Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #193 — Mutadın Dışı Uyku, Sâlih Rü’yâ ve Rabce: İlâhî Hitâb

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #193 — Mutadın Dışı Uyku, Sâlih Rü’yâ ve Rabce:…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


38. Nasîhat Girişi: Hâtif Hz. Ömer’e Mezarlıktaki Adam İçin Beytülmâl’den Mal Verdir Diyor — Ömer’e Gelen Mu’tâdın Dışı Uyku ve Gece-Seher Virdi

O sırada Hazret-i Ömer’e uyku geldi. Cenâb-ı Hakk ona uyku verdi ki kendini uykudan alamadı. Bu mu’tâd bir şey değildi. Bu uyku gayp âleminden geldi. Sebepsiz olamaz diye tacıpta kaldı. Başını koydu, uyudu. Şimdi bunu gece dersi çekenler, gece virdini çekenler, seher virdini çekenler bunu daha iyi anlar, idrak eder. Gece virdini vardır, gece virdini normalde mu’tâdıdır o kimsenin. gece dersini çekiyor, kaçta çekiyor? 11’de çekiyor, 12’de çekiyor, 2’de çekiyor teheccüde kalktığında. Veyahut da sabah namazından sonra sabah dersi çekiyor seherde. Mu’tâd, ne bileyim ki ne kadar sürüyor dersi? Yarım saat, 45 dakika, 1 saat. dersinin her gün mu’tâd çekerken birden uyku basar o kimseye. Gözünü açamaz hale gelir.

Böyle tâbîri câizse kafasını toplayamaz, sarhoş gibi olur. Böyle kafasını böyle bir yere yaslamak ister. Daha dolmadı, koltukta oturuyorsa koltukta sızar, yakaza gibi. bu mu’tâdın dışındadır bu. O kimsenin mu’tâd gecesi değil, mu’tâd sabahı değil. Örnekliyorum bir kimse sabah namâzını kıldı, saat kaç 7. o kimse 7.30’a kadar, 8’e kadar ders çekiyor. Virdini çekiyor, neyse virdini. o esnada her gün öyle yaparken ona uyku basıyor birden. Uyumamak için direniyor ama uyuyor, gidiyor kafa. Ve hatta gece oluyor bu. Gece uyumamak için direniyor o kimse ama yok. Kafa durmuyor durduğu yerde, gözü kapanıyor. Hatta gözler kapalı uyuyor oturduğu yerde. Bunu böyle i’tikâfta olanlar da yaşar. i’tikâfta günlük 70.000 tevhîd çekçek, gündüz çok o kadar zorlanmaz.

Ama gece yasından sonra zorlanmaya başlar. Her 2. günü ise 3. günü ise daha da zorlanır.


Yakaza Hâli, Namâzda Görülen Rü’yâ, İ’tikâfta 70.000 Tevhîd ve Mu’tâdın Dışına Çıkan Uyku — Bedenin Ruhla Bağı Minimuma İndiği An

Yani oturduğu yerde Lâ İlâhe İllâ’llâh, Lâ İlâhe İllâ’llâh, Lâ İlâhe İllâ’llâh, Lâ İlâhe İllâ’llâh, Lâ İlâhe İllâ’llâh, Lâ İlâhe İllâ’llâh, Lâ İlâhe İllâ’llâh gitmiyor ama. Şimdi yatamaz da dersi yetiştirecek çünkü. Bu oturduğu yerde kendi kırıltısıyla. Çünkü kafa düşüyor, kafa düşünce o nefes borusu sıkışıyor. Nefes borusu sıkışınca, nefes alamayınca uyanıyor. Tecrübe. O esnada o kimse, Sûfîler buna yakaza derler, rü’yâ görür. Oturduğu yerde hatta Ramazân’da terâvîh kılıyor, terâvîh kılarken namâz kılıyor değil mi? Terâvîh kılıyor. Terâvîh kılarken ayaktayken yakaza görür dervîş. Bu mu’tâdın dışında olan şeyler. Ve hatta namâz kılıyor, namâz kılarken Allâhu Ekber secdeye gitti. Seyyidede «Subhâne Rabbiye’l-A’lâ» dedi, birinci dediğini hatırlıyor.

Sonra bir yakaza oldu, bir hâl oldu. Sonra secdeden normalde sanki üç sefer demiş gibi, «Subhâne Rabbiye’l-A’lâ» dedi, kalktı. Kalktı ama, aaa secdede rü’yâ gördü. Ne kadar kaldı secdede bilmiyorum. Kaç sefer söyledi bilmiyorum. Ama orada rü’yâ gördü mü? Gördü. Bunlar mu’tâdın dışında olan şeyler. Bir kimsenin mu’tâd dersi var, viddi var, yaptıkları var. Bunun haricinde bir şey, Hazret-i Ömer Efendimiz’i de mu’tâdın dışında uyku bastı. Bu mu’tâd değildi, mu’tâd olmadığı için Hazret-i Ömer Efendimiz de bunu hayretle karşıladı. Bu normal değildi, bu mu’tâdın dışında dedi. Demek ki, sen gece saat 12, uykun geldi yattın, bu mu’tâd hayatın senin. Kimilerin böyle mu’tâd bir hayatı vardır. 12 deyince yatar, saat 5 deyince kalkar.

Ondan sonra 6 deyince kalkar. Yok sabahleyin mu’tâd kahvaltısını yapar. Sonra tın tın işine gider. Mu’tâd bir hayatı vardır. Harika bir şey. böyle bir şeyi hiç yaşamasam da. Böyle bir hayatı olanlar da vardır muhakkak. Mu’tâdın dışında. Bizim her şey mu’tâdın dışında olduğundan mutadımız da yok bu tür şeylerden. Öyle olunca o kimse uyurken, uyumuyorken uyku bastırdı onu.


Furkān 25/47 ve Nebe’ 78/9-10-11 Âyet-i Kerîmeleri: Geceyi Örtü, Uykuyu Dinlenme Yapan Allâh — İslâm Dünyâsının Mu’tâd Uykusu ve Mert Olan Ümmet

Furkān âyet 47. Size geceyi bir örtü, uykuyu dinlenme. Gündüzü de yeni bir hayat yapan odur. Bu normal, bu âyet-i kerîme dünyadaki bütün imutat insanlar için, gece neymiş onlar için bir örtü, uykuyu da dinlenme yapmış. Tabii uykuyu dinlenme yaptı. Bize ne diyorlar şimdi? Diyorlar ki en az 7 saat uyuyacaksınız değil mi? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hiç 7 saat uyumamış. 7 saat hiç uyumamış. Az uyumak, az konuşmak, az yemek. Bize şimdi uyuyun diyorlar boyuna. ilkokul çocukları bile ne diyor? Yat uyu, at uyu. Uyu, boyuna uyu. Biz maddi manevi hep uyumakla geçiriyoruz. Uyuyoruz biz. Zahirende manevi uykudayız biz. İslâm dünyası uykuda. Uyanmıyor hiçbir şekilde. Öyle bir derin uykuya dalmış ki. her gün kanı akıtılıyor, her gün şanı şeref ayaklar altında atılıyor.

Haksızlıklar, hukuksuzluklar, arsızlıklar, hırsızlıklar, kamu düzeninin bozulması böyle. Bütün İslâm dünyası her gün mert olmuş. İslâm dünyası uyumaya devam ediyor. Onlar için hep gece. Yine Nebe’ Sûresi 78/9-10-11. Uykunuzu bir dinlenme vasıtası yaptık. Geceyi size saran bir örtü yaptık. Gündüzü de geçiminizi temin için çalışma zamanı kıldık. O yüzden uyku mu’tâd insanlar için, mu’tâd, vasat insanlar için rahatlık, huzur vesilesi. Onun o yüzden o kimse yatacak, uyuyacak, dinlenecek. Bizim Bayındır tabiriyle belenecek. Toprağa belenmek. yüzüne gözüne toprak seçti, toprağa belendi. Ümmet-i Muhammed böyle bütün gecesini uykuyla geçirecek. Şu uğursuz bir şekilde ölü gibi yatacak. Uyuyacak, Allâh uyuyacak. yatırsan hiçbir şey istemesen 7.24 uyuyacak. böyle bir tembellik hali hakim. bu ölü gibi bütün herkes.

Allâh muhafaza eylesin. Muhakkak ki uykuya bedenin ihtiyacı var. Bunu inkar etmiyoruz. üç tane sahâbe var ölçü. Birisi dedi ki hiç uyumayacağım. Birisi dedi ki hiç evlenmeyeceğim, cima etmeyeceğim. Birisi dedi ki hiç iftâr etmeyeceğim. Cebrâ’îl aleyhi’s-selâm bunların hâlini geldi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine aktardı. Ve size ne oluyor ki Allâh’tan en fazla korkanınız benim yerim, iftâr ederim, uyurum, evlenirim dedi. Çünkü evlenmek Âdem’den itibaren bütün peygamberlerin hiç terk etmediği sünnettir. Sakal Âdem’den itibaren tüm peygamberlerin sünnetidir. Şimdi ölçü, uyurum, yerim, iftâr ederim, evlenirim ölçü. Bizde ruhbanlık yok. Hayatının tamamını ibâdetle geçirmek yok.

Gecenin ne yapacaksın? Üçte birini ibâdete ayıracaksın. Kaç saat gece? 8 saat. 9 saat desek üçte biri. 3 saat ibâdete gidecek. Üç saat eşinle sohbetini ayır çocuklarınla. 3 saat de uykuya ayır.


Üç Sahâbe Ölçüsü (Hiç Uyumayacağım, Evlenmeyeceğim, İftâr Etmeyeceğim) ve Cebrâ’îl’in Geri Çevirmesi — Uykunun Rûhânî Kapısı, Zümer 39/42’de Ruhların Alınması

Sâlih çok tatlı güldü. Dedik ki bunu böyle söylemeyiz elimize, iyiydi bilan. Biz 6-7 saat uyumayı seviyoruz dedi. Neyse günâh işlemektense uyumak daha hayırlı herkes için. Öyle ya, geçip televizyonun başında günâh işleyeceğinize veya telefonu alıp da yanlış yunuş yerlere gireceğinize uyuyun daha iyi. Zikrullâh yapmıyorsanız uyuyun. En güzeli bu. Allâh bizi affetsin. Tabi Hz. Pîr burada bu uykunun fitri veya insani veya biyolojik. Bugünkü terim o ya biz fıtrat diyoruz veya insani diyoruz. Ama bugünkü gençler ne diyor? Biyoloji kullanıyorlar. Diyorlar ki ondan sonra burada uyku biyolojik durumdan ibaret değil. Ya buradaki uyku manevi bir şey. Bu uyku cüzi iradenin dışında gelişen bir şey. O uyumayı istemediği halde uyku bastı onu.

Bu normalde buradaki bu uyku Cenâb-ı Hakk’tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan. Burada farklı bir şey var. buradaki uyumak yatıp horul horul uyumak değil. O esnada yakaza gibi manevi aleme bir pencere açılacak. Manevi aleme bir kapı aralanacak. Onu hissetti. Sakın siz de böyle uyku bastırdığında demek ki manevi bir şey olacak. Bu da bir vartadır. manevi bir şey olacak demek ki bu kadar uyku bastı. Ben de bir rü’yâ gördüm. manevi bir şey olacak demek ki bu kadar uyku bastı. Ben de bir rü’yâ göreceğim, hâl göreceğim. Yat. Sabah kalkamaz sonra. 10 saat uyan. Öyle değil bu. Öyle de değil. Hiç kimse kendi kendine öyle kandırmasın. Ben rü’yâ görürüm diye yattım. Sonra hiçbir şey yok.

Sen de gafletten yattın uyudun. Öyle değil. Allâh muhafaza eylesin. Çünkü normalde o rü’yâ öyle manevi olursa sâlih rü’yâ mübeşşirettandır. O zamân sende farklı şeyler görülmesi lazım. Farklı şeyler görülmüyorsa o zamân sıkıntı var. O yüzden çünkü uyku veya yakaza da ruh özgürleşir. Ruhun vücutla olan bığı en azza indirilir. Minimize olur. Yakaza da mesela bir kimse kendi vücudunu da görür çünkü yakaza da. O böyle ruhun vücutla olan bağlantısının böyle en ince veya en azza indirildiği andır. O böyle uyanıklık arası bir şeydir. Ne uyanıksın ne uyuyorsun. Artık ruhun tâbîri câizse böyle bedenin üstünde duruyor. Daha ötelere gitmedi. Ama ruh serbest o esnada. Hür veya uyku esnasında ruh serbest.

Hür. O yüzden uyku bedeni rahatlatır. Bedeni rahatladı. O kimse der ki bedeni rahatlayınca oh be ruhum dinlendi. Ha senin ruhun dinlendi o zamân sende manevi bir işaret yok. Ruh gitti bekletileceği yerde gitti orada bekliyor. Sen uyanıncaya kadar. Sen uyanır uyanmaz ruh sana tekrar tecellî etti geldi. Sende bu uyku manevi değil. Bakın bu manevi değil. Çünkü Zümer âyet 42’de de Allâh canların ruhlarını ölüm anında alır. Henüz ölmemiş olanların ruhlarını uyurken alıyor. Uyurken aldı uyandığında tekrarı verdi. Bu o ölüm değil. uyku yarı ölümdür hadîs-i şerifi de buradan kaynaklı. o kimse uyurken ruh ondan çekildi. Ne zamân uyanır uyanmaz ruh hızla tekrar bedene geldi. Ama genel olarak o dediğimiz zaruri istemsiz uyku manevi bir kapının aralanmasına işaret.


Aksi Sedâ Misâli ile Hâtif Sesi’nin İdrâki — Sâlih Rü’yâ Mübeşşirât’tandır (Buhârî, Mâlik, Ebû Dâvûd) ve Nübüvvetten Sonra Geriye Kalan

Rüyasında hak tarafından bir ses geldi. Bu sesi ruhu duydu. O ses öyle bir sesti ki her sesin namesinin aslıdır. Asıl ses odur. O sesten başka sesler aksi sedadır. Aksi sedâ biz böyle küçükken zeytinliklere giderdik. Yükarıda babamın çok samimi arkadaşı Ovalı İsmail’in zeytinliği vardı. Oradan deliceleri, aşısız zeytine delice deriz. Oradan deliceleri köklerdik. Bizim bahçede eksik olan yerleri ekerdik. babam falan abim üçümüz beraber giderdik. Ondan sonra babam gelmez oldu. Biz kendimiz gitmeye başladık. Babam diyordu gidin oradan iki tane delice zeytin kökle gelin. Dağda tabii dağda giderken vaadiye bağırırsın. Mesela ahmet diye bağırırsın. Senin bağırıldığın bir der. Karşıdan ahmet diye kendi sesini duyarsın.

Aksi sedâ. O vaadi de çok güzel olur bu. Biz çocukluğumuzda gençlik ve çocukluk arasındayken bunu bilirdik. Ses sana geri döner tekrar. Bir şeye çarpınca geri döner. Aksi sedâ. Ama o ses boğuştuya giderse sana geri dönmez. Ama sen böyle bir vaadi de bir dağa karşı söylersen geri döner. Aksi sedâ. Asıl ses odur. O sesten başka sesler aksi sedadır. Ha demek ki uykuda gelen o ses Hazret-i Ömer’e hak tarafından bir ses geldi. Nerede? Rüyada, uykuda. Rüyada. Rü’yâ neydi? Mübeşşirattı. Hadîs-i şerifte diyor ki benden sonra peygamberlikten geriye hiçbir şey kalmayacak. Ancak mübeşşirât kalacaktır. Mübeşşirât nedir? Ey Allâh’ın Resûlü diye sorduklarında şöyle buyurdu. Mübeşşirât sâlih rüyadır. Buhârî, İmâm Mâlik, Ebû Dâvûd.

Demek ki peygamberlikten sonra sâlih rü’yâlar kalacak. Sâlih rü’yâlar ancak sâlih kimseler görür. Bu da başka bir hadîs-i şerîf.


Sâlih Rü’yâ Nübüvvetin 46 Cüz’ünden Biridir — Rü’yâyla Amel Sahîh: Hz. Peygamber’in Ezân, Bedir, Hz. ’Â’işe Nikâhı; Dervîşin Paşadan Altın Hâdisesi

Başka bir hadîs-i şerîf de sâlih rü’yâ nübüvvetin 46 parçasından bir parçadır. Nübüvvet kaç yıl sürdü? 23 yıl. 23 yıl sürdüğümüzde gece gündüz yaptığımızda 46 oldu. 46 parçasından bir parça deyince bu da 6 aya tekabül ediyor. Altay Hazreti Peygamberin, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin peygamberlikle alakalı, dinle alakalı vahyi rü’yâda aldı. Rüyalarla yürüdü ilk önce. O yüzden Sûfîler rü’yâya ehemmiyet verirler. Rüyayla yürür Sûfî. Sonra bu millete, bu insanlara hadîs-i şerifleri inkar ettiler. Hadîs-i şerifleri önemsizleştirdiler ve herkese de şunu söylediler. Rüyayla amel edilmez. Rüyayla hukuk icra edilmez deseler kabul edeceğiz. Rüyayla hukuk kabul edilmez. Doğru. İslâm’ın hukuku rü’yâyla olmaz.

Onun hukuku belli. Cezalar belli. Her şey belli. Ama rü’yâyla amel edilir mi? Evet Hazret-i Peygamber etti. Ezan rüyanın neticesidir. Ezan. Rü’yâ gördüler. Rü’yâ gördüler. Örneğin Bedir’de rü’yâ gördü. Hem müşrikler gördü hem mü’minler gördü. Âyetle sabit. Rüyayla amel edilir kardeşim rü’yâyla da. Rüyayla hukuk icra edilmez. Rüyayla amel edilir. Seni Hazreti Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine rü’yânda göreceksin. Diyecek ki git, X kimseye bin lira harçlık ver. Sen vermeyeceksin öyle mi? bir dervîşin birisine bir lira vermiş altı lira. Yalvarmış, yakarmış. Yarabbi benim sıkıntım biliyorsun. Demiş derdimin bu benim derdim. Rüyasında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri o demiş ki filanca paşaya git ona benden selam söyle.

Senin demiş ihtiyacını görsün. Dermiş gitmiş. Kapıyı çalmış açmışlar. Demiş benim paşa hazretleriyle görüşmem lazım. Hayırdır demişler. Demiş bir selam getirdim ona. Kendisini görmem lazım. Çıkarmışlar paşanın huzuruna. Paşa demiş ey dervîş buyur söyle derdin de. Tabii dermiş utana sıkıla. Demiş ki efendim dün gece bir hâl oldu. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i gördüm. Bana buyurdu ki filanca paşaya git benden selam söyle. Aleyküm selâm demiş dur. Dur demiş burada dur. Hemen kasayı açmış bir kes altın vermiş. Demiş şu rüyayı bana baştan anlat bir daha. Dervîş şaşkın. Demiş efendim dün gece bir hâl tecellî etti. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki demiş filanca paşaya git benden selam söyle.

Demiş dur. Dur demiş burada dur. İlk kes altında. Demiş rüyayı bana baştan anlat. Rüyayı tekrar baştan anlatmış. Yine tam selam söyle dedi. Demiş dur bir daha dur. Bir kes altında. Demiş baştan anlat tekrar. Tekrar baştan anlatmış bir kes altında. Demiş anlat anlatmış. Demiş vallâhi kasamda kese kalmadı. Anlat şimdi rüyanı bir daha baştan. Bir daha baştan anlatmış. Benim demiş bir altına ihtiyacım vardı. Allâh’a onu yalvardım demiş. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki demiş git filanca paşaya benden selam söyle. Senin ihtiyacını görsün dedi demiş. O paşa bir seviniyor. Şimdi bu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den selam geldi diye. Selam geldi diye.

Şimdi bize şunu öğrettiler. Rü’yâ ile amel edilmez. He rü’yâ değil mi ya? Kardeşler Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin şekline suretine şeytan giremez. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerini rü’yâsında gören gerçekte görmüş gibidir. Hadîs-i şerîf bu. Gerçekte görmüş gibidir. O yüzden sûfîler rü’yâlarında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i gördüklerinde kendilerini sahâbeymiş gibi görürler. Çünkü onu gören îmân ehlisi sahâbe hükmündeydi. Onu gördü çünkü. Velhasıl kelam sâlih rü’yâ mübeşirattan ve o ilahi ses Allâh’ın kuluna olan hitâbıdır. Rahmetidir, lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır.


Beşinci Esmâda Tûbâ Ağacında Hitâb-ı İlâhî, Dört-Beş Esmâda Düşme Tehlikesi — Çîn-Garez-Cibîn’den Geçecek Nefs Terbiyesi

Bu dervîşlerin Lübbü’l-Lübb’ünde beşinci makāmda, beşinci esmâda yaşanan bir haldir. O kimse beşinci makāma beşinci esmâya gelince genel olarak yolu açıksa o kimse kendisini cennette görür. Daha da ileri. Cennette tuğba ağacına yaslanmış olarak durur. Ve ona Tûbâ ağacı olduğu da söylenir. Ve tuğba ağacına yaslanmış vaziyette dururken Cenâb-ı Hakk ona hitâb eder. Ses hitaptır çünkü. Allâh’ın hitâbıdır ve sadece kulakla duyulmaz. Bütün vücut kulak olur. Bu beşinci esmâda yaşanan bir şeydir. O kimse beşinci esmâya geldi, beşinci esmâya oturdu, oturdu. Orada kalıcı. Orada kalıcıysa o cennete girer, cenneti görür ve cennette ona Cenâb-ı Hakk hitâb eder. Öleceğim gideceğim bu seyri suluk hâllerini o yüzden açık açık anlatıyorum.

O hitâbı alınca o kimse daha beşinci esmâda. Kendi kendine oldum havasına girerse düşer yine. Tehlikelidir dördüncü esmâ ve beşinci esmâ. Düşer dörde ve beşe gelenler. Üçüncü esmâda bile düşer insan. Dört ve beş daha tehlikelidir. Düşmen kolay olur orada. Toparlarsan ne ala. Toparlarsan ne ala. O ilahi o hitaba nail olabilmek için o kimsenin nefsini terbiye etmesi gerekir. Geçmesi gerekir bazı şeylerden. Çîn’den, Garez’den, Cibîn’den geçmesi gerekir. O kimse Allâh’ı iyi sevmesi, Resûlullâh’ı sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerini iyi sevmesi, onun sünnet-i seniyyesine tabi olması gerekir. Bu böyle boşluk kaldıracak şeyler değildir, gaflet kaldıracak şeyler değildir. O kendisini bir peygamberin ağzından diyor ya, ben nefsimi tezkiye ediyorum, temize çekmem, kendimi temiz göstermem.

Bu iş kendini temiz göstermekle olmaz. Nefs terbiyesiyle mümkün. Ve Hz. Pîr burada uykuyla bu yakaza ve uyku haliyle manevi aleme bir kapının aralandığını, hakikate doğru bir kapının aralandığını bize anlatıyor. Ve bu kapının aralanması rü’yâda başlar. Rüyada. O kimse sahili rü’yâlar görmeye başlar. Anlamlı, manası olan rü’yâlar görmeye başlar. Derim ya rü’yâya manalı dediğimiz zamân aşağıdan yukarı doğru şeyhini görür, geçmiş şey efendileri görür, pir efendileri görür, imamları görür, sahabeleri görür, geçmiş peygamberleri görür, melekleri görür, Cebrâ’îl aleyhisselamı görür, peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellemi görür, rü’yâsında Allâh’ı bile görür. Bunlar mana yüklü rüyalardır. Beytullâh’ı görür, Arşullâh’ı görür, Levh-i Mahfûz’u görür, Kürsî’yi görür rü’yâsında veya yakazada.

Gökleri dolaşır, tanıtırlar alemleri. Yakaza halinde bir bakmış başka bir alemde. Burada şunlar yaşar, burada bunlar yaşar, burasının alemi budur. Bunlar rü’yâyla, yakazayla olacak olan şeyler. Hz. Pirde o kimsenin böyle bir yakazada, rü’yâda veya zikrullahta hâllerle haşır-neşir oluyorsa, onu hakikat alemine doğru, mana alemine doğru onun kapısı aralandı. O tarafa doğru yürüyor demektir ve hitâb alıyorsa, Cenâb-ı Hakk ona hitâb ediyorsa, evet o baya baya yol yürüyor.


«Rabce»: İlâhî Hitâbın Evrensel Dili — Türk-Kürd-Arap-Acem Bütün Diller, Dağlar Taşlar Bile İşitir; Akıl İdrâki Değil Kalp İdrâki

Türk, Kürt, Zenci, Acem, Arap bütün milletler kulağa, dudağa muhtaç olmadan bu sesi anlamışlardır. Hatta Türk, Acem ve Zenci şöyle dursun, o sesi dağlar taşlar bile işitmiştir. Bu ilahi aşkın, bu ilahi hitabın, dili rengi olmadığı gibi, onun dili ve rengi yoktur. Bu Rabceyi, Arabi danlar, Türkü danlar, Acemi danlar, Kürtü danlar, İngilizce danlar, Fransızca danlar. O hitafı senin dilinden de konuşsa anlarsın, sana Arapça da söylersin anlarsın, sana Kürtçe de söylersin anlarsın, Çerkezçe de söylersin anlarsın. Çünkü o hitâb bütün varlığına gelir senin ve kalben anlarsın ve bilirsin ki Cenâb-ı Hakk sana hitâb etti. Kalben anlarsın ve bilirsin ki Hz. Muhammed Mustafâ sana hitâb etti. Kalben, ruhen, sırren bilirsin ki o ses manadan geldi sana.

Bunda normalde kalbi idrakin açılır senin. Kalbi idrakin. Normal aklın idraki ayrıdır, kalbin idraki ayrıdır. Aklın idraki görünce, duyunca, okuyunca, tecrübe edince açılır. Bu aklın idrakidir. Mesela bir kimse çok hadîs okumuş olsa, aklen hadise idrakî açılır. Bir kimse Kur’ân-ı Kerim’i çok okusa aklen idrakî açılır. Mesela şimdi gençler, çocuklar, gençler kitap okumuyorlar örneğin. Ellerinde bir tane 6.1 inçlik telefon, tabire telefonda oynuyorlar. Telefonda oynadıkları için kelime dağırıcıları azalıyor. Hatta bir şeyi konuşmaya gerek yok, bir emoji atıyor. Bir tebessüm emojisini attı, aa emoji attı bana. taş devrinde insanlar böyle konuşuyorlardı? Öyle öğrettiler ya bize, taş devri, tunç devri, bilmem ne devri.

Öyle öğrettiler bize. Eee biz taş devrine ne yapacağız? Hadi çizin artık, avlanmaya gidiyor muzrak, ondan sonra bir tane hayvan, sırtında ok, avlanmaya gittiğini anladık. Öyle mi? Âdem’den beri yazı var, yok yazıyı şu an okumuyorlar. Âdem’den beri yazı var, yok yazıyı şunlar buldu. Otur, oturdun yere. Cahil adam. Ne oldu şimdi?


Çocukların Telefonda Kelime Fakîrleşmesi (Emoji ile Konuşma) ve Göbeklitepe’nin 13.000 Yıllık Yazısı — «İcat Ettik» Yalanının İflâsı

13.000 yıllık Göbeklitepe açıldı, aman kapatın. Neden? Dayattığınız ilim, ilim değil çünkü. 13.000 yıl önce de yazı varmış. 13.000 yıl önce de, senin şimdi icat ettik diye bize yutturmaya çalıştığınız telefon da varmış. 13.000 yıl önce bilgisayar da varmış. Bize yeni icat ettik diye yutturuyorsunuz. Ne 13.000 yılı, ne 20.000 yılı, ne 30.000 yılı, ne 40.000 yılı. Dünyâ gelmiş geçmiş, boşalmış dolmuş, boşalmış dolmuş. Bize öyle bastırdılar ya, öyle de yattılar. Allâh bizi affetsin. O yüzden Rabc’nin dili dudağı yoktur. Rabc’nin dili, bu tabirimi hoş görün, evrenseldir. Araba Arapça konuşur, Türkiye Türkçe konuşur, Kürtçe Kürtçe konuşur. Meleği Arap’ta görür, Kürtçe görür, Türkçe görür, Acem’de görür, Fransız’da görür, İtalyan’da görür, İngiliz’de görür.

Meleğin dili nedir ki? Tabi bize onu da dayattılar. Melekler rü’yâda da görülmez, meleklerle konuşulmazdı. Birisi derse ki, ben bir melekle görüştüm, siz o freni hastası muamelesi görürüz biz ona. Delirdi bu deriz. Ben de o yüzden baş delinizim. Bizim Abdullah’a diyordum, Abdullah ben şimdi gitsem bir psikiyatri doktoruna, desem ki, Hocam ben duvarda silüetler görüyorum, o silüetler bana konuşuyorlar. Desem ne derler dedim ben. Bu böyle ıkçık ıkçık yaptı oğlum ıkçık ıkçık ama dostları söyler. Baba direkt şizofreni testi kıyarlar, ilacı dayarlar dedi. Beyazı giydirirler bunu dedim ben. Daha da ilerisi olursa giydirirler dedi. onun için şey değil ki, böyle bir ilim yok çünkü, böyle bir durum yok.

Çünkü maddeperest bir kimse, akılperest bir kimse. Ama oraya yazmışlar ruh ve sinir hastalıkları. Ruh varsa ruh ne işe yarıyor hocam anlat bana desem kalacak. ruh ve sinir hastalıkları. Bu ruh hasta olur mu? İşsiz evini bilmiyorsunuz, işsiz evi ne? Ruhu bilmiyorsun, ruhu tanımıyorsun.


İsrâ’ 17/85 «Sana Ruhtan Soruyorlar»: Hitâb Yahûdîlere — Mûsâ Görmedi Hz. Muhammed Mustafâ Mi’râc’ta Çıplak Gözle Gördü, Mi’râc Bütün Bayramların En Büyüğü

Ayeti kerimede diyor ki sana ruhtan soruyorlar de ki bu konuda size çok az bilgi verildi. Kime? Yahûdîlere. Şimdi Ümmet-i Muhammed de bazı şeyleri alıyorlar ya bize çok az bilgi veriyor. Değil kardeşim soruyu soranlar Yahûdîydi. Yahûdîlere hitâb o. Onlara bu konuda çok az bilgi veriyor. bu Allâh’ı görmeyle de alakalı var ya. Mûsâ’yı görmüyor. Ya Mûsâ’yı görmeyecek tabi. O Yahûdî, Ben İsrâ’îl peygamberi. O dayanamaz onun fıtratı, yaratılışı o kadar değil. Onu kim görecek? Muhammed Mustafâ’yı görecek sallallâhu aleyhi ve sellem. Zirvede olan o çünkü. O muhtâr, o muhtâr. O muhtâr, o muhtâr. O muhtâr, o muhtâr. O muhtâr, o muhtâr. Muhammed Mustafâ’yı görecek sallallâhu aleyhi ve sellem. Zirvede olan o çünkü.

Allâh’ı hem gözüyle hem gönül gözüyle görme Muhammed Mustafâ’ya ait. Mûsâ aleyhi’s-selâm. Tabi göremeyecek. İllaki Hz. Muhammed Mustafâ’yı de Mûsâ’yla denk tutturacak ya. Bizde de var ya o Yahûdî severler. Bunlar Yahûdî sever, Müslümanmış gibi görünüyorlar. Biz bütün peygamberlerin peygamberliklerine îmân ettik. Hepsi de aynı seviyede değil ki. Kimi peygamberden üstün yarattı. El üstünü de Muhammed Mustafâ tabi o miraçta Allâh’ı çıplak gözle gördü. Gönül gözüyle de gördü. Mûsâ aleyhi’s-selâm görmedi diye bizimki de mi görmeyecek? Bizimki gördü o yüzden Mûsâ’dan daha fazîletli. Bizim peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. peygamberin evveli ve ahiri. Bizim peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. verilen hiçbir şey geçmiş peygamberlerden birisine verilmedi.

Zirvesi. Mu’cizeleri zirve, mu’cizeleri zirve. En büyük mu’cizesi zaten mi’râc. Bugün gündüz dedi miiraca iyi hazırlanın. Ümmetin bayramı bu bayramı. Böyle bir mi’râc Hıristiyânlara veyahut Yahûdîlere veyahut İbrâhîmîlere veyahut başka bir nebîye verilmiş olsaydı yemin ediyorum o günü onlar o günü değil. Böyle bir mi’râc Hıristiyânlara veyâhut Yahûdîlere veyâhut İbrâhîmîlere veyâhut başka bir nebîye verilmiş olsaydı yemîn ediyorum, o günü değil böyle günlerce büyük bir müjde, büyük bir bayram olarak kutlardı. Yâni düşünebiliyor musunuz? Hıristiyânlar Îsâ’nın doğumunu kutluyorlar 2000 yıldan beri. Bütün Müslümânlar, Yahûdîler, Ateistler, Putperestler, Hindûlar, Dînsiz Çinliler ta doğuya kadar git herkes yılbaşı kutluyor.

Îsâ’nın doğumunu kutluyor. Ya Muhammed’i, Mustafâ’ya bir gözünüzü çevirin bir bakın. Hiçbir kula nasîb olmayacak olan nasîb oldu, mi’râc nasîb oldu ona. Allâh’ı çıplak gözle gördü. Bayramların en büyüğü, Ümmet-i Muhammed için. Ümmet-i Muhammed öyle mi’râc kutlaması lazım ki, öyle mi’râc kutlaması lazım ki bütün dünyâ dönüp bakmaları lazım. Ne yapıyor bunlar diye? Yok, bizim içeriden dışardan İlâhiyâtçı, Diyânetçi, ihanetçisi. Hepsi de el birlik etmişler, Hz. Muhammed’i Mustafâ’nın yüceliğini aşağı indireceğiz diye uğraşıyorlar. Peygamberlikte de fazîletçe en üste, insaniyette de fazîletçe en üste, nebirlikte de en üste, hepsinde de en üste. Peygamberlerin en yücesi Muhammed Mustafâ’a sallallâhu aleyhi ve sellem.

O yüzden onun ümmeti de en yücesi. Evet, biz diğer ümmetlere benzemeyiz. Biz Muhammediyiz. Hıristiyânından da üstünüz, Yahûdîsinden de üstünüz, İbrahimiden de üstünüz, ateistten, putperesten, ondan bundan zaten üstünüz. Biz Allâh ve Resûlüne îmân ettik. Muhammediyiz, özeliz. Geçmiş ümmetlerin Peygamberlerine verilen mucizeler Muhammed Mustafâ’nın velilerine, evliyâlarına kerâmet olarak verilir. Ümmet-i Muhammed’in mürşid-i kâmilleri, Benî İsrâ’îl Peygamberlerine denktir. Ne? şatahât ise, şatahanın en zirvesi.


Ümmet-i Muhammed’in Mürşid-i Kâmilleri Benî İsrâîl Peygamberlerine Denk: Şatahâtın En Zirvesi — Allâh Rü’yâda Görülür: Hanefî-Mâturîdî İtikādı, 9 Eylül İlâhiyâtçıların Mahkemeye Gelmemesi

Ben Muhammediyim. O yüzden Cenâb-ı Hakk bana hitâb eder, sana da hitâb eder. Ümmet-i Muhammed’e hitâb eder. Bizim ölümüz de dirimiz de. Hem hitâb alır hem hitâb verir. Ne? Kendimi alçak tutayım? Hayır. Ben Muhammediyim, üstünüm. O yüzden Cenâb-ı Hakk hitâb eder. Dervişlere hitâb eder. Muhammediyye yolda gidenlere hitâb eder. Rüyada da görünür Cenâb-ı Hakk. Hadîslerle sabit. Rüyada görmek haktır. İmâm-ı A’zam’ın ictihâdı vardır, fetvası vardır. İmâm-ı Mâturîdî’nin tespiti vardır. Ehl-i Sünnet’in tespiti vardır. Hanef-i Mâturîdî misin? Evet. Hz. Allâh’ın rü’yâda görüleceğini kabul edeceksin. Kabul edeceksin. İnkar etmeyeceksin. İmâm-ı A’zam’ın dinliyorsan, ictihâdını, hadîsleri kabul ediyorsan, evet kabul edeceksin.

Sen Muhammediyesin. Cenâb-ı Hakk sana görünür. Sen Muhammedisin. Muhammed Mustafâ’yı görürsün rü’yânda. Rüyanda görürsen gerçekte görmüş gibisindir. Ve hitâb eder. Hz. Muhammed Mustafâ da sana hitâb eder. Rüyanda görürsün. Rüyanda Hz. Muhammed Mustafâ’yı da görürsün. Görenler elini kaldırsın. Kadın erkek. Mâşâ’allâh subhanallah. Mâşâ’allâh subhanallah. Kaldır elini kaldır. Bununla iftâr ederim. Kaldır elini, indirin demedim. Bununla iftâr ederim. Bir üstadın üstadlığı dervîşleriyle iftâr etmesidir. Dervişleriyle. Cenâb-ı Hakk hamdolsun. Şimdi indirebilirsiniz. Hele ben üstadım demek ki olmuyor bu işler. Her şey olmuyor bu işler. O yüzden görülür rü’yâda. O görmemiş bu zamanda peygamber rü’yâda görülür mü?

Sen görmedin, görsün. Görülür. He bu Allâh’ı görmüş bunlar rü’yâlarında. He gördük, ne yapacaksın? Görülür. Hadîsle sabit. Hadîsle sabit. Mahkemede onu dedim ben. Diyânet kendi bastırdığı kitapta haberi yok. Koca müftü kendilerinin bastırdığı Diyânet ansiklopedisinden haberi yok. Bütün müftüler, imamlar otursunlar önce bir Diyânet ansiklopedisinden okursunlar bir şeye karşı gelecekleri zamân ondan sonra karşı gelsinler. Haberleri yok. İlahiyatçılar haberi yok. Allâh bu zamanda görülürmüş mü? Gelin dedim önümüzde kay. Gazemire gelin dedim ben getireceğim dedim size hadîsleri. Siz de getirin dedim. Gelmedi. Üç tane İlâhiyâtçı. Biri tevsirci, birisi muhaddis, biri fakîh. Nerede? İzmir üniversite. 9 Eylül Üniversitelerinin hocaları.

Gelin dedim. Gelmediler. Gelemezler. Çünkü onlarda Benî İsrâ’îl öğretisi var. Onlarda Deccâlist öğreti var. Sızmışlar içimize. Allâh rü’yâda görülmez, peygamber rü’yâda görülmez, rü’yâyla da amel edilmez. Bitti gitti.


Rü’yâyla Amel Sahîh: İbrâhîm aleyhi’s-selâm-Yûsuf’tan Hz. Peygamber’in Hz. ’Â’işe Nikâhı, Ezân-Bilâl-Ömer Rü’yâsı, Ölülerle Konuşma — Hadîslerle Sâbit

İbrâhîm aleyhi’s-selâm amel etti. İyi hadi İbrâhîm amel etti. Hadi Yûsuf amel etti. Hadi bir sürü peygamber amel eden. Hadi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem amel etti. Rüyasında gördüler. Hz. ‘Â’işe ile nikâhının cennette kıyıldığını rü’yâsında gördü. Cennette nikâhının kıyıldığını gördü, aldı nikâhını. Hadi amel etti. Ezan namazı neyle duyuralım diye kendi kendine düşünüyordu. Birisi geldi rü’yâsını anlattı. Ama benim dedi sesim bozuktu. Ben okuyamadım. Bilâl okudu. Herkes zannetti ki ezanı Bilâl rü’yâsında gördü. Değil okuyan Bilâl’di. Hazret-i Ömer de görmüştü. Ben de bu şekilde gördüm. Ama edep ettim dedi bir şey diyemedim. Ben de gördüm yâ Resûlallâh. Diyemedim dedi. Hadi ezan rü’yâyla ne yapacaksınız?

Allâh bizi affetsin. O yüzden sâlih insanlar sâlih rü’yâlar görür. Sâlih rü’yâlar peygamberlerin 46 cüzünden bir cüzdür. vahiydir. Ben böyle söyleyince kafayı kırıyorlar. Kırın kafayı. Sizi böyle döve âyetle, hadîsle döve döve adam edeceğim bunları ben. Onları bağıracaklar ben buradan geleceğim, diyeceğim ki hadîs bu, döve döve bunları adam edeceğim. Onlar diyecekler ki bu adam kafayı kırıp deli, evet deliyim, Allâh delisiyim. Gel akıllandır sen beni. Ne demiş birisi bunlar ölülerle konuşuyor demiş. Evet konuşuyoruz, ne yapacaksın? Evet ne yapacaksın? Ne diyeceksin? Konuşulduğuna dair ben sana bir sürü hadîs getireceğim, ne yapacaksın? Hem Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri konuştu, hem sahâbeler konuştu.

Hazret-i Ömer konuştu, Hz. Ebû Bekir efendimiz konuştu, hadîs var. Hazret-i Peygamber efendimiz konuştu, hadîs var. İyi, sen konuşamazsın zaten neden inanmıyorsun ki? İnanmıyorsun. Ölüsüyle de konuş, dirisiyle de konuş. Evet bu hitâb Rabcedir. Rabce denince bütün varlığın dili var. Sadece insanların dili yok. Biz sadece insanların dili var zannediyoruz. Değil. Varlığın değişik boyutlarında değişik varlıklar var. Bu varlıkların da dili var. Bunların da dillerini anlarsın. Rabce çünkü. Rabce. Cinlilerin dili var. O cinlilerin dilini de anlarsın. Rabce çünkü. Diğer böyle kargacık murgacık değişik tarif edilemez veya makinamsı. Bildiğimiz robotumsu varlıklar var. Bu dışarıdan baktığında robotik bir şeymiş gibi geliyor insana.

Dersin ki robot bunlar. Değil. Onlar da ayrı varlıklar. Robotik gibi görünen varlıklar var. Onların da dili Rabce. Sadece insanoğluna bakıyoruz biz değil. Cinni taifesi var. Farklı farklı 7 taife cinnî var. Onların kendi işlerinde de taifeler var. Onların da dili Rabce. Birinci kat gökteki melekler var. Onların dili Rabce. İkinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat. Cennetin melekleri var. Cehennemin melekleri var. Arşullâh’ın melekleri var. Kürsî’nin melekleri var. Levh-i Mahfûz’un melekleri var. Hepsiyle de konuşulur kıymetli kardeşler. Hepsiyle de konuşulur. Hepsiyle de hitâblaşılır. Ve hepsinin de dili Rabcedir. Rabce. Evet. Seyr-i sülûk yaşamayan bilmez bunu.

Cahildir o zaten çünkü. O cahildir. Sûfîlik yolunda seyr-i sülûku olmayan bir kimse cahildir. İstediği kadar kitap ehli olsun, okumuş olsun, bütün kitapları okumuş olsun. Cahildir o. Neden? Seyr-i sülükü yok çünkü. Hepsi de Rabcedir.


Rabce’nin Sınırı Yok: Karınca-Kuş-Balık-Ağaç-Duvarın Dili Vardır — Fizan’daki Dervîşin Zikrullâh Sesini Duyma, Cennetlik Kimseyle Görüşme

Karıncanın dili vardır, Rabcedir. Kuşun dili vardır, Rabcedir. Balığın dili vardır, Rabcedir. Ağacın dili vardır, Rabcedir. Şu kuru duvarın dili vardır, Rabcedir. Rabcedir. Bu şizofreni değil. Oturunca, bir şey yapın. Rabcedir. Bu şizofreni değil. Oturursun bugün duvara rabit edersin, kim geldi buraya dersin, bütün resimleri görürsün. Rabcedir. Rabca. Oturursun bakarsın gözünün içine, kimi görmüş bugün görürsün. Rabcedir. Hatta gözünün içinden onun konuştuklarını da duyarsın. Daha da ilerisini söyleyeyim. O kimseye rabut edersin, gecenin vaktinde veya gündüzünde ne konuşuyorsa Cenâb-ı Hakk senin kalbini indirir. Rabcedir. İster arab olsun, ister acem olsun. Bilmem neredeki, Fizan’daki dervîşin zikrullâh sesini duyarsın.

Konuştuğunu duyarsın. Rabcedir. Sen inanmazsın, bilmezsin bu yolları. Cahilsin sen. Sen yaşamadın ki cahilsin. Cennetlik olan kimseyle de görüşürsün. Rabcedir çünkü. Hitâb Rabcedir. Uçuk muhabbet, uçuk muhabbet kardeş. Uçuk olmayan muhabbeti ne yapayım? Yürüsün gitsin kahvede dedikodu yapsın o. Yürüsün gitsin evde televizyon seyretsin. İşi ne? Rabcedir.


Nefs Tezkiyesi Şartı: Hadîs-i Şerîfe Karşı Esâs Duruş — Sâlih’in Küpesini Beğenmeyen, Eşine Nankör, İnce Yaşamayanın Tecellî Almaması

Bu nefs tezkiyesinden geçer. Bu Allâh’ı gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla sevmekle geçer. Allâh’ı seveceksin kardeş. Bu Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine tam bağlılıkla geçer. Tam bağlılık. Onu gözünün gördüğü her şeyden fazla seveceksin. Hazret-i Muhammed dediği anda tuyuların diken diken olacak. Öyle seveceksin onu. Burada bir hadisi var dedin de esas duruşa geç sen. Hadîs sahîh miydi ya? Yırren sütünde bozuk, kanında bozuk senin. Kalbinde bozuk senin. Her şeyin bozuk senin. Yürü git. Kefere bozuntusu. Sen bu konuda hadîs var dendiğinde sen esas duruşa geçeceksin. Taha reddenmesini bilmeyen, kıçında bir pançak bilmem neyle dolaşan hadîsler üzerinde laf söyleyecek.

Evet sana tecellî etmez o. Evet sana tecellî etmez o. Sen işine küfredersen sana tecellî etmez. Sen çocuğuna tokat vurursan sana tecellî etmez. Sen birine tepeden baktıysan ha sâlihin küpesi varmış ha. Bırak ya küpeli den de dervîş mi olur derse sana tecellî etmez. Etmez. Sen bu gece uzat ayağını. Ne yapayım ya ben uykuya dayanamıyorum. Sana tecellî etmez. Senin ayağına bir tekme vursunlar da göreyim ben. Uyursa ona uyuyabilirsin. Sana tecellî etmez. Etmez. Oo ince yürüyenlerin işidir. İnce düşünenlerin işidir. İnce yaşayanların işidir. Kardeş ya sorma. Ya annen tereyağı yapıyor değil mi? Bizim evde hiç tereyağı yok da. Sana tecellî etmez. Etmez. Biz de yol yürüdük. Bana dedim ki böyle bir şey oluyor.


Şeyh Efendi Hazretleri ile Pazarda Domates Hâdisesi: Maneviyâtın İnceliği — «Kötüsünü Kime Satacak» Düşüncesinin Kıymeti, Eşine Tokat Atana Tecellî Yok

«Pazara çıktın mı?» dedi bana. «Çıktım efendim» dedim. Domatesin iyisini seçtin mi? Seç dedi bana dedim pazarı. Olmaz Mustafâ Efendi dedi. Kötüsünü kime satacak onu dedi. O yüzden dedi. Bu kesiklik. Dikkat et. Attı poşeti adam önüme seç dedi bana domatesi. Domates seçtik biz. Her yer karanlık gecesine. Her yer karanlık. Dedim efendim hakkınızı helal edin. Her yer karanlıktır. Öyle baktı bana. Öyle direkt böyle baktı keskin bir şekilde. Mustafâ Efendi domates mi seçtin yoksa dedi. Şimşek çaktı. Şimşek çaktı. Dedim bana poşeti attı dedim önüme. Dedi ki seç. Ben de seçtim. Kötüsünü kime satacak dedi. Domatesi seçmek de bu yolda yürünmez oğlum dedi. Pazara gidecek Mustafâ Efendi bana. Seçecek ha şimdi.

Oo Acı Baba hoş geldin. Aman oğlum bana bir şey seçtirme. Biz Hazım’ın puanını aldık ona. Sen ne veriyorsan ver istediğini ver. Acı Baba ne olacak herkes seçiyor. Kardeş biz seçmeyelim ya ver sen. Ver. Sonra kendi kendime diyorum. Anlıyorum domatesi seçtik başımıza gelene bak diyorum. Millet diyorum deveyi hamudunla götürüyor. Maneviyatlar bize ciddi mi vuruyor? Deveyi hamudunla götürüyor. Adamın kasası açık rüşvet kasaya geliyor boyuna. Gözümün önünde bana maneviyat taslıyor. Hazreti Mevlânâ da böyle. «Allâh’ım» dedim ya Rabbi ya Resûlullâh. Bu nasıl bir dünyâ? Olmaz. Olmaz. Seyr-i sülûk olmaz. Olmaz. Sen eşini tokatla, seyr-i sülûk bekle — olmaz. Sen eşine küfret, seyr-i sülûk bekle — olmaz.

Sen eş olarak de boynun devrilsin adam gibi senin. Gelmeyesin eve. Yollarda trafik kazaları geçirirsin de. Ondan sonra de ki ya bunlar Peygamber efendimizi gördük diyorlar. Yalan söylüyor bunlar. Ben neden görmüyorum? E görmezsin sen. Senden körsün. Sen eşine nankörsün. Nereye göreceksin? Kadın erkek. Nankör nereden görecek Hazreti Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem? Görmez. Göremez. İnce yaşayanların halidir. İnce.


Sünnettir Diye Tavuk Olma — Bakara 2/117 «Kün Fe Yekûn»: Olmasını Dilediği Şeye «Ol» Der, Oluverir; Tecellî Onun Elinde, Kibirde Olana Bay-Bay

Sen sünnetsin diye tavuk ol. Allâh muhafaza eylesin inşâallâh. O gökleri ve yeri benzeri olmadan yaratandır. Bir şeyin olmasını dilediği zamân ona sadece ol der o da hemen oluverir. Bakara Sûresi 2/117. Sen dersin ki bu olmaz. Onun ol demesine bakıyor o. Sana ona Rabçe sana gelir senin izniyle tabi değil. O kendisi onu söyleyecek. Ol diyecek. Yaratan o. Varlığı idare eden o. O zamân normalde her şey onun elinde. Sen dersin ki ya Sâlih’in küpesi var ona tecellî etmez. Değil kardeş. Onun elinde o. Onun elinde. Onun küpesiyle dalga geçen el ele bay bay eder dergâhtan gider o kalır burada. Sen neredesin? Sen bir dervişle dalga geçeceğim diye uğraşıyorsun. Hadi güle güle derler sana. Sen kibirlilik yapacağım diye uğraşıyorsun.

Tepeden bakacağım diye uğraşıyorsun. Güle güle derler sana. Neden? Yok kardeş. Her şeyi kaldırırlardı kibirliliği kaldıramazdı. Yapma. Allâh bizi affetsin. Âmîn.


Kaynakça

  • 38. Nasîhat’in Hâtif-Hz. Ömer-Beytülmâl Çerçevesi: Hz. Ömer Efendimiz’in Beytülmâl idâresi ve mezarlık-rü’yâ menkıbesi — klasik tasavvuf nasîhat geleneği: ‘Abdü’l-Kādir-i Geylânî, el-Gunye li-Tâlibî Tarîkı’l-Hakk; Sırrü’l-Esrâr; «Hâtif sesi-mübeşşirât» — klasik tasavvuf: Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’r-Ru’yâ”); İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/498-525 (“Kitâbü’l-Mahabbe ve’ş-Şevk ve’l-Üns ve’r-Rıdâ”); Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; «Beytülmâl idâresi-Hz. Ömer adâleti» — klasik târîh: İbn Sa’d, et-Tabakātü’l-Kübrâ; Belâzurî, Fütûhu’l-Büldân; Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Yakaza, Namâzda Rü’yâ ve İ’tikâfta Tevhîd: «yakaza-uyanıklık-rü’yâ ara hâli» — klasik tasavvuf: İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye 2/376-385 (“el-Bâbü’s-Sâbi’u ve’s-Sittûne”); Risâletü’l-Envâr; İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/13-72 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); Necmüddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihü’l-Cemâl; Necmüddîn-i Dâye, Mirsâdü’l-İbâd; «i’tikâfta zikir-tevhîd usûlü» — klasik fıkıh: Kâsânî, Bedâ’i’u’s-Sanâ’i’ 2/108-115; İbn Kudâme, el-Muğnî; «namâzda yakaza-huşû’» — Mü’minûn 23/1-2 («kad efleha’l-mü’minûn elleziyne hüm fî salâtihim hâşi’ûn»); klasik şerh — Aliyyü’l-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin yakaza-i’tikâf hâtırâları, İrşâd Dergisi.
  • Furkān 25/47 ve Nebe’ 78/9-10-11: Geceyi Örtü, Uykuyu Dinlenme Yapan Allâh: Furkān 25/47 («ve hüve’lleziy ce’ale lekümü’l-leyle libâsen ve’n-nevme sübâten ve ce’ale’n-nehâra nüşûrâ»); Nebe’ 78/9-11 («ve ce’alnâ nevmeküm sübâtâ * ve ce’alnâ’l-leyle libâsâ * ve ce’alnâ’n-nehâra ma’âşâ»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 24/95-110, 31/13-22; İbn Kesîr, Tefsîr; Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân 13/45-50, 19/170-180; Beydâvî; Ebussu’ûd; Tabarî; modern — Elmalılı, Hak Dîni Kur’ân Dili; Mevdûdî, Tefhîm; «İslâm dünyâsının mânevî uykusu» — Necib Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Cemil Meriç, Bu Ülke; Mâlik b. Nebî, Şurûtu’n-Nehda; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Üç Sahâbe Ölçüsü, Cebrâ’îl’in Geri Çevirmesi ve Zümer 39/42: Üç sahâbe hâdisesi — Buhârî, “Nikâh” 1 (Hadîs no: 5063); Müslim, “Nikâh” 5 (Hadîs no: 1401); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/241; «en çok Allâh’tan korkan benim» — Buhârî, “Edeb” 72 (Hadîs no: 6101); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «Allâh ruhları uyurken alır» — Zümer 39/42 («Allâhu yeteveffe’l-enfüse hıyne mevtihâ velleti lem temüt fî menâmihâ»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 27/3-15; İbn Kesîr; Kurtubî 15/259-265; «uyku yarı ölümdür» — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/278 (Hadîs no: 2540); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; «evlilik bütün peygamberlerin sünneti» — Ra’d 13/38 («ve le-kad erselnâ rusülen min kabliket ve ce’alnâ lehüm ezvâcen ve zürriyye»); Tirmizî, “Nikâh” 1; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • Aksi Sedâ Misâli ve Hâtif Sesi’nin İdrâki — Sâlih Rü’yâ Mübeşşirât’tandır: Mübeşşirât hadîsi — Buhârî, “Ta’bîr” 5 (Hadîs no: 6990); Müslim, “Ru’yâ” 6-9 (Hadîs no: 2263-2266); Ebû Dâvûd, “Edeb” 88 (Hadîs no: 5017); Tirmizî, “Ru’yâ” 1 (Hadîs no: 2272); İbn Mâce, “Ta’bîr” 1 (Hadîs no: 3893-3895); Mâlik, Muvatta’, “Ru’yâ” 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/315, 316; «hâtif sesi-melekî hitâb» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/13-72; Mişkâtü’l-Envâr; İbn Arabî, Fütûhât 1/272-276 (hâtif bahsi); Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; «aksi sedâ-asıl ses temsîli» — klasik tasavvuf: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf 1/1-18; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Sâlih Rü’yâ Nübüvvetin 46 Cüz’ünden, Rü’yâyla Amel — Hz. Peygamber, Bedir, Hz. ‘Â’işe ve Dervîş-Paşa Hâdisesi: «sâlih rü’yâ nübüvvetin 46 cüzünden bir cüzdür» — Buhârî, “Ta’bîr” 4, 26 (Hadîs no: 6983, 7017); Müslim, “Ru’yâ” 6 (Hadîs no: 2263); Mâlik, Muvatta’, “Ru’yâ” 1; Ahmed, Müsned 2/219; «Bedir öncesi rü’yâ» — Enfâl 8/43 («iz yürîkehümu’llâhu fî menâmike kalîlâ»); Buhârî, “Megâzî” 4; Müslim, “Cihâd” 84-86; «Hz. ‘Â’işe ile cennette nikâh rü’yâsı» — Buhârî, “Nikâh” 9 (Hadîs no: 5077-5078); Müslim, “Fedâilü’s-Sahâbe” 73-75 (Hadîs no: 2438); «ezân rü’yâsı — ‘Abdullâh b. Zeyd ve Hz. Ömer» — Ebû Dâvûd, “Salât” 27 (Hadîs no: 498-499); Tirmizî, “Salât” 25 (Hadîs no: 189); İbn Mâce, “Ezân” 1 (Hadîs no: 706); Ahmed, Müsned 4/42-43; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «rü’yâya saygı-tasavvufun adâbı» — klasik tasavvuf: Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’r-Ru’yâ”); Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/498-525; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Beşinci Esmâda Tûbâ Ağacı ve Hitâb-ı İlâhî — Halvetiyye Esmâ-i Seb’a Yolculuğu: Halvetiyye’nin yedi esmâ tarîkı — «Lâ İlâhe İllâ’llâh» (1), «Allâh» (2), «Hû» (3), «el-Hakk» (4), «el-Hayy» (5), «el-Kayyûm» (6), «el-Kahhâr» (7); klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi, Mîzânü’t-Tarîka; Şâbân-ı Velî silsilesi vird usûlü; «Tûbâ ağacı» — Ra’d 13/29 («elleziyne âmenû ve ‘amilû’s-sâlihâti tûbâ lehüm»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 9/316-320; Buhârî, “Tefsîr” Sûre 13; «Tûbâ — cennetin orta ağacı» — Ahmed, Müsned 3/71; «hitâb-ı ilâhî dervîşin halinin nihâyetinde» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/254-275; Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; «Çîn-Garez-Cibîn nefs terbiyesi» — Necmüddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihü’l-Cemâl; Necmüddîn-i Dâye, Mirsâdü’l-İbâd; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin esmâ-i seb’a tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • «Rabce»: İlâhî Hitâbın Evrensel Dili — Kalp İdrâki vs Akıl İdrâki: «Rabce» — Mustafa Özbağ Efendi’nin tâbîriyle hitâb-ı ilâhînin dil-üstü, kalbî hakîkati; klasik tasavvuf paralellikleri: «kalbin Allâh ile konuşması» — Bakara 2/118 («ve kâle’lleziyne lâ ya’lemûne lev lâ yükellimüne’llâh»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 2/79-85; «kalp idrâki — fuâd» — Necm 53/11 («mâ kezebe’l-fu’âdü mâ raâ»); İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/3-95 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); el-Munkızu min’ed-Dalâl; Mişkâtü’l-Envâr; «her şeyin kendi dilinde tesbîh etmesi» — İsrâ’ 17/44 («ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi-hamdihî velâkin lâ tefkahûne tesbîhahüm»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 10/267-275; «hayvânların-eşyânın dili» — Hz. Süleymân ve karınca, Neml 27/18-19 («kâlet nemletün yâ eyyühe’n-nemlü’d-hulû mesâkineküm»); Hüdhüd, Neml 27/20-28; klasik tasavvuf — İbn Arabî, Fütûhât 2/270-275; Tercümânü’l-Eşvâk; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Rabce tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • Çocukların Telefonda Kelime Fakîrleşmesi ve Göbeklitepe’nin 13.000 Yıllık Yazısı: «emoji ile konuşma — kelime hazînesinin azalması» — modern dilbilim: Steven Pinker, The Language Instinct; Naomi Baron, Always On: Language in an Online and Mobile World; «kıraat-yazı sünneti» — ‘Alak 96/4 («elleziy ‘alleme bi’l-kalem»); Kalem 68/1 («nûn ve’l-kalemi ve mâ yestûrûn»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «Göbeklitepe-Şanlıurfa, M.Ö. 9600» — Klaus Schmidt, Sie bauten die ersten Tempel (Türkçe: Taş Çağı Avcıları’nın Gizemli Kutsal Alanı); Necmi Karul, Taşların İzinde; modern arkeoloji-medeniyet târîhi — Yuval Noah Harari (eleştirel okumayla); klasik İslâm cihân-târîhi — İbn Haldûn, Mukaddime; Mes’ûdî, Mürûcü’z-Zeheb; Bîrûnî, el-Âsârü’l-Bâkıye; «yazı-Âdem’den îtibâren» — klasik kıssa-i enbiyâ: Sa’lebî, Arâ’isü’l-Mecâlis; Kisâ’î, Kasasü’l-Enbiyâ; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • İsrâ’ 17/85 «Sana Ruhtan Soruyorlar» ve Mi’râc’ta Allâh’ın Görülmesi: İsrâ’ 17/85 («ve yes’elûneke ‘ani’r-rûh kuli’r-rûhu min emri Rabbî vemâ ûtîtüm mine’l-‘ilmi illâ kalîlâ»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 21/35-50; İbn Kesîr; Kurtubî 10/322-328 («Yahûdîlerin sorduğu»); Tabarî; Beydâvî; «Hz. Mûsâ-Allâh’ı görme talebi» — A’râf 7/143 («kāle Rabbi erinî enzur ileyk»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «Hz. Muhammed’in Mi’râc’ta Allâh’ı görmesi» — Necm 53/13-18 («ve le-kad raâhu nezleten uhrâ»); İsrâ’ 17/1; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «Mi’râc-Hz. Peygamber’in çıplak gözle Cenâb-ı Hakk’ı görmesi» — klasik akāid: İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Eş’arî, el-İbâne; «Mi’râc bayramı» — klasik tasavvuf: Aliyyü’l-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Cevâhirü’l-Bihâr; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Mi’râc Kandili sohbet hâtırâları, İrşâd Dergisi.
  • Mürşid-i Kâmiller Benî İsrâîl Peygamberlerine Denk: Şatahât ve Allâh’ın Rü’yâda Görülmesi: «ümmetimin âlimleri Benî İsrâîl peygamberlerinin makāmındadır» — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/64 (Hadîs no: 1745); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; klasik tasavvuf yorumu — İbn Arabî, Fütûhât 1/199 ve 3/68; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; «şatahât» — Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’ş-Şatahât”); Sülemî, Tabakātu’s-Sûfiyye; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb (“Bâbü’ş-Şathiyyât”); İbn Arabî, Fütûhât 1/249; Bursevî, Rûhu’l-Beyân; «Allâh rü’yâda görülür — ehl-i sünnet itikādı» — İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber; İmâm-ı Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Aliyyü’l-Kārî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; modern Türkiye akāidî — Diyânet İslâm Ansiklopedisi, “Rüya” maddesi; «hadîs inkârcılığı muhalefeti» — Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl; Ahmed Davudoğlu, Dîni Tâmir Dâvâsında Din Tahripçileri; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • Rü’yâyla Amel Sahîhtir: İbrâhîm-Yûsuf’tan Hz. Peygamber’e — Ezân, Hz. ‘Â’işe Nikâhı, Ölülerle Konuşma: «İbrâhîm aleyhi’s-selâm rü’yâda oğlunu kurban etme emri» — Sâffât 37/102 («yâ büneyye innî erâ fî’l-menâmi ennî ezbehuke»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 15/100-110; «Yûsuf’un rü’yâsı» — Yûsuf 12/4-6, 100; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 9/120-130; «Hz. Peygamber’i rü’yâda gören gerçekte görmüş gibidir» — Buhârî, “Ta’bîr” 10 (Hadîs no: 6993-6997); Müslim, “Ru’yâ” 10-12 (Hadîs no: 2266-2268); Tirmizî, “Ru’yâ” 4 (Hadîs no: 2276); Ebû Dâvûd, “Edeb” 88 (Hadîs no: 5023); İbn Mâce, “Ta’bîr” 2 (Hadîs no: 3900-3902); Ahmed, Müsned 1/450 ve 2/261; «şeytân Hz. Peygamber’in suretine giremez» — Buhârî, “Ta’bîr” 10 (Hadîs no: 6994); «ölülerle konuşma — sahâbe ve Hz. Peygamber rivâyetleri» — Buhârî, “Cenâ’iz” 87 (Hadîs no: 1370-1372); Müslim, “Cenne” 76-77 (Hadîs no: 2871); Ahmed, Müsned 2/445; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «kabir suâli ve berzâh hayâtı» — klasik akāid: Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Süyûtî, Şerhu’s-Sudûr bi-Şerhi Hâli’l-Mevtâ ve’l-Kubûr; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Rabce’nin Sınırı Yok: Karınca-Kuş-Balık-Ağaç-Duvarın Dili — Fizan’daki Dervîşin Sesi: «her şey Allâh’ı tesbîh eder» — İsrâ’ 17/44 («ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi-hamdihî»); Cum’a 62/1; Hadîd 57/1; Haşr 59/1; Saff 61/1; Tegābün 64/1; «Hz. Süleymân-karınca-Hüdhüd-cinnîler» — Neml 27/15-44; Sebe’ 34/12-14; Enbiyâ’ 21/79-82; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 13/166-200; «hayvânların dili-fıkıh-ı bâtın» — klasik tasavvuf: Ferîdüddîn-i ‘Attâr, Mantıku’t-Tayr; İbn Arabî, Fütûhât 1/166-168; Tercümânü’l-Eşvâk; «kerâmet-uzaktaki dervîşin sesini duyma — tayy-i mekân» — klasik tasavvuf: Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Câmi’u Kerâmâti’l-Evliyâ; Hücceti’llâhi ‘ale’l-‘Âlemîn; İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/254-275; «zikrullâh sesinin manevî yayılımı» — klasik dervîşlik: Mustafa Özbağ Efendi, Mîzânü’t-Tarîka; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Rabce-tayy-i mekân tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • Nefs Tezkiyesi Şartı: Hadîs-i Şerîfe Karşı Esâs Duruş — Sâlih’in Küpesi, Eşine Nankörlük, Tecellînin Edebe Bağlı Oluşu: «hadîse karşı tâzîm-i şerîf» — klasik usûl: Şâfi’î, er-Risâle; Kâdî ‘Iyâz, eş-Şifâ 2/9-50; Süyûtî, Miftâhu’l-Cenne fi’l-İhticâci bi’s-Sünne; «îtikâdda hadîslere yönelmek» — Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl; Ahmed Davudoğlu, Dîni Tâmir Dâvâsında Din Tahripçileri; «sâlihlerin alâmetleri-küçümseme yasağı» — Buhârî, “Edeb” 18 (Hadîs no: 6018); Müslim, “Birr” 32 (Hadîs no: 2564); Tirmizî, “Birr” 18 (Hadîs no: 1925); «kadın-eş hakkı» — Nisâ’ 4/19 («ve ‘âşirûhünne bi’l-ma’rûf»); Bakara 2/228; Rûm 30/21; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «hanımına en güzel davranan» — Tirmizî, “Radâ'” 11 (Hadîs no: 1162); İbn Mâce, “Nikâh” 50 (Hadîs no: 1977); Ahmed, Müsned 2/250; «edep-tecellî» — klasik tasavvuf: İbn Atâ’illâh, el-Hikem; Tâcü’l-‘Arûs; İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/144-185 (“Edebü’l-Lisân ve Âfâtüh”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Şeyh Efendi Hazretleri ile Pazarda Domates Hâdisesi: Maneviyâtın İnceliği: «mürşidin tâ’lîmi-incelik kanı» — klasik tasavvuf: Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’s-Sohbe”); İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; Mektûbât-ı ‘Allâme; «îsâr-başkasını kendine tercîh» — Haşr 59/9 («ve yü’sirûne ‘alâ enfüsihim ve lev kâne bihim hasâsa»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «infak-âlim örneği» — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/3-50; Bidâyetü’l-Hidâye; «pazarın âdâbı-hilm» — klasik fıkıh: İbn Kayyim, Zâdü’l-Me’âd; «kadın-eş haklarına nezâret» — klasik dervîşlik: Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; Vâkı’ât; «eşine ihsân-tecellî alma şartı» — Nisâ’ 4/19; Tirmizî, “Radâ'” 11; «Hz. Peygamber’in eşlerine kibarlığı» — Buhârî, “Edeb” 27, 39; Müslim, “Fedâ’il” 75-80; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin pazar-Şeyh Efendi hâtırâları, İrşâd Dergisi.
  • Bakara 2/117 «Kün Fe Yekûn» — Tecellî Allâh’ın Elinde, Sünnet Ol Diye Tavuk Olma: Bakara 2/117 («bedî’u’s-semâvâti ve’l-ardı ve izâ kadâ emren fe-innemâ yekūlu lehû kün fe-yekûn»); Yâsîn 36/82 («innemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehû kün fe-yekûn»); Âl-i İmrân 3/47, 59; En’âm 6/73; Nahl 16/40; Meryem 19/35; Mü’min 40/68; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 4/8-15; İbn Kesîr; Kurtubî 2/87-95; Beydâvî; Ebussu’ûd; «kün fe yekûn akāidde» — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Eş’arî, el-İbâne; «Allâh’ın irâde ve kudreti» — İmâm-ı Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; «kibrin men’i — tecellînin Allâh’ın elinde olması» — Lokmân 31/18 («velâ tüsâ’ır haddeke li’n-nâsi velâ temşi fî’l-ardı merahâ»); İsrâ’ 17/37; A’râf 7/146; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «kibirli olan cennete giremez» — Buhârî, “Tefsîr” Sûre 7 (Hadîs no: 4918); Müslim, “Îmân” 147-149 (Hadîs no: 91); Tirmizî, “Birr” 61 (Hadîs no: 1998); «iblîs’in kibri-secde etmemesi» — Bakara 2/34; A’râf 7/12; Sâd 38/74-77; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/342-380 (“Zemmü’l-Kibr”); İbn Atâ’illâh, el-Hikem; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Hakîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı