37. Nasîhat Girişi: Cinn Sûresi 72/17 — «Kim Rabbinin Zikrinden Yüz Çevirirse Rabbi Onu Gittikçe Artan Bir Azâba Uğratır» — Yüz Çevirmenin Tarîfi
Ma’lûm zikirle alakalı âyet-i kerîmelerden her hafta gücümüz nispetince sohbet etmeye çalışıyoruz. İnşâallâh o haftada 37. nasîhat, Cinn Sûresi âyet 17. E’ûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Âmîn. Cinn Sûresi âyet 17. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır. Kim zikrullâh’tan yüz çevirirse, yüz çevirmek nedir? Zikri terk etmek, zikr halakalarını terk etmek, Allâh’ın Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’sini terk etmek, ona yüzünü dönmek, ondan geri durmak. Bu bir konuda Allâh ve Resûlün hükmü var ise, o hükümden geri durmak, ona sırtını dönmek. Ama zikr ma’lûm, birinci derecede bizi ilgilendiren konu, Allâh’ı zikretmek, Allâh’ı anmak, her dâim ama vakitli ama vakitsiz zikirlere dâim olmak.
Vakitsiz zikirler ne? Her dâim senin dilinin zikirle ıslak olması. Bunun bir vakti yok. Vakitli zikirler var, namâzla alakalı, sabah namazı, öğlen namazı, ikindi namazı, akşam ve yatsı namazı gibi. Bunlar vakitli zikirler.
Vakitli Zikirler ve Vakitsiz Zikirler — 5 Vakit Namâz, Tesbîhât, Ramazân, Zekât, Hac vs. Kur’ân Tilâveti, Dîni Öğrenmek; Kadın Hayız Hâlinde Vakitsiz Zikre Mâni
sünde Lâ İlâhe İllâ’llâh, ve vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve ‘alâ külli şey’in kadîr demek gibi. Bunlar ne? Bunlar vakitli zikirler. Ramazân geldiğinde 30 gün oruç tutmak farz, vakitli zikirler. Pazartesi, perşembe oruç tutmak sünnet, vakitli zikirler. Nisâb miktarı kadar mala malik olduysan o mal da bir yıl, sen uhtende durduysa bir yılın sonunda o malın zekatını vermek. Vakitli zikirler. parası var ise mali durumu yerindeyse veya yol bulabildiyse, ömründe hiç olması bir sefer hacca gitmek. Vakitli zikr. Bunlar aynı zamanda da İslâm’ın şartları ma’lûm ama bunlar vakitli zikr. Kur’ân-ı Kerim okumak, Kur’ân-ı Kerim kendine vir dedinmek bunlar vakitsiz zikr ama eğer kadın kısmı muayyen zamanlarında bunu yapamıyorlar.
Öbür türlü onlar da bu Kur’ân-ı Kerim okuma zikrini de her dâim yapmaya çalışacaklar veya dînini öğrenmek. Bu normalde vakitsiz zikr. O zamân normalde bir kimse Allâh’ın zikrini terk etmek demek, sûfîlere ilgilendiren konu bir üstada bir mürşid-i kâmile intisâb etmiş ama sonradan hevâ ve hevesine ilâh edilmiş, dersi bırakmış, üstadı bırakmış, zikri bırakmış ve o kimse zikrullâh’tan yüz çevirmiş. Veyahut da bir kimse namâz kılmaya başlamış namazı terk etmiş. Bu sefer namazı terk etti o kimse de ne yaptı? O da normalde zikrullâh’tan yüz çevirdi. Veyahut da hiç namâz kılmıyor, zikrullâh’tan yüz çeviriyor. Hiç oruç tutmuyor, zikrullâh’tan yüz çeviriyor. Veyahut da Kur’ân-ı Kerim’in herhangi bir âyetiyle dalga geçiyor, zikrullâh’tan yüz çeviriyor veya Kur’ân’ın bir kısmını bunlar kabul edilemez, işlenemez deyip reddediyor.
Zikrullâh’tan yüz çeviriyor. O zamân normalde bu zikrullâh’tan yüz çevirmenin karşılığı ne? Artan bir azaba düçar olması, artan. Artan ne demek? Onun azabı gün geçtikçe daha da artıyor, gün geçtikçe artıyor. eksilmiyor. bir azap vardır, yüzdür. Sen ikisini çekersin, 98 kalır. Öyle değil. Arttırıyor. Bu aslında önemli bir tehdit. Normalde bir kimse bir günâh işledi, günahın karşılığı ne? 50’dir, 100’dür.
Yüz Çevirmenin Pratik Hâlleri — Sûfîlerin Mürşîd-Ders-Vird Terki, Namâzı Bırakma, Kur’ân’ın Bir Âyeti ile Dalga Geçme; «Artan Azâb»ın Eksilmemesi
Neyse, önemsizleştirmek için söylemiyorum onu. Ama onun karşılığını o kimse ne yapar? eza cefa neyse çeker, biter. Zikrullâh’tan yüz çevirirse, Allâh’ın zikrinden yüz çevirirse, artan bir azaba düçar oluyor. Buradaki tehdit çok büyük Müslümânlar için. bunu böyle hafife almak mümkün değil. Zaten Cenâb-ı Hakk hafife alınmasın diye, kendisini zikretmeyi hafife alınmasın diye diyor ki artan bir azaba düçar olur. Eksilen değil, artıyor. bir kimse hayır hasenat işler, Cenâb-ı Hakk birine 700 verir, birine sayısız verir. Keyfiyeti vardır Cenâb-ı Hakk’ın burada. bir hayır hasenat da keyfiyet söz konusudur. Sen bir sefer oturur Allâh dersin, Rabbim senin bütün günahlarını hayra çevirir. Keyfiyetle alakalı.
Burada kemmiyet yok, sayısallık yok burada. Burada keyfiyet var. Sen normalde birisi aç doyurursun, o normalde bir iyiliğin karşılığı 700’dur, 10’dur, 1’dir, 100’dur. Ama Cenâb-ı Hakk’ın keyfiyetini unutmayalım. Burada Cenâb-ı Hakk’ın keyfiyeti vardır. Sen bir kişiyi doyurursun, milyon insanı doyurmuş gibi Cenâb-ı Hakk sana hayır hasenat yazdırır. Burada keyfiyet var. Ama burada şimdi bu âyet-i kerimede keyfiyet yok. Bu âyet-i kerimede diyor ki, artan bir azaba düçar olur. bu azap durmaz. Artıyor bir de, üzerine ilave ediyor, üzerine katlıyor. O devam ediyor o, artan bir azaba düçar oluyor. Şimdi baktığınız zamân zikrullâh’tan haberi yok o kimsenin, artan bir azaba düçar oldu. E şimdi zikrullâh’tan haberi var, tiyansın dedi.
Yok şeyh bana yan baktı, yok zâkir bana öte git dedi. Yok beni ön alakadan ikinci alakaya aldılar, yok beşinci alakaya aldılar. Yok benim elimi sıkmadın, yok benim selamımı almadın, yok geçerken benim yüzüme bakmadı. E ben gidiyorum, selamünaleyküm. Aleyküm selâm. Gitti. Zikrullâh’tan yüz çevirdi. Hevâ hevesini ilâh edindi. Artan bir azaba düçar olacak. Rabbim hıfzı eylesin. O yüzden o zikrullâh’tan yüzünü çevirdi, orada kalmadı. Yüz çevirdiği için Cenâb-ı Hakk onun üzerinden rahmetini, bereketini, lutfunu, ikrâmını, ihsânını aldı. Çünkü ‘Ankebût Sûresi 29/45, Allâh’ı zikr en büyük iştir. Sen en büyük işe sırtını döndün. En büyük işe sırtını dönüyorsan, Cenâb-ı Hakk bu dünyadan başladı senin sıkıntın.
Çünkü normalde gittikçe artan bir azap var.
Tâhâ Sûresi 20/124 «Onun İçin Dar Bir Hayât Vardır» — Mâl-Mülk Olup Tad Olmamak; Kuru Ekmeği Bölen Zikr Ehlinin Tadı vs Et Yiyenin Mutsuzluğu
Tâhâ Sûresi 20/124’te de Cenâb-ı Hakk bunu pekiştiriyor. Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun için dar bir hayat vardır. o zamân dar bir hayat vardır. Bu dünyâ ile alakalı. Bir de âhirette ne yapıyor? Azabı arttırıyor. Bu dünyadaki sıkıntı ne? Dar bir hayat. O zenginliğe fakirliğe bakmıyor. O senin makamına, mevkisine bakmıyor. Dar bir hayat deyince sen her dâim gönlün darsın senin. Her dâim sıkıntıdasın sen. Dünyavi bir sıkıntının içindesin. İnsanların içerisinde eller havada yapıyon, oynuyon, hopluyon, zıplıyon. Ama yine mutmâ’inn olamıyorsun. Yine senin ruhun sükûn bulmuyor. Senin kalbin genişlemiyor. Çünkü sana dar bir hayat veriyor. Senin malın mülkün var, senin tadın yok ama. Senin parampulun var, senin tadın yok ama.
Senin dünyâlık bir şeylerin var ama tadın yok senin. Öbür kuru ekmeği bölüyor, onun tadı var. O çünkü Allâh’ı zikrediyor. O normalde ot çöp yiyor. Sen et yicem diye uğraşıyorsun. Ama o ot çöp yiyerekten mutlu. Sen et yiyerekten mutlu değilsin. Çünkü neden? Senin çeviren zikirden uzak, zikirden uzak olanlar. Allâh’ın zikrine sırtını dönenler, yüz çevirenler onlar Allâh’ın lanetine uğrarlar.
Allâh’ın ve Meleklerin Lâneti — İkili İlişkilerin Bozulması: Anne-Babayla Arası Bozuk Olanın Hâli; Zikr Ehli Ancak Zikr Ehliyle Dost Olur
Onlara melekler lanet eder. Melekler lanet ederse bakın onların üzerine, onların üzerinde büyük günâhı kebailer tecellî eder. Mesela gençtir, annesine babasına isyan eder. Annesine babasıyla arası kötüdür. Bir kimsenin annesiyle babasıyla arası kötüysen melekler ona zaten lanet eder. Onun şudur onun durumu. O zikrullâh’tan yüz çevirmiş. O zikrullâh’tan yüz çevirdiğinden onun etrafıyla olan ilişkileri bozulmuş. Bir kimse zikrullâh’tan yüz çevirsin. Bu sadece zikirle alakalı değil. Genel olarak. Onun bütün ikili ilişkileri bozulur. Ancak zikrullâh’tan yüz çevirmiş kimselerle ilişkileri düzgün olur onun. Bir kimsenin Allâh dostuyla dost olması için o kimsenin zikrullâh’a yüz çevirmemesi lazım. O Allâh dostlarıyla beraber olması lazım ki Allâh dostlarıyla dost olsun, Allâh’la da dost olmuş olsun.
Yok o zikrullahla arası bozulduysa, Allâh dostlarıyla arası bozulduysa onun herkesle arası bozuktur. O ancak hevâ hevesine ilâh edinenlerle dost olabilir. Mesela kibirliler kibirlilerle dost olur. Birbirlerine kibirli gelmezler çünkü. Allâh’a uzak olanlar Allâh’a uzak olanlarla dost olurlar. Onun sabahtan akşama kadar konuşacağı şey başka. Mesela bir kimse alışveriş hastası bildiğin hasta psikolojik rahatsız gittiği yerden bir şey almak istiyor. O ancak öyle bir kimseyle dostluk kurar, arkadaşlık kura. Bir kimse benimle arkadaşlık kıramaz.
Marka Budalalığı, «Dolar Yürüyor» Tipi, Kafe-Müzik-Restoran Düşkünleri vs Zikrullâh Ehli — «Hacı Mekke’de, Deli Dakikada Bulurmuş» Misâli
Ben marka budalası değilim, marka salağı hiç değilim. O diyecek ki gel filanca yerden gömlek alalım ne gereği var şurada 300 liraya gömlek var diyeceğim. O diyecek ki gel şuradan takım elbise alalım ne kadar 500 bin lira 700 bin lira veya 1 milyon lira örneğin 10 milyon lira 20 milyon 30 milyon. Diyeceğim ki ya 2 milyona almayanı dövüyorlar takım elbise. Bu sefer benimle alışverişe gider mi gitmez o. Sebep, bakacak adam marka budalası değil. Yemek yiyecekse o diyecek ki filanca restorana gidelim ben diyeceğim şurada peynir ekmek yiyelim. Kişi ancak kendisine yakın olan kimseyle dost olur. Karakteri kimliği, kişiliği, hayata bakış açısı, duruşu, davranışı, tarzı birbirine yakın olanlar birbirlerine dost olur.
E şimdi zikrullâh’a giden haftanın 3-4 gecesi zikrullâh’a giden ancak 3-4 gece zikrullâh’a gidenle dost olur. O öbür türlü onun işi var bu akşam filanca kafede bilmem kim gitar tıngırdatacakmış hem gitar eşliğinde kahve içecek orada. Veya kış şimdi gitar eşliğinde mehtaba bakarak sıcak şarap yudumlayacak arkadaş yanında sıcak çikolatayla tabi. Ha bizimde arkadaş muhafaza kar ya o içmiyor ama oraya takılmayı seviyor tabi. E kimle gidecek oraya? meşhur tekerleme var ya Hacı Hacı Mekke’de deli deli dakikada bulurmuş. Putanın gibi birbirini bulur herkes kendi hemcinsini bulur. Hemcinslikten burada erkek kadın değil ahlak karakter duruş. Bir kimse vardır kendi kendine markayla bir şey olduğunu zanneder.
Marka bu dalası. İçinde bak tın tın. Dışi marka. Vardı birisi İstanbul’da kimse üzüne alınmasın. Yürürken dolar yürüyor adam. Âmîn hocam bu yürürken dolar yürüyor dedim öyle baba dedi. Bir kaç cümlecik konuştuk. İçimden dedim ki dışı dolar içi boş. İçi saman. Ama o da onunla beraber yürüyecek onun da arkadaşları olacak. Onlar da ayrı bir alem Allâh muhafaza eylesin. O yüzden normalde hadîs-i şerîfte Beyhakî’de geçiyor.
Beyhakî Şu’abü’l-Îmân ve Deylemî Müsnedü’l-Firdevs Hadîs-i Şerîfleri — «Allâh Kendini Zikretmeyene Gazab Eder», «Kalp Allâh’ı Zikretmeyince Kararır»
Allâh kendisini zikretmeyen bir kula gazap eder. âyeti kerimede arttıran bir azap vardı ya hadîs-i şerîfte de Beyhakî’de geçiyor. Şu’abü’l-Îmân 1. diz sayfa 390. Hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Allâh kendisini zikretmeyen bir kula gazap eder. Çünkü zikretmiyorsa çok hata yapıyordur. Zikretmiyorsa o günaha meyillidir. Zikretmiyorsa o gevşekliğe meyillidir. Zikretmiyorsa o hayatı başıboş yaşıyor o. Ve ne yapıyor o kula Cenâb-ı Hakk gazap ediyor. Allâh muhafaza eylesin. Yine başka bir hadîs-i şerîfte kalpler Allâh’ı almadıkları zamân kararır. Demek ki kalpler Allâh’ı zikretmediği zamân kararıyor. Bu da Deylemî’den. O da Müsnedü’l-Firdevs’den c. 1, sf. 167. Elimden geldiğince kaynakları da yazıyorum ki buraya. ben rahatsız değilim böyle sıkı takipçilerim var.
Meyil atıyorlar sonra o hadîs neredendi diye. Bir daha dinleyeyim. Onların kaynaklarını orada genelde söylüyorum diyorum. Evet demek ki ne yapıyormuş kalpler Allâh’ı almadığı zamân kararıyormuş. Âyet-i Kerîme ne? Kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur. O da ne âyet-i kerîme? Ra’d Sûresi 13/28. Hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kalpler Allâh’ı almadıkları zamân zikretmedikleri zamân kararır diyor. Âyet-i kerimede de Ra’d Sûresi’nde 28. kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur. O zamân öyle olunca o kimse dâim olarak Allâh’ı zikretcek vakitti vakitsiz. Başka bir âyet-i kerimede gece gündüz Allâh’ı zikredin diyor ya gece gündüz deyince gece ve gündüz hem geceyi hem gündüzün içine alıyor.
Vakitli vakitsiz vakitli zikirler ayrı vakitsiz zikirler ayrı. Sen dâim olarak Allâh’ı zikretme üzerinde duracaksın. Çünkü senin kalbin Allâh’ı zikretmeye yönelik yaratılmış. Senin kalbinin huzura kavuşması, kurtuluşa kavuşması, rahatlaması, derinleşmesi, genişlemesi, yükselmesi ve Cenâb-ı Hakk’ın oraya tecellî etmesi ama sıfâtî ama zâtî. Ayırmıyorum ben bunu. Kalbe olan tecellî zâtî veya sıfâtî olarak ayırmıyorum. Ama sıfâtî kalbe tecellî edecekse o kalpte Allâh sevgisi ve Allâh zikri olacak. Eğer kalpte Allâh zikri yok ise Cenâb-ı Hakk oraya tecellî etmez. Sebep? Çünkü Hadîs-i Şerîf’te Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki eğer kalpte zikrullâh yok ise şeytan oraya oturdu. Çünkü Hadîs-i Şerîf’in metninde şöyle diyor şeytan kalbin kapısında durur.
Ra’d Sûresi 13/28 «Kalpler Ancak Allâh’ın Zikriyle Huzûr Bulur» — Kalbe Tecellî: Ya Zikrullâh Ya Şeytân; Yakaza-Rü’yâ-Mübeşşirât-i Sıfâtî Tecellî
İçeride zikrullâh olduğu müddetçe içeri giremez. Ne zamân zikrullâh’tan kesildi anında şeytan oraya giriyor. Bakın kalpte ya zikrullâh var ya şeytan var ortası yok. Kalpte şeytan varsa Allâh oraya tecellî etmez. Bu hususi tecellî. Bakın bu hususi tecellî. Yoksa Cenâb-ı Hakk sıfatlarıyla bütün varlığa tecellî eder. Ama bir mü’min kulun kalbine tecellî etmesi hususidir. O zamân senin kalbinde zikrullâh var oturmuşsun. Lâ İlâhe İllâ’llâh Lâ İlâhe İllâ’llâh Lâ İlâhe İllâ’llâh diyor. Senin kalbin sen Lâ İlâhe İllâ’llâh dediğin müddetçe Cenâb-ı Hakk’ın nazarına Cenâb-ı Hakk’ın tecellîyâtına hazır. Sen şimdi o esnada bir hâl görürsün hâl olarak nitelendirirsin değil. Cenâb-ı Hakk’ın tecellîyâtıdır o.
Sen onu isterekten arzu ederekten göremezsin çünkü. Ama yakaza değil. Orada bir hâl gördün orada bir rü’yâ gördün zikrullâh yaparken. O tecellîyât Cenâb-ı Hakk’ındır. O normalde gerçek manada müjdedir diyor ya hadîs-i şerîfte mübeşşirâttandır diyor. Sâlih ahir zamandaki sâlih kulların gördüğü sâlih rü’yâlar mübeşşirâttandır müjdedir. Biz müjde olunca ertesi gün kolayı görmek olarak algılıyoruz değil. Orada Cenâb-ı Hakk’ın bir sıfâtî tecellîyâtına mazhar olmak orada bir ilme mazhar olmak senin orada gönlüne bir hitap gelmesi bu muhteşem bir şeydir. Bu Cenâb-ı Hakk’ın tecellîyâtıdır bu. O tecelliyata rağm olmak istiyorsan otur Allâh’ı zikret. Zikredersen o tecellîyât olacak zikretmezsen o tecellîyât olmayacak.
Az zikredersen de olmayacak. Çokça zikredeceksin. O zamân Cenâb-ı Hakk oraya sıfâtî olarak tecellî edecek. O zamân sende manevi haller açılacak. O zamân sende manevi bir ayrı bir dünyâ açılacak. O zamân sende manevi alemlerin kapısı penceresi açılacak. O zamân açılacak. Ama sen yeter ki Allâh’ı dâim olarak zikretmeye çalış. Ve her an hatırlama noktasında dur. Her an zikr noktasında dur. Ve böylece sen o Cenâb-ı Hakk’ın tecellîyâtına mazhar ol. Bu senin Allâh’a yakınlığının göstergesi. Bu senin Allâh’la olan ilişkinin sağlam zemin üzerinde yürüdüğüne bir işaret, bir delil. Delil senin kendinde oluşacak. Ha birisi seni rü’yâsında görmüş. Selâmün aleyküm, aleyküm selâm. İyisin ya seni rü’yâmda gördüm.
Sen kendin gördün mü kendini? Ona bak sen. Aldanma. Bunları da yaşadık biz. Ona diyor ki seni rü’yâmda gördüm iyisin. Eee akşama gelirken ya bahçeden bir şeyler toplagel sen. He bak. İstismâr ediyor yolu. Allâh muhafaza eylesin. Bir başkasının iyisin demesine kanma. Sen Allâh’a kulluğa devam et. Sen zikrullâh’a devam et. Allâh’a devam et. Şeytanın üflemesi o. O şeytanın üflemesi. Sen her dâim Allâh’ı zikretmeye devam et. Rabbim bizi onlardan eylesin. Âmîn.
Rü’yâ İstismârı (Bahçeden Bir Şeyler Topla Misâli), Yolun Âdâb-Erkânı, Dervîş Edebi — Dergâh Hevâ-Heves Atı Koşturulacak Yer Değil, Kavmiyetçilik de Yok, Fî Sebîlillâh
Tirmizî, Da’avât 90. hadîs-i şerîf. Cennette Allâh’ı zikredenler için öyle yüksek dereceler vardır ki hiç kimse onların derecesine ulaşılmaz. Demek ki Allâh’ı zikredenlerin cennette de çok yüksek dereceleri olacak. Ve onlara hiç kimse ulaşamayacak. Ulaşamayacak. Nasıl zikirden yüz çevirenler için artan azap var ise Allâh’ı zikredenler için de artan dereceler var. Artan. Artan lütuflar var, ikramlar var, istanlar var. Sen yeter ki Allâh’ı zikretmeye devam et. Unutanlardan olma. Vefasız olanlardan olma. Yolundan, sözünden geri dönenlerden olma. Yoluna, sözüne leke getirenlerden olma. Yolunu istismâr edenlerden olma. Seni yoldan çıkaracak her türlü hâl ve hareketten uzak dur. Yolun âdâb ve erkânına uy.
Sen yolun âdâb ve erkânına uymazsan bir bakarsın ki kendin dışardasın. Dervîş kardeşlerine merhametli ol. Dervîş kardeşlerinin arasında dedikodu yapma. Gıybet etme. Edebinizi muhafaza edin. Onları edebinizi koruyun. Eski, zâkirdir, çavuştur, nakiptir bunlara karşı edebe mukayyir hareket etme. De ki bunlar bizden daha eski, bunlar daha fazla çile çektiler, daha fazla yoruldular. Bunlara karşı edebe, mukayyir hareketler etmeyin de. Edebini koru. O yüzden yol edep yoludur. Senin böyle ufak tefek edepsizliklerini göz yumduklarını zannetme. Otururlar hesabı kitabı yaparlar, hesabı kitabı da senin önüne koyarlar bir gün. Sen zannedersin ki beni gören yok, duyan yok. Yok, gören de olur, duyan da olur.
Yazan da olur. Ondan sonra da hesabı toptan gören olur. Hesabı toptan gören olur. Sen sohbetlerden alman gerekeni al. Bu bana bu laf bana idi deme, bana değildi deme. Yok. Ya bana söylemedi. Yok öyle şey. Sana söylüyor. Al üzerine. Al üzerine sana söylüyorum. Hepinize söylüyorum, herkese söylüyorum. Bu dergâh hevâ ve hevesinle at koşturulacak yer değil. Ağzına geleni söylenilecek yer değil. Derebeylik yapılacak bir yer değil. Senin kafanı uçurlar bir de kolumuzu yordun diye ayrı eten diyet isterler senden. Öyle kendi kendine de ahkâm kesme. Otur zikrullahını yap. Şunu unutmayın hiçbir zamân. Ben hep derim bu dergâh herkesin fi sebilillah geldiği bir yer. Hiç kimse akraba olduğu için burada değil.
Kavmiyetçilik yok bizde. Kendi kavminle diyeti değil. Biz Allâh ve Resûlünü sevdik. Birbirlerimizi sevdik. Toplandığımız zamân Allâh’ı zikredenlerdeniz. Biz para pul makam mevki dilencisi değiliz. O yüzden böyle bir yerde herkes edebini adabını erkanını dikkat edecek. Burada öyle senin paran vardı pulun vardı çok hizmet ettin çok az hizmet ettin dinlemezler cânım kardeşim. Bakmışsın ‘Abdü’l-Kādir-i Geylânî hazretleri orta yere kurmuş. Sehpayı uçurduğunu görürsün. Herkes zikriyle fikriyle şükriyle hizmetiyle yoluna devam edecek. Rabbim bizi onlardan eylesin. Cenâb-ı Hakk zikrine sırtını çevirenlerden eylemesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd edenlerden eylesin.
İcmâ’ın.
Tirmizî Da’avât 90 Hadîs-i Şerîfi — «Cennette Allâh’ı Zikredenler İçin Hiçbir Kimsenin Ulaşamayacağı Yüksek Dereceler Vardır»; Artan Azâbın Karşılığında Artan Lütuflar
Kadın eşinden ayrılmayı düşünüyor. Birkaç soru var da onlara bakıvereyim. O arada zinâ yapıyor. Şimdi tekrar evliliklerine devam edecekler. Nikâh duruyor mu ne yapılmalı? Bununla alakalı Diyânet’e fetvâ soracaksınız. Diyânet çünkü o kadın 118 kişiyle de zinâ etse diyor ki nikâhı o birinci adamla nikâhı duruyor. Birinci adamın nikâhı durduğu için nikâhına bir şey olmaz. Evliliğine devam edin diyor. Bunu bizatihi böyle ses kaydı da aldı arkadaşlar kardeşler. Diyânet’e bu fetvâyı sordurtturdum ben. Ben kendim de sormuştum. Bana da böyle fetvâ verirler ama bende ses kaydı falan yoktu. Dedim bu şartlarda nasıl hükmediyorsunuz dedim. O normalde hata yapmış, zinâ etmiş. Allâh günahlarını affetsin, tövbe etsin.
Resmi nikâhı sordu. Resmi nikâhı duruyor mu dedi. Duruyor dedim ben. Resmi nikâhı durduğu için resmi nikâhı sordu. Bana sordu oydu. Ben şimdi sadece benim direkt telefondan görüştüm. Oradan görüştüğüm şeyi aktarıyorum. Resmi nikâhı durduğu için dedi. o ilk nikâhlandığı ondan sonra adamla tekrar şey yapabilir. Ne o? Evliliğini devam ettirebilir dedi. Hamile kaldıysa dedim. İddet durumu ne olacak dedim. Biz bu kadar fetvâ verebiliyoruz dedi. Dikkatledi. Ondan sonra emniyete çağırıyorlar beni ifadeye gel bakalım diye.
Soru-Cevap 1: Eşinden Ayrı Düşmüş Kadın Zinâ Etmiş İlk Eşine Dönmek İstiyor — Diyânet’in «Resmî Nikâh Duruyor» Fetvâsı vs Mîrâs Hukûku Sıkıntısı
Şimdi bir kadın evliliğe nikâhı var. Gitti başka bir adamla zinâ etti. İyi. Hamile kaldı. Normal evliliğine devam ediyor. Çocuk oldu. Kadın gitti birkaç tane erkekle de cinsî münâsebete girdi. Bunları ictihâd etmek çok zor. Öyle kadın normalde nasıl olsa günâh-ı kebârimiş dedi. İşleyemem mi? İşlersin. İç geçiyor her gün. Günâh-ı kebâri işliyor mu? İşliyor. O da işleyebilir. Kadın gitti bir adamla cinsî münâsebet girdi. Sonra başkasıyla girdi. Kocası var. Yok boşanmak kastıyla ayrı. Yok boşanmamak kastıyla ayrı. Ayrı mesele. Çünkü bir nikâhlı kocası var. Hem resmi hem de dînî öyle diyelim. İyi. Hamile kaldı. Çocuk gibi. Diyânet buna cevap vermedi. Sonra ben bayan kardeşleri dedim. Açın arayın sorun bakın dedim.
Onun olsana üç dört tane bayan arkadaş. Telefonu da böyle dinlemeye almışlar. Ben ses kaydını dinledim. aynı şeyi onlara da söylemişler. Demişler ki böyle böyle onun reyazı. aynı şeyi onlara da söylemişler. Demişler ki böyle böyle onun reyazı. onun resmi nikâhı kimle duruyorsa onunla nikâhı devam ediyor. Şimdi böyle olunca kadın eşinden ayrılmayı düşünüp düşünmemesi önemli değil. Gitti bir adamla zinâ etti. Ondan sonra o adamı beğenmedi. İkinciyle zinâ etti. Sonra beğenmedi üçüncüyle gitti. Beğenmedi dördüncüyle. Beğenmedi beşinciyle. Döndü ilk eşine. Dedik ya en iyi senmişsin. Döndü eski eşine. Daha doğrusu ilk eşine. Eskiyi dinmiyoruz artık ona. İlk eşi. Diyânet’e göre bir sıkıntı yok. Öyle devam edebilir.
Diyânet’e göre dedim. Diyânet’in verdiği fetvaya göre. Hatta sonradan bir ara ben bunu internetten baktım. Internetten baktım. Bazı böyle kendilerince fetvâ kurulu adı altında fetvâ kurulları kurmuşlar. Bu fetvâ kurulu dediğimiz internette doğrudur yanlıştır ne bileyim işte. İnternet ortamına çok güven, ben güvenmiyorum. Ama orada duruyor o bir vakfın veya bir cemaatin fetvâ kurulu olarak görünüyor. Onlarda görüyorlardır herhalde orada onu. onlar da aynı fetvâyı vermişler. bir kimsenin nikâhı duruyorsa onunla nikâhını devam edebilir diye hüküm koymuşlar. Ben de hükme diyorum ki böyle bir hüküm koymuşsunuz. Peki kadın hamile kaldı bu arada. Kimden hamile kaldı? Sebebi şu, miras hukuku giriyor devreye.
Babası belli olacak ki miras hukuku girsin. Yoksa çocuk birinci X’ten değil ama onunla hem dînî hem resmi nikâhı var. İkinci X mi üçüncü X mi dördüncü X mi matematik X bilinmeyen de değil mi? O zamân nerede bizim matematikçiler herkaldırsın ya. X bilinmeyen değil mi hocam? Birinci X mi ikinci X mi kadın biliyor ama hangi X’ten olduğunu da bilmiyor kadın. Çünkü kadınların bir yumurtlama günü var on gün. En az bir hafta yumurta sağlam. ay hâlinden sonra temizlendikten sonra bir hafta çok böyle hamile kalmaz. İkinci hafta hamile kalma haftasıdır. Üçüncü yedi gün o zamân da çok hamile kalmaz. Yumurtanın iş çevsilliği bir haftadır. Çünkü normalde temizlik de yirmi gündür zaten. Kadınlar da yirmi bir gün yirmi bir gündür.
Öyle olunca o bir hafta yedi günlük süre zarfında veya bazı erkek siperleri vardır. kadının rahminde üç dört gün yaşayabilir. İnatçıdır, dirençidir. Onun bağışıklık sistemi kuvvettedir. Ölmez. Normalde kimi erkeğin siper mi? Yolda ölür daha. Yumurtaya ulaşamaz bile. Yolda hepsi de vefat eder. Bu bağışıklık sistemiyle yediğiyle iştiğiyle alakalı erkeğin. E ne olacak şimdi çocukluktan itibaren erkek çocuklarına abur cubur yediriyorlar içiriyorlar. Çocukların farkında değil ne yaptıklarını. Kızları da kadınları da erkeklere de kız çocuğuna da erkek çocuğuna da. confidentlikleriniz lawn ama çadırerem frequently ask 난 Çocuğa olmuyor, yedikleriyle alakalı içtikleriyle alakalı konuyu kapattık. Şimdi o yedi günlük süreçte hamile kalma süreci bazı kadınlarda on gün bazı kadınlarda 12 gün onlarincisine göre bağışıklık sistemine değişiyor.
O arada üç tane erkekle cinsî münâsebete girdi. Hamile kaldı. Çocuğun babası kim?
Sabancı’daki İlâhiyâtçı Doktora Öğrencisine Fetvâ Aratma — İbn ’Âbidîn, Serahsî’nin Mebsût’u, el-Hidâye, Dürer ve Gürer, el-Fetâva’l-Hindiyye, Cezîrî; İslâm Hukûkunda Zinâ Cezâsı Ölüm
Cemil bir tane Sabancı’da çok bilen bir İlâhiyâtçı vardı. Yüksek doktor olup fakîhim diyordu. O yüksek lisans mı diyorsunuz ona? Yüksek lisans yapıyor fıkıh konusunda. Böyle sivri sivri konuşuyor arkadan. Ben de hep sabırla cevap veriyorum. Sonra benim soyunup giyindiğim yere geldi. Hoca çok konuşma dedim. Bir şey soracağım sana bana cevabını getir dedim bir dakika ayağa. O arada da ben bunu harıl harıl bu konuya çalışıyorum. Elimde bir vaka var. Fetvâ bekliyorlar benden. Bir kadın evli böyle. Ondan sonra üç dört tane erkek dolaşmış. Dönmüş tekrar birinciye dönecek. Ondan sonra benden fetvâ istiyorlar. Dedim Diyânet’e sorun Diyânet olur dedi dedi kadın. Dedim ben bir bakayım. Ben ne varsa elimde, İbn ‘Âbidîn’den, Serahsî’den, el-Hidâye’den, Dürer ve Gürer’den, el-Fetâva’l-Hindiyye’den, Allâh affetsin böbürlenmek için söylemiyorum.
Bunların hepsini de yaydım böyle yere. Harıl harıl kim ne demiş ona bakıyorum. Cezîrî dahil buna dört mezheb. Bir fetvâ bulamadım ben. Yok. Çünkü İslâm toplumu gayr-i İslâmî bir hukuk altında yaşamamış hiç. Son 150 yıl hariç. Mesela Hanefîlerde enteresan şeyler vardır. Hanefîler olmamış ama olabilir diye fetvâ verdiği konular vardır. İmâm-ı A’zam’a öyle dekşet bir insandır. Hiç olmamış ama olabilir böyle bir şey olduğunda da şunun fetvası şudur dediği fetvaları vardır. Bulamadım bunun fetvâsını. O arkadaşa dedim ki bana bunun fetvâsını getir. Dedim İbn ‘Âbidîn’e bakma, el-Hidâye’a bakma, Serahsî’ye bakma dedim. Serahsî’ye bakma dedim Mebsût’una. Dürer ve Gürer’i bakma, el-Hidâye’a bakma. Ben büyük Hanefî yanımdaydın sen.
Hanefî kitapların hepsine dedim sıraladım. Bunlara bakma, bunlara baktım dedim. Bunun fetvâsını getir. Bir dakika geldi ben bunun fetvâsını bulamadım dedi. Biz bu toplumda yaşıyoruz dedim. Diyânet bunun fetvâsını veriyor. İşin kolayını bulmuş. Böyle kurullar var. Sizin çok takvâ gördünüz. Siz derken böyle bunlar böyle çok takvâlar, böyle çok takvâ takılıyorlar. Bunlar böyle şeyhlere karşı, tasavvufa karşı, bunlar çarşı her şeye karşı. Böyle kurullar var birkaç tane. Onların da fetvâlarına baktım.
Beş Çocuklu Adamın Telefonla Sorusu — «Karpuz Hikâyesi» Misâli: Başkasının İşediğini Yiyeceksin Mi? Bir Sefer Kabûl Etmişsen İkinciyi de Üçüncüyü de Kabûl Edersin
Onlar da diyorlar ki nikâhı kimdeyse, ilk nikâhı ve resmi nikâhı, onunla nikâhı devam eder diyor. O fetvâyı verene diyeceksin ki, çok basit, senin hanımın beş tane adam dolaşsa, bir daha hamile kalsa ne yaparsın? Bu fetvâyı veriyorsun ya, günâhı çok masumane, günâh-ı kebâ’ir işlemiştir, tövbesin. Allâh affetsin. Hamile kaldı ne yapacağız? Çocuk kime ait? Şimdi o çocuk benimle nikâhlı olduğu için bana mı ait olacak? Benim mirasıma mı girecek babası belli olmayan çocuk? Basitleştiriyorlar. İşin içinden çıkamıyorlar, basitleştiriyorlar. O zamân bütün herkesin hanımı çıksın meydana, dolaşsın dört beş tane adam, dönsün nasıl olsa nikâhı var birisiyle, onunla devam etsin. Bu sefer o adam bana sordu, hocam ne diyorsun dedi.
Siz ne diyorsunuz dedi. Dedim İslâm hukuku olsaydı, kadın da itiraf etseydi ben filanca ile zinâ ettim diye. Kadın evli olduğu için dedim, hükmü ölüm müydü? Evet, ölünün nikâhı durur mu dedim ben, hayır dedi. O zamân da adam dedim öldürmesin ama ayrılsın boşansın, manen ölü çünkü o. Allâh bizi affetsin. Bunlar zor sorulardır. Ama toplumda bu çok, toplumda çok. Kadının beş çocuğu olmuş, bende vaka çok böyle. Gitmiş on beş yirmi gün başka bir yerde yaşamış, adam bana telefon açıyor, selamun aleyküm, aleyküm selâm, Mustafâ Hoca ile mi görüşüyorum, estağfurullah kardeşim. Benim eşim bir cahillik yaptı, evet kardeşim, gitti benden ayrıldı, evet, başka bir erkekle yaşadı, evet, ama ben geri dönmesini istiyorum, benim beş tane çocuğum var, çocuklarımın annesi, ben geri dönmesini istiyorum.
Diyânet fetvâ veriyor cânım kardeşim. Siz ne diyorsunuz dedi. Ben bu konuda bir şey diyemem cânım kardeşim sana dedim. Öyle ya şimdi kimdir, neyin nesidir. Ben sana bir şey diyemem cânım kardeşim, sen dedim bu noktada karnın alacaksa dedim, miden kabul ediyorsa dedim, al dedim problem değil. Bu telefonu da kapatmıyor şimdi. Dedim sana bir karpuz hikayesi anlatayım mı dedim ben, buyurun dedi. İki arkadaş dedim yola çıkmışlar, yanlarına da bir tane karpuz almışlar dedim. Yolda susamışlar, bir ağacın dibinde karpuzu kesmişler, bir güzel yemişler dedim, üstüne dedim, işemişler, karpuz kabukların üstüne. Bir de gülüşmüşler dedim, birbirlerine, bizden sonra gelen hani bizim sildiğimizi yiyecek gibisinden dedim, sonra gitmişler, menzillerine ulaşamamışlar, tekrar geri dönmüşler, ama susamışlar dedim çok, susayınca birbirlerine bakmışlar, etmişler, birisi dayanamamış dedim.
O demiş ki, ben de işemedim burasını, orasını işemedin, burasını işemedin, burasını işemedin, ikisi de karpuz kabuklarını komple yemişler dedim. Sen bir şey anladın mı bundan dedim, durdu telefonda, onlar kendi işediklerini yediler dedim. Şimdi sen dedim, başkasının işediğini yiyeceksin. Yarın öbür gün bir daha canın sıkıldı, bir daha gitti, ne yapacaksın dedim, bir sefer kabul etmişsin, ikinciyi de kabul edeceksin dedim. Bir daha gidecek, üçüncüyi de kabul edeceksin. Bu yol açılıyor dedim. Senin beş tane çocuğun varmış dedim, çok üzüldüm telefonda. Sen dedim, bu karpuz kabuğunu yiyeceğim. Afiyet olsun sana. Selâmün aleyküm, kapattım. Anladınız değil mi? Anladınız değil mi? Evet. Yıllardır evli çift üç sene kadar ayrı yaşasalar, nikâh tâzelemek gerekir mi?
Yıllardır Ayrı Yaşayan Evli Çiftin Nikâhının Tâzelenmesi: Hanefî 40 Yıl, Şâfi’î 5 Yıl Haber Alınmazsa Ölüm Hükmü; Beyin Ölümü ≠ Şer’î Ölüm Kâğıdı
Gerekmez. İsterse beş yıl ayrı kalsınlar, dînî nikâhları duruyor ise, erkekte boşama hakkını kullanmadı ise, kadında boşama hakkını veya boşanma hakkını kullanmadı ise, on yılda görüşmeseler, nikâhları durur. Ancak ölüm olursa, ölüm nikâhı düşürür. Ya da hiç haber alınmadı. Hiç haber alınmadı. Hanefî’de kırk yıldır bu, hiç haber alınmazsa, Şâfi’îler’de beş yıldır. O da bir şey değil, Osman’ın uleması, Şâfi’îler’in hükmüne uymuş, sonradan değiştirmişler. Beş yıl, ölü veya derilinden haber alınmazsa, öldüğüne hükmediyor. Hukuk. Burayı şimdi sadece boş olarak düşünmeyin, adamın mirasını da paylaştırıyor. Şimdi, evlilik hukukunda miras var. Biz şimdi sadece evliliğe, nikâh noktasından bakıyoruz, ama arkasında hukuk, şey var, miras hukuku var. bir erkeğin öldüğüne hükmedince, mirasını paylaştırman lazım.
Şimdi mesela, hastanelerde, beyin ölümü gerçekleşti diyorlar ya, değil mi? Diyorlar mı? Hadi gidin bakalım, mahkemeye müracaat edin, beyin ölümü gerçekleştirmiş raporuyla, gidin mahkemeye, deyin ki, biz kim ölüyorsa, onun mirasını paylaşmak istiyoruz, bakalım paylaştıracak mı? Sizden şunu isteyecek, bize ölüm kağıdını getirin, ölüm kağıdı yok. Ölüm kağıdı yok. E nasıl sen onun öldüğüne hükmediyorsun, o zamân? Beyin ölümüne hükmediyoruz diyor, dînî hukuk olarak geçerli değil. Diyânet fetvâ veriyor şimdi, o şeylerde, hutbelerde bunu söylüyor. organ bağışını desteklemek için. Hocanın birisi okuyor, bizde camideyiz, cuma kılıyoruz. Üçüncü cuma gitmedik zaten, bizim sorucu arkadaşla, Hakan’la gidiyoruz cuma ya, gittik bir cuma, o cuma, hoca ondan sonra bunu okuyor, organ bağışıyla alakalı, dayanamadım, arkadan bağırdım, öldüğüne kim hükmediyor dedim.
Hoca gözlüklerin üzerinden böyle baktı, tanıdı Mustafâ Özbağ, başıma iş almayın dedi, sevgili cemâat, biz dedi, Diyânet’in bize göndermiş olduğunu okuyoruz burada dedi. Tamam, iyi, güzel. Bitti cuma, Hakan, benim yanımdan dürtüyor, Hacı yapma bizi kovacaklar buradan diyor. İkinci cumaya aynı camiye gittik, bizim o zamân dükkanın arkasındaki cami tadilatta, dedim bugün kovulmazsak hiç kovulmayız Hakan dedim. Ya sen bu kadar tehlikeli olduğunu bilmiyordum ben senin dedi. Valla seninle cumaya da gidilmez dedi. E dedim ne diyeyim şimdi Hakan, göz göre göre dedim, onu dinleyince cânım sıkılıyor dedim. Gittik, o haftaki konu ne?
Diyânet vs BursaGaz Şubesi Olmuş Cuma Hutbesi Hâdisesi — «Bacalarınızı Temizletin, Lodos Geliyor»; Selefî-Vahhâbî de Aynı Hatalı Fetvâ Çizgisinde
BursaGaz, Diyânet’e yazı yazmış, bacalarınızı temizletin, Lodos geliyor. Okuduğu daha bitirirken ben bağıracağım BursaGaz’ın şubesimisiniz siz diye. Gözlük gene tak indirdi, sevgili cemâat, diyeceksiniz ki dedi. BursaGaz ile bizim ne alakamız var, ama bizi bunu gönderdiler bu hafta dedi. Ben ellerimi açtım lan, söyleyecek laf yok sana kesin. Ellerimi açtım, dedim yok böyle bir şey dedim ya. Gerçekten bunlar BursaGaz’ın şubesi olmuş dedim. Bu da çok güzel bir şey, dedim şubesi olmuş dedim. Tabii sesimi yükselttim gene, gene baktı oradan bana, böyle gözlüklerin üstünden, biz cuma kıldık çıktık, Hakan dedi ki ben seninle bir daha cumaya gelmeyeceğim dedi. Dedim Hakan en iyisi biz tanınmayan yere gidelim dedim, bilinmeyen yere gidelim, yukarı gittik, üç kuzuların orada, en yukarıda ilk cami var.
Yukarıda, orada da buldu bizi bir şey. Bu dağın tepeyi açtık ama olmadık yani. Allâh bizi affetsin inşâallâh. Diyânet’in enteresan fetvâ. Sadece Diyânet’in değil, Diyânet’i suçluyormuş gibi olmayalım şimdi. Başka fetvâ kurulları da var. Türkiye’de böyle hep bir ağız olmuşlar. Bunlar Selefîler de var içinde. böyle Selefî, Vahhâbî geçinenler var ya çok katı böyle hani. Onlar da bunun içinde. çok basit, ben kurula diyeceğim ki eşleriniz onartana adam dolaşsa ne yaparsınız? Önce fetvâyı kendinize verin. Allâh bizi affetsin. O yüzden beş yıl haber alınmazsa, ama şimdi kimlikler var, ölüm olunca kimlikten düşülüyor, o zamân haber ben, benim haberim yoktu işte, yok kardeş bak git, orada kimlikte sağ oldu yazıyor mu?
Nikahındırıyor. Bir defa «boş ol» demek nikaha zarar verir mi, tâzelemek gerekir mi? Hiçbir şeye zarar vermez. Tazelemek, tövbe etmek, rücû’ etmek bu.
Soru-Cevap 2: Bitkisel Hayâttaki Hastanın Fişini Çekme Fetvâsı Verilemez — Sosyal Devlet Tebaasını Yaşatmakla Mükellef, Ümîdi Kesmek Şeytândan
Bak soru geldi, ağır kanser hastası olan ve bitkisel hayata girmiş bir hastanın doktorlar, fişinin çekilmesini söylüyor, ne yapmak doğru olur? Bu fetvâyı hiç kimse veremez. Devlet de veremez bu fetvâyı. Devlet, sosyal devlet, İslâm devleti tebaasını yaşatmakla mükelleftir. Makineye bağlı yaşıyor mu? Yaşıyor. Devlet onu yaşatmakla mükelleftir. Yaşıyor orada. Ama makineye bağlı, ama neye bağlı olursa olsun. Sen gücün yetiyorsa, annen, baban, kimse, eşin, sen onu iyileştirmenin yolunu aracaksın. Ümidini kesmeyeceksin. Ümidi kesmek şeytandan çünkü. Sen mücadele ne edeceksin? Sen mücadele ne edeceksin? Sen bununla mükellefsin. Doktor, hastane, neye gücün yetiyorsa, sen gücünün yettiğinden sorumlusun.
Ama doktorlar dediler ki, ya bunun fişini çekelim. Sen devlet olarak bunu üstüne alıyorsan, çekiyorsan fişi çek kardeşim. Ama ben yakını olarak fişini çekin diyemem. Ben bunun fetvâsını da veremem. Allâh bizi affetsin.
Soru-Cevap 3: Şâfi’î Babanın Askerde Tutmadığı Ramazân Orucu — İslâm’da Bir Suçtan İki Cezâ Yok, Gücü Yetmeyen Keffâreti Verecek; Cimrinin Buğdaydan Hesap Çıkarması
Babam Şâfi’î mezhebine mensûb, yıllar önce askere gittiğinde Ramazân ayı orucunu tutmamış. Şimdi tutmadığı orucun keffâretini vermesi yeterli mi? Yoksa keffâretiyle beraber orucun kazasını tutmalı mı? Gücü yetiyorsa kazasını tutsun. Gücü yetmiyorsa keffâretini versin yeter. İslâm’da bir suçtan iki ceza yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndedir o bir suçtan iki ceza. İslâm’da bir suçtan iki ceza olmaz. Bir kimse orucunu tutamadı. Hastalığından tutamadı, iyileştiğinde tutar. Ay halinde tutamadı, ay hâli bitince tutar. Hastalandı, iyileşmiyor. Örnek şeker hastası, ön rınek tansiyon hastası. Bunlar iyileşmez. Kronik rahatsızlık. O kimsenin iyileşmiyor örnek. şekeri düzenle dizayn ediyor, bir baskı altında tutuyor.
Ama o kimse oruç tutamayacak. Kefareti ödeyecek. Fakir fukara da taşıyacak değil ya. Kimisi de cimri. Ya tutamayacaksın işte, ver keffâret geç. Fazlasından ver bir de. Yok ölümüne oruç tutacaksın. Bir de ona takvâ süs veriyor. Senin için takvâ keffâret ödemek kardeşim. Sen çünkü cebimden para çıkacak diye korkuyorsun. Bir de gitmiş, buğdaydan hesaplamış. Sen ne yiyorsun dedim, buğday mı yiyorsun? Ne yiyorsun sen dedim? Ya Mustafâ hocam sen de çok sertsin. Yok ben serpteyim. Ne yiyorsun dedim? Ben senin halinin vaktini 3 aşağı 5 yukarı tahmin ediyorum dedim. Sen ne yapıyorsun? Akşamlar bulgur çarpsın mı yiyorsun sen dedim? Buğday ezmesi mi yiyorsun dedim sabahları? O zamân için. Dedim senin günlük en az 200 lira yiyorsun sen günlük dedim.
E yiyomdur dedi. Dedim üzerine 100 lira daha koy, %50 daha koy 300 lira. Senin kefaretin 300 liradan. Ver fakir fıkaraya dedim. Ben oruç tutsam dedi hayır dedim. Sen şimdi cimrilik yapıyorsun dedim. Para gitmesin diye oruç tutacak. Sağlığını bozacak adam. Dedim yok ver keffâreti. Madem bana sordun dedim yandı. Paran gitti dedim. İnsan sevdiğinden imtihan olur. Allâh bizi affetsin. O yüzden bu Şâfi’î kardeşin de babası keffâreti verecek.
Kaynakça
- Cinn Sûresi 72/17 — «Kim Rabbinin Zikrinden Yüz Çevirirse Rabbi Onu Gittikçe Artan Bir Azâba Uğratır»: Cinn 72/17 («ve men yu’rıd ‘an zikri Rabbihî yeslukhu ‘azâben sa’adâ»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 30/170-185; İbn Kesîr, Tefsîr 8/247-252; Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân 19/24-30; Beydâvî, Envârü’t-Tenzîl; Ebussu’ûd, İrşâdü’l-‘Akli’s-Selîm; Tabarî; modern tefsîr — Elmalılı, Hak Dîni Kur’ân Dili; Mevdûdî, Tefhîm; Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân; «zikrullâh’tan yüz çevirmek-i’râz mefhûmu» — klasik akāid: Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/293-340 (“Kitâbü’l-Ezkâr”); İbn Atâ’illâh, Miftâhu’l-Felâh ve Misbâhu’l-Ervâh; el-Hikem; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Vakitli ve Vakitsiz Zikirler — 5 Vakit Namâz-Tesbîhât-Ramazân-Zekât-Hac, Kur’ân Tilâveti ve Hayız Hâli: «namâz beni anmak içindir» — Tâhâ 20/14 («ekımı’s-salâte li-zikrî»); «ayakta-oturarak-yan yatarak Allâh’ı zikredin» — Nisâ’ 4/103 («fe-izâ kadaytümu’s-salâte fe’zkürullâhe kıyâmen ve ku’ûden ve ‘alâ cunûbiküm»); Âl-i İmrân 3/191 («elleziyne yezkürûnellâhe kıyâmen ve ku’ûden ve ‘alâ cunûbihim»); Ahzâb 33/41-42; «namâz arkası tesbîhât» — Müslim, “Mesâcid” 137-145 (Hadîs no: 596); Buhârî, “Ezân” 155 (Hadîs no: 843); Tirmizî, “Da’avât” 25 (Hadîs no: 3413); Ebû Dâvûd, “Salât” 359 (Hadîs no: 1504); Ahmed, Müsned 2/238; «zekât-Ramazân-hac» — Bakara 2/183-185, 196-203; Tevbe 9/103; Âl-i İmrân 3/97; «kadın hayız hâlinde Kur’ân tilâveti» — klasik fıkıh: Kâsânî, Bedâ’i’u’s-Sanâ’i’ 1/35-40; İbn Kudâme, el-Muğnî; Mecmû’u’l-Fetâvâ (İbn Teymiyye); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Yüz Çevirmenin Pratik Hâlleri ve Artan Azâbın Hafifletilemezliği: «zikr-ders-mürşid terki» — klasik tasavvuf: Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’l-İrâde” + “Bâbü’s-Sohbe”); İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/3-95 (“Acâ’ibü’l-Kalb” + “Riyâdetü’n-Nefs”); İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn; İğâsetü’l-Lehfân; «namâzı terk edenin durumu» — Müslim, “Îmân” 134 (Hadîs no: 82); Tirmizî, “Îmân” 9 (Hadîs no: 2620); Ebû Dâvûd, “Sünne” 15 (Hadîs no: 4678); İbn Mâce, “İkāmetü’s-Salât” 77 (Hadîs no: 1078-1080); klasik fıkıh: Kâsânî, Bedâ’i’ 1/254-260; Şâfi’î, el-Ümm 1/281-285; «Kur’ân’ın bir kısmını redd» — Bakara 2/85 («e fe-tü’minûne bi-ba’di’l-Kitâbi ve tekfürûne bi-ba’d»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 2/19-25; «hadîs inkârcılığı» — Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl; Ahmed Davudoğlu, Dîni Tâmir Dâvâsında Din Tahripçileri; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Tâhâ 20/124 «Onun İçin Dar Bir Hayât Vardır» — Mâl-Mülk Olup Tad Olmamak: Tâhâ 20/124 («ve men a’rada ‘an zikrî fe-inne lehû ma’îşeten dankâ»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 22/116-125; İbn Kesîr; Kurtubî 11/256-265; Beydâvî; Ebussu’ûd; Tabarî; modern — Elmalılı; Mevdûdî; «Allâh’ı zikretmeden yiyenin tadsızlığı» — klasik tasavvuf: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf 1/1500-1700; Fîhi Mâ Fîh; «yüce Rabb’in zenginliği fakîrliği aşması» — Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’l-Fakr ve’l-Gınâ”); İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/210-265 (“Kitâbü’l-Fakr ve’z-Zühd”); İbn Atâ’illâh, el-Hikem; «kuru ekmek-zikir tadı» — Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; Vâkı’ât; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Allâh’ın ve Meleklerin Lâneti — Anne-Baba Hakkı, Zikr Ehlinin Zikr Ehliyle Dostluğu: «meleklerin lâneti» — Bakara 2/161-162 («ülâ’ike ‘aleyhim la’netullâhi ve’l-melâ’iketi ve’n-nâsi ecma’în»); Âl-i İmrân 3/87; Nisâ’ 4/52; «anne-babaya isyân» — İsrâ’ 17/23-24 («ve bi’l-vâlideyni ihsânen»); Lokmân 31/14-15; Ahkāf 46/15-17; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 10/238-260, 14/64-72; «anne-babaya kötü davrananın azâbı» — Buhârî, “Edeb” 6 (Hadîs no: 5973); Müslim, “Îmân” 144-146 (Hadîs no: 90); Tirmizî, “Birr” 1-3 (Hadîs no: 1897-1900); İbn Mâce, “Edeb” 1 (Hadîs no: 3661); «kişi sevdiğiyle haşr olur» — Buhârî, “Edeb” 96 (Hadîs no: 6168); Müslim, “Birr” 165 (Hadîs no: 2640); Tirmizî, “Da’avât” 102 (Hadîs no: 3535); Ebû Dâvûd, “Edeb” 113 (Hadîs no: 5126); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Marka Budalalığı, «Dolar Yürüyor» Tipi ve Zikrullâh Ehlinin Sâdeliği: «isrâftan men» — A’râf 7/31 («külû ve’şrebû velâ tüsrifû»); İsrâ’ 17/26-27 («velâ tübeziir tebzîrâ»); Furkān 25/67 («ve’lleziyne izâ enfekū lem yüsrifû ve lem yektürû ve kâne beyne zâlike kavâmâ»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 7/189-195, 10/247-260, 13/76-83; «kibirden ictinâb» — Lokmân 31/18-19; İsrâ’ 17/37; A’râf 7/146; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/229-275 (“Zemmü’l-Mâl ve’l-Buhl”) + 3/342-380 (“Zemmü’l-Kibr”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; Sayd al-Khâtir; «sâdelik-zühd» — Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’z-Zühd”); İbn Atâ’illâh, el-Hikem; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- Beyhakî Şu’abü’l-Îmân ve Deylemî Müsnedü’l-Firdevs: «Allâh Kendini Zikretmeyene Gazab Eder», «Kalp Kararır»: «Allâh kendini zikretmeyen kula gazab eder» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 1/390 (Hadîs no: 521); Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/206; «kalpler Allâh zikredilmeyince kararır» — Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs 1/167; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 2/293; «kalbin pas tutması» — klasik şerh: İbn Kayyim el-Cevziyye, İğâsetü’l-Lehfân; el-Vâbilü’s-Sayyib; el-Cevâbü’l-Kâfî; klasik tasavvuf kalp-temizliği — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/13-72 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); Necmüddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihü’l-Cemâl; Necmüddîn-i Dâye, Mirsâdü’l-İbâd; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Ra’d 13/28 «Kalpler Ancak Zikrullâh ile Huzûr Bulur» ve Tecellînin Şartı: Ra’d 13/28 («elleziyne âmenû ve tatma’innü kulûbühüm bi-zikrillâh elâ bi-zikrillâhi tatma’innü’l-kulûb»); Âl-i İmrân 3/191; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 19/56-65; İbn Kesîr; Kurtubî 9/315-322; «her dem Allâh’ı zikretme» — Ahzâb 33/41-42; Cum’a 62/9-10; «şeytân kalp kapısında bekler» — Buhârî, “Bed’ü’l-Halk” 11 (Hadîs no: 3268); Müslim, “Selâm” 7 (Hadîs no: 2174); Tirmizî, “Da’avât” 109 (Hadîs no: 3527); Ebû Dâvûd, “Edeb” 105 (Hadîs no: 5096); İbn Mâce, “Edeb” 46 (Hadîs no: 3886); «hâl-yakaza-mübeşşirât tecellîsi» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/498-525; Mişkâtü’l-Envâr; İbn Arabî, Fütûhât 2/376-385 (yakaza); İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/55-100; Buhârî, “Ta’bîr” 5 (Hadîs no: 6990); Müslim, “Ru’yâ” 6 (Hadîs no: 2263); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Rü’yâ İstismârı, Yolun Âdâb-Erkânı ve Dergâh’ın Fî Sebîlillâh Olması: «rü’yâ istismârı-şeytân vesvesesi» — Buhârî, “Ta’bîr” 4 (Hadîs no: 6985); Müslim, “Ru’yâ” 1-5 (Hadîs no: 2261-2262); Ebû Dâvûd, “Edeb” 88 (Hadîs no: 5018-5021); İbn Mâce, “Ta’bîr” 9 (Hadîs no: 3914); «edebin tecellîye etkisi» — klasik tasavvuf: İbn Atâ’illâh, el-Hikem; İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/144-185 (“Edebü’l-Lisân”); Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif (“Bâbü’l-Edeb”); «mürîd-mürşid sohbet âdâbı» — Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’s-Sohbe”); Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; Vâkı’ât; «zâkir-çavuş-nakîb hürmeti» — klasik dervîşlik usûlü: Mustafa Özbağ Efendi, Mîzânü’t-Tarîka; Şâbân-ı Velî silsilesi makāmât tertîbi; «kavmiyetçilikten ictinâb» — Hucurât 49/13 («yâ eyyühe’n-nâsü innâ halaknâküm min zekerin ve ünsâ»); Ebû Dâvûd, “Edeb” 121 (Hadîs no: 5121); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Tirmizî Da’avât 90 — «Cennette Allâh’ı Zikredenler İçin Hiçbir Kimsenin Ulaşamayacağı Yüksek Dereceler»: Tirmizî, Sünen, “Da’avât” 90 (Hadîs no: 3514) — «yüksek dereceli zikrullâh ehli»; Müslim, “Zikr” 1-25 (Hadîs no: 2675-2701); Buhârî, “Da’avât” 8-15 (Hadîs no: 6311-6328); Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; klasik şerh — Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvezî; Aliyyü’l-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh; «cennette derecât» — Mücâdele 58/11; İsrâ’ 17/21; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «artan ikrâm-ihsân» — klasik tasavvuf: İbn Atâ’illâh, el-Hikem; et-Tenvîr fî İskāti’t-Tedbîr; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Soru-Cevap 1: Eşinden Ayrı Düşmüş Kadının Zinâsı ve Tekrar Eski Kocasıyla Devâm Etmesi: «zinâ-âile içi sadâkat» — Nûr 24/2-3 («ez-zâniyetü ve’z-zânî feclidû külle vâhidin minhümâ mi’ete celde»); İsrâ’ 17/32 («velâ takrabu’z-zinâ innehû kâne fâhişeten ve sâ’e sebîlâ»); Furkān 25/68; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 12/154-180, 10/254-258; «zinânın hadd cezâsı-recm» — Buhârî, “Hudûd” 30-37 (Hadîs no: 6814-6830); Müslim, “Hudûd” 13-22 (Hadîs no: 1691-1697); Ebû Dâvûd, “Hudûd” 23-25; klasik fıkıh: Kâsânî, Bedâ’i’ 7/33-58; İbn Kudâme, el-Muğnî; «kadının zinâsı sonrası nikâh hükmü» — klasik fıkıh: İbn ‘Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 3/272-285; Serahsî, Mebsût 4/199-203; el-Hidâye, c. 2 (“Kitâbü’n-Nikâh”); Dürer ve Gürer; el-Fetâva’l-Hindiyye 1/293-295; «mîrâs hukûku-neseb tahkîki» — Nisâ’ 4/11-12; klasik fıkıh: el-Mebsût; Reddü’l-Muhtâr 6/745-770; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin fetvâ-i’tirâz hâtırâları, İrşâd Dergisi.
- Sabancı’daki İlâhiyâtçı Doktora Öğrencisine Fetvâ Aratma — Klasik Hanefî Eserleri ve Cezîrî: İbn ‘Âbidîn (1198-1252/1784-1836), Reddü’l-Muhtâr ‘ale’d-Dürri’l-Muhtâr (“Hâşiyetü İbn ‘Âbidîn”); Şemsüddîn Serahsî (ö. 483/1090), el-Mebsût 30 cüz; Burhâneddîn el-Mergînânî (ö. 593/1197), el-Hidâye; Molla Hüsrev (ö. 885/1480), Dürerü’l-Hükkâm fî Şerhi Gureri’l-Ahkâm; Şeyhülislâm Nizâmüddîn (Şeyh Nizâm önderliğindeki ulemâ heyeti), el-Fetâva’l-Hindiyye / ‘Âlemgîriyye; ‘Abdurrahmân el-Cezîrî (1882-1941), Kitâbü’l-Fıkh ‘ale’l-Mezâhibi’l-Erba’a; «zinânın hadd cezâsı dört mezhebte» — el-Cezîrî, Kitâbü’l-Fıkh 5/47-95; «klasik İslâm hukûku şer’î ölüm» — klasik usûl: Şâfi’î, er-Risâle; Şâtıbî, el-Muvâfakāt; «modern fetvâ kurullarının fıkhî temelsizliği eleştirisi» — Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl; Ahmed Davudoğlu, Dîni Tâmir Dâvâsında Din Tahripçileri; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- «Karpuz Hikâyesi» Misâli — Beş Çocuklu Kocanın Vazîfesi: «iffet-âile içi sadâkat» — Nûr 24/2-3, 4-9; İsrâ’ 17/32; Furkān 25/68-69; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «boşanmış kadın iddet ve geri dönüş» — Bakara 2/228-232 («ve’l-mutallakātü yetterabbasne bi-enfüsihinne selâsete kurû’»); Talâk 65/1-7; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «temsîl-misâl ile irşâd-Mevlânâ üslûbu» — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf birçok yer; Fîhi Mâ Fîh; klasik tasavvuf hikmet-temsîl — Sa’dî-i Şîrâzî, Gülistân; Bûstân; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- Yıllardır Ayrı Yaşayan Evli Çiftin Nikâh Tâzelemesi — Hanefî 40 / Şâfi’î 5 Yıl Hükmü, Beyin Ölümü: «mefkūd — kayıb kişinin nikâh ve mîrâs hükmü» — klasik Hanefî fıkıh: Kâsânî, Bedâ’i’ 6/196-205; İbn ‘Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 3/425-440; Serahsî, el-Mebsût 11/34-58 (“Kitâbü’l-Mefkūd”); el-Fetâva’l-Hindiyye 1/543-548; klasik Şâfi’î fıkıh: en-Nevevî, el-Mecmû’ 17/315-330; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb; el-Mâverdî, el-Hâvi’l-Kebîr 11/76-92; «Hanefîlerde 40 yıl, Şâfi’îlerde 5 yıl haber alınmama» — klasik fetvâ tarîhi: Osmanlı uleması Şâfi’î görüşe meylin sebepleri; «beyin ölümü-şer’î ölüm farkı» — modern fıkıh: Mecma’u’l-Fıkhi’l-İslâmî kararları (1986); Mahmûd Şeltût, el-Fetâvâ; Diyânet İslâm Ansiklopedisi, “Ölüm” maddesi; «mîrâs hukûku şartları» — Nisâ’ 4/11-12, 176; klasik fıkıh: er-Reddü’l-Muhtâr 6/745-770; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Diyânet Hutbesi Hâdisesi: BursaGaz Şubesi Olmuş Cuma — Selefî-Vahhâbî Aynı Çizgide: «cuma hutbesinin âdâbı» — Buhârî, “Cum’a” 27, 35-37 (Hadîs no: 920, 928-933); Müslim, “Cum’a” 33-44; Ebû Dâvûd, “Salât” 218-220 (Hadîs no: 1101-1107); İbn Mâce, “İkāmetü’s-Salât” 86 (Hadîs no: 1106); klasik fıkıh hutbe usûlü: Kâsânî, Bedâ’i’ 1/265-280; İbn ‘Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 2/156-170; «hutbede dîn dışı muhtevâya yer vermek» — klasik fıkıh: Şîrâzî, el-Mühezzeb; en-Nevevî, el-Mecmû’; «modern Türkiye Diyânet hutbe pratikleri eleştirisi» — modern okuma: Necib Fâzıl, Son Devrin Din Mazlumları; İdeolocya Örgüsü; Cemil Meriç, Bu Ülke; «Selefî-Vahhâbî tasavvuf düşmanlığı muhalefeti» — klasik tasavvuf savunma: Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak fi’l-İstigāseti bi-Seyyidi’l-Halk; Hücceti’l-İslâm ‘alâ Sıhhati Tarîkati’s-Sûfiyye; Şeyh Hâlid el-Bağdâdî, Mektûbât; Mahmûd Mustafa Şeyh, Te’rîhu Necd; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
- Soru-Cevap 2: Bitkisel Hayâttaki Hastanın Fişini Çekme — Sosyal Devlet ve Ümîd: «can hakkı-Allâh emâneti» — Nisâ’ 4/29 («velâ taktulû enfüseküm innellâhe kâne biküm rahîmâ»); Mâ’ide 5/32 («men katele nefsen bi-gayri nefsin ev fesâdin fi’l-ardı fe-keennemâ katelennâse cemî’â»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 5/154-158, 6/146-153; «ümîdsizlik şeytândan» — Yûsuf 12/87 («innehû lâ yey’esü min ravhillâhi illa’l-kavmü’l-kâfirûn»); Zümer 39/53 («lâ takneţû min rahmetillâhi»); Hicr 15/56; «bitkisel hayât-fıkhî ölçüler» — modern fıkıh: Mecma’u’l-Fıkhi’l-İslâmî kararları; el-Karadâvî, Fıkhu’n-Nâzilât; Diyânet İlmî Hey’eti kararları; «sosyal devletin sorumluluğu-İslâm devleti tebaayı yaşatmakla mükellef» — klasik siyâset-i şer’iyye: el-Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; Ebû Ya’lâ, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Soru-Cevap 3: Şâfi’î Babanın Askerde Tutmadığı Ramazân Orucu — Keffâret ve «Bir Suçtan İki Cezâ Yok»: «orucun keffâreti — fidye» — Bakara 2/184 («ve ‘ale’lleziyne yutîkūnehû fidyetün ta’âmü miskîn»), 2/185 («ve men kâne marîdan ev ‘alâ seferin fe’iddetün min eyyâmin uhar»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 5/72-90; İbn Kesîr; Kurtubî 2/270-300; klasik fıkıh — Hanefî: Kâsânî, Bedâ’i’ 2/96-105; İbn ‘Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 2/420-440; el-Fetâva’l-Hindiyye 1/199-216; Şâfi’î: en-Nevevî, el-Mecmû’ 6/254-280; Şîrâzî, el-Mühezzeb; «kazâ ve keffâretin birleşmemesi — orucun bir suçtan iki cezâ yokluğu» — klasik fıkıh: el-Mebsût 3/95-110; Bedâ’i’ 2/97; modern fıkıh: el-Karadâvî, Fıkhu’s-Sıyâm; «cimriliğin keffârete tesîri» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/229-275 (“Zemmü’l-Buhl”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; Şâtıbî, el-Muvâfakāt; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Mürîd, Vird, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı