Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #185 — Devran Zikri-Sufi Taşı Adabı, Üveysîlik ve Sahabe Fazîleti

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #185 — Devran Zikri-Sufi Taşı Adabı, Üveysîlik ve…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Devrân Zikrullâhı Halkasının Ortasına Geçmek Kim Yaptırabilir? — Bayındır’da Zâkirlik Hâtırası, Şeyh Efendi’nin Ruhsatı, Nakîb-Halîfe-Şeyh Hiyerarşisi ve Tire’nin Zâkiriyle Ayağı Kaldırma İhtilâfı

Bir de şey, daha kafadan da soru şey, zikrullâh da halka ortasına devrân zikrini kimler yaptırabilir diye. Evet. Bizim öğrendiğimiz şuydu, en baştan alayım. Ben yeni dervîş oldum da, yeni de Şeyh Efendi bana zâkirlik verdiğinde, biz tabi böyle genç arkadaşlar, Bayındır’daki kardeşler hepsi de genç ateş gibi böyle dergâh, âdâb-erkân bilen bir topluluk değiliz. Herkesin ayağı arıyor, kolağı arıyor. Biz normalde böyle iki diz üstü oturup da böyle bir terbiye görmedik ilk etapta. Dervişliği de bilmiyoruz, hiçbir şeyi bilmiyoruz bu noktada. böyle arkadaşlar var, gençler var. Gençlerle toplanıyoruz, Allâh’ı zikrediyoruz. Tabi herkesin ayakları arıyor. Bir de normalde ilk başlangıçta dedemin evi var, meşhur, elektrik yok, su yok, hiçbir şey yok.

Gaz lambasında orada zikrediyoruz. Böyle şey, toprağın üstünde bir kilim gibi bir şey var, o kadar. E tabi herkesin de ayakları arıyor. Bu sefer ben ayağı kaldırıyorum. Normalde ayakta zikrullâhı yapıyoruz biz. Bir hafta böyle yaptık. Tabi bildiğimiz yok bizim ayağa kaldırma usulü kaidesi nedir, bunu da bilmiyoruz ama ben bilmiyorum. Şeyh Efendi bana dedi ki sen zâkirsin Bayındır’da. Bayındır’da hiçbir tane dervîş yok. Biz arkadaşlarla beraber böyle kendi kendimize bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Milletin ayağı arıyor. Ben hemen bu işlemleri yapıyorum, ayağı kaldırıyorum. Ben ayakta bütün zikrullâh yapıyoruz. Bizim bir arkadaş gitmiş bunu trenin zâkirine söylemiş. biz böyle ayağa kaldırılıyor falan diye.

Neyse Tire’nin zâkiri uğradı bize. böyle söyledi biraz ayağı kaldırmışım falan diye. He kaldırdım dedim. buna dedi müsaade lazım, şu lazım, bu lazım falan. Allâh Allâh. Tabi bilmediğimden sustum, bir şey demedim. Canım da sıkıldı ama. biz bir kişi daha Allâh desin diye bakıyoruz orada herkes masadan kalkma benim tavirimle bende dahil. böyle bize bir de cendereye girme birisi beni cendereye sokmaya çalışsa o ne vidası kalır ne yayı kalır. Ben onu bozar atarım ben onu, o cendereye girecek bir insan değilim. Kendi kendime cendereye sokarım. O ayrı mesela. Cuma tabi günlerde o da uğradı bize böyle. Perşembe ders yaptık, Cuma günü uğradı. Birisi ona gitmiş söylemiş. Ben Cuma mübârek için telefon açtım, selâmün aleyküm, aleyküm selâm.

Dedim efendim, dedim biz dedim böyle böyle zikrullâh da dedim ayağa kalkıyoruz. Ben dedim bunda bir hata yapıyor muyuz acaba dedim. Ne oldu dedi. Dedim böyle böyle oldu biz ayağa kalkıyoruz. Bizim arkadaşlar genç hepsi de dedim bu işin disiplinini bilen insanlar değil. Geldi dedim biraz dedim böyle yaptırınlı konuşur gibi şimdi tam kelimeleri toparlayamayacağım. Usta efendin sen ayağı da kaldırın oturturunda denizin üstünde havada karada orada burada ya öyle zikr yaptırın böyle zikr yaptırın. İstediğinin dersini alın, istediğine dersini verin, istediğine şunu yapan, istediğine bunu yapan. Sıraladı da sıraladı. Allâh razı olsun efendim selâmün aleyküm, aleyküm selâm. Kapattık. Biz tabi o sıraladıkları şeylerin sonra bir halîfeye müsaade edilirmiş ancak.

Sonradan dergâhın adaf verkanını öğrendikçe bunu da öğrendik. Neyse bir daha Perşembe oldu. Bu sefer ben Buğışlama’yı da ayakta yaptım. Ondan sonra demiyorum tabi ben şey efendiyle konuştum diye. Şimdi o dedim şimdi ben ayağı kaldırınca ben kim olduğunu Allâh affetsin biliyorum. Ama onu açığa yakalatacağım ya ben dedi böyle bir hastalık var. Derse başlayacağız, Destûr arkadaşlar ayakta başlıyoruz dedim ama oturdu. Dedim tamam. Dedim hayırdır o da benden ufak. ağabey dedi ayağı kaldırmak dedi anlamsana. Dedim sana onu söyleyenin dersini alır atarım bu dergahtan dedim. Bu bir daha rengi değişti kakaya dedi. Kaktı tabi. Neyse biz ayakta Buğışlamaları yaptım. Ayakta şey yaptık sonra dergâhın âdâbını öğrendik tabi.

Şimdi önceden Çorumlu Hacı Mustafâ Efendi’den veya onun şeyhi Hacı Hacı Ali Aydar Efendi’den, onun şeyhi Ebû Bekr Baba’dan, onun şeyhi şeyhi âdâb şu ancak nakîb olanlar ayağı kaldırabilir. Ayakta zikrullâh yaptırabilirmiş. Tabi bu âdâbı kırmak değil de bu âdâbı ben biraz böyle derganın içerisinde bu konuda çok ciddi durmadım üzerimde. Ayaklar ağrıyor hiç kimse tarîkat terbiyesi görmemiş. Biz bütün arkadaşlar ayağı kaldırabilir noktasında böyle bir benim zâkirliğim zamandan birine çavuşluk veriyorsam o ayağı kaldırıyordu. Devrân zikriyle alakalı şeyhe efendilerim bana söyledi ya kimse şeyh olacak ya halîfe olacak ya da nakibi nukabâ olacak. Ancak bunlar devrân zikrullâhı yaptırabilir diye Şeyh Efendisi söyledi.

O yüzden bunların haricinde olanlar devrân zikrullâhı yaptıramazlar. Hatta Şeyh Efendisi birkaç tane daha bana ritüel öğrettiydi böyle evde yalnız kaldığımızda. Bunları da oğlum ancak dedi onu sonra dediğim şahıslar yaptırır dedi. Değişik ritüeller vardı böyle meydan bizim şey olmadığından biz onları yaptıramadık hiç öğretemedik arkadaşlar. Çünkü kaçak kucak evde orada burada böyle bir dergâh statüsünde bir yer olmadığından bunları icra edemedik. O yüzden bu işin âdâbı o buradan hareket ederekten bütün ders yaptıran arkadaşlar ayağı kaldırabilirler. Bunda bir sıkıntı yok bu meselede oradan da bu çıkmasın ondan sonra bu yüzden bunda bir sıkıntı yok.


Kandil Günleri Dervîşin Üstâdını Ziyâreti Yasaklanamaz — Dervîş ile Üstâd Arasına Hiçbir Zâkir-Dervîş Girmeye Hak Sahibi Değildir

Bir soru vardı Telegram’dan sordular kandil günlerinde alakalı kandil günlerinde arkadaşlar normalde mesela herhangi bir il ilçe kendisi orada kandili kutlayacaksa kutlayabilir bunda bir sıkıntı yok. Ama bir dervîş üstadının sohbetine zikrullahına kandil programına gelecekse de ona bir yasak yok. Şunun altını bir çizeyim. Hiçbir dervîş, hiçbir zâkir, hiçbir kimse üstâdla dervîşin arasına girmeye hak yok. Bir kimse yasak konacaksa ben kendim koyarım, kural konacaksa ben kendim kural koyarım. Geri kalan herkes istediği zaman üstâdını ziyaret edebilir, yazabilir, mesaj atabilir, telefon açabilir. Ondan sonra veyahut da kandildi, Perşembe’ydi, Cumartesi’ydi sohbete gelebilir. Bunda bir sıkıntı yok.


Sûfîlikte İstişâre mi Kulis mi? — Dergâh Vazîfelilerinin Ta’yîni, Ortak Seyâhatte İmâm Seçimi ve Çanakkale Semâzen-Mutrıbân Misâli

Ortak gideceğimiz bir seyahat ile ilgili benimle istişâre yapılmadan karar alınması ne kadar doğru bir karar. Sûfîlikte istişâre mi yoksa kulis yapmak mı uygun değil mi? normalde burada ortak gideceğimizi derken nereye gidilecek, kim yapıyor, kim ediyor, bunu normalde belirtilmesi lazım. Mesela dergâh âdâbı ise onun başında bir sorumlu vardır zaten. O sorumlunun da birileri ile istişâre etme durumu yoktur. O sorumlu atayan onunla istişâre etmiştir zaten. O yüzden orada gidecek olan kimselerin orada istişâre edilecek bir şeyse yoktur. Ama bir seyahat ise, bir gezi ise, o geziyi de tertip eden bir kimse vardır. Geziyi tertip eden kimse topluluk olarak bir karar aldıysa, öyle gidiyorsa sen normalde işine geliyorsa gidersin, işine gelmezse gitmezsin.

Bu da ayrı bir mesele ama dergâh çalışmalarında dergahla alakalı bir mesele olacaksa örneğin buradan Çanakkale’ye Semâzen kardeşler, Mutrıbân kardeşler gidiyorlar. Oraya gidiyorlar, onların başında bir vazîfeli var, bir görevli var, onları ta’yîn eden bir arkadaş da var. O yüzden onun arkadaşlarla kardeşlerle istişâre etme noktası olmaz. Zaten zannediyorum şurada böyle bir vazîfe var, gelmek isteyenler isimlerini yazdırsınlar diyor, herkes isimlerini yazdırıyor. Öyle gidiyor bunun bir istişâresi olmaz ama örneğin geziye gidiyorsunuz, 10 kişi, 5 kişi, bir araba gezmeye çıkmışsınız. O zaman normalde istişâre edilmesi lazım ama geziye çıkarken de başınıza bir tane imâm, 3 kişi diyor yola gidiyor, gidiyorsa birini imâm seçsinler diyor, bir tane imâm olur.

Herkes onun imâmlığını istişâre edebilirsiniz atanmış değilse o zaman o kimse bir şeye hükmetinde yine ona tabip olunacak.


Boş Konuşmaktan Kurtulmak İçin Sûfî Taşı (Ağız Taşı) — Mağarada Hz. Peygamber’in Hz. Ebû Bekr Sıddîk’ın Ağzına Verdiği Taş, Hafî Zikrullâh’ın Aslı ve Latîfeleşmenin Sünnet Olması

Kardeşlerim ile beraberken hep çok konuşuyorum, bazen de boş konuşuyorum. Bu durum hem beni hem de kardeşlerimi rahatsız ediyor, bu durumdan nasıl kurtarabilirim? Sûfî taşı alacaksın, ağız taşı alacaksın, çok konuşmaktan kurtulmak için. Sufîler öyle yapmışlar bir ağız taşı Hz. Ebû Bekr radiyallâhu anh hazretlerine böyle yılân sokunca mağarada Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir taşı yaladı, onu Hz. Ebû Bekr efendimizin ağzına verdi. Dedi ki dilini damağına daya Allâh’ı zikret Allâh bizim nedir dedi hafî zikrullâhın normalde ilk başlangıcı oradan. Hz. Ebû Bekr efendimiz de dilini damağına dayadı, orada hafî zikrullâh yapmaya başladı. Ve müşrikler geldiler kapının önünde dolaştılar gittiler.

Şimdi bu ağız taşı denildi ona sûfîler. Hz. Ebû Bekr efendimizden sonra Hazret-i Ömer’e geçti. Hazret-i Ömer efendimizden sonra Hz. Osmân’a, Hz. Osmân’dan sonra o taş Hz. Alî efendimiz’e geçti. Hz. Alî efendimiz’den, Hazret-i Hasan’a, Hazret-i Hasan’dan, Hz. Hüseyîn efendimiz’e geçti. Ve Hz. Hüseyîn efendimiz’den sonra taşın akıbeti belli değil. Bu dervîşlerin arasında bu ağız taşı denildi. Böyle küçük bir taş hatta mümkün ise o mağaradan alınır. O mağaradan alındıktan sonra ağza o taş konulur. Boş konuşmaktan o dervîşi uzak tutmak için o devamlı ağzında taş boş konuşmaz Allâh’ı zikrederdi. Tabi bu usûl kaideler de kalmadı. Boş konuşmaktan Allâh’a sığınalım. Bir kimse boş konuşuyorsa zikrullâhı ağız yapıyor demektir.

Sohbet esnasında latîfeleşmek sünnettir. Latifeleşmek. Ama boş konuşmak, insanları rahatsız edecek şekilde boş konuşmak câ’iz değildir. Allâh bizi affetsin. Evet birkaç soru alabiliriz. Mikrofon verin. Sesini aç.


Sevme Dereceleri ve Kemâl-i Îmân — «Anam Babam Sana Fedâ Olsun Yâ Resûlallâh» Sahâbe Hitâbı, Hz. Ömer Radiyallâhu Anh’ın Aşk Diyaloğu ve Veysel Karânî Hazretleri ile Sahâbe Mukāyesesi (Cübbe mi Sîmâ mı?)

Anam babam sana fedâ olsun yâ Resûlallâh diyen sahâbe efendilerimiz var. Bir taraftan da annesinin rızası olmadığı için efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem görmek nasip olmayan ama Peygamber Hırkası giyen Veysel Karânî Hazretleri var. Kimisi annesinden babasından geçiyor severcisini ama her biri de seviyor. Sevmek kaç türlü efendim? Şimdi Allâh’a giden yol Kur’ân ve sünnettir. Sufîler Kur’ân ve Sünnet içerisinde o yolda yürüyen kişi adedince yol vardırlar. Bir çift daha ileri, o kişilerin içerisinde nefes adedince Allâh’a giden yol vardırlar. Biz insanların sevgisini ölçebilecek bir barometremiz yok. Böyle olunca bir sahâbe var. Normalde annesinin babasını feda ediyor. Hatta Hazret-i Ömer radiyallâhu anh Hazretleriyle bir meşhur diyalog var. ne kadar seversin seni diyor gözümün gördüklerinden en fazla seni severim olmadı ya Ömer’e.

Îmânın kemâli ermemiş diyor. Diyor ki nefsimden de fazla severim şimdi kemâli erdin diyor. Bu biraz uzun bu diyalog kısacasına söyledim. Demek ki o kimse Hazret-i Ömer radiyallâhu anh Hazretleri nefsinden de fazla sevecek o zaman kemâli erdin diyor. Başka bir hadîs-i şerîfte bir kimse beni diyor bütün gözünün gördüğü annesinden babasından eş ve çocuklarından fazla sevmedikçe îmânı kemâli ermez diyor. Şimdi bir sahabeye verilen öğütler bunlar ama bir de Veysel Karânî Hazretleri var. Ümmetin içerisinde bu konuda böyle o da Peygamber Hırkası’na sahip oldu ama sahâbe olamadı. Sahâbe olmaktı önemli olan. Ve yine İmâm-ı Azam’ın meşhur sözüdür. sahâbe olmayan bir kimse sahâbenin atının burnunun üzerindeki terinin tozu dahi olamaz diyor.

Şimdi böyle olunca bizim toplumumuz Veysel Karânî Hazretleri’ne böyle çok sahabelerden daha yüksek bir noktaya getiriyor. Burada sıkıntı var. bir Veysel Karânî Hazretleri bir Hazret-i Ebû Bekr’in, Ömer’in, Osman’ın, Almin’in, Hazret-i Hasan’ın, Hazret-i Hüseyîn’in veya son sahâbe her kim ise onun derecesine varamaz. Fakat çileye rağm olmak istemeyenler, terbiyeye rağm olmak istemeyenler Veysel Karânî Hazretleri’ne örneklerler. Onun cübbesine mi mazhar olmak yoksa onun bir bakışına mı mazhar olmak? Onun o mübârek nûrlu yüzünü bir kez görebilmek mi yoksa cübbesine bakabilmek mi, cübbesini giyebilmek mi? Eğer cüpeyse söz konusu Topkapı’da var. Gidin bakın. Topkapı’daki cübbeyi mi görmek istersiniz, rü’yânızda görmek mi istersiniz?

Beni gören, rü’yâsında gören gerçekte görmüş gibidir. Bu hadîs-i şerîf herife mi mazhar olmak istersiniz yoksa cübbesini mi görmek istersiniz? Şimdi tabi bilhassa mesela bugün için söylüyorum bunu. Böyle bir üstâdına intisâb edip, üstâdın terbiyesine girip, onun normalde o yola girmek kolay bir şey değil. Nefis buna nefse zor geliyor. Bir bakıyorsun bir Karânî zikri oluşturmuşlar. Karânî zikri.


Üveysîlik Tenkîdi — Karânî Zikri Tahrîfi, Üveysî Şeyhi Misâli, Mürşid-i Kâmil İntisâbı ile Silsile-İcâzet Şartı (Rü’yâda Bizatihi Veysel Karânî Hazretleri Ders Verse Dahi Şeyh Olunmaz)

Herkes üveysî oldu. Üveysîlik yolunda gidiyoruz. Şimdi üveysîlik yolunu bilseler, ondan sonra diyecekler ki bu üveysîlik yolu değil. Bir bölgeye gittiğimde orada bir üveysî şeyhi varmış. Ziyaret etmek istemiş, geldi bizim ders yaptığım yere. Biz üstadımızdan öyle gördük. Ben oturduğum koltuğu ona böyle şey yaptım. Buyurun oturun dedim. Ben de aşağı oturdum. Böyle bir ahkam kesiyor. Ona o zaman sustum. Soru sorabilir miyim dedim. Tabi dedi. Bize öğretilen şu dedim. bir kimse üstâdlık seviyesine geldiyse onun bir icâzeti olacak. Ona bir şeyh, onun şeyhliğini i’lân edecek. Yetiştirdiği bir şey. bir şey onu yetiştirmiş ya onu i’lân edecek. Bir de onun icâzeti olacak. Bu işin dedim kuralı bu. Sizin şeyhiniz kimdir dedim.

Biz üveysîyiz dedi. Üveysîlikte şeyhlik yok dedim. Bu kaldı şimdi. Nasıl dedi. Dedim üveysîlik şu benim bildiğim dedim. Bir kimse istihâreler yaptığı, istişareler yaptığı böyle nâçâr kaldı dağın başında. Bir şeyh yok. gidebileceği bir durum yok. Ona rü’yâsında geldi Veysel Karânî Hazretleri ders verdi. O zaman o kimse üveysî olur. Rüyanızda Veysel Karânî Hazretleri’ni gördünüz mü dedim ben. Bu durdu. Görmediği rü’yâyı görmüş gibi onu söyleyen dedim Allâh’ın la’netine uğrar. Dikkat edelim dedim. Görmedim dedi. Görmeden nasıl şeyh oldunuz dedim. Üveysî şeyhi olmuş. Bu kaldı şimdi. Dedim bizatihi Veysel Karânî Hazretleri gelip size ders verdiyse yine şeyh değilsiniz dedim. Bir şeyh buluncaya kadar o dersi çekersiniz.

Bir şeyh bulduğunuz anda dedim o şeyhe intisâb etmeniz gerekir dedim. Ancak dedim bir mürşid-i kâmil’in dersini aldınız. Orada dedim Hak esmâsına kadar geldiyseniz size bir şeyh lazım olmayabilir ama orada kalırsınız dedim. Oradan ileride gidemezsiniz. Dedim böyle bir haliniz oldu mu hayır dedi. Dedim kusura bakmayın. siz dedim yol kesicilerdensiniz. Bir canı sıkıldı bir bozuldu. Bir canı sıkıldı bir bozuldu. Ondan sonra onun da sebebi ziyareti bize intisâb etmiş. Öyle lafın arasında onu da söyledi. biz dedim intisâb etmekten dedim gocunmayız. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bize git şuraya intisâb et. Şuna git bağlan diyorsa biz dedim haydi haydi bağlanırız. Bizim böyle bir derdimiz yok dedim.

Böyle bir şeyimiz yok. Şimdi böyle olunca iş bu noktaya gelince evet Veysel Karânî Hazretleri mübârek bir insandır. Sahâbe değildir. Veysel Karânî Hazretleri gerçekten ma’neviyâtı yüksek bir kimsedir. Evet ama sahâbe değildir. Böyle olunca sahabeye verilen öğreti var. sahâbe savaş meydanında babasını öldürmek zorunda kalmış. İmtihanın en acısını yaşamış. İmtihanın en acısını yaşamış. Şimdi babasını öldürmek zorunda kalan sahâbe mi her şeyden geçti? Veysel Karânî’yi mı? Evet normalde Medîne’ye hicret eden ve ilk şehitlerden olan mı annesinden babasından geçti? Veysel Karânî’yi mı? Veysel Karânî’yi mı? Veysel Karânî’yi mı? Veysel Karânî’yi mı? Veysel Karânî’yi mı? Veysel Karânî’yi mı? Veysel Karânî’yi mı?

Veysel Karânî’yi mı?


Mus’ab b. Umeyr’in Annesinden Geçişi ve Şehâdeti — Sahâbe Fazîlet Sıralaması, Aşere-i Mübeşşere ve Veysel Karânî’nin Sahâbeden Üstün Tutulması Akāid Çarpıklığı (İmâm-ı A’zam Fıkh-ı Ekber’i)

Sahâbe çok zengindi Mekke’de. Yakışıklıydı, boyu posu yerindeydi. Yürüdüğü zaman Kureyş’in kızları kendini sokağa atıyordu. Beni nikâhına al diye. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri onu Medîne-i Münevvere’ye gönderdi. Medîne’de İslâm’ın yayılmasına en büyük etken kimdi? Mus’ab b. Umeyr bıraktı. Annesini Mekke’de bıraktı. Annesi tâbir câ’iz ise bugünkü tabiriyle açlık grevine gitti. Bırak dedi. Muhammed’i. Ne dedi ona? Bin tane canın olsa önümde dedi teker teker bin tane canını alsalar. Buna ben şahit olsam dedi. Vallahi de billâhi de ben Muhammed’i Mustafâ’yı bırakmam dedi. Hangisi kıymetli acaba? Ve o zengin Mus’ab b. Umeyr şehîd olduğunda üzerine örtecek elbisesi yoktu. Ve Medîne-i Münevvere dedi zengin olmadı dîn anlatıyorum diye.

Şehîd olduğunda sahâbeler geldiler dediler ki Yâ Resûlallâh bacaklarını örtüyoruz göğsü açılıyor. Göğsünü örtüyoruz bacaklar açılıyor. Ne yapalım dediler. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem olduğu gibi gömün dedi. Başında hususi bekleyen ve başında gözlerinden yaş inen Mus’ab b. Umeyr Hz. Peygamberin hangisi kıymetli acaba? Şimdi biz Mus’ab b. Umeyr’i unutacağız. Veysel Karânî’yi sahabelerden üstün tutacağız. Bu akāid noktasında da sıkıntılı. Bakın burası akāid noktasında da sıkıntılı. Şimdi bir kimse kalkıyor Veysel Karânî Hazretleri’ni sahâbeden üstün tuttuğu anda akāid olarak sıkıntıda. Siz sahâbenin fazilet noktasından fazileti sıralıdır. Hz. Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali, Hazret-i Hasan, Hüseyin sıralıdır. cennetle müjdelenen sahâbeler sıralıdır.

Siz diğer sahabeleri dahi ondan üstün tutamazsınız. Üstün tutarsanız imâm azamı göre sıkıntı var. Fıkı ekberde geçer bu. Siz o fazilet sıralısını değiştiremezsiniz. Siz o fazilet sıralısını değiştiremezsiniz. Şimdi ümmet câhil, dîn câhili bir bakmışın Veysel Karânî Hazretleri’ni bütün sahâbenin üstünde görüyor. Yanlış. O yanlış olduğunda farkında değil veya farkında biliyor veya bilmiyor. Bu şuna benziyor. Bir kimse Hz. Geylânî Hazretlerini çok seviyor, iyi. Geylânî Hazretleri muhakkak Veliullah’ın pîri. Eyvallâh. Ama onu sen sahâbeden üstün göremezsin ki. Veya bir kimse üstâdını Pîr Efendilerden üstün görüyor. Üstün göremezsin ki. Veya o şeyh denilen kimse de kendini Pîr Efendilerden yukarıda gösteriyor.

Yapamaz ki. Sıkıntılı işler. Ama Ümmet-i Muhammed bu çarpıklığın içerisinde bocalıyor. Allâh bizi affetsin.


Kaynakça

  • Devrân Zikrullâhı Halkasının Ortasına Geçmek — Halvetî-Şa’bânî Âdâb-Erkânı: «zikrullâh halkasının ortasında durmak ancak şeyh, halîfe veya nakîb/nukabâ tarafından yapılır» — klasik tarîkat âdâbı: İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; Şa’rânî, el-Envârü’l-Kudsiyye; Halvetî silsile âdâbı: Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; «devrân zikri ehl-i tarîkin meşrû’iyyeti» — İbn Teymiyye’ye reddiye olarak Suyûtî, el-Hâvî li’l-Fetâvâ; Şeyh Sünbül Sinân Efendi’nin Risâle-i Tahkīkıyye’si; «zikr-i hafî ile zikr-i cehrî ayrımı» — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/304-330; Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Çorumlu Hacı Mustafa Efendi → Hacı Ali Aydar Efendi → Ebû Bekr Baba (Sıddîk-i Çorumî) ve Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Kandil Günleri Dervîşin Üstâdını Ziyâreti — Dervîş ile Üstâd Arasına Girilemez: «dervîşin mürşidiyle münâsebeti hiçbir zâkir-dervîş tarafından engellenemez» — klasik tarîkat âdâbı: Şâh-ı Nakşibendî Muhammed Bahâeddîn, Risâle-i Bahâ’iyye; Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh; «râbıta ve sılatu’r-rahm» — Mücâdele 58/22 («ülâ’ike ketebe fî kulûbihimü’l-îmân»); klasik tasavvuf — İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; klasik fıkh — Hanefî mezhebinde sılatu’r-rahmin vâcibliği: Serahsî, el-Mebsût; Kâsânî, Bedâ’i’; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Sûfîlikte İstişâre — Vazîfelendirilenle Tartışma Olmaz; Ortak Seyâhatte İmâm Seçimi: «şâvirhüm fi’l-emr» — Âl-i İmrân 3/159; «emruhüm şûrâ beynehüm» — Şûrâ 42/38; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 4/249-251 (Âl-i İmrân); 16/35-37 (Şûrâ); «üç kişi yola çıktığında birini imâm seçsinler» — Ebû Dâvûd, “Cihâd” 80 (Hadîs no: 2608); İbn Mâce, “Edeb” 39 (Hadîs no: 3768); Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 5/257; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/176-177; klasik şerh — Mübârekfûrî; «itâ’at ehl-i emre vâcibdir» — Nisâ’ 4/59 («yâ eyyühe’lleziyne âmenû atî’ullâhe ve atî’u’r-resûle ve uli’l-emri minküm»); klasik fıkh — Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân; klasik tasavvuf — Kuşeyrî, er-Risâle (“Bâbü’l-Mürîd ve’l-Murâd”); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Sûfî Taşı (Ağız Taşı) — Mağarada Hz. Ebû Bekr ile Yılân Vak’ası ve Hafî Zikrullâh’ın Aslı: «Sevr Mağarası’nda Hz. Peygamber’in tükürüğüyle taşı yâlayıp Hz. Ebû Bekr’in ağzına verişi» — Tevbe 9/40 («iz yekūlu li-sâhibihî lâ tahzen innallâhe me’anâ»); klasik tefsîr — Râzî; İbn Kesîr; klasik siyer — İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye; İbn Sa’d, et-Tabakāt 1/228-230; «hafî zikrullâh’ın silsilesi: Hz. Peygamber → Hz. Ebû Bekr → Hz. Ömer → Hz. Osmân → Hz. Alî → Hz. Hasan → Hz. Hüseyîn» — klasik tarîkat silsilesi: İmâm Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; klasik tasavvuf — Kuşeyrî, er-Risâle; «zikr-i hafî tedrîsi» — Şâh-ı Nakşibendî silsilesi: Bahâeddîn Nakşibendî, Risâle-i Bahâ’iyye; «boş konuşmamak ve dilini damağa dayama» — Müslim, “Zikr” 11 (Hadîs no: 2722); Tirmizî, “Da’avât” 71 (Hadîs no: 3492); klasik şerh — Nevevî, el-Ezkâr; «sohbet esnâsında latîfeleşme sünneti» — Buhârî, “Edeb” 81 (Hadîs no: 6129); Tirmizî, “Birr” 57 (Hadîs no: 1990); klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Sevme Dereceleri — Hz. Ömer’in Aşk Diyaloğu ve Sahâbenin Resûlullâh Sevgisi: «Hz. Peygamber’i ehl ü ‘ıyâlinden ve nefsinden fazla sevmedikçe îmân kemâle ermez» — Buhârî, “Îmân” 8 (Hadîs no: 14, 15); Müslim, “Îmân” 69-70 (Hadîs no: 44); Nesâ’î, “Îmân” 19; «Hz. Ömer-Resûlullâh aşk diyaloğu (kendinden de fazla sevmek)» — Buhârî, “Eymân ve’n-Nüzûr” 3 (Hadîs no: 6632); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; Aynî, Umdetü’l-Kārî; «yol kişi adedince — Allâh’a giden yolların adedi» — Necmüddîn Kübrâ, Fevâ’ihü’l-Cemâl; İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; «Veysel Karânî Hazretleri’nin Peygamber Hırkası’na nâ’iliyyeti» — Müslim, “Fadâ’ilü’s-Sahâbe” 224-225 (Hadîs no: 2542); Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve 6/356-360; İbn Sa’d, et-Tabakāt; klasik tasavvuf — Kuşeyrî, er-Risâle; klasik delâ’il — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Üveysîlik Tenkîdi — Mürşid-i Kâmil İntisâbı, Silsile ve İcâzet Şartı: «üveysîlik — bir mürşid-i kâmil bulamayan tâlibe rü’yâda Veysel Karânî Hazretleri’nin ders vermesi» — klasik tasavvuf: İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye (“Bâbü’l-Üveysiyyîn”); Sülemî, Tabakātu’s-Sûfiyye; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Câmî, Nefehâtü’l-Üns; «üveysîlikte şeyhlik müessesesi yoktur — bir şeyh bulununca intisâb şart» — klasik silsile âdâbı: İmâm Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; «icâzet ve silsile-i kâmile bağlılığı» — klasik tarîkat: Şa’rânî, el-Envârü’l-Kudsiyye; Hânî, el-Hadâ’ikü’l-Verdiyye; «”Karânî zikri” yeniliğinin tenkîdi» — modern Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin doğrudan teşhîri, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com); «şeyhlik iddiâsında icâzet ile silsile şartı» — klasik fıkh-tasavvuf: İbn Hacer el-Heytemî, el-Fetâvâ’l-Hadîsiyye; klasik mukābele — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; «yol kesicilik (kuttâ’u’t-tarîk)» — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ; «hak esmâsına ulaşma — yedi esmâ tedrîsi» — klasik Halvetî tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Mus’ab b. Umeyr’in Şehâdeti ve Sahâbe Fazîlet Sıralaması — Akāid Çarpıklığı: «Mus’ab b. Umeyr — Mekke’nin en yakışıklı zengini, Medîne’ye İslâm tebliğcisi» — İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye; İbn Sa’d, et-Tabakāt 3/81-89; Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve 2/438-444; «Uhud’da şehâdeti — başörtüsünün eksikliği» — Buhârî, “Megāzî” 26 (Hadîs no: 4082); Müslim, “Cenâ’iz” 44 (Hadîs no: 940); İbn Mâce, “Cenâ’iz” 28 (Hadîs no: 1524); Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/22; «sahâbenin fazîlet sırası — Hz. Ebû Bekr, Ömer, Osmân, Alî, Hasan, Hüseyîn ve Aşere-i Mübeşşere» — klasik akāid: İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, Fıkh-ı Ekber; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Ömer en-Nesefî, el-Akā’id; «Aşere-i Mübeşşere hadîsleri» — Tirmizî, “Menâkıb” 26-30 (Hadîs no: 3747-3757); Ebû Dâvûd, “Sünnet” 9 (Hadîs no: 4649); İbn Mâce, “Mukaddime” 11 (Hadîs no: 133-134); klasik şerh — Mübârekfûrî; Aynî; «sahâbenin atının burnundaki tozun ümmetin en yüksek velîsinden üstün olması — İmâm-ı A’zam» — İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, Fıkh-ı Ekber; klasik şerh — Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; Aliyyü’l-Kārî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; «sahâbeden bir velînin yüksek tutulması akāid çarpıklığıdır — Geylânî Hazretleri Pîrlerden, dervîş Pîrlerden, şeyh Pîrlerden üstün gösterilemez» — klasik akāid-tasavvuf: İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/293; İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Zikir, Sünnet, Şeyh, Halife, İcâzet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı