Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #192 — Enbiyâ 21/42: Zikrullah’tan Yüz Çevirmek, Gaflet ve Tevhîd Nûru

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #192 — Enbiyâ 21/42: Zikrullah’tan Yüz Çevirmek,…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Enbiyâ Sûresi 21/42 Âyet-i Kerîmesi: «Geceleyin ve Gündüzün Sizi Rahmân’dan Kim Koruyabilir?» — İnsanın Allâh’a Mutlak İhtiyâcı, Korumasız Kalmanın Tehdîdi

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Sadaqa’llâhu’l-‘Azîm. Ey Muhammed de ki, geceleyin ve gündüzün sizi Rahman’dan kim koruyabilir? Ne var ki onlar, Rablerinin zikrinden yüz çevirmekte derler. Bu âyet-i kerîme sadece Müslümânların değil bütün insanların Allâh’a olan ihtiyacını, Allâh’a olan bağlılığını, Allâh’a olan, Allâh’a bağlı olarak korumasını gösteren bir âyet-i kerîme. bu sadece Müslümanları ilgilendiren bir koruma değil. Cenâb-ı Hakk insanlarla beraber bütün varlıkta ruh üflenmiş. Her ne var ise hepsi de Cenâb-ı Hakk’ın koruması altında. Ve Allâh celle celâlühû varlığın üzerine Allâh Celle Celâlühû varlığın üzerinden korumasını kaldırmış olsa, varlığın üzerinden herhangi bir şeyi eksik bırakmış olsa, varlığın kendi kendine var etmesi veya eksiğini tam olunması mümkün değil.

Ama tabi burada önemli bir şey insan. İnsan bunu Allâh’a îmân etse de, etmese de onun varlığını sürdürebilmesi, varlığını ayakta tutabilmesi Allâh’la alakalı. Cenâb-ı Hakk onu koracak, Cenâb-ı Hakk onu muhafaza edecek, Cenâb-ı Hakk onun ihtiyaçlarını görecek. Ve Cenâb-ı Hakk onu rızıklandıracak, nefeslendirecek. Cenâb-ı Hakk onun hücrelerini bir yerde cem edecek, toplayacak. Ve hayat standartını, onun hayata devam etmesini Allâh sağlayacak. Ve Âyet-i Kerîme’de de Cenâb-ı Hakk sizi gece ve gündüz Rahman’dan kim koruyabilir dediğinde burada da bir tehdit oluşturuyor. Allâh seni cezalandıracak olursa, Cenâb-ı Hakk senin başına bir belâ, bir müsibet, bir sıkıntı verecekse, veyahut da üzerinde herhangi bir olumsuz bir şey olacaksa, o zamân senin Allâh’tan başka seni koracak olan da yok.

Allâh’ın gazabından da seni bir başkasının koruması mümkün değil. Allâh’ın azabından da seni bir başkasının koruması mümkün değil. Hiçbir güç, hiçbir kuvvet Cenâb-ı Hakk’ın azabını, gazabını kaldıracak nokta değil. O yüzden senin başına bir şey geliyorsa bu senin nefsinden. Bu normalde bir hoşuna gitmeyen bir şey geldiyse başına bu senin nefsinle alakalı, senin hatan, kusurun, yanlışlığın, eksikliğinle alakalı. Yok senin başına bir iyilik tecelli ettiği, iyilik uğradıysa bu da Cenâb-ı Hakk’ın sana lütfu, ikramı. Ama hem Allâh böyle gece gündüz insanı korurken, muhafaza ederken, ama kimileri var ki, onlar da ne yapıyorlar?


Zikrullâh’tan Yüz Çevirmek ve Geniş Zikir Dâiresi — Oruç, Namaz, Zekât, Hac, Tebliğ, Eşe-Çocuğa Nasîhat ve Edep-Saygı Hep Zikirdir

Rablerinden yüz çeviriyorlar. Nesinden yüz çeviriyorlar? Zikrinden. bu zikirle alakalı ayetlere devam ediyoruz ya, demek ki Cenâb-ı Hakk insanları gece gündüz kendi hem kahhar ismi şerifinden hem cabbar ismi şerifinden korurken ve onları muhafaza ederken gaflete düşenler, şeytana uyanlar, hevâ hevesine uyanlar, hevâ hevesine ilâh edinenler ve şeytanla beraber yol yürüyenler ne yapıyorlar? O Allâh’ın zikrinden yüz çeviriyorlar. Çünkü o yüz çevirme Allâh’ın vermiş olduğu nimetlere en basitinden nankörlük olmuş oluyor. Cenâb-ı Hakk onu çepeçevre nimetleriyle, lütfuyla, ikrâmıyla, ihsânıyla çevrelemiş. O buna rağmen Allâh’a hamd etmekten, Allâh’a şükretmekten, Allâh’a ibâdet etmekten, Allâh’ı zikretmekten uzak duruyor.

Ramazân geliyor, oruç tutmuyor, bir kazancı var nisap miktarı kadar zekât vermiyor, insanlara iyiliği emretmiyor, kötülüklerini nehyetmiyor, o farz ibâdetlerini yerine getirmiyor ama böylece Allâh’ın zikrini terk ediyor. zikretmek demek çünkü bu akşam birazdan yapacak olduğumuz gibi toplanıp zikretmek değil sadece. Zikr geniş bir daire, geniş bir tecelliyatı için alıyor. Senin orucunda zikr, senin namazında zikr, senin zekatında zikr, senin hacında zikr, seni birisine iyiliği tebliğ etmen de zikr, kötülükten men etmen de zikr, birisine tebliğ etmen de zikr, birisini Kur’ân ve Sünnet yoluna davet etmen de zikr. Öyle olunca zikr geniş bir daire. Eşine nasîhat etmen de zikr, çocuğuna nasîhat etmen de zikr, arkadaşına nasîhat etmen de zikr, kendinden sudur edecek olan kötülükleri önlemek de zikr, güzel bir edep ortaya koymak da zikr, büyüklerine karşı terbiyeli olmak, saygılı olmak da zikr, küçüklerine karşı merhametli, şefkatli olmak da zikr.


Allâh’ın Verdiği Sayısız Nimetler ve İnsanın Nankörlüğü — Zikrullâh’tan Yüz Çevirmenin Şedîd Bir Nokta Oluşu, Gafletin Şirk-Küfre Sürüklemesi

Bu zikr dairesi geniş bir daire ama bir de birazdan bizim yapacağımız şekilde oturup Allâh’ı zikretmek de zikr. Kendi başınıza çektiğimiz namaz arkasından olan tesbîhât da zikr, oturup Lâ İlâhe İllâ’llâh demek de zikr, bizatî oturup Lâ İlâhe İllâ’llâh demek de zikr. Böyle olunca o kimse Allâh bu kadar ni’met vermiş, lütfetmiş, ikrâm etmiş, ihsân etmiş, eş vermiş, çocuk vermiş, ev vermiş, elbise vermiş, yiyecek lokma vermiş, yürüyecek ayak vermiş, tutacak el vermiş, söyleyecek dil vermiş, görecek göz vermiş, duyacak kulak vermiş ve yediklerini hazmettirecek bir sistem kurmuş sana ve demiş ki senden bütün bunların karşılığında istediğim beni zikretmem. Beni tanımam, beni sevmem, benim yolumda yürümem demiş ama ne yazık ki insanoğlu insan bir tarifi de nankör demek, nankör bu nimetlerin karşısında insanoğlu onu zikretmekten yüz çeviriyor.

Bu tabi şedîd bir nokta, o yüzden zikirden yüz çevirmek Allâh’la olan o kimse bağlılığını gevşetiyor, Allâh’a olan itaatini gevşetiyor, Allâh’a olan yakınlığını uzaklığa çeviriyor, Cenâb-ı Hakk’la olan o muhabbetini muhabbetsizliğe çeviriyor. Oysa o her dâim Allâh’ı zikretmiş olsa ve tabiri caizse, Allâh’ı gözetse her meselede o zamân Allâh’la olan dostluğu artacak, Allâh’a olan yakınlığı artacak ama insanoğlu yüz çeviriyor. Tabi o normalde insanlar böyle olunca da gaflet içerisinde yüzüyorlar, gaflet gafleti getiriyor, gaflet gafleti getiriyor ardından gaflet o insanı şirke sürüklüyor, küfre sürüklüyor, orada gaflette kalmıyor. Siz bugün dersinizi çekmiyorsunuz, ertesi günde zorluyorsunuz, ertesi günde çekemiyorsunuz, üç gün sonra da çekemiyorsunuz. diyorsunuz ki kendi kendinize, ondan sonra hepsini bir, ondan sonra iade edeceğim, kaza edeceğim diyorsunuz.

Bir de soruyorsunuz dersin kazası olur mu? Olur, ertesi gün hemen yapın diyorum. Ondan sonra onu da yapmıyorsunuz.


Nefsin Yavaş Yavaş Sirâyet Etmesi — «Önceden Kafe Bilmezdi, Şimdi Kafeci Arkadaşı Var»; Hadîs İnkârcısı, İlâhiyâtçı-Araştırmacı-Yazar Etiketli MOSSAD-Ermenî-Yahûdî Tehlikesi

Yavaş zikirle bağı çözülenin, Allâh’la da bağı çözülüyor. Çünkü zikirle bağını çözdü o. Normalde bu mu’tâda koymuş olsaydı her sabah ben Allâh’ı zikredeceğim deseydi, her sabah Allâh’ı zikrederdi. Ha iki saat sonra dedi, üç saat sonra dedi, beş saat sonra dedi, akşama çekerim dedi, sonra sabah namazından önce çekerim dedi, bağını ne yaptı? Zayıflattı. Sonra Nefs ona dedi ki, sen nasıl olsa dersi çekmiyorsan hangi yüzde zikrullâha gideceksin şimdi dedi. E dersi çekmemeye başlayınca da o kimseyi yavaş hevâ hevesine uymaya başladı. Önceden kafe bilmezdi, kafeye gitmeye başladı. Kafeci arkadaşı yoktu, kafeci arkadaş oldu. Yok filânca, no alışveriş merkezine gidelim, orada kafe içelim. Yok filânca yere gidelim, yok filânca yere gidelim.

Bu sirâyet etmeye başladı. Hevâ heves, Nefs öyle bir canavar ruhludur ki yavaş yavaş sirâyet eder insana. Yavaş yavaş kulağından tutar, çekecek olduğu yere götürür. Yavaş yavaş götürür. Yavaş yavaş götürür. Ani olmuş olsa onu yapamaz o kimse. Dervişliği önüne gelir, şeyhi önüne gelir, sûfîliği önüne gelir, zikri önüne gelir. Ani bir şeyi yapmaz. Ama Nefs öyle bir oyun oynar ki yavaş yavaş götürür insana. Tatlı tatlı götürür. Sen dersin ki ya bugün oruç tutmasam da olur. receb ayında 15 gün oruç tutmak faziletli ama ya bunun hakkında o hale gelirsin. Ya hadîsler zayıf olabilir. Zaten piyasada da dönüyor ya, ondan sonra Kur’ân’a çakıyor, hadîslere çakıyor, âyet-i kerîmelere çakıyor. Münâfık mı yok ortalıkta, mürted mi yok ortalıkta, fâsık mı yok ortalıkta, kanı bozuk, sütü bozuk insan mı yok ortalıkta, dîn düşmanı mı yok, Ermenî bozuntusu, Yahûdî bozuntusu, bu ülkede yaşıyorlar sonuçta.

Sen de onları Müslümân zannediyorsun. Onlar hadîslere laf söylüyorlar, bizdenmiş gibi görünüyorlar. Hatta yazıyor İlâhiyâtçı araştırmacı yazar tabi. Sen diyorsun ki İlâhiyâtçı araştırmacı yazar mı yazarmış. Var mı diplomasını koymuş mu oraya? Hayır. Var mı herhangi bir şey yok. Bunlar Ermenî kalıntısı, bunlar Yahûdî kalıntısı, bunlar kâfir. Hıristiyân olmadığını nereden biliyorsun? Mossadını yetiştirip aramıza koymadığını nereden biliyorsun? Bilmiyorsun. E bunlar da nasıl olsa serbest ya.


Bugünkü Gençlik Üzerine Özel Saldırı, 28 Şubat’ta Bol-Geniş-Uzun Mantolardan Bugünün Daracık Kıyâfetlerine — Anne-Babanın Çocuğuna Söz Geçirememesi

Bunlar serbest ülkede. Bunlar özgürlük alanı olarak görülüyor. Böylece ne oluyorsun? Neden gevşiyorsun? Bugünkü gençler neden gevşiyor şimdi? dinle alakalı o kadar çok saldırı var ki. Resmen gençler bozulsun diye özel saldırıyorlar. Özel. Bir dervîş, anne baba çocuğuna meramını anlatamıyor. Neden? Saldırı fazla. Böyle olunca ne yapıyorlar? Bu sefer normalde insanlar gaflet içerisinde yüzmeye başlıyorlar. Gaflete düşüyorlar. Bu sefer anne baba çocuğuna laf geçiremiyor. Kadınlar kocalarına laf geçiremiyor. Kocalar karılarına laf geçiremiyor. Bozulmadır alıp gidiyor kendi başına. dün manto giyen kadın manto yatıyor. Bir müddet sonra kap dedikleri kısalardan, oysa onu biraz daha atıyor. Daha da kısalıyor.

Kısaldıkça kısalıyor. Şimdi bakıyorsun 28 Şubat’ta kadınların mantoları bol, geniş, uzun. 28 Şubat’ta. Öğürtüler için mücadele ediyorlar. Şimdi gelmişiz 28 Şubat’tan bugüne. 28 Şubat istediğine kavuşmuş. Bir bakıyorsun kadınlar daracık içi görünüyor. Başında el kadar bir örtü. Boya ona desen ona keza dolanıyorlar ortalıkta. Söz geçiremiyor anneler babalar. Bu hepimiz için geçerli. Gaflet çünkü o Allâh’ın zikrinden uzaklaşma. Adım hevâ hevesi deccâliyyete doğru gidiyor. Bir bakıyorsunuz Müslümânlar dâvâlarını unutmuş. Müslümânlar dâvâlarını unutmuş. Dâvâ diyenlerin bozulduğunu da görüyor Müslümânlar. Adamlar dâvâ diyor iyi ne kadar güzel. Adam belediyeye giriyor bir bakıyorsun rüşvetçi çıkıyor.

Bürokrat oluyor bir bakıyorsun. Bürokrat olunca ilk mermiyi Müslümân atıyor. Bir bakıyorsun adam bir makama gelmiş. O makama gelince ilk önce Müslümanları eziyor. Bugüne kadar onlar yedi biraz da biz yiyelim diyor. Doymuyor. Onları da görüyor Müslümânlar. Bir bakıyorlar Tarîkat adı altında.


Tarîkat-Vakıf Adı Altında Yiyenler, Yunus Emre Vakfı Vurgunu, Eğitimsiz Müslümânlar; Bürokrat-Siyâsetçi-Cemâ’at-Tarîkatçı Yeme Yarışında Birleşme — Çatlak Sesin Boğulması

Ondan sonra vakıf adı altında. Götürmüşler malı. Parayı bölüşemiyorlar şimdi. Müslümânlar onu da görüyorlar. Bir bakmışsın. Yunus Emre Vakfı mı ne? Her gün bir bombo patlıyor. Adam komple Yunus Emre vakfını uçurmuş. Şimdi yurt dışında. Bunlar bizden. Öyle görünüyor. zikri terk edince Müslümânlara en büyük zaten en büyük yaptıkları hainlik, düşmanlık o velîlere, mürşid-i kâmillere, tarîkatlara vurulmuş olan pranga. Ve onların üzerinde kötü propaganda. Eğitimsiz Müslümânlar. Allâh korkusu yok, peygamber utanması yok, üstat yok. Var olanlar da ehliyetli değil. Böyle olunca İslâm dünyası kaosun içinde. Ve kaosluğun kurtulamıyor. Kendindenmiş gibi görünen, İslâm’ın liderlermiş gibi görünenler de ayrı bir dert zaten.

Zaten en büyük sıkıntı da birisi de bu zaten. O siyâsetçiler böyle orta yerden kalksalar ortalık biraz daha düzelecek. Ama onlar da yeme yarışına girmişler, sömürme yarışına girmişler. Onlar da nerede ne var, yalayıp yutma yarışına girmişler. E bir kısım cemâ’at, tarîkat adı altında onlar da bu yarışa katılmışlar. O da yiyor, o da yiyor, birbirlerine laf söylemiyorlar. Yemeyen birisi sesini çıkarırsa ikisi beraber oluyor, onu boğuyor. Neden? O yemiyor çünkü. O çatlak ses, o aykırı ses oluyor. O radikal ses oluyor. Ee ne lazım? O zamân bürokratı, siyaseti, yiyen tarîkatçısı, cemaati hepsi birden oluyor. Yiyen tarîkat ve cemâ’at ayrı saldırıyor, bürokrasisi ayrı saldırıyor, siyâsetçisi ayrı saldırıyor, boğuyorlar onun sesini kısmak istiyorlar.

Sebep o doğruyu söyledi. O rüşvet rüşvetçi nâmussuz, şerefsiz, haysiyetsiz dedi çünkü ona. Hadîs inkârcısına dedi ki sütü bozuk, kanı bozuk bunlar dedi. Böyle ağır konuşulur mu? E sen benim imanımla oynuyorsun, gençlerin îmânı ile oynuyorsun, bütün hadîsleri reddediyorsun. Sen bütün hadîsleri reddedince ne kalıyor orta yere? Onu görmüyor. Böylece gaflet gafleti getiriyor. Çünkü ne yaptılar? Zikrullâh’tan yüz çevirdiler. İslâm dünyası zikrullâh’tan yüz çevirdi. Bireyler olarak zikrullâh’tan yüz çevirdi. şehîd olan o Gazze’deki üzerinden zikirler çıktı, küçücük bir kitapçık olarak zikrediyor adam. Zikrettiği için şehâdet şerbetini gülerek gitti. Zikrettiği için elindeki çubuğu drone atıyor. Ve drone’ı takip edenler o çubuktan korkup drone’u çekiyorlar kenara.

Asıl orada bakılması gereken yer orası. Orası.


Gazze Şehîdinin Drone’a Çubuk Atması — Zikr Ehlinin Kâfir-Münâfık-Fâsık-Mürted Üzerindeki Korkutuculuğu, Vakârla Dik Durmanın Faydası

Drone’un başındaki kimse kendisine gelecek o çubuk diye drone’u çekiyor. Sanki o drone’un içindeymiş gibi. Kâfirlere böyle bir korku veriyor. Zikr ehli münâfık, kâfire, fâsıka korku verir. Zikr ehli verir. Zikr ehli. Sen zikr ehliysen kâfir, münâfık, mürted, fâsık, sütü bozuk, kanı bozuk, rüşvetçi, üçkâğıtçı, beşkâğıtçı var. Senden korkar. Ürker senden. Hayvanların ürkmesi gibi ürker senden. Sen yeter ki vakârlı dur. Sen yeter ki böyle istismâr etme yolunu. Sen yeter ki dimdik dinini yaşamaya çalış. Yolunu yaşamaya çalış. Onlar dağılır senin karşında. Ama Müslümânlar bunu yitirdiği sebep zikrullâh’a Allâh’a yüz çevirdiler. Taha âyet 100 kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o kıyâmet günü ağır bir günâh yüklenecektir.

Onun azabında ebediyen kalacaktır. Kıyâmet günü bu yük onlar için ne kötü bir yüktür. sen Allâh’tan ve Allâh’ın zikrinden yüz çevirirsen orada kalmazsın. Adım adım küfre doğru gidersin. Adım adım şirke doğru gidersin. Sen adım adım günâh-ı kebalileri günâh olmadığını bile söylemeye başlarsın. Adım adım uzaklaşırsın. Nefs seni adım adım şeytana doğru götürür. Sakın ben olmam diye düşünmeyin. Sakın ben o yola girmem diye düşünmeyin. Nefs insanın içine yerleşirse şeytanla ortaklaşa deccâliyyete doğru sana yol aldırır. Seni bir yerde tutmaz o. Bir yerde tutunamazsın sen.


Tâhâ 20/100 Âyet-i Kerîmesi ve Adım Adım Şirke Götüren Yol — Şatâfat-Lüks-Marka Tehlikesi: Adam-Kadın Kıyâfetinde Değil Edep-Erkân-Ahlâkındadır

O yüzden Allâh’ın zikrine sıkı sıkı yapış. Haramlardan uzak tut kendini. şatâfattan gösterişten lüksten kendini uzak tut. Bunlar senin nefsine tatlı gelir. Bilmem hangi marka takım elbise giymek, bilmem hangi marka gömlek giymek, bilmem nerede kahve içmek senin nefsine tatlı gelir. Bu sana bir şey katmaz. Sen adamsan adamlığın artmaz senin. Sen kadınsan kadınlığın artmaz senin. Artmaz eksiltir daha. Adamın adamlığı kıyafetinden belli olmaz. Sözünden özünden hareketinden belli olur. Kadının kadınlığı kıyafetinden belli olmaz. Bilmem hangi marka çantayı takıyormuş, bilmem hangi marka kıyafeti giyiyormuş. Kadının kadını onda değildir. Kadının kadını edebiyle, erkânıyla, kadının kadını ahlâkıyla.

Bilmem hangi marka çantayı kullanıyormuş ama diline bakalım biz. Bilmem hangi marka ayakkabıyı giymiş. Onun o ayakkabıyla gittiği yere bakalım biz. O yüzden gaflet, gaflet insanı Allâh’tan yüz çevirttirir. Bir kimse normalde gaflete kapı araladığında sonu onun küfürdür. Gaflete kapı araladığında, sen bir vakit namazı kılmazsın, gaflete kapı aralarsın, sonra beş vakit namazı kılmaz hale gelirsin. Gaflete kapı aralarsın, sen o gün dersini çekmezsin, zikrullâh’tan yüz çevirdin. Zikrullâh’tan yüz çevirdin kardeşim. Sen o gün dersi çekmedin, zikrullâh’tan yüz çevirdin. Gaflet dünyâsına adımını attın. Eğer onunla mücadele etmezsen, onun sonu şirktir, küfürdür. Oraya doğru koşturursun sen. Sebep, şeytan seni ele geçirir çünkü.


«Lâ İlâhe İllâ’llâh» ile Şeytân-Cinnî-Münâfık Vesvesesinden Korunmak ve Tevhîd Nûru ile Bakanların Sahte Müslümânları Maymun-Kurt-Tilki Suretinde Görmesi

Sen Lâ İlâhe İllâ’llâh dersen kendini korursun. Devam edersen Lâ İlâhe İllâ’llâh’a şeytanın vesvesesinden korursun. Kâfir cinnilerin vesvesesinden korursun. Kafirlerin vesvesesinden korursun. Müşriklerin, münâfıkların, mürtedlerin, sütü bozukların, kanı bozukların vesvesesinden korursun. Çünkü onlar şeytanın askeri. Sen normal insan gibi görüyorsun onu. Şeytan oturmuş onun yerleşmiş içine. Yemin ediyorum tevhîd-i nuruyla bakın ona. Onu ya maymun suretinde göreceksin, ya kurt suretinde göreceksin. Onu ya kaplumbağa suretinde göreceksin, ya tilki suretinde göreceksin. Ya domuz suretinde göreceksin onu. Evet. Sen onun gerçek suretini göreceksin. Hayatın gerçek suretini göreceksin. Hayatını göreceksin.

Hayvandan daha aşağı mahluk hatta sen yeryüzünde dolaşan hayvanların hiçbirisine benzetemeyeceksin onu. Diyeceksin ki bu nasıl bir mahluk? Hemen âyet-i kerîme kalbine tokmak gibi vuracak. Hayvandan daha aşağı diye. Ama o tevhîd nuru olmayınca sende, bende, hepimizde olmazsa onu tanımlamamız mümkün değil. Biz onu insan gibi göreceğiz. Hatta bu bizim çocuğumuz olabilir, bu bizim eşimiz olabilir. Bu bizim annemiz, babamız olabilir. Tevhîd nuru yoksa onun üzerinde onun sureti ve sireti değişecektir. Hem içi değişecektir hem dışı değişecektir. Suret dedim dışı siret dedim içi. Onun içi de dışı da değişecektir. O yüzden normalde tevhîd ehli olmak.


Tevhîd Ehli Olmak ve Tevhîdde Vuslat — Akāid + Zikrullâh; Nisâ’ 4/103 «Çokça Zikredin» Emr-i İlâhîsi ve İbâdetlerin En Büyüğü Olarak Tevhîd

Önce bu. Tevhîd ehli olmak. akāid noktasında da tevhîd ehli olmak. Zikrullâh noktasında da tevhîd olmak. Tevhîd ehli olmak. Ve tevhîd sende oluşması. Tevhidin içine oturması. Tevhidde vuslât olman. Tevhidde vuslât olman. Bu ibâdetlerin en büyüdür. Bu ibâdetlerin en faziletlisidir. Bu oluşmazsa sende yavaş gaflete doğru. Oradan günâh-i kebâire. Oradan Allâh muhâfaza eylesin. Akāid noktasında boşluğa düşüp küfre doğru gidersin. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden Allâh’ı zikr. Allâh’ı zikr. Senin bütün ahvâline tecelli etmesi lazım. İçine de dışına da tecelli etmesi lazım. Âyet-i kerimeyi unutmayın. Cenâb-ı Hakk siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı daima zikredin diye emretmiş.

Bu emir. Birisi de kalkmış namazla Allâh’ı zikr. Canım kardeşim namazın Allâh’ın zikri olduğunu biz burada kalkıp da olmuyor diye iddia etmiyoruz. Namaz da Allâh’ın zikri. Ama namazınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine Allâh’ı zikredin diyor. Bir de çokça zikredin diyor. Az da değil. O zamân sen zikrullâh da hiçbir zamân kesintiye uğramayacaksın. Oturuyorsun oturduğun yerde Allâh’ı zikredeceksin. Yatıyorsan yattığın yerde Allâh’ı zikredeceksin. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zikrullahsız adım atmazdı. Yatarken de Allâh’ı zikrederdi. Uyandığında da Allâh’ı zikrederdi. Kalktığında da zikrederdi. Gece uyansa zikreder tekrar yatardı. Hadîslerle sabit.

Öyle olunca sen hiçbir zamân gaflete düşmeme noktasında kendini disiplin edeceksin.


Allâh Resûlü’nün Yatarken-Uyanırken-Kalkarken Zikretmesi (Hadîslerle Sâbit), Kalbin Pas Tutması ve İlm-i Ledün’ün Tevhîd Nûruyla Tecellîsi

Otururken kalkarken yatarken Allâh’ı zikredeceksin. Ve o zikrullâh ile yoğrulacaksın. Zikrullâh ile yoğrulacaksın. Tevhîd ile yoğrulacaksın. Tevhîd ile yoğrulacaksın. Lâ İlâhe İllâ’llâh ile yoğrulacaksın. Gece gündüz. Tevbe ile yoğrulacaksın. Her gün tövbe edeceksin. Sünnet-i Seniyye. Ve Allâh’ı zikredeceksin. Zikretmediğin gün zarar ettiğin gün. Zikretmediğin gün zarar ettiğin gün. Zikretmediğin gün kalbinin karardığı gün. Çünkü kalpler ancak zikrullâh ile parlar. Zikrullâh olmazsa kalbin kirlenir. Kalbin parlaması demek, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları ile oraya tecelli etmesi demek. Kalbin parlaması demek, bilmediklerinin kalbine inmesi, ilm-i ledünün tecelli etmesi demek. Açık açık konuşuyorum.

Kalp parlarsa, ilm-i ledünün kalbine tecelli edecek. Kalp parlamazsa, ilm-i ledün tecelli etmeyecek. O zamân kalbi parlatan şey tevhîd. Tevhîd nuru, zikrullâh nuru. O yüzden Allâh Resûlü diyor ki, Allâh’ı zikretmeden geçen bir gün, ölü bir gün gibidir. Allâh’ı zikretmeden geçen bir gün, ölü bir gün gibidir. Sabahleyin namazını kıl, az bir şey Allâh’ı zikret. Zamanın varsa dersini çek. Güne zikrullâh ile başla. Gece yatacağın zamân yine zikrullâh ile geceye, uykuya başla. Geceni zikrullâh ile bitir. Ortasında olan hataların, günahların affolsun. Rabbim muhafaza eylesin. Yine, Hâkim’de geçiyor hadîs-i şerîf. Kim Rabbini zikretmeden yatarsa, o gün ve gece ona yazık olur. Demek ki zikretmeden de gece yatmak yok.


Şeyh Efendi Hazretleri’nin Sabah-Akşam Ders Hâtırâsı ve Hâkim’in Hadîs-i Şerîfi: «Kim Rabbini Zikretmeden Yatarsa O Gün ve Gece Ona Yazıktır»

Önceden benim yeni dervîş olduğum zamanlarda, o Şeyh Efendi Hazretleri Allâh rahmet eylesin, böyle rü’yâsına göre sabah ve akşam dersi verirdi. Benim ilk dervîş olduğumda sabah ve akşam dersimiz vardı bizim. Sonra rü’yâna göre ayrıca vird verirdi. Ama genelde sayısız olarak tevhîd çekilirdi. Şimdi biz arkadaşlara diyoruz ya, arkadaşlar yapabiliyorsanız dersinizi sabahla akşamla çekin. Ha, ben zorluk olmasın diye günlük bir ders veriyoruz arkadaşlara. Ama hiç olmazsa, o dersi çekin. Rabbim muhafaza eylesin. Yine, Kenzü’l-‘Ummâl’da var. Demirin paslandığı gibi kalpler de paslanır. Ashâb-ı Kirâm, Yâ Resûlallâh, onun cilâsı nedir diye sorduklarında ise, Allâh’ın kitabını çokça telavet etmek, okumak ve Allâh’ı çok çok zikretmektir buyurdu.

Demek ki kalbin pasını silecek olan Allâh’ı zikr. Allâh’ı zikr. Rabbim bizi öyle zikredenlerden eylesin. Âmîn.


Hz. Mevlânâ’dan Son Söz — Mesnevî’de Toprakta Yaratılan Bedenin Demir Gibi Pas Tutması ve Zikrullâh Cilâsıyla Aynalaşıp Sûretler Görünür Hâle Gelmesi

Son söz Hz. Mevlânâ’dan. Ey insan, topraktan yaratılmış olduğun için senin varlığın da demir gibi kapkara, paslı bir bedenden ibaret. Onun için kendini Allâh’ın zikrini nuru ile cilâla. Cilâla, cilâla. Demir kapkara, nursuz olmakla beraber silinince, cilâlanınca onda ki pas gider. Bir ayna demirden de olsa cilâlanınca yüzü parlar, güzelleşir. Orada şekiller, suretler görülür. Topraktan yaratılmış olan beden de etten ve kemikten ibarettir, kabadır, kesîftir. Kesiftir ama sen onu da Allâh’ı zikrederek cilâya, o da demir gibi cilâ kabul eder. Rabbim zikrullâh ile kalbi cilâlananlardan eylesin. Âmîn.


Helâlleşme ve Mi’râc Kandiline Hazırlık — Oruçlar, Tövbeler, Zikirlerle Ümmet-i Muhammed’in Aşk-Muhabbet ile Kandili Kutlaması

Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. İnşâallâh mi’râca hazırlanıyoruz. Bu pazar değil, bir dahaki pazar. Mi’râc kandili. Allâh’ın izniyle, inşâallâh oruçlarla, tövbelerle, zikirlerle mi’râc kandiline hazırlanacağız. İnşâallâh her zamân yaptığımız gibi kandilleri kutladığımız yerde mi’râc kandilini kutacağız. Mi’râc kandili, Azîz-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti’nin üzerinde tecelli etmesine rağmen, Ümmet-i Muhammed’in çok büyük bir mu’cize olan mi’râcı, büyük bir aşkla, muhabbetle, hatta hem derinlemesine hem yüksekliğine bir şekilde kutlaması lazım. Aynı zamanda da böyle bir sevinç günü, mutluluk günü, müjde günü olarak kutlamamız lazım. İnşâallâh mi’râca öyle hazırlanalım.


Kaynakça

  • Enbiyâ Sûresi 21/42 — «Geceleyin ve Gündüzün Sizi Rahmân’dan Kim Koruyabilir?»: Enbiyâ 21/42 («kul men yekle’üküm bi’l-leyli ve’n-nehâri mine’r-Rahmân, bel hüm ‘an zikri Rabbihim mu’ridûn»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 22/170-180; İbn Kesîr, Tefsîr 5/348-352; Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân 11/289-295; Beydâvî, Envârü’t-Tenzîl; Ebussu’ûd, İrşâdü’l-‘Akli’s-Selîm; Tabersî, Mecma’u’l-Beyân; Tabarî, Câmi’u’l-Beyân; modern tefsîr — Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili; Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân; Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân; «el-Kahhâr ve el-Cebbâr ism-i şerîfleri» — klasik akāid: Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Gazzâlî, el-Maksadü’l-Esnâ fî Şerhi Esmâ’illâhi’l-Hüsnâ; klasik tasavvuf — İbn Atâ’illâh, el-Hikem; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Zikrullâh’ın Geniş Dâiresi: Oruç-Namaz-Zekât-Tebliğ-Edep Hep Zikirdir: «şüphesiz namaz beni anmak içindir» — Tâhâ 20/14 («ekımı’s-salâte li-zikrî»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 11/188-200; «Allâh’ı çokça zikredin» — Ahzâb 33/41-42 («yâ eyyühe’lleziyne âmenû’zkürullâhe zikran kesîrâ»); Cum’a 62/9-10; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 14/197-205, 18/103-110; «her hayır zikirdir» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/293-340 (“Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-Da’avât”); Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’z-Zikr”); İbn Atâ’illâh, Miftâhu’l-Felâh ve Misbâhu’l-Ervâh; el-Hikem; Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • Allâh’ın Nimetleri ve İnsanın Nankörlüğü, Gafletin Şirke-Küfre Sürüklemesi: «şükrederseniz nimetimi artırırım, küfrederseniz azâbım şedîddir» — İbrâhîm 14/7 («le-in şekertüm le-ezîdenneküm ve le-in kefertüm inne ‘azâbî le-şedîd»); Bakara 2/152; Lokmân 31/12; «insan nankördür» — İsrâ’ 17/67 («kâne’l-insânü kefûrâ»); Hac 22/66; Mü’min 40/61; Rûm 30/33; «gafletten şirke giden yol» — A’râf 7/179 («ülâ’ike ke’l-en’âmi bel hüm edall ülâ’ike hümü’l-gāfilûn»); Yûnus 10/92; Kehf 18/28; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/63-105 (“Kitâbü’t-Tevbe”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Nefsin Yavaş Sirâyeti, Hadîs İnkârcılığı ve İlâhiyâtçı Etiketli MOSSAD-Ermenî-Yahûdî-Sabataist Tehlikesi: «nefs ile mücâhede» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/3-95 (“Acâ’ibü’l-Kalb” + “Riyâdetü’n-Nefs”); İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn; İğâsetü’l-Lehfân; «hadîslerin teşrî’î oluşu» — klasik usûl: Şâfi’î, er-Risâle; Şâtıbî, el-Muvâfakāt; Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân; «Kur’âniyyûn-Hadîs İnkârcıları» mukābele — Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl ve’l-İlmi ve’l-‘Âlemi; Ahmed Davudoğlu, Dîni Tâmir Dâvâsında Din Tahripçileri; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak; «Sabataylık-Dönmelik tehlikesi» — modern târîh: Cengiz Şişman, Sabatay Sevi’nin Burukluğu; Marc David Baer, The Dönme: Jewish Converts, Muslim Revolutionaries, and Secular Turks; Avram Galanté, Türkiye’de Yahûdîler; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • 28 Şubat’tan Bugüne Tesettür Erozyonu ve Anne-Babanın Söz Geçirememesi: «başörtüsü farzı» — Nûr 24/31 («ve’l-yedribne bi-humurihinne ‘alâ cuyûbihinne»); Ahzâb 33/59; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 12/237-260, 14/239-251; «evlâd-ı imtihân» — Enfâl 8/28; Tegābün 64/15; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 18/138-145; «28 Şubat post-modern darbe ve sonrası tesettür mücâdelesi» — modern Türkiye târîhi: Hilmi Yavuz, Modernleşme; Necib Fâzıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları; Ruşen Çakır, Direniş ve İtâ’at; Nazife Şişman, Modern Müslümân Kadın; Başörtüsü Mücâdelesi; klasik tasavvuf evlât terbiyesi — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/72-105 (“Riyâdetü’s-Sıbyân”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • Tarîkat-Vakıf Yiyenler, Yunus Emre Vakfı ve Çatlak Sesin Boğulması: «emr-i bi’l-ma’rûf nehy ‘ani’l-münker» — Âl-i İmrân 3/104, 110; Tevbe 9/71; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «velîlere/mürşid-i kâmillere vurulan pranga ve kötü propaganda» — klasik tasavvuf savunma: Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak fi’l-İstigāseti bi-Seyyidi’l-Halk; Hücceti’l-İslâm ‘alâ Sıhhati Tarîkati’s-Sûfiyye; Câmi’u Kerâmâti’l-Evliyâ; İmâm Gazzâlî, el-Munkızu min’ed-Dalâl; İhyâ 3/267-340 (“Zemmü’l-Câh ve’r-Riyâ”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; «sûfînin siyâsî-ekonomik bağımsızlığı» — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Sülemî, Tabakātu’s-Sûfiyye; Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’z-Zühd”); modern okuma — Necib Fâzıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü; Cemil Meriç, Bu Ülke; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Tasavvuf Vakfı tedrîsi.
  • Gazze Şehîdinin Drone’a Çubuk Atması ve Zikr Ehlinin Kâfir-Münâfık Üzerindeki Korkutuculuğu: «şehâdet-fadîlet» — Âl-i İmrân 3/169-171 («velâ tahsebenne’lleziyne kutilû fî sebîlillâhi emvâtâ bel ahyâ’ün ‘inde Rabbihim»); Bakara 2/154; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 4/267-275; «zikr ehlinin heybeti» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/13-72 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); İbn Atâ’illâh, el-Hikem; Tâcü’l-‘Arûs; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; «kâfirlerin mü’minden korkması» — Enfâl 8/12 («se-ülkı fî kulûbi’lleziyne keferû’r-ru’b»); Âl-i İmrân 3/151; Haşr 59/2; «vakār ve sekîne» — Fetih 48/4 («hüve’lleziy enzele’s-sekînete fî kulûbi’l-mü’minîn»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Filistin/Gazze sohbet hâtıraları, İrşâd Dergisi.
  • Tâhâ 20/100 ve Şatâfat-Lüks Tehlikesi: Adam-Kadının Edep-Erkân-Ahlâkı: Tâhâ 20/100 («men a’rada ‘anhu fe-innehû yahmilu yevme’l-kıyâmeti vizrâ»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 22/100-110; İbn Kesîr; Kurtubî 11/240-250; «şatâfat-isrâf eleştirisi» — A’râf 7/31-32; Furkân 25/63-67; İsrâ’ 17/26-27; «kişinin libâsından değil takvâsından» — Hucurât 49/13 («inne ekremeküm ‘indallâhi etkāküm»); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/229-275 (“Zemmü’l-Mâl”); İbn Atâ’illâh, el-Hikem; «edep-erkân-ahlâk» — klasik tasavvuf: Mevlânâ, Mesnevî 1/79-150; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; «hem kadında hem erkekte iffet ve hayâ» — Buhârî, “Edeb” 77; Müslim, “Îmân” 57-58 (Hadîs no: 35-37); Tirmizî, “Birr” 65 (Hadîs no: 2009); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • «Lâ İlâhe İllâ’llâh» ile Vesveseden Korunmak ve Tevhîd Nûruyla Sahte Müslümânların Hayvan Suretinde Görülmesi: «kelime-i tevhîdin koruyuculuğu» — Buhârî, “Cenâ’iz” 1 (Hadîs no: 1238); Tirmizî, “Da’avât” 64 (Hadîs no: 3585); İbn Mâce, “Edeb” 54 (Hadîs no: 3795); Hâkim, el-Müstedrek 1/501; «şeytân vesvesesi» — Felâk 113 ve Nâs 114 sûreleri; A’râf 7/200-201; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; «hayvândan aşağı» — A’râf 7/179 («ülâ’ike ke’l-en’âmi bel hüm edall»); Furkân 25/44; «sûret-sîret tahkîki» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/13-72; İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye 2/676-678; Necmüddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihü’l-Cemâl; Mevlânâ, Mesnevî 4/2065-2090 (insanın hayvân sûretine dönüşmesi); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin tevhîd nûru sohbet hâtıraları, İrşâd Dergisi.
  • Tevhîd Ehli Olmak ve Tevhîdde Vuslat — Akāid + Zikrullâh: «Allâh’ı çokça zikredin» — Ahzâb 33/41 («yâ eyyühe’lleziyne âmenû’zkürullâhe zikran kesîrâ»); Nisâ’ 4/103 («fe-izâ kadaytümu’s-salâte fe’zkürullâhe kıyâmen ve ku’ûden ve ‘alâ cunûbiküm»); Âl-i İmrân 3/191; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 5/375-380, 4/315-320; «tevhîdin akāidî temeli» — klasik akāid: İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber; Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; «tevhîd-i şuhûdî/vücûdî» — klasik tasavvuf: İbn Arabî, Fusûsü’l-Hikem; Sadreddîn-i Konevî, Miftâhu’l-Gayb; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/3-95; Kuşeyrî, er-Risâle; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Allâh Resûlü’nün Devâmlı Zikretmesi ve Kalbin Pas Tutması — İlm-i Ledün: «Hz. Peygamber’in her hâlinde zikretmesi» — Buhârî, “Ezân” 8 (Hadîs no: 599); Müslim, “Hayz” 117 (Hadîs no: 373); Tirmizî, “Da’avât” 9 (Hadîs no: 3300); Ebû Dâvûd, “Tahâret” 9 (Hadîs no: 18); Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/77, 178; «zikrullâh ile yatmak-uyanmak» — Buhârî, “Da’avât” 8-12 (Hadîs no: 6311-6328); Müslim, “Zikr” 56-72 (Hadîs no: 2710-2724); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «kalbin pas tutması» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/13-72 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); İbn Kayyim el-Cevziyye, İğâsetü’l-Lehfân; Medâricü’s-Sâlikîn; «ilm-i ledün — Hızır kıssası» — Kehf 18/65 («fe-vecedâ ‘abden min ‘ibâdinâ âteynâhu rahmeten min ‘indinâ ve ‘allemnâhu min ledünnâ ‘ilmâ»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 11/16-50; klasik tasavvuf ilm-i ledün — İmâm Gazzâlî, er-Risâletü’l-Ledünniyye; Mişkâtü’l-Envâr; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Şeyh Efendi Hazretleri’nin Sabah-Akşam Ders Hâtırâsı ve Hâkim’in Hadîs-i Şerîfi: «kim Rabbini zikretmeden yatarsa o gece ona yazıktır» — Hâkim, el-Müstedrek 1/495-496 (sahîh); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 1/396 (Hadîs no: 521-525); İbn Sünnî, ‘Amelü’l-Yevmi ve’l-Leyle; «mürîd-mürşid sohbet ve vird tertîbi» — klasik tasavvuf: Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’s-Sohbe” + “Bâbü’z-Zikr”); Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/55-100; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; Vâkı’ât; «Halvetiyye’de sabah-akşam ders verilmesi — silsile âdâbı» — klasik dervîşlik: Mustafa Özbağ Efendi, Mîzânü’t-Tarîka; Şâbân-ı Velî silsilesi vird usûlü; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi’den tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • Hz. Mevlânâ’dan Son Söz: Demir Gibi Pas Kalbin Zikrullâh Cilâsıyla Aynalaşması: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf 1/3460-3470 (kalbin demir-ayna-cilâ misâli); Mesnevî 4/2469-2475; Fîhi Mâ Fîh; Dîvân-ı Kebîr rubâ’iyyât bölümleri; klasik tasavvuf kalp-ayna sembolizmi — İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye 2/487-490; Sadreddîn-i Konevî, Miftâhu’l-Gayb; Necmüddîn-i Dâye, Mirsâdü’l-İbâd; Kuşeyrî, er-Risâle; «Kenzü’l-‘Ummâl’da kalbin pas-cilâ hadîsi» — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/192 (Hadîs no: 583); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 2/348 (Hadîs no: 2014) — «inne hâzihi’l-kulûbe tasda’u kemâ yasda’u’l-hadîd»; klasik şerh — Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb 2/396; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/13-72 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Mesnevî tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Mi’râc Kandiline Hazırlık ve Helâlleşme — Aşk-Muhabbet İçinde Kutlama: «İsrâ’ Sûresi 17/1 — gece yolculuğu»; Necm 53/1-18 — Sidre-i Müntehâ; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 20/115-180; İbn Kesîr; Kurtubî 10/204-280, 17/82-128; Beydâvî; Tabarî; «Hz. Peygamber’in Mi’râc’ı» — Buhârî, “Bed’ü’l-Halk” 6 (Hadîs no: 3207); “Menâkıbü’l-Ensâr” 42 (Hadîs no: 3886-3888); Müslim, “Îmân” 259-282 (Hadîs no: 162-176); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/253, 286, 309; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik tasavvuf Mi’râc tahkîki — İmâm Süyûtî, el-Âyetü’l-Kübrâ fî Şerhi Kıssati’l-İsrâ; el-Lâli’l-Masnu’a; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Cevâhirü’l-Bihâr; İbn Arabî, Fütûhât 2/486; Risâletü’l-İsrâ; «kandil ihyâsı âdâbı» — Aliyyü’l-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh; klasik dervîşlik kandil ihyâsı — Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; Vâkı’ât; Mustafa Özbağ Efendi silsilesi kandil tertîbi; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Tasavvuf Vakfı kandil ihyâ hâtıraları, İrşâd Dergisi.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı