Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #191 — Mü’min Kalbi Tecellîgâhı, Fıtrata Müdâhale ve Çocuğun Üç Hakkı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #191 — Mü’min Kalbi Tecellîgâhı, Fıtrata Müdâhale…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Hadîs-i Kudsî: «Yere Göğe Sığmadım, Mü’min Kulumun Gönlüne Sığdım» — El-Mü’min İsm-i Şerîfinin Mü’min Kalbinde Tecellîsi ve Seyr-i Sülûk

Sor. Mikrofondan sor ki soru anlaşılsın yoksa cevap anlaşılmaz. Efendim bir hadîs-i kudsîde Cenâb-ı Hakk, yere göğe sığman mü’min kulumun gönlüne sığarım diyor. Evet. Kalbine. Gönül nedir? Bir de Cenâb-ı Hakk’ın hitabı alalade bir gönle değil. Mü’min kulumun gönlü diyor. Evet. Mü’min kulun gönlünü açar mısınız efendim? Eyvallâh. El mü’min Allâh’ın sıfatıdır. Cenâb-ı Hakk bütün varlık âlemine sıfatlarıyla tecellî eder. Ve tecellî ettiği yer aslında Zât’tan sıfata sıfattan Zât’ıdır tecellîyâtın hepsi. Hiçbir yere sığmadım mü’min kulumun gönlüne sığdım, kalbine sığdım deyince mü’min ismi şerîfi de Cenâb-ı Hakk’ın ismi şerifidir. E gönül dediğimizde hiçbir yere sığmadım oraya sığdım deyince o zaman gönül dediğimiz şey kalple alakalı, kalbin içerisindeki akılla alakalı.

Öyle olunca Cenâb-ı Hakk aslında kendisinden kendisine tecellî ediyor. Zât’tan sıfata tecellî ediyor. O mü’min kul çünkü mü’min denilince Cenâb-ı Hakk’ın mü’min inanmış sıfatının tecellî ettiği kimse. Öyle olunca Müslümân ayrı, mü’min ayrı. Müslümân ne? Îmân etmiş. Mü’min deyince îmânda kemalâ ermiş. Kemalatta belli bir noktaya gelmiş kimse mü’min sıfatıyla sıfatlandı. Cenâb-ı Hakk’ın sıfatıyla sıfatlandı. Cenâb-ı Hakk’ın sıfatıyla sıfatlanınca Allâh ama zât noktasında ama sıfat noktasında yine kendi sıfatına tecellî etmiş oldu. Biz eğer ki bir kimse tam manasıyla mü’min olursa o kimsenin kendisi kalmaz orta yerde. Kendisi kalmaz dedim o Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarına bürünmüş olur. Çünkü mü’minlikte belli bir kemaliyata gelince onun üzerinde sadece sıfatlar gelir. başka bir hadîsi kutsi de benimle görür, benimle duyar, benimle konuşur, benimle tutar, benimle görür.

Bu bütün sıfatlar onun üzerinde tecellî etmiş oldu. kemalâ erdi. Kemalâ erdiği için zaten Cenâb-ı Hakk onda tecellî etmiş oldu. Bu mesele biraz daha seyr-i sülûkla alakalı bir mesele. O kimse seyr-i sülûk noktasında belli bir makama geldikten sonra Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarına büründü. Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarına bürününce zaten Âyet-i Kerîme’ye de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde söylediği sen atmadın, ben attım, seni öldürmedim, ben öldürdüm. Onun üzerinde tecellî ediyor. Çünkü sıfatsal tecellîyât onu çepeçevre sarmış oluyor. Kendisinden kendisine tecellî etti. kendisinden kendi sıfatına tecellî etti. Şimdi tecellî bu manada, bunu da biraz açalım. Tecellî normalde iki manadadır.

Bir, Zât’tan sıfata tecellîyât vardır. Bir de sıfattan zâta tecellîyât vardır. Bunu böyle tabirimi hoş görün. Bir, halktan halka tecellîyât vardır. Bazen de halktan halka tecellîyât olur. İster halktan halka tecellîyât olsun, ister halktan halka tecellîyât olsun, her iki tecellîyâtın sahibi de odur.


Tecellînin İki Yönü: Zât’tan Sıfata, Sıfattan Zâta; Halktan Hakka ve Hakktan Halka — Ezân-ı Bilâl’in Rü’yâda Sahâbeye Tecellîsi

Halktan halka tecellîyât. Mesela halk dediğimiz insanlar, varlıklar. Ezan-ı şerif nereden oldu? Halktan hakka tecellî etti. Rüyasında gördü, rüyasında görünce herkes ona tabi oldu. Cenâb-ı Hakk da ne dedi? O tecellîyâtı kabul etti. Ümmetim yanlışta toplanmaz dedi, halktan hakka tecellî etti. Ümmetim yanlışta toplanmaz dedi çünkü. O zaman halkın toplandığı yer, hakkın tecellî gâhı oldu. Topluluk bir topluluğun toplandığı yer hakkın tecellîsi oldu. Ama hakkın tecellîsi olurken halktan hakka geçti. Halktan hakka tecellî oldu. Bu hakkın zayıflığı veya hakkın güç yetirememesi değil. Öyle de aklınıza gelmesin. Çünkü burada tabi biraz böyle arabice Vahdet-i Vücûd. bunu Vahdet-i Vücûd’a yorulmayanlar var.

Ben öyle yorulmamıyorum bunu. Hz. Alî Efendimiz’in üzerinde diyor ki Ya Rabbi alinin döndürdüğü yere hakkı döndürdü diyor. Bu normalde halktan hakkı tecellî ediyor. bu böyle çünkü sıfatsal noktada halktan gelen kemalermiş bir halktan gelen tecellîyât da onun olmuş oldu. İster halktan hakka gelsin ister halktan halka gelsin. Burada sıfatsal tecellîyât var. O yüzden mü’min kulunun kalbine sığdım derken mü’min kulun kalbi Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecellîyâtına mazhar olacak hale geldi. Bu neyle geldi? Bu nefs terbiyesiyle geldi. Bu neyle geldi? Bu kimsenin Allâh’ı çok zikretmesi. Allâh’ı sevmesiyle geldi. Hadîs-i şerîfte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuştu ki. Kişi sevdiği iledir dedi.

O zaman o kimse öylesine Allâh’ı sevdi, öylesine Allâh’ı sevdi. Kişi sevdiği iledir olunca o aralarındaki o ince perde de kalktı. ister halktan hakka ister halktan halka oldu. Yetsin. Evet.


«Allâh Suretinize Değil Kalplerinize Bakar» Hadîs-i Şerîfi — Türkçe Meallere İlâve Edilen «Belki» Kelimesinin Mes’elesi

Efendim Allâh sizin suretinize, cisimlerinize değil belki kalplerinize bakar diye hadîs-i şerîfte buyuruyor efendim sallallâhu aleyhi ve sellem. Ama bazı hadîs-i şerîflerde ki o belki kısmı yok kalplerinize bakar diyor. O belki kısmı keyfiyet midir nedir ya da kırklı olmalar mı nasıl bir anlamımız gerekiyor? Benim okuduklarımda da belki kısmı yok. Allâh’ın için anıyoruz kitabında o şekilde. Hadîs-i şeriflerde benim okuduğum hadîs-i şerîflerde belki kısmı yok. Şimdi bazen müslümânların âlimleri bu şeyde âyet ve hadîsleri Türkçe’ye çevirirken veyahut da onlara bakarken örnekliyorum parantez içerisinde, tırnak içerisinde kendi anlayışlarını koyuyorlar orta yere. Buradaki amaçları anlaşılsın diye niyet buradaki ben onların üzerine hüsnü niyet besliyorum.

Hüsnü niyet besleyince anlaşılsın diye bunu böyle söylüyorlar mesele anlaşılsın ama bu bence o niyet kısmının kısmını geçiyor. Çünkü o hadîs-i şerîfi veya âyet-i kerimeyi mealini yazmaya çalışan kimse kendi bir niyet ortaya koydu, iyi niyet olarak gördük ama sonradan gelenler onu hadîs-i şerîfi metnindeymiş, âyet-i kerimenin metnindeymiş gibi zannediyor. Şimdi bundan dolayı da bu böyle bir şey oluşuyor. O oluşan şey şu normalde aslında hadîs-i şerîfi metni öyle değil ama oraya bir kelime oraya normalde böyle bir kendi anlayışını ilave edince sanki daha iyi anlaşılacak ümidi ve umuduyla öyle yapıyorlar. Buradaki sıkıntı şu, bunu normalde böyle kendimce bazen âyet ve hadîslere bakarken ondan sonra o âyet ve hadîsleri mesela bakıyorsun orada çevirisinde farklı, aynı hadîs bir başka çevirde mesela daha farklı.

Bu sefer onun Arapçasına bakıyorsun. Arapçasında öyle bir kelime yok. Türkçe’yi çevirirken onu şey yapmışlar hani… … Gelicez buraya Mustafâ, sakin ol. Gelir mi ya? Bir daha söyler misin? Bir daha söyler misin? Hadîs-i şerifi? Allâh mü’min kulunun, Allâh kullarının suretlerine değil, cisimlerine değil belki kalplerine bakar. Evet. Şimdi orada normalde belki dediğinde şey olarak mana değişiyor. o zaman benim hemen hemen okuduğum bütün hadîs kaynaklarında belki kelimesi yok. Belki dediğin zaman zaten iş farklılaşıyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden Allâh kullarının kalplerine bakar. O suretine değil kalplerine bakar. Biz direkt bunu böyle algılayacağız. Eyvallâh efendim.


Zikr Halakalarından Affolunmuş Olarak Kalkmak — İmâm Ahmed b. Hanbel’in «Günâhlarınız Hayra Çevrilmiş» Metni

Bir sorum daha. Zikr meclislerinden affolunmuş olarak kalkınız. Şimdi bu şekilde düşününce kişi zikr meclisine oturduğunda affolunmuş olarak kalkar değil de… …öylesine sanki Allâh’a zikredin ki affolunmuş olarak kalkınız. Ya da ne yapmamız gerekiyor da affolunmuş olarak kalkalım. O da ki ibaret kesin. İmâm Ahmed b. Hanbel Hazretlerinin metninde, onun üzerinde çok kendimce durdum. Onun metninde zikr halakalarından affolunmuş olarak değil. İmâm Ahmed b. Hanbel’in metninde şu var. Geçmiş günâhlarınız hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Net orada. Böyle olunca, mesela Tirmizî’de, Buhârî’de, İmâm Nesâ’î’de bu hadîs kitaplarında… …bu söylediğim hadîs, İmâm Ahmed b. Hanbel’in naklettiği hadîs yok.

İmâm Ahmed b. Hanbel’in naklettiği hadîs, öbür hadîslerin üstünde, zirvede. Ve bu hadîs-i şerîfi, enteresan bir şey, Tasavvuf’a karşıymış gibi görünen… …İbn Teymiyye’nin talebeleri dahi bunu kabullenmişler. Şimdi böyle olunca, evet, zikr halakalarından affolmuş olarak kalkınız. Net. Bunu Beyhakî de var, Nesâ’î’de var, Buhârî’de var, Müslim’de var, Tirmizî’de var. Bu hadîs-i şerîfi net bir şekilde. bütün bu son kütüb-i sitte değil, daha önceki yazılmış olan kütüb-i siddetlerde de böyle. Ama İmâm Ahmed b. Hanbel Hazretlerinin naklettiği bu hadîs-i şerîfte, bu öyle bir şey ki… …bunda normalde affolmuş olarak kalkınız değil, geçmiş günâhlarınız hayra çevrilmiş olarak kalkınız diyor. Bu da net.

Hatta bu affolmuş olarak kalkınız hadîs-i şerifinde normalde imamlar bir de altına not düşmüşler. Demişler ki bir kimse affolup olmadığını hakkında şüpheye düşmüş olsa, şüpheye düştüğü anda günâha kebâ’ire girer demişler. Allâh muhâfaza eylesin. Oradaki ibaret net. Sağ olasın. Sağ olasın.


Namaz Dînin Direği — Şâfiî’nin «Kasden Terk Edenin Küfrüne Fetvâ» Görüşü, Hanefî/Mâlikî/Hanbelî’nin İbâdeti Îmândan Saymaması ve 1400 Yılda Hiç Kimsenin Namaz İçin Katledilmemiş Olması

Hocam hayırlı akşamlar. Allâh razı olsun. Şimdi benim sorum bu namazla alakalı. Bir mümini Müslümân’ın namaz hayatında nerede olmalı, bir de ben Müslümân’ım diyen kişi namaz kılmıyorsa günâhkâr mıdır, kâfir midir? Normalde mü’min için namaz dînin direğidir. Namaz bunlar söyleyecek olduklarım hadîs. Namaz dînin direğidir. Namaz mü’minin son kalesidir. Şimdi bu hadîs-i şeriflere baktığımızda mü’min kimse için namaz vazgeçilmez bir ibâdet. Bir hadîs-i şerîfte kâfirlerle bizim aramızda namaz vardır. Ben şimdi normalde bu ayrıntısını sona bıraktım. Sona bıraktım İmâm Şâfi’î ve Şâfi’îler bir kimse namazı kasden terk ederse onun küfrüne fetvâ verirler. Ama İmâm-ı A’zam, Hanefîler ve İmâm Mâlik ve İmâm Ahmed b.

Hanbel bu noktada ibâdeti imandan saymazlar. İbadeti imandan saymadıklarından dolayı bir kimse bir farzı kasden terk etse onun küfrüne fetvâ vermezler. Ama İmâm-ı A’zam namazı kasden terk eden bir kimse gözetim altına alınır, hapsedilir. Namaz ona telkîn edilir. Müslümân ise yine namazı kasden kılmıyorsa onun küfrüne fetvâ verilir ve tuzlu su içilerek katledilir der. Şimdi bir Müslümân ne zaman katledilir? O küfrüne fetvâ verilince katledilir. Namazdan dolayı herhangi bir kimse katledilmiş mi İslâm dünyâsında? Hayır. 1400 yıllık İslâm dünyâsında bir kimse ama şafilerde ama Hanbelîlerde veya hangi mezhebten olursa olsun namaz kılmadı diye hiç kimse katledilmemiş. Böyle olunca namazı kılmayan bir kimse Hanefîye göre Müslümandır.

Biz onun imanının yok diyemeyiz. Bu konuda herhangi bir şey söyleyemeyiz. Ama çok şey kaybetmiştir. Ama küfrüne fetvâ veremeyiz. Çünkü Şâfi’îye göre normalde, yanlış anlama, senin sakalın yok, senin de sıkıntılısın. Örnek, veya bir kadın tesettüre ri’âyet etmedi, sıkıntılı, küfür ehli, farzı terk ediyor çünkü. Seninki küfre girmez. Ama öbür türlü mesela bir kimse farzı terk etti. Kasden terk etti. Mesela kadınlar için tesettür farz. Bir kadın kasden tesettürü terk etti. Normalde Şâfi’îye göre küfre düşmüş oldu. Şimdi düşünün bir genç delikanlı, tesettüre ri’âyet etmeyen bir kadınla evleniyor. Şâfiî göre küfür ehli bir kadınla evleniyor. Hanefîler küfür ehli olarak görmemişler. Veya hatta şimdi evleniyorlar, evlenirlerken namaza dikkat etmiyorlar.

Örnek, taraflar namaza dikkat etmiyor. Bir örtülü bir bayan namazsız bir adamla da evlenebiliyor. O zaman Şâfi’îye göre, Şâfi’îye göre söylüyorum, küfür ehli bir kimseyle evlendi. Çok sıkıntılı. O yüzden veya hatta herhangi bir kimse Şâfi’îye göre herhangi bir farzı terk ettiyse bir özrü olmaksız küfür ehli olmuş oldu. Bunlar tabi İmâm Şâfi’î bu manada hakaik noktasında maturidi değildir, Eş’arî’dir. O yüzden Eş’arî zihniyet, zihniyette biraz böyle bir farklılıklar oluyor. İmâm Mâturîdî İmam azamın çizgisinde olduğu için ibadette, farzlarda eksiklik olanı küfür ehli olarak görmemişler. Yetiştirin salihete telefon, şey mikrofon. Efendim benim iki sorum olacak.


Tecellîyât Kader midir? — Yaratılış Kaderi (Suyun Hidrojen-Oksijen Terkîbi, Dağ-Ova-Yıldız) ile Cebriyye’yi Birbirinden Ayırmak; Fıtrat = Kader

Birincisi tecellîyât haktan geliyor dediğiniz zaman sanki kaderi etmiş gibi bir düşünce aklıma geldi. tecellîyât kaderi midir? Bu noktadan bakılacak olursa varlığın üzerindeki tecellî eden her şey Cenâb-ı Hakk’ın kendi kader-i ilâhîsinde yazılı. Bu kaderiyecilik değil. Kaderiye insanı bağlayan bir şey, insanın normalde cüz iradesini ortadan kaldıran bir şey çünkü kaderiye. Bir şeyin kader olması, suyun oksijen ve hidrojenden oluşması bir kaderdir. Cenâb-ı Hakk onu böyle takdir etmiştir. Benim anlattığım burada kader budur. Ama insanın kendince kendi cüz’î irâdesinden çıkmış olan fiiliyatlar bunlar da kaderin içindedir ama cebrî değildir. Suyun oksijen ve hidrojenden oluşması cebridir. Bunda insanın kendi elinin bir ürünü yoktur.

İnsan suyu yaratmadı. Suyu yaratan Allâh’tı ve suyu bir kader üzerine yarattı. Benim anlatmak istedim. Kader odur. Dünyayı bir kader üzerine yarattı. Bir hesap üzerine yarattı. Yıldızları bir kader üzerine, bir hesap üzerine yarattı. İnsanı da bir kader üzerine yarattı. Buradaki kader gözünün oluşması, burnunun oluşması, kaşının gözünün üzerinde olması, kirpikleri göz kapaklarının ucunda olması kaderdir. Bunu değiştiremezsiniz siz. Bakın burası değişmeyecek olan yer burasıdır. Senin ensende burun olmaz. Şimdi en son 15 bin yıllık insan şeyleri buluyorlar değil mi? Kalıntıları buluyorlar. Burunları ensesinde değil, burunları kafasında değil, burunları boğazında değil. Şu anki gibi burunları. O zaman o kader değişmiyor.

Dağların yerinden oynayacağına inanın, fıtratın değişeceğine inanmayın. Fıtrat bu manada kaderidir insanın. Bir kadının fıtratı. Biz onu normalde ahlâk olarak algılıyoruz değil. Onun yaradılış fıtratı o. Biz onu yaradılış fıtratı olarak göreceğiz. Yaradılışı onun o. Yaradılışının dışına çıkamaz. Kadın kadındır, erkek erkektir. Eğer onun üzerinde sonradan fıtratı değiştiren şeyler uygularsanız bu o zaman da la’netli kişiye giriyor.


Fıtrata Müdâhalenin La’netliği — Eşcinsellik, Peruk, Dövme, Diş Törpüleme; Allâh, Melekler ve La’net Edicilerin La’neti

Eşcinsellik fıtrat değildir. Bir kimse kendi kendine kadın veya erkek eşcinsellik yapmaya başladığında fıtratı değiştirdiğinden dolayı lanetlikle yargılanıyor. Yok ki Allâh onlara, Allâh ve melekler hatta başka bir hadislerde la’net ediciler onlara la’net eder diyor. Demek ki meleklerin haricinde bir de la’net edici bir varlık var. Varlık var. Oluşmuş bir şeyler var. Onlar la’net edilmesi gereken yerlere la’net ediyor. Baktığımızda şimdi Allâh’ın la’net etmesini diyeceğiz ki tamam meleklerin la’net etmesini tamam bir de la’net edicilerin laneti onların üzerine olsun diyor. Böyle olunca şimdi eşcinsellik fıtrata müdahale oluyor veya peruk fıtrata müdahale oluyor. Dövme yaptırmak fıtrata müdahale oluyor veya güzellik amacıyla dişlerini törpül etmek fıtrata müdahale oluyor.

Böyle olunca da Cenâb-ı Hakk hadîs-i şerîflerde diyor ki hadîs-i kudüslerde Allâh, melekler ve la’net ediciler ona la’net etsin. Sebep fıtratı değiştirdin çünkü. Sen Allâh’ın kaderiyle oynadın. Çünkü o bir erkekti. Sonra da o kimse hevâ ve hevesine ilâh edindi. Kendisini kadın sınıfına benzetmeye çalıştı. Öbürü de kadındı ama sonra da kendi kendine fıtratıyla oynadı. Kendini erkek gibi gösterdi. Şimdi erkek gibi davranmaya başladı. La’net ediyor ona. Hatta kadının birisi sahâbelerden kadının birisi sırtına bildiğimiz oku, bir yayı böyle koydu. Okları daldı yanına erkek gibi rap yürüyerekten gitti. Dedi ki erkeğe benzediği için Allâh’ın laneti onun üzerine olsun dedi. Sebep? Çünkü erkeklere benziyor.

Erkekçe yürüyor. Biz bazen deriz ya erkek gibi kadın. Erkek gibi kadın dedin de eğer ki onun erkek gibi davrandığından dolayı öyle dedin. Ondan sonra o da evet ben de erkek gibiyim diyorsa Allâh’ın la’netine uğradı. Kadın kadınlık yapacak. Bir evde bir tane erkek olur iki tane olmaz. İkincisine kadın erkeklik yapmaya çalışıyor. Bir evde bir tane kadın olur ikincisi olmaz. İkincisi ne? Erkek kadınlık yapmaya çalışıyor ve hatta kadınlaşıyor evin içinde. Kadın onu kadınlaştırıyor ve ha erkek kadınlaşıyor. Bunları şimdi farkında değil insanlar. Normalde erkekliğini yitiriyor derken bulaşık yıkamaktan çamaşır yıkamaktan erkeğin erkekliği gitmez. Erkek müdahale etmesi gerektiği yerde müdahale etmiyorsa ailesini Kur’ân Sünnet dairesinde çekip çevirmekte yetersiz kalıyorsa o zaman kadın ona hükmediyorsa Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki hareketlerde erkek farkında değil kadınlaşıyor.

Erkek kadına Kur’ân Sünnet dairesinde olması gereken yerleri söylüyorsa erkek erkeklik yapıyor. Doğru noktada bu. Ama yok. Öyle yapmıyorsa bu sefer bu fıtrat oluyor. Fıtratı değiştiriyor.


Aile İçinde Erkek-Kadın Fıtrat İhlâli — «Bir Evde İki Erkek Olmaz, İki Kadın Olmaz»; Trip Atmak, Tabak Kırmak ve Erkeğin Sünnet Üzere Yardım Etmesi

Bak fıtratı değiştiriyor. Şimdi biz şakalaşıyoruz kadın trip atıyor adama öyle değil mi? Şimdi şakalaşıyoruz. en büyük trip kadınların tripi. Kime? Kocalarına. Şimdi geçim olsun diye erkekler o tripi kendi bedenlerinde yumuşatıyorlar. İş daha da artıyor. Kadın öyle trip atar bir vaziyete geliyor ki erkek oluyor evde. Erkek olunca o da fıtratı aykırıyor. Bak erkek oldu kadın evde. Trip atıyor kadın. Yüzünü döküyor. Sırtını dönüp gidiyor. Laf söylüyor. Adamı evden kovuyor. Uzaklaştırma aldırıyor. Aslında o bunu yaparken ne yaptığının farkında değil. Erkeklik yapıyor. Adamı diyor ki giremezsin bu eve. Bu saate kadar neredeyse oraya git demiş. İyi. Televan açtı gece saat bir buçuktan. İyi dedim bu saate kadar neredeyse oraya git dediyse bir daha gitme dedim.

Çünkü sen gidersen dedim. Döndün gittin yarın öbür gün bir daha git diyecek sana. Sana haksız yere trip attı sustun bir daha trip atacak sana. Sinirlendi vurdu tabağı yere değil mi evde kadın. Hayırdır. Çok sinirlendi. Erkek oldu o esnada. Sen onu yuttun bir daha kıracak tabağı. Erkeğin de kırma hakkı yok. İsraf ediyor çünkü. Ama o erkeklik yaparken kırdı. Aslında evlerde, sokaklarda la’netlik çok işler dönüyor. Çünkü fıtratı aykırı. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri fıtratı korumaya çalışıyor. Cenâb-ı Hakk fıtratı koruyor. Fıtratı koruyor. Fıtratı korumak farz oluyor. Olmayacak mı? Telefonu alırsan olacak. Telefondan canlı yayın yapıyor. Tamam bu akşam da tecellîyât böyle o zaman.

Yapacak bir şey yok. Şimdi erkek bu sefer ne yaptı? kadın ne yaptı? Fıtratı bozucu şeyler yaptı. O zaman bakın şunu unutmayın. birbirine yardımcı olmak sünnettir. Erkeğin kendi işini evinde dahi olsa kendisi yapması sünnettir. Erkeğin kadına yardım etmesi sünnettir. Sünnettir. Yemek yapıyor. Çorbaya karıştırıversin adam. Sünnettir bu. Sıkıntı yok. Veyahut da kendini söküyor, kendisi dikti. Sünnettir. Bunda bir sıkıntı yok. Bak bunların hiçbirisinde bir problem yok. Ama fıtrat bozucu. Kadın adamlaşmış adam da kadınlaşmış. Burada sıkıntı var. O yüzden buradaki kaderden kastımız bir insanın yaratılışı kaderdir. Dağların yaratılışı kaderdir. Denizlerin yaratılışı kaderdir. Siz ovaları yurt edinemezsiniz.

Kaderi bozuyorsunuz. Fıtratı bozuyorsunuz. Ovaları yurt edinmeyiniz. Hadîs-i şerîf var. Ovalar yurt edinilecek yerler değildir. Bu sefer sen fıtratı bozuyorsun. Sonra deprem oluyor, komple çöküyor. Herkes ölüyor. Ağlıyor herkes. Ya fıtratı bozdun sen. Yüksek binâlar edinmeyiniz. Fıtratı bozuyorsun. Yapıyorsun 25 kat, 30 kat, 40 kat binâlar yapıyorsun ve insanları doğru dolduruyorsun. Fıtratı bozuyorsun.


İstanbul’un Devâsâ Binâları, Bursa’nın Ova Hükmü ve «Çobanların Yüksek Binâlar Yapmasını Gördüğünüzde Kıyâmeti Bekleyiniz» Hadîs-i Şerîfi

Salı gün İstanbul’a matbahın çalışmaları için ziyaret edeyim dedim. Giderken bir baktım devâsâ binâlar kalbime geleni açık açık konuşayım. Dedim bir depremde dedim buraya müdahale etmek mümkün değildir. Hatay’daki, Maraş’takı Allâh muhâfaza eylesin. Böyle bir deprem olsa İstanbul’da Türkiye batar. Türkiye ekonomik olarak batar. Bakın ekonomik olarak batar Türkiye. Ve İstanbul’a müdahale, benim kendimce, bu benim şahsi düşüneceğim, baktım öyle dolaştım, meclubu dolaştım derken yol güzergahına baktım. Bir de o kadar çok kat yapmış iç içe. İç içe. Orası çöktüğü anda müdahale etmek mümkün değil içimden dedim ki bir deprem olsa burada dedim buraya müdahale etmek mümkün değil. birisini kurtaramazsın orada.

Kendi kendime hemen azîz hadîs-i şerîf aklıma geldi. köydeki çobanların şehirlerde yüksek yüksek binâlar edildiğini gördüğünüzde kıyâmeti bekleyiniz. Kıyâmet helâl. adam köyde tarlası vardı oldu zengin şimdi yüksek yüksek binâlar oldu. Çökecek hepsi de. Ve ova hükmünde. Hele Bursa. Bursa İzmir’e doğru gidiyor ova hükmünde. Çok çek. Burada insanlar fıtratı bozuyor. Cenâb-ı Hakk’ın koymuş olduğu kanunu bozuyor. Kuralı bozuyor. Bahsettiğimiz kader bu. Yoksa bir kimsenin normalde alnına yazılmış çek çeksin. Kardeş Allâh senin alnına kötü yazmadı ya. Senin kötülüğe gideceğini bilmesi ayrı bir şey. Senin alnına cebrî olarak kötü yazması ayrı bir şey.


Erkeğin Altın Takmasının Yasaklığı ve «Bize Kur’ân Yeter» Sapkınlığı — Peygamber’in Yasak Koyma Yetkisini İnkâr Etmek Küfürdür

İkinci sorum efendim. Bugün sosyal medyada gördüm. Biraz kafamı karıştırdı. Hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem erkeğin altın takmasını yasaklıyor. Harâm diyor. Bizde Kur’ân yeter diyenlerden bir ikisi de bununla alakalı bir âyet yok diyor. Kur’ân-ı Kerîm’de. Peygamber yasaklayıcı harâm koyucusu olamaz diyor. Burada bir kafam karıştı. Bunun hakkında sormak istedim ben size. Peygamber bir konuda yasak koyamaz, harâm edemez dediği anda Âyet-i Kerim’i inkar ediyor. Âyet-i Kerim’i inkar ediyor. Ve küfür ehli o. Peygamber size neyi verdiyse alın. Neden nehyettiyse ondan uzak durun. E, îmân edenler Allâh’a itâ’at edin, Peygamberinize itâ’at edin. O zaman o kimse bu âyetleri daha… Peygamberi itaatle alakalı, Peygamberin nehyiyle alakalı nehyi ettiklerini de içine alan çok Âyet-i Kerîme’ye var.

Bunları göz göre göre inkar ettiyse bir kimse ona söyleyecek bir laf yok. Küfür ehli bir kimse Kur’ân-ı Kerîm’i okur. Kur’ân-ı Kerîm’den kendince der ki bu böyle, bu böyle. Kendince der. Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetleri inkar eder, küfür ehli olur. Hakkı var mı küfür ehli olmaya? Var. Herkes inanecek diye bir kaide yok. O yüzden kâfir kâfirdir. Şimdi altının yasaklanması Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisiyle savittir. Bu konuda onun yasaklayabileceğine dair çok Âyet-i Kerîme’ye var. E, ama o kimse inananı inanmıyorsa o kimse söyleyecek bir laf yok ona. Diyecek hiçbir şey yok. Âyet-i Kerîme’ye ile sabit olmayan çok şey var. Hadislerle sabit olmuş. Namazın rek’atını nereden bilecek o zaman?

Hiçbir Âyet-i Kerim yok namazın rekatıyla alakalı. O zaman kaç rek’at namaz kılacak? Namazı nasıl kılacak? Hiçbir Âyet-i Kerim yok namazın kılınış şekliyle. Bu Batı’nın büyük bir oyunu. Batı’nın büyük bir oyunu bu. Bize Kur’ân yeter diyenler Batı’nın büyük bir oyunu. Ve bize Kur’ân yeter diyenler normalde küfre düştüklerinin farkında değil. Ama bu yerleşti. Ve bize Kur’ân yeter diyenlerin de ibadetle alakaları yok. Söylemde. Bir ara onlar ödemiş de çok ben onlarla tartıştım. İstanbul’un başlangıcında da çok tartıştık. Rahmetli Barbaros’un evinde. 19’lu yıllarda geliyordu oraya. Bize Kur’ân yeter. Bir hafta böyle konuşuldu. Önümüzdeki hafta hocamızı getireceğiz. Önlerimizdeki hafta hocalarını getirdiler.

O da baş edemedi. Eski İstanbullular bilir onu. Üçüncü hafta dediler ki hocamızın da hocası var onu getireceğiz. Getirin dedim. Onu getirdiler. Gene baş edemediler. Dediler ki İstanbul’un hocası var komple onu getireceğiz. İyi getirin. Getirdiler. Çok basit bir şey söyledim. Bunlar bu kadar akılsız çünkü. Bana dedim namazın kılınış şeklini göster. Dedi normal, kadim ibâdet. Yok dedim.


İşâret Parmağı Üzerinde Hamuda Kalkarak Namaz Kılma Misâli — İstanbul İmâmlarının Mağlûbiyeti ve Mason Abduh-Afgānî’nin Enflasyon Kadar Fâiz Câizdir Fetvâsı

Namazı dedim işaret parmağının üzerinde hamuda kalkarak kılacaksın dedim. Öyle. Nasıl basbaya dedim ya. Böyle namaz mı olur dedi. Olmadığına dair dedim hükmün ne? Nereden çıkardın olmadığına dair? Olmaz ya nereden çıkardın. Bana nereden olmaz olduğunu söyle. Kur’ân’da var mı dedim. Siz işaret parmağınızın üzerinde hamuda kalkarak namaz kılmayınız diye dedim. Yok dedi. Kılınız diye var mı dedim. Yok dedi. Bir kimse kalktı dedim. Dedik ki hamuda kalkarak namaz kılacaksın. Ne diyeceksin ona dedim. Sustu bu. O da İstanbul imamı. Sonra oran mı istiyor buran mı istiyor. Oradan mı keseyim buradan mı keseyim. Ben bunu bir güzel çarptım hepsini de. Bunlar da sohbet bitmeden kalktılar gittiler. Dedim gitmeyin durun daha dedim döveceğim sizi.

Gittiler. Bunlar geri zekalı aptal. Bu organizasyon Batı’nın organizasyonu. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin normal insanlarmış. Seviyesinde tutma gayretleri, kandilleri yok etme gayretleri, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini yok etme gayretleri, hadîsleri inkar etme gayretleri bunların hepsi de Batı’nın. Çünkü bir tek şu anda ameli olarak değil, inanç noktasında akidevi olarak Müslümânlar bir kısım ayakta duruyor. Direniyorlar onlar. fâiz şu kadar olursa câiz olur bunları da hallettiler. Kimle? Abduh’la ondan sonra öbür o Afgānî ile hallettiler. Birisi bir fetvâ attı dedi ki şey kadar ne o? Enflasyon miktarı kadar dedi fâiz câizdir dedi.

Ondan sonra iyi enflasyon miktârı kadar fâiz câizdir. Terenlenmesine siyasetçiler de katıldı. Onlar da özel toplantılarda muhafazakârmış gibi görünen, bizdenmiş gibi görünen o partililer de bu konuda fetvâ da var. bizi bu konuda ondan sonra eleştirmeyin diyor. İyi sen de enflasyon miktârı kadar fâiz câiz diyorsan, işçiye, memura yemekliye neden enflasyon miktârı kadar zam yapmıyorsun? Orada kalıyor her mesele. Toparlayalım şimdi. sonuç itibariyle bunları söyleyen kimseler, çok özür dilerim bir kısmı Ermenî bozuntusu, bir kısmı Yahûdî bozuntusu, bir kısmı gerçekten böyle Hıristiyân bozuntusu, bir kısmı Sabataist bunlar. Biz onları böyle Yâkup olmuş, Yâkup. Onlar isim değişikli olmuş. Onların geldilerine bakmış olsan kesin bozukluk var kanlarında, sütlerinde.

Biz de onları Müslümân zannediyoruz böyle.


Sabataistler İçimizde — Türkiye Cumhûriyeti Kuruluşunda 2 Milyon Gayri-müslim, Sosyal Medyada Tasavvuf-Tarîkat-Sünnet’e Saldırı, 17/19 Yahûdî Kavmi

Halbuki değil, Türkiye Cumhûriyeti kurulduğunda 10 milyondu, 2 milyonu gayri-müslim. Çünkü hiçbir savaşa katılmadılar. Hiç ölüleri yok, hiç şehitleri yok. Hiç şehitleri yok. Türkiye Cumhûriyeti kurulduğunda hatta 2 milyondan da fazlaydı bunlar. 2 milyon değilim. %20’sine tekabül eder. E baktığımızda Türkiye Cumhûriyeti 80 milyonsa, bugün 20 milyon gayri-müslim var. Sonradan gelenler de var. 20 milyon gayrimüslimin içerisinde bunların hangi makamlarda, hangi mevkilerde olduğu da bilinmiyor. Soy ismiyle beraber bunların soy esleri de değişti. aslında Yâkup olan bizim yanımızda Yâkup oldu. Biz selamünaleyküm diyoruz herkese, onlar da aleyküm selâm diyor. Bunlar da, bunlar içimizde dolaşıyor. Ve bunlar normalde sosyal medyada, bakın en tehlikeli yeri.

Sosyal medyada bu tip insanlar, nerede bir ehli tasavvuf var, ehli tarîkat var, Müslümân bir kimse var, onlara saldırıyorlar. Sosyal medyada dîne saldırıyorlar, Kur’ân’a saldırıyorlar, Sünnet-i Seniyye’ye saldırıyorlar. Bizler de onlara cevap vereceğiz diye uğraşıyoruz. çok basit. ben böyle cevap verince de çok kızıyorlar. hangi Yahûdî ırkında mensupsun, onlar 17 kavimdir, sen hangi kavimdensin deyince hop atıp hop zıplıyor. 19’cıları diyor mu, Yahûdîlerin 19 kavim olduğu da söyleyenler var. 19’cıları diyorum siz 19’cıların bu 19 kavminden olmayın, 19’dan biri olmayın. Bir akıl bali, aklı yerinde olan bir Müslümanın hadîsleri inkar etmesi düşünülemez. Akıl bali bir Müslümanın, düz. Adamın hiçbir ilmî var, yok, önemli değil.

Hadisleri inkar etmesi düşünülemez. Ya bu zayıf hadisti, kardeş zayıf hadîsle alakalı bir hüküm mü koymuşlar, bir hukuk mu koymuşlar? Hayır, 1400 yıldır zayıf hadîslerle alakalı herhangi bir hukuki bir sonuç çıkarmamışlar oradan. Ama zayıf hadîsle bir kimse ibâdet edebilir mi? Edebilir. Bunun da hükmünü vermişler. Kardeş, zayıf hadîsle ibâdet ediyorum, sana ne? İbâdet ediyorum ben sonuçta. Sana bir zararı yok, hiç kimseye zararı yok. Oturmuş ibâdet ediyor o bir kimse. Hadîs-i şerîf zayıfmış, iyi zayıf olsun ya. İmamlar onu da koymuşlar. Bir başkasının sözüyle hareket etmekten sonra zayıf hadîsle de amel etmek daha hayırlı demişler. Ya bu ibare var, yok onu da saklıyor.


Hadîs İnkârcılığı, Beyaz İplik-Siyah İplik Tezâdı ve «Kadîm Bir İbâdet Olduğu İçin Yanlış Olamaz» İddiâsı — Kur’ân-ı Kerîm’de Namazın Rek’atı ve Kılınış Şekli Yok

Bütün hadîsler inkar ediyor hadîsleri. Hadisleri inkar edince sen kardeş ibâdeti neyle koruyacaksın o zaman? İbadeti ortadan kaldırıyorsun. Ondan sonra şunu diyor, beyaz iplik siyah iplik görününce kadar ye. Senin yaşadığın yer neresi? Doğun tepesinde ay ışığı varsa siyah ve beyaz ipliği ayırt edeceksin. Ya siz teknolojiyi çok önde tutuyordunuz, bilimi çok önde tutuyordunuz. E ne oldu şimdi işinize gelmeyince siyah iplik beyaz iplik öbür tarafta da öldüreni öldürün diyor. Oruçta siyah iplik beyaz ipliği ayırıştırıyorsun, hukukta neden ayırıştırmıyorsun? Oruçta siyah iplik beyaz ipliği arıyorsun da, arıyorsun güzel. Cum’a’nın edâ şartlarını neden aramıyorsun? İyi hadi gelin beyaz iplik, siyah iplikle amel edeceğiz.

İyi tamam güzel. Ayetle de sabit. Eyvallâh kardeş. İyi hadi zinâyı yasakla. Hadi fuhuşu yasakla. Hadi kumarı yasakla. Hadi faizi yasakla. Hadi genel evlerini kapat. Hadi meyhâneleri kapat. Hadi barları kapat. Pavyonları kapat. Siyah iplik beyaz iplik tamam biz ona da uyuyacağız ya. Sen de bunlara uyu. Asıl olması gerekenlere uyu. Sen ye ya gün çıkınca kadar oruç tutuyorum ye. Ye bana ne beni ilgilendirmiyor. Bize Kur’ân yeter harikasınız diyorum ben. Hadi çıkın sokaklara bangır bangır bağırın. Faizle iştigāl edenler. Şeytan çarpmış gibi hak olacaklar diyor. Âyet-i Kerîme ile sabit mi? Sabit hadi bu bankaları fâizden yasaklayın. Kapatın hadi. Uyun Kur’ân’a. Uyun Kur’ân’a kumarı yasaklayın. Hadi yasaklayın.

Şimdi gençlerin elinde bir cep telefonu cep telefonunda kumar oynuyorlar. Yasaklayın kardeş. Her taraf randevu evi. Telefonlarda var. Bilgisayarlarda var. Bütün her yerde var. Hadi yasaklayın. Onların bunlarla alakalı dertleri yok. Onlar Müslümânların îmânlarını orta yerden kaldıralım. İbadetlerini orta yerden kaldıralım. Dertleri bu. Namazla ilgili nasıl kanılacağını siz dediğiniz gibi soruyorum. Dediği cevap şu. Kadim bir ibâdet yanlış bir şey olmuş olsaydı Allâh onu müdahale ederdi. Allâh’ı orada şeyi görüyor hatalı veya şeyi görüyor yani. Çok enteresan bir şekilde. Öyle aynı şeyi bana da söyledi. Onların savundukları bu. Kadim bir ibâdet. İyi. Kadim bir ibâdet olduğunun bana göstergesini söyle.

Bana delini söyle. Kur’ân yeter dedim mi dedi. Kur’ân-ı Kerîm bu mu? Bu. Beni ilgilendirmiyor Kadim’i. Beni ilgilendirmiyor. Bana Kur’ân-ı Kerîm’de namazın rek’atını göster. Yok. Bana Kur’ân-ı Kerîm’de namazın nasıl kılanılacağını göster. Yok. Namaz da demiyor salât diyor. Bana salâtın ne olduğunu söyle. Boş muhabbet. Cahilce bir muhabbeten bir daha. Zırcahilen bir daha. Efendim, Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bir hadîs-i şerîflerinde her doğan fıtrat üzerine doğar.


«Her Doğan Fıtrat Üzerine Doğar» Hadîs-i Şerîfi — Dört Sebep Nikâh, Dindâr Eş Seçimi ve Çocuğun Anne-Babadan Üç Hakkı (Hayırlı İsim, Dîn, Meslek)

Daha sonra mecûsî olan anne babası onu mecûsî yapar. Hıristiyân, İslâm diye devam ediyor mâlûm hâliniz. Burada anne babaya yüklenen mesuliyetin, izninizle biraz açıklamanızı istiyorum. Ve çocuk noktasında da, Ya Rabbi, annem babam bana öğretmedi. Deyip de mesuliyetten kurtulma noktasını ve yine siz bir mesnevi sohbetinizde efendim, çocuk yetiştirme konusunda anne babaları, tabiri moşgülü, şiddetle eleştiriyorsunuz. Küçük yaşlarda kreşe gönderilmesi, orta yaşlarda yurtlarda kalması, daha sonra çocuğun bunun anne babadan intikam alması noktasında ifadeleriniz var, eline koz verilmesi noktasında. Bu mesuliyetler, teşekkür ederim efendim. Başlangıçtan alalım. Hadîs-i şerîf, dört şey için evlenilir.

Çocuğa gelmezden önce evliliğin başından alacağız şimdi. Dört şey için nikâh olur. Bir, dîni için. İki, güzelliği için. Üç, malı mülki için. Dört, nesebi için, sülâlesi için. Siz dindâr olanını seçiniz. Siz dindâr olanını seçiniz. Emir sigası var burada. Emir. Bir Müslümân dindâr bir kimseyle evlenecek. Dindâr dediğimizde sadece namaz kılıp, sakal bırakıp, cübbe şavlar giymek değil. Dindâr dediğimizde başına örtü takmak değil. Dindâr denilen kimse, Kur’ân ve Sünnet’e tabi olan, harâmlardan uzak duran, farzları yerine getiren, asgarîsi bu. Nafilelerle Allâh’a yaklaşan, Allâh’ı seven ve ahlâkını Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlâkı üzerine yaşayan kimse. Dindardan kasıt bu.

Çünkü bütün âyet-i kerimelere ve ehâdîs-i şerîflere baktığımızda dindâr dediğimizde o kimse farzları yerine getiren, nâfilelerle Allâh’a yaklaşan, nâfilelerle Allâh’a yaklaşan, Allâh’ı seven ve güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim diyen, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlâkına uyan kimse. Şimdi bir kimse evlilik kararı aldı, evlenecek. Bir erkek çocuk veya bir kız çocuk evlenecek. Anne baba birinci derecede çocuğunu dindâr bir kimseyle evlendirmek zorunda. Peki aldık önce anne babayı baştan aldık şimdi. Anne baba dindâr bir şekilde evlendiler. Çocuğun ebeveynden hakkı üçtür hadîs-i şerîf. Bir doğduğunda hayırlı bir isim konması, iki ona dîninin öğretilmesi, üç ona ama zirâ’atten, ticâretten, san’attan bir şeyden meslek sahip etmelisiniz.

Meslek sahip etmek. Çocuğun anne babadan hakkı üç, bir doğdu.


Hz. Ömer’in «İyi ki O Seni Öldürmemiş» Hâdisesi — Çocuğa İsim Koymanın Önemi, Geleneksel-Klâsik İsimler ve Hıristiyân-Yahûdî-Sabataist İsim Tehlikesi

Hazret-i Ömer efendimiz soruyor ya, geliyor birisi oğlundan şikayet ediyor, ne koydun adını diyor. O da aslan mı diyor, savaş mı diyor, öyle bir şey diyor. Şâhin diyor. Şâhin diyor. Peki ona dinini öğrettin mi diyor. Biz bedeviyiz yâ Emîre’l-Mü’minîn diyor. develerin peşinde yürürüz, yaşarız. Peki ona diyor san’attan, zirâ’atten, ticâretten ona diyor bir şey yaptın mı oğluyla alakalı. Yok yâ Emîre’l-Mü’minîn, iyi ki o seni öldürmemiş diyor. Çünkü o çocuk câhil. Anne baba çocuğu bu manada bir doğdu ismini ne koydun? Şimdi peygamber isimleri geleneksel klasik, peygamber sahâbe isimleri geleneksel klasik. Geriye doğru gidelim biz şimdi. Türklerin kendi Orta Asya’dan itibaren gelen kendi gırtlanan isimler var.

Onlar klasik. ne koyalım isim. Anneler, babalar oturuyorlar hiç kimseden olmayan bir isim koyalım. Uyduruk uyduruk isimler kullanıyorlar. Uyduruk uyduruk bir isim buluyor. Ne manaya geldiğini de bilmiyor. İsmini koydu, isimden sınıfı geçemedi. İsimden sınıfı geçemedi. Şimdi magazinde okuyorsunuz ya filanca ondan sonra oğluna veya kızına Hıristiyân ismi koydu. nasıl? Ya o Hıristiyân. Sen onun Hıristiyân olduğunun farkında değilsin, bilmiyorsun. O yüzden çocuğuna rahat bir şekilde şimdi Hıristiyân ismi koydu. Rahat bir şekilde Yahûdî ismi koydu. Onun özü o veyahut da Sabataistler saklamışlar yıllardır kendilerini. Şimdi rahatlar normal isim koyuyor. Yasaf. Yasaf koyuyor. Simon Simon koyuyor. Bu sıkıntı değil bunda.

Koysun bunda herhangi bir problemim yok benim. Ama kendisini Müslümân atfedenler oturuyor hiç böyle o isimle kariyer yapacak ya o kimse o isminin farklılık koydu. Onun anı mı? Ama zaten dinle alakası yok. Ama Müslümânım diyenlerde sıkıntı var. Hıristiyân hristiyanını yaşıyor. Yahûdî Yahûdîliğini yaşıyor. Ateist ateistini yaşıyor. Putberest, Putberest’ini yaşıyor. Müslümânlar Müslümanlıklarını yaşamıyor. Bir kısmı yaşayamıyor. Yaşayamayan şunun sebebi sisteme çarpılıyor. Ama büyük bir kısmı yaşamıyor. Dinine sahip değil. Bu sefer o çocuk dîn üzerine büyümüyor. Şimdi hepimiz çocuk doğuyor kreşe gönderiyoruz biz şimdi. Dört yaşındaki çocuk kreşe gidecek. Sabahları en fazla beni üzen şeydir. Sabah namazına camiye gidin veyahut da sabah namazını evde kılıyorsanız çıkın.

Ben gördüğüm resimleri size aktarayım. Küçücük çocuk daha belli üç buçuk dört yaşında. Annesi sarmış sarmalamış onu komple kucağında bir yere bırakacak onu. Oraya götürüyor. Şimdi sabah namazı vakti yediye on kala. Namazı kıldın çıktın yediye on geçe yediye beş geçe yediye yirmi geçe. Dün sabah namaz vaktinde iki dereceydi soğukluk. İki derecede dört yaşındaki çocuğu sarıp sarmalayıp annesinden ayırıyorsun. Sıcacık yatandan ayırıyorsun.


Dört Yaşındaki Çocuğun Kreşe Gönderilmesi, İmâm-ı A’zam’ın Dört Yaşında Hâfız Oluşu ve Hanefî Fıkhında Erkeğin Evlenebilmek İçin Aranan İâşe Şartı

Dört yaşındaki çocuk Kur’ân kursuna gitmiyor. İmâm-ı A’zam dört yaşında hafız oldu. Bu çocuk Kur’ân kursuna gitmiyor. Bu çocuk kreşe gidiyor. Bütün kreşleri alt alta üst üste toplacaksınız. Bir anne göğsünün şefkatini ve merhametini veremeyeceğini görürsünüz. İslâm çocuk babaya ait demesine rağmen der ki anne çocuğuma bakarım ben diyorsa, iâşesi ve masrafı babaya ait olmak şartıyla akıl baliği oluncaya kadar çocuğu anneye verir. Akıl baliği oluncaya kadar. Nasıl ayırıyorsunuz çocuklar arasınızı? esirler alınmıştı ya, esirler alındığında bir kadın esirlerin içerisinde feryat figan ediyordu. Allâh Resûlü dedi ki bu kadın neden feryat figan ediyor? Sorun. Dediler ki yâ Resûlallâh çocuğundan ayrı düşmüş.

Esir çocuğundan ayrı düşmüş. Dedik hemen çocuğun ona verin. Çocuğun ona verin hemen. Biz şimdi çocuklarımızı kendimiz ayırıyoruz. Nereye? Gitti kreşe dört yaşındaki çocuk. Beş yaşında çocuk kreşe gitti. Anaokuluna gitti. Altı yaşında daha çocuk donunu toplayamıyor ilkokula gitti. İlkokula gitti. Ayırdınız çocuğu anneden. Ayırdınız. O çocuk anne sevgisi görmedi. Anne şefkati görmedi. Parantez açalım. Bir erkek, Hanefîye göre söylüyorum. Bir erkek evinin iâşesini, kadınının iâşesini, doğacak olan çocuğun iâşesini ve yetişmesini sağlayamayacaksa ona evlenmek farz değil. Ona evlenmek vâcib değil. Ona evlenmek nâfile. O da bunu evlenecek olduğu kadına söyleyecek. Ben sana bakamam. Ben doğacak çocuğa da bakamam.

Bu şartlarda benimle evleneceksen, sen bakacaksan kendi kendine, doğacak olan çocuğa da sen bakacaksan ben seninle evlenirim. Tırnağı kapattım. Bu şartlarda evlenen adam da yok. Şimdi ne oldu? Evlenen insanlar ikisi de çalışmak zorunda. Global sistem, ikisinde, bunda birisini ayıplamak için söylemiyorum. Global sistem eşlerin ikisinde çalışmasını istiyor.


Bursa’da Asgarî Ücret-Kira Hesâbı, 60-80 Bin Lira Aile Geliriyle Üç Çocuk Yetiştirmenin İmkânsızlığı ve İslâmî Vasat Ev Standardı (4 Yatak Odası + 2 Salon, Misâfir-Banyo)

En kötü evi Bursa’da 15.000 lira kirası. asgarî ücret 22.000 lira mı oldu? 22.000 lira oldu. Ben kendimle alakalı biliyorum. Ben 15.100 lira ama 15.100 kusur lira emekli maaş alıyorum. Şimdi ne kadar olacak bilmiyorum. normalde kirada oturmuş olsam 15.000 lira benim kiraya gitti. Eğer tek emekli maaşına bakacak olursam ben geçinmem mümkün değil. Bitti. Bugün fabrikada çalışan kimseler 25.000-30.000 lira maaş alıyordur. Daha fazla alan zordur. Şimdi birilerine sorsam buradan abes kaçacak diye sormuyorum. Dün mü sormuştum, bugün mü sormuştum? Ne kadar olacak maaşın 60 kusur dedim. Kaç yıllık memursun? 30 bitti efendim. 30 bitmiş. 30 yıllık memur 60 kusur lira maaş alacak. Özür dilerim efendim.

Şeyin farkı var. Benim şeyimde o altı 40-45 arası alıyor. Senin altındakinden 40-45. Sen müdür olduğundan öylesin. Evet. Evet. 40 lira maaş alacak. 40 da kocası veya karısı alacak 80 lira. 20 lira ayı kirasına gitti. 10 lira doğal gazı, elektrosuyu 30 lira gitti. Kaldı 50 lira. 20 lira da mutfağına gitti. Kaldı 30 lira. 30 lirayla 3 tane çocuk bakacak öyle mi? Okutacak, üniversite okutacak, onun önüne iş kuracak. Doğru mu? Zor. Yapamaz. Bir de ev taksitine girecek. Hiç yapamaz. Bir de şimdi herkes de mod oldu. Araba alacak herkes. Arabası olmasın mı onun? Sonra arabası olmayınca üniversite sınavına da gidemez o kimse. Ehliyet olmayınca, araba olmayınca sınavına da gidemiyor. Bir yere de gidemiyor.

Çalışmaya da gidemiyor. Araba yok. Nasıl gitsin şimdi o? Arabasız buradan bilmem neredeki sanayideki bir iş yerine bir genç delikanlı nasıl gitsin? Gidemiyor o. Herkes de araba var çünkü. Bir de araba alacak. Mümkün değil. Şimdi meseleyi toparladığımızda, ee kardeş bizim geçimimiz İslâmî standartların altında. İslâmî standartların altında toplumun yüzde 70’inin geçimi İslâmî standartlarda değil. Toplumun yüzde 50’si 60’si gençler olarak, gençler olarak, 50’si 60’si Hanefî fıkhına göre evlenebilecek noktada değil. Toplumun yüzde 50’si 60’si evli olanların Hanefî fıkhına göre evlere oturabilecek kapasite de değil. İslâm bize lüks hayat değil, insani bir hayat sürmemizi öneriyor. İki çocuk var, oğlan ve kız.

Birkaç yıl sonra oğlanı ayrı kızı ayrı oda vereceksin. Doğru mu? Etti iki oda. Bir de kendisine yatak odası olacak etti üç oda. Sonra kadınlar ve erkekler haremlik-selâmlık yaşayacaklar. İki de salon lazım ona. Misafirin yatacak yeri yok. Bir tane de misâfirin yatacak yeri olacak olursa Gürkan’a dört yatak odalı iki salonlu ev lazım. Vasat, İslâmî vasat. Eğer üç oda iki salonlu evse Gürkan’ın annesi babası, oğlanın annesi babası dahi o evde kalamaz. Misâfir olarak kalamaz. Bu ev misâfir edinmeye, misâfirin kalmaya dînî olarak uygun değil. Çünkü misâfir de gelecekse, misâfir odasının banyosu olacak içinde tuvalet olacak. Kız çocuğunun yatak odasında banyos olacak tuvalet olacak. Erkek çocuğun banyosu olacak yatak odasında tuvalet olacak.

Kendi yatak odasında da banyo ve tuvalet olacak. Bana söyler misiniz hanginizin evi böyle? Ben işlerinizden bildik olduklarımdan diyorum ki burada böyle bir eve sahip olan üç dört kişi var. Bakın burada benim bildiklerim var. Benim bildiklerim burada on kişi değil. evine girdiklerimi biliyorum. Evine girdiklerimi biliyorum burada on kişi değil onlarla. Peki nasıl evlenecek bu insanlar?


Dervîş Kadın-Erkek Eş Seçimi, Sûfînin Sûfîce Yaşayabileceği Bir Evlilik Yapması ve Hocaefendi’nin 63-64 Yaşındaki Gayri-meşrû Hayat Geçmişi; «İslâm Muhafazakâr Değildir, Müteşâbih Âyetlerle Kendini Yenileyen Dindir»

Bu evliliği yapacak nasıl İslâmî terbiye de çocuk yetiştirecek? Başlangıçta kaybediyoruz. En başında kaybediyoruz biz. Şimdi mesela ben arkadaşlara diyorum arkadaşlar dervîş bir kimseyle evlenin. Sebep senin kahrını çekecek olan dervîş yine bile bile yaşayacak çünkü onu. Ama bizim bazen erkek kardeşler bilhassa dervîşten uzak duruyor. Ah sen de bayan kardeşler. dervîşin armudun sapı vardı, üzümün çöpü vardı diyor. Ben kendi içimden diyorum ki sûfîler rahat bir sûfîlik yaşayabilecekleri bir evliliği bir evlilik yapmayı kendilerine uygun görmüyorsa kim uygun görecek? Görmeyecek kimse. Hevâ hevesine kurban ediyoruz biz. Bu sefer insanlar çocuk yetiştiremez. O çocuğunu Kur’ân Sünnet dairesinde büyütemez.

Kur’ân Sünnet dairesinde o çocukla ilgilenemez. Etraf şimdi ben 63-64 yaşındayım. Şimdi benim geldiğim yer medrese değil. Benim geldiğim yer tarîkat değil. Benim geldiğim yer bunu defalarca söylemişimdir. Ben gayrimeşru bir hayatın içinden geldim. Ve dünyâ üzerinde sistem gayrimeşrulun üzerine kurulu, haramın üzerine kurulu. Anne babalar İslâmî tırnak içerisinde duruşmuş gibi sergilerlerken çocuklarını deccâliyetin eline oyuncak olarak veriyor. Anne baba mütedeyyin tabirimi hoş görünç hiç hoşlanmadığım bir tabirdir. Anne baba muhafazakâr hiç hoşlanmadığım tabirdir. İslâm muhafazakâr değildir. İslâm mütedeyyin değildir. İslâm muhafazakâr değildir. Biz Hıristiyân değiliz muhafazakâr olalım. Biz Yahûdî de değildir muhafazakâr olalım.

Bizim dînimiz kendini yenileyen bir dindir. Muhafazakârlık yoktur. Bakın muhafazakârlık İslâm’da yoktur. İslâm çünkü müteşâbih ayetleriyle devamlı kendini yeniler. Hukuk sabittir İslâm’da. Sabit olan hukuktur. Sabit olan farz ibadetlerdir. Algı, anlayış devamlı kendisini yenilemesi gerekir. O yüzden muhafazakârlık yoktur. Bugün bir kardeş bir tefsirden bir pasaj okudu gündüz sohbetinde. Dedim yok buradan kaderecilik anlaşılır dedim. ilk ruhların yaratılışlığıyla alakalı bir bayis okudu. İsmâ’îl Hakkı Bursevî’den. Dedim burada böyle anlaşılır. Sebep. o günkü anlayış onu kabul edebilir. Kaderi iyi bilmiyordu. İnsanlar cebriyeyi bilmiyordu. Şimdi cebriyeyi biliyor. Kaderi iyi biliyor. Ve hatta benim anlama kafirli yazılmış diyor.

Çıkıyor işin içinden. Az önceki kader bahsinde olduğu gibi. Onun da mesela kaderi algılarken Allâh’ın yaratılış kaderi olarak değil yazış kaderi olarak insanın üzerindeki kaderi olarak algıladı. Bunun gibi şimdi ama bugünkü toplum bu manada çocuklarını İslâm üzerine yetiştirmesi mümkün değil.


İmâm-Hatip ve İlâhiyât Mezûnu Bir Kadının 35 Yaşında Başörtüsünü Açmaya Mecbûr Edilişi, Müdür-Şef’lik Tâcizleri ve «28 Şubat Devâm Ediyor» Tahlîli; AK Parti’ye Düşmân Değil Kur’ân-Sünnet Dışına Düşmân

Yani İslâm üzerine yetişmiş, İmâm-Hatip bitirmiş, İlâhiyât bitirmiş bir kadın, çoluk çocuğa karışmış, gelmiş 35 yaşına başını açmayı düşünüyor. Sebep çünkü toplum baskısı, iş baskısı, ekonomik baskı onu o tarafa doğru sevk ediyor. Çünkü çalışmış olduğu kurumda, çalışmış olduğu kurumda kendisi İslâmîymiş gibi görünen müdür veya amir orasını burasını açan memura şeflik veriyor. Kendisine yalakalık yapan, kendisine yalamalık yapan kimseye şeflik vereceğim diye uğraşıyor. O da yazıyor kadıncağız bana. Ne yazık ki diyor bizim müdürümüz diyor. Kısa eteklilerden hoşlanıyor diyor. Ben diyor bilmem kaç yıllık burada diyor çalışıyorum. Şeflik benim hakkım olmasına rağmen diyor bana vermiyor diyor. Bir de sen neden sana bunu vermiyorum biliyorsun.

Sen bir türlü şu örtüden kurtulamadın diyormuş. Şimdi ben sohbetlerde 28 Şubat devâm ediyor deyince kızıyorlar bana. Sen diyorlar AK Parti düşmanısın. Kardeş ben kimseye düşman değilim. Ben Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şeye düşmanım. Kur’ân ve Sünnet’in dışındaysa düşmanım ben ona. Ama hala da Müslümânlar bir baskı altındaysa ve Müslümânlar bu konuda taciz ediliyorsa, Müslümânlar tahkir ediliyorsa o zaman değişen bir şey yok demek ki. Bunları toparladığımızda bu sefer o çocuğun dînî olarak yetişmesi çok zor. Gerçekten bugünkü anne ve babaların en büyük imtihanları çocukları. Ve ben hiçbir anne babaya kabahat bulmuyorum. Şimdi burasını da koyayım kenara. Güç yetiremiyor anne babalar çocuklarına şu anda.

Ciddiyim güç yetiremiyorlar. Ben şimdi kimseye utandırmak istemem. Sen buradasın oğlun nerede? Gittiğin yol mu yanlış değil. Oğlun burada değilse ya sen yanlışsın ya da çocuğun yanlış yerde. Çok açık bakın. Bugün biz dahi kendi kardeşlerimiz olarak İslâmî standartlara uygun düğün yapamıyoruz. İslâmî standartlara uygun bir eğlence kınadır ne bileyim erkek yapamıyoruz. Hangi oğlunu kızını evlendirecek olan cesaretle bunu yapabilir? Bayrağı dikmesi lazım. İyi o nur dikti. İyi. Kaç kişi dikecek? Ne hak edecek şimdi benim ekmeğim ne? Bakın bizim önümüzde koydukları adettir, gelenektir, görenektir dediğimiz şeylerin hiçbirisi de İslâmî bu toprakların kültürü değil.


Beyaz Gelinlik Bu Toprakların Kültürü Değil — Dergâhdan Sâdece Bir Hâtun (Gözde) Bunu Reddetti; Kız İstemeye Giderken «Kur’ân ve Sünnet’ten Başka Bir Şey Tanımam» Şartı

Beyaz gelinlik nereden geldi ya? Hadi şimdi evlenecek olan bir kıza diyeceksin ki beyaz gelinlik giymeyeceksin. Dergahın içinden bir tane bayan çıktı. Kim? Gözde. İsim olarak vereceğim şimdi. İkincisi çıkmadı da. Ya da ben görmedim her düğüne gidemedim gibi. Bakın ben 36-37 yıldır, 38 yıldır sohbet ediyorum ve ben İslâm olduğumdan çok kısa bir süre sonra dergâha girdim. Ben Şeyh Efendi’nin kendi şehlinin döneminin ilk zakiriyim, ilk nakibiyim, ilk nakibi nükabbasıyım. Hatta aday ilerisini söyleyeyim ilk halifesi. Adı konulmamış ola. Bana söyler misiniz? Kimseyi zan altında tutmak için söylemiyorum. Hangi kız şimdi ben gelinlik giymeyeceğim? İslâmî ve bu toprakların kültürüne göre evleneceğim diyecek.

Önce çok dindâr görünen anne baba fırlayacak. Bizim çevremiz var, etrafımız var. Biz millete ne diyeceğiz? Bunu diyecekler mi? Bir genç erkek kız istemeye gidecek, görüşme yapacak kızla. Sünnet de var. Diyecek ki evlenecek olduğu kimseye ben beyaz gelinlik yapmam, ben düğün yaparsam Kur’ân ve Sünnet’e göre düğün yaparım. Ben her şeyi Kur’ân ve sünnet çerçevesinde yaparım. Bana batıdan gelen hiçbir şey konuşma söyleme. Yapmam diyecek. Ben şimdi kendi hayatımı anlatmak için söylemiyorum. Örnekliyorum aslında farkında değil insanlar. Diyorum ki ben bir kızla görüşmeye gittim evlilikle alakalı. Şey efendim evlen Allâh evlen, evlen Allâh evlen. İyi evleneyim dedim ya. Böyle orman işletmesine camdan bakıyorum.

Bizim eski ülkücü arkadaşlardan bir çocuğun kayınvalidesiyle bir kız orada örtülü böyle bir tek gözleri açık. Çarşaflı. Bizim bir arkadaş var onun çocuklarını çocuk bahçesinde oynatıyorlar. Dedim evlen. Bana şimdi annem bir taraftan, sülâle annemin sülâlesi bir taraftan, babamın kalan sülâlesi bir taraftan. Herkes kafayı bana takmış vaziyette. 15 yaşından beri herkes beni evlendireceğim diye uğraşıyor. Yunanistan’dan dedemin bir akrabası geldi. Evlendirecekler. Kız geldi oraya benden birkaç yaş büyü. Kızcağız da ümit ediyor dede ağaçtan gelmiş. Ondan sonra böyle beni evlendirmeye takmış kafalaya herkes dedim ya içimden. Herkes dedim beni evlendirmeye takmış. Herkes de benimle evlenmeye de takmış.

Bir de benim de özgüvam patlaması var. Herkes peşimden koşuyor. Bir tane iki tane değil ki. Seçmeyen al. İyi. Ben dedim şunu alayım dedim bitsin bu mesele dedim. Kim olursa olsun evlenmiş olmak için evleneceğim. Neyse arkadaşa dedim söyle ben dedim evlilik için onunla görüşmeye gideceğim. Tamam onlar istihâre yapmışlar.


Beşinci Makâm İstihâresi — Tahta Üzerinde Çay Demliği, Babaannemden Saman Binder ve Yorgan, Tîğ-Tâber-Şâhmârân Adam; Şeyh Efendi’den Görüşmek İçin İzin Almak (İstemek İçin Değil)

İstiharelerinde demişler ki beşinci makâmda gelecek olan kimse olur makamı. Beşinci makam olur makamı. Rüyasında öyle görmüş kız. Beşinci makâmda olur makamı. Onlar razılar zaten ben gittim selamünaleyküm aleyküm selâm. Dedim ben tahtanın üzerinde yaşıyorum. Dedim bir tane dedim çay demliğim var ondan sonra yerde dedim bir tane çaputtan örme babaannemden kalma kelim var. Bir tane dedim babaannemden kalma saman binder var. Yine babaannemden kalma dedim. Bir tane dedim saman yastık var. Yine babaannemden kalma bir tane yorganım var. Ondan sonra dedim bir tane kitaplığım var içi kitap dolu. Bir tane dedim piknik tüpüm var. O da annemin dedim kavga edince dedim piknik tüpü dedim bir annemin kapısının önüne geliyor.

Bir bizim kapının önüne geliyor benim kapının önüne geliyor. Ben dedim yalnız yaşıyorum. Dedim başka benim hiçbir eşyam yok. Benden dedim düğün isteyeceksen yok nişân isteyeceksen altın takı, takın bunları isteyeceksen selamünaleyküm ben gidiyorum dönüyorum. Ben böyle dedim tîğ-tâber-şâhmârân bir adamım. Kur’ân ve Sünnet’ten başka hiçbir şey tanımam. Kur’ân ve sünnet ne emrediyorsa onu yaşarım. Hiç dedim kimsenin gözünün yaşına bakmam. Bu şartlarda evleniyorsan ben evlenmeye hazırım. Benim şeyhim var Nevşehir’de ondan görüşmeye izin aldım. Görüştüm. He dersen ona tekrar soracağım. Ben böyle böyle dedim diyeceğim. Allâh affetsin. Kendimi yüksekte tutmak için değil ben böyle oturuyorum koltukta.

Böyle baktı. Benim için her şey tamam dedi. İçimden dedim ki ne diyeceksin ki daha başka. Gelmiş Mustafâ Özbağ. Böyle bir özgüven var ya. Gitti içeride annesi oradan perdenin kenarından bakıyor. Benim görmedi mi zannediyor. Dinliyor oradan. İçimden dedim ki perde gerisindeki dedim. Polit büroya gitti şimdi dedim. Gitti pıs konuştu. Geldi annem diyor ki dedi. bir yatak odası da alamaz mı? Ben dedim Türkçe konuştu mu zannediyorum. Dedim niye yatak odası? Tahtanın üzerine evleneceksin dedim. Bildiğin tahta dedim. Beşinci elemen. Böyle baktı. Tekrar gideyim dedi anneme söyleyeyim. Ben tabi böyle değilim o zaman. Zıpkın gibi delikanlı. İsmail’den yakışıklıyım o zaman çok yakışıklıyım. Gitti tekrar görüştü.

Kadın her yerde kadın. İki tane çekiyatta mı alamaz demiş. Dedim ya siz ne diyorsunuz? Ben gidiyorum. Yok kal dur otur. Tamam bizden tamam her şey evet. Gidip babasından iste. Dedim istemeye benim müsaadem yok. Ben görüşmeye geldim. Ben şeyhimden görüşmek için izin aldım. İstemek için değil. Şeyhim nerede ne bir şey der. Ara dediler buradan telefonu.


Hâcanım’ı Aramak ve Şeyh Efendi’nin Sivas Yolculuğu, Karayolları’nda Şoför Babayla Tanışma — Pîr Olarak Hz. Alî, Pîrim Olarak Abdülkâdir Geylânî, Şeyhim Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi; Tire Sokaklarında İki Âşık Gibi Yürüyüş ve «Bir Tek Gözlerini Gördüm — Kalsın Bu İş»

Aradı mı hâcanım çıktı. Selâmünaleyküm aleyküm selâm. Hacanne babayla görüşecektim. Önemli bir şeydi dedim ben. Oğlum Sivas’a gitti dedi. Pek hacanne selamünaleyküm aleyküm selâm. Kapattım telefonu. Dedim Sivas’a gitmiş. Dedim bulmak yakalamak biraz zor. O zaman cep telefonu filan diyor. Dedim görüşmeden bir şey diyeyim. O zaman babasıyla tanışayım. Gittim babası Karayolları’nda şoför. Karayolları’nın yemekhanesine bir girdim ben. Bütün herkes bir döndü bana baktı. Ondan sonra birisi böyle karşıdan çıktı. Dedim bu adam. Selâmünaleyküm ben Mustafâ Özbağ. Evet siz miydiniz dedim. Benim dedim. Direkt ama ona. Allâh isabet ettirecek ya. Oturduk yemek yiyip yemeyeceğiz. Çay içelim. Dedim geldim kızınızla görüştüm konuştum.

Ondan sonra dedim benim şartlarımı kabul etti. Ben dedim Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi’nin mührü diyeyim. Ben sadece dedim bakmaya görüşmeye müsaade istedim. İstemeye değil. O yüzden dedim Allâh’ın emrini koyamıyorum size. Derseniz ki dedim bu cesareti nereden aldın? Benim Pîrim dedim Hazreti Ali Radıyallâhü ‘anh Hazretleri. O kendi işini kendisi gördü dedim. Ben de kendi işimi kendim görüyorum dedim. Benim dedim Pîr Efendilerinden Pîrim Abdülkâdir Geylânî Hazretleri. Dersen ki dedim bu cesareti nereden alıyorsun? İkinci cesaret aldım yer orası. Benim dedim şeyhim Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi. Anlattım böyle adam mâşâ’allâh mâşâ’allâh mâşâ’allâh dedi. Ondan sonra kalktık böyle bir gözlerinden öpebilir miyim dedi öpemezsin dedim.

Kaldı benim gözümden öpecek olan can teslim eder dedim. Bir cana göz öptürürüm ben dedim. Adam ne dediğimi de anlamadı. Kaldı dedi ki ne zaman müsaade istedin kız senindir dedi. Allâh razı olsun selamun aleyküm aleyküm selâm. Döndük bakın şunu anlatmak için söyledim kendimmet etmek için değil. Sadece Kur’ân ve Sünnet tanırım dedim. Başka hiçbir şey tanımam dedim. Şeyh Efendi Sivas’tan bindi geldi İzmir’e dolanıyoruz. Tire sokaklarında iki âşık gibi baş başayız yanımızda hiç kimse yok. O zaman böyle bir sakallının yanında dolaşmak cesaret istiyor. Evet. Cesaret istiyor. Koca koca dervîşler bizi gördüklerinde uzaktan selam veriyorlar. Yan yana dolaşamıyor hiç kimse. Biz o gün nereden geldik? Şeyh Efendi Aşli muhabbeti’nin o günü.

Neresini gördün Mustafâ Efendi dedi. görüştük deyince neyini gördün Mustafâ Efendi dedi. Efendim bir tek gözlerini gördüm dedim. Bir tek gözlerini gördüm. Kalsın bu iş dedi. Emredersiniz efendim dedi. Bitti. Aynı şey oldu. Kızcağız tabi perişan etmiş kendini yemekten içmekten kesilmiş. Kilo vermiş bir haftada 10 kilo 15 kilo. Bir daha dediler bana şeyh efendiyi bunu söylesen. Neyi söylüyorsan söyle. 10 kilo 15 kilo. Bir daha dediler bana şeyh efendi bunu söylesen. Dedim onun olmaz dediğine ben dedim ağzımı açıp bir daha bu konuyu söylemem bile.


«Daha Damat Kızı Öpmeden Takı Takanların Öpmesi» Mustafa Özbağ Efendi Sohbetinden Tepki, Bayındırlı Bakış ve «Hiçbir Anne-Babayı Suçlamıyorum — Çocuk Anne-Babanın İmtihânıdır»

Sonra kızcağız geldi bayındı falan bir şeyler bahane ettiler filan. Dedim yok bitti. Şeyhim olmaz dedim yapacak bir şey olmuyor. Bir genç evlenecek öyle ya Herhangi bir genç evlenecek Gidecek şimdi diyecek ki kıza Kur’ân ve Sünnet’ten başka bir şey tanıma Temeli böyle atacak veya bir genç kız diyecek ki Evlenecek olduğu erkeğe Kur’ân ve Sünnet’ten başka bir şey tanıma Çocuğunun Kur’ân ve Sünnet’e uygun büyümesini istiyorsan temeli sağlamak Bana söyler misiniz şimdi Hiç kimseyi utandırmak derdim değil Ya millet düğün yapıyor şimdi Daha damat kızı öpmeden takı takanlar öpüyor ya Bunu yıllar önce Mustafa Özbağ Efendi’de sohbet ettiğimde çok alındı insanlar Bana dediler ya bu sana yakışmadı Ya ne demek yakışmadı ya Senin evlenecek olduğun kızı senden önce başkası öpüyor yakışıyor da Bunu dile getiren mi yakıştırmıyor bunu Sen evleneceksin daha sen öpmeden gelecek adam bir 100 lira takacak öpcek geleni Öyle mi?

O adamda namus avidesi kesilecek bana öyle mi?


Şâhin Kardeşler Örneği — Ahmed (32 Sene) ve Alî Şâhin’in (31 Sene) Aileleriyle Berâber Dervîşliği, Çocukların Dergâhda Yetişmesi; «Anne-Baba Düzgünse Çocuk Başka Yere Gitmiyor»

Ben Bayındırlıyım Kimsenin aklına gelmeyen benim aklıma gelir Kimsenin düşünmediğini ben düşünürüm E şimdi geceleri E şimdi hiçbir anne babayı suçlamıyorum Herkesin evladı imtihanıdır çünkü Ben size anne babalarınızla eşlerinizle çocuklarınızla mallarınızla canlarınızla imtihan ederim İmtihanıdır çocuk anne babanın Çocuk için de anne baba imtihanıdır İyi. Şimdi biz bu ortamda çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz Temeli sağlam atacağız Çalışacağız erkekler için söylüyor Gayret edeceğiz Ve biz aslında kendimize torunlara nene alıyoruz erkekler olarak Kadınlar torunlarına dede seçiyor Kadınlar torunlarına dede seçiyor Bana söyler misiniz? Nasıl bir kimse ninesi olmanızı isterdi? siz nasıl bir ninenin elinde yetişmek isterdiniz?

Şöyle bir nene profili Harika Kur’ân-ı Kerîm okuyor İslâm ahlakıyla ahlâklanmış Çocuklarına ve torunlarına İslâm ahlakından örnekler veriyor Harika bir dede Çocuklarına müşfik davranıyor, şefkatli davranıyor Ve İslâm ahlakından onlara örnekler veriyor Böyle bir dede ve ninenin elinde yetişmek istemez mi bir çocuk? Yetişmek ister Bir baba düşünün Evde küfretmeyen, hakaret etmeyen, çocuklarını dövmeyen, sövmeyen Çocuklarına Kur’ân ve Sünnet’i aşılamak için, Kur’ân ve Sünnet tarihini yetiştirmek için çaba sarf eden bir baba düşünün Öyle bir babanın elinde çocuk olmaz mı? Olur Bak evlenecek şimdi Şâhin Babası en eski dervîşlerden birisi Annesiyle beraber Çıkan sonuç bu Ahmed Şâhin’in oğlu Alî Şâhin’in oğlu Kalk oğlum Kaç yaşında semaya başladın? 10 yaşında Alî Şâhin’in yeğeni Ali kalk ayağa Ahmed senden önce mi?

Senden önce İlk ben aldım efendim İlk sen aldın sonra mı Ahmed’i aldın? Sonra Ahmed abime aldım Sonra Ahmed’i aldın evet İlk sen aldın kaç yıllık dervistin? 16 yaşında başladım 94 efendim 94’ten beri dervîşler 31 yıl olmuş Ahmed senelik de oda kadardır doğru mu? Arkanda Ahmed Kaç yıl oldu Ahmed? 32 sene oldu. Bakın normalde şimdi örnekli olan şey efendiden kalma onlar. Şimdi 32 yıldır dervîşler Ahmed’in de Ali’nin de hanımları da dervîş. Bakın örnek aile olarak söyleyeceğim Allâh nazardan saklasın Âmîn Her ikisinin de çocukları dervîş Her ikisinin de çocukları dergâhta büyüdü Bütün çocuklar. Şimdi 30 yıldan beri Ne Ahmed’e ne Ali’ye birisi kalkıp da Gözlerinin üstünde kaşı var diyemez Diyenin dili kopar.

Bakın diyenin dili kopar Örnek. Bakın örnek. Demek ki anne baba düzgün ise ve anne baba çocuğuna düzgün eğitim veriyorsa Ve anne baba çocuğunu gözünün önünden ayırmıyorsa Çocuk başka yere gitmiyor Çocuk başka yere gitmiyor Oturun Allâh razı olsun hakkınızı helâl et O zaman çocuk yetiştirirken temel sağlam olacak Tabi Ali’de bir tane daha oğlan kardeşi var dimi Ali O nerede? Bak o da orada Evet O da sen Ahmed’ten sona mısın sen önce mi? Ahmed’ten sona mısın?


Sonuç — Eş Seçiminde Kur’ân ve Sünnet Esâsı, Erkeğin Kadının Eksiklerini Sonradan Tamamlatabilmesi (Nûrun ’alâ Nûr); Hevâ-Hevese Tâbi Olunca Toplum Sıkıntısı Büyümeye Devâm Eder

O da dervîş onun da çoluğu çocuğu dervîş Otur Allâh razı olsun inşâallâh Bir kişi dervîş oluyor bütün aile dervîş oluyor Ondan sonra çocuklar da dergâhta yetişiyor Ve çocuklar da dergâhta kalıyor. Demek ki temel sağlam olacak Ve anne baba düzgün annelik babalık yapacak Çocuklarını elinden tutacak götürecek olduğu yere götürecek O zaman İslâm bu O zaman çocuklar anne babaya herhangi bir şey söylemiyorlar Anne babanın çizgisinde gidiyorlar Hayatları ayrı bir düzende sistemde gidiyor. Şimdi tabi hevâ heves giriyor işin içerisine Nefs giriyor ortamdan etkilenmek giriyor Ortamdan etraftan etkileniyor çocuklar Okuldan etkileniyorlar üniversiteden etkileniyorlar Çocuklar bozuluyor Hele bir de evlilikte de Kur’ân ve Sünnet’e uygun bir eş seçimi yapamadılarsa Yandı keten elva Ya da erkek olarak Kur’ân ve Sünnet’e uygun örnekliyorum Kızın bazı eksiklikleri olabilir.

Ama erkek o eksiklikleri evlendikten sonra tamamlatabiliyorsa Nûrun ‘alâ nûr bir sıkıntı yok. Ama öbür türlü sıkıntı büyük ve toplumda da sıkıntı büyümeye devam ediyor. E


Kaynakça

  • Hadîs-i Kudsî «Mü’min Kulumun Kalbine Sığdım» ve El-Mü’min Sıfatı: «Yere göğe sığmadım, mü’min kulumun gönlüne sığdım» — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/195 (Hadîs no: 2256); Süyûtî, el-Câmi’u’s-Sagîr; Gazzâlî, İhyâ 3/15-25; klasik akāid değerlendirmesi (zayıf rivâyet — meşhur hadîs-i kudsî olarak rivâyet edilmiş, fakat sahîh hadîs külliyâtında geçmediği belirtilmiştir); «Ben kulumun benimle gören gözü, benimle işiten kulağı… olurum» (sahîh) — Buhârî, “Rikāk” 38 (Hadîs no: 6502); klasik tasavvuf — Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’l-Velâye”); İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye 2/486; Fusûsü’l-Hikem (“Fass-ı Yûsufî” + “Fass-ı Muhammedî”); klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; «sen atmadın, ben attım» — Enfâl 8/17; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 7/365-380; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Tecellînin İki Yönü ve Ezân-ı Bilâl Rü’yâsı: «Zât’tan sıfata ve sıfattan Zât’a tecellî» — klasik tasavvuf akāid: İbn Arabî, Fütûhât 1/100-160 (“Bâbü’t-Tecelliyât”); Fusûsü’l-Hikem; Sadreddîn-i Konevî, en-Nüsûs; Dâvûd-i Kayserî, Fusûs Şerhi; klasik akāid Eş’arî/Mâturîdî mukābele — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; «Bilâl-i Habeşî’nin Ezân Rü’yâsı» — Ebû Dâvûd, “Salât” 27 (Hadîs no: 498); Tirmizî, “Salât” 25 (Hadîs no: 189); İbn Mâce, “Ezân” 1 (Hadîs no: 706); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/42, 43; Dârimî, “Salât” 3 (Hadîs no: 1187); klasik şerh — İbn Hacer el-Askalânî, Fethü’l-Bârî 2/106-115; «ümmetim yanlışta toplanmaz» — Tirmizî, “Fiten” 7 (Hadîs no: 2167); İbn Mâce, “Fiten” 8 (Hadîs no: 3950); Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/396; «kişi sevdiği iledir» — Buhârî, “Edeb” 96 (Hadîs no: 6168-6171); Müslim, “Birr” 165 (Hadîs no: 2640); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi.
  • «Allâh Kalplerinize Bakar» Hadîs-i Şerîfi ve Mealdeki «Belki» Mes’elesi: Müslim, “Birr” 33 (Hadîs no: 2564) — «innellâhe lâ yenzuru ilâ suveriküm ve emvâliküm ve lâkin yenzuru ilâ kulûbiküm ve a’mâliküm»; İbn Mâce, “Zühd” 9 (Hadîs no: 4143); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/284-285, 539; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Sahîh-i Müslim 16/121; «meal-tercüme — kelime ilâvesi tartışması» — modern Türkçe meal eleştirisi: Mehmet Akif Ersoy meal mukābelesi (Mehmet Akif’in tercümeyi yakması hâdisesi); Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili mukaddime (kelimeyi orjinal anlam dışında genişletme tehlikesi); klasik tefsîr usûl — Süyûtî, el-İtkān fî ‘Ulûmi’l-Kur’ân; Zerkeşî, el-Burhân fî ‘Ulûmi’l-Kur’ân; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Zikr Halakalarından Affolunmuş Olarak Kalkmak ve İmâm Ahmed b. Hanbel Metni: «kūmû magfûran leküm» (affolunmuş olarak kalkınız) — Ebû Dâvûd, “Vitir” 25 (Hadîs no: 1455); Tirmizî, “Da’avât” 64 (Hadîs no: 3378); Nesâ’î, “Sehv” 95 (Hadîs no: 1361); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/251 — «kūmû magfûran leküm fe-kad buddilet seyyi’âtüküm hasenât» (affolunmuş olarak kalkınız, kötülükleriniz iyiliğe çevrildi); Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 1/396; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb 2/389-405; Aliyyü’l-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/293-340 (“Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-Da’avât”); Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’z-Zikr”); İbn Atâ’illâh, Miftâhu’l-Felâh; «şüpheye düşse kebâ’ire girer» — klasik fıkh: Mergınânî, el-Hidâye; Kâsânî, Bedâ’i’; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Namazın Mezhepler Arası Hükmü ve Küfür Fetvâsı: «namaz dînin direğidir» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 3/39 (Hadîs no: 2807); Münzirî, et-Tergîb 1/153; «kâfirlerle bizim aramızda namaz var» — Tirmizî, “Îmân” 9 (Hadîs no: 2621); Nesâ’î, “Salât” 8 (Hadîs no: 463); İbn Mâce, “İkāmetü’s-Salât” 77 (Hadîs no: 1079); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/346, 355; klasik fıkh — İmâm Şâfi’î, el-Ümm 1/278-285; er-Risâle; İmâm Mâlik, el-Muvatta’; Mergınânî, el-Hidâye (“Kitâbü’s-Salât”); Kâsânî, Bedâ’i’u’s-Sanâ’i’ 1/126-160; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr; İbn Kudâme, el-Mugnî (“Kitâbü’s-Salât”); klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; «namaz terkinin tekfîri» mes’elesi — İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 22/40-50 (Şâfi’î eğilimi); Hanefî mukābele — Ebussu’ûd Efendi, Fetâvâ-i Ebussu’ûd; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Tecellîyâtın Kader İle İlişkisi ve Cebriye Tehlikesi: klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Nesefî, Akāid; Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd (“Bâbü’l-Kadâ’ ve’l-Kader”); Eş’arî, el-İbâne; «cebriyye/kaderiyye fıkhî mukābele» — İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber; Mâtüridî mektebi: Pezdevî, Usûlü’d-Dîn; «cüz’î irâde-küllî irâde» — İmâm-ı A’zam, el-Vasıyye; klasik tasavvuf akāid — Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; klasik tefsîr — kader âyetleri: Hadîd 57/22 («mâ esâbe min musîbetin fi’l-ardi velâ fî enfüsiküm illâ fî kitâbin min kabli en nebreahâ»); Tegābün 64/11; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Fıtrata Müdâhale: Eşcinsellik, Peruk, Dövme, Diş Törpüleme La’netliği: «erkeğe benzeyen kadın, kadına benzeyen erkek» — Buhârî, “Libâs” 61 (Hadîs no: 5885-5886); Ebû Dâvûd, “Libâs” 28 (Hadîs no: 4097-4098); Tirmizî, “Edeb” 34 (Hadîs no: 2784); İbn Mâce, “Nikâh” 22 (Hadîs no: 1903); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/325, 339; «la’net edenler — Allâh, melekler ve la’net ediciler» — Buhârî, “Mezâlim” 35 (Hadîs no: 2438); Müslim, “Hac” 459 (Hadîs no: 1370); Tirmizî, “İlim” 1 (Hadîs no: 2655); İbn Mâce, “Hudûd” 30 (Hadîs no: 2599); «Lût kavmi — eşcinsellik la’neti» — A’râf 7/80-84; Hûd 11/77-83; Hicr 15/61-77; Şu’arâ 26/160-175; Neml 27/54-58; Ankebût 29/28-35; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 7/240-260; «peruk-dövme-diş törpüleme» — Buhârî, “Libâs” 83-87 (Hadîs no: 5931-5947); Müslim, “Libâs” 115-122 (Hadîs no: 2122-2127); klasik fıkh — Mergınânî, el-Hidâye; Kâsânî, Bedâ’i’; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Aile İçinde Erkek-Kadın Fıtrat İhlâli ve Sünnet’te Yardımlaşma: «erkek kadının nimetidir, kadın da erkeğin» — Tirmizî, “Birr” 5 (Hadîs no: 1903); İbn Mâce, “Edeb” 1 (Hadîs no: 3658); klasik fıkh — Aile hukûku: Mergınânî, el-Hidâye (“Kitâbü’n-Nikâh”); Kâsânî, Bedâ’i’; «Hz. Peygamber’in evindeki yardımlaşması» — Buhârî, “Edebü’l-Müfred” 538-541; Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/49, 121, 167, 256; Hâkim, el-Müstedrek 4/284 — «kâne fî mihneti ehlihi» (Hz. Peygamber evdekilere hizmet ederdi); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; Aliyyü’l-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh; «erkek müdâhale etmesi gerektiği yerde» — Tahrîm 66/6 («kū enfüseküm ve ehlîküm nârâ»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/19-78 (“Kitâbü Âdâbi’n-Nikâh”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • İstanbul’un Devâsâ Binâları, Ovalar Yurt Edinilmemesi ve Kıyâmet Hadîsi: «yüksek binâlar yapma kıyâmet alâmeti» — Buhârî, “Îmân” 37 (Hadîs no: 50); Müslim, “Îmân” 1, 5 (Hadîs no: 8, 9, 10) — Cibrîl hadîsi içerisinde — «en terâ’l-hufâte’l-‘urâte’l-‘âlete ri’â’e’ş-şâ’i yetetâvelûne fi’l-bünyân»; Ebû Dâvûd, “Sünnet” 17 (Hadîs no: 4695); Tirmizî, “Îmân” 4 (Hadîs no: 2610); İbn Mâce, “Mukaddime” 9 (Hadîs no: 63); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/27, 51; «ovaları yurt edinmemek» — Ebû Dâvûd, “Cihâd” 6 (Hadîs no: 2486); klasik şerh — İbn Hacer el-Askalânî, Fethü’l-Bârî; «şehirleşme-modernite eleştirisi» — modern okuma: Réné Guénon, La Crise du Monde Moderne; Frithjof Schuon, De l’Unité Transcendante des Religions; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bursa-İstanbul deprem hâtırâları.
  • Erkeğin Altın Takmasının Yasak Edilişi ve «Bize Kur’ân Yeter» Sapkınlığı: «erkeğin altın takması yasak» — Buhârî, “Libâs” 45 (Hadîs no: 5863-5864); Müslim, “Libâs” 1-3 (Hadîs no: 2071-2078); Ebû Dâvûd, “Hâtem” 4 (Hadîs no: 4225); Nesâ’î, “Zînet” 38-43 (Hadîs no: 5147-5165); İbn Mâce, “Libâs” 19-20 (Hadîs no: 3595-3597); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/93, 127, 138, 4/392; «Peygamber’in yasak koyma yetkisi» — Haşr 59/7 («mâ âtâkümü’r-Resûlu fe’huzûhu ve mâ nehâküm ‘anhu fe’ntehû»); Nisâ’ 4/59 («atî’ullâhe ve atî’ur-Resûle»); Âl-i İmrân 3/32; Nûr 24/54; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «sünnetin teşrî’ kaynağı oluşu» — klasik usûl: Şâfi’î, er-Risâle; Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân; Şâtıbî, el-Muvâfakāt; «Kur’âniyyûn-Hadîs İnkârcıları» eleştirisi — Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl ve’l-İlmi; Ahmed Davudoğlu, Dîni Tâmir Dâvâsında Din Tahripçileri; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Mason Abduh-Cemâleddîn Afgānî’nin Enflasyon Kadar Fâiz Câizdir Fetvâsı: «kat kat fâiz haram, az miktar da haram» — Âl-i İmrân 3/130; Bakara 2/275-281; Rûm 30/39; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 4/200-220; Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân; «modernist fâiz fetvâsı tenkîdi» — Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Hücceti’l-İslâm ‘alâ Sıhhati Tarîkati’s-Sûfiyye; modern okuma — Hayreddin Karaman, İslâm Hukûkunda Fâiz (eleştirel okuma); Bursalı Hamdi Döndüren, İslâm Hukûku (eleştirel okuma); klasik fıkh fâiz — Sahnûn, el-Müdevvene; Mergınânî, el-Hidâye (“Kitâbü’l-Buyû'”); Kâsânî, Bedâ’i’; «Cemâleddîn Afgānî-Muhammed Abduh modernist çizgisi» — modern târîh: Necîb Akīkī, el-Müsteşrikūn; Ahmed Emîn, Zü’âmü’l-İslâh fi’l-‘Asri’l-Hadîs (eleştirel okuma); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Sabataistler İçimizde, 17/19 Yahûdî Kavmi ve Sosyal Medyada Tasavvuf-Sünnet’e Saldırı: «Sabataylık» — modern târîh: Cengiz Şişman, Sabatay Sevi’nin Burukluğu; Ahmet Almaz, Sahte Mehdî Sabatay Sevi; Marc David Baer, The Dönme: Jewish Converts, Muslim Revolutionaries, and Secular Turks; Gershom Scholem, Sabbatai Sevi: The Mystical Messiah; Avram Galanté, Türkiye’de Yahûdîler; «Türkiye Cumhûriyeti’nin kuruluşunda gayri-müslim nüfûs istatistikleri» — modern Türkiye târîhi: Cem Behar, Türkiye Nüfûs İstatistikleri 1300-1980; Justin McCarthy, Death and Exile; «Yahûdî kabîle-kavim sayısı 12-17-19 mes’elesi» — klasik İslâmî tefsîr: Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr; Râzî tefsîri; «sosyal medyada tasavvuf-tarîkat’a saldırı» — modern okuma: Yâsîn Aktay, İslâmî Hareket; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak (klasik mukābele); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Hadîs İnkârcılığı, Beyaz-Siyah İplik Tezâdı ve «Kadîm İbâdet» İddiâsı: «Bakara 2/187 — beyaz iplik-siyah iplik» — klasik tefsîr: Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 5/80-95; İbn Kesîr; Kurtubî 2/318-330; Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân; «hadîslerin teşrî’ yetkisi» — klasik usûl-i fıkh: Şâfi’î, er-Risâle; Şâtıbî, el-Muvâfakāt 4/3-50; İbnü’l-Esîr, Câmi’u’l-Usûl; «zayıf hadîsle amel» — klasik usûl-i hadîs: İbn Salâh, ‘Ulûmü’l-Hadîs; Süyûtî, Tedrîbü’r-Râvî; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; klasik fıkh — İmâm Ahmed b. Hanbel, el-Müsned mukaddimesi («zayıf hadîs zayıf re’yden evlâdır»); «Kadîm ibâdet» tahkîki — modern usûl mukābele: Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl; klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Çocuğun Anne-Babadan Üç Hakkı: Hayırlı İsim, Dîn Eğitimi ve Meslek: «dört şey için nikâh» — Buhârî, “Nikâh” 16 (Hadîs no: 5090); Müslim, “Radâ'” 53 (Hadîs no: 1466); Ebû Dâvûd, “Nikâh” 2 (Hadîs no: 2047); Nesâ’î, “Nikâh” 13 (Hadîs no: 3230); İbn Mâce, “Nikâh” 6 (Hadîs no: 1858); «çocuğun ebeveynden üç hakkı — isim, dîn, meslek» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 6/401 (Hadîs no: 8666); İbn Ebî Şeybe, el-Musannef; Ebû Nu’aym, Hilyetü’l-Evliyâ; «Hz. Ömer ve oğlunun terbiyesi» — Buhârî, “Edebü’l-Müfred” 90; İbn Sa’d, Tabakāt; Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; «hayırlı isim koyma» — Ebû Dâvûd, “Edeb” 61 (Hadîs no: 4948); Tirmizî, “Edeb” 65 (Hadîs no: 2839); İbn Mâce, “Edeb” 30 (Hadîs no: 3728); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/19-78 (“Âdâbü’n-Nikâh”) + 3/72-105 (“Riyâdetü’s-Sıbyân”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • İsim Koymanın Önemi ve Hıristiyân-Yahûdî-Sabataist İsim Tehlikesi: «en sevdiği isimler — Abdullâh, Abdurrahmân» — Müslim, “Âdâb” 2 (Hadîs no: 2132); Ebû Dâvûd, “Edeb” 61 (Hadîs no: 4949); İbn Mâce, “Edeb” 32 (Hadîs no: 3728); «kötü isimleri Hz. Peygamber’in değiştirmesi» — Buhârî, “Edeb” 108-110 (Hadîs no: 6191-6193); Tirmizî, “Edeb” 66 (Hadîs no: 2840); İbn Mâce, “Edeb” 32 (Hadîs no: 3733); «sahte isimle gizlenen Sabataistler» — modern târîh: Cengiz Şişman, Sabatay Sevi’nin Burukluğu; Marc David Baer, The Dönme; Galip Erdem, Cumhûriyet’te Sabatay Sevi Cemâati; klasik İslâmî kimlik — İbn Kayyim el-Cevziyye, Tuhfetü’l-Mevdûd (“Bâbü Tesmiyeti’l-Veled”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bayındır-Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi sohbet hâtıraları, İrşâd Dergisi.
  • Kreş ve Hanefî Fıkhında Erkeğin Evlilik İçin İâşe Sorumluluğu: «esir çocuğunu annesinden ayırma yasağı» — Tirmizî, “Buyû'” 52 (Hadîs no: 1283); Ebû Dâvûd, “Cihâd” 119 (Hadîs no: 2696); İbn Mâce, “Ticârât” 46 (Hadîs no: 2250); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/413; «hidâne — annenin evlâd haklarına bakma hakkı» — klasik fıkh: Mergınânî, el-Hidâye (“Kitâbü’n-Nikâh — Bâbü’l-Hadâne”); Kâsânî, Bedâ’i’; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr; Sahnûn, el-Müdevvene; «erkeğin nafaka-iâşe sorumluluğu» — Bakara 2/233; Talâk 65/6-7; Nisâ’ 4/34; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 3/139-185; klasik fıkh nafaka — Kâsânî, Bedâ’i’ 4/15-50; «İmâm-ı A’zam’ın 4 yaşında hâfızlığı» — klasik biyografi: Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 13/323; Zehebî, Siyer-i A’lâmi’n-Nübelâ 6/390; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Bursa Ekonomi Tahlîli ve İslâmî Vasat Ev Standardı: modern Türkiye sosyolojisi: TÜİK aile harcamalarına dâir istatistikler; Yeşilay raporları; Bursa Büyükşehir Belediyesi raporları; «İslâmî hânenin standardı» — klasik fıkh: Kâsânî, Bedâ’i’; İbn Hümâm, Fethu’l-Kadîr; «misâfir hakkı» — Buhârî, “Edeb” 31 (Hadîs no: 6019); Müslim, “Îmân” 74 (Hadîs no: 47-48); Ebû Dâvûd, “Et’ime” 5 (Hadîs no: 3748-3750); klasik fıkh — misâfirhâne tertîbi: Mergınânî, el-Hidâye; «harem-selâmlık» — klasik İslâm mîmârîsi: Tursun Bey, Târîh-i Ebu’l-Feth; Aşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/176-275 (“Kitâbü Âdâbi’l-Kesb ve’l-Ma’âş”); modern okuma — Cemil Meriç, Bu Ülke; Necib Fâzıl Kısakürek, Çile; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi sohbet hâtıraları.
  • Dervîş Eş Seçimi, Hocaefendi’nin Hayat Geçmişi ve «İslâm Muhafazakâr Değildir»: «mü’minler birbirinin yardımcılarıdır» — Tevbe 9/71 («ve’l-mü’minûne ve’l-mü’minâtu ba’duhum evliyâ’u ba’d»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «İslâm’ın muhafazakârlık değil yenilenme dîni oluşu» — klasik usûl: Şâtıbî, el-Muvâfakāt 2/1-90 (“Kitâbü’l-Makāsıd”); Şâh Veliyyullâh ed-Dehlevî, Hüccetullâh el-Bâliğa; Mâturîdî, Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne; klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; «müteşâbih âyetler» — Âl-i İmrân 3/7 («minhu âyâtün muhkemâtün hünne ümmü’l-Kitâbi ve uharu müteşâbihât»); klasik tefsîr usûl — Süyûtî, el-İtkān; Zerkeşî, el-Burhân; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, el-Munkızu min’ed-Dalâl; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; «kişinin geçmişine rağmen tövbe-istikāmet» — klasik tasavvuf: İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • İmâm-Hatip ve İlâhiyât Mezûnu Hâtunun Başörtü Açma Mecbûriyeti, 28 Şubat’ın Devâmı: «başörtüsü farzı» — Nûr 24/31 («ve’l-yedribne bi-humurihinne ‘alâ cuyûbihinne»); Ahzâb 33/59 («yâ eyyühe’n-Nebiyyu kul li-ezvâcike ve benâtike ve nisâ’i’l-mü’minîne yüdnîne ‘aleyhinne min celâbîbihinne»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 12/237-260, 14/239-251; «28 Şubat post-modern darbesi ve sonrası başörtüsü mağdûriyetleri» — modern Türkiye târîhi: Hilmi Yavuz, Modernleşme; Necib Fâzıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları; «AK Parti’nin İslâmcılıkla münâsebeti — eleştirel okuma» — Ruşen Çakır, Direniş ve İtâ’at; Ayet ve Slogan; «Müslümân kadınların iş hayâtı tâcizi — modern sosyoloji»: Nazife Şişman, Modern Müslümân Kadın; klasik fıkh kadın hukûku — Mergınânî, el-Hidâye; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Beyaz Gelinlik Bu Toprakların Kültürü Değil — Kız İstemede Kur’ân-Sünnet Şartı: «sahâbenin nikâh-velîme âdâbı» — Buhârî, “Nikâh” 56-78 (Hadîs no: 5147-5179); Müslim, “Nikâh” 80-101 (Hadîs no: 1418-1442); Ebû Dâvûd, “Nikâh” 30-49; klasik fıkh — Mergınânî, el-Hidâye (“Kitâbü’n-Nikâh”); Kâsânî, Bedâ’i’ 2/277-340; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr; «düğün-zifâf âdâbı» — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/19-78 (“Kitâbü Âdâbi’n-Nikâh”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; «modern düğün-beyaz gelinlik kültürü tenkîdi» — modern okuma: Necib Fâzıl Kısakürek, Çile; İdeolocya Örgüsü; Cemil Meriç, Mağaradakiler; «Türk-İslâm geleneksel düğün âdâbı» — Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar; Mehmet Halil Bayrı, İstanbul Folkloru; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bayındır-Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi sohbet hâtıraları.
  • Hocaefendi’nin Evlilik Görüşmesi Hâtırâsı: Tahta-Saman Binder, Tîğ-Tâber-Şâhmârân ve Şeyh İzni: «sahâbenin evlilikteki azı kanaatkârlık» — Buhârî, “Nikâh” 51 (Hadîs no: 5132); Müslim, “Nikâh” 79 (Hadîs no: 1426); Ebû Dâvûd, “Nikâh” 31 (Hadîs no: 2110); «mihir kıymetinin hafif tutulması» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/40, 60; «şeyhinden izin alma — mürîd-mürşîd münâsebeti» — klasik tasavvuf: Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’s-Sohbe”); Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; «istihâre-rü’yâ» — Buhârî, “Da’avât” 25 (Hadîs no: 6382); Tirmizî, “Vitir” 19 (Hadîs no: 480); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/293-340 (“Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-Da’avât”); «tîğ-tâber-şâhmârân» klasik dervîşlik tâbîri — Aziz Mahmûd Hüdâyî hâtırâtı; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi’den tedrîsi.
  • Pîrim Abdülkâdir Geylânî, Şeyhim Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi ve Tire’de İki Âşık Yürüyüşü: klasik silsile-i tarîkat — Halvetî-Şa’bânî silsilesi: Mustafa Özbağ Efendi → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → silsile-i sâdât → Mustafa Özbağ Efendi → Sünbül Sinân Efendi → Cemâleddîn Aksarâyî → Halvetiyye Pîri Ömer-i Halvetî; «Pîr Abdülkâdir Geylânî» — klasik biyografi: İbn Receb, Tabakātü’l-Hanâbile; Zehebî, Siyer-i A’lâmi’n-Nübelâ; Şa’rânî, Tabakātü’l-Kübrâ 1/107-115; el-Gunyetü li-Tâlibî Tarîki’l-Hak (Geylânî’nin kendi eseri); el-Fethu’r-Rabbânî; Sırrü’l-Esrâr; Fütûhu’l-Gayb; «Pîr Hz. Alî — fütüvvetin kaynağı» — klasik tasavvuf: İbn Hacer el-Heytemî, es-Sevâ’iku’l-Muhrika; Şa’rânî, Tabakāt; Câmî, Nefehâtü’l-Üns; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi’den tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Damat Öpmeden Takı Takanların Öpmesi Mes’elesi ve Çocuğun Anne-Baba İmtihânı: «mehâbet-i nikâh — eşler arasındaki ilk temâs» — klasik fıkh: Mergınânî, el-Hidâye; Kâsânî, Bedâ’i’; «mahremiyet-iffet» — Nûr 24/30-31; Ahzâb 33/53; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; «evlâd-ı imtihân» — Enfâl 8/28; Tegābün 64/15 («innemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitneh»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 18/138-145; «çocuğun anne-babadan, anne-babanın çocuktan imtihânı» — Bakara 2/155-157; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/355-440 (“Kitâbü’s-Sabr ve’ş-Şükr”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bayındır-Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi sohbet hâtıraları.
  • Şâhin Kardeşler Örnek Aile — 30 Yıllık Dervîşlikte Çocukların Dergâhda Yetişmesi: «sâlih anne-baba ve evlât terbiyesi» — Tahrîm 66/6 («kū enfüseküm ve ehlîküm nârâ»); İsrâ’ 17/24 («rabbi’rhamhümâ kemâ rabbeyânî sagîrâ»); Lokmân 31/12-19 (Lokmân Hakîm’in oğluna nasîhati); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 21/41-50; «Hz. Peygamber’in evlât terbiyesi» — Tirmizî, “Birr” 33 (Hadîs no: 1957); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/77, 159; «sâlih nesil» — Saffât 37/100-102; A’râf 7/189-190; klasik tasavvuf evlât terbiyesi — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/72-105 (“Riyâdetü’s-Sıbyân”); İbn Cevzî, Birrü’l-Vâlideyn; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bayındır-Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi sohbet hâtıraları, İrşâd Dergisi.
  • Eş Seçiminde Kur’ân-Sünnet Esâsı ve Erkeğin Tamamlatması (Nûrun ‘alâ Nûr): «Nûrun ‘alâ nûr» — Nûr 24/35 («Allâhu nûru’s-semâvâti ve’l-arz… nûrun ‘alâ nûr»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 23/235-260; İbn Kesîr; Kurtubî 12/253-275; klasik tasavvuf — İbn Arabî, Tefsîr; İmâm Gazzâlî, Mişkâtü’l-Envâr; «erkeğin kadına îmâr-tezkiye etmesi» — Tahrîm 66/6; Bakara 2/187 («hünne libâsün leküm ve entüm libâsün lehünn»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 2/318-330; «hevâ-hevese tâbi olma tehlikesi» — Câsiye 45/23 («e’fe-ra’eyte men’t-tehaze ilâhehû hevâhu»); Nâzi’ât 79/40-41; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; klasik tasavvuf hevâ tenkîdi — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/3-95 (“Acâ’ibü’l-Kalb” + “Riyâdetü’n-Nefs”); İbn Atâ’illâh, Hikem; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Makâm, Mürîd, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sülûk, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı