Yûsuf’un Sorusu: İslâm’da Sınıf Kavramı Var mı? — Cihâr-Yâr-i Güzîn ve Hz. Hasan Dönemi’nde Sınıfsal Ayrılık Yokluğu, Emevîlerle Hastalığın Zuhûru
Evet, Yûsuf. Efendim, İslâm’da sınıf kavramı var mıdır? Toplumun içerisinde toplumsal sınıflar var mıdır? İslâm bunu böyle sınıflandırır mı kişileri? Okuduğumuz âyet-i kerimelerde veyahut okuduğumuz hadîs-i şeriflerde böyle sınıfsal bir ayrım yok. Normalde bugünkü gibi zengin fakir ondan sonra şu meslek sahibi bu meslek sahibi, idareciler, bürokratlar, bunu bilhassa İslâm’ın başlangıcı olan Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde görmediğimiz gibi Cihâr-Yâr-i Güzîn efendilerimizde Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Alî radıyallâhü ‘anh hazretlerinin zamanında, kısada dönem olsa 6 aylık Hazret-i Hasan Efendimizin döneminde böyle bir şey görülmemiş, yaşanmamış. Tabi bu dönemden sonra bilhassa Emevîler de bu sınıfsal ayrılıklar baş göstermeye başlamış.
Eski insanlığın hastalığı zuhur etmiş. İlk önce zengin fakir ayrılmış, sonra sınıflar bölünmüş de bölünmüş ama İslâm’ın genel bakışı bu konuda herhangi bir sınıfsal ayrılığa, böyle herhangi bir sınıfın üstünlüğü veya herhangi bir sınıfın ezilmesi diye bir şey yok. Öyle olmasına rağmen zamân içerisinde o Emevîler de bu hastalık girmiş, bu hastalık girdikten sonra İslâm dünyâsından bu hastalık kolay kolay çıkmamış. Çaylarınız için ama o hastalık devam etmiş. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri genel olarak sahâbeyle beraber yaşar, onlarla beraber yer içer, onlardan farklı bir hayat tarzı olmazdı hatta hayat tarzına bakacak olursak ekonomik olarak o sahâbelerden hepsinden daha az bir ekonomik özgürlüğe sahipti.
Öyle olunca o böyle fazla bir farklılık oluşturmadı. Bir tek normalde hutbe okuyacağı zamân bir hurma kütüğünün üzerine çıkar öyle hutbe okurdu. Sahâbeler biraz daha böyle cemâat çoğaldı, cemâat çoğalınca insanlar arka taraftakinden sizi duyamıyor, sizi tam göremiyor deyince hatta sahâbeden bir kadın buna ön ayak oldu. Dedi ki yâ Resûlallâh benim bir kölem var, iyi bir marangoz, size dedi bir kürsü yapalım böyle bir şey olarak. Bu sefer böyle üç merdivenli veya üç basamaklı böyle bir hutbe okunacağı ve hatta nasîhat edileceği, konuşacağı bir tahtadan bir kürsü diyelim eski dilde öyle bir şey yapıldı.
Hz. Peygamber’in Sahâbe ile Berâber Yaşaması, Hutbe-Minber-Kürsü Hâdisesi, Marangoz Köleli Hâtunun Önayağı; İlim Sebebiyle Âlimlere-Şeyhlere Hürmet Cevâzı (Sınıf Üstünlüğü Değil)
Buradan imamlar cevâz verirler sohbet edecek olan bir kimsenin, o ağzı nasîhat edecek olan bir kimsenin biraz yüksek bir yerde oturmasına cevâz verir. Ama insanlar bunu şimdi Müslümânım diyenler bunu bilmediğinden otururlar o neden yüksekte duruyor derler, o neden koltukta duruyor derler. Normalde derler de derler ayrı mesele ama böyle bir sınıfsal ayrılık yok. Zamân içinde imamlar şuna fetvâ vermişler işte âlimlere, şeyhlere hürmet edilmesi ile alâkalı ama bu sınıf üstünlüğü değil ilim ile alâkalı. Efendim Müslümânların son dönemdeki bozulmasıyla alâkalı okuduğum bir yazıda şöyle bir tespit vardı buna istinaden sormuştum sorumu. Son 150-200 yılda Müslümânların entelektüel bir sınıfının olmaması sebebiyle herhangi bir makama geldiklerinde ve hatta herhangi bir maddi güce kavuştuklarında onların dışında olan insanlara böyle bu kadar zulmetmeleri câhilâne davranmalarının sebebi bu sınıfsal entelektüel sınıfı yakalayamamasından dolayı böyle bir tespit yapılmıştı.
Orada aklıma takıldı bu soru Müslümanın böyle bir entelektüel sınıfı olur mu? İnsanları böyle bu noktada bir idari pozisyona geldiğinde burada böyle bir sıkıntı yaşar mı? Şimdi tabi bu normalde yaklaşık İslâm dünyâsında 200-250 yıllık bir mesele ama İslâm’da böyle siyâsî, bürokrasi entelektüel bir sınıf oluşturma. İslâm’ın böyle bir derdi yok, kaygısı yok. Bu Batı’dan gelme bize. siyâsî bir oligarşi oluşturulması, kapitalist bir oligarşi oluşturulması, entelektüel diye nitelendirdiğimiz bir oligarşinin oluşması kim bunlar? Nereden geldiler? Niçin geldiler? Ne yapıyorlar? Hatta bunun üçlü testis inancı olarak siyâsetçi, ondan sonra hukuk. şu bu ayırıyorlar ya kim bunlar, nereden geldi? Veya hatta biz entelektüellik dediğimizde ne anlayacağız bundan? bir kimsenin kalkıp da eski Yunan felsefesini bilmesi onu entelektüel mi ediyor?
Veya bir kimsenin oturup da hadislere ezberlemesi veyahut da fıkhı ezberlemesi onu entelektüel mi ediyor? Biz nereden onun entelektüelliğine karar vereceğiz? Entelektüellik ne? Kime entelektüel diyeceğiz biz? Kim entelektüel? Kim siyâsetçi? Şimdi baktığımız zamân 250 yıllık bir döneme siyâsetçi dediğimiz şey halkın hakkını hukukunu devlete karşı koruyan, devlete karşı savunan kimse demektir. Bürokrat dediğimizde, bürokratın da aslında yapması gereken halka hizmettir.
Son 200-250 Yıllık Müslümân Dünyâsı: Entelektüel-Siyâsî-Hukukçu Sınıfının Eksikliği, Batı Oligarşisi-Üçlü Tek Test İnancı, Ezbercilik Değil Ufuk Açıcı Olmak
Benim anladığım entelektüel bir kimse benim ufkumu açan kimse olmalı, ezberci olmamalı. Sokrat’ı açar ben de okurum. Benim ufkumu açacak, beni ileri görmemi sağlayacak, bana fikir üretecek. Bana söyleyin 250 yıl içerisinde. Batı’ya kendisini peşkeş çekmiş insanlar İslâm dünyâsının önünde entelektüeli olarak çıktı. Batı’nın kapitalizmini savunanlar İslâm dünyâsında fıkıhçı, hukukçu olarak çıktı. Batı’nın emrinde yürüyen insanlar siyâsetçi oldu. İslâm dünyâsında Batı’nın emrinde olmayan bir devlet başkanı ve siyâsetçi gösterin bana. Batı’nın emrinde değilse zaten sû’î-kasd ederler. Batı’nın emrine girmiyorsan hemen anında ihtilâl ederler. Batı’nın emrinde değilse kargaşa çıkarırlar orada. Zaten Müslümânlar câhil kargaşaya hazır zaten.
Birbirlerini katletmeye öldürmeye de hazırlar. O zamân 200 yıldan beri böyle bir entelektüellik dediğimiz şeyde çok büyük bir eksiklik var. Bu Batı’da da aynı. Batı bizden farklı değil. Bana söyler misiniz? Batı sanki kendi diktasını oluştururken neyle oluşturuyor? Siyasetçisiyle, bürokratçısıyla entelektüel diye anılan kimselerle oluşturuyor. Ve bunlar halkın üzerinde birer sömürü düzeni. bunu böyle yargıladığınızda 200 yıllık bütün her şeyi çöp atacaksınız. Bana bir tane siyâsetçi gösterin İslâm dünyâsında halkın hakkını savunan. Bana 200 yıllık bir siyâsetçi gösterin Avrupa diktasına karşı kapitalist, Deccâlist sistemenin diktasına karşı çıkan bir kimse söyleyin bana. İktidara gelenler için söylüyorum.
Bana milletvekili gösterin halk için uğraştım diyecek. Bana bir tane İslâm halimi gösterin. Halkın lehine fetvâ verecek. Fetvâ vermek de kalkmayacak. Halkı bu konuda bilgisayar edilecek. Halkı uyandıracak. Halkı ayaklandıracak. Bir tane şeyh gösterin bana. Düzene uymayan, düzene muhalif benim sistemin Kur’ân Sünnet diyen, benim sistemin Kur’ân dediği zamân sizden ücret istemeyenlerin yolundan işinden gidilmeyenler. Bir daha etermişlerdir. Yâsîn 36/21 dervîşlerini ütmeyen bir şeyh gösterin bana. Bakın tartışmalara. Adamın hiçbir işi yok, hiçbir ticareti yok. Adam kocaman villada yaşıyor. Adamın halîfesine soruyorum. Şeyh Efendi ne iş yapıyor? Ben hiçbir iş yapmıyorum diyor. Nereden geçiniyor dedim.
Böyle baktı. Dedim ya rahat konuş. E dedi. Cumâları bizim dergâhda Cumâ selâmlığı için durur. Herkes gelir dedi. Cebine Cumâ her şeyi koyar dedi. Birisi dedi ki minderi var. Minderinin altına dedi herkes gelir, para sıkıştırır dedi. Birisi de telefon açıyor zaten değil mi? Diyor ki şu kadar gönderin. Tamam. E şimdi biz ondan ne göreceğiz ki yani? Sadece bu İslâm dünyâsıyla alâkalı değil yani. Bir Hıristiyân gidecek, bütün her türlü haltı işleyecek, ondan sonra gidecek kiliseye bir buluş yapacak, ondan sonra kilisede temizlenmiş çıkacak. Daha ilerisi.
Halkın Hakkını Savunan Siyâsetçi-Âlim-Şeyh Aranıyor: Yâsîn 36/21’in Tahkîki, Cuma Cebine Para Sıkıştırılan Şeyh, Hıristiyân Kilise Temizleyişi ve Vatikan’ın Kirli İşleri
Siz Vatikan’ı çok temiz bir yer mi zannediyorsunuz? Dünyanın bütün kirli işleri Vatikan’da örgütlenir. Bütün kirli işler dünyâ üzerinde ne kadar var ise hepsi de Vatikan’da parmağı vardır, Vatikan’da örgütlenir. Onlar da Tanrı gālib gelecek yeryüzünde diye yaparlar. Tam âhir zamân, tam Deccâlist sistem. O yüzden normalde şimdi baktığımız zamân bunları böyle çok açık konuştuğum için sivri geliyorum, sivri geldiğim için enzemi de boza pişiriyorlar, umurumda değil. Ben 64 yaşındayım, ben 14 yaşında ülkücülükle tanıştım. İlk satışı biz MHP’lilerden gördük, ülkücülerden gördük. Ben ilk defa orada satıldım. Açık açık konuşuyorum ha. Oradaki insanlar, oradaki o bozuk insanlar sattı ilk önce beni. Şimdi böyle söylüyorum, bir tanesi de eski ülkücünün birisi diyemez ki bana.
Ya bu kadar da ağır konuşma yok kardeşim ispatlarım size. Bana kimse cevap veremez. Alparslan Türkeş’in şoförü vefat ettiğinde İsviçre bankalarında iki milyon dolar çıktı. Hangi ticaretten kazandı? Taş attı da kolum yoruldu. Vatan millet deyip de canını veren, hangi canını verenin kanını kaça sattı acaba? Kim verdi o parayı? Soru çocuklarının arasında kavga çıkmasaydı hiç kimse bilmeyecekti o parayı. Çocukların arasında kavga çıkınca öğrendi herkes. Bakın Türkiye’nin gündemine bakın. Kime rahmet edeceğiz? Bir buçuk yıl onun savaşını verdik. Şimdi ümmetin parası mı, babamızdan kalan miras mı? 17 trilyon bilinen, söylenen. 17 trilyon. Ben öldükten sonra arkamdan kavga çıkmayacak merak etmeyin.
Bunlara baktım. Bakın ben çok basit bir şey söylüyorum. İyi. Fethullâh Gülen dedi ki mezardan dedi. Mezardan milletin kalkıp dedi buraya oy vermesi lazım dedi. AK Parti için. Doğru mu? İyi. Bütün Nakşibendîler İstanbul’un Nakşibendî dükkası hala da AK Parti için açık açık konuşuyor bakın AK Parti için toplanıp Mevlemen bardağı gibi dizilip oylarımızı AK Parti ediyor mu? Diyor. Zamân zamân herkes kendi yaşam nefesi olarak görüyor. Bizim oylarımızı AK Parti ediyor mu? Bir dergâhın tarîkatın başındaki diyor. Peki geriye doğru gideceğiz şimdi. 200 yıl öncesinden doğru gideceğiz.
14 Yaşında Ülkücülükle Tanışmak ve İlk Satışın MHP’lilerce Yapılması; Alparslan Türkeş’in Şoförünün İsviçre Bankalarındaki 2 Milyon Dolarlık Mîrâsı; Fethullâh Gülen’in «Mezardan Oy» Çağrısı ve Nakşibendî Dergâhının AK Parti’ye Açık Desteği
Bir Sûfî hareket hiçbir zamân herhangi bir siyâsî teşkîlâtın arkasında olmamıştır. Hatta Sûfîler zamânın devlet erkânından uzak dururlar. Hatta Sûfîler devlet erkânından bir lokma bizim boğazımıza girecek diye ödleri kopar. Nerede kaldı onlar? Konuşamazlar bunları. Benim bu konuştuklarım kendimi met etmek için söylemiyorum. Türkiye’de hiç kimse konuşamaz. Ne oldu peki? herkes destekledi. Anayasayı bile değiştirmeye muktedir. Milletvekili çıkardı mı? Çıkardı değil mi? Ne değişti? Sıralıyorum. Fâiz mi yasaklandı? Kumar mı yasaklandı? Fuhuş mu yasaklandı? İçki mi yasaklandı? Uyuşturucu mu yasaklandı? Batı’ya karşı cephe mi alındı? Amerika’ya karşı cephe mi alındı? Rusya’ya karşı cephe mi alındı?
Türkiye’ye hiç kimseye cephe almadın. Sen bu ülkenin millî manevî menfaatlerini korudun muhafaza ettin mi? Ne yaptın? Ben size söyleyeyim. 22 yıl içerisinde uyuşturucudan tedavi olan kimseler %3.000 arttı. Tedavi olmak isteyenler 20 yıl içerisinde %300 arttı. %3.000 arttı. Fuhuş yapanlar %5.000 arttı. İçki tüketimi %2.000 kusur arttı. Nerede millî manevî değerler? Uyuşturucu yaşı 9’a indi, fuhuş yaşı 12’e indi. Fuhuş. Uyuşturucu 9, ilkokulların önünde uyuşturucu satılmaya başladı. Türkiye’nin dış borcu ne kadar arttı? Yüzde 500 arttı. Yüzde 500, yüzde 600 arttı. Bana bir tane herhangi bir partiden siyâsetçi gösterin. En derdi o da varsa da siyasete girip orada para kaybeden. Bursa’da kesimleri sıralamamak gerek yok herhalde değil mi?
Sûfî Hareketin Hiçbir Zamân Hiçbir Siyâsî Teşkîlâtın Arkasında Olmaması, Devlet Erkânından Bir Lokmadan Korkma; AK Parti’nin 22 Yıllık Bilançosu — Fâiz, Kumar, Fuhuş, İçki, Uyuşturucu ve Dış Borç Artış İstatistikleri
Câfer’le beraber bayrak asan şimdi, Câfer bayrak asmaya gelir mi şimdi? Bayrak asan yok şimdi. Bakın bütün dikta rejimleri, bütün faşist ve komünist rejimler, bütün bâtılı rejimler, iktidâra gelirken beraber yürüdükleri insanlar var ya, ilk önce onları yerler. Bir tarîkat düşünün, tarîkatın başındaki kimse bir yere gelirken, birileriyle bir yere gelir, önce yanındakileri yer sonra. Onların yerine gelmek için birileri çaba gösterir, bakar o çaba gösterenlerin içerisinden, geçer o, hangisi zengin hangisi kamikaze gibi onun peşinden gidecek yanındakini harcar, onu oturtur. Birisi benim yüzüme söyledi, abi dedi ya şu Adnan, Câfer, Hüseyîn üç yüzünden dedi kurtul, ne istiyorsan ben vereceğim dedi, sen kimsin dedim ya.
Yüzüme söyledi benim, bunu etrafta söylüyorlar, ben susuyorum ya şimdi, böyledir bu işler, etrafta konuşur konuşur adam, ondan sonra der ki ya gideyim bir de bunu yüzüne söyleyeyim, cesaret alır. Şimdi önce bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi böyle bir konsantre oluştururlar, başlarlar kaynatmaya, dedikodu fitnesi böyle bir şeydir, sonra cesaret bulurlar. Ondan sonra gider onun yüzüne söyler, der ki böyle böyle, şimdi bir kimse bir yol yürüyorsa ve o yolda bir, çok affedersiniz sütü bozukluk, kanı bozukluk varsa, önce yol yürüdüğü kimseleri o harcar. Onunla beraber böyle kanıyla canıyla mücadele etmiş, samîmiyetle koşmuş. Önce onu harcar, ticarette de böyledir, adamın sütü bozulursa, şirketi kurmuş, iş yerini kurmuş, onunla beraber gece dememiş, gündüz dememiş, çalışmış orada, ona müdürsün demiş, amirsin demiş, bir şey demiş, belli bir yolu geçmişler, belli bir handika patlatmışlar, o kimse seninle beraber gecesini gündüzüne katmış, sonra sen biraz yepelek olup zenginleşmişsin, zenginleşmişsin, o da senin böyle fukarâ zamânını biliyor ya, o sana Mustafâ Bey demez, fukarâ zamanında Mustafâ abi der, abi der, sen zenginleştin artık sana Mustafâ Bey denmesi lazım, o herkesin içinde Mustafâ abi diyor sana, ee olur mu ya ben patron oldum artık, şimdi hala da sen bana Mustafâ abi diyorsun, olacak iş mi bu, ee benim seni oradan bir uzaklaştırmam lazım, bana Mustafâ Bey diyecek birisi lazım, onu atar iş yerinden, ona yalaka lazım, aynı şey o kimse, şimdi örnekliyorum, Adnan, Câfer, Hüseyîn yıllardır abi demişler, bana şimdi abi desen olacak, demesen olacak, ne derse desin, ama değilim ki birisi abi dedi, ulan ne abisi lan ben şeyh olmuşum, hala da abi diyor, bunu atmam lazım benim, öyle düşünür adam, eski günlerin hatırası yok vefası yok, şimdi siyâset dediğimiz, bürokrasi dediğimiz veya bana Türkiye’de solcu veya ülkücü veya hani Kuran Sünnet tarihisinde böyle bir fikir adamı gösterin bana, aklınızda kim geliyor?
Bursa’da Câfer’le Berâber Bayrak Asma Hâtırâsı, Dikta Rejimlerinin İlk Önce Yan Yürüyenleri Yiyişi; Adnan-Câfer-Hüseyîn Üçlüsünden Kurtulması İçin Teklif Edilen Tehdîd
Sivrilmiş bir fikir adama entelektüel olarak göreceğiz ya, şiirde, edebiyatta veyahut da fıkihi konularda zirve yapmış, akayette zirve yapmış, vay ya şöyle bir kimsedir, bana gösterin, ne acı bir şey değil mi? Türkiye’nin ekonomik meselelerini gündemde tutup çareler üreten bir tane ekonomist söyleyin bana, herhangi bir yer satılmamış, bana Amerikan borsasının adamı, IMF’nin adamını söylemeyin, Dünyâ Bankası’nın adamını söylemeyin, İngiliz Kraliyet Âilesi’nden ondan sonra onun düzenlediği vakıflardan yalamış yutmuşlardan bahsetmeyin, Soros’un yan vakıflarından yalamış yutmuş adamlardan da bahsetmeyin, bak bunları ben böyle söyledim de elinizde hiçbir şey kalmayacak, Sorosçu olmayan bir tane bürokrat, Sorosçu olmayan bir tane âlim, Sorosçu olmayan bir tane fıkıhçı, Sorosçu olmayan bir tane şeyh, Sorosçu olmayan bir siyâsetçi, Sorosçu olmayan yüksek bürokratik bir adam, ne acı bir şey değil mi?
Evet. Birisini gösterin bana. Yeterler de birisinin bir şeyini açıklamasına okuyorum, bugünkü değil herhalde birkaç dönem önceki hükümetle alâkalı diyor, içinde bir tane diyor, anası babası Türk olan yok diyor, bakanlarla alâkalı. Ömer Demir’ler nerede ya? Gelmedi mi? Mehmed Emine soracaktım konuşmalarımda yanlışlık var mı diye. Bu yeni değil ama düşünebiliyor musunuz normalde Mason Şeyhülislâm Osmanlı Devletinde.
«Sütü Bozukluk-Kanı Bozukluk» — Eski «Mustafâ Abi»nin Şimdi «Mustafâ Bey» Olması; Osmanlı’da Mason Şeyhülislâm, Cumhûriyet’te Mason Tefsîrciler-İlâhiyâtçılar; Sorosçu Olmayan Bir Tane Bürokrat-Âlim-Şeyh-Siyâsetçi Aranıyor
Şimdi Osmanlı Devletindeki Mason bir Şeyhülislâm yapılanma yapmadı mı? Yaptı. Mason, o da Masonik bir yapılanma yaptı. O yapılanma normalde Cumhûriyet’de de devretti mi? Devretti. Cumhûriyet’in ilk yıllarında mesela tefsîr yazanlar var Mason. İlâhiyâtçılar var Mason. Bana diyorlar ya Masonluk kötü mü? Ya kötü iyi beni ilgilendirmiyor. Lâ ilâhe illa’llâh Muhammed’e Resûlullâh diyorsan, Kur’ân ve Sünnet’e tam olarak bağlıysan nasıl Mason olursun olamazsın. Nasıl bir İzmci olursun olamazsın. Nasıl Saroscu olursun olamazsın ya. Tabi bir ara bir Masonların Türkiye’deki ne şeymiş o, Başkanıymış. Bir iki bir şey söyledi bana ben çatı çatı verince Ondan sonra Twitter’dan Masonlarla alâkalı Kanunu maddeyi sustu.
Sonra yepelekleri konuşmaya başladı. Kardeş burada Kur’ân Sünnet var mı? Yok onu söyle bana. Bilmem ne şövalyeler adına yemin ediyorum. Bunları konuştuğumuzda resmimiz çıkıyor önümüze. Ama biz bizden birine de sahip çıkamayız. Biz öyle bir topluluğuz. Acı tarafı da bu. Hele bu saatten sonra böyle ibareler var. Süyûtî de geçer bazı bu ibareler. Mehdî ile alâkalı. Mehdî çıktığında ilk karşı çıkacak olan âlimler, alimmiş gibi görünen, şeyhmiş gibi görünen kimseler der. Peygamberlere kimler karşı çıktı? Peygamberlere karşı çıkanlar Vasad var. Peygamberlere karşı çıkanlar Vasad vatandaş değil. O günün oligarhları karşı çıktı. Siyâsî oligarklar, kültürel oligarklar, dini oligarklar, askeri oligarklar, ekonomik oligarklar karşı çıktı peygambere önce.
Bütün peygamberlere. onlar lâ ilâhe illa’llâh dedi. Lâ ilâhe illa’llâh deyince bütün siyâsî, bürokrasi, askeri, ekonomik, kültürel bütün oligarklar kafa kaldırdılar. Olamaz. Sen bizim tanrılarımıza karşı çıkıyorsun. Ortak nokta bu. Şimdi de aynı. Her sistemin oluşturduğu bir tanrı var. O oluşturmuş tanrı düşüncesine, tanrı fikrine karşı çıkarsan lâ ilâhe illa’llâh Muhammed’in Resûlullâh dediyse aha ensende bozup başarılar. Ensende bozup işarılar.
Süyûtî’de Mehdî Çıktığında İlk Karşı Çıkacak Olan Âlim-Şeyh Görünenleri; Peygamberlere Karşı Çıkanlar Vasat Vatandaş Değil Siyâsî-Kültürel-Dînî-Askerî-Ekonomik Oligarklar; İslâm Dünyâsı’nın Amerika-İngiltere-Fransa-İtalya-Almanya-Rusya-Çin Tarafından Paylaşılması
O yüzden İslâm dünyâsında bu dairede, bu sistemde, bu minvalde, çünkü Batı’nın esîrindendir bu dairede, bu sistemde, bu minvalde, bu dairede, bu sistemde, bu dairede, bu sistemde, bu minvalde, bu dairede, bu sistemde, bu dairede, bu sistemde, bu minvalde, bu minvalde, çünkü Batı’nın esiridir İslâm dünyası. Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya, Çin paylaşmışlardır İslâm dünyâsına. Ve İslâm dünyâsının başındaki kavga bu paylaşımla alakalıdır. Tekrar altını çiziyorum. İslâm dünyası paylaşılmıştır. Çin, Rusya, doğuda Çin ve Rusya. Batıda, AB’de, biz Avrupa Birliği diyelim, oradan ayrılan İngiltere diyelim. İslâm dünyası paylaşılmıştır. Her karış toprağı. Her karış toprağı. İslâm dünyâsının kısırlığı, bir şeyi üretememesi, bu paylaşımla alakalıdır.
Sizin siyasetçileriniz paylaşılmıştır, alimleriniz paylaşılmıştır, şeyhleriniz paylaşılmıştır, bürokratlarınız paylaşılmıştır. Çok açık ve net söylüyorum.
Mason Abduh ve Cemâleddîn Afgānî’nin «Enflasyon Miktârı Kadar Fâiz Câizdir» Fetvâsı; Türkiye’deki Uzantısı Hayreddin Karaman ve Bursalı Hamdi Döndüren Ekolü; Televizyonda «Mü’minden Fâiz Alan Annesiyle Kâ’be Duvârı Dibinde Zinâ Etmiş Gibidir» Hadîsini Söyleyince Programdan Atılma
Bana söyler misiniz, Mason Abduh’un, Mason Afgānî’nin vermiş olduğu enflasyon miktarı kadar fâiz, caizdir fetvâsını nasıl açıklayacaksınız siz? Ülkelerin üzerinde enflasyonu kim oluşturur biliyor musunuz? doları basan kimse. Ülkelerdeki enflasyonu kim çıkarır biliyor musunuz? doları basan kimse. Ülkelerdeki enflasyonu kim çıkarır biliyor musunuz? doları basan kimse. Ülkelerdeki enflasyonu kim çıkarır biliyor musunuz? Peki, enflasyon miktarı fâizi câiz gören bir zihniyet, bunun şimdi Türkiye’de uzantıları var. Hayreddin Karaman, isim isim veririm size. Hayreddin Karaman’ın yetiştirdiği Bursalı Hamdi Döndüren, bu bir ekol, Masonik bir ekol bu. Ben şimdi bir ilmihâle bakarken önce fâizle alâkalı bölüme bakıyorum.
Kat kat artırılan fâiz size harâm kırıldı. kat kat değilse harâm değil. Bana söyler misin, İslâm dünyâsının fâizden kim kurtaracak şimdi? %50 Türkiye’de. Bir şey söyleyeyim mi? Türkiye’de. Onun piyasaya yansıması %65-70. Sen çok sağlam bir tüccarsan %4 çalıştırırlar sana. Sağlam bir tüccar değilse %5 çalıştırır. Sen biraz böyle şüpheli görünüyorsan %6 çalışır sana. %7 çalışır hatta. Hatta sen sıkıştıysan boğazını tutar senin, %8 çalıştırır sana. Söyler misiniz kim durduracak? Nereye çalışıyoruz bu fâizle biz? Yol su elektrik olarak dönmüyor size. Şimdi buna baktığımızda İslâm dünyâsında kim entelektellik yapacak? Ben televizyonda fâizle eşlikal eden bir Müslümân’dan, bir Mü’min mü’minden fâiz alırsa annesiyle Kâ’be duvârının dibinde zina etmiş gibidir hadîs-i şerifi söyledim.
Televizyon sahibi televizyonu bastı değil mi? Ben onu söylerken dedim ki içimden, kalbimden bir ses dedik bugün senin son programın. Adama telefon açmışlar. Kim bu adam demişler ya böyle böyle söylüyor televizyonda. Siz bu hadîs-i şerifi hutbelerde duydunuz mu hiç? Siz âlimlerin va’zında duydunuz mu bu hadîs-i şerifi? Siz bir şeyhin ağzından duydunuz mu bu hadîs-i şerifi? Bunu yazdığım zamân, söylediğim zamân sahih mi hadisler şöyle mi böyle mi kardeş sen mü’minden fâiz alıyorsan annenle Kâ’be duvârının dibinde zina etmiş gibi zina giriyorsun. Bunun yok lamucu mi? Mü’min sen almayacaksın kardeşim. Bir mü’minden almayacaksın bunu. E tabi senin önüne koyuyor Afgānî’nin fetvâsını koyuyor. Diyânet de koyuyor.
Hacı Efendi’nin «Senin Borcun Var Daha» Talebi, El-Hidâye’yi Koltuk Altına Alıp Müftülüğe Gidiş, Hamdi Döndüren’e Telefon ve Dolar Üzerinden Ödeme Fetvâsı; Helâllik İstemiyorum-Mahşer’de Görüşeceğiz
Adam’a ben borcu ödemişim, babası gelmiş Hacı Efendi senin durumun düzeldi. Eee senin borcun var daha. Ne borcu Hacı abi? Biz oğlanlarla anlaştık yaptık ettik bitti benim borcum. borcum var. Ne kadar var daha? Şu kadar var. Hacı abi ben bunu ödedim oğlanlara. Eee şöyle böyle. Allâh Allâh. Oğluna dedim. Ödemedim dedim ben bu parayı size. Hacı istiyor dedi. Haydi iş büyüteyim dedim ya bak bu câiz değil, şöyledir böyledir. Yok. Gittik müftülüğe. Yaşadığımı anlatıyorum size. Gittik müftülüğe. Dedim fetvâ soracağım. Elime de el-Hidâye’yi koltuğumun altına aldım. El hidayeden o bölümü de buldum. Gittim okuttum el-Hidâye’yi oradaki fetvacı başına dedim. Oku bak buraya göre dedim. Olmaz dedi. Ya. Biz dedi bu tip mevzuları hamdi döndürene soruyoruz dedi.
Hamdi döndürene sorunca dedim ben diyecek ki bana dedim ben o günkü dolar üzerinden borcum var daha senin. Enflasyon miktarını oradan hesaplıyor çünkü. Açtı benim yanımda hamdi döndüreni böyle böyle dedi. Benim adımı de ver dedim ben. Mustafâ Özbağ burada dedi. Hamdi Döndüren beni tanıyor çünkü. Mustafâ Özbağ da burada dedi. Böyle böyle dedi. Hamdi Döndüren dedi ki o günkü dolar kurundan dedi borcunu ödeyecek dedi. Bu fetvâyı veriyor mu dedim ben? Veriyor dedi. Tamam ben öderim dedim. Ödedim. Bana dedi ki benden yaşlı hakkını helâl et dedi. Ben senden helâllik istemiyorum. Sen benden ne istiyorsun dedim. Mahşer’de görüşeceğiz senden dedim. Ben ödedim dedim. Ödedim değil mi dedim? Benden bir daha var mı?
Şeyin dedim. Yok dedi. Bir daha dedim torunun gelmeyecek değil mi dedim. Dedemin sende alçan varmış diye dedim. Öyle ya. Şimdi oğluna helâlleştik. Babası geldi. Yarın öbür gün torunu gelir. Arsızlığın sonu yok. Yok dedi gelmeyecek. Tamam hakkını helâl et hacı. Yine olur mu? Yok dedim. Hacabi bizim Mahşer’de görüşeceğiz dedim. Helâl etmiyorum dedim. Gene söyledi. Gene helâl etmiyorum Hacabi dedim. Bu parayı sen kendine hak gördün. Ben de ödedim sana dedim. Benim sizde senedim var çünkü dedim. O senedini de getirmediniz bana dedim. Dostluk gösterdiniz dedim. Ne olacak ağabey ya dedi. Dedim senin oğlun. Bak dedim hala daha gelmedi. Hala daha gelmedi ha. Etrafta dedikodu mu yaparlar? Hala daha gelmedi.
Sonra dedim mahkeme kararı çıkarın kaybettiğinizde dayı. Mahkeme kararı çıkarırlar kaybettiklerine dair. Şimdi o fetvâyı verdi mi bu adam? Verdi. Neye göre verdi? Mason Afganiye göre verdi. E şimdi normalde ülkedeki faizin fetvâsı buradan Celalettin Afgānî’den. Ülkedeki siyâsî ve bürokrat elitin genel olarak felsefik olarak fikir babası hadîs inkarcısı Afgānî’nin yolundan giden Amerika’da yaşıyordu. Kim?
Ali Şerîatî ve İbn Teymiyye’yi Türkiye’ye Getirenin Millî Görüş Olması; Tasavvufa-Sûfîliğe Karşı Konumlandırılış; AK Parti’nin Aynı Çizgiyi Devam Ettirmesi: «Bizdensen İyi Müslümânsın, Değilsen Tekkeni Kapatırlar»
Ali Şerîatî’nın neden hadîs inkarcıları birden çoğaldı? Ali Şerîatî’dan. Kim getirdi bize Ali Şerîatî’yı? Millî Görüş getirdi. Görüyor musunuz nelerden nasıl vuruluyoruz biz? İbn Teymiyye’yi kim getirdi Türkiye’ye? Millî Görüş getirdi. Kim Tasavvuf’a Sûfîliğe karşı? İbn Teymiyye’yi öne koydular değil mi? Ali Şerîatî’yı öne koydular. E kim karşıydı özde? Millî Görüş. Eğer onlardansan iyi şeyhsin, onlardan değilsen kötü şeyhsin. Onlardansan senin doğru cemaatsin. Değilsen tuğ kakasın. Hala da aynılar mı? Aynılar. Şimdi aynı şeyi AK Parti aldı mı? Aldı. Onlardansan iyi Müslümansın. Öyle değil mi? Değilsen senin elinden tekkeyi de alırlar dergahı da alırlar, altı yüz tane polis de de aşırı da edeceğim dediğinde basarlar.
Sen de çünkü seçim zamanı Mevlemen bardağı gibi dizilenler gibi sen de dizilecektin arkadaşlar, kıymetli kardeşler biz Tasavvuf Vakfı olarak AK Parti’ye desteklemeye karar verdik diyecektin. Bunu söylediler bana açıkla dediler bunu. Dedi ben Tasavvuf hayatım boyunca hiçbir parti açıklamadım. Bunu da açıklamam arkadaşlar serbest bizimdir. Hocam sonra sıkıntı yaşanmasın. Biz zaten sıkıntıdayız. Önemli değil dedim. Ha bir nefes fazla ha bir nefes eksik ne olacak ki dedim. Millet bizi sıkıntısız zannediyor. Bizde zaten sıkıntı var. Ha bir fazla ha bir eksik ne olacak ki yani. Sıkıntı dediğin şey bizim bağrımızda eğreyip gider. Ne olacak bir taraftan bir şey tutursunuz gider yatar çıkarız gene bir daha.
Bizim göğsümüzde madalya olur başka bir şey olmaz.
Tasavvuf Vakfı Olarak AK Parti Açıklaması Reddi; «Bir Nefes Fazla, Bir Nefes Eksik»; İslâm Dünyâsı Genel Olarak Batı’nın Emrinde — Gazze Ateşkes Aldatması ve Şâm/Sûriye’de Yeni Heykelcilerin Geleceği
Ama sonuç itibariyle İslâm dünyası genel olarak tekrar söylüyorum Batı’nın emrindedir. İdarecileriyle bürokrasisiyle âlimleriyle şeyhleriyle onu sonra kültürel alan sosyal alan Batı’nın emrindedir. Batıcıdır yani. Bir kısmı Doğucudur. işte Doğucu dediğim zamân Çin ve Rusya’dır kutupları. Onların şeyleri vardır payandaları onun İrân gibi halbuki İrân öyle değildir. Aynı zamanda İsrâ’îl’in de payandasıdır. Şeyler de aynı Müslümânlar da aynıdır. Gazze yıkıldı. Yerle yeksân oldu. Yerle yeksân oldu yıkıldı. Yüz bin tane şehit ve ölü var. Bir kere ee esirler var tutuklanmış vaziyette. Bakın İslâm dünyası ateş kes de seviniyor. Şu zulüme bakın. Havai fişekler gösteriler ne oldu? Gazze ateş kes olmuş.
Ne ateş kesi kardeşim? Alatıyorlar sizi. Adam öbür tarafta öldürmeye devam ediyor, katletmeye devam ediyor, tutuklamaya devam ediyor, bombalamaya devam ediyor, sokakta yürüyen zavallı ma’sum Müslümanı öldürmeye devam ediyor. Sen neyin bayramını yapıyorsun? Böyle aldatıyorlar seni, beni, hepimizi. Ne oldu? Şâm. Eyvallâh, ne kadar güzel değil mi? Heykelleri devirdiler, çiğnediler. Yıllardır zulmeden heykelleri. Yıllardır heykellerin önünde esas duruşta durmayanları attılar cezaevlerine. Heykelleri laf söyleyenlere cezan kestiler. Yıktılar heykelleri değil mi? Yerine kimi koydular ya? Irâk’ta da öyle yaptılar değil mi? Heykelleri yıktılar, yaktılar, devirdiler. Sûriye’de de devirdiler. Yerine ne koydular?
Osmanlı’da da hilâfeti yıktılar değil mi? Pâdişâhlığı yıktılar. Yerine ne koydular? Yerine ne koydular? Onu gördüğün zamân o zamân uyanarsın. Bak dünye kadar Sûriye’ye giden kimse var mıydı? Yok. Sûriye yeni heykelciler oluşacak ya şimdi. Bak hiç değil mi alâkası yok dersin. Fransa Dışişleri Bakanı, İtalya Dışişleri Bakanı, Almanya Dışişleri Bakanı. Takip ediyoruz değil mi? İyi Esed zamanında neden gitmediler ya? Esed’de neden demediler şunu yapmam, bunu yapmam diye? Bizim Türkiye’dekiler bile bağırıyorlar değil mi? Ne diyorlar? Layık bir sistem kurulmalı oraya. A a. A a. Aynı sınıf Fransızlar da söylüyor, İtalyanlar da söylüyor, Almanlar da söylüyor, Amerikalılar da söylüyor, İngilizler de söylüyor.
Koray halinde söylüyorlar.
«Ümîdimi Kesmedim, Ama Hamâseti de Gerek Yok» — 250 Yıldır İslâm Dünyâsı Hür Değil ve Hürleşmeye İhtiyâç Duymuyor; Cumhûriyet’in İlk Yıllarındaki Asılma Sayıları ve Mahkeme Tutanaklarının Saklanması
Ben ümidimi kesmedim. İslâm dünyâsının bu ahvâl ve şerâ’itinden. Ben ümidimi kesmedim. Ama Hamâseti de gerek yok. Soruya binâ’en böyle bir resim çizme ihtiyacı duydum. Benim gördüğüm bu farklı olabilir, daha farklıdır bir şey diyemem, Allâh’ın hesabı var bir şey diyemem. Benim gördüğüm bu böyle olunca 250 yıldan beri İslâm dünyası hür değil. Aynı zamanda da İslâm dünyası bu manada hürleşmeye de böyle bir ihtiyaç duymuyor. Sinmiş, korkmuş. Mesela Cumhûriyet’in ilk döneminde kaç kişinin asıldığını biliyor musunuz? Bazıları 5.000 diyor, bazıları 1.000.000 diyor. Bunun mahkemenin tutanaklarını çıkarabiliyor musunuz? Hayır. Ne? Hürmüş. Mahkeme tutanaklarını gösterin. Yok. Meclisin ilk tutanaklarını gösterin.
Yok. Yok. O zamân biz uyutuluyoruz demek ki hala da. Tabii hiçbir şey göstermeyin. Bugün Cumhûrbaşkanı’nın güzel bir sözü vardı.
Cumhûrbaşkanı’nın «Hukuka Hiç Kimse Parmak Sallattırmayız» Sözü ve Mustafâ Ezber Davâsı: Aynı Konuda Beş Mahkeme Kararı, Yargıtay Onayı, Hâkimin Okumadan Cezâ Vermesi
Hukuka hiç kimse parmak sallattırmayız. Çok güzel bir söz. Evet. Siz hukuka parmak sallayamazsınız. aynı suçtan veya bir mahkeme suç görür başka bir mahkeme suç görmez. Ya öyle değil. Öyle kardeşim. Mustafâ Ezber var buna maruz kalan. Allâh Allâh. Öyle değil deme. Allâh Allâh. Beş tane mahkeme kararı çıkarıyorsun. Yargıtay kararı çıkarıyorsun. Aynı konuda mahkemeye sunuyorsun. Mahkeme kımıldatmıyor. Cezayı çakıyor sana. Hiç hiç. Okunmasına bile ihtiyaç duymuyor. Mehmed Emîn ne diyor? Mehmed Emîn okumuyorlar herhalde. Zor geliyor bunlara okumak herhalde. Ben okumuyorlar diyor. Tabi. Olması gereken bu. seni infaz etmişler bir yerlerde. Şimdi canlı şahitler var da o yüzden o duramıyor. İzin uyanıyor.
Normalde olması gereken bu diyor ona. olması gereken ne? Mustafâ Ezber olmadan bir şeyden cezayı vereceğiz. Bitti. Olması gereken bu. O yüzden neymiş? Hiç kimse hukuka parmak sallamaz. Sallamıyoruz zaten. Parmağımız değil. Kolumuz kopar kökünden. Bu ne demek yani? Aynı meseleden beş tane altı tane suç unsuru görülmemiştir. Sen de suç unsuru olarak görülür. Cezayı yersin. Bir şey daha söyleyeceğim. Bunu kendime dert edinden dolayı değil. Delil olsun diye söylüyorum. Böyle bir yemin etsem başım ağrımaz. Umurumda değil dünyâ. Başıma gelmiş ve gelecek olanlar da umurumda değil. Cenâb-ı Hak öyle bir hale getirdi ya, getirdi. Şuraya kıyma makinesini koysalar, atsalar içine mık çıkarmam. Umurumda değil.
Alın dünyâ sizin olsun. Derdim bu değil. Hiç olmadı derdim bu benim. Benim para derdim olmadı, makam derdim olmadı. Mevki derdim olmadı, mal mülk derdim olmadı. Geçen bir telefonda bir arkadaşı dedi. Ben daha dedim babamdan kalan malları yiyemedik dedim. Ona sıra gelmedi dedim. Babamdan kalan malları yiyemedik. Ona sıra gelmedi dedim ben. Geçen abime dedim. Dedim ya biz daha babamızdan kalan parayı malı yiyemedik dedim. Biz ne biçim bir adım var. Yok böyle bir derdim olmadı. Benim böyle bir derdim yok. Yok kendime aklıcak paklıcak böyle bir derdim de yok benim. Normalde hukuk dediğiniz şey ne? İnsanın hakkını hukukunu arayacak değil mi? Bakın çok basit bir şey söylüyorum. Böyle de söylüyorum.
İlkokulda okudunuz öyle değil mi? İlkokulda okuduğunuz öyle değil mi? İlkokulda okuduğunuz öyle değil mi? İlkokulda okudunuz öyle değil mi?
Atatürk’ün Şemsi Efendi Okulu’nda Okuduğu, Şemsi Efendi’nin Sabataistlerin Kurduğu Okul Olduğu Sözünden 1 Yıl 3 Ay Cezâ; Adnan Menderes İdamı, 28 Şubat’a Mârûz Kalan Şefket Kazan ve Oğuzhan Asıl Türk’ün Şikâyetçi Olmaması
Atatürk Şemsi Efendi okulunda okudu değil mi? Şemsi Efendi Sabataist de öyle değil mi? Evet. Bunu bütün herkes söylüyor mu? Evet. Basit bir bilgi değil mi? Ben de burada sohbette demişim ki Atatürk Şemsi Efendi okulunda okudu. Şemsi Efendi okulu da Sabataistlerin kurduğu bir okuldu. Genelde Sabataist çocuklar orada okudu. Şemsi Efendi okulunda okudu. Sabataist çocuklar orada o okulu okuyordu. Gülersiniz. Bu sözümden dolayı ceza aldım. Bu sözümden dolayı ceza aldım. Bir yıl üç ay. Savcı karşı geliyor. bunda diyor bir hakaret söz konusu değil. Bak savcı karşı geliyor. Bunda hakaret yok diyor. Hakim çok rahat. Ben cezayı vereceğim dedi. istinâfta görüşürsünüz dedi. Verdi cezayı. İstinâfta onadı.
Çok basit. Gereği görüldü yani. Sıkıntı yok yani. Gülerek anlatıyorum. Sinirimden filan değil. Bakın umrunda değil. derdim hiç öyle bir şey olmadı. Umrunda değil diyorum. Ama bu ülkede ne yazık ki 64 yaşındayım 14 yaşında ülkücülükle tanıştım. Sonuçta üzerinden normalde 50 yıl geçmiş değişen bir şey olmamış. Değişen bir şey olmamış. Sonuçta bizim ülke bu. normalde seçimle gelen Adnan Menderes’i asmışız. Menderes’i asanlara bir şey yapamamışız biz. Kendi başbakanını asan bir sistem var. 28 Şubat olmuş. 28 Şubatçılara bir şey yapamamışız. 28 Şubat’a maruz kalan devrin iktidarı olan Şefket Kazan. Öbürkü neydi? Oğuzhan Asıl Türk. Gidip bu konuda şikayetçi olmamışlar bile. Şikayetçi bile olmadılar.
Davaya müdahil bile olmadılar. Ne diyeceksiniz şimdi? Ne diyeceğiz biliyor musunuz? En güzelini diyeceğiz.
Kaynakça
- İslâm’da Sınıf Kavramı Yok — Cihâr-Yâr-i Güzîn ve Emevîlerle Sınıfın Zuhûru: «sahâbenin yaşam standartı eşit, ekonomik fark Hz. Peygamber’de daha az» — Buhârî, “Rikāk” 17 (Hadîs no: 6452-6454); Müslim, “Zühd” 25-30 (Hadîs no: 2956-2960); İbn Sa’d, et-Tabakātü’l-Kübrâ 1/360-410; Zehebî, Siyer-i A’lâmi’n-Nübelâ; klasik tarîh — Taberî, Târîhu’r-Rusül ve’l-Mülûk; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh; «Cihâr-Yâr-i Güzîn ve Hz. Hasan Efendimizin altı aylık dönemi» — Buhârî, “Sulh” 9 (Hadîs no: 2704); Tirmizî, “Menâkıb” 31 (Hadîs no: 3773); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/38, 49, 51; «Emevîlerle hastalığın başlangıcı — sınıfsal ayrılık» — İbn Haldûn, Mukaddime; Câhız, el-Beyân ve’t-Tebyîn; modern okuma — Hasan Kallek, Şehîd Mahmûd Şâkir; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Hutbe-Minber-Kürsü Hâdisesi ve İlim Sebebiyle Hürmet Cevâzı: «hutbe için minber yapımı» — Buhârî, “Cum’a” 26 (Hadîs no: 917-918); “Salât” 64 (Hadîs no: 448, 469); Müslim, “Mesâcid” 44-46 (Hadîs no: 544); Ebû Dâvûd, “Salât” 218 (Hadîs no: 1080); Nesâ’î, “Cum’a” 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/137-139; «Hannâne kütüğü» — Buhârî, “Menâkıb” 25; Tirmizî, “Cum’a” 10 (Hadîs no: 505); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «âlimlere hürmet — fakat sınıfsal üstünlük değil ilim» — Mücâdele 58/11 («yerfa’illâhülleziyne âmenû minküm velleziyne ûtu’l-‘ilme derecât»); Tirmizî, “İlim” 19 (Hadîs no: 2682); Ebû Dâvûd, “İlim” 1 (Hadîs no: 3641); İbn Mâce, “Mukaddime” 17 (Hadîs no: 223); klasik fıkh — Mergınânî, el-Hidâye; Kâsânî, Bedâ’i’u’s-Sanâ’i’; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/4-90 (“Kitâbü’l-İlm”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Son 200-250 Yıllık Entelektüel Sınıf Eksikliği ve Batı Oligarşisi: klasik İslâmî entelektüel tenkîd — İbn Haldûn, Mukaddime; Câhız, Risâletü’l-Mu’allimîn; modern okuma — Cemil Meriç, Bu Ülke; Mağaradakiler; Necib Fâzıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü; Sezai Karakoç, İslâmın Dirilişi; Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar; «Batı’nın oligarşi-üçlü test inancı tenkîdi» — modern okuma: Necmeddin Erbakan, Dâvâ; Adâlet; Ali Şerîatî, Medeniyetin Temelleri (eleştirel okuma — sünnet inkârcılığı yönüyle değil); modern Batı tenkîdi — Réné Guénon, La Crise du Monde Moderne (Modern Dünyânın Buhrânı); Frithjof Schuon, De l’Unité Transcendante des Religions; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Yâsîn 36/21 — Halkın Hakkını Savunan Siyâsetçi-Âlim-Şeyh Aranıyor: Yâsîn 36/21 («ittebi’û men lâ yes’elüküm ecran ve hüm mühtedûn — sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar hidâyettedir»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 15/12-22; Beydâvî, Envârü’t-Tenzîl; Ebussu’ûd; Tabersî, Mecma’u’l-Beyân; «sahâbenin tebliğ ücreti reddi» — Buhârî, “Vâkıf” 22-25 (Hadîs no: 2766-2778); Müslim, “Cum’a” 50 (Hadîs no: 866); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/137-139; «Hıristiyân kilise itirâfı (i’tirâfı) ve Vatikan kirli işler tenkîdi» — modern okuma: Edward W. Said, Orientalism; Covering Islam; klasik mukābele — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- 14 Yaşında Ülkücülük, Alparslan Türkeş’in Mîrâsı ve Fethullâh Gülen’in «Mezardan Oy» Çağrısı: Türkiye siyâsî târîhi: 1965-1980 MHP, 1980-1997 ülkücü hareket; Alparslan Türkeş — Hülya Süryapan, Türkeş’in Hayâtı; modern Türkiye târîhi — Cemil Koçak, Türkiye’de Millî Şef Dönemi; Hâlid Said Söylemezoğlu hâtırâları; «cemâ’atın siyâsî desteği — Fethullâh Gülen ve Hizmet Hareketi» — modern Türkiye târîhi: Ruşen Çakır, Ayet ve Slogan; Soner Yalçın, Hangi Erbakan; klasik tasavvuf hâtırâ — Hacı Bayrâm-ı Velî dervîşlerinin sünnî sünûh ettiği siyâsî tarafsızlık prensibi; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bayındır-Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi sohbet hâtıraları.
- Sûfînin Devlet Erkânından Uzaklığı ve AK Parti’nin 22 Yıllık Bilançosu: «sûfînin devlet erkânından uzaklığı — bir lokmasından korkmak» — klasik tasavvuf: Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Sülemî, Tabakātu’s-Sûfiyye; Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’z-Zühd”); İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/176-275 (“Kitâbü Âdâbi’l-Kesb ve’l-Ma’âş”); Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Vâkı’ât; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî 4/3-200; «AK Parti dönemi 22 yıl bilançosu — fâiz, kumar, fuhuş, içki, uyuşturucu istatistikleri» — modern Türkiye sosyolojisi: TÜİK, AYM-TUĞ raporları, Yeşilay raporları; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Tasavvuf Vakfı tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Bursa Bayrak Hâtırâsı ve «Adnan-Câfer-Hüseyîn Üçlüsünden Kurtul» Tehdîdi: «dikta rejimlerinin önce yan yürüyenleri yemesi» — klasik İslâmî mukābele: İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/267-340 (“Zemmü’l-Câh ve’r-Riyâ”); İbn Atâ’illâh, Hikem; modern okuma — Hannah Arendt, The Origins of Totalitarianism; Frantz Fanon, Les Damnés de la Terre; «cemâatın iç fesâdı — sütü bozukluk-kanı bozukluk» — klasik tasavvuf: İmâm Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bayındır-Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi sohbet hâtıraları.
- Mason Şeyhülislâm ve Cumhûriyet’te Mason Tefsîrciler-İlâhiyâtçılar: Osmanlı’da Mason yapılanma — modern târîh okuması: Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukukunda Mason Mes’elesi; Hasan Tahsin Bayrak, Türkiye’de Masonluk; «Cemâleddîn Afgānî ve Muhammed Abduh’un modernist çizgisi» — klasik akāid mukābele: Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl; Şeyhülislâm Mustafâ Sabri, Yeni İslâm Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiyyesi; modern okuma — Ahmed Davudoğlu, Dîni Tâmir Dâvâsında Din Tahripçileri; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak; «Sorosçu olmayan bürokrat-âlim-şeyh-siyâsetçi» — modern Türkiye târîhi: Necip Fâzıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları; Cemil Meriç, Bu Ülke; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Süyûtî’de Mehdî Hadîsi ve Peygamberlere Karşı Çıkan Oligarklar: Süyûtî, el-‘Arfu’l-Verdî fî Ahbâri’l-Mehdî; Süyûtî, el-Hâvî li’l-Fetâvî; klasik delâ’il — İbn Hacer el-Heytemî, el-Kavlü’l-Muhtasar fî Alâmâti’l-Mehdiyyi’l-Müntazar; klasik akāid — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; «peygamberlere karşı çıkan oligarklar» — A’râf 7/60-94 (Nûh, Hûd, Sâlih, Şu’ayb kavimlerinin oligark tepkisi); Mü’minûn 23/24, 33; Sâd 38/4-7; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî; Tabersî; «İslâm dünyâsı’nın paylaşılması» — modern okuma: Edward W. Said, Orientalism; David Fromkin, A Peace to End All Peace; Ahmed Davudoğlu, Stratejik Derinlik; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Mason Abduh-Afgānî Enflasyon Fâiz Fetvâsı, Hayreddin Karaman-Hamdi Döndüren Ekolü ve «Annesiyle Kâ’be Duvârı Dibinde Zinâ» Hadîsi: «kat kat fâiz haram» — Âl-i İmrân 3/130 («yâ eyyühe’lleziyne âmenû lâ te’külü’r-ribâ ad’âfen müdâ’afeh»); Bakara 2/275-281 («elleziyne ye’külûne’r-ribâ lâ yekūmûne illâ ke-mâ yekūmu’lleziy yetehabbatuhu’ş-şeytânu mine’l-mess»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 4/200-220; Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân; «mü’minden fâiz alan annesiyle Kâ’be duvârı dibinde zinâ etmiş gibidir» — Hâkim, el-Müstedrek 2/37 (sahîh dedi); Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 5/275; İbn Mâce, “Ticâret” 58 (Hadîs no: 2274) — «erbe’a ve seb’ûne bâben min’er-ribâ eyseruhu ke’lleziy yenkihu ümmehû»; klasik şerh — Münâvî, Feydu’l-Kadîr; klasik fıkh — Sahnûn, el-Müdevvene; Kâsânî, Bedâ’i’; Mergınânî, el-Hidâye; «modernist fâiz fetvâsı tenkîdi» — Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl; Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Hücceti’l-İslâm ‘alâ Sıhhati Tarîkati’s-Sûfiyye; modern okuma — Hayreddin Karaman, İslâm Hukûkunda Fâiz (eleştirel okuma); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Müftülükte El-Hidâye Fetvâsı ve Helâllik Reddi — Mahşer’de Görüşeceğiz: Mergınânî, el-Hidâye Şerhu Bidâyeti’l-Mübtedî (“Bâbü’r-Ribâ”); klasik fıkh — Kâsânî, Bedâ’i’; İbn Hümâm, Fethu’l-Kadîr; «borç ödeme — kıymetin esas alınması» — klasik fıkh: Serahsî, el-Mebsût; Mergınânî, el-Hidâye; «kişinin hakkını helâl etmesi/etmemesi — kul hakkı» — Buhârî, “Mezâlim” 10 (Hadîs no: 2449); Müslim, “Birr” 60 (Hadîs no: 2581); Tirmizî, “Sıfatü’l-Kıyâme” 2 (Hadîs no: 2419); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/253; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/86-105 (“Kitâbü’t-Tevbe”); İbn Atâ’illâh, Hikem; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi müftülük hâtırâsı.
- Ali Şerîatî, İbn Teymiyye ve Millî Görüş — Tasavvufa Karşı Konumlandırılış: «Ali Şerîatî’nin sünnet inkârcılığı tenkîdi» — modern okuma: Mustafâ Sabri Efendi, Mevkıfü’l-Akl ve’l-İlmi ve’l-‘Âlem; Ahmed Davudoğlu, Dîni Tâmir Dâvâsında Din Tahripçileri; Hayreddin Karaman’a karşı: Şâh Veliyyullâh ed-Dehlevî, el-İnsâf; «İbn Teymiyye’nin Tasavvufa karşı konumu» — klasik mukābele: Tâcüddîn es-Sübkî, Tabakātü’ş-Şâfi’iyye’l-Kübrâ; İbn Hacer el-Heytemî, el-Cevâhirü’l-Munazzama; klasik tasavvuf savunma — Şeyh Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak fi’l-İstigāseti bi-Seyyidi’l-Halk; Hücceti’l-İslâm ‘alâ Sıhhati Tarîkati’s-Sûfiyye; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Tasavvuf Vakfı’nın Siyâsî Tarafsızlığı, Gazze Ateşkes Aldatması ve Sûriye Heykelcileri: «sûfînin siyâsî tarafsızlığı» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, el-Munkızu min’ed-Dalâl; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Tarîkatnâme; «Gazze ateşkes — Filistin direnişi» — modern okuma: Edward Said, The Question of Palestine; İlân Pappé, The Ethnic Cleansing of Palestine; «Sûriye-Esed sonrası — yeni heykelciler» — modern Ortadoğu siyâseti: Patrick Cockburn, The Rise of Islamic State; David Lesch, Syria: The Fall of the House of Assad; klasik İslâm geopolitiği — Ahmed Davudoğlu, Stratejik Derinlik; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- 250 Yıllık Esâret ve Cumhûriyet’in İlk Yıllarındaki Mahkeme Tutanaklarının Saklanması: «250 yıllık İslâm dünyâsı’nın hür olmaması» — modern okuma: Cemil Meriç, Bu Ülke; Mağaradakiler; Necib Fâzıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları; İdeolocya Örgüsü; Ahmed Hikmet Müftüoğlu, Çağlayanlar; «Cumhûriyet’in ilk yıllarındaki idamlar — İstiklâl Mahkemeleri» — modern Türkiye târîhi: Ergün Aybars, İstiklâl Mahkemeleri; Mete Tuncay, Türkiye’de Tek Parti Yönetiminin Kurulması; Cemil Koçak, Türkiye’de Millî Şef Dönemi; «Şeyh Sa’îd, Menemen, İskilipli Atıf Hoca, Babuş Hâdisesi» — Necib Fâzıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Mustafâ Ezber Davâsı, Hukuktaki Çelişki ve «Hukuka Parmak Sallattırmayız» Sözünün Tahlîli: Türkiye Cumhûriyeti hukukunda kararların çelişkisi — modern hukuk: Anayasa Mahkemesi 2010 referandumu sonrası HSK düzenlemeleri; «aynı suçtan beş mahkemenin farklı karar vermesi» — modern hukuk eleştirisi; Mustafâ Ezber davâsı modern Türk hukuk pratiği; klasik İslâm hukukunda kazâ ve mezâlim — Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; Ebû Ya’lâ, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/325-360 (“Kitâbü Halâli’d-Dünyâ ve Harâmihâ”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bursa Mustafa Özbağ Efendi tekkesi hukuk hâtırâları, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Atatürk-Şemsi Efendi-Sabataist Sözünden Cezâ ve Cumhûriyet’in Tarihî Hâdiseleri: «Atatürk’ün Şemsi Efendi Okulu’nda okuduğu» — Şemseddin Şâmî Frasheri, Kâmûs-ı Türkî; modern târîh: Şükrü Hanioğlu, Atatürk: An Intellectual Biography; Andrew Mango, Atatürk; Ahmed Demir, Selanik’in İçindekiler; «Sabataistlerin Selânik’teki rolü» — modern okuma: Ahmet Almaz (Ahmet Refik Altınay), Sahte Mehdî Sabatay Sevi; Cengiz Şişman, Sabatay Sevi’nin Burukluğu; Marc David Baer, The Dönme: Jewish Converts, Muslim Revolutionaries, and Secular Turks; «Adnan Menderes idamı ve 28 Şubat süreci» — modern Türkiye târîhi: Cemil Koçak, 27 Mayıs 1960 İhtilâli; Vahdettin Engin, Adnan Menderes ve Yassıada; «28 Şubat — Şefket Kazan, Oğuzhan Asıl Türk» — Ruşen Çakır, Direniş ve İtâ’at; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin siyâsî mağdûriyet hâtırâları.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Sünnet, Şeyh, Şükür, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı