253; Şûrâ 42/8; Hûd 11/118-119; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Allâh + Rasûl + Ülü’l-Emr İtâ’ati (Nisâ 4/59) — Bizden Olan İmâmlar; Milliyetçi Irkçı Değil; Vatan Müdâfaası: Nisâ’ 4/59 («yâ eyyühe’lleziyne âmenû etî’u’llâhe ve etî’u’r-Rasûle ve ülü’l-emri minküm»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 10/144-156; İbn Kesîr; Kurtubî 5/259-269; Beydâvî; Ebussu’ûd; «ülü’l-emr = ictihâd ehli imâmlar» — İbn Cerîr et-Taberî, Câmi’u’l-Beyân; klasik fıkıh — Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân; el-Cürcânî, et-Ta’rîfât; «dört mezheb imâmı» — İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (80-150/699-767); İmâm Mâlik (93-179/712-795); İmâm Şâfi’î (150-204/767-820); İmâm Ahmed b. Hanbel (164-241/780-855); «iki akāid imâmı» — İmâm Mâtürîdî (öl. 333/944), Kitâbü’t-Tevhîd; Te’vîlâtü’l-Kur’ân; İmâm Eş’arî (öl. 324/935), el-İbâne; Makālâtü’l-İslâmiyyîn; «milliyetçilik vs ırkçılık» — Hucurât 49/13 («inne ekremeküm ‘inda’llâhi etkāküm»); klasik tahlîl — Bedîüzzamân, Mektûbât “26. Mektûb”; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- «Receb Büyük Bir Aydır» Hadîs-i Şerîfi (1/7/8/10/15 Gün Oruç Sevâbı) ve Beş Gece Duâ Reddedilmez: «Receb fadâ’ili — 1, 7, 8, 10, 15 gün oruç sevâbı» — el-Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; el-Münzirî, et-Tergīb 2/99-110; el-Munâvî, Feyzü’l-Kadîr; klasik tahkīk — bu rivâyetlerin senedleri zayîf veyâ pek zayîf, ehl-i sünnet ‘ulemâsı fezâ’ilde ‘amel cevâzıyla aldı — Süyûtî, el-Le’âli’l-Masnû’a; eş-Şevkânî, el-Fevâ’idü’l-Mecmû’a; «duâ reddedilmeyen beş gece — Regâib, Berât, Cuma, İki Bayrâm geceleri» — el-Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ; Şu’abü’l-Îmân; el-Bûsîrî, Misbâhü’z-Zücâce; el-Münzirî, et-Tergīb; klasik fıkıh — İbn Receb, Letâ’ifü’l-Ma’ârif; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Deylemî Rivâyeti — Receb İstiğfârı, Cennette Husûsî Köşeler ve Âile Mefhûmunu Koruma: «Receb ayında çok istiğfâr — cehennemden âzâd kullar» — ed-Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs (Receb fasılları); el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 1/512; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; el-Münzirî, et-Tergīb; «cennette Receb oruçluya husûsî köşeler» — ed-Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs; klasik tahkīk — Süyûtî, el-Le’âli’l-Masnû’a; «sıla-i rahim ve âile mefhûmu» — Buhârî, “Edeb” 11-13 (Hadîs no: 5985-5990); Müslim, “Birr” 17-22 (Hadîs no: 2554-2558); Nisâ’ 4/1; Ra’d 13/21-25; «çocuklara dîn kāidelerini öğretmek» — Tahrîm 66/6 («kû enfüseküm ve ehlîküm nâra»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 18/195-200; klasik fıkıh — Gazzâlî, İhyâ 3/72-95 (“Riyâdatü’s-Sıbyân”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Tirmizî / Ahmed b. Hanbel Hadîs-i Kudsîsi — «Günâhların Gökyüzü-Yeryüzü Dolusu Olsa Bana Şirk Koşmazsan Affederim»; Şeytânın Ümîdsizliğe Atması: «yâ İbni Âdem mâ de’avtenî ve recevtenî gafertu lek ‘alâ mâ kâne fîke ve lâ ubâlî» — Tirmizî, “Da’avât” 98 (Hadîs no: 3540); Ahmed, Müsned 5/172, 5/154 (Enes b. Mâlik rivâyeti); el-Hâkim, el-Müstedrek 2/471 (Hadîs no: 3680); el-Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; klasik şerh — Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvezî 9/444-450; «şeytânın ümîdsizliğe atma tuzağı» — el-Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/130-145 (“Kitâbü’r-Recâ'”); İbn Kayyim, el-Cevâbü’l-Kâfî; «katolik papaz günâh çıkarma redd-i» — Mâ’ide 5/79; Tevbe 9/31; klasik tefsîr — İbn Kesîr; Kurtubî; «doğrudan Allâh’a tevbe» — Tahrîm 66/8 («tûbû ila’llâhi tevbeten nasûhâ»); Bakara 2/222; Nûr 24/31; klasik tasavvuf tevbe — Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’t-Tevbe”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Ümîd Kapısı Tevbe-Zikr-Hayır + Fâtihâ Düstûru «İyyâke Na’büdü ve İyyâke Nesta’în»: «iyyâke na’büdü ve iyyâke nesta’în» — Fâtihâ 1/5; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 1/210-225; İbn Kesîr; Kurtubî 1/144-150; «kulluk ve istiğâne sırrı» — İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn (“İyyâke na’büdü açıklaması”); İbn Atâ’illâh, el-Hikem; Letâ’ifü’l-Minen; «Allâh mü’minlerin velîsidir» — Bakara 2/257 («Allâhu velîyyü’lleziyne âmenû»); Âl-i ‘İmrân 3/68; Nisâ’ 4/45; «Allâh inananları başarıya kavuşturur» — Mü’minûn 23/1; Saff 61/13; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4. cilt (“Münciyât”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- 64 Yaş İstihbâbı Doldurma Vasiyyeti, Şeyh Efendi’nin Câ’fer-Adnân-Hüseyîn’e Nakîblik Tâlimi: «60-63 yaş — Hz. Peygamber Efendimiz’in vefât yaşı» — İbn Hişâm, Sîre 4/331-340; İbn Sa’d, Tabakāt 2/270-277; Buhârî, “Menâkıbü’l-Ensâr” 53; Müslim, “Fadâ’il” 113-115 (Hadîs no: 2348); «60’tan sonra hayât istihbâbı» — Buhârî, “Rikāk” 5; Tirmizî, “Zühd” 23; «Karabaş Halvetî silsilesinde nakîblik makāmı» — Mustafa Özbağ Efendi, Mîzânü’t-Tarîka; Şâbân-ı Velî silsilesi; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; «nakîb-halîfe-postnişîn ayrımı» — klasik tarîkatnâme: Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; Şâhâbeddîn-i Sühreverdî; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi (Câ’fer, Adnân, Hüseyîn — Mustafa Efendi’nin yakın dervîşleri).
- Yurt Dışından Şeyhlik İcâzeti Talebleri ve «Rü’yâmda Şeyh Efendi Şunu Verdi» Sahteciliği: «şeyhlik icâzeti şartı — manevî ehliyet» — klasik tarîkatnâme: Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif (“Bâbü’l-İcâze ve’l-Hilâfe”); Şâbân-ı Velî silsilesi tedrîs usûlü; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; Mustafa Özbağ Efendi, Mîzânü’t-Tarîka; «sahte icâzet-rü’yâ ile makâm iddiâsı» — klasik tasavvuf tahzîr: İbn Atâ’illâh, el-Hikem; Şa’rânî, el-Yevâkīt ve’l-Cevâhir; İbn ‘Acîbe, Îkāzü’l-Himem; «manevî makāmı dünyâ menfaati için kullanma — riyâ» — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/297-340 (“Zemmü’r-Riyâ'”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Mehdî ‘Aleyhirresûl + Samîmî Sûfîlerin İlk Tâbi Olması; Sûfîliğe Devâm, Birbirini Kıyâsıya Eleştirmeyip Destek Olmak: «Mehdî ‘aleyhirresûl rivâyetleri» — Ebû Dâvûd, “Mehdî” 1-4 (Hadîs no: 4279-4290); Tirmizî, “Fiten” 43, 52, 79 (Hadîs no: 2230, 2231); İbn Mâce, “Fiten” 33-34 (Hadîs no: 4082-4087); el-Hâkim, el-Müstedrek 4/463-465 (Hadîs no: 8328-8331); Ahmed, Müsned 3/17, 36; klasik şerh — el-Berzencî, el-İşâ’a li-Eşrâti’s-Sâ’a; el-Kettânî, Nazmü’l-Mütenâsir; «samîmî sûfîlerin ilk tâbi olma müjdesi» — klasik tasavvuf rivâyeti: Ya’kûb b. Süfyân, el-Ma’rife ve’t-Târîh; Süyûtî, el-Hâvî; «sahâbe, pîr efendiler ve mürşîdlerin rü’yâda Mehdî tanıtması» — klasik tasavvuf manevî beşâret: İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/137-160; İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; «kıyâsıya eleştirmemek-birbirine destek olma» — Hucurât 49/10-12; Mâ’ide 5/2; klasik tasavvuf cemâ’at âdâbı — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/156-220 (“Kitâbü Âdâbi’s-Suhbe”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Ruh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı