«Ümmetimin Velîleri Benî İsrâîl Peygamberleri Gibidir» Hadîsi — İsmet Sıfatı ve Velâyet Mertebeleri
Âmîn. Evet. Ümmetimin velileri Benî İsrâîl peygamberleri gibidir. Başka bir rivayette ise Beni İsrail peygamberlerinden üstündür geçiyor. Hadîs-i Şerîf. Peygamberler günahsız olduklarından, Allâh’ın İsmet sıfatının tecelliyatını yaşadıkları için, Hazret-i Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinde zelle dahi yoktur. Ümmetin velileri günahsız değillerdir. Beni İsrail peygamberlerinden üstündür kısmını açıklar mısınız? Evet. Her ne kadar bir veli Beni İsrail peygamberine denk olsa da, hatta Beni İsrail peygamberlerinden üstün olsa da, peygamber değildir. Amel olarak, yaptıkları iş olarak, işlevsellikleri açısından Beni İsrail peygamberlerine denk veya Beni İsrail peygamberlerinden üstün olabilirler.
Mücadele Hakkında
Allâh’ı tanıtma, Allâh’ı bilme, Allâh’ı tebliğ etme, Allâh’ın dinini tanıtma, dinini tebliğ etme noktasında ümmetin velileri Beni İsrail peygamberlerine denk veya Beni İsrail peygamberlerinden üstündür. Şimdi bir kimse peygamberlikle müjdelenmiş, ona peygamberlik tebliğ edilmiş, peygamberlikle müjdelenmiş, peygamberlikle o tebliğ edildiyse bir taraftan işi kolaydır. Sebeb, Allâh peygamberlerini mucizelerle destekler ve onların elinde kesin delil vardır. Ama bir veli için böyle bir mucizeyle desteklenmek söz konusu değildir. O veli oluncaya kadar değişik çilelere, sıkıntılara, değişik tabiri caizse problemlere maruz kalmıştır. Nefis terbiyesi mücadele yolu öyledir. Öyle olunca o Beni İsrail peygamberlerinin amel noktada geçmiş de olabilir.
Beni İsrail peygamberlerinin yaşamış olduğu ızdıraptan, sıkıntıdan daha fazla ızdırap sıkıntı da yaşamış olabilir. Ama bu şu demek değildir. Daha onlardan makam olarak, üstün bir makamda diyemeyiz. Ama fazilet açısından, Beni İsrail peygamberlerinden daha faziletli olabilir. Bakın Beni İsrail peygamberlerinden daha faziletli olabilir. Beni İsrail peygamberlerinden amel olarak, daha fazla hizmet olarak, daha fazla hizmet edebilirler. İz-i itiraz nedir? Özellikle Müslümanların kandırılması için, deccali düzenin şeyhleri veya önde gelenlerin için kullanılabilir mi? İz-i itiraz bir kimsenin Kur’ân ve Sünnet tarihisinde hem fikri olarak hem de ameli olarak durmadığı halde, onun üzerinde olağanüstü hallerin tecelli etmesidir.
Bu bir istirhaçtır. Mesela bir kimse, örneğin değişik okumalarla, değişik böyle bir şeyler yaparaktan cinni tayfesiyle irtibat kurabilir. Bu irtibatında kâfir cinnileri kendince, kendi emelleri doğrultusunda kullanabilir onları ve bunların üzerinden istirhaç görülebilir. Ama bunlar Kur’ân ve Sünnet tarihisinde hem fikri olarak hem de ameli olarak Kur’ân ve Sünnet tarihisinde değillerdir. Ama üzerlerinde böyle olağanüstü haller olur. Buna biz istirhaç diyoruz. Bu bir papazın üzerinde de görünür. Bu böyle kendince kendi kendine şeyh süsü veren bir kimsenin üzerinde de görülür. Bu normalde herhangi bir kimsenin üzerinde de görülebilir. O yüzden genel olarak sufilerin bir tabiri vardır. Bir kimse denizin üzerinde yürüdüğünü görseniz de, havada uçtuğunu görseniz de onun ameline bakınız der.
O yüzden onun ameli önemlidir. Hatta tabire devam ederler. suda balıklar da yüzüyor. Ondan sonra gökte havada kuşlar da uçuyor derler. Bu istirhaç bununla alakalı. Ama normalde insanlar kendilerini sevsin, kendilerine tâbi olsun diye bu tip okumalar yapanlar var mı? Var. Bu tip huruf ilminden vakıf olup hurufçuluk yapan var mı? Var. Örneğin. Onların kendilerince kendilerine ait huruf yaparlar. ne bileyim değişik bu yıldıznameye bakarlar. Değişik böyle bu konuda değişik ilimler var. Onlarla iştigal ederler. Onlar o okumalarını yaparak insanlar celbiye yaparlar. İnsanlar kendisini sevsin, şeksiz şüphesiz tâbi olsun diye. Hatta daha ileri yaparlar. Şahsın kendisini okur mesela. Şahsın kendisini okuyarak da şahsın örneğin parasını, malını, mülkünü böyle cebellez eder.
Şahıs da bunu seve seve götürür, verir ona. Okuma yapar. Bildiğiniz okuma yaparlar. Bunlar hurufçudur. Hurufçu şeyhler var mı? Var. Cifirci şeyhler var mı? Var. Bakın bunlar var mı? Türkiye’de var. Mesela bunlar oturuyorlar okuma yapıyorlar. Normalde sen onu gördüğün zaman böyle o bağlanıyorsun, kalıyorsun ona. Mesela o kendi üzerine de böyle okuyabilir. Ve hatta birisine taktı kafaya değil mi? Murtazaya kafaya taktı. Hoş Murtaza böyle şeylere pobu çağırmaz da daha böyle safiyane bir insan lazım. o safiyane bir insanı yakalar, okur ona. Onu okuduktan sonra o okumalar kaç gün olacaksa, örneğin o kimsenin emrine girer. Otur otur, gel gel, git git, yat yat, koş koş. Şunu getir getirir bunu götür götürür.
Bu hurufçuluk, bu cifircilik kenara atılan bir şey değil. Genelde mesela Doğu ve Güney Doğu kökenli meleler de, orada mele denir, mele denir, mele denir, mele denir, mele denir, mele denir. Bu huruf da cifir ilmi de vardır onlarda. Onlar bunu daha fazla kullanıyorlar. Tabi bunu normalde bir kısım böyle yolun çilesini çekmemiş, yolun sıkıntısını çekmemiş. Böyle sonradan kendi kendine şehlik yapmaya aday olmuş. Kimseler de bunları yapar. bir ara birisine bağırıyordum hurufçusun cifircisin diye. Bu normalde böyle yapıyorlar. Ondan sonra kaldırıyorlar telefonu.
Para Toplamayan Velîler — Sahte Tarîkatların Maddî İstismârı; Modern Tarîkat İstismârı Eleştirisi
Kim filanca bana 5 milyon gönder gönderiyor. Bana 10 milyon gönder gönderiyor. Bana 50 milyon gönder gönderiyor. ona bir şey de buluyor, o kılıf buluyor, o kılıf buluyor, o kılıf buluyor. Orada 3 tane Kur’ân kursu öğrencisi koyuyorlar. Bak burada Kur’ân kursu var, gönderin parayı gönderiyorsunuz siz de. Bir de onların fotoğraflarını çekiyorlar. Ne güzel böyle beyaz sarıklı cübbeli. Ondan sonra böyle Kur’ân-ı Kerim okurken videosu filan. Bak bu talebeler de böyle bir kısım var. Bakın bu fotoğraflarını çekiyorlar. Ne güzel böyle beyaz sarıklı cübbeli. Ondan sonra böyle Kur’ân-ı Kerim okurken videosu filan. Bak bu talebelere destek çıkacaksınız. Gönderin paraları gönderiyor herkes. Bunlar normalde hurufla cifirle yapıyorlar bunları.
Şimdi bunlarda istidraç görünür mü? Evet. Bakın bunlarda görünür mü? Evet. Bunlar bir kâfir cin ile irtibat kurup seninle de alakalı bir şey çok rahat konuşabilirler. dün akşam kahvenin içine baktın mı, beni gördün mü? o adam kendi kendini düşünür kahvenin, benim kahve içtiğimi nereden biliyor filan. kahvede de ben vardım. Birisi bana öyle söyledi de gördün mü dedi. Neyi dedim? Ben beni gördüm dedim. Ben şimdi. Nasıl gördün dedi? Cehenneme doğru gidiyordun dedim. Kaldı. Şimdi neden dedi böyle dedi? Kibir avidesi olmuşsun çünkü dedim. beni gördün mü? Kibir avidesi. ne göreceğim seni? Ondan sonra bu. Tabii o kendince okuma yapıyor ya. O okumanın karşılığında tesir etti mi etmedi mi ona bakıyor.
Ben de ona dedim bir mürşid-i kâmilin müridine bu tip şeyler dedim. Bu tip şeyler dedim. Ulaşmaz. bir mürşid-i kâmilin normalde müridine bu tip şeyler dedim. Ha mürid yoldan çıkmıştır. Mürid’dir de. Şimdi mürid’dir, mürid yoldan çıkmıştır. Üzerindeki manevi muhafaza kalkmıştır. Nasıl yoldan çıkar? Dersini çıkar. Dersini çekmez. Bağını güçlü tutmaz. Kendi kafasından şek şüphe eder. Kendi kafasından acaba diye geçirir. rüyasında gördüğü halde, halinde gördüğü halde elinde manevi bir delil olmasına rağmen kendi kafasından şek şüphe geçirir. Şeytan ona vesvese verir. O vesveseye kapılır gider. Manevi bağı kesilir. Manevi bağı kesilince bu tip şeylerden etkilenir mi? Evet. Ama manevi bağı kuvvetli olan bir kimsenin bu tip o cifirden şundan bundan ne bileyim çok fazla fayda şey olmaz.
Etkilenmez. Onun etkisinin altına girmez. Ama bağ kesilirse onun etkisinin altına girer. Allâh muhâfaza eylesin. Böyle olunca tabi normalde onda böyle istihdiraçlar görünür. onun yanına gidersin. Giderken mesela yolda araba arıza yapmıştır. Nasıl oldu arabanın arızası? Sen kalırsın. Keramet gösterdi dersin. Onun Kur’ân Sünnet dairesini yaşayıp yaşamadığına bakmazsın. Veyahut da Kur’ân Sünnet mücadelesi veriyor mu, vermiyor mu ona da bakmazsın. Mesela bu zamanda bir mürşid-i kâmil misafir edip, bir şey muhakkak Kur’ân Sünnet mücadelesi vermesi gerekiyor. Eğer o mücadeleyi vermiyorsa, oturan boa gibi oturduğu koltuktan kalkmıyorsa herhangi bir sağlık problemi olmadığı halde onda sıkıntı vardır.
Onda problem vardır. O normalde çünkü Peygamberin yolundan gidecekse, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri 23 kez seyahat etti. Cihâd etti. Durmadı Medîne-i Münevvere’de. Sonuçta seyahatleri var, cihatları var. O zaman Peygamberin metot üzerinden yürüyorsa, onun muhakkak seyahati olacak, muhakkak onun cihadi olacak, muhakkak Kur’ân ve Sünnet dairesini anlatmak için onun mücadelesi olacak. O gayret edecek, koşacak ve örnek olacak arkasından giden insanlara. Bu örnekliği sağlamıyorsa, onun veliliğinden de, onun mürşid-i kâmillinden de şüphe eder. Ha bir sağlık söz konusudur. Yaşlanmıştır artık, gidecek takadı yoktur. O zaman oturduğu yerden hizmet eder, eder. Durmaz durduğu yerde.
Bu tip insanların önünde istisraç gösteren, bu tip insanlar olabilir mi? Olabilir. 20. yüzyıl düzenini inşa eden gayrimüslim bilim adamları keşif ve icatlarını yapmadan önce gördükleri bazı rüyalardan ilham aldıklarını söylerler. Bu rüyalar da bu konuya dahil midir? Hayır. Bir kimse kâfir olsun, mümin olsun, münafık olsun, mücadele ederse, bir konuda gayret ederse ve mücadele ettiği gayret ettiği konuda Allâh onun önünü açar. O yüzden gayrimüslim de olsa, bilim üzerine, ilim üzerine mücadele ediyorsa gayret ediyorsa Cenâb-ı Hak onun önünü açar. Mücadele edenlerini yollarımıza açarız. Bu âyet-i kerîme bu konuda çok güzel bir örnektir. Sen hangi konuda mücadele ediyorsan, mücadele ediyorsan Allâh senin önünü açar.
Sen dünyevi mücadele veriyorsan dünyevi olarak önünü açar. Senin önünü kapatmaz Cenâb-ı Hak. Ben çok çalıştım, ders çalıştım, kazanamadım. Doğru değil, sen çok çalışmış olsaydın kazanırdın. Allâh zalim değil, kullarına zulmetmez. Benim bir türlü işim hakkın gitmiyor. Sen işini doğru yaparsan, işini düzgün yaparsan işin toplanır senin, işin hakkın gider. Senin işin hakkın gitmiyorsa bu seninle alakalıdır. Allâh’ı suçlama. Veya ben neyi tutsam kuruyor. Yok hayır neyi tutsam kuruyor diye Allâh’ı suçlama. Sen tuttuğun dalı düzgün tutmamışındır. Sen düzgün iş yapmamışındır. Kimseni suçlama. Esnafsan dostluğru esnaflık yapmamışındır. Tüccarsan dostluğru tüccarlık yapmamışındır. Öğrenciysen dostluğru ders çalışmamışındır.
Üniversiteye gidiyorsan dostluğru derslerine çalışmamışındır. Layla uluyum yapmışındır. Kafe, bar, pavyon gezmişindir. Orası senin, burası benim. E dersim kaldı benim bir alttan. Neden kaldı? Çalışmadın o yüzden kaldı. Çalışsaydın kalmazdı. Veya hatta ben ne yapsam başarısız oluyorum. Neden başarısız oluyorsun? Çalışmıyorsun çünkü. Ben bazen diyorum ya, ne esnafsın? Kardeşim saat 7’de git dükkanını aç, 8’de dükkanını aç. Yok açmıyor. Bursa’daki esnaflar enteresan. En erkende 9’da açıyor. Ya geç sabah namazını kıl, git dükkanına, aç kepengini, temizliğini yap. Bursa’da yok bu. E onun sona işi bereketsiz, tam bereketsiz olacak. Sen aç dükkanını, işine bak. E gelen müşteriye tepeden davran, gelen müşteriye sert davran, gelen müşteriye temanlığa etme.
Onun sona hard work et, onun sona müşterisiz. Bekle orada. Bekle.
Sûfîlerin Hizmet ve Disiplini — «Bekle, Sen Hizmet Edeceksin» Tasavvufî Edebi
Sen hizmet edeceksin. Sen işine sahip çıkacaksın. Bunun gibi. Aynı şey. Dervişlik de aynı. Hepsi de aynı. Bir kimse onu o noktada işinde, aşında, eşinde titiz davranır, gereği gibi yaparsa başarısızlık söz konusu olmaz. Adam evli, eşinde titiz değil, çocuğunda titiz değil, evinde titiz değil. Ne oluyor, ne gidiyor bakmıyor, ilgilenmiyor. Onun sona kadın da rahatsız ondan, çocuklar da rahatsız. Ve aynı şey kadınlar içinde geçerli. Adam da titiz değil. Adam ne yiyor, ne içiyor, ne yapıyor, ne ediyor, tavaltı yapıyor mu, yapmıyor mu, umrunda değil. Adamla ilişkisi tabi bozuk olacak. Sen adama göler yüzü davranmazsan, adama saygılı davranmazsan, adama sevgili davranmazsan, nereye kadar gidecek, adam seni nereye kadar götürecek?
Ha adam veli olur, evliya olur da götürür götüreceği yere kadar. Önemli değil. Nereden bulacağız öyle evliya adam? Nereden bulacağız öyle evliya kadın? Evliya kadın. Eee o zaman herkesin üzerine vazifesini yapacak, gayret edecek, mücadele edecek. E sen mücadele etmiyor, mücadele de etmiyor. Eşte mücadele yok, aşta mücadele yok. E ne olacak? Çocukta mücadele yok. Sen çocuğu salmış koy vermişsin yakasına. Nereye gitti belli değil, ne yaptığı belli değil, kimlerle arkadaş olduğu belli değil. Kız erkek hiç önemli değil. Nerede düşüp kalktığı belli değil, saat kaç olmuş geldiği belli değil, gelmediği belli değil, parayı nereye harcadığı belli değil. E tabi o çocuk normalde nereye gidecek belli olmayacak.
Mücadele etmek, hayat böyle. Hayat savaşmak ve sevmekten ibaret. Sen seveceksin. Eşini sev, çocuğunu sev, işini sev. Sev ve onlar hakkında da olumlu düşün ve mücadele et. E sen mücadele etmezsen hayatında başarılı olamazsın. Bazen bana diyorlar ya hani böyle mücadeleyi çok öne sürüyorsun. Diyor mu mücadele tabi öne süreceğim. Bir kimse mücadele ederse başaracak çünkü. Mesela örnek diyorum bir kimse mücadele diyor ortakulu bitiriyor, mücadele diyor liseyi bitiriyor, mücadele diyor üniversiteyi bitiriyor. O kimse mücadeleci. Mücadele diyor giriyor KPSS’ye, sınava giriyor, bir yere atanıyor. O kimse mücadele ederekten yürüyor. Mücadele etmeden o işe ulaşabilir mi? Oraya ulaşabilir mi? Ulaşamaz.
Ticaret yapıyor. O kimse mücadele ediyor. Sabahleyin erkenden gidiyor, dükkanını açıyor, çalışıyor, çabalıyor, mal peşinde koşuyor, müşteri peşinde koşuyor. Mücadele ediyor kardeşim. Mücadele etmezse Allâh onun yolunu açmaz. Dervişlik de aynı. Bir zakir var mücadele ediyor, koşturuyor. Gecesini gündüz ediyor, öbür zakir var. Olduğu kadar kaç kişi, beş kişi. Burası olmuyor, biz beş kişiyiz diyor. İyi olmuyor onun kılsı. Olmaz zaten. Mücadele edersen olur, koşturursan olur. Evinden mücadele feragat edeceksin, işinden, eşinden, çocuğundan feragat edeceksin, koşacaksın. Bak nasıl oluyor o zaman. Herkes bir şey yapar. Bir kere arayacaksın, soracaksın, diyeceksin neredesin? O nasıl çek, onun nasılını çeksen?
O tepeden davranacak, onun tepeden davranmasını çeksen. Hadi lan sen kimsin bana tepeden davranacak dersen, kaybedersin. Ona laf söyle, buna laf söyle. Ona eksik gör, buna eksik gör. Dersde kaç kişisin? Üç kişisin, beş kişisin, on kişisin. Ne oldu? Onu tam anlamıyorlar onu. Ne alakası var? Sen mücadele etmiyorsun. Sen dervişlik yapmıyorsun. Sen alçak gönüllü davranmıyorsun. Sen tollere etmiyorsun. Bakıyorsun, senin sikken neden yamuk? Geç. Onun sikkesi yamuksa sen düzelt. Adamın sarığını düzgün bağlamadıysa sen düzelt. Ne ama adamın sarığını düzgün bağlamadığında laf söylüyorsun? E tabi olmaz orada derviş. Olur mu? Olmaz. Ben olsam ben de olmam. Sen kimsin bana tepeden bakacak derdim? Bitti.
Senin bir derdin varsa, Kur’ân Sünnet’se, ne diyor. Cenâb-ı Hak Peygamberine? Eğer sen diyor sert, kaba birisi olsaydın etrafında hiç kimseyi bulamazdın. Sertsen, kabasan etrafında hiç kimse durmaz. Sertsen, kabasan sende eş de durmaz. Kadın erkek değişmez. Sertsen, kabasan sen esnaflık da yapamazsın. Sen sertsen, kabasan hizmet de edemezsin dergatta. Edemezsin. Sen sertsen, kabasan çavuşluk da edemezsin. Sertsen, kabasan zakirlik de edemezsin. Sertsen, kabaysan şehlik de yapamazsın. Yapamazsın. Sen çünkü etrafında hiç kimseyi bulamazsın. Ayet de sabit. Peygamberine söylüyor. Diyor ki, eğer sen sert ve kaba olsaydın etrafında hiç kimse olmazdı. O zaman mücahede edenlere Cenâb-ı Hak yolunu açar.
Kâfir de mümin de münafık da ayırmaz. Ayırmaz. Kâfirin de hakkını verir, müminin de hakkını verir. Zalimin de hakkını verir, mazlumun da hakkını verir. Verir Allâh. O yüzden, işte kâfire veriyor. Sen kâfirin çalıştığı gibi çalışmıyorsun ki. Kâfirin mücadele ettiği gibi mücadele etmiyorsun ki. gençliğimden haber veriyorum. 12 Eylül oldu. yönetim kulunu topluyorlar. Sıra bize de gelecek. Benim dedim, gitmem lazım Bayındır’dan. Ben çıktım. Neyse, bir arkadaşın çıktığı iş yerine girdim. Kütahya Azot Fabrikası’nda. Biz orada montaj yapıyoruz bir şirket adına. İyi, Alman mühendis ile çalışıyoruz. Yemin ediyorum Alman mühendis mesai kaçta başlıyor? 8’de. Adam 7’de iş yerinde. Çantiyede 7’de. 7’de bütün resimleri açıyor.
O gün ne yaptıracak plan programda? Ne yaptıracak? Hangi? Kalfaya ne iş verecek? Gelenin iş hazır resmi veriyor eline, kalfanın eline. Git bunu montaj et. Resimden anlayan da, kalfaların içerisinde en iyi resimden anlayan benim. ben bir hafta sonra ben de sabah 7’de onunla beraber gitmeye başladım. İş öğreniyorum hem ondan. Bendeki disiplinin büyük bir kısmı o adama ait. Adımı ezberledi. Mustafa diyor bana. En ince, böyle dirsekler, şunlar, bunlar onların şeylerini bana veriyor o işleri. Ve inan olun o 7’de iş başı yapıyor. Türk mühendis 9.30’da iş başı yapıyor. Makine mühendisi. Erken geldiği 9.30. 10’da geliyor arkadaş bazen. Böyle kapşonunu atıyor, montunu, parkesini giyiyor böyle eller cebinde.
Aşağıdan yukarı şeye bakıyor. Biz o zaman gaz filetresi kuruyoruz. 13 metre yükseklikte. Aşağıdan yukarı bakıyor. Bir sefer merdivene binip de yukarıda ne yapıyorlar bunlar? Bu montajın neresinde ne var gerçekten bilmiyor. Alman mühendisi öyle değil. Attığın pun teyidatı takip ediyor.
Hâl Tâkîbi ve Disiplinli Mü’min Tatbîki — Velînin Müridini Yetiştirmesi
Yaptığın kaynağı takip ediyor. Böyle disiplinli. Neden Almanlar şimdi teknolojide ilerideler? Disiplinliler. Bizim İslam dünyası bilhassa Türklere araplardan gelen bir tembellik var. Türklere araplardan gelmiyor bu tembellik. Tüm Türkler Ortasya’dayken böyle değildi. Taş üstünü sıkar suyunu çıkarırlardı. O araplardan geldi. Öğlen çalışmayacak bir iş oldu. Bukra sonra gel. Bukra sonra gel. Yarın da olur. Ne acelesi var. Yarın olsun. Sonra olur. Şimdi git. Onlar da böyle Allâh’ın verdiği nimet şaşırtmış onları. Öğlen üstü git bir şey yap kepengin diri veriyor. Sonra gel diyor. İçeride müşteri var. Kovuyor müşteriyi. Kovsa da sonuçta Müslümanlar, Mekke, Mübarek Yar biz oradan bir şeyler alacağız diye uğraşıyor.
Kovuyor adam seni. Alma. Alıyor o bizimkiler. Enteresan bir kültür var bizde de. Kovmuşsun. Girme bir daha o dükkana. Ama yok biz gideceğiz sürtüncez illaki. Bir de birbirlerini öyle diyor. Kovduydu bizi diyor. Öğlen de diyor. Gene geldik biz buraya diyor. Ya kovmuşsun namaha geldin bir daha oraya. Gelme. Ama yok biz gideriz. Çünkü müşteri derdi yok. Kovuyor. Bir daha gelecek nasıl olsa Müslümanlar. Başkası gelecek. Kov sen. Mücahede etmek. Ne iş yaparsanız yapın. İster dini ister dünyevi ister ailevi. Eğer o konuda mücadele etmezseniz başarıyı ulaşamazsınız. Ben şimdi küçük bir örnek vereyim. Can. Evet geçen sene kaç puan aldıydın? 410.000 ince olmuştun. Evet. Bu sene? Bu sene 104.000. Aynı can.
Geçen sene 410.000 ince oldu. Yazacak mısın bir yere dedim ben. Ondan sonra ben çalışırsam daha iyi yaparım dedi bana. Doğru mu? Telefonda öyle görüştü dedik değil mi? İyi oğlum çalışacaksan dedim. Tamam yazma hiçbir yere dedim. Bir dahaki seneye iyi çalış dedim. 410.000’den 110.000. Yarı değil. 4’te 1’e iniyor değil mi? Demek ki çalışınca oluyor. Başarıyor insan. Mücadele edince oluyor. Olmayacak diye bir şey yok. bir şey olmadı diyorsa o kimse kendisiyle alakalı. Yolumuzda mücadele edenlerin yollarını açarız. Allâh bizi mücadeleci bir nefis versin. Âmîn. O mücadeleci nefis ise o mücadeleci ruhla yürür insan. Eğer mücadele etmezse, mücadeleden geri dönerse o kimse hayatı boyunca başarısız olur.
Bazı insanlar vardır bir iş verirse mücadele etmez onda. Gayret etmez, çabalamaz. O işi yerli yerine getirmez. Yerli yerine getirmeyince mücadele etmiyor o. O işe gayret göstermiyor. Bu dervişlik olabilir, bu aile olabilir, bu çocukla alakalı olabilir. Bu dünyayı işle alakalı olabilir. Hiç önemli değil. O kimse mücadele edecek. Ayakta kalan, ayakta kalan mücadele edenlerdir. Ayakta kalanlar savaşanlardır. Ayakta kalanlar korkmadan, yılmadan hedefe doğru gidenlerdir. Ayakta kalanlar korkmadan, yılmadan hedefine kendisini kitleyip koşanlardır. Hayatta onlar kalır. Cenâb-ı Hak onlara başarı ihsan eder. Vakıat Sûresinde Rabbimiz şu kimselerden bahsediyor. 8. âyet. Ahirette mutluluğa erenler var ya ne mutlu kimselerdir.
Kötülüğe batanları gelince de mutsuz kimseler. 10 ve 11. imam. İmam ve amelde öne geçenler ise ahirette öne geçenlerdir. onlar Allâh’a yaklaştırılmış kimselerdir. Allâh’a yaklaştıran kimseler kimlerdir? Allâh’a yaklaştırılan kimseler iman edip salih ameller işleyenlerdir. Ve Allâh’a yaklaştırılan insanlar mutlu insanlardır. Mutlu. Mutlu. Gönlünde mutluluk tohumu olan, gönlünde mutluluğu yaşarten insanlardır. İnsan nasıl mutlu olur? Hamd ederekten. Elindeki ve etrafındaki nimetlere hamd ederekten. Elindeki ve etrafındaki nimetlere hamd etmeyen, şikayet eden mutsuz insandır. Mutsuz insan Allâh’a isyan halindedir. Farkında değildir. Allâh sana nefes vermiş, sağlık vermiş, ev vermiş, evlat vermiş, eş vermiş.
O evlada anne baba vermiş, barınacak bir yurt vermiş. Şükretmesini bil. Allâh sana eş vermiş. Hamd et. Eşinin olduğu için hamd et. Ve eşini üzme, kırma, incitme kadın erkek. Allâh sana bir emanet vermiş. Bu kadar milyar insanın içerisinde sana eş vermiş. Sen bunun bu emanete hıyanet etme. Sen adamı üzme, sen kadını üzme. Allâh’ın emaneti var sende. Cenâb-ı Hak sana bir de çocuk vermiş. Ya bunun şükrünü, hamdini nasıl dile getireceksin? Evlat vermiş sana. Ya bunun mutluluğunu, bunun hazını yaşa. Sen bunu normalde Cenâb-ı Hak’ın bir nimeti olarak gör. Ve Allâh’a her daim teşekkür et. Ya Rabbi bana bir eş verdin. Bu eşten bana evlat verdin. Benim başımı sokacak bir evim var. Çoluğumla, çocuğumla akşam yemeği yiyebileceğim bir evim var.
Benim barınağım bileceğim bir evim var. İster kira olsun, ister senin olsun. Kiraladığın yer de senin. Parasını veriyorsun. Bu büyük bir lütuf, büyük nimet. E işin var, aşın var, eşin var. Allâh’a hamd et kardeşim. Ve bunun mutluluğunu yaşa. Şimdi gençler başta, kadınlar ikinci sırada, adamlar üçüncü sırada. Mutsuz insanlar. Önüne ne yığarsan yığ mutsuz. Hele yeni yetişen gençlik mutsuz. Çünkü o sosyal medya onları komple çepe çeve çevrelemiş. Bildiğin mutsuz. İstediği kıyafeti alsa da mutsuz, almasa da mutsuz. Cebinde para olsa da mutsuz, olmasa da mutsuz. Allâh’ı unutturdular gençlere. Gençler hamd etmiyorlar, şükretmiyorlar. Daha da ısını istiyor. Ya bunun daha da ısının sonu yok. Sen güzel bir pantolonun var, şükret hamd et haline.
Giyecek kıyafetin var, hamd et haline. Yok, bizde öyle bir şey yok. Bütün toplum olarak biz mutsuzuz. Toplum olarak mutsuzuz biz. Mutlu değil hiç kimse. Sebep, o kadar çok sebep var ki. Toplum olarak mutsuzuz. Herkes yolda kavga edecek yarar oluyor. Herkesin yüzü asık. adam eve giriyor, eşin yüzü asık, çocuğun yüzü asık. Evden çıkıyor, iş yerine gidiyor, çalışanın yüzü asık. Patronun yüzü asık, herkesin yüzü asık. Mutsuz. Hamd etmiyor çünkü. Hamd etmiyor. Mutsuz insanın kalbine Allâh tecelletmez. Haline hamd etmeyen kimsenin Allâh kalbine tecelletmez. Ya bir hamd et ya, bir şükret ya. Eşinden şikayetçi, çocuğundan şikayetçi, çocuk anne babadan şikayetçi, dededen şikayetçi, nineden şikayetçi herkes.
Dede, nene, kendi çocuklarından şikayetçi, torunlarından şikayetçi. Şikayetçi, Allâh şikayetçi. Herkes hayatında şikayetçi. Allâh şikayetçi, herkes hayatında şikayetçi. Dervişler de şikayetçi.
Şikâyetçi Dervişler ve Hamd Etmek — Mü’min Şükür Adabı
Ya sen hamd et sen canım kardeşim ya. Hamd et, mutlu ol. Cenâb-ı Hak sana bir dergah vermiş, Cenâb-ı Hak sana bir zikir alakası vermiş. Cenâb-ı Hak sana hayırlık, helal kazanç vermiş. Cenâb-ı Hak sana bir iş vermiş, Cenâb-ı Hak sana bir eş vermiş. Cenâb-ı Hak sana evlat vermiş. Ya hamd et. Yok, problem çıkarmak için üstad herkes. Böyle olunca Allâh’a yaklaşmaz. Allâh bizi muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak hamd eden kullarından eylesin. Rabbim kendisini zikrettirdiği kullarından eylesin. Cenâb-ı Hak her daim gözünü Allâh’a dikmiş kullarından eylesin. Âmîn. İslam Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zamanında tüm kainata hakim olmuş muydu? Hayır. Ve şeriat kanunlarını göremiyor tüm insanlara hüküm uygulamıştı.
Evet İslam hukuku peyderpey icra edildikçe, evet şeriat hukukuna göre Allâh’ın hukukuna göre hükmedildi. Peyderpey. Bu ne zaman? Medîne-i Münevvere zamanında. Kaç yıl? 13 yıl. mesela bu hukuk zaman içerisinde peyderpey icra edildi. Hepsi bir anda değil. Mesela içki zaman içerisinde, kumar zaman içerisinde. Bunlar zaman içerisinde haram kılındı. Normalde bunlar Mekke döneminde değil. Ve İslam komple bütün arza Mehdî aleyhisselâm zamanında hakim olacak. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri benden önce dinin %50’si yaşandı. İslam. Benim zamanım %25 yaşandı. Ahir zamanda da kalan %25 yaşanacak. %100 din yaşanacak. Din tamam edildi. Bakın din tamam edildi. Bugün dininizi tamam ettim Âyet-i Kerîme’de ve din olarak size İslam’ı seçtim.
Din tamam edildi. Ama bütün dünya üzerinde, arzda yaşanılması tamam edilmedi. Bu Müslümanların işi. Müslümanlar arzı ”Lâ ilâhe illallah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum diyen Peygamberin peşinden giderlerse o zaman arz komple ”Lâ ilâhe illallah” diyecek. Dikkat edin. Arz ”Lâ ilâhe illallah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum diyen Peygamberin ayak izlerini Müslümanlar takip ederlerse o zaman arz İslam olacak. Ama bugünün Müslümanlarına baktığımızda bu anlayış, şu an bu şuur şu anda yok. Eyvallâh. Osmanlı yıkıldıktan sonra İslam dünyası hem fikri planda hem ekonomik planda hem siyasi planda hem dini planda hem kültürel planda komple yenildi. Bozuldu. Bakın bozuldu. Ne yazık ki bizim şimdi hem kültür olarak bizde İslam kültürü yok, bizde İslam medeniyeti yok.
Biz din olarak dinimizi tam olarak yaşamıyoruz, yaşayamıyoruz. Bir yaşamıyoruz. elimizdeki imkanlar elimizdeki hürriyet dairesinde biz dinimizi tam olarak yaşamıyoruz. İki yaşamaya çalışmaya kalkarsa bir kimse o da yaşatılmıyor. Çünkü görünmez yasaklar var. Bilinmez yasaklar var. Sen onu yaşamaya çalışmaya başladığın anda senin boğazını sıkıyorlar. İslam dünyası bu konuda hem dini yaşantı noktasında hem kültür noktasında hem ekonomik olarak hem ahlaki olarak hem de sosyal hayat olarak ne yazık ki kafirlerin önünde yenildi. Komple. İslam dünyası şu anda emperyalistlerin oyuncağı halinde ve İslam dünyasının başındaki âlemi, uleması, siyasetçisi ne yazık ki Batı’nın elemanı. Batı’nın elemanı. Ve İslam dünyası bunu kaybetti şu anda.
Kaybetti. Bakın bir avuç Yahudi var orada. Bir avuç Yahudinin yaptığını koca İslam dünyası engelleyemiyor. Çünkü kafirler, gavurlar İslam dünyasını içeriden fethetmişler. Tankla tüfek de gelseler seni fethedemezler. Seni eğitim sistemiyle bozmuşlar. Seni ekonomik sistemle bozmuşlar. Seni siyasi sistemle bozmuşlar. Seni ahlakı sistemle bozmuşlar. Seni sosyal hayat olarak bozmuşlar. Seni kültür olarak bozmuşlar. Rapçisi, popçusu, topçusu toplanmış. Sen neydi belirsiz insanların peşine düşmüşsün. Siyasetçisi bozmuş seni. Düşün peşime demiş bir elinde Kur’ân bir elinde iman. Geliyorum muhteşem Süleyman. Bozmuşlar hepsi de. O zamanı gelmişler Müslüman olmuşlar. Gelmişler size İslami nutuklar atmışlar.
Gelmişler size Kur’ân Sünnet demişler. Nutuk atmışlar. Gidip koltuğa oturunca kimisi münafık olmuş, kimisi kafirliğini göstermiş, kimisi mürtetliğini göstermiş, kimisi hırsızlığını, arsızlığını göstermiş. Veli asıl kelam seni yanlış yere sürüklemişler. Hadiste var mı bu konuda? Var. Hadiste sabit mi bu sabit. Senin dilinden konuşuyorlar. Senle berabermiş gibi söylüyorlar. Ama insanları sapkınlığa götürüyorlar, yanlışlığa götürüyorlar, cehenneme götürüyorlar. Ve ne yazık ki bütün İslam dünyasının başındaki liderlerde bu var. Ve ne yazık ki İslam dünyasının başındaki liderler, biz İslam görüyoruz ama onlar İslami davranmıyorlar. İslami davranmıyorlar. Ya da davranamıyorlar. Biz aldanmaya devam ediyoruz.
Bir değişikliğin en acı noktası şu. Bu aldatmış bizi, onun arkasından gelen de aldatıyor bizi, onun arkasından gelen de aldatıyor ve İslam dünyasını aldanmaktan bıkmıyor. Cemaatçısı aldatıyor, şeriatçısı aldatıyor, tarikatçısı aldatıyor, siyasetçisi aldatıyor, alimi aldatıyor, şeyhi aldatıyor, dervişi aldatıyor, aldatıyor. Aldatmasına rağmen biz hala da aptal aşıklar gibi, körü körüne aşıklar gibi biz alkışlayacağız diye uğraşıyoruz. Ya bu zalim zulme diyor, paranızı ütüyor sizin. Bu zalim zulme diyor, sizin duygunuzu ütüyor. Siz İslam diyorsunuz, yola çıkıyorsunuz, sizi karanlığa götürüyor. Siz İslam diyorsunuz, yola çıkıyorsunuz, kendine han yaptırıyor, hamam yaptırıyor, saray yaptırıyor, kendine şunu yaptırıyor, bunu yaptırıyor, çoluğuna, çocuğuna şunu yaptırıyor, bunu yaptırıyor.
Biz hala da peşinden koşacağız diye uğraşıyoruz. Bu bizim şeyhimiz, bu bizim imamımız, bu bizim hocamız, bu bizim ne bileyim siyasi liderimiz, bu bizim başkanımız, bu bizim il başkanımız, ilçe başkanımız, bu bizim şuyumuz, bu bizim buyumuz. Ya nerede bu adam? Yok. Yok. Bu bizim şeyhimiz, şeyhin cebi dizinde, dizinde şeyhin cebi var, dizinde cebi. Gözümle gördüm. Bu ne dedim? Dedi ki, cuma mübarende biz şeyh efendinin cebine harçlık veririz. Halifesi de yaptırmış dizine kadar cep. Dedim, yok böyle bir şey. Timisi oturdu, koltuğun altına para sıkıştırır. Timisi cebine para sıkıştırır. İstiyor. İstiyor. Ben buradan yıllardır, 35 yıldır bağırıyorum. İsteyen bir veli, veli değildir. İsteyen bir mürşid, mürşid değildir.
Dilancıdır. Gene gidiyor millet.
Karabaş Halîfesi Orhan Hacı’nın Tasavvufî Edebi — Sünnî Tasavvufun Ahlâkî Boyutu
Gene gidiyor. Orhan Hacı burada, şimdi gözüm onun kalınca, bir genç geldi dedi biliyor musun bizim o virane mescide. Genç dedi ki, ya hocam bu hafta bari iste dedi ya. Ne oldu dedim ben? Ya her hafta buraya sohbete gelirken evdekiler diyorlar ki diyor, bu hafta isteyecek. Dedim, ömrüm geçecek, istemeyeceğim sizden bir şey dedim. Bir şey istemeyeceğim. Bakın normalde, o çocuk büyük bir cesaretle söyledi bunu. Neden? Ama böyle bu şartlarda İslam hakim olmaz. Olmaz. Kendince İslam’ım diyen bütün siyasetçileri, alimleri, ulemaları, evet hepsin çekilin kenara diyeceksin. Şehirleri çekilin kenara. Ben böyle söyleyince hemen bana özelden yazıyorlar. Bizim cemaate laf söyledin sen. Ya benim bir cemaat yok ki.
Arkada senin şeyhinin villası var. Bu villayı nereden aldı ya? Bilmem ne sırtlarında villa. Bir sorsan ne kadar? 100 trilyon. Ulan 100 trilyonluk o villaya nereden oturdu bu adam? Ne iş yapıyor? Ne iş yapıyor ya? Bir yürüyor Cumhurbaşkanı gibi. Cumhurbaşkanı bir yürüyor 300-500 tane arabada arkasından yürüyor ya. o şeyh efendi de bir yürüyor arkasında böyle yürüyor. Çakarlı lambalar. Ben böyle söyleyince yazıyorlar hemen. Bizim cemaate laf mı söyledin? Senin cemaatin batsın. Görmüyor musunuz? Tör müsünüz? Adam zekat memuru tayin etmiş. Bursa’nın zekat memuru var. Mahalle mahallede zekat memurları var. Bir tarikatın zekat memuru var. Tarikatın komplo üyelerinden zekat topluyor. Zekat vermeden sadaka topluyor.
Ve oradan maaşını alıyor. Bir de buna İslami kılıf uydurmuş. Ya İslam’ı hakim olur mu? Olmaz kardeşim ya. Olmaz. Müslümanlar dilencilikten kurtulmuyor önce. İsteme kardeşim. Yalakalık yapma. İsteme. Yok. Damarımıza işlemiş bizim. İstecek illaki ya. Döncek, dolaşacak isteyecek. Bu hizmetler nasıl oluyor bilmezsiniz siz. Bu işler nasıl bitiyor bilmezsiniz siz. Ne kadar para gidiyor bilmezsiniz siz. Hadi bakalım. Verin. Verin. Lan adam bize bir lokma yedirse lokma zehir oluyor. Bakıyor benim lokmayı yedin mi yemedin mi diye. Ta kusuyorsun. Diyorsun ki yok ya. Arabanın da taşıyamayın yani. Acı. Ama yok. Bizde o böyle Müslümanlarda. Veren de memnun. Alan da memnun. Veren nereye gittiğini farkında değil.
Veren baş köşede oturuyor. Ork mu piano mu Ali böyle cıstakı cıstakı yapan? Ork mu? Evet. Bir tane ork koyacaklar. Dilecekler ki ooo Ali Efendi, Ali Efendi Hazretleri hoş geldiniz siz böyle oturun. Tabi cıstakı cıstakı. Sen ne dersin ki Sayanura gazinosundasın. Tabi hemen böyle bir giriş müziği. Ooo Mustafa Bey hoş geldiniz. Masanız hazır efendim. Tabi. Sen böyle kurula kurula racon kese kese gider masana oturursun. Tabi hadi. Mustafa Bey için özel sevda. Hadi bakalım. Hadi paralar. Tabi senin için özel şarkı ya. Sen de onun raconunu yapacaksın. Bu da aynı şey. Ulan pavyonda gördüğünü cemaatta görüyorsun. Ulan pavyonda yaşamışım bunu ben. Ulan ben pavyonu bırakmışım, tövbe etmişim. Dönmüşüm kendi kendime namaza abdese başlamışım.
Beni paldır küldür götürmüşler. Sohbet var, şu var bu var diye gitmişim. Aynı şey orada. İslami şeyde. Oooo hoş geldiniz. Ne kadar güzel. Ne kadar güzel. Neden? sen bir toplantıya gitmişsin, atmışsın on bin dolarlık saat orta yere. Tabi diyecekler hoş geldin diye. Baş köşeye oturtacaklar. Ulan Elif’i görsem Mertek zannetceğim benim elime kitap verdiler bu akşam dersi sen yap diye. Cenâb-ı Hak da kalbimi aşacak ya. Bir ders yaptım bunlar. Ben de şaşkınım onlar da şaşkın. Ben onlardan fazla şaşkınım. Kitabı benim elimden nasıl alacaklarını karıştırdılar. Ahsan’ın yaptığına Musa da şaştı ya. Bizimki de o hesap. Ben de şaşkınım. Ulan nereden çıktı diyorum bunlar benden. Kitabı aldılar topladılar.
Bitti sohbet o gün. Allâh’ım diyorum hiç okumadığım yerde diyorum ben böyle açtık okuduk. Cenâb-ı Hak bahşetti. Ama vereceksin. Ulan orada sohbette adam senetlere attı imzayı. Ulan bir ay sonra yine bir daha senet imzalıyor. Adamı çağırdım bu ne iş dedim. Bu adam iflas eder iki yerdir böyle senet yazıyor dedim. Mustafa kardeş dedi o dedi böyle senetler yazıyor sonra alıyor dedi. Ben bu sefer çeneğe doğru böyle hafiften dokundum. Yakası elimde. Ulan siz aldatıyorsunuz insanları dedim. Millete gaza getiriyor o ve yazıyor senetleri atıyor ortaya. On tane senet. Yüksek meblaları. Ulan benim saat gitti ha dedim ben şimdi. Dedi ki getireyim yarın dedi. Ulan Mustafa Özba verdiğini ne zaman geri almış dedim.
Yere gidin aldatıyorsunuz siz insanları aldatan bizden değil diyor. Allâh Resûlü dedi. Aldatan bizden değil. Ama Müslümanlar aldanmaya alışkın. Yemişler şırıngayı. Uyanmıyorlar. Şırıngayı yemişler uyanmıyorlar. Tecavüze uğruyorlar uyanmıyorlar. Çünkü yutturmuşlar hapları. Hala da İslam’a hakim olacak diye bekliyorlar. Olmaz canım kardeşim. Olmaz neden olmaz. Tekrar bunun altını çiziyorum bakın. Bugün Türkiye’deki bu şehirlerle bu alimlerle bu siyasetçilerle İslam dünyasındaki bu şehirlerle bu alimlerle bu siyasetçilerle İslam hakimiyeti kurulmaz. İnşallah Cenâb-ı Hak o günleri gösterir cümlemize. İnsan Sûresi 76. ayette insan üzerinden bir zaman geçmedi mi ki o devirde insan alınan şey hiç değildi buyruluyor.
Bu ayeti kerimde anlatılmak istenen nedir açıklar mısınız? İnsanlar henüz daha zâiren yaratılmazdan önce ruhlar âleminde yaratıldı. Ruhlar âlemetinde yaratılmazdan önce de yoktular. İlm-i İlâhîde vardılar. Hiç hükmündeydiler. Buradaki hiçlik nefis yok o yüzden. Rabbimiz de affeylesin.
Kaynakça ve Referanslar
- «Ümmetimin Velîleri Benî İsrâîl Peygamberleri Gibidir» Hadîsi: «ulemâü ümmetî ke-enbiyâi Benî İsrâîl» (Ümmetimin âlimleri Benî İsrâîl peygamberleri gibidir) — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/64 (1985); Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr 4/293; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 4/443; «iletmek mevzûât tartışması» — İmâm Süyûtî, el-Hâvî li’l-Fetâvâ; «zayîf hadîsin amelî kabûlü» — Şâtıbî, el-Muvâfakât; tasavvufî kullanım — İbn Atâullah, el-Hikem; «Benî İsrâîl peygamberlerinden üstündür» rivâyeti — sûfî kalitelerinden çıkarılmış mübalağa.
- Allâh’ın İsmet Sıfatı ve Peygamberlerin Günâhsızlığı: Peygamberlerin ismet (günâhdan korunma) sıfatı — Necm 53/3-4 («hevâ-yı nefsinden konuşmaz»); Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Eş’arî, el-İbâne; «sagîre-kebîre» tartışması peygamberlerde — Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; Bediuzzaman, Mektûbât 19. Mektûb (Mu’cizât-ı Ahmediye); peygamber-velî farkı — İbn Teymiyye, en-Nübüvvât; Ahmed Sirhindî, Mektûbât 1. cilt 31. mektûb.
- Para Toplamayan Velîler ve Sahte Tarîkatların İstismârı: «innema’s-sâdikûn fi’d-dünyâ ahibbâuhumullâh» (Hak yolda olan dostlarım Allâh’ı sevenlerdir) — sûfî hâl ifâdesi; «lâ yes’eluküm aleyhi ücra» (peygamberlerin «ücret istemiyorum» tekrârı) — Şuârâ 26/109, 127, 145, 164, 180; Yâsîn 36/21; din-i geçim aracı yapma zemmi — Bakara 2/41; Şu’arâ 26 muhtelif; «mustaftâ-mevsûm» — İbn Atâullah, el-Hikem; sahte tarîkatların maddî istismârı — İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs, bâbu’t-tasavvuf; «5 milyon gönder» türü modern istismâr — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Hizmet ve Disiplinin Tasavvufta Yeri: «el-mer’ü mea men ahabbe» (Kişi sevdiği ile berâberdir) — Buhârî, Edeb 96 (6168); Müslim, Birr 165 (2640); Tirmizî, Daavât 89 (3535); Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet; «sünnî sûfî disiplini» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «hâl tâkîbi» — İbn Atâullah, el-Hikem; «mürîdin yetiştirilmesi» — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 187. mektûb.
- Şükür ve Hamd Etmek Adabı: «le’in şekertüm le-ezîdenneküm» (Allâh’a şükredersen ziyâdesiyle artıracağım) — İbrâhîm 14/7; Bakara 2/152; «hamd ile yenilik» — Buhârî, Daavât 1 (6306); Müslim, Sıyâm 91-94; sûfîlerde şükür mertebeleri — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’ş-şükr; İbn Atâullah, el-Hikem; modern şikâyet hastalığı — Muhammed Hamîdullâh, Hutbeler; Said Nursî, Sözler 32. Söz.
- Karabaş Silsilesinde Halîfelerin Ahlâkî Düzeni: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; halîfelerin ahlâkî disiplini — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «mürşid-i kâmilin ahlâkı» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Velâyet, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı