Önceki Sohbetten Re-Cap: Hannâne Kütüğü Mu’cizesi — Resûlullâh’ın Minberi, Ensâr Kadının Marangoz Kölesi ve Cennette Yeniden Dirilmek Niyâzı
2020. beytten devam ediyoruz inşâ’allâh. En son Peygamber kıyâmet günü insanlar gibi dirilmesi için o ağacı yere gömdü. Malum bir Hannâne ağacı veya «Hannâne» çok ağlayan, feryâd eden demek. Bir hurma kütüğü veya hurma ağacı vardı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onun üzerine çıkıp hutbe okurdu. İnsanlar sesimi duysun diye. Sonradan Ensâr’dan bir kadın geldi dedi benim iyi bir marangoz kölem var. Cemâ’at çoğaldı. Arka tarafın seni görmesi seni duyması zor. O yüzden dedi sana bir kürsü yapalım tâbir câ’iz ise. Böylece bazı rivayetlerde üç basamaklı bir yeni bir kürsü yapıldı. Onun üzerinden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sohbet ediyordu. Vazı nasîhat ediyordu.
Hutbe okuyordu. Ardından bu sefer o Hannâne direği ağladı, sızladı, feryâd etti. Bu sefer Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ister misin cennette sen yeniden dirilmek deyince o da onu kabul etti. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de onu gömdü. Gömdüğü yerle alâkalı benim evimle minberim arasında cennet bahçesidir dediği yere gömdü. Bir rivayet daha var bunu da bir yerde okursanız sanki buraya es geçmişim gibi olur. Sonra mescid tekrar genişleme tekrar ta’dîlât edileceği zaman sahâbe de bir kimse o kütük çürümemiş. Orada çıkınca onu alıyor götürüyor evine o da ölünce kadar onu evinde saklıyor onu. Kütük çürümüyor toprağın altında. Evet. Kütük kadar değerimiz yok toprağa girdik mi çürüyoruz çünkü.
Kütük o Muhammed sevgisiyle çürümüyor. Allâh bizi Muhammed sevgisinde dâ’im eylesin. Âmîn.
Mesnevî 2120: Tebliğden Ücret Alınmaz — Nûh Aleyhisselâm’ın Ferman, Yâsîn 36/21 (Antâkıyalı Habîb-i Neccâr Marangoz), Hanefî’de Namâz-Kur’ân Ücreti, Hutbe Makamı ve Diyânet’in Lâ-Dînî (Lâik) Yapısı
2120. beyit bunu duy da bil ki Allâh kimi kendisine da’vet ettiyse o kimse bütün dünyâ işlerinden vazgeçmiştir. Kim Allâh’tan tevfikâ mazhar olursa o âleme yol bulmuş dünyâ işinden çıkmıştır. Buradan hemen bir kestirmeden gireyim bu dünyâ sevgisinden uzaklaşmaktır. Yoksa dünyâyı terk etmek değildir. Bütün peygamberler kendi i’âşelerini kendileri sağlamışlardır. Kendi işlerini kendileri görmüşlerdir. Ve bütün peygamberler hiçbir zaman ümmetlerine şey’en lillâh bana Allâh için bir şey verin dememişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de değişik peygamberlerin ağzından ortak nokta şudur. Bizim ücretimize Allâh verecektir. Nûh aleyhisselâm’ın ağzından der ki Cenâb-ı Hak ben tebliğimden dolayı sizden bir ücret istemiyorum.
Diğer peygamberlerin ağızlarından da bu tip sözler vardır. tebliğden ücret alınmayacağına, tebliğden dolayı bunun bir ücretinin olmadığını ve bu tebliğle alâkalı dünyevî bir ücretin veya uhrevî bir ücretin söz konusu olmadığına dair. Hatta bizim Anadolu’nun hemşehrisi sayılır ya Antâkıyalı, Marangoz ne diye koşuyordu? Diyordu ki sizden hiç ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Yâsîn 36/21, onlar hidâyete erenlerdir. Niçin söylüyordu bunu? O çünkü Îsâ aleyhisselâm’ın havârîlerine eziyet edeceklerdi. Oysa o Marangoz’un alaca (baras) hastalığı vardı. Alaca hastalığını iyileştirdiler. Bir ücret almadılar ondan. Tırnak içerisinde dîn ve dinle alâkalı bir tebliğden ücret alınmaz. Ölçü budur. Hanefîlere göre bir kimse namâz kıldırdığından dolayı da ücret alamaz.
Hanefî’ye göre bir kimse namâz kıldırsa ücret alsa bu câ’iz değildir. Çünkü bir kimse Kur’ân-ı Kerîm öğretse Hanefî’ye göre eski hukuka göre onun karşılığında ücret yoktur. Sonradan fetva vermişler. Bir emek sarf ediyor. Emek sarf ettiği için ücret alabilir diye. Ama genel olarak İslâm’ın bu değişmez kaidesidir. Ücret istenmez. Değişmez kaidesidir. Câmi’lerde para toplanmaz. Değişmez kaidedir. Hutbe makamından para dilenilmez. O makam Hz. Muhammed Mustafâ’ya aittir. Kutbeye çıkan kimse Hz. Muhammed Mustafâ’yı temsîlen kutbeye çıkar. Hutbe o kadar önemlidir. Kutbeden dünyâlık hiçbir şey istenmez. Dünyâlık bir şey söylenmez. Siz Diyânet’i dînî bir kurum olarak görüyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Diyânet İşleri Başkanlığı dînî bir kurum değildir. lâ-dînî bir kurumdur.
Meselayı toparlayalım. Şimdi Hz. Bir diyor ki bunu duy. Biri ki Allâh kimi kendisine da’vet ettiyse o kimse bütün dünyâ işlerinden vazgeçmiştir. o dünyâ sevgisiyle haşır neşir olmaz. O dünyânın peşinden koşmaz. Sen yönünü Allâh’a çevirirsen dünyâ senin peşinden koşar. Sen yönünü dünyaya çevirirsen dünyâ senin önünden kaçar. Sen dünyayı yakalamak için koşturursun. Bu şu demek değil. Bir dervîşin işi olmayacak, bir sufinin işi olmayacak demek değil. Herkesin işi gücü olacak. Herkes elinin emeğini yiyecek. Herkes alın terinin karşılığını alacak. Ama dünyâya âşık olmayacak. Hz.
Dünyâyı Terk Etmek Değil, Dünyâ Sevgisini Terk — Mesnevî’de Ölçü-Biç-Kumaş Ticâreti Yasaklanmadı; Yûnus 10/25, Şûrâ 42/20 ve İki Vâdî Dolusu Altın Hadîsi (Doyumsuzluk-Cesâret-Korkaklık Paralelliği)
Mevlânâ yine Mesnevî’de der ki bize ölçüp biçmek, tartmak, ölçmek, biçmek, kumaş ölçüp biçmek, onu alıp satmak bu yasaklanmadı. Bizde dünyâ sevgisi yasaklandı der. O yüzden bunu bilin. Allâh çünkü insanları dünyaya çağırmaz. Yûnus 10/25. Allâh kullarını emniyet ve huzur yurdu olan cennetine da’vet eder. Ve dilediğini doğru yola sevk eder. Sen normalde Cenâb-ı Hakk’ın bu fermanına uy. Sen kendini Allâh’a yönlendir. Sen Kur’ân ve Sünnet’e tabi ol. Ve Cenâb-ı Hakk’ın seni çağırdığı yer kendi cenneti kendi cemâlullâhı. O zaman bir kimse Allâh’ıydına bir çağrıda bulunuyorsa seni Allâh’a da’vet edecek kendisine değil. Seni Allâh ve Resûl’un yoluna da’vet edecek. Kendi yoluna değil. Bir kimsenin kendi yolu var ise o Kur’ân Sünnet değildir zaten.
Kur’ân Sünnet’ten başka yol yoktur çünkü ilâhî manada. Diğerleri hepsi de atıldır, batıldır, sapıktır. Yol dînî olarak Kur’ân ve Sünnet’in içindeyse doğrudur. Kur’ân ve Sünnet’in içinde değilse doğru değildir. O yüzden bu da’vet Allâh’ın daveti insanın ma’nevî bir arayışa yönelmesi, nefsini arındırması, temizlemesi ve Allâh’a yaklaşması bunun içinde Allâh’ı zikretmesi ve Allâh’ı çok sevmesi anlamına gelir. bu kimse nefsini arındıracak, Allâh’a yaklaşmanın yolunu arayacak. Bunun yolu da ne? Allâh’ı zikr. Bunun yolu ne? Farzları yerine getirip nafilelerle Allâh’a yaklaşmak. Çünkü Cenâb-ı Hak’ın daveti bu. Allâh başka bir yere da’vet etmez insanları. İnsanları doğruya da’vet eder, iyiliğe da’vet eder, haktan yana olmayı da’vet eder, hakikate da’vet eder.
Hatta der ki siz hakikatin de hakikatini arayınız. Yine Şûrâ 42/20. Kim âhiret menfaatini isterse onun mükafatını artırırız. Kim de dünyâ menfaatini isterse ona dünyada istediğinin bir kısmını veririz. Âhirette ise hiçbir nasibi yoktur. O zaman kim ahireti istiyorsa Cenâb-ı Hak onu artırır. Başka bir âyet-i kerimede kim Allâh yolunda gitmek isterse ona yollarımızı açarız. Kim mücâhede ederse ona yolunu açarız. Onun perdesini açarız. Onun kalbini açarız. Burada bunu anla. Onun dilini açarız. Onu bilmediklerini öğretiriz. Kim bildikleriyle amel ederse Allâh ona bilmediklerini öğretir. Kim Allâh’ı zikrederse Cenâb-ı Hak onun kalbine doğru ilhâm eder. Doğruyu ilhâm eder. Allâh bu konuda aciz değil.
O yüzden sen ahireti iste. Ahireti istemek ne demek? Allâh’ın cemâlini iste. Allâh’ın yolunu iste. Onunla beraber olmayı iste. Ve dünyâ menfaatini iste. Dünyâ menfaatini değil âhiret menfaatini iste. Ama o kimse de yönünü dünyaya çevirirse doymak bilmez. hadîs-i şerîf Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri insânoğlunun iki vâdî dolusu altını olsa üçüncüyü ister diyor. Dünyâ doyumsuzdur. Dünyanın peşinde koşanlar da doyumsuzdur. Eğer dünyânın peşinde koşuyor doyumsuz ya eğer o yönünü âhirete çevirirse âhirette de doyumsuz olur. Şimdi bir kimse şöyle düşünün. Dünyaya doyumsuzsa âhirete de doyumsuz olur. Dünyaya doygun ise ama bu böyle tembellikten kaynaklanan âhirete de tembel olur.
Dünyaya çalışkân olan âhirete de çalışkân olur. Dünyâlık cesarette olan âhirette de cesâret. Ahiretlikte de cesarette olur. Korkak olan dînî meselelerde de korkak olur. Ama ben bunu söylemem şimdi. Başım inşâ’allâh olur. Ama ben bunu söylersem maaşım keserim. Ama ben bunu söylersem soruşturma yaşarım. Ama ben bunu söylersem ceza öne girerim. Ama ben bunu söylersem millet beni sevmez. Onun korkuları farklı. O Allâh’tan korkmuyor. O Allâh’ı sevmiyor. O Allâh’a feda etmiyor kendini. Allâh bizim muhafaza eylesin. Allâh’a yönelen kimse bu dünyânın geçici zevk ve sefalarından aranır. Allâh’a yönelen bir kimse dünyânın süsüne kanmaz. Allâh’a yönelen kimse dünyânın arzusuna hevâ ve hevesine tabi olmaz.
Allâh’a yönelen kimse bu dünyâyı terk etmek manasına gelmez burada. Sakın buradandı bunu anlamayın. Buna en çok karşı olanlardan birisi benim. Biz annemizin terini yiyeceğiz. Elimizin emeğini yiyeceğiz. Önemli değil. Hamballık yapalım, hamballık yapalım. Biz kendi emeğimizi yiyelim. Hamballık yapalım. Ben bazen çalışmayacak olsam ben çalışmayacağım. Hayır. Ben 64 yaşındayım. Ben çalışıyorum da. Ben vergi mükellefiyim. Bağ-Kur emeklisi olmama rağmen ben vergi mükellefiyim. Çalışmaya devam ediyorum. Hiç kimseye şey’en lillâh dememek için çalışacaksın. İhtiyaçlarını kendin göreceksin. Dinin özü bu. Benim öğrendiğim dîn bu. Bir kendi işini de başkasına da yaptırmayacaksın. Birisi senin çantanı, birisi senin takkeni, kavunu taşımayacak.
Birisi senin cübbeni taşımayacak. Bu gösterişe giriyor.
Sûfî Hakka Yönelir, Gösterişten Uzaklaşır — 28 Şubat Şeyhler Toplantısında Cübbe-Kavuk Taşıyıcılar, Hz. Peygamber-Sahâbe Yalınlığı, Sûfînin Mâlî-Ma’nevî Yardımı ve Eziyete Katlanma
Şimdi Şeyhler toplantısında ben çok şey öğrendim. 28 Şubat’ta. Bir şeyh geliyor, bir Şeyh Efendi geliyor. Ondan sonra böyle onun başına taktığı takkeyi, kavuğu ne derseniz deyin. Birisi elinde böyle getiriyor. Cübesi dürülmüş vaziyette birisi elinde böyle getiriyor. Bir şeyhinin arkasından birisi böyle getiriyor. Toplantı nerede? Burada olacak değil mi? İçeri girmeleri yasak. İyi ki yasak yani. Kapıya kadar getiriyorlar bir de bakıyorlar. Bunu kime vereceğiz biz? İçeride bir şeyhler var, bir de halifeler var. Kime vereceğiz? Ver şeyhin eline. Ama o şeyh onu eline alır mı? Dedim Allâh Resûlü hiç eşyasını taşıtmadı dedim. Ben şeyhim her yerde mozgurum ben. Böyle çomak sokacağım bir şeye. Dedim verin eline.
Şeyh Efendi’nin kafasında takke zaten. Onun şeyi yok. Her şeyi onun sırtında. Haydarisi sırtında. Haydarinin üzerinde onun bir böyle paltom, paltoyla cübbe arası böyle bir kıyafeti var onun. Kendine münhasır. O sırtında tamam bitti. Kafasında bir sarık sarıya oturuyor. Bu kadar. Onun özel bir şeysi gitmiyor Şeyh Efendi’nin. Onun özel gidiyor. Yok. Senin yönün Hakka yönelikse bunlara ihtiyacın yok senin. İnsanları etkileme derdin yok senin. Sen Hakka yönel. Örnek ol. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri öyle davranmazdı. Hz. Ebû Bekr, Hazret-i Ömer, Hz. Osmân, Hz. Alî, Hazret-i Hasan, Hz. Hüseyîn hiç öyle davranmadılar. Sahâbeler hiç öyle davranmadı. Özel bir davranışa tabi olmadılar.
Allâh muhafaza eylesin. O yüzden o dünyânın şatahatından, şatâfatından, gösterişinden uzak durur Allâh’a yönelen kimse. Etraf bana hürmet etsin, hizmet etsin, benim lafımı dinlesinler. Allâh’a yönelen kimsenin böyle bir derdi yoktur. Yok tercih dursun bana te’mennâ etsin. Allâh’a yönelen kimsenin böyle bir derdi yoktur. Hatta ona özel bir davranışta bulunsalar o utanır, üzülür. Böyle bir şey istemez. Onun hesabı var der. Çünkü Müslümân’ın derdi Allâh’a yönelmek, Allâh’a yakın olmaktır. Allâh’a yakın olacak olan bir kimsenin dünyevî zevkten, sefadan, arzundan, istekten, dünyevî gösterişten, şatâhattan, şatâfattan uzak durur. İçi istemez onun. Onun kalbinde böyle bir istek yoktur. Gideyim şurada bir yemek yiyeyim, bir de self yapayım, herkese göstereyim.
Filanca marka kıyafet alayım, herkese göstereyim. Böyle bu Deccâlist kapitalist sistemin oyununa düşmez. İsrâftan uzak, şatâhattan uzak, şatâfattan uzak yaşar. O kendi kimlik ve kişiliğini geliştirir. Allâh’a olan yakınlığını geliştirir. Kendisini sûfîlik noktasında derinleştirmeye çalışır. Zaten derinleştikçe bu gördüğü dünyânın bir necis olduğunu hisseder, görür. Ve Allâh’a yaklaştıkça dünyânın gösterişinden, şatâhatından, şatâfatından uzaklaşır, ona acı verir. Onu rahatsız eder ve böylece Allâh onu kendine seçer. O nefsini terbiye etmekle uğraşıyor. Allâh’a yakın olmakla uğraşıyor. Allâh onun kendine olan yolunu açar. Yolumuzda mücâhede edenlere yolumuzu açarız. Âyet-i Kerîme, ona yolunu açar.
Bu sana ne alâkalı? O yüzden ve o kimsenin en önemli özelliği şudur. Allâh’a yakın olan insanın en önemli özelliği, etrafına faydalı olma yolunu seçer. Bir sûfî etrafına maddi ma’nevî faydalıdır. Maddi ma’nevî. Etrafına faydası yoksa bir kimsenin, çok özür dilerim, sûfîlikte gereksiz elemandır o. Çünkü sûfî etrafına faydalı olayım derken etrafın eziyetlerine de katlanır. Bizim yolumuz etrafın eziyetlerine katlanmak, ona şikayet etmemek, hatta o eziyete rağmen hala da faydalı olmanın yollarını aramaktır. Sen o eziyete katlanarak da nefsini tezkiye edersin. O eziyetleri öf demeden Allâh’a yakın olmanın yolunu bulursun. Senin eşin, çoluğun, çocuğun, arkadaşın, etrafın, dervîş arkadaşların muhakkak sana bir eziyeti dokunacak.
Sen onu sabrederekten yürüyeceksin. O yüzden dünyâyı terk etmek olarak algılanmasın. Bir kimse etrafına faydalı olacaksa mali yönü de iyi olacak, ma’nevî yönü de iyi olacak. Mali yönün de iyi olacak, ma’nevî yönün de iyi olacak. Mali yönün iyi olacak neden? Yardımcı olacaksın insanlara. Bir yoksulu doyuracaksın, bir çıplığa giydireceksin. Faydan olacak, ma’nevî yönün de kuvvetli olacak neden? Du’â edeceksin, insanları zikre da’vet edeceksin, İslâm’a da’vet edeceksin, güzel ahlâklı olacaksın. Örnek olacaksın insanlara. Önce eşin örnek olacaksın, önce çocukların örnek olacaksın. Önce yakın dairelerin örnek olacaksın. Dervîş kardeşlerinin örnek olacaksın, herkes örnek olacaksın. Örnek olacaksın.
Bunun için normalde bir iş yapan kimseye yardımcı olacaksın, çevrene, topluma yardımcı olacaksın. Onlara karşı duyarlı olacaksın, insanlara güzel sözle hitap edeceksin. Küs günleri barıştıracaksın, ondan sonra iyiliği emretceksin, kötülükten sakındıracaksın, nasîhat edeceksin. Hakkı hakîkati anlatacaksın çünkü derdi olan birisini dinleyeceksin. Sıkıntıda olan bir kimsenin normalde sıkıntısına merhem olmaya çalışacaksın. Dervîşlik böyle kenara çekil, sadece Allâh’ı zikret, ondan sonra ee etrafla hiç ilgin alakan yok. Öyle dervîşlik yok. İnsanların içerisinde yaşayacaksın, halkın içinde yaşayacaksın. Öyle çakarlı arabalar etrafında korumalar yok böyle bir şey. Sen siyâsetçi misin, dervîş misin?
Sen fabrikaları yöneten patron musun, dervîş misin ya? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin bir müddet önünde kılıç ustalığı olan Türkler önünde nöbet tutuyordu. Ta senin koruyucun biziz âyet-i kerimesi gelince kadar. O âyet-i kerîme geldi, Allâh Resûlü çadırdan kafasını çıkardı, bundan sonra hiç kimse benim çadırımda beni korumak için durmasın dedi. Bitti. Ağacın dibinde yatıyordu, hurma ağacının dibinde. Hurma ağacının dibinde. Hatta geliyordu, yavuydular, bakıyordu buranın reisi kimdir, buranın imamı kimdir, dediler ki Hazret-i Ebû Bekr’dir herhalde. Gittiler ona, dediler ki buranın reisi kim?
Kapitalist Deccâl Sistem Tenkîdi — Vakko Markası, Hayâl Pazarlayanlar (Instagram-Amazon-Trendyol-Yemek Sepeti), Trump-TikTok Sömürüsü; Dünyâ Âhiretin Tarlası, Mesleğinde Zirve Olmak
Çünkü o daha elbisesi şey, öbür günlerden farklı diğer sahâbelerden. Hazret-i Ebû Bekr Efendimizin hali vakti yerinde, Hazret-i Ömer’in yerinde, Hazret-i Osmân onlardan daha fazla. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin kıyafetine bakınca diğerlerden kıyafeti daha aşağıda. Öyle diyelim. öbür günler şimdi Özgür burada olsaydı en yüksek markayı sorardık. Şimdi o da Vakko derdi bize. Nerede Özgür, gelmedi mi daha, mesafet mi? Gelmedi mi? En meşhur erkek vakkosuna ne şimdi erkek markası? Oğlum Özgür kandırmış sizi lan. Özgür hepinizden zapt etmişsiniz, cebellez etmiş. Neyse Özgür şey yapmayalım şimdi Vakko diyelim. birileri vakkodan giyinmiş, öbürkü de benim gibi altı yıldızdan giyinmiş, orta marka değil mi?
Altı yıldız ne oluyor? Söyle söyle, öyle mi? Örnek şimdi nereye gidiyor? Şimdi Vakko’ya gidiyor. Gösteriş yerinde ya, şimdi de kapitalist sistem böyle yapmıyor mu size? Evet, öyle yapıyor. Hayali bir marka oluşturuyor. Aynı kumaş hemen hemen siz o hayâlî markayı alıyorsunuz. Hayali. Kapitalist sistem daha da hayaline koşturtuyor. Ne yapıyor deccâl kapitalist sistem? Başında kim var? Amerika var. Ne yapıyor? Örnekliyorum size şimdi. Instagram var, öyle değil mi? Ne üretiyor? Hiçbir şey. Hiçbir şey. Ama bütün üretenler malını oradan tezgâhlıyor, pazarlıyor değil mi? Peki. Adamlar Amazon kurdular. Ne üretiyor Amazon? Hiçbir şey. Bakın hiçbir şey üretmiyor. Dünyâ insanlığı körelmiş. Bunu görmekten uzak.
Trendyol ne üretiyor? Hiçbir şey. Yemek Sepeti, otur yemek sepetinden yemek söyle. Ne üretiyor Yemek Sepeti? Yemek mi yapıyor? Hayır. Hayır. Ama o yemek yapan kendini mecbur hissediyor. Oraya gidiyor üye oluyor, oraya para yatırıyor doğru mu? Oradan üç kuruş para kazanmak için. Adam oturuyor bir yazılımla hallediyor onu. Ne yaptı? Çin firması TikTok yaptı değil mi? Ne diyor şimdi? Trump. TikTok’u bize satacaksın diyor. Ne demek bu? Bütün dünyayı izliyor değil mi? Vay ulan gördün mü ya bak Trump, ondan sonra TikTok’u bana satacaksın diyor. Arkasını görmüyor. Arkası ne? Zulüm. Arkası sömürü. Sen de hayâl satıyorsun, o da bir hayâl satıyor. O da TikTok hayâlini kurmuş, bir sistem kurmuş. Bakın o da bir şey üretmiyor.
Ama dünyâ sistemini elinde tutan Deccalist sisteminin başındaki ABD diyor ki, bunu bana satacaksın diyor. Yoksa diyor sana nefes aldırmam. Bunu görmüyor insanlar. Zâlim bir sistem var ortalıkta. normalde şimdi Sûfî, Sûfî etrafına faydalı olacak. O zaman çalışacak, o zaman gayret edecek. O zaman ne yapacaksın? O zaman ne yapacaksın? O zaman ne yapacaksın? O zaman çalışacak, o zaman gayret edecek, o zaman mücâdele edecek. Etrafına faydalı olmak için. Ve insanlara, sadece insanlara da değil, hayvana, haşada, böceğe, yeşile, ota, çöpe, ne görürse görsün. Her şeye faydalı olacak. Bu faydalı olmakla dünyâyı terk etmenin arasında bir fark var. Biz dünyâyı terk etmeyiz. Biz dünyayı âhirete basamak yaparız.
Ve sen Allâh’a yakın olma yolunda gidiyorsan, dünyâ senin için bir araştır, amaç değildir. O zaman dünyayı araç yapmakla amaç yapmanın arasında fark var. Biz dünyayı bu manada ne yaparız? Araç yaparız. Ve o kimse mü’minlikte kemale erdikçe, artık dünyâ onun için âhiretin tarlası hükmünde olur. Dünyâ onun için âhiretin tarlasıdır. O yüzden özellikle söylüyorum. Dünyayı terk etmek yok, dünyâyı boşlamak yok. İşiniz varsa işinizi çok sıkı takip edeceksiniz. Dükkanı olan çok sıkı bir şekilde dükkanını açacak, işine bakacak. Ne iş yapıyorsanız çok disiplinli, çok ölçülü bir şekilde işinizi yapacaksınız. İşinize taviz vermek yok. Okulsa okuluna dikkat et. Düzgün çalış. İş yerine dikkat et, düzgün çalış.
Mesleğin var, mesleğine dikkatli bak, dikkatli çalış. Mesleğinde zirve ol, okulunda zirve ol. Ticaretinde zirve ol. Zirve ol. Desinler ki bu işi ancak bu güzel yapabilir. Bu muhteşem bir şey. Ama faydalı ol. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn.
Allâh Sırlarına Nasîb Olmayan Kütüğün İnlemesini Tasdîk Edemez — Yûnus Emre’nin «Sordum Sarı Çiçeğe» Misâli, Kabristan «Selâmün Aleyküm» Diyaloğu, Şeyh Efendi’nin «Ne Gördün?» Sorgusu ve Nakîbu’n-Nukabâ Hâtırası
Bir kimsenin Allâh sırlarına nasîb olmazsa, cemâ’atın dinlemesini nasıl tasdîk eder? bir kimse Allâh sırlarına nasîb olması lazım. bu cemâ’at dediği kütük o ağacın inlemesinden nasıl haber olacak? ma’nevîyâtın olursa olacak. ma’nevîyâtın olmazsa normalde ağacın inlemesini duyar mısın? Duymazsın. ma’nevîyâtın olmazsa sordum sarı çiçeğe, annem babam var mıdır? Çiçek dedi dervîş baba, annem babam topraktır. İyi Yûnus bunu söyledi. Sen sordun mu bir güle? Sen sordun mu hiç bir çiçeğe? Sen sordun mu hiç bir ağaca? Sen hiç bir böceğe sordun mu? Sen hiç bir kuşa sordun mu? Hiç bir yola bir diyaloğun oldu mu? Olmadı. Olmadıysa o zaman sen daha dervîş olmadın. Sen bir kabristana gittin de, selamun aleyküm, yaa aleyküm selâm dediğinde, aleyküm selâm dediyse sana, sen de bunu duyduysan dervişliğe adım attın.
Dervişliğe adım attın. Daha adım attın, yolun başındasın daha. Öyle uçma. Hemen ayaklarındaki ağırlıkları atma. Daha dur, daha dur, yol var daha. Neden? Ondan sonra sen daha onu bir de göreceksin. Önce sesi duydun. Sonra göreceksin onu. Sonra konuşacaksın. Yolun başı o da. Var hadîs-i şerîf bunlardan. Söylemiyorlar, anlatmıyorlar. Sebep? Kendileri bilmiyorlar çünkü böyle bir hali. Hazret-i Peygamber gördü mü, konuştu mu? Evet. Hazreti Ebu Bekir efendimiz gördü mü, konuştu mu? Evet. Hazret-i Ömer efendimiz kabristandaki ölen gençle konuştu mu? Evet. Bu yol açık. Herkes açık. Sen o sıra vakıf değilsin, o hale değilsin. Ve normalde kalbin o noktada zikrullâhla haşır neşir olmamış. Arınmamışsın.
Arınmayınca sen ma’neviyâtla boğun yok senin. Sen dervişli kafandaki sikkeden, üstündeki cübbeden ibaret sanıyorsun. Olsaydı diyor, alırdı mı üçe beşe Yûnus? dervîşlik böyle takkeyle, sikkeyle, cübbeyle olsaydı diyor, alırdı mı üçe beşe? Öyle değil ama. Şeyh Efendi Hazretleriyle bir kabristanın başına gitmeye herkesin ayakları titrerdi. Geri dururlardı. şeyhin kabristanın başında. Sen ne yapma geri duruyorsun? Olur mu olur? Soru verir çünkü Şeyh Efendi. Hiç yavaşı yoktur. Kabristanın başına gittin, Emîr Sultân Hazretleri hemen on bir ihlas, bir fatia, makamlara bağışlanır, üç tevhîd okutur. Fa’lemennahu lâ ilâhe illa’llâh, lâ ilâhe illa’llâh, lâ ilâhe illa’llâh, el Fâtihâ der. El Fâtihâ der.
Sen tabii şeyhin kabrin başında duruyor. Nereye ayrılacaksın? O böyle bulur. Anlat ne gördün der. Yandı keten elva. Direkt sorar. Hem de böyle dervîşlik taslıyorsa bir kimse husus ona sorar. Bizim arkadaşlarımızın öyle bir hali yok da dervîşlik taslama hali olurdu böyle. Kimisi böyle öne geçecek, önde oturacak. Sâlih gibi böyle önde oturmaz da halet ruhiyesi bozulur. Sâlih sana takılmayayım diyor. Kime takılayım? Tabii normalde herkes aslında bilir ya Şeyh Efendi’nin o halini. Böyle kaçabilirse kaçacak, gömecek kendini toprağın içerisine. Sorar ki, koca Nakîbu’n-Nukabâ da olsa sorar. Nakîbu’n-Nukabâ’ya sordu. Ne gördün dedi. Efendim bir şey görmedim dedi. Yaptığı mesleği söyledi. Mesleği ne?
Örnekliyorum Cevde şimdi beni yanlış anlamaz. motor tâmircisi değil mi? Motor da mı tâmir etmedin de. Öyle kimse cartınmasın. Şeyh Efendi’nin yanında. Direkt sorar. Sen gördün mü, görmedin mi diye sormaz. Eskiler bilir. Direkt. Ne gördün de. Görmedim efendim deyince. Nefsinizi uyuyorsunuz. Allâh’a zikrediyorsunuz. Dedikodu ediyorsunuz. seher vakti uyumakla dervîşlik ne olur derdi. Bitirir seni. Allâh bizi affetsin. O yüzden bu ma’nevî sırlar ancak o ma’nevî oğlunuza dair soruyor. O yüzden bu ma’nevî sırlar ancak o ma’nevî oğlunuya yürüyen kimseler de olur. Sen bu direğin ne dediğini o zaman duyarsın. O zaman evet duvara baktığında silüetleri görürsün. Bakmasan. Sâlih demen bir bak ben oraya baktım diyor o da bakıyor ne var.
Yok orada bir şey. Bugün Sâlih’ten görüldük. Şimdi Allâh’a yakın olursa o kimse ihlasla Allâh’a yönelirse o ma’nevî körlükten kurtulur. Sûfîlik ma’nevî körlükten kurtulma yoludur. Ma’nevî körlükten kurtulma. Bugünkü zaten İslâm dünyasındaki ben tasavvuf ehliyim. Ben sufiyim diyenlerin handikapı bu. Bu ma’nevî körlükten kurtulamamaları. Nefisle mücadeleleri yok. Allâh’ı çok zikretmiyorlar. Allâh’ı bütün varlığın üzerinde bir sevgi ile sevmeleri lazım. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine var olan insanların ve varlıktan daha fazla onu sevmeleri lazım. Bu şeyhimin nasihatıydı. Gördüğün insanlardan en fazla şeyhinizi seveceğiniz derdi. Gördüğün insanlardan en fazla şeyhinizi seveceğiniz derdi.
Millet şimdi Zâkir’ini severdi, yok Nâkib’ini severdi, yok eşinin dediği noktada gider eşini severdi, yok çocuğunu severdi, yok işini severdi. Ha böyleydi. Ben eskiden örnek vereyim şimdi, yeniden örnek verip de insanları gömmeyeyim şimdi. Derdi ki Şeyh Efendi, oğlum eşini sevdin, eşini bari rüyanda gör. Öyle ya. Demek eşini sevmesi de doğru değil. hakîkat noktasında eşini de sevmiyor, çocuğunu da sevmiyor. Sevse rüyasında görecek. Neyi seviyorsan rüyanda onu göreceksin. Hiçbir şey görmüyorsun, hiçbir şey sevmiyorsun o zaman. Allâh bizi affetsin. O yüzden bu cansız varlıklarda, biz cansız olarak görüyoruz ya, kurumuş kütük, hurma kütüğü, direk taş, masa, toprak, oh bu, etabımızda her ne var ise, bunlar da Allâh’ı zikrederler.
Cansız Varlıkların Allâh’ı Zikretmesi — İsrâ 17/44 ve Hadîd 57/1 («Göklerde ve Yerde Ne Varsa Allâh’ı Tesbîh Eder»); Kelime-i Tevhîdden Allâh Esmâsına Geçiş, Kuş-Ağaç-Koltuk-Yastık Senfonisi, Hz. Alî Radiyallâhu Anh’ın Kalbe Vahy Vurması ve İlm-i Ledün
Kur’ân-ı Kerîm’de İsrâ Sûresi âyet 44, 7 gök, yer ve bunlarda bulunanlar onu tesbîh eder, onu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbîhlerini anlayamazsınız, duyamazsınız. Neden? Bütün varlık tamamıyla Allâh’ı zikreder. Allâh’ı zikreden bir şey kesildiyse o yokluk alemine gönderilir. İnsanlar ve cinliler harici. Bir de yokluk âlemi vardır. Adı sanı yok, bitti. Öbür türlü cansız gibi görünen bütün varlıklar Allâh’a kuldur. Biz onu cansız olarak görüyoruz. Doğru bir ruh ona üflenmemiş, insanlara üflendiği gibi. Biz onu cansız görüyoruz, o canlıdır. O Allâh’ı zikrediyor, o tesbîh ediyor. O insanı zikrediyor, o tesbîh ediyor kendi lisanıyla ve insan bu hakikatik kavrayabilmesi için insanın o kimsenin Allâh’a yakın olması lazım.
Burada benim dönüp dolaştığım yıllardan beri söylediğim tek şey var. Allâh’ı çokça zikredin. Dönüp dolaştığım, söylediğim tek bir şey var. Hiç kimsenin kalbini kırma, incitme. İnsanlara bir zararın dokunmasın. Hele dervîşlere hiç dokunmasın. İnsanlara zararın dokunmasın. Hele dervîşlere hiç dokunmasın. Dilini dervîşlerden uzak tut. Sonra yıllardır ben neden körüm, benim neden açılmadım? Adam daha dün geldi bak Peygamber Efendimiz’i gördüğünü söylüyor. Yok ya yalan söylüyor bu ya. Ya görmemiştir de o gördüğünü zannediyordur. Yok ya hayâlî hakîkat zannediyor. Bu kim bunu görecek? Böyle diyenlerden olursun sonra. Yıllardır biz onları da dinliyoruz. Sen yakın olmanın yolunu ara. Cömert ol, uykudan fedakarlık et, rahat yaşamaktan fedakarlık et.
Allâh yoluna hizmet et. Senden para isteyen yok, pul isteyen yok, makam isteyen yok, müekkü isteyen yok. Bir şeyin ucundan tut, bir arkadaşına nasîhat et. İyi insan ol, iyi insan. Bütün Peygamberler iyi insan yetiştirmek için gönderildiler. Çünkü iyi insan Allâh’ı tanır ve bilir ve Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları onda tecelli eder. İyi insanda, kötü insanda tecelli etmez. Senin dilin kötü olmasın, kulağın kötü olmasın, gözün kötü olmasın, elin ayağın uzunların kötü olmasın, kalbin kötü olmasın. Olsun seni saf yerine koysunlar, boş ver. Allâh bizi muhafaza eylesin. Ve bütün varlıklar Allâh’ı zikreder. Bunu bil. O yüzden taşa zulmetme, ota zulmetme, ağaca zulmetme. O yüzden herhangi bir eşyayı zulmetme.
Arabayı itinalı kullan, telefonunu itinalı kullan, bilgisayarını itinalı kullan. Onlar da Allâh’ı zikrediyor. Parasını ben verdim ya, öyle deme. Allâh’ın verdiği ni’mete nankörlük etme. Her şeyi yerli yerinde düzgün kullan. Yerli yerinde düzgün. Her şeyi. Sen çok affedersin, merkebe atlık yükünü yükleme, zulmedersin. Sen çok affedersin. Senin araban ne? Binek. Onunla inşaata beton taşıma. Arabaya zulme diyorsun. Evet. Bu ne? Bilgisayar. Yük taşımak için değil, birisinin kafasına vurmak için değil. Bilgisayarı bilgisayar gibi kullan. İtinalı kullan. O da Allâh’ı zikrediyor. Sen zikretseydin bilgisayarın da zikrettiğini duyardın. Sen zikretseydin mouse’un da zikrettiğini duyardın. Masanın da zikrettiğini duyardın.
Elbisenin de zikrettiğini duyardın. Senin giydiğin zikrettiğin için giydiğin gömleğin de zikrettiğini görürdün, duyardın. O gömleği atamazdın. Atamazdın. Atamazdın o ceketi sen. O ayakkabıyı atamazdın. O eşyayı atamazdın sen. Onun zikrini duysaydın. O yemeğin zikrini duysaydın atamazdın çöpe. O ekmeğin zikrini duysaydın çöpe atamazdın. Çöpe atıyorsan senin kalbin harekete geçmemiş. Senin kalbin harekete geçmemiş. Sen Allâh’ın verdiği nimetlere nankörlük eden bir nankörsün. Sen nankörlerdensin. Açık net. Hamd edenlere nimetlerimizi artırırız. Zikredenlerin yolları açılır. Hamd edenlerin ni’meti artar. Mücâdele edenlerin yolları açılır. İyi insanların yolları açılır. Cömerd insanların yolları açılır.
Faydalı insanların yolları açılır. Evet. Evet. Allâh’ı seven insanların yolları açılır. Dilinde küfür, hakaret. Yüzünden düşen mahkeme duvarı gibi. Sen iyilik bekle. Bekleme. Sen önce yüzünü tebessümle et. Sen önce bir asık surattan kurtul. Suratsız. Senin asık suratına Cemalullah tecelli eder mi? Etmez. Neden asık suratlısın? Kalbin çünkü mutlu değil. Mutsuzsun. Senin kalbin Allâh tecelli eder mi? Etmez. Etmez. Mutsuz kalp, nankör kalptir. Mutsuz kalp, Allâh’ın vermiş olduğu nimetlere hamd etmeyen nankörün kalbidir. O yüzden yüzü gülmez onun. Ona bütün dağı indirsen önüne gene mutsuz o. Daha önüne gelse aha bunun bir tane ağacı eksik ya der. Ağacı koysan bakar bakar bir tane dalı eksik bunun ya der.
Böyle olur mu ya der. Evet o bir şey bulur orada. Mutsuz çünkü. elhamdülillâh çayımız var ya. Öbür kür der ki üzerinden içilmiş bunun yarım. Hamd et ya. Mutsuz. O yüzden bütün varlık Allâh’ı zikreder. Sen o varlığın zikr sefînesine katıl. Sabahleyin kalk gözün kapansa dahi namâzını kıl. Lala ilallah de biraz. Biraz tevhîd çek. O varlığın sefanesini hatırla. Dinle. O kuşlar cıvıl cıvıl hepsi de ayrı bir esmâda. Ağaçlar ayrı esmâda. Oturduğun koltuk ayrı esmâda. Koltuktan sıçrarsın. Halı ayrı esmâda. Ayrı esmâda. Yatak orada duruyor ayrı esmâda. Üzerinde yorgan ayrı esmâda. Yastık orada duruyor ayrı esmâda. Âh. Sen tevhide devam et. Aldanma. Ulan yastık ya hu çekiyor bende hu çekiyor. Sen müstahidin tevhîd demiş tevhide devam et.
Nefsine uyma. O semfoniye katıl. O semfoniden uzak durma. Bir çift daha ileri gideceksin içsel olarak. Bakacaksın ki hücrelerin de Allâh’ı zikrediyor. O biraz daha ileri. Bakacaksın sen normalde lâ ilâhe illa’llâh lâ ilâhe illa’llâh lâ ilâhe illa’llâh diyorsun ya. Kalbinde bir Allâh sedası. Allâh. Allâh. Ses nereden geldi ya? Âh. Devam ediyor. Bu ses nereden geldi diyorsun sen? O devam ediyor. Allâh Allâh. O zaman anlıyorsun «bir ben var benden içeri» dediği o. Âh. Sen lâ ilâhe illa’llâh lâ ilâhe illa’llâh lâ ilâhe illa’llâh lâ ilâhe illa’llâh bitiyor. Allâh lâ ilâhe illa’llâh Allâh. Nasıl takılıp gittiniz bak? Öyle takılır ki dersin ve dersin ki bütün varlık onu zikrediyor. Bir bakmışsın, semfonyaya bütün hepsi de katılmış.
Pencerene konan kumruda aynı esmâda, lâ ilâhe illa’llâh Allâh. O da sallanıyor böyle. Bakıyorsun camın kenarına toplamışlar. Esmâ devam ediyor. Biraz daha dinginleş. Ağaçların zikrini duy. Biraz daha dinginleş. Âh! Etrafında melekler var. Onlar da aynı zikrini yapıyor. Biraz daha dinginleş. Aa! Sarıklılar gelmiş. Biraz daha dinginleş. Daha farklı cemâ’at toplanmış. Biraz daha dinginleş. Aa! Bu kim? Bu farklı bir kimse. Aa! Bu Hz. Alî, radiyallâhu anh Hazretleri kalbine vahy vurdu. Öyle vermez o. Vurur. Hıh! Kendine geldin. Esmâ devam ediyor. Allâh lâ ilâhe illa’llâh Allâh lâ ilâhe illa’llâh. Ardından geliyorsa ne âlâ? Gelmedi, orada kaldı. Yan Allâh dön âlâ. Hadi göreyim seni ertesi sabah sen semfonyaya katılma.
Ertesi sabah bekliyorsun artık yine. Onu yakalamanın derdindesin. Acemisin ya. Acem olduğundan aynı şeyin bir daha olacağını düşünüyorsun. Onu ilk defa yakaladın çünkü. Bir daha öyle vurmaz onun âdeti öyle değil. O esnada nereye gittin gittin. Ne oldu oldu bir daha aynısı olmaz. Sen ama onu yakalayacağım diye uğraşırsın. Aynısını yakalayamazsın o aynı şekilde tecelli etmez hiç. Hiçbir şey. O yüzden nereye bakarsan bak. Varlığın hangi derecesine çıkarsan çık. Her şeyi onu zikreder. Her şey. Ve sonra âyet-i kerîme güm vurur sana. Âyet-i kerime vurur. Nedir âyet-i kerîme? Hadîd süresi âyet 1. Göklerde ve yerde ne varsa Allâh’ı tesbîh etmektedir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hüküm ve hikmet sahibidir. Hikmet nedir? İlmin özüdür. Hikmet ilm-i ledündür. Onun sâhibi Allâh’tır. Ve o sufinin kalbine lazım olacak kadarını verir. O hikmet deryasından bir damla lazımsa bir damla, bir kaşık lazımsa bir kaşık, bir kova lazımsa bir kova onun kalbine verir. Çünkü hikmet sâhibi olan Allâh’tır. Mülkün sâhibi Allâh’tır. Varlığın sâhibi Allâh’tır. Mananın sâhibi Allâh’tır. Zahirin sâhibi de Allâh’tır. Zahirin sâhibi de Allâh’tır. Senin de sahibin Allâh, benim de sahibim Allâh’tır. Her şey Allâh’ın hükmü dairesindedir. Biz kulluk yaparız. Allâh bizi onlardan eylesin.
Mu’cizelere ve Kerâmete İnkâr Müşrik Hâlidir — İbrâhîm AS Ateşinin «İsrâ’îliyât» Bahanesiyle İnkârı, Mûsâ AS Deniz Yarılması, Şakk-ı Kamer Mu’cizesi; İmâm-ı A’zam Fıkh-ı Ekber’inde Mu’cize ve Kerâmet Îmân Rüknüdür
Ve bu ma’neviyâtı olmayan kimseler bu ma’nevî olgunluğa erişmeyen, bu tip böyle ma’nevî tecellilere mazhar olmayan kimseler, Hz. Peygamberlerin üzerindeki mu’cizelere de karşı çıkarlar. Çıkıyorlar ya televizyonlarda. böyle bir şey var oldu mu olmadı. İsrâ’îliyât’tan ya. Tabi ya ateş yakmaz mı? Ne alakası var? İbrâhîm’i yakmamış. İsrâ’îliyât kardeşim o şeyde de ne o? İmkanın İncîl’den önceki Tevrât’ta da öyle geçiyor. İsrâ’îliyât çünkü. Evet kulağımda dinliyor. Ya bu Peygambere verilen mu’cize kardeşim. Âyet de sabit. Bu İsrâ’îliyât’tan dediğin zaman âyeti inkâr ediyorsun. Ateşi başka bir yöne çevireceğim diye uğraşıyor. Şimdi ateşi yakmadı dese kabul etmiş olacak ama ateş yakmadı. Onu öyle kabul etmeyecek.
Bakalım ateş miydi o? Ya sende o hal yok. Sen körün körüsün. Sen ilâhiyât profesör olmuşsun ama körsün. Bildiğin körsün. Sen İbrâhîm’in, İbrâhîm’e ateşin yakmadığını inanabilecek imana sâhib değilsin. İlâhiyât profesörüsün o imana sâhib değilsin. Mûsâ deniz yarıldı Mûsâ içinden geçti kendine inananlarla beraber. Yok o deniz söylemiydi de yok deniz çekiliyordu da yok git gel de esnasında yürüdü de Allâh seni bin kere kahretmesin ya. Kahretsin demeyeyim şimdi. Bizi ilgilendirmiyor. Ya buna gerek yok ayetle sabit. Ayetle sabit. Aynısını Peygamber efendimiz’e de yaptılar müşrikler. Yapmadılar mı yaptılar? Şimdi bu Hannâne direğinin ağlamasını müşrik kabul eder mi? Git kabul etmez der ki ya direk ya.
Ama müşrikler şunu diyorlardı bu büyücü. Mekke’de en büyük Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. üzerinde tecelliden mu’cizelerden birisi vardı ayın yarılması (şakk-ı kamer) değil mi ikiye bölünmesi. Ne dedi müşrikler? Dediler ki bu Muhammed’in büyüsü göklere de ulaşıyor. O kadar bir büyücü ki göğe de bunun büyüsü ulaşıyor. Biz de öyle gördük dediler. Kabul etmedi. Neden? Kalpleri kör çünkü. Bir kimsenin kalbi körse mucizeye de inanmaz keramete de inanmaz. Kalbi kör. Maneviyatı yok çünkü. Maneviyatı olmuş olsa evet ya kerâmet vardır haktır da. İmâm-ı A’zam’ı okusa, Fıkh-ı Ekber’i okusa, Peygamberlerde mu’cizeler haktır, Allâh’ın velî ve evliyâlarında da kerâmet haktır. Ona inanmak gerekir.
Îmânın rükünlerinden birisidir bu. Ama onu da kabul etmez adam. Neden? Çünkü maneviyatı yok. E bunları da anlatan da yok zaten. Bunu anlattığın zaman sosyal medyada hedef tahtasındasın. Tabi sohbeti dinliyor oturduğu yerde bakıyor neresinden ne çıkarayım Mustafâ Özbağ diye. Hiçbir şey bulamasa altına bir şey yazıyor. Doğrum yanlış mı önemli değil. Ya körsün. Ben körsün deyince de kızıyor. Körsün kardeşim. Var mı ma’nevî halin? Yok. Siz delisiniz diyor. Evet deliyiz diyorum sana göre biz deliyiz. Bana göre sen akılsızsın. Akılsızlık ayrı delilik ayrıdır. Cahil cühelâ insan akılsızdır. Allâh bizi affetsin. O yüzden bu tip müşrikleri anlatıyoruz şimdi Hz. Mevlânâ. Diyor ki evet der ama yürekten değil. o kimse böyle cemâ’atın inlemesini nasıl tasdîk eder?
Etmez. Ama diyor evet der ama yürekten değil kendisine münâfık demesinler diye. Tasdik edenlere uyar. Zahiren tasdîk eder. Kalben tasdîk etmiyor yani. Neden? Şimdi münâfıklık iki şekildedir. Bir amelde münâfıklık vardır. İki akāidde inanmada münâfıklık vardır. ibâdette münâfıklık bellidir. O kimse namâz farz ama ben kılamıyorum kardeşimden. Amelde münâfıklık. Onlar konuştuklarında yalan söylerler. Emanete hıyânet ederler. Verdikleri sözü yere getirmezler. Üç tane den üç tane veya bazı adı şeriflerde dört tanedir. Bunlardan birisi üzerinde varsa üzerinde onun münâfıklık alamet vardır. biz yine münâfık diyemeyiz onu. Münâfıklık alameti var onda. Bu amelde münâfıklık. Bu ameli. bazen yalan kaçırıyor.
Veya bir söz veriyor. Sözünde durmuyor. burada söz veriyor kapıdan dışarı çıkıyor. Ben orada söz verdim. Mecbur kaldım diyor. Sözünde durmuyor. burada söz veriyor kapıdan dışarı çıkıyor. Ben orada söz verdim. Mecbur kaldım diyor. Sözünde durmuyor. Veya aynı şey dergahlarda da oluyor. Selâmün aleyküm aleyküm selâm. Ben ders almak istiyorum. Kardeş bizim yolumuz zor. Bak sıkıntılı bir yoldur bizimki. Başını yakarsın. Şöyledir ben gideceğim yolu al ders sana. Dışarı çıkıyor yandıkını dekiyor. Ya aldım ders ama diyor. Kalbim benim mutmain değil diyor. Kapının önünde daha diyor. Allâh bizi affetsin. Veya bir söz veriyor. Ders alıyorsun. Söz veriyorsun. Sen o sözü ölünceye kadar tutacaksın. Ya söz verdin ölecek ya sen öleceksin.
Ölüm ne söz bitti. Ama yok ben ölünceye kadar dediysen duracaksın orada durdun yerde. Ama elde münâfıklık sözünde durmamak. Ama elde münâfıklık sözünde durmamak. Ama elde münâfıklık sözünde durmamak. Ama elde münâfıklık sözünde durmamak. Ama elde münâfıklık sözünde durmamak. Ama elde münâfıklık emânete hıyânet etmek. Ama elde münâfıklık yalan konuşmak. diyor ya Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyorlar. Ümmetin içki içer mi içer diyor. Kumar oynar mı oynar? Zina eder mi eder? Yalan söyler mi? Asla diyor. Ümmetim yalan söylemez. Bak yalan söyler mi? Asla. Bak yalan söyler mi? Asla. Ooo Şedid E şimdi bunlar amelle alâkalı İtikatla alâkalı olan var.
Münâfıklığın İki Türü: Amelde ve İ’tikādda — Bakara 2/8-10, Nisâ’ 4/142-145; Yalan-Hıyânet-Sözünde Durmamak ile Gösteriş İçin İbâdet; Süleymâncı/Fethullâhçı Tekke Misâli ve Tekstilcinin Zekât Pankartı (Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel)
Bakara âyet 8’den 10’a kadar İnsanlardan öyleleri vardır ki biz Allâh’a ve âhiret gününe îmân ettik derler. Oysa onlar mü’min değildirler. Allâh onların kalplerine hastalık vermiştir ve onlara büyük bir azap vardır. İtikatta münâfıklık Nisâ’ âyet 142 Şüphesiz ki münâfıklar Allâh’ı aldatmaya çalışırlar. Oysa Allâh onları aldatmaktadır. Onlar namazda tembelce davranır. Sadece insanları gösteriş yapmak için ibâdet ederler. İtikatta münâfık Gösteriş için ibâdet ediyor. birine bir sadaka edecek gösteriş için sadaka veriyor. Birine bir şey yapacak gösteriş için yapıyor. Ben hep anlatıyorum. Câfer’le tekkenin bahçesinde oturuyoruz. Böyle cumartesileri kısa istişâreler yapıyoruz. Bizim mutadımızdır o.
Her cumartesi kısa istişaremiz olur bizim. Birisi böyle tekkenin içine sanki oranın sâhibi gibi girdi. Câfer dedim bu kim? Bu dedi mahalleden birisi. Dedim bunda neden gibi bir şey almadın değil mi dedim hayır dedi. Teklif etti ama dedi ben almıyoruz dedim. İyi yapmışsın dedim. Adam buranın sâhibi gibi girdi içeri dedim. Böyle Câfer’le konuşuyoruz. Nefret ettiğim şeydir birisinin kibirli davranması. Kibir Allâh’a yakışır başka hiç kimseye değil. Bu geldi. Mahzûn önünde durdu. Selâmün aleyküm, aleykümselâm. Ben bu adamdan şikayetçiyim dedi. Câfer’e gösterdi. Ben de şikayetçiyim dedi. Ne oldu ki dedim. Ben dedi. Süleymâncılara yardım ediyorum. Fethullâh Gülencilere yardım ediyorum. Şunlara yardım ediyorum, bunlara yardım ediyorum.
Hepsi de gelirler benden dedi. İsterler dedi. Hepsine de veririm dedi. Böyle dedi bu almaz dedi ben şimdi. Evet dedi bu olmadı dedi. İş böyle şey oldu hani. Aklıma gelen şey oldu. Yolun başında söylediğim söz oldu. Verirlerse almazsak kolumuz kopsun. İstersek dilimiz kopsun diye. Dedim Mustafâ Özbağ kendine tenakuza düşme. Sen dedim bir şeyler al buraya getir dedim ben şimdi ona. Bak dedi hoca söyledi dedi. Ondan sonra bak dedi getireceğim dedi. Câfer de tamam dedi. Bak dedi beş kilo çay beş kilo şeker getireceğim dedi. Aklımda kalan bu Câfer öyle miydi? O da matah bir şey getirecek sanki. günde o zaman için Allâh’u Alem on kilo çay on kilo şeker zaten gidiyordur. Bir de herkes ondan gelip bir şey istiyor.
Kendi kendime durdum. Dedim Cenâb-ı Hak’a hamd olsun hiç kimsenin hiçbir şey istemiyoruz dedim. Yoksa bunun da diline düşeceğiz biz. O gidecek Süleymâncılara diyecek. Ben diyecek Mustafa Özbağ Efendi tekkesine de yardım ediyorum. Hoş demiştir de zaten o. Tabii gösteriş için ibâdet etmek. Gösteriş için cömertlik yaptığını göstermek. Gösteriş için zekât dağıtmak. Kamyonun önüne yazıyor. Bilmem ne tekstil zekâtıdır. Tabii kamyon nereye gidiyor? Onun köyüne gidiyor. Gırgırgırgırgırgırgırgır. Bir de videoya çekiyor onu. Bir de bana gösteriyor. Hocam diyor köye zekât dağıttık diyor. Bak bak bana gösteriyor. Teksilciler meşhurdur Fırsat’a ki. Ona bakıyorum. Bu zekât olmamış dedim. Nasıl dedi? Kardeş sen dedim burada gösteri yapmışsın dedim.
Bu dedim zekât değil. Sen dedim şan şöhret yapmışsın köyde dedim. Havan atmışsın sen dedim. Türbünler oynamışsın dedim. Bu kaldı. Tabii yazdırmış filanca tekstil. Tabii filanca tekstil altına da ismini yazdırmış. Bildiğiniz pankart yazdırmış ya adam. Kamyonun önüne. İsmini de yazdırmış köye göndermiş adam. Bu gösteriş için ibâdet oluyor dedim. Sen türbünler oynamışsın. Dedim kamyonu gönderecektin oraya. Gece dağıttıracaktın dedim. Oradan dedim. Oradan dedim fabrikadan on tane de eleman alacaktın dedim. Onlara da bir de ayrı yeten dedim. Mesai verecektin. Gece kapılarını dağıttıracaktın dedim. Baktı şimdi bu. O zaman adın sanın duyulmayacaktı ama dedim. Adın sanın duyulmayacaktı. O yüzden gösteriş için ibâdet eden kimse o amelde değil i’tikādda münâfık.
Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. İnsanlardan öylesi vardır ki diliyle îmân ettiğini söyler ama kalbiyle îmân etmemiştir. Buhârî ve Müslim. Şimdi bu münâfık gönüllüler bu tip kerametlere, mu’cizelere, bu tip olağanüstü hallere inanmazlar. İnanıyormuş gibi gösterir. Dervişlerin arasında da vardır bu. Mesela birisine bir kerâmet anlatır. Anlat bakayım. Ya bu yaşamamıştır öyle bir şey. Bu olmamıştır öyle bir şey. Der. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Münafıklar cehennemin en alt tabakasındadır. Nisâ’ âyet 145. Kıyamet günü insanların en şiddetli azaba uğrayacak olanları münafıklardır. Ahmed b. Hanbel. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn.
Kaynakça
- Hannâne Kütüğü Mu’cizesi (Re-Cap): «Hannâne Direği’nin inlemesi ve Hz. Peygamber’in onu cennete dirilmek üzere gömmesi» — Buhârî, “Cum’a” 26 (Hadîs no: 918); Buhârî, “Menâkıb” 25 (Hadîs no: 3584); Tirmizî, “Cum’a” 10 (Hadîs no: 505); Tirmizî, “Menâkıb” 6 (Hadîs no: 3627); İbn Mâce, “İkāmet” 199 (Hadîs no: 1414); Dârimî, “Mukaddime” 6 (Hadîs no: 39-43); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/249-251, 363; 3/226, 295, 306; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; Aynî, Umdetü’l-Kārî; «Beytim ile minberim arasında bir cennet bahçesi vardır» — Buhârî, “Fadlü’s-Salâti fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne” 5 (Hadîs no: 1196); Müslim, “Hac” 502-503 (Hadîs no: 1390-1391); klasik delâ’il — Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve 6/65-72; Kādî ‘İyâz, eş-Şifâ; Suyûtî, el-Hasâ’isü’l-Kübrâ; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Mesnevî 2120: Tebliğde Ücret Yoktur — Yâsîn 36/21 ve Habîb-i Neccâr Marangoz: Mesnevî beyit 2120 («Bunu duy da bil ki Allâh kimi kendisine da’vet ettiyse o kimse bütün dünyâ işlerinden vazgeçmiştir; kim Allâh’tan tevfîka mazhar olursa o âleme yol bulmuş, dünyâ işinden çıkmıştır») — Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Şerîf, I. cilt; klasik şerh — Sarı Abdullâh Efendi, Cevâhirü’l-Bevâhir; İsmâ’îl Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Mesnevî; Ankaravî, Mecmû’atü’l-Letâ’if; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «peygamberlerin tebliğden ücret almaması» — Hûd 11/29, 51 (Nûh AS); Şu’arâ 26/109, 127, 145, 164, 180; En’âm 6/90 («kul lâ es’elüküm ‘aleyhi ecran»); Sebe’ 34/47; Sād 38/86 («kul mâ es’elüküm ‘aleyhi min ecrin»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 9/26-30; «Yâsîn 36/13-21 — Habîb-i Neccâr (Antâkıyalı Marangoz)» — Yâsîn 36/13-29; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 15/9-22; klasik kasas — İbn Kesîr, Kasasü’l-Enbiyâ; «Hanefî’de namâz kıldırma ücreti» — klasik fıkh: Serahsî, el-Mebsût; Kâsânî, Bedâ’i’; İbn ‘Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; «Hutbenin Hz. Muhammed Mustafâ makamı oluşu» — klasik şerh: Ali el-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Dünyâyı Terk Etmek Değil, Dünyâ Sevgisini Terk Etmek: «dünyâ sevgisi her hatâ’nın başıdır» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 7/338 (Hadîs no: 10501); klasik şerh — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/412; «Yûnus 10/25 — emniyet ve huzur yurduna da’vet» — Yûnus 10/25 («va’llâhu yed’û ilâ dâri’s-selâm, ve yehdî men yeşâ’u ilâ sırâtın müstakīm»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; Kurtubî 8/322-326; «Şûrâ 42/20 — âhiret-dünyâ menfa’ati» — Şûrâ 42/20 («men kâne yürîdü harse’l-âhireti nezid lehû fî harsih»); klasik tefsîr — Râzî; «iki vâdî dolusu altın hadîsi» — Buhârî, “Rikāk” 10 (Hadîs no: 6436-6440); Müslim, “Zekât” 116-119 (Hadîs no: 1048); Tirmizî, “Zühd” 28 (Hadîs no: 2335); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/199-260 (“Zemmü’d-Dünyâ”); İbn Ebî Dünyâ, Zühd; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Sûfî Hakka Yönelir, Gösterişten Uzaklaşır — Sahâbe Yalınlığı: «Hz. Peygamber-Hz. Ebû Bekr-Ömer-Osmân-Alî sahâbenin gösterişten uzak yaşayışı — eşyâlarını taşıttırmamaları» — İbn Sa’d, et-Tabakāt 1/371-380; İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye; Şemâ’il-i Tirmizî, “Bâbü’l-Libâs” (Hadîs no: 53-77); klasik şerh — Münâvî, Şerhu’ş-Şemâ’il; «”Te’mennâ” yapanlara karşı Hz. Peygamber’in tepkisi» — Buhârî, “Edeb” 84 (Hadîs no: 6132); Müslim, “Edeb” 17-18 (Hadîs no: 2161); klasik şerh — Nevevî, el-Ezkâr; «Sûfînin maddî-ma’nevî hizmeti — eziyete katlanma» — klasik tasavvuf: Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’l-Hidme”); İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; «sılatu’r-rahm ve nâfile sadakalar» — klasik fıkh-tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/132-150; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Kapitalist Deccâl Sistem Tenkîdi — Hayâl Pazarlayanlar: «hayâl ve gösteriş üzerine kurulu sistemi» — modern Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin doğrudan teşhîri (Vakko-Instagram-Amazon-Trendyol-Yemek Sepeti-TikTok-Trump örnekleri); klasik temel — Necmeddin Erbakan, Adâlet; klasik akāid-tasavvuf — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; «sömürü ve faiz tenkîdi» — Bakara 2/275-281 («e’lleziyne ye’külûne’r-ribâ»); Âl-i İmrân 3/130-132; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; «iktisâd ve israf yasağı» — Furkān 25/67; A’râf 7/31; İsrâ 17/26-27; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ; «dünyâ-âhiret tarlası ilişkisi» — klasik akāid: Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/412 (“ed-dünyâ mezra’atü’l-âhire”); İmâm Rabbânî, Mektûbât; «mesleğinde zirve olmak» — Hadîs-i Şerîf: «Allâh sizden birinin işini sa’âtle yapmasını sever» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 4/333 (Hadîs no: 5312); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Allâh Sırlarına Nasîb — Yûnus Emre, Kabristan Diyaloğu ve Şeyh Efendi’nin Sorgusu: «Yûnus Emre — Sordum sarı çiçeğe» — Yûnus Emre Dîvânı; klasik şerh — Abdülbâki Gölpınarlı, Yûnus Emre Dîvânı; «Yûnus Emre — Dervîşlik takkeyle, sikkeyle, cübbeyle olsaydı» — Yûnus Emre Dîvânı; «Hz. Peygamber-Hz. Ebû Bekr-Hz. Ömer’in kabir ehliyle konuşması» — Buhârî, “Cenâ’iz” 86-87 (Hadîs no: 1377-1379); Müslim, “Cennet” 76-77 (Hadîs no: 2870-2871); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/126; «Hz. Ömer’in Bedir kuyusundaki müşrik cesetlerine seslenmesi» — Buhârî, “Megāzî” 8 (Hadîs no: 3976); Müslim, “Cennet” 76 (Hadîs no: 2874); «Allâh velîlerinin kabir ehliyle keşf yoluyla konuşması» — klasik tasavvuf: İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; Sülemî, Tabakāt; klasik delâ’il — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; «Nakîbu’n-Nukabâ tertîb-i âdâbı» — klasik tarîkat: İmâm Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Cansız Varlıkların Allâh’ı Zikretmesi — İsrâ 17/44, Hadîd 57/1 ve Hücre Senfonisi: «göklerde ve yerde ne varsa Allâh’ı tesbîh eder» — İsrâ 17/44 («tüsebbihu lehü’s-semâvâtü’s-seb’u ve’l-arzu ve men fîhinne, ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi-hamdihi velâkin lâ tefkahûne tesbîhahum»); Hadîd 57/1 («sebbeha lillâhi mâ fî’s-semâvâti ve’l-arzı, ve hüve’l-azîzü’l-hakîm»); Cum’a 62/1; Saff 61/1; Haşr 59/1, 24; Tegābün 64/1; Nûr 24/41; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 10/263-269 (İsrâ); 17/231-237 (Hadîd); Beydâvî, Envârü’t-Tenzîl; «cemâdâtın hakîkatte zikri ve hücrelerin Allâh esmâsı» — klasik tasavvuf: İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/293; klasik akāid — Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Sa’düddîn Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; «kelime-i tevhîdden Allâh esmâsına geçiş — Halvetî tedrîsi» — klasik tarîkat: Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; «Hz. Alî Radiyallâhu Anh’ın kalbe vahy vurması» — klasik tasavvuf: Sülemî, Tabakātu’s-Sûfiyye; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; klasik delâ’il — Aclûnî; «ilm-i ledün» — Kehf 18/65 («ve ‘allemnâhu min ledünnâ ilmâ»); klasik tasavvuf — Hakîm Tirmizî, Beyânü’l-Fark; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
- Mu’cizelere ve Kerâmete İnkâr Müşrik Hâlidir — İmâm-ı A’zam Fıkh-ı Ekber’i: «İbrâhîm AS’ın ateşten kurtarılması» — Enbiyâ 21/68-71 («kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen ‘alâ İbrâhîm»); Sâffât 37/97-98; Ankebût 29/24; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr, Kasasü’l-Enbiyâ; «Mûsâ AS-deniz yarılması» — Bakara 2/50; Şu’arâ 26/63-66; Tâhâ 20/77-79; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; «şakk-ı kamer mu’cizesi» — Kamer 54/1-2 («ikterabeti’s-sâ’atu ve’nşakka’l-kamer»); Buhârî, “Menâkıbu’l-Ensâr” 36 (Hadîs no: 3868-3871); Müslim, “Sıfâtü’l-Münâfikīn” 43-48 (Hadîs no: 2800-2802); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik delâ’il — Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve 2/263-269; «mu’cize ve kerâmet îmân rüknüdür — peygamberlerde mu’cize, evliyâda kerâmet hakdır» — İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, Fıkh-ı Ekber; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Aliyyü’l-Kārî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; «İsrâ’îliyât bahanesiyle âyetlerin inkârı küfürdür» — klasik usûl: Şâtıbî, el-Muvâfakāt; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Münâfıklığın İki Türü: Amelde ve İ’tikādda — Bakara 2/8-10, Nisâ’ 4/142-145: «i’tikādda münâfıklık — Allâh’ı aldatmaya çalışmak» — Bakara 2/8-20 («ve mine’n-nâsi men yekūlu âmennâ billâhi ve bi’l-yevmi’l-âhiri ve mâ hüm bi-mü’minîn»); Nisâ’ 4/142-145 («inne’l-münâfikīne fi’d-derki’l-esfeli mine’n-nâr»); Tevbe 9/64-68, 73-78; Münâfikūn 63/1-8; Ahzâb 33/12-20, 60-62; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 1/195-220 (Bakara); 5/375-385 (Nisâ’); «amelde münâfıklığın üç-dört alâmeti — yalan, hıyânet, sözünde durmamak, fucûr» — Buhârî, “Îmân” 24 (Hadîs no: 33); Müslim, “Îmân” 106-107 (Hadîs no: 58-59); Tirmizî, “Îmân” 14 (Hadîs no: 2631); Nesâ’î, “Îmân” 20; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Müslim; İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «gösteriş için ibâdet (riyâ) — i’tikāda zarar verir» — Mâ’ûn 107/4-7; Bakara 2/264; Nisâ’ 4/38, 142; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/267-340 (“Zemmü’l-Câh ve’r-Riyâ”); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; klasik delâ’il — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; «münâfıklar cehennemin en alt tabakasındadır» — Nisâ’ 4/145; Ahmed b. Hanbel, Müsned; klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı