Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #34 — Helâlleşme, Kalp Temizliği ve Sünnet’e Tam İttibâ — Tasavvufî Hayatın Bedeli

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #34 — Helâlleşme, Kalp Temizliği ve Sünnet’e Tam…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Kişisel Helâlleşme: Sağlık Rahatsızlıkları ve Aksaklıkların Kabûlü — Sünnî Sohbet Sünneti

Âmîn. Kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ama önce bir iki kelam inşâallâh. Önce kendimle alakalı. Son dönemlerde biraz rahatsızlıklarım zigzag çiziyor. Öyle rahatsızlıklarım zikzak çizdiği için gerektiği zaman gerektiği yerlere cevap yazamıyorum. Ve bazı aksaklıklar yaşıyorum. O yüzden arkadaşlarla tekrar tekrar özür diliyorum. Böyle bir kasıtlı bir şey yok. Ayrıca kendimce benim böyle kendi üzerimde farz gibi gördüğüm şeyler var. Perşembe sohbete gibi, Cumartesi sohbete gibi veya Salı sohbetleri gibi. Onları kendime odaklıyorum. Böyle olunca da bu diğer günlerdeki çalışmalar, etkinlikler veya farklı şeylere sağlığımdan dolayı katılamıyorum. Yapamıyorum. Bu artık bu dönem veya bu ara böyle geçiyor.

Allah Hakkında

O yüzden bütün kardeşlerden, bütün arkadaşlarla bu konuda özür diliyorum. Gücümü yettiğince, güç yetirebildiğimizden sorumluyuz. Ben de gücümü yettiğince çalışmalarıma devam edeceğim. Bu birincisi, ikincisi az önce otoparkta otururken küçük çocukların arabalara taş attığını gördüm. Bu küçük çocukların veya böyle yeni yetişen 8-9, 10 yaş grubu çocukların arabalara taş atmaları hoş değil. Oradaki görevli kardeş zor durumda kalır. Görevliler zor durumda kalır. Ben çocukların bu tip çalışmaları getirilmesinden yanayım. Ama anne ve babalar çocuklarını fazla serbest bırakıyorlar. Çocuklarını bu noktada bir başkasının aracına, bir başkasının özel eşyasına zarar vermemesi için anne ve babaların buna dikkat etmesi lazım.

Bunu birkaç hafta önce de şahit oldum. Orada yine çocuklar arabalara taş atıyordu. Birbirlerine taş atıyorlar, arabalara taş atıyorlar. Bu hoş bir şey değil. O yüzden anne ve babalar bu konuda biraz daha çocuklarını disiplin etsinler. Bir de biraz daha yaşı büyük olan çocuklar var. Ağızları küfürlü. Bunu da burada böyle beyan edeyim. Anne ve babalar çocukların bu halleriyle de ilgilenecekler inşâallâh. Çocukların birbirlerine karşı olan tavuru ve davranışlarını çocuklara verili bir ahlaki eğitimi vererekten inşâallâh bu problemi de halledecekler, çözecekler. Allâh’tan bir şey gelmezse inşâallâh. Şimdi konumuza dönüyoruz. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâallâh. İki, birinci beyt. Geçen inşâallâh birisinde yüzlerce faziletle beraber bir de ayıp bulunsa o ayıp nebadatın sapı mesabesindedir.

Beytini okumuştuk. Burayı kendimize okumaya gayret ettik. Buradan devam ediyoruz. İki, birinci beyt. Şu halde büyükler bu sözü boş yere söylemediler. Temiz kişilerin cisimleri de can gibi saftır. Onların sözleri de nişanı olmayan ve bir kayda gelmeyen can olmuştur. Nefisleri de, suretleri de. Temiz kişilerin cisimleri de can gibi saftır. Temiz kişilerin. Bakara âyet 222. Şüphesiz Allâh çok tövbe edenleri ve çok temiz denilenleri sever. Temiz kişi dediğimizde temizin bir zahir kısmı var, bir de batın kısmı var. Zahir kısmı, örneğin bir kimsenin dışını temiz tutması, vücudunu temiz tutması, elbiselerini temiz tutması. Çünkü yine başka bir âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak buyurur ya, elbiseni temiz tut diye.

Şimdi âyet-i keriminin hangi surede olduğu hatırıma gelmedi. Ama elbiseni temiz tut diye ibare vardır. Bu abdestle alakalı bu hislerde çok işlenir. Hatta necasetten taharet dediğimizde namaz kılacak olan bir kimsenin elbisesinin de temiz olması gerekir. Buradan normalde bir âyet-i kerîme daha var mescidlerle alakalı. O zaman namaz kılacağı yerde, secde edeceği yerde o kimsenin temiz olması gerekir. İslam bu manada hem insanın dış temizliğine hem de çevrenin dış temizliğine ehemmiyettir. bir Müslüman, bir mümin kimse dışı da temiz olacak elbise açısından. O kimsenin vücudu da temiz olacak. Vücudunun da temizliğine Adem’den itibaren gelen bir sünnet var. Bütün peygamberlerin, bütün insanlığın sünneti, kasık ve etek tıraşının olması hem bayanlar hem erkekler için bu vücudu temizlik.

Hatta bayanlar normalde böyle erkeklere benzer vücutlarında değişik kıl tüy çıkıyorsa onları da temizleyecekler. Çünkü fıtri değil. Kadınların vücudunun kıllı olması fıtri değildir. O normalde hormonal bir dengesizlik vardır. Onlar normalde kadınlar o temizliklerini de yerine getirmeleri gerekir. Erkeklerde de eğer normalde göğüslerinde, sırtlarında böyle fıtrat dışı çok böyle bir çok özür dilerim tabirimden kıllı ise onların da erkeklerin de onları normalde tıraş etmeleri ve hatta varsa tedavi görmeleri gerekir. Çünkü o da fıtrat değil. Şimdi bu işin tabi zahir tarafı ama normalde bir de temizlikle alakalı yiyecek kısmı var. Temizlik İslam bunların hepsinde ardı ardına sıralamış temizlikle alakalı.

Biz de böyle yavaş yavaş temizlikle alakalı bu işe girmiş olalım. Çünkü o kimse temiz olacak ki onun sözü de temiz olsun. E bu işin bir de neyisi var? Bir de işin batın tarafı var. Batın tarafından da girince o kimse manen de temiz olması gerekiyor. Şimdi insanlık genel olarak zahiren temiz. Bakıyorsunuz insanlar bakımlı erkekler de bakımlı olmaya başladılar. Kadınlar zaten bakımlı eyvallâh bunu destekliyorum. Bunu sakın böyle bu konuda defens yaptığım bir şey yok. Zaten sufi temiz olmalı, bakımlı olmalı. Dışıyla, ağzıyla, bedeniyle, ağzı kokmamalı. Ağzında çürük dişleri varsa tedavi ettirmeli. Ağzından böyle kötü bir koku gelmemeli. Bedeninden kötü bir koku gelmemeli. Sufinin bedeni de ağzı da kadınlık veya erkeklik uzuvları veyahut da abdest bozdukları uzuvları da ne olması lazım?

Temiz olması lazım. Bu temizliğe, dışsal temizlik. İnsanlar dikkat edecekler. Saçına, sakalına, tüğüne, kılına dikkat edecek. kokmayacak o kimse. Bedeni de kokmayacak. Ayıp değil bu. Bedeni kokuyorsa tedavi edecek. Kadın da erkek de. Mesela bir beden kokusu boşanma sebebidir Hanef’i de. Hanefîlerde. Ağız kokusu boşanma sebebidir Hanefîlerde. ağzı kokuyorsa kadının da erkeğinde. Tedavisi ne olacak? Veyahut da ne bileyim dişlerinde o çürüklükten dolayı abse yaptıysa, diş bakımını olmadıysa. Tadavi edecek bunu. Bununla ilgilenecek. meşhurdur ya, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. eşlerinden birisi değişik bir tatlı yapıyor. O değişik tatlıyı yapınca her gün Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. o işine tatlı yemeye gidiyor.

Hazret-i Âişe annem çok kıskanç. Hemen komplo düzenliyor. Kureyş’ten olan Zeynep annemizle beraber. Diyor ki senin yanına geldiğinde de ki Ya Resulallah ne yedin ki sen ağzın tuhaf kokuyor. Tabi tatlıyı yiyor onun yanına gidiyor. Ona annemiz diyor ki Ya Resulallah ne yedin ki diyor. Ağzın tuhaf kokuyor. Hemen çıkıyor dişlerini misfaklıyor. Ondan sonra ağzının kokusunu gidercekken. Ardından Ayşe annemize geliyor. Ayşe annemiz de diyor. Ya Resulallah ne yedin ki diyor. Ağzın bir tuhaf kokuyor. Hemen misfaklıyor. Diyor ki bundan sonra şu tatlıyı yemeyeceğim diyor. O esnada tabi bazen kadınlar başlarındaki erkeğin normal insan gibi görüyorlar peygamber olarak. Onu da normal insan gibi görünce biz çok özür dilerim aviyane tabirle yutturduk diyorlar.

Tabi Cebral aleyhisselâm gibi. Komployu ona söylüyor. Yok sana komplo kurdular. Aslında ağzın kokmuyor. Tabi bu bütün oyun bozuluyor. Şimdi Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ağız kokusuna bu kadar çok ehemmiyet veriyor. diş misfaklaması devamlı. Abdestten önce, abdestten sonra, namazdan önce namazın ortasında sünneti kıldı sünnetten önce misfaklıyor. Sünnetten sonra tekrar misfaklıyor. Farza duracak ezan kahmet okunuyor misfaklıyor. Kahmet okunuyor misfaklıyor. Namazı kılıyor namazdan sonra tekrar misfaklıyor. Ağız temizliğine dikkat eden böyle bir kimse yok. Ağız temizliği, vücut temizliği. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin vücudu hiç böyle kötü kokmazdı.


Hz. Peygamber’in Mübârek Kokusu ve Sahâbe Hâtırâtı — Tasavvufî Edep Ekseni

Hatta annelerimiz diyor ki onun kokusunu tanırdık. Mis gibi kokardı. Şimdi güzel kokulanmak güzel koku sünnetten sayıldı. Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Gözümün nuru da namaz. Ne o? Güzel koku. Kokulanırdı. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem bakımsız değildi. Kıyafetleri temizdi, vücudu temizdi, ağzı temizdi. Ondan hiç kimse kötü bir koku almadı. İslam bize temiz olmayı emreder. Bakımlı olmayı emreder. Mümin bakımlıdır. Müslüman temizdir. Bakın marka değil bu. Müslüman temizliğiyle markadır. Müslüman bakımlılığıyla markadır. Müslüman saçını uzattıysa saçına bakar, sakalını uzattıysa sakalına bakar. normalde temizliğine bakar. Dağınık dağınık bir sakal olmaz. Dağınık bir saçı olmaz.

Dağınık böyle bir vücud olmaz. Salla pati giyinmez Müslüman. Sufiler kılık kıyafetlerine de dikkat ederler. Sufiler kılık kıyafet noktasında da orta iyi tercih ederler. Düşük kılık kıyafet giymezler. kendilerini dilenci zannetmesinler. Kendisini ihtiyaç sahibi zannetmesin. Çok lüks, şatı atlı, şatafatlı gösterişli. Kıyafetleri de tercih etmezler. Marka budalası değildir bir sufi. Bakın bir sufi marka budalası değildir. Aynı tişört aynı kalitede, piyasada 200 lira 300 lira o gidip aynı kumaşı, avı üzerinde bir tane timsah var diye 1500 liraya almaz. Sufi aptal değildir. Marka salağı değildir sufi. Gosteriş budalası değildir. Bunlar da ne? Bunlar kalbi temizliğe giriyor. Kalbi temizliğe. Müslüman her şeyin en iyisine layık.

Eee git şatafat yap, şatı at yap, gösteriş yap. Bu değil. Bu değil. Bu emperyalizmin bize bir oyunu. Bu batılıların bizi kandırması, ütmesi. Bu batı emperyalizmi. Aynı kumaşı markalaşarak size 10 katının fazlasını satar. Aynı ayakkabı markalaşarak kendince marka alırsın sen. 30 bin lira ayakkabı giyersin. Aptallar gibi. Sen gider 500 bin lira takım elbise alırsın. Gerizekalılar gibi. Bunlar çünkü öz güvenleri yoktur. Belli bir kültürleri yoktur. Belli bir eğitimleri yoktur. Bir topluma girerken o markayla girer. Kimlikleriyle, kişilikleriyle, kendi kültürleriyle, kendi insanlıklarıyla girmezler bir topluma. Markayla gireceğiz diye uğraşırlar. Giderler 30 bin dolarlık saat alırlar. Giderler 50 bin dolarlık saat alırlar.

Veyahut da 50 bin dolarlık rüşveti saat olarak alırlar. Sonra millet meclisine çıkarlar. Mecliste de konuşma yaparken bizim markadan haberimiz yok. Birisi der ki kolundaki saat 200 bin dolarlık der. Kıyamet kopar. Askeri ücretle geçinemeyen bir ülkenin milletvekili 300 bin dolarlık saatle konuşma yaparsa kıyamet kopar orada. Aslında daha fazla kıyamet kopması lazım da bizim insanlarımız o kadar cesaretle değiller. Öyle bir İslami duyarlılıkları yok. Öyle bir dini duyarlılıkları yok. yüzüğün altına su geçireceğim diye saatlerce yüzüğünü oynatmasının duyarlılığı var. Ama bir kimse bu parayı nereden buldu? Bu adamın altında takan bir araba bile yoktu. 5 yıl 10 yıl milletvekilliği yaptı. Adam bursanın yarısını aldı diye dile getiremezler.

Böyle bir bizim şeyimiz var. Aymazlığımız var. Görmezliğimiz var. Şimdi o zaman Müslüman ben alt parantez açayım. Sufi, gösterdiğimiz bir şey. Ben alt parantez açayım. Sufi gösteriş budalası değildir. Dışını temiz tutar, vücudunu temiz tutar. İnsanlarla diyalog kuruyor, eşiyle ve çocuklarıyla diyalog kuruyor. Ağız temizliğine de dikkat eder. İllaki çürük dişlerle dolaşmaz. Ağız temizliğine dikkat eder. Sünnet çünkü bu. Yüzünün altına su değdireceğim diye uğraştığın kadar ağzındaki çürük dişi de tedavi ettirmen, yüzünün altına su değdirmekten daha önemli. Senin yüzünün altını koklayan yok. Senin yüzünün altını öpen de yok. Ama senin ağzını öpen var. Senin dudağını öpen var. Senin konuştukların var.

Yakin temasta bulundukların var. Senin ağzın kokmamalı. Senin vücudun kokmamalı. Temiz olmalısın. Bıyıkların ağzının içine girmemeli. Temiz olmalısın. Bekars’ın bir eş problemi yok. Sen istersen, sünnet değil ama, sen Darülharp’te bıyığı istediğin gibi uzatmak caizdir. Uzat ama yemek yerken senin bıyıkların yemek artıntılarını dolaştırmasın. Eyvallâh. Sen bir de sigara içiyorsan, sapsarı, böyle bıyık, sapsarı, sigaranın o siyah katranı sararıp senin bıyığında ve sakalında olmasın. Hele sünnet sakal bırakmış. Sünnet sakal bırakmış. Böyle sigaradan dolayı, sigaranın o pis şeyi sakalında duruyor. Yok sünneti seniye de bu. Yok. Sigara da yok sünneti seniye de. Haram zaten, vücuda zarar. Haram. Şimdi gene sosyal medyada patlatacaklar Allâh ve Resulünün haram etmediğini, sen nasıl haram edersin diye.

Tabii. helal mı diyorum ben, susuyor bu sefer. Helal de. Helal de. Alimler mekruh demişler. Kaç yıl önce? 500 yıl önce. Alimler normalde sigaranın bugünkü zararlarını görmüş olsalardı, kesin haram derlerdi. Kesin haram derlerdi. Neymiş de tuvaletin kokusunu bastırmak için sigara içiliyormuş. Senin girdiğin tuvaletler şimdi, evlerinizdeki tuvalet, sanki çok affedersiniz, necasetin içinde tarladıkı tuvaletler gibi. bir çukur kazdın, oraya tuvaletini yapıyorsun sanki. Öyle değil. Yapma, kandırma kendini. Sigara haram. Bir kimse sigara içiyorsa, açıktan haram işliyor. Ya mekruh, mekruhun devamı yine haram kardeşim, anafiye göre. Bir sefer yaparsan mekruh, onu devam ediyorsan haram yine. E israf?

İsraftan da haram. Daha nesine uğraşıyorsun? Biri söyle dedi, sen bizim sadatlara laf mı söylüyorsun? Ya ben ne yapayım senin sadatınla? İşim yok benim. Ben senin sadatına laf mı söyledim? Ben sigaraya laf söyledim. Sen nereden aldın getirdin sadatı şimdi? E bizim sadatlar içiyor. Senin sadatlar içiyorsa ben ne yapayım kardeşim? Haram haramdır. İsraf israftır. Sen ona bakarsan bir sürü daha şey söylenir. Biz Müslümanların eleştirme noktasında değiliz. Ölçüyü konuşuyoruz. Ölçü ne? Sigara ağız temizliği değil. Ağzını temiz tutacaksın. Temiz tutmadığına göre o da haram. Çünkü soğan sarımsak yemem, Cebrâîl’le görüşmüş olmasaydım her öğün soğan sarımsak yerdim diye hadîs var. O hadisin. Arapçasını at diyor bana.

Ben sana Arapçasını atsam sen diyeceksin ki yine sahi değil. İnanmak istemiyorsun çünkü. Yeni çıktı şimdi bu. Bu hadîs nerede geçiyor? Filanca yerde geçiyor. işte bu haram Müslüm temizliği. Arapçasını at. Arapçasını atsam ne olacak? Türkçesini atsam ne olacak? alim ya o arkadaş. O Arapçasını istiyor. O arkadaş alim çünkü. Çünkü herkes şu anda din üzerinde hem alim hem şeyh. Hem müfessir tabi. Hem kutub. Herkes her şey şu anda. Öyle biz hale geldik. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh temizlenenleri sever. Ama bir önceki cümlene çok tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. Ama bir önceki cümlene çok tövbe etmekte bir kimsenin iç temizliği ile alakalı. Önemli olan ne? Bu iç temizliği. Dışı önemli mi?

Evet. Bir kimse dışını temizledi içini temizlemedi olmadı. İçini temizledi dışını temizlemedi. Yine olmadı. Çünkü İslam iç ve dış dengeyi korur ve kollar. Hem zahiri korur hem de bahtını korur. İslam bu noktada denge üzerine yürür. Senin zahirini temiz tuttuğu gibi bahtını da temiz tutar. Bahtını temiz tutmanın yolu nereden geçiyor? Tevbe etmekten geçiyor. Ve hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ne buyuruyor? Bilin ki vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi doğru ve düzgün olursa bütün vücut iyi ve düzgün olur. O bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki o kalptir. Bu haride geçiyor bu hadîsleri. Ben daha doğrusu bu hariden almışım onu. Şimdi başka hadîs kitaplarında da geçiyordur muhakkak.

Ben bunu araştırırken bu hariden bulmuşum. Şimdi o zaman demek ki o kalp bizim için sufiler için önemli. Eğer kalbimiz kalbin temiz olsun derler ya bir kısım ibadet etmeyen layık kesim de onu söyler bize. Bizim kalbimiz temiz. Biz temiz. Tabii onun kalbi temiz olunca mesele bitiyor. farz lazım değil, haramlardan uzak durmak lazım değil, Kur’ân Sünnet lazım değil. Onun kalbi temiz çünkü yeterli. O kendince onu kendini yeterli görüyor hatta eleştirirler de böyle namazlı, fazlı, vacit-i sünnetli deyince eleştirirler de. sizin kalbiniz temiz değil o yüzden siz temizlemeye çalışıyorsunuz. Bir de savunması budur.


Kalp Temizliği ve Niyet Hâlisliği — Mü’minin İç Mes’ûliyeti

Allâh muhâfaza eylesin. Oysa kalp temizliği niyet. Çünkü ameller niyetlere göredir. Hadîs-i Şerîf bizim için birinci derecede bu manada kalbi niyetimiz, kalbi temizliğimiz önemlidir. Ve kalbi temizleyen en önemli unsurlardan, ibadetlerden birisi tevbedir. Birisi Allâh’ı zikirdir. Ve kalpte Allâh’ın zikrinin yerleşmesi gerekir. Kalpte eğer Allâh’ın zikri yerleşmezse o kalp her daim kirlenmeye adaydır. Hele harama doğru bir meyl var ise onun kalbi daha fazla harama doğru meyl eder. Hatta eğer ki bu noktada o kalpteki günah o temizlenmezse o daha da ne yapar? Arttırır. Hadîs-i Şerîfte Ebu Hürreyre naklediyor. Hadîs-i Şerîfte, bu da Tirmizî’den. Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur.

Bundan vazgeçip tövbe ve istihbar ettiği zaman kalbi parlatılır. Günaha devam ederse siyah nokta arttırılır. Ve sonunda tüm kalbini kaplar. Allâh’ın kitabında Mutaffinin âyet 14. Hayır, hayır, doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır. Ayeti var. Demek ki bu kalbinde bir günaha devam ediyor, tövbe etmiyor. O günahtan kurtulmuyor ve günahtan kurtulmadığı gibi tövbe de etmeyince o kalbindeki kararma bütün kalbi kapsıyor. Artık onun kalbi kararmış vaziyette. Onun kalbi katılaşmış vaziyette. Artık o nasihat dinlemiyor. Artık o tövbe edip geri dönmüyor. Artık o yavaş yavaş Allâh’la bağını kesiyor. Yavaş yavaş Resûlullâh’la, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’le bağını kesiyor. Tevbe etmiş olsa o bağ kurulacak yine.

Çünkü kul günah işledi, tövbe etti. Allâh dedi ki kulun kendisini affedecek olan Rabbisi’ni hatırladı. Affettim diyor. Kul yine günah işledi, yine tövbe etti. Allâh dedi ki kulun kendisini affedecek Rabbisi’ni hatırladı. Affettim diyor. Kul yine günah işledi, yine tövbe etti. Ne tövbe etti? Allâh dedi ki kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı. Affettim diyor. Şimdi kul günah şişecek. Biz günah işlemeye namzettiz, adayız. Başka bir ad-i şerifte hiçbir kimse yoktur ki bir günah onun perçeminden tutmamış olsun. Perçeminden tutmamış olsun. Nice’dir ya Resulallah onların hali. Tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir. geçen hafta ayıbını gözünün önünde tutma, tövbe eder, onun ayıbı gider, sen onu ayıp görürsün.

Demek ki tövbe eden hiç günah işlememiş gibi oldu. O yüzden bir kimse tövbe etti, günah işlememiş gibi oldu. Sen hala da onu günahkar gözüyle görme. Tevbe eden içsel temizliğini halletti. Tevbe eden, Allâh’ı zikreden içsel temizliğini bitirdi. Halisane bir tövbe. Halisane Allâh için yapılan bir zikir onu temizledi ve o kimse artık o içsel temizliği de ne yaptı? Yerine getirdi. Allâh’ın sevdiği kul oldu. Allâh tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. Sufiler her gün tövbe ederler. Her gün tövbe ettikleri için Allâh onları sever. Dikkat edin bu ibadetlere. Allâh tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. Bir kimse her gün tövbe etti, Allâh’ın sevgili kulu. Temizleniyor, vücudunda temizliyor, ağzında temizliyor, elbiselerinde temizliyor, dış temizliğine de dikkat ediyor.

Allâh onu seviyor. Görmediğimiz yerler. Temiz giyiniyor, Allâh onu seviyor. Ama bunu giyinirken bunu Allâh için yapıyor. Giyinirken Allâh için giyiniyor. Hava atmak için değil, gösteriş yapmak için değil, kâfat şatahat için değil. Vay ya adam tarz takılıyor, bak moda takip ediyor. Bunun için değil. Allâh temiz giyinenleri sever. Allâh kulunun üzerine vermiş olduğu nimeti kulunun üzerinde görmek ister. Evet sen iyi giyin, sıkıntı yok. Marka budalası olma, marka salağı olma. İyi giyin. Bunda bir problem yok. Senin kılık kıyafetine karışacak da değiliz. Sen iyi giyin. Ama marka aptalı olma. Sen bu kapitalist sisteme köle olma. Sen bu emperyalistlere köle olma. Gidip de Yahudi markalarından bir şey alıp da hava açacağım diye uğraşma.

Yapma. Sufisin yapma. Sufisin sen çünkü. Yapma. Bilmem ne marka, saatle hava açacağım diye uğraşma. Yapma. Sen ahlakınla, sen edebinle, sen terbiyeninle, sen kültürünle, sen bilginle, sen ağır başlılığınla öne çık. Sen öyle bir otur ki bir mecliste sözün dinlensin. Boş konuşma. Boş hava yapma. Yapma. Bakın yapma. Böyle yapmakla sufiliye de laf getiriyorsun. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sonuç itibariyle bir kimsenin yiyecekleri de temiz olacak. Buralara dalmayayım şimdi. Temiz. Helal olması yetmez. Yediğiniz, içtiğiniz temiz olacak. Helaldir. Tavuk yemek helal mı? Helal. Tavuk temiz bir şey yemiyor. Tavuklar temiz beslenmiyor. Bu hazır tavuklar. O zaman temiz değil. Yoksa normalde et alıyorsunuz, kurban kesiyorsunuz.

Kurbanlık aldığınız yere dikkat edin. Adam hayvan küle yapsın diye ne yediriyor ona? Ne yediriyor? Temiz mi yediriyor? Temiz yedirmediyse büyük baş 40 gün kenarda tutacaksın. Besleyeceksin onu. Temiz besiyle. Neden? Yediği temiz değilse onun eti de temiz değil. Helal olması yetmiyor. Hele bu zamanda. Yetmiyor. Temiz. Temiz olacak. Yediğiniz, içtiğiniz helal ve temiz olacak. Helal olması, evet o yediğinizi haram karıştırmayın. Haram kazanç senin ibadetlerini kabul etmez. Allâh’a. Neden? Kursanda haram var. Kursanda yetim malı var. Kursanda haksız kazanç var. Kursanda zalimlikle kazandığın para var. Onun hakkını vermemişsin, bunun hakkını vermemişsin benimle beraber bir de namaz kılıyorsun. Yok olmadı.

Müslüman kazandığı parayı da helal olarak görecek. Helal olacak o. Helal helal. Hiçbir peygamber bir başkasının kazancının üzerinde yürümemiştir. Bütün peygamberler kendi kazançlarını kendileri sağlamışlardır. Peygamberler ümmetlerinin üzerinden geçinmemişlerdir. Alınlarının terini yemiştir. Alnının teriniye. Alnının teriniye. Dilenme. Dervişlerden geçinme. Ben şeyhim diye dervişlere su salma. Yok zekat toplatma. Dervişlere. Zekat memuru tayin etmiş bir de zekat toplatıyor. Ondan sonra yazıyorlar. Sen bizim saadatımıza mı laf söyledin? Sen bizim şeyhimize mi laf söyledin? Kardeş nereye kime gidiyorsa geçsin sözüm. Ben doğruyu söylüyorum. Kendiğimce. Kuran Sünnet tarihisinde söylüyorum. Abdülkadir Geylânî Hazretleri dervişlerden mi geçindi?

Ahmet Er Rufay dervişlerden mi geçindi? Hazreti Mevlânâ dervişlerden mi geçindi? Kimden buldunuz bu yolu siz? Senin peygamberin ümmetten mi geçindi? Senin peygamberin Mekke deneminde mi geçindi? Senin peygamberin Mekke deneminde Hazreti Hatice annemizin sermayesini kullandı. Onun parasından geçindi. Medîne’yi münevvere de cihattan geçindi. Ganimetten geçindi. Ganimet ganimet cihâd. Ticaret yapmadı. Din satmadı. Din satmadı. Ticaret de yapmadı. Cihâd etti ganimetten geçindi. Cihâd etti ganimetten geçindi. Müslümanlar cihatı terk ettiklerinden dolayı zeliller böyle. Biz cihâd âyetlerini oynamaya başladık. Elin Fransız Maklon’un cihâd ayetlerinin Kur’ân’dan çıkarılması lazım dedi. Bizimkinler de emir almışçasına dediler ki yeniden dizayn edilmesi lazım her şeyin.

Hiçbir şey 1400 yıl önceki gibi olmaz. Olmadı zaten. Elin katil, siyonist İsrail’i her gün katlediyor. Şehirleri yıkıyor, yakıyor. Tecavüz ediyor küçücük çocuklara. Erkek kadın dinlemiyor. Hepsine tecavüz ediyor. Her gün kanını döküyor. Her gün. Bütün İslam aleminin önünde kanını döküyor. Herkesin gözünün içine baka baka yapıyor. Küstahça yapıyor. Katilçe yapıyor. Siyonistçe yapıyor. Umrunda değil. Bütün dünyayı avucunun içine almış. Hele İslami halkın başındaki liderleri de avucunun içine almış. Herhalde onların artık seks videoları mı var, rüşvet videoları mı var. Ne varsa ellerinde moslatın. Herkes uspus. Adam zaten savaşın başında dedi. İslam ülkelerinin dedi başındaki kimseler sakın ha dedi.

Bu meseleye müdahil olmasınlar. Oturdukları, koltuklarda oturamazlar dedi. Tehdit etti baştan. Herkes suspus. Herkes suspus. Bir tanesi bir laf dahil söyleyemiyor. Öyle ki herhalde Allâh-u Alem, onun moslatın elinde o kadar necaset var ki, bu devlet başkanlarıyla alakalı, herkes suspus. Herkes. Kralı bilmem nesi, Cumhurbaşkanı’nın başbakanı, İslam dünyası suspus. Hele havadan gösterişten bir iki kelime söylüyorlar. Yüksek dereceden kınıyorlar. Çok yüksek dereceden kınıyorlar. Çin’e bir laf söyleyebiliyorlar mı Doğu Türkistan’a? Söyleyemiyorlar. Adam çünkü, adamın uçak gemisi var.


İzmir’e Demirlemiş Uçak Gemisi ve Modern Müdahaleler — Ümmetin Tarîhî Pozisyonu

Geliyor bak, geldi adam İzmir’e normalde demirledi uçak gemisini. Demirledi. Biz de açıklama yaptık. NATO görevlileri arasında demirlendi. Bunca yıl demirlenmiyordu. Neden demirlendi? Memleketin haline bak. O normalde uçak gemisini proteste eden komünist partisi. Uçak gemisini proteste eden komünist partisi. Onların hepsini gözaltı yaptılar zaten de. Dikkat edin şu ülkenin haline bakın. Amerika’nın uçak gemisini proteste eden Türkiye’deki komünist partililer. Komünist partililer. Kimin nereye hizmet ettiği belli değil. Bir komünist partisi Müslümanların yapması gereken şeyi yapıyor. Evet. Biz de o proteste edenleri topluyoruz. Sen nasıl Amerikan askerini proteste edersin? Tabii. Bir de Amerikan askerinin bir tanesini yakalamışlar başına çoğal geçirmişler.

Ülkenin hali oturup ağlamalıyız. Oturup ağlamalıyız. Yapabileceğimiz bir şey yok. Şeyhine Anlatıyor bizi. Diyor ki çok olacaksınız. sayı olarak. Ama bir ağırlığınız olmayacak denizin üzerindeki köpük misali. Bir ağırlığınız yok. İslam dünyasının Müslümanların bir ağırlığı yok. Olması mümkün değil. Bakın biz komple hem ameliy olarak hem itikadi olarak bozulduk. Bozulduk. Allâh bizi affetsin. Ve bu manada içsel ve dışsal temizliğimiz düzgün değil. Dışımız temiz, içimiz temiz değil. Akaydimiz bozuldu. Allâh bizi affeylesin. bu içi ve dışı temiz olanlar, onların sözleri de nişanı olmayan ve bir kayda gelmeyen can olmuştur. Nefisleri de suretleri de. Bu içi de dışı da temiz olanların sözlerinin bir nişanı yok. artık onlar sözleri kibar evliya sözü gibi.

Veyahut da bu temizlerin başı, temizlerin serzakiri, temizlerin kutuplarının kutbu Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem. Ne söylediyse heva ve hevesinden söylemedi. O vahyiyle konuştu. Temiz, onun konuştuklarının nişanı da yok. Ve o kimselerin, bu temizlerin nefisleri de can gibi olmuş. onlar artık nefis terbiyesini halletmişler. Emmelele va me mülhüme mutmeinne radiyye mardiye safiyeye gelmişler. Nefis meratiplerini bitirmişler. Kalibi meratip dediğimiz ilmen yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasına ulaşmışlar. Böyle olunca artık onların nefisleri de ruh mesabesinde tertemiz olmuş. Onların içleri de dışları da temiz olmuş. o temizler silsilesi Hz. Muhammed Mustafa, ondan sonra sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra Cihari Yargüzin efendiler, ehlibeyt ve o silsile, o altın silsile dediğimiz silsile.

Bunlarda ne olmuşlar? Onlar tertemiz olmuşlar, temizlenmişler. Rabbim bizleri onlardan eylesin inşâallâh. O çünkü normalde o temizlik öyle bir şey ki, o mürşid-i kâmiller, o pirler, o temizliğin tabiri caiz suyu, yolu olmuşlar. Allâh bizi onlardan eylesin. Onlara düşman olanların canları ise sırf cisimdir. O düşman tavla oyununda kırılmış zar gibi faydasıdır. Ancak bir addan ibarettir. o temiz olan, o içi de dışı da temizlenmiş, o nefsi de can gibi pırıl pırıl olmuş olan, o mürşid-i kâmiller, o veliler, onlara düşman olanlar ise, o temizlere düşman olanlar ise aslında gerçekte Allâh’a düşmanlar. Çünkü bir Müslümanın bir sufinin üzerindeki iyilikler, güzellikler, doğruluk, temizlik, iç ve dışının cam gibi parlaması, onun nurani olması, onun da feraset ilminin olması, Allâh’ın lütfu ikramı ve Allâh’tan gelen bir iyilik. bir kimse bir evliya düşmansa gerçekte Allâh’a düşman.

Bir peygambere düşmansa gerçekte Allâh’a düşman. Çünkü peygamber kendiliğinden ben peygamberim diye ortaya çıkmadı. Allâh onu ortaya çıkardı. O yüzden peygambere düşmanlık yapanlar gerçekte Allâh’a düşmandır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden manevi icazetle gelen o silsiliğe düşman olanlar da Allâh’a düşmandır. Çünkü bir velinin bir mürşid-i kâmilin üzerindeki o temizlik veya o hal, o yol, onun kendisine ait değildir. O yüzden Cenâb-ı Hak velilerine olan düşmanlığı kendine harp ilan edilmiş olarak gördü. Hadîs-i Şerîfte kim benim dostuma veli kuluma düşmanlık ederse ben ona savaş açarım. Kulum bana kendine farz kıldığım amellerden daha sevindim bir amelle yaklaşmaz. Bu malum Hadis-i kutsi’yi hepimiz biliyoruz.

Buradaki şey ibaret şu, bize lazım olan. Kim onlara savaş açarsa Allâh da ona savaş açar. Ben de ona savaş açarım. Burası çok önemli. Ben de ona savaş açarım. Ben bunu hep derslerimde buraya söylerken bir şey ibar ederim. Allâh’ın savaş açtığı iki zümre vardır. Allâh’ın savaş açtığı, Müslümanım diyenlerden Allâh’ın savaş açtığı iki zümre. Bir, Allâh’ın dostlarına velilerine savaş açanlara Allâh savaş açar. Kendi zat-ı ulihiyetinden bu. İki, Müslümanım deyip de Müslümanlara faizcilik yapana da Allâh savaş açar. İki zümreye Allâh savaş açar. Bir, faizcilik yapan. Müslümanlara, Müslüman, Müslümana faizle muamele ediyorsa Allâh ona savaş açar. Allâh velilerine, dostlarına, evliyâlarına, mümin kullarına, savaş açanlara da savaş açar.

Çünkü onun üzerindeki mümin vasfı, onun üzerindeki velilik vasfı kulun kendine ait değildir. O vasf, Cenab-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatıdır. Allâh’ın el veli ismi şerifi, o kimsenin üzerine tecelli etmiştir. O kimseye savaş açmak, Allâh’a savaş açmaktır. Bir mümine, bir kimse savaş açarsa, o mümin sıfatına savaş açmıştır. Mümin sıfatına savaş açtığı için, o Allâh’a savaş açmıştır. Çünkü bir insanın üzerinde mümin sıfatı vardır, iman ettiyse, o kimse iman edip, güzel ameller içti, Allâh’a yakin olman yoluna girdiyse, o Allâh’ın dostudur, velisidir. O zaman onun üzerindeki dostluk hırkası, onun üzerindeki velilik tacı Allâh’a aittir. O yüzden o kimse Allâh dostu olduğu için, Allâh’ın velisi olduğu için, ona savaş açtığından Allâh da ona savaş açar.

Ve her ikisi de mağlup olur. Hem Allâh dostuna savaş açanlar mağlup olur, hem de kim mağlup olur? Müslümanların kanını emen faizcilere helak olur. Onların da sonları helaktır. Âyet-i Kerîme de der ki, o faizcilerle alakalı onlar mahşer yerinde, şeytan çarpmış gibi halk olunurlar. Onların mağlubiyetleri de nedir? Mutlaktır. Allâh muhâfaza eylesin. O zaman veli, veli Allâh’a olan ibadetlerini hakkıyla yerine getiren, hayatında bu dünyevi hayatında Allâh’a isyan etmeden ve hiçbir dairede, hiçbir noktada isyan etmeden ibadetlerine, taatlerine devam eden ve aynı zamanda kulluk vazifelerini yerine getirirken, Kur’ân ve Sünnet çizgisini aşmayan, Kur’ân ve Sünnet çizgisini aşmayan, Kur’ân ve Sünnet çizgisinde duran ve Kur’ân ve Sünneti seneyi gücünün yettiğince insanlara tebliğ eden, bu konuda nasihat eden, çalışan, gayret eden Allâh yolunda cihâd eden kimselerdir veliler ve insanlar onlara düşman olurlarsa, bu manada Allâh’a düşman olmuşlardır.

Çünkü yapmış oldukları vazifeler Hz. Muhammed Mustafa’nın vazifeleridir. Peygamber değillerdir ama Peygamber Naibi, Peygamber Vekili, öyle söylüyor çünkü Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, onlar dinin ayakta durması için, Kur’ân ve Sünneti senin ayakta durması için, gecesini gündüzüne katıp Allâh yoluna revan olmuş insanlardır. Böyle olunca onlara düşmanlık edenlere Allâh düşman olur. Ve Allâh başka bir hadise kutsi de yırtıcı hayvanın avından intikamını aldığı gibi onlardan intikamını alırdı. O zaman Allâh dostlarına, velilere, mürşid-i kâmillere, evliyâlara, sufillere düşman olanlar tavlada kırık pul mesavesindedir. normalde tavlaya oynayanlar bilirler, bir pulu kırarsın koyarsın kenara.

Bir işe yarar mı? Yaramaz. Hiçbir işe yaramaz. Allâh dostlarına, evliyâlara, velilere, müminlere, salih müminlere, salih insanlara, düşman olanlar, müminliğinden dolayı, salihliğinden dolayı, evliyalığından dolayı, velilinden dolayı. Neden düşman olur? Hasisliğinden düşman olur, kıskançlığından düşman olur, kafirliğinden düşman olur, münafıklığından düşman olur, mürtetliğinden düşman olur, haylazlığından düşman olur, şeytanlaştığından düşman olur, nefsine zebun olduğundan düşman olur. Heva ve hevesini ilahi dinlendirinden düşman olur. Ya ne işin var senin salih insanla? Ona düşman olur. Ne işin var senin Allâh dostuyla? Ona düşman olur. Şahsiy olarak düşman olur. Veyahut da namaz kılanlara düşman olur.

Oruç tutanlara düşman olur. Hacca gidenlere düşman olur. Cihâd edenlere düşman olur. Allâh yolunda koşanlara düşman olur.


Mü’mine Düşmanlık Eden Kâfir-Münâfık-Mürted Sınıfları — Hak Yola Koşanların Karşılaştığı Tepkiler

Neden? Ya kâfirdir, ya münafıktır, ya mürtettir, ya şeytanlaşmıştır, ya kalbi katılaşmıştır, ya kalbi kararmıştır, o kimse düşman olur. Hatta nefsine uyar, gaflete düşer, başındaki derviş kardeşine de düşman olur. Kendisi dergahtan gider sonra. Düşman olmak Allâh’ın peygamberine, Allâh’a peygamberine, sahabelerine, velilerine, Allâh dostlarına, evliyâlara, mümin insanlara namazın abdestinde salih insanlara düşman olanlar önce kafirlerdir, münafıklardır, mürtetlerdir. Kendisini şeytana kaptırmışlardır. Çünkü mümin mümine düşman olmaz. Mümin mümine düşman olmaz. Mümin mümine iftira atmaz. Mümin müminin namusuyla oynamaz. Mümin müminin namusuna iftira atmaz. Mümin mümine dilinden eziyet vermez.

Mümin mümine eliyle eziyet vermez. Mümin müminin arkasından atıp tutmaz konuşmaz, gıybetin etmez. Bakın mümin. Mümin ise onda müminlik elbisesi vardır. Mümin ise sufi ise ona sufi elbisesi giydirirler. Haydari giydirirler, cübbe giydirirler, sarık sararlar başına. Sufi işaretleridir. Onu koruyacak ama o. Onu korumak önemli. Onu koruyamazsan onun bir de ızdırabı var. Onu koruyacaksın. O sufi elbisesini koruyacaksın. Yoksa kalbin kararı nerede olduğunu bilemezsin. İnce davranacaksın. Sufilik ince ahlaktır. İnce davranıştır. O yüzden normalde bu manada Hz. Muhammed Mustafa’dan salih kullara kadar bu kimselere düşman olanlar gerçekte Allâh’a düşmandır. Bakın gerçekte Allâh’a düşmandır o kimseye değil.

Çünkü onun üzerinde mümin elbisesi var. Onun üzerinde evliya elbisesi var. Onun üzerinde vehi elbisesi var. Onun üzerinde mürşid-i kâmil elbisesi var. Ona düşman olan Allâh’a düşman. Ve Hz. Pîr diyor ki o hiç mesabesindedir. Tavlada kırık pul gibidir diyor. Tavlada kırık pul gibidir diyor. Analyst bir bak insana. Allâh dostuna düşman olmuş. Sen onunla dost olursan ondan sayılırsın. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin hadîslerini inkar ediyor. Sen onunla dost olursan onlardan sayılırsın. Sen onun sünneti seneyesini küçük görüyor. Küçümsüyor. Sen onunla dost olursan ondan sayılırsın. Ondan sayılırsın. Sen bir zalimle dost olursan ondan sayılırsın. Ondan sayılırsın. Sen bir Allâh dostuna düşman olana dost olursan ondan sayılırsın.

Allâh muhâfaza eylesin. Cenâb-ı Hak Peygamberine ne dedi? Sakın o dedi heva ve hevesini ilah edinenlere uyma. Kim? Mekke’nin müşrik zenginleri. Sen dedi onlara uyma. Allâh muhâfaza eylesin. Düşman toprağa girdi. Tamamı ile toprak oldu. Bu ise Tuzda’ya düşüp tamamı ilah edildi. Düşman bu Allâh dostlarına, Peygamberlere Allâh dostlarına, mürşidlere, sufilere, dervişlere düşman olan kimse. Nefis, şeytan, nefsani hareketler, şeytani hareketler, bu tip tavırlar. Kibir abidesi olmuş. Kötülüğe düşmüş, dünya sevgisine tapınır olmuş. Bunların toprağa girmesi, tamamen toprak olması, bu onların, bu kötülüklerinin ve nefislerinin bu dünyaya ait olması. Sen düşman oldun Allâh dostuna bu dünyaya aitsin. Toprak oldun.

Bir hiç mesabesinde kaldın. Kafir olarak göçtün gittin. Kafir olarak göçtün gittin. Sen bir mümine düşman oldun. Bu dünyaya ait. Kafir olarak göçtün gittin. Çünkü düşman toprağa girdi. Tamamı ile toprak oldu. Bu ise o veliler, o mürşid-i kâmiller Tuzda’ya düşüp tamamı ile arındı. onlar dünya malına düşmediler, şana şöhrete düşmediler. Onlar kibre düşmediler. Şan şöhret peşinde koşmadılar. Dünyayı emeller peşine koşmadılar. Onlar dünyayı bir gerekli malzeme gibi gördüler. Dünyayı sevilecek, tapınılacak bir şey olarak görmediler. Kibri kafirlere yaptılar. Müminlere yapmadılar. Dostlarına yapmadılar. Dervişlere yapmadılar. Tepeden bakmadılar dervişlere. Onlar nefislerini terbiye ettiler. Burada çünkü Tuzda diyor ya Tuzda’ya düşüp tamamı ile arındılar.

Tuzda’ya düşmek o kişinin eski dilde Tuzda’ya düşmek çünkü tabirdir bu. Tuzda’ya düşmek. Ki kişinin bir üstada tabi olup bir yola girip, Veya da Kuran ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışıp, nefsiyle mücadele edip, nefsini kötü huylardan arındırma, nefsini dünya sevgisinden arındırma, şatıattan, şatafattan, gösterişten arındırma. Bilhassa müminlere karşı tevazulu, hoşgörlü davranma, müminlere karşı alçak gönüllü olma, kafirlere karşı şedid, kafirlere karşı kibirli, kafirlere karşı sert olma. Ve o Tuzda’ya düşme, orada normalde o kimsenin nefis meraatlerinde, nefis meraatlerini geçmek için çileye girme, nefis meraatlerini yürümek için o kimsenin imtihanlara sabretmesi, o insanlardan gelen eziyetlere sabretmesi, lafaküfe, eziyete sabretmesi.

Ve böylece o arınmayı, o temizliği, o safciliği yakalamak için seri sülüke girmesi ve o seri sülük de ne yaptı? O kimse Tuzda’ya düştü. Tuz ne? Tuz hem temizleyen hem koruyan bir maddedir. Turşu kurarsınız, tuzda. Zeytin kurarsınız, tuzda. Zeytini normalde olgunlaştıran nedir? Tuzdur. Eee turşu kurarsınız, turşuyu muhafaza eden nedir? Tuzdur. Tuz muhafaza eder. Tuz olgunlaştırır. Tuz semazeni de olgunlaştırır. Semazeni de terbiye eder. Semazeni neyle terbiye ederiz? Tuzda. Ayak terbiyesi, gönül terbiyesi, vücut terbiyesi, akıl terbiyesi. Tuz’a basar semazen. Yarılır çivinin üzerinde ayağı. Kan revan olur. Semazen ona bakmaz. O çünkü semada sevgiliyle bir kelam olsun dahi görüşmenin bir bakış dahi yakalamanın yolundadır.

Ve öyle bir an bekler semazen, sema boyunca. O sevgiliyle bir an olsun fısıldaşmak, o sevgililer sevgilisiyle, o padişahlar padişahıyla bir an olsun göz göze gelmek. Bir an olsun kalbine füaaak diye hızlıca bir tecelliyat bekler. Semazen onun peşindedir. Semazen ayağı o kadar kalkmış, kolu bu kadar kalkmış. Ona bakmaz. Semazen tuzun üstünde, tuzun acısından geçer. Tuzun üstünde tuzun ızdırabından geçer. Bu dünyadan geçer semazen. Bu dünyada değildir. O cisimden de kurtulmuştur. Öyle bir sema eder, o artık ilahi zenin hangi ilahi okuduğunu duymaz. O gudümzen hangi gümtekini vurdu onu duymaz. Onu hissetmez. Ayaklarını hissetmez, kollarını hissetmez, vücudunu hissetmez. O artık ayrı bir seyrisülük yoluna girmiştir.

O yolda acıyı hissetmez, o yolda alkışı hissetmez, o yolda temanayı hissetmez. Onda bir tek, bir tek vuslat özlemin vardır. O sevgiliyle bir an olsun cemalleşmek vardır. seyrisülük’teki sufi arınma yolunda, safili yakalama yolunda bir üstada, bir mürşid-i kâmile intisâb etmiştir. O, o yoldaki, o yoldaki bütün tecelliyatı yaşamak ve o mirası geleceğe aktarma derdindedir. O yüzden o tuzlaya düşmüştür. Tuzlaya düşmekten büyük mutluluk duyar. Çünkü nefsini terbiye edecek, nefsini pah ederekten Allâh’a yakınlığın de yakınlığını kuracak. Ve tabiri caizse Allâh katından nimetlenecek. Onun işi yolu odur. O tuz öyle bir tuzdur ki Muhammed ondan maslahat kazanmış. O yüzden melih sözü fasih olmuştur. O tuz öyle bir tuzdur ki ta ötelerin ötesinden, ta künden gelir.

O tuz deryası. O ilk varlıktan gelir. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetinin ve nuraniyetinin yaratılmasından gelir. O manevi olarak, manevi olarak ta oradan başlamıştır yolu o kimsenin. O dünya ile alakası yoktur bunun. Dünyadaki nelerle de alakası yoktur. Onun başlangıcı kün dedi. Baştandır. O baştan tuzlaya düşmüştür. Baştan tuzlaya düşmüştür. Ve onun yolu ta oradan Muhammed Mustafa’dan gelir. Ve Muhammed Mustafa evvelin evvelidir. Yaratılmışların, peygamberlerin sonuncusudur. Kemalatın zirvesidir. Kemalatın zirvesidir. Ademiyetin zirvesidir. Aşıklığın zirvesidir. Velilin zirvesidir. Nebilin zirvesidir. Resulün zirvesidir. Ondan daha zirve bir şey yoktur. O peygamber ki, o tuzladan dolayı, beni Rabbim terbiye etti.

Ne güzel terbiye etti de. Beni Rabbim terbiye etti. Ne güzel terbiye etti. Demek ki o da Rabbisinin terbiyesiyle gelmiştir. Onu terbiye eden Allâh’tır Celle Celaluhu. Onu seçen Allâh’tır Celle Celaluhu. Sen o yüzden peygambere düşman olursan Allâh’a düşmansındır. Sen o yüzden peygamberi dinlemezsen Allâh’ı dinlememişsindir. Peygambere itaat etmediysen Allâh’a itaat etmemişsindir. Çünkü Allâh onu sevmiştir. Allâh onu istemiştir. Allâh onu terbiye etmiştir. Allâh onu peygamberlerin evveli ve sonu etmiştir. Sen kafircesine, Ebu Cehilcesine ona düşman olursan Allâh’a düşman olmuşundur sen. Sen öyle kıytırık kıytırık kenardan dolaşma.


«Tam Sünnet’e Tâbi misin Değil misin?» — Kıytırık Yolla Geçinmeyenler İçin Tâm İttibâ Şartı

Tam sünnet-i seniyye tabi misin değil misin? Kıytırık kıytırık ağzını gözünü yumma. Sen Hz. Muhammed Mustafa’nın hadislerine tabi misin değil misin? Tabi değilsen kafirin ta kendisisin. Sen ağzını yüzünü böyle değiştirip de buruşturup da sünnet-i seniyye tepeden bakma küstah kafirsin sen. Başka bir şey değilsin. Çünkü o, çünkü o seçilmişlerin en yücesidir. O Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. O hem yaratılmışların ilki hem peygamberlerin ilki ve peygamberlerin sonuncusudur. Sonradan kendi kendine peygamberlik havası verenler yok Nebiy’dik biz yok Resul’dik diyenler. Ya delidir ya kâfirdir. İkisinden biridir. Yıllar önce söylemiştim yine söylüyorum. Kendilerince peygamberlik, Nebiylik, Resul’luk ahkamı kesenler ya delidir ya kâfirdir.

İkisinden birisi. Üçüncü bir şıkı yoktur. Delidir tımarhaneliktir. Götürecekler tedavi edecekler. Çünkü deliyse tımarhanelik olduysa kendini bir gün mehdi yapar, ertesi gün deli eder, ertesi gün veli eder, ertesi gün bir şey eder o. Eder. Deli çünkü. Bir değişik kolay tarafını buluyorlar. Gidiyorlar birilerini buluyorlar bir yerlerden bir deli şey alıyorlar, rapor alıyorlar. Tabi. Adam sorumlu değil. Deli çünkü. Ne geliyorsa başımıza bu raporlulardan geliyor. Sonra diyorlar biz 12 Eylül’den kurtulmak için böyle yaptık. Yok 28 Şubat’tan kurtulmak için böyle yaptık. Allâh yolunda çile vardı kardeş. Allâh yolunda cezaevi yatmak da var, Allâh yolunda başına iftira atılmak da var. O iftiraya atılıp cezaevinde yatırılmak da var.

Boş yere yatırılmak da var. Yusuf’un kısasını dinlemek kolay. Var. Ne isyan ediyorsun? Git deli raporu al ondan sonra veyahut da git yurt dışına kaç. Hayırdır? Peygamberin birisi Allâh’ın izni beklemedi. Yunus Aleyhisselâm. O beldeyi terk etti. Beldeyi terk edince gemi hareket etmedi. Dediler ki içimizde uğursuz biri var. Dediler bu kuşu salalım uğursuzun başına konsun. Kuşu saldılar geldi Yunus’un başına kondu. Aha dediler uğursuz atın dediler gemiden aşağı. Attılar gemiden aşağı. Bir balık kaptı ya onu. Kırk günde balığın karnında durdu. Ne dedi? Ben nefsime zulmeden nereden oldum? Tevbe etti balığın karnında. Cenâb-ı Hak balığın karnında da yaşattı onu. Şimdi madde perestler balığın karnında yaşanmaz bunda başka bir şey vardır.

Ha başka bir şey var gerizekalı. Tabi. Musa Aleyhisselâm asayı vurdu deniz yarıldı. Bu tabiat kanunlarına aykırı böyle bir şey olmaz. Ya aykırı olanı yapacak zaten peygamber. Neden? Mucize bu zaten tabiat kanunlarına aykırı bir şey yapacak. O yüzden mucize. Tabiat kanununa aykırı. bir kamer meselesi var ya ayın bölünmesi. Olmaz öyle bir şey bu uydurma. Ya kardeşim zaten tabiat kanunlarına aykırı mucizeler olacak. Peygamberlerini böyle destekledi Cenâb-ı Hak. Sünnetullah bu. Allâh’ın sünneti. Peygamberlerini mucizelerle destekler. Velilerini, evliyâlarını, mürşid-i kâmilleri terametle destekler. Allâh’ın sünnetullahı bu. Ben gideyim bakalım benim kalbimden geçeni bilecek miyim? Bir de öylesi var. onu imtihan edecek ya.

Gideyim sohbeti de kalbimden böyle değişik şeyler geçireyim. Bakalım bilecek mi? Tabi o da kendini kibir abidesi. Kibir. Veya yalandan bir rüya anlatayım bakalım rüya yalan olduğunu bilecek mi? Tabi. Allâh hayırlısını versin. Bu manaya gelir. Yanındakine diyor gördün mü bak yalandan rüya söyledim anlamadım. E sonra da patlatıyor yalandan rüya söyleyenler olur. Utandırmamak için tevil edersin onu. Utanmaz ki o gene. Gider etrafı der ki yalandan rüya söyledim tevil etti. Tabi. O çünkü inanmayacak. İşin hakikati ayrı. o peygamber Melih güzel sözlerini Cenâb-ı Hak Peygamberinin güzel sözlerini Melih böyle açıklanması zor, işin içinden çıkılması zor sözlerini fasih hale getirdi. Hala açık hale getirdi.

Anlaşılır hale getirdi. Anlaşılır kavranır hale getirdi. Allâh getirdi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri derinlemesine konuştu. Cenâb-ı Hak o sahâbelerin idrakini açtı. Feraset ehli oldular. Onları fasih açık ve net olarak anladılar. Allâh resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiç sormadı. Anladınız mı diye. Bakın hiçbir hadîs yoktur bu konuda. Sahabeye hiç dememiştir. Bu konuyu anladınız mı? Dikkat edin. Sünnetullah’tır bu. Bu konuyu, bu hadisi, bu ayeti anladınız mı? Hayatta konuşmamıştır. Birisi benim konuştuğumu anladınız mı diyorsa o sünneti Resûlullâh değil. Ben diyorum ki karşımdakini. Bunu anladınız mı? Siz anlayışınız kıt. Benim anlayışım yüksek. Ben anlatabildim mi demiyorum.

Ya sen anlatamadıysan. Kibir abi desen. Anladınız mı arkadaşlar bu konuyu? Öğretmenler öğrencilerinize bunu aşılamayın. Anladınız mı? Öyle demeyin. Arkadaşlar bir daha anlatabilirim. Arkadaşlar bu konuda bir sorunuz varsa sorunuzu cevaplayabilirim. Ben Allâh affetsin kendimi met etmek gibi değil. Sohbeti yaparım. Bu konuyla alakalı bir sorunuz varsa sorunuzu alabilirim. Anladınız mı? Hiç bir tane hadisi yok. Şahit tutar. Şahit misiniz tebliğ ettiğime dair? Tebliğ etti. O tebliğ etmekte yükümlü. Onun sözünü anlaşılır hale getiren Allâh. Senin sözünü anlaşılır hale getirecek olan Allâh. Senin sözünü tesirli edecek olan Allâh. Senin sözünü kalplerde yer ettirecek olan Allâh. Akıllarda yer ettirecek olan Allâh.

Çünkü peygamberlerin de öyle yaptı. Çünkü Hazret-i Peygamber’in bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber. Bütün cinni taifesine gönderilmiş bir peygamber. Yer ve gök halkına gönderilmiş bir peygamber. Bütün varlığa gönderilmiş bir peygamber. Bütün varlığa. Varlığın her derecesine, varlığın her katmanına gönderilmiş bir peygamber. Öyle olunca o peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin öğretileri insanları ve cinnileri ve bütün varlığı doğru yola iletmek. Cenâb-ı Hak’ın yoluna iletmek, Cenâb-ı Hak’ın yoluna döndürmek, Cenâb-ı Hak’ın yolunda yürütmekle vazifeli, tebliğ etmekle vazifeli. Ve bu öğretiyi de Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. veda haccında diyor ki burada duyanlar, duymayanlara bu sözlerimi aktarsınlar.

Bakın öğreti sadece o zamana ait değil. Öğreti kendisinden sonra gelecek olan zamanlara da ait. bu hadîs-i şerîf 1400 yıl önce geçerliydi, şimdi geçerli değildir değil. 30’da daysan, 30’da düştüysen, 30’dan içine girdiysen o öğreti devam edecek. O silsile kalmayacak. Senin şeyhinin şeyhine dayanıyorsa Hz. Muhammed Mustafa’ya senin öğretin de senden sonralara kalacak. Sen o öğreti kendine saklamayacaksın, kısmayacaksın, bunu tetme etmeyeceksin, aktaracaksın, öğreteceksin. Çünkü o 30’danın insanısın, o 30’da da öğrendiklerini, o 30’dadaki bilgini, ilmini, tecrübeni gelecek nesillere, o yolculara anlatmakla mükellefsi. O öğreti, size iki şey bıraktım, kim sarılırsa kurtuluşa erer. Birisi Kur’ân, Allâh’ın kitabı, birisi de Sünnet-i Semiyem.

Sen bu öğreti aktarmakla mükellefsin. Size iki şey bıraktım, birisi Kur’ân, birisi Ehlibeytim. Birisi Ehlibeytim. Bazıları Ehlibeyt demek Sünnet-i Semiyye demektir işte, değil. İlmi ketme etme. Ehlibeyt çünkü kıyametin sonuna kadar olacak olan bir nesil. Hem zahiri hem batini. Hem zahiri hem batini. Bu devam edecek nesilden nesile.


Kıyâmete Kadar Sürecek Sünnî İrşâd Mîrâsı ve Toptan Helâlleşme — Sohbet Kapanış Niyâzı

Bu kıyamete kadar, kıyametin son anına kadar. Çünkü gerçekten Allâh diyen kalmayınca kıyamet kopacak. Gerçek manada Allâh diyen kalmayınca kıyamet o zaman kopacak. Gerçek manada Allâh diyen zamanın kutuplarıdır. Hem zahiri olarak Ehlibeyttir hem manevi olarak Ehlibeyttir. Birler, üçler hem manevi olarak Ehlibeyttir hem de zahiri olarak Ehlibeyttir. Ehlibeyt çoğalınca nasıl tanırız ya Resulallah? Kim Kur’ân ve Sünnet-i Semiyye’ye sık sık yapıştı o Ehlibeytimdir. Hadîs-i Şerîf ne? Allâh bizi muhafaza eylesin. O yüzden bu öğretiler Hz. Muhammed Mustafa dolayısıyla Allâh’tan gelen öğretidir. 2005. B. Bu tuz, bu melahat ondan miras kalmıştır. Varisleri de seninledir. Ara bul. Buradan devam edeceğiz.

Biraz gecikti ama hakkınızı helal edin. Sizi de geciktiriyoruz. Bu manada da hakkınızı helal edin. Ben bir şey daha sohbetin sonuna bir şey daha söyleyeyim. Bundan sonra benden çok böyle saattir, dakikadir, şudur, budur. Lütfen beklemeyin. Böyle bir kendi kendime analiz ediyorum. 10-15 günden beri böyle biraz ayarım kaçık herhalde. O yüzden kardeşler haklarını helal etsinler bana. Böyle bir şey yaşıyoruz, süreç yaşıyoruz. Biraz ayarı bozuk gidiyoruz bu ara. Öyle diyelim bayıldır diliyle. Ne zamana nereye kadar gider bilemeyiz. O yüzden bütün kardeşlerden ayrı ayrı helallık istiyorum. Allâh razı olsun. Buraya da bazen geç başlıyoruz. Anca kafa toplanıyor. Dışarıda biraz oturalım, bir nefes alalım.

Oranın esintisini alalım, bir dağ havasını alalım. Bir dinlenelim, bir kafamızı dinlensin. Ondan sonra sohbete gelelim, oturalım istiyorum. O yüzden de geç kalıyoruz biraz. Ne yapalım? Bundan sonra demek ki böyle olacakmış. Biraz şey, yabancı dil değil mi? Free. Allâh rahmet eylesin. Şeyhim beni önceden free ettiğini. Bir ara böyle durup durduğu yerde dedi ki Mustafa Efendi istediğin zaman sohbet eden, istemediğin zaman etmen. İstediğin zaman uyun, istediğin zaman uyuman. İstediğin zaman yin, istediğin zaman yemen. İstediğin zaman şunu yapan, istediğin zaman bunu yapman. O zaman böyle sıraladı. Uzun, bütün hayatı içine alıyor. Böyle yapan oğlum dedi. Şimdi bizimki de böyle şey ya biraz patavatsızlık. tam 46’lık mı efendim dedim. deli gibi.

He he ondan oğlum dedi. Demek ki bu günleri söylemiş bana. Böyle bir şeyi kendimi hiç zorlamak istemiyor. sabah şuraya gideceğim, yok akşam bunu yapacağım. Yoksa şu zaman şunu yapayım. Sıkıntı gelmeye başladı. O yüzden buradan herkese ilan ediyorum. Arkadaşlar bundan sonra ben servesim, hürüm. Bundan sonra benim kendi yazdığım saat ve dakikalara dair uymazsam hakkınızı helal edelim. Deyin ki bunun genel bir hürlüğü tuttu, özgürlüğü tuttu. Bugün gelemeyecekmiş, bugün yemeyecekmiş, bugün içmeyecekmiş. Bugün ilaç da almayacakmış. Hocada hakkını helal etsin. Yok bugün dokunmamıştır, bugün dokunmuştur. Yok bugün şöyledir. Bir ara bu ara böyle kafa öyle esiyor. İç dış öyle esiyor. O yüzden dedim toptan helallık alayım.

Ondan sonra toptan dedim böyle bir şey alayım. Kendimi iyice serbest edeyim, hürriyete kavuşayım.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mü’minin Helâlleşmesi ve Kul Hakkı: «el-müflisü min ümmetî men ye’tî yevme’l-kıyâmeti bi-salâtin ve sıyâmin ve zekâtin…» (Müslim, Birr 59 — gıybet edenin müflisliği) — Müslim, Birr ve’s-Sıla 59 (2581); Tirmizî, Sıfâtü’l-Kıyâme 2 (2418); kul hakkı ve helâlleşme — Buhârî, Mezâlim 10; Müslim, Birr 60-61; «yâ Eyyühe’llezîne âmenû ictenibû kesîran mine’z-zann» (Hücurât 49/12); tövbenin nasûh şartları — Tahrîm 66/8; Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn, bâbu’t-tevbe; Bediuzzaman Said Nursî, Mektûbât 21. Mektûb (gıybet ve helâlleşme).
  • Hz. Peygamber’in Mübârek Kokusu ve Sahâbe Hâtırâtı: «mâ şemimtu rîhan asla’b min rîhi resûlillâh» (Ben Resûlullâh’ın kokusundan daha güzel bir koku koklamadım) — Buhârî, Menâkıb 23; Müslim, Fedâil 80-83 (2330-2331); «kâne ahsene’n-nâsi vechen» — Tirmizî, Şemâil 1; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 1/200-205; Hz. Enes b. Mâlik nakli «kuntu ahdumuhû…» (Hz. Peygamber’e 10 yıl hizmet ettim) — Buhârî, Edeb 39; Müslim, Fedâil 51-52 (2309); «koku-râyiha» tasvîrleri — Tirmizî, eş-Şemâilü’l-Muhammediyye; Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ; sûfîlerde kokusunun zikri — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl.
  • Kalp Temizliği ve İhlâs (Niyet Hâlisliği): «innema’l-a’mâlü bi’n-niyyât» (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1; Müslim, İmâra 155); «inne fi’l-cesedi mudgaten» (Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 107 — kalp); «kalpte saflık» — Şu’arâ 26/89 (kalb-i selîm); İbn Atâullah, el-Hikem; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’l-ihlâs; Gazzâlî, İhyâ, Acâibü’l-Kalb; «kalbin hastalıkları» — İbnü’l-Kayyım, İğâsetü’l-Lehfân; modern psikoloji ile karşılaştırma — Bediuzzaman, Lemalar; Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü.
  • Modern Müdahaleler ve Doğu Akdeniz Pozisyonu: ABD 6. Filo’nun Doğu Akdeniz/İzmir varlığı — Türk Genelkurmay arşivleri; NATO tatbîkatları; «müdahil emperyalizm» — Frantz Fanon, The Wretched of the Earth; Edward Said, Orientalism; Cemil Meriç, Bu Ülke; modern Türkiye’nin jeostratejik konumu — İlber Ortaylı, Türkiye’nin Yakın Tarihi; Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi.
  • Mü’mine Düşmanlık ve İslâmî Sınıflar (Kâfir-Münâfık-Mürted): «innallâhe lâ yuhibbu’l-kâfirîne» (Âl-i İmrân 3/32); «inne’l-münâfikîne fi’d-derki’l-esfeli mine’n-nâr» (Nisâ 4/145); «irtidâd» — Bakara 2/217; Mâide 5/54; Âl-i İmrân 3/86-91; mürted hükmü — Buhârî, Cihâd 149; Müslim, Kasâme 6 (1676); İbn Kudâme, el-Muğnî 12/264; modern ittikâl-irtidâd tartışması — Vahbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku.
  • Tâm Sünnet’e İttibâ ve Kıytırık Olmayan Bağlılık: «kullü ümmetî yedhulûne’l-cenneh illâ men ebâ» (Tüm ümmetim cennete girer, ancak kim çekinir/imtinâ ederse) — Buhârî, İ’tisâm 2 (7280); «men etâ’anî dahale’l-cenneh ve men asânî fe-kad ebâ» — Buhârî, İ’tisâm 2; tâm sünnet-i seniyye (sünnet-i müekkide ve gayri müekkide) — Şâtıbî, el-Muvâfakât; «her sünnet bir kapı» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; sünnet’e bağlılığın bedeli — Şuârâ 26/152; Bakara 2/216.
  • Karabaş İrşâd Mîrâsının Kıyâmete Kadar Sürmesi: «lâ tezalu tâ’ifetün min ümmetî zâhirîne ale’l-hak hattâ ye’tiye’llâh» (Ümmetimden bir tâife hak üzere zâhir olmaya devam edecek, kıyâmete kadar) — Buhârî, İ’tisâm 10 (7311); Müslim, İmâra 174-175 (1920); silsile-i sâhibetü’r-râbıta — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; «kıyâmete kadar sürecek» — Mâlik, Muvattâ, Kader 3 (Hz. Peygamber’in iki şey emâneti); Karabaş silsilesinde devamlılık — İrşâd Dergisi hâtırâtı.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Râbıta. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı