Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #27 — 25. Nasîhat: Hadîs İnkârı, Tevhîd Yerleşmesi ve Kâdirî-Nakşibendî Zikr-i Hafî

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #27 — 25. Nasîhat: Hadîs İnkârı, Tevhîd…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


25. Nasîhat: Geçen Sene Sohbet Hatırası ve Kış Döneminde Nasîhat Geleneği

Âmîn. 25. nasihata gelmişiz. Kendimizce geçen sene sohbet sıraladık. böyle konusu belli değildi. Ama aynı böyle o minval üzerine inşâallâh böyle kış döneme gelince sağlığımız müsaade olduğu müddetçe böyle nasihatlere devam edeceğiz. Bu akşamki sohbet konumuz Tâhâ âyet 124. Eûzu billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillahirrahmanirrahîm. اَعْمَا وَقَدْ كُلْتُ بَصِيرًا صدق الله العظيم… Tâhâ âyet 124-125. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz ki onun için meşakkatli, zor bir hayat vardır. Kıyamet günü de biz onu kör olarak haşredeceğiz. O zaman o kimse, Rabbim, niçin beni kör olarak haşrettin? Oysa ben dünyada görüyordum, der. Malum, zikir denilince çok geniş bir daire. Kur’ân-ı Kerim de bir zikir.

Zikrullah Hakkında

Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de bir zikir. Sünnet-i Seniyyesi de zikir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, cihâd etmek, iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek de zikir. İyilikleri öğrenmek, kötülüklere de düşmemek için öğrenmek, zikir, ilim öğrenmek, zikir, dua etmek, zikir, Allâh yolunda bir şeyler yapmak, zikir. Bu çok geniş bir daire. Şimdi bu geniş daireyi bir kısmı daraltmış, zikretmek deyince sadece eline tespih alıp onu zikretmek olarak algılamış. Kimisi de eline tespih alıp zikretmeyi uygun görmemiş, onu nehyetmiş. Böyle bir şey yok demiş. Sadece fikir üretmek zikirdir demiş. Hâlâ da diyenler var bunu. Veli asıl kelam, zikir zikirdir ama bu manada.

Tabi Âyet-i Kerîme’de sabah akşam beni zikredin. Başka bir Âyet-i Kerîme’de beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. O zaman zikir böyle sadece elini tespih alıp zikretmek bu manada da dar dairede de algılanacak bir olgu değil. O zaman zikir dediğimizde geniş bir çerçeveden bakınca din komple baştan sona zikir. Çünkü İslam olmak için kelime-i şahadet getireceğiniz eşedü en lâ elâhe illallah ve eşedü enne Muhammeden abdühü ve resûlü. Diyorsunuz kelime-i şahadette zikir ve kelime-i şahadeti getirirken Allâh’tan başka ilah olmadığına Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde onun kulu ve resûlü olduğunu dile getiriyorsunuz. Bu komple dini içine alıyor bu da bu zikir. Tabi ehl-i sufi zaman zaman bunu böyle toplu zikirler veya o kimsenin günlük virdi olarak dar dairede almış.

Ama bunu bazı toplumsal baskılardan ama siyasi baskılardan ama sistemsel baskılardan bunu böyle de algılayanlar olmuş. Veya da böyle anlatanlar olmuş. Sonuç itibariyle zikir hatırlamak. Hatırlamak devamlı aslında işin özü o. Zikir hatırlamak. Bir şey devamlı hatırda tutmak. Bir şey devamlı kalbinde tutmak, aklında tutmak, dilinde tutmak, elinde ayağında uzuvlarında tutmak. Öyle olunca o zaman kim benim zikrimden yüz çevirirse dediğimizde dinin tamamı da bunun içerisine girer. Kur’ân’dan yüz çevirmek de bunun içerisine girer. Hazret-i Muhammed Mustafa’dan yüz çevirmek de bunun içine girer. O zaman size iki şey bıraktım kim bunlara sımsık yapışırsa hidayete ulaşır birisi. Cenâb-ı Hak’ın Kur’ân’ı diğeri de benim sünnet-i seniyye.

Yine ben size iki şey bıraktım kim bunlara sımsık yapışırsa hidayete uğrar, ulaşır. Bunun birisi Kur’ân diğeri de Ehlibeyt’imdir der. O zaman bu manada Kur’ân, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin sünneti ve Ehlibeyt’in yolu. O zaman bu üç miras gibi veyahut da üç tane bize intikal eden dinin kaidelerini bize anlatan üç esas. O zaman kim bunları da yüz çevirirse o da zikrullâh’tan ne yapmış oldu? Yüz çevirmiş oldu. Bütün zikirle alakalı bütün her şeyden yüz çevirmiş oldu. Normalde aslında bu biraz da böyle bir kimse La ilâhe illallah Muhammeden Resûlullâh demiş böyle bir hidayete ulaşmış. Sonradan o hidayet yolundan geri dönmüş. vardır ya zaman zaman ben de hafızdım ama şöyle oldum ben de imam hatipte okudum böyle oldum.

Ben de ilahiyet mezunuyduğum ilahiyet okudum böyle oldum gibi veyahut da belli bir ilim noktasına gelmemiş aslında. Bir iki kelime öğrenmiş bir iki okumuş sonra da dinden ertidat etmiş geri dönmüş. O zaman normalde bu insanlar Kur’ân-ı Kerîm’den yüz çevirirlerse Kur’ân’dan yüz çevirmek hükümleriyle alakalı. zaman zaman bu zamanda Kur’ân’ın ahkamıyla idare edilmesi mümkün değil. Kur’ân’ın hukukuyla hukuklanmamız mümkün değil. Veyahut da 1400 yıl önce o doğruydı şimdi doğru değil. Bu sözleri duyuyorsunuz ya bunlar yüz çevirmiş oluyor. Yüz çevirince karanlığa doğru yolaşıyor. Veyahut da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîslerini sünneti seneyesini reddedenler var alay edenler var.

Şimdi bu zamanda onun hadîsleri geçerli değil hadislerin hiçbirisi de sahi değil. Veyahut da sahih hadîs yok hiçbirine duyulmaz. Veyahut da biz Kur’ân’a bakarız biz başka bir şey tanımayız. sünnet seneye de tanımıyor. Veyahut da yeni yeni bunlar türedi büyüdü bunlar gelişti semirdi 20-25 yıldan beri. Hadis-i inkarcıları mezhep inkarcıları bunlar baya baya gelişti bunlar. Artık bunlar böyle her tarafta boy gösterir oldu cesaretli bir şekilde bunu savunuyorlar. Bunların hepsi de ne olmuş oluyor? Yüz çevirmiş oluyor.


Hadîs Reddi: Sünnet’i İnkârın Hz. Peygamber’e Yüz Çevirme Mahiyeti — Modernist Tahrîf Eleştirisi

Yani sen bir hadîsleri reddettin, yüz çevirdin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlerinden veyahut da bir sünnet seneyi kerih gördün, küçük gördün, tepeden baktın. Yüz çevirmiş olduğun sünnet seneye veyahut da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yapmış olduğu bir eylemi kınadın, yanlış gördün, eksik gördün, yüz çevirdin ondan. Bakın, o zikir böyle geniş bir çerçeve. O zaman o geniş çerçeveden herhangi bir şeye yüz çevirdin, bir şeyi reddettin, o zaman ne olmuş oluyor? Kim zikrimden yüz çevirirse, Allâh’ın zikrinden yüz çevirdi. Bunu normalde sufilik dairesinde bakacak olursanız, o kimse derse almış, zikrullâh’a gelmiş, zikrullâh’ı bırakmış, terk etmiş, gitmiş.

Veyahut da bir müddet sonra alay etmeye başlamış, veyahut da kerih görmeye başlamış, eksik görmeye başlamış, veyahut da, ya bu aksi bunlar kafeyi yemiş, kafeyi uçurmuş bunlar. İslam’da böyle bir şey yok, böyle zikir mi var filan, yüz çeviriyor. Veyahut da normalde bir yol var söz konusu Kur’ân sünnet tarihisinde, yürünüyor. Kur’ân ve sünneti yaşayacağız, yaşatacağız diye uğraşıyoruz. Adam bir müddet sonra yoruluyor, ben yoruldum da demiyor, yüz çeviriyor. Bir daha alay etmeye kalkıyor, kerih görmeye çalışıyor. Bundan ne oluyor? Yüz çeviriyor. Tabii bu yüz çevirince ilk hareket kuldan yüz çevirmek. E yüz çevirince arkası geliyor. kim Allâh’ı unutursa Allâh da ona unutur. Kim Allâh’ı sırtını çevirirse Allâh da ona sırtını çevirir.

Sen Allâh’a dua edersen Allâh senin duanı kabul eder. Sen Allâh’ı zikredersen Allâh da seni zikreder. Sen Allâh’ı unutursan O da sana sırtını döner. biz böyle bir Allâh algısı bizde yok. sen küstahlık yaparsan Allâh’a küstahlık yapmış olursun. Ve Âyet-i Kerîme dedi, meşakkatli zor bir hayat vardır. Artık o yüz çevirdi ya, yüz çevirince onun için meşakkatli zor bir hayat var. O belki de dünyayı tercih etti, dünyalığı rahatmış gibi geldi. Ama meşakkatli zor bir hayat var. Bu sadece dünyalık olarak değil, kalbi mekanizma olarak zor bir hayat var. Çünkü Allâh’ın zikri kalbe dokunur. Allâh’ın zikri akla dokunur. Allâh’ın zikri ruha dokunur. Allâh’ın zikri sırra dokunur. Şimdi kalbe dokunur, ruha dokunur, sırra dokunur.

Sırra dokunur, ruha dokunur. Ve zahir olarak da vücuda dokunur Allâh’ın zikri. Normalde o kimse Allâh’ı zikrederse vücudiy olarak da selamet bulur. O kimse Allâh’ı zikrederse kalbi olarak da selamet bulur. Ama zikrullahı sırt dönerse o zaman vücudu onun felaha kavuşmaz, sıhhatta kavuşmaz. En önemlisi kalbi de sıhhatli olmaz. Kalbi de felaha kavuşmaz ki en sıkıntılı nokta burası zaten. Çünkü kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur. O zaman o kimse zikrullahı sırtını dönerse, zikrullahı bırakırsa, zikrullahdan yüz çevirirse kalbi onun mutmain olmayacak. Zikrullahdan yüz çevirdi daha önce Allâh’ı zikrediyordu. Allâh’ı zikredince Allâh da onu zikrediyordu. O da bu sefer Allâh da onu zikrediyordu.

Bu kalbi sıkıntı ile kalmadı. Ya onun sır noktasında da sıkıntı başladı. Çünkü onun kendi iç alemindeki sır dairesi Allâh’ın zikrini aşınaydı. Bu orada kalmadı. O kimse ruh noktasında da farkında olmadan ruhu Allâh’ı zikrediyordu. Farkında değildi. Bunu bilmiyordu. Buna aşına değildi. Hatta sırına da aşına değildi. Hatta kalbine bile aşına değildi o. kalbinin Allâh’ı zikrederken mutmain olduğu, rahatladığı, kalbinin bu noktada sırlara açıldığı, manevi âleme doğru yol aldığının kendisi de farkında değildi. Çünkü dervişlerin büyük bir çoğunu bunun farkında değildir. seyri sülukun içindedir. Derviş bunun farkında değildir. Oturur, zikrullâh yapar. Ne yapar? La ilâhe illallah çekiyor. la ilâhe illallah.

Bir anda olsa Allâh onun kalbine böyle çıptak diye bir ilahi damla damlatır ona. Onun farkına varır ama farkına varmaz. Kalp bu noktada mutmain olur, rahatlar. Böyle bir kendince bir tabiri caizse üzerinde bir sekine iner. Bu kalbidir bu. Ama normalde zikrullahdan yüz çevirdi, yüz çevirince onun kalbi de kararır. Kalbi katılaşır. Kalbi katılaşınca kırıp dökmeye başlar. Kalbi katılaşınca yapmayacak olduğu hataları yapmaya başlar. Kalbi katılaşınca, kalbi kararınca gördüğünü görmez olur. Kalbi kararınca iyice nefsine uyar. O nefsine uymayı da kendine hak görür. Kalbi kararınca kibirlenir. Kibirlenmeyi de kendine hak görür. Kalbi kararınca günahları küçük görmeye başlar. Kalbi kararınca şöyle der.

Herkes bu günahı işliyor zaten. Kalbi kararınca namaz kılmak istemez. Kalbi kararınca oruç tutmak istemez. Kalbi kararınca buraya zikrullâh alakasına gelmek istemez. Çünkü onun kalbi artık o zikrullahdan yüz çevirdiğinden dolayı yavaş yavaş karanlığa doğru gidiyor. Yavaş yavaş onun kalbi normalde müşrikliğe doğru gidiyor. Kalbi münafıklığa doğru gidiyor. Kalbi fasıklığa doğru gidiyor. Biraz daha yürürse kâfirliğe doğru yürüyecek zaten. o yürürse orada kâfirliğe doğru yürüyecek. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde o zaman o kimse kendince karanlığını seçti. Kendince o karanlık yolda yürüyor. Kendince kalbini karartıyor. Kendince kendi yürüyüşüyle ne yaptı? Zikrullâh’a yüz çevirdi. Yüz çevirince artık o sadece bir yerde kalmıyor.

O kartopu gibi onda başlıyor büyümeye. Bir bakıyorsunuz ki o kimse çok farklı bir noktaya gitmiş. Kadın erkek hiç önemli değil. Bakın bir bakıyorsunuz çok farklı bir noktaya gitmiş. Önceden kendince belli bir takvası vardı. Örneğin erkek burası içki satıyor. Ben burada yemek yemeyeyim. Ya burada ne hoş işler var. Ben burada bir kahve bile içmeyeyim. Ya burası evet kafeterya gibi görünüyor ama burası Kur’ân sünnet sistemine uygun değil. Burası kapitalist sistemin bir yeri olmuş. Önceden bunlara dikkat ediyor. Zikrullâh’ı var çünkü. Zikrullâh’ı olunca kendince kendini disiplin ediyor. Onun içindeki kalbindeki takvâ duygusu Allâh sevgisi, Allâh muhabbeti, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sevgisi öne çıkıyor onun.

Üstadının sevgisi öne çıkıyor. Peygamber sağ olsaydı böyle bir düğün yapar mıydı? Yapmazdı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sağ olsaydı bu kafeye girer miydi? Girmezdi.


Hz. Peygamber’in Süt-Şarap Tercihi (Mîrâc) ve Sahâbe-i Kirâmın Edebi

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sağ olsaydı bu alışveriş merkezine girer miydi? Girmezdi. Peygamber sağ olsaydı bunu yapar mıydı? Yapmazdı. Peygamber sağ olsaydı bunu eder miydi? Etmezdi. Bunu yer miydi? Yemezdi. Bunu içer miydi? İçmezdi. Önceden böyle düşünüyordu ama bu terazi kaçmaya başladı. Neden? Çünkü o zikrullahdan yüz çevirmeye başladı. Kadınlarda da erkeklerde de. Aa önceden tesettüre riayet ediyordu. Aman vücut hatların belli olmasın haram. Aa vücut hatları belli olmaya başladı. Daralmaya başladı kıyafetler. Önceden biraz daha kalındı, içi görünmüyordu. Biraz daha şimdi inceldi. İçi de görünüyor. Aa bir bakıyorsunuz daha farklı bir şey çıkmış ortaya. Aa bir daha bakıyorsunuz daracık bir pantolon olmuş.

Üzerinde daracık bir bluz olmuş. Üzerinde o da içi görünüyor. Vücut hatları belli içi görünüyor. Tesettür demek için 100 bin kişinin şahit olması lazım. Neden? Zikrullahdan çünkü yüz çevirmeye başladı. harama helala önceden dikkat ediyordu. Harama helala da dikkat etmiyor. Zikrullahdan yüz çevirdi çünkü. Artık bazı haramları kadın erkek değişmiyor. Rahat işlemeye başlıyor. Tamam ya doğru. Müslümanların da hakkı yok mu yani? Gidelim denizde biraz çipil diyelim. Allâh Allâh. E orada Mayobikini ne yapalım? Öyle hafta ne o? Yılda bir haftada öyle olsun bizim. Aa bir haftalık Allâh’ın hukuku askıya alındı. Öyle mi? Bir haftalık hukuk askıya alındı. Tamam ya bir haftalığına gidelim biz. Her türlü melaneti işleyelim.

Neden? Zikrullâh’a yüz çevirdi. Bakın haram helal çizgisine de dikkat etmeyen zikrullâh’a yüz çevirdi. zikrullâh’a yüz çevirmek sadece buradaki zikrullâh’a yüz çevirmek değil. sen Allâh’ın koymuş olduğu hukukun dışına çıktın. Allâh sana bir çizgi çizdi. Dedi ki bu çizgiden yürüyeceksin. Sen o çizgiyi terk ettin. O çizgiyi terk ediyorsun. Veyahut da terk etmiş bir kimse, sen göre göre göz göre göre onun peşine takılıp gidiyorsun. Göz göre göre onun peşine takılıp gidiyorsun. Göz göre göre sen de o çizgiyi terk ediyorsun. Nereye gidiyoruz? yaz dönemi denize gidiyoruz. Ay hayırdır? Bizim hanım aşamalarla giriyor. Sen? E ben de aşamayla giriyorum. Oğlum çıplakları görmüyor musun dedim? Böyle baktı şimdi.

Dedim oradaki çıplak kadınları görmüyor musun? Ses yok. İyi. E şimdi de normalde adamların hepsi de aşamalı mı? Değil. Bilmiyorum benim gençimde silip, ondan sonra mayoyla gelen erkekler vardı. Silip, paçalı maçalı değil. Bilmiyorum şimdi. Vardır. E dedim adamlar silip mayoyla geliyor. Senin eşin onları görmüyor mu? Bu kaldı ben böyle deyince. Oğlum eşini kıskanmıcan mı? Tabi bu baya oluyor. Onun hafif bir göbeği var. Sen de hafif bir göbek var. Eşinle beraber gittin. Adam orada fit, kaslı geldi. Hanımın dese ki, benimkine bak göbek bırakmış. Adamın adama bak fit, kaslı. Ne erkek. Bu renkler renge giriyor. Sen diyorsun ki dedim, benim hanımım düşünmez böyle. Değil mi dedim ben? E evet dedi. Oğlum şeytanın işimi mi bu?

Evet dedi. Oğlum şeytanın işimi yok dedim. Şeytanın işimi yok. Plaja giden evliya olsa bozulur dedim. Şeytan cirit atıyor orada. Şimdi o zikrullahdan yüz çevirmek geniş bir alan. Öyle olunca bakın herhangi bir noktada bir kimse zikrullahdan yüz çevirince kalbi kararmaya başlıyor. Kalbi kararıyor. Bu sadece virt çekmek değil kıymetli kardeşler. Bu geniş bir daire. Bu geniş bir daire. O zaman sen haramla iştigal ettiğin anda senin kalbin kararmaya başlıyor. Senin kalbin perdelenmeye başlıyor. Kalp perdeleniyor. Unutuyorsun Allâh’ı çünkü. Allâh’ı unutunca da kalp perdelendi. Ve takvâ çizgisinden uzaklaşmaya başladın. Takva çizgisinden uzaklaşıyorsun. haram rahat geliyor sana. Haram rahat geliyor.

Haram en büyüğü de bu. Küfre düşer dediğim şey o. Artık haramı küçük görüyor. O zaman küfre düşüyor. Bir kısmı haramı haram görmüyor. Oradan küfre düşüyor. Allâh muhâfaza eylesin. Öyle olunca normalde insanlar artık hakkı görmez oluyor. İnsanlar artık Allâh’ı görüyormuşçasına ibadet etmez oluyor. Ve böyle olunca o bir müddet sonra yapmış oldu, çekmiş oldu tevhidide bırakıyor. Namazı da bırakıyor. Orucu da bırakıyor. Zikrullahı da bırakıyor. Bırakıyor her şeyi. Artık o kalbi karardı onun. Artık o karanlığa doğru yol aldı. Allâh muhâfaza eylesin. Belki de dünya için bıraktı. Kadın için bıraktı. Erkek için bıraktı. Veyahut da bırakın ben ölesini de duydum. Mustafa kardeş, beni bırak. Ben bir dünyalı mı, bir düzelteyim.

Ondan sonra gelir derviş olurum ben. Aa öyle mi düşünüyorsun? Evet Allâh yolunu açık etsin. İşin gücün az gelsin. 30 yıl geçti. Daha dünyalı düzelmedi, gelmedi de. 30 yıl geçti. Dünyalı da düzelmedi, gelmedi de. böyle elleri vardır etrafınızda. Bana paradan haber ver. Bunları hep duydum mu? Gel kardeş Allâh’ı zikredelim, şunu yapalım, bunu yapalım. Para var mı orada? Kardeş bizde para, pul yok. Böyle bir şey de yok. Para varsa gelirim Mustafa kardeş. Para yoksa beni davet etmem. Peki sen bilirsin. Bizde zikir var, muhabbet var, sohbet var. Allâh’ı arzu edersen buyur gel. Para yoksa ben gelmem tamam. Hala da gelmiyor tabi o. Para yok ya. Bir ara denk geldi. Bu da bursa da olan bir şey. Parayı bulabildin mi dedim.

Böyle baktı. Ya unutmadın mı ya dedi. E dedim ben unutanlardan değilim. Dedim bulabildin mi parayı? Ondan sonra böyle yaptı. Bulsan da bulamazsın zaten dedim. Neden dedi? Gelmeyeceksen gelmeyecektin dedim. Böyle laf konuşmayacaktın dedim. Böyle kaldı. Bulamayacaksın dedim. Bulamayacaksın. Çünkü küstahlık yaptın dedim. Kibirlilik yaptın dedim. Küçümseydin dedim. Zikri ve zikrullâh halakasını küçümseydin. Bulamayacaksın dedim. Geçen birkaç yıl olmuş gelmiş. Ben senin duanı almaya geldim. Hayırdır dedim. Ben nereye dönsem dedi. İşim rast gitmiyor dedi. Penlik bir şey değil kardeş dedim. Ben seni Allâh’ın zikrine çağırdım. Allâh’ın halakasına çağırdım. Senin paran, pulun, makamın, mevkin, evin, barkın beni ilgilendirmiyor.

Bizi ilgilendirmiyor. Malın, mülkün beni ilgilendirmiyor. Paran, pulun beni ilgilendirmiyor. Ben seni Allâh’ın zikrine çağırdım. Sen bana dua etmeyecek misin şimdi?


«Eşhedü en Lâ İlâhe İllâllâh» Şehâdetinin Mâhiyeti — Tasavvufî Edep ve İnsanın Duâsı

Dedim neyine dua edeyim? Böyle durdu. اَشَدُ وَانْ لَاِلٰهِ لَلَوَ اَشْهَدَنَّ مُحَمَّدًا اَبْدُهُ وَرَسُولُهُ Diyor musun? Tabi diyorum dedi. Ben açtım elimi şimdi. Ya Rabbi bu karşımda duran kardeşi iman üzerine yaşama nasip eyle. Namazlarını dost doğru kıldır. Oruçlarını dost doğru tuttur. Hayırlı rızık nasip eyle. Hayırlı hayat nasip eyle. Her şeyin ona hayırlısını ver. Ona zikrullâh sevgisi ver. Ona Allâh sevgisi ver. Ona Muhammed sevgisi ver. Ona evliya veli sevgisi ver. Âmîn dedim ben. Bu şimdi amin dedi. Bana dedi dünyalık dua etmedin. Çık git lan şuradan dedim. Çık git şuradan dedim. Bir daha gelme benim yanıma dedim. Bu durdu şimdi bu. Bir daha gelme bir lafta konuşma. Seninle görüşmek istemiyorum dedim.

Gitti. Gitti. Şimdi kalbi kararmış. namaz kılmakta gözü yok. Oruç tutmakta gözü yok. O dünyalık istiyor. Gözünü dünya bürmüş. Bir kimsenin dünya bürüdüyse onun kalbi kararmıştır. Bak onun kalbi kararmıştır. Onun kalbi yumuşamaz. Çünkü gözünü dünya bürmüş. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden o kimse tövbe edecek. Kalbini bu noktada temizleyecek. Namaza abdestle oruçta devam edecek. Zikir bu. Şimdi de geldik. Bizim yaptığımız zikrullaha. Evet buradan geri dönüşte insanın kalbini karartır. Gözünü körleştirir. Bir kimse bir virt almış. O virt de devam edecek. O virt de devam edecek. O zikrullâh lakasına devam edecek. Bir el tutmuş. Ona devam edecek. Bir üstad bulmuş, bir mürşid-i kâmil bulmuş. Ona devam edecek.

Oradan geri dönüşü ancak üstad mürşid-i kâmil değilse kesin elinde hüccet var ise o kimse oradan dönmeli. Bu şart. O kimse mürşid-i kâmil değil. O kimse Kur’ân ve Sünnet’i aktarmıyor. O kimse icazetli bir şey değil. İcazetli olmamışlığıyla beraber Kur’ân ve Sünnet’i de insanlara tavsiye etmiyor. Yolun adabı Erkan’a da yok. Oradan o kimse geri dönecek. Oradan onun geri dönmesi farz. Bakın oradan geri dönmesi farz. Ama yok Kur’ân ve Sünnet tarihisinde anlatıyor. İnsanlardan geçinmiyor. Bugünkü yana yana bir şey yapmıyor. Ama yok Kur’ân ve Sünnet tarihisinde anlatıyor. İnsanlardan geçinmiyor. Bugünkü şartları söylüyorum. Yolun adabına Erkan’lar ziyaret ediyor. Asbel kadar üstadı var. Üstadı da onun şehrini ilan etmiş. icazeti var.

Şu su var, bu su var. Teknik olarak lazım olanlar var. Kur’ân ve Sünnet’in önemlisi. Kur’ân ve Sünnet tarihisinde eksik bir şey mi aktarıyor? Hayır. Kur’ân ve Sünnet tarihisinde genel olarak uyuyor mu? O kimse oradan geri dönmeyecek. Geri döndü o zaman kalbi mühürlenenlerden olacak. O da körlerden olacak. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden Normandiz zikir bu manada insanı kemalata ulaştıran, insanı seyri sülükte yürüten en önemli ibadetlerden birisidir. Bizim yolumuz bu manada Allâh’ı sevme, Resulünü sevme ve zikrin üzerine kuruludur. O kimse Ayet-i Kerim’deki sabah akşam Rabbini zikret. Ayet-i Kerim’si mucibince ne yapacak? Devamlı Allâh’ı zikretmeye gayret edecek ve o zikrullâh ile o kimsenin kalbine Cenâb-ı Hak’ın sır aleminden sırlar inecek.

Cenâb-ı Hak onun kalbine ilham indirecek. O zikrullâh ile seyri sülükte yürürse onun kalbi mutmain olacak. O yolda kemal-i harip olgunlaşmaya çalışacak ve o zikrullâh onun ahlakını güzelleştirecek, zikrullâh onun ibadetini güzelleştirecek, zikrullâh onun yürüyüşünü değiştirecek, yürüyüşünü güzelleştirecek, zikrullâh onun aklını değiştirecek, kalbini değiştirecek, bakışını değiştirecek, yürüyüşünü değiştirecek, zikrullâh onun düşünce sistemini değiştirecek. Ama ne ile? O doğru zikrullâh ile ve o kimse hem insanlar nezdinde saygılı olacak hem de kendi nezdinde kendisine saygılı olacak. Çünkü zikrullâh onun üzerinde bir nur oluşturacak. Onun üzerinde bir nur oluşturunca insanlar ona gıpta ile bakacak, insanlar ona hayran hayran bakacak, insanlara söylediği de tesirli olacak.

Ama zikrullâh yok ise onun dilinde tesir, gözünde tesir, kulağında tesir, kalbinde tesir, vücudunda tesir olmayacak. Neden? Çünkü o zikrullahdan uzak. Çünkü o öyle zikrullâh yapmıyor. Ama zikrullâh devam ederse o zaman o kimse ne yapacak? Bu yolda kendisini sabitleyecek, bu yolda sağlam duracak. O zaman hevâ-hevs onu vurmayacak, nefis onu vurmayacak, şeytan onu vurmayacak, haramlar ona vurmayacak. Bu manada iyi bir mücadeleci kimse olacak. Zikrullâh onu bu noktada sabit tutacak, sağlam tutacak. Zikrullahı yok. Zikrullahı yoksa üfledime gidecek o. Bir rüzgar esninde dalacak gidecek. Bir imtihan gelecek dalacak gidecek. Bir kadına merhaba diyecek dalacak gidecek. Neden? Zikrullahı yok çünkü. Zikrullahı yok.

Birisi gelecek ona buradan köşeye döneriz diyecek. Haram helal bakmayacak, oradan köşeye döneceğim derken batacak. Zikrullahı yok çünkü. Zikrullahı yok. Kadına baktığında helal kadını ona tatlı görünmeyecek. Erkeğe bakacak kadın o erkek ona helal erkeğe ona tatlı gelmeyecek. Gözü haramlara gidecek. Neden? Zikrullâh yok. O zikrullâh onu muhafaza etmiyor. Zikrullâh onu korumuyor Allâh’ın izniyle. Zikrullâh’tan yüz çevirdi. Zikrullâh’tan yüz çevirince onun kalbi kararmaya başladı. Allâh muhâfaza eylesin. Kısacık notlar. Zikir yapılış şekillerine göre değişik kısımlar ayırmışlar. Büyükler. Duyarsınız bunları diye böyle not aldım. Bunları oradan buradan bir yerlerden okursunuz, duyarsınız. Bu anlamda sessiz yapılan zikrullâh’a cehri zikrullâh denir.

Bizim yaptığımız veyahut da bir kimse evinde kendisinin duyacağı kadar zikrullâh yapsa bu hafizikirdir. Bakın hafizikir. onu da yanlış tanımlıyorlar. bir kimse kendi duyacağı kadar yapmış olduğu zikrullâh hafizikirdir. Ama hiç ses, kelam yok. O kimse aslında kalbi zikir dediğimiz şey o zikrullâh kalbe oturmuş artık. Kalbe oturunca kalp kendi kendine zikrullâh yapmaya başlamış. O kalbi zikir gerçek mânada odur. Sessiz zikrullâh kalbi zikr, zekir değildir. Bunun da tanımlamasında fayda var. Bakın hafizikir kendisinin duyabileceği kadar o kimsenin Allâh’ı zikretmesidir. Kendisi duyabilecek kadar. Kalbi zikir dil dudak oynamaz. O kimsenin ama kalbindedir zikrullâh. O kimse oturur kalp la ilâhe illallah, bu bir müddet böyle devam eder.


Tevhîdin Kalbe Yerleşmesi (İstikrâr-ı Tevhîd) — Sürekli Zikrin Bereketi

Artık tevhid o kimsenin kalbinde oturduysa bir tevhidin nuru olur. O la ilâhe illallah, la ilâhe illallah der. O kimse sünneti seneye tabi ise bunun altını çizin. Karsısında peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin nuru oluşur. Her la ilâhe illallah muhammadan resûlullâh, la ilâhe illallah muhammadan resûlullâh. Öyle gider o. Ama ilk başlangıcı tevhid nedir? la ilâhe illallah. Bu kalp kendiliğinden bunu zikrullâh etmeye başlar. Artık öyle bir şey olur ki gümbürtü şey yapar. Ses nereden geliyor diyor bakar böyle kimse yok. Tabi onu da gece veya zikrullâh yapan veya sabaha karşı zikrullâh yapanlar bunu yakalayabilir. Ve hatta kendi başına kaldığında inşâallâh Cenâb-ı Hak her daim sizi yakalatsın.

Normalde o zikrullâh böyle gümbürtüsü sanki zannedersin ki Uludağ patlamış da volkanik bir patlama var. Öyle sesler gelmeye başlar. Tevhid öyle alır götürür seni. Bir bakmışsın farkında değilsin. Allâh yürüyor. Bu sefer orada Muhammed’un Resûlullâh kalmadı. Enteresan bir şeydir. Bunu kendi aklınla yürüyemezsin bunu. Bu kalbin işidir. Bu kalbi zikrullâh budur. Öyle oturup da kendi kendine bu kalbi zikrullâh değil. Ne kendine aldat, aldat ne başkasına aldat. Hayır. Kalbi zikrullâh zikrullahın kalbe oturmasıyla alakalıdır. Biz ona ne diyoruz? Ona biz kalbi zikrullâh diyoruz. E bunun normalde bir de ne var Oturuyor o kimse örneğin 99 esma var değil mi? 99 esma çıkıyor. Lisanî zikir. Oturuyor Le ilâhe illallah Vahdo ule şerikele lehüm veke vele huv elhamdu ve huve ala kü lüşenkadir.

Lisanî zikir bu. Kim yüz tane bunu söylersen şu olur. Eyvallâh. Lisanî zikir bu da. Bir de bir işin fikri zikri var. Bu da ne? O zaman o kimse böyle okumuş olduğu esmanın tecelliyatı kalbinde film şeridi gibi yürüyor. Bu fikri onlar ayaktayken otururken yanlarınızın yanlarının üzerlerine Allâh’ı zikrederler. Allâh’ın yarattıklarının üzerinde tefekkür ederler. Bu da ne oldu? Bu fikri zikrullâh oldu. Yarattıklarının üzerinde tefekkür etti. Allâh’ın esmasının üzerinde tefekkür etti. Esmanın tecelliyatını gördü. Tefekkür etti. Bu da ne? Bu da fikri zikir. Şimdi normalde bir de bunların şekilsellikleri var. Oturduk halakak orduk. Sünnet halakak kurmak ve burada normalde ritmik hareketler yapıyoruz.

Buna kaimen zikir demişler eskiler. Bir de normalde ritmik hareketlerle oturarak bunu da kaiden zikir demişler. Şimdi normalde bu halakakurmak da sünnet iseniye. Halakada böyle ritmik olarak sallanmak veya değişik sallanma şekilleri de sünnet iseniye. Bunlarla alakalı hadîs-i şerîfler var. Veya ayakta hafif sallanarakdan Allâh’ı zikretme. Sallanarak zikretme. Bu da normalde sünnet iseniye. Bunda da hadîs-i şerîfler var. Bunları inşâallâh bu kış böyle zaman olur sağlık müsaade ederse bunları teker teker inşâallâh işeyeceğim. Bir de toplu zikrullahlarımız var ya bizim her böyle tarikatın kendince toplu zikrullahlar olmuş. Bu toplu zikrullahlara da isimler vermişler. Öyle ya normalde örneğin Mevlevilerin zikri sema olmuş.

Semada cehri Allâh’ı zikretmişler. Onların zikri şerifi de bu olmuş. Sema etmişler ve sema da cehri zikrullâh yapmışlar. Hem sema zennler etmiş hem dışardakinler etmiş. Cehri zikrullâh Mevlevilerde. bir Mevlevi diliyle Mevlevi ayin-i şerifinde zikrullâh cehridir. Hafi değildir. Semazenler cehri zikrullâh yaparlar. Mıtrıp o cehri zikrullahın manasına uygun ilahiler söyler. Ve semada nefis meraatiplerinin zikrullahı olur. Ya da sadece semada Allâh lafz-ı celal söylenir. Bu Mevlevilerin zikridir. Bir de kim var? Nakşibendilerin var. Nakşibendîler otururlar. Onların halaka kurarlar. Onlar da kendi zikir yapış şekillerine hatme hacegan demişler. Kısaca hatme yapıyorlar. Onlar öyle diyorlar. Hatme hacegan.

E halvetilerin zikri var. Halvetiler biliyorsunuz nakşibendi, kadri nakşibendidir. Halveti kulu. Onlar da ne yapmışlar? Onlardır dar bir esma demişler. Onlar da normalde cehri yaparlar çünkü Kâdirî-Nakşî’dir.


Kâdirî-Nakşibendî Geleneği ve Zikr-i Hafî Tatbîki — Karabaş Silsile Kolu

Tek nakşibendiyse onlar zikrullâh-ı hafî yaparlar. Bakın kalbi değil, hafi. kendi duyacakları kadar Allâh’ı zikrederler. Allâh esması Allâh. Böyle zikrullâh ederler. bu bu fakirde hatme yaptırma müsaadesi var. Ödemişte de sabah namazlarında hatme yaptırırdım orada. Nazille Ali Efendi’nin orada halifesi ve dervişleri vardı. Öyle şey değildi hatme. Sessiz değildi yani. Her sabah namazında camide toplanıyorlardı. Hepsi de yaşlıydı. Orada mesela hatme hacegan yaptırırdım. Allâh versin. Böyle kibirlenmek gibi değil. Herkes kendi duyacağı kadar esmaları söylerdi. Hatme hacegan öyle olur. Normalde rüfallerin zikri var. Zikri kıyamı. Rüfaller normalde hiç yerde oturartan Allâh’ı zikretmezler. Bağışlamaları yaparlar.

Esmaları okurlar. Ayağa kalkarlar. Onların normalde kıyam zikridir zikirleri. Rüfallerin zikri kıyam zikridir. oturartan normalde tevhid de Allâh ismasıydı çekmezler. Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin. Bağışlamaları yaptırır. salavatı çektirir. Hemen şey tevhid okutur. Ayağa kaldırırdı. Eğer durum müsaitse veya zikrullâh kısa olmayacaksa. Kısa olacaksa oturduğu yerde de yaptırırdı Şeyh Efendi. Ama normalde rüfaller kıyam zikri yaparlar. O ayakta. Normalde kaderlerin zikri de devran zikridir. Onlar burada yer müsait değil. Yoksa halaka kurulur. Halaka devran yapar kaderiler. normalde biz bazen ön halakayı yaptırıyoruz burada çıkarıyoruz ya. Bütün halakalar devran yapar kaderilerde. Hatta kaderiler de rüfaller de bunun ardından devranın arkasından veya kıyamın arkasından bedev-i topu derler eskiler.

Veya bedev-i zikrullâh yaparlar ki o bazen topluyoruz ya hepsini bir yere. O hepsi bir yere toplanınca ortada da üstad olur. Bazıları üstadın üzerine ellerini uzatırlar. Bazıları uzatmazlar. Ortada üstad olur hatta kimileri birbirlerinin üzerine ellerini koyarlar. Ona bedev-i zikri denir. Veya bedev-i topu denir ona. Böyle top gibi hepsi de bir yere toplanır. Halaka ortada normalde gül gibi ondan sonra bir en küçük halaka. Onun etrafında Şeyh Efendi’nin halifeleri olur. Kaç halifesi varsa. ardından onun nakibinin kabalları. Nakipler, zakirler, çavuşlar öyle o böyle top top nasıl söyleyeyim gül yaprağı gibi hepsi de birbirinin üzerindedir. Bazen üst üste böyle ellerini koyarlar veya kol kola girerler.

Ondan ne yapıyor? O da bedev-i zikri olmuş oluyor. Bir de zikri erre derler. YSV’lerin zikredir o da. Bu da kaybolmuş kültürlerden birisi. İnşallah Cenâb-ı Hak bir gün onu da bize göstermeye nasip eder. Haklarınızı helal edin. Bizden da helal olsun. Geceniz mübarek olsun. Üç İhlâs bir Fâtiha-i Şerîfe. Bu da bir Fâtiha-i Şerîfe. Fâtiha-i Şerîfe Âmîn Ya Rabbi hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber Efendimizin ruhlarına Cihariyari Güzin Efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osman-ı Zinnureyn Ali El-Murtaza Radıyallahu An Hazretlerinin ruhlarına Aşere-i Mübeşşere’nin evladı Resûlullâh, zevce-i Resûlullâh İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin 72 Şehedanın Şehid-i Kerbelanın bütün Şehedanın tüm ashabı Resûlullâh Hazretlerinin ruhlarına İmam-ı Azam Ebu Hanife İmam-ı Şafi, İmam Malik İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep İmamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye edik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi haberdar eyle ya Rabbi ve ziyâretlerini, himmetlerini, şefâatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi


Kaynakça ve Referanslar

  • Sünnet İnkârı ve Hadîs Reddi: Hadîs reddetmenin Hz. Peygamber’e yüz çevirme olduğu — Şâtıbî, el-İ’tisâm 1/158-167; Şâfiî, er-Risâle §82-93; «men etâ’a’r-Resûle fe-kad etâ’allâh» (Nisâ 4/80); modern hadîs reddiyeciliği eleştirisi — Ali Yardım, Hadîs İlmî Üzerine Notlar; M. Yaşar Kandemir, Mevzû Hadîsler; M. Hayri Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Sünnet (eleştirel okuma); modernist İslâm tahrîfi (Türkçe ibadet, sünnet reddi) — Ahmet Akgündüz, Mukâyeseli İslâm Hukûku.
  • Mîrâc’da Süt-Şarap Tercihi: Hz. Peygamber’in Mîrâc gecesinde Cebrâîl’in sunduğu süt-şarap kâselerinden sütü tercihi — Buhârî, Tefsîr (Sûre 17) 3, Eşribe 1; Müslim, Îmân 263 (168); Tirmizî, Tefsîr 17 (3132); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/107, 138; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 2/365; süt = İslâm fıtrâtı; şarap = nefsânî hevâ — İbn Kesîr, Tefsîr 5/49; Aliyyü’l-Kârî, Mırkâtü’l-Mefâtîh; Mîrâc gecesinin tarîhi (27 Receb) — Süyûtî, el-Hâvi’l-Fetâvâ; sûfîlerde Mîrâc tasvîri — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Sühreverdî, Hikmetü’l-İşrâk.
  • Şehâdet (Eşhedü en Lâ İlâhe İllâllâh) ve Tasavvufî Edep: Şehâdet kelimesinin mâhiyeti — Buhârî, Îmân 1; Müslim, Îmân 14-21 (8-22); Tirmizî, Îmân 17 (2606); şehâdetin amelî karşılığı — Şâfiî, er-Risâle; Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; «şehâdetin neticesi: kalp huzûru» — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-yakîn; sûfîlerde şehâdet ehl-i tahkîk — İbn Atâullah, el-Hikem; «duâ ehadiyetidir» — Ahmed b. Hanbel, Müsned; Necm 53/9-10 (yaklaşma).
  • İstikrâr-ı Tevhîd: Tevhîdin Kalbe Yerleşmesi: «innallâhe lâ yenzuru ilâ suverikum ve emvâliküm velâkin yenzuru ilâ kulûbiküm ve a’mâliküm» — Müslim, Birr 33 (2564); kalbin makâm-ı tevhîd hâli — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; İbn Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn 3/12-30; «makâm» ve «hâl» farkı — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-makâmât; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 234. mektûb; «zikr-i kalbî» mertebeleri — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl.
  • Kâdirî-Nakşibendî Geleneği ve Zikr-i Hafî: Kâdiriyye tarîkatı — Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî (470-561H/1077-1166M, Bağdat); el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hak; el-Fethu’r-Rabbânî; Nakşibendiyye — Şah Bahâeddîn Nakşibend (717-791H/1318-1389M, Buhârâ); Salahaddîn Said Nakşibendî, el-Hadâik el-Verdiyye; «zikr-i hafî» (gizli zikir) tatbîki — Nakşî silsilesinde — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; «zikr-i cehrî» (sesli zikir) Kâdirî tatbîki; Karabaş silsilesi (Kâdirî-Nakşî halita) — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar Efendi → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
  • Mustafa Özbağ Efendi Geleneği ve Sünnî Tasavvuf: Mustafa Özbağ Efendi (Şâbân-ı Velî kolu) — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Tasavvuf usûlünün Sünnet-i Seniyye uyumu — İmâm Rabbânî, Mektûbât; Şâtıbî, el-Muvâfakât; modernist tasavvuf eleştirilerine cevâb — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı