Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #181 — Zikrullâh Q&A: Vakit Yok, Üç Fi’iliyât, Hâs-ül Hâssın Hâssı, Destur Sıralaması, Râzı Olmak Hadîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #181 — Zikrullâh Q&A: Vakit Yok, Üç Fi’iliyât,…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Yûsuf Hoca’nın Sorusu — İbâdetlerde Vakit ve Tahdîd Sınırı: Hac, Oruç, Namâz, Zekât vs. Cihâdın Sebebe Bağlılığı

Aleyküm selâm. Efendim tüm ibâdetlerde vakit ve tahdîd sınırı var. Namâz size birileri vakitlerde farz kalındı. Orucun vakti belli, ne kadar kutlucağı belli, zekâtın miktarı belli. Fakat zikirde bir vakit ve tahdîd söz konusu değil. Ve Allâh’ı zikredin, çokça zikredin. Buradaki hem vakit ve tahdîd sınırlaması hakkındaki zatı halinizin fikirlerinizi merak ediyorum. Hem de bu çokça’nın çok miktarı kime göre, neye göre, şahsal göre midir efendim? Arz ederim, teşekkür ederim. Bütün ibâdetlerde Yûsuf hoca’nın dediği gibi vakit ve tahdîd var. Mesela ömrünüzde bir sefer hac yapmanız yeterli. Haccın da vakti var. O vakit içerisinde siz haccınızı yapabilirsiniz. O vaktin dışında haccınızı yapamazsınız. bir ara televizyonda bazı profesörlerin dediği gibi haccı kışın yapalım falan.

Böyle bir şey de yapamazsınız. Veya hatta Ramazân’ı kışın tutalım, kısa günlerde. Bunlar zaman zaman tartışma konusu yapılıyor ya, bunları da yapamazsınız. Bütün ibâdetlerde vakti bellidir. Vaktin girmeden mesela siz öğlen namâzını, öğlen namâzı vakti girmeden kılamazsınız örneğin. Veya ikinci namâzını sabahtan kılamazsınız. Vakti girmedi daha. Veya hatta namâzların rek’atları bellidir. O rek’atların dışına çıkamazsınız. Çünkü Âyet-i Kerîme’de, Peygamber de sizin için güzel örnekler vardır der. O yüzden ibâdetlerde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerini örnek almanız gerekir. Öyle olunca namazın vakti de ne kadar kılınacağı da bellidir. Veya hatta zekât bellidir. Zekat yılda bir seferdir.

Ondan sonra ve ne kadar verileceğini de bellidir. Öbürü bazılarının çıkıp televizyonda söylediklerine bakmayın. Onlar Peygamber’i redden, bu manada Sünneti redden münâfık insanlar. O yüzden onların normalde dediklerine tabi olunmaz. Bunlara baktığımızda bütün hemen hemen ibâdetlerin büyük bir çoğunluğunda o bir sebebe bağladır. Cihâd sebebe bağladır. Mesela düşman size saldırırsa sizin düşmana saldırma hakkınız olur. evinizi, işinizi, aşınızı, eşinizi korumakla yükümlüsünüz. Toprağınızı korumakla yükümlüsünüz. Böyle bir saldırı söz konusu olursa o saldırıya karşı savunmak farzdır. Örneğim. Ama normalde öbür türlü siz kalkıp da cihâd ediyoruz deyip bir âyet-i kerîmeyi kendi kafanızdan yorulmayıp kafirleri gördüğünüz yerde öldürün âyet-i kerîmesini.

Kendi kafanızdan yorulmayıp ben kâfiri gördüğüm yerde öldürün diyemezsiniz. İslâm’da bütün ibâdetlerin hepsi de normalde bir vakti vardır. Bir tahdidi vardır. Ne kadar yapılacağı, neyin ne kadar olacağı. Tahdidi vardır, ölçüsü vardır.


“Allâh’ı Çokça Zikredin” — Üç Fi’iliyât: Ayakta-Otururken-Yan Üzerine Yatarak ve Banyo-Tuvâlette Bile Kesilmeyen Zikrullâh

Burada hiç ölçüye sığmayan bir tek bir şey var. Allâh’ı zikredin. Bir de çokça zikredin. Çokça zikredin deyince çokun ne kadarı, çok ne demek, niye göre çok, niye göre az. Allâh’ı çokça zikredin. Başka bir âyet-i kerîme de sabah akşam Allâh’ı zikredin. Orada sabah akşam var, iki tane vakit var, iki vakit arasında devamlı Allâh’ı zikredin. normalde şey olarak herhangi bir zikirde bir tahdîd yok. Mesela öyle ki bir kimse banyodayken dahi zikrullâh kalbinden kendi elinden gelse normal karşılanmış Hadîs-i Şerîf’te. Hatta tuvâlette bile zikrullâh kendi elinden kalpte tecellî ederse o devam ederse yine normal karşılanmış. Onu durdurmaya çalışmıyorsun. zikrullâh bu konuda durdurulmayan bir şey. E şimdi çokça zikredin deyince bakacağız çokça zikredin.

Başka bir âyet-i kerîme de siz ayaktayken namâzlarınızı kıldıktan hemen sonra bir de âyet-i kerîmenin başında o var. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınızın üzerinde Allâh’ı çokça zikredin. Şimdi böyle baktığınızda normalde bir insanın üzerinde üç fi’iliyât var. Ya ayaktadır, ya oturuyordur, ya yatıyordur. Üçü, insan olarak bu üç fi’iliyât üzerinde duruyor insan. O zaman ya oturuyorsun, ya ayaktasın ya da yatıyorsun. Bu üç halde de Allâh’ı zikir var. Böyle olunca o kimsenin bütün fi’iliyâtını bu sefer komple zikirle kapsamış oluyor. Zikir onun komplesini kapsıyor. Şimdi üç fi’iliyât var, üçün de de Allâh’ı zikredin diyor. Otururken evet zikredeceksin, ayaktasın zikredeceksin.

Ee yanların üzerine yatıyorsun yine zikredeceksin. Zikirden kaçış yok burada. O kimse ne yapıyorsa yapsın, ne ediyorsa etsin. Bu üç halin üzerinde de Allâh’ı çokça zikredecek. Başka bir âyet-i kerimede de Allâh’ı çokça zikredin deyince o zaman oturuyor bir kimse. oturuyor derken yapabileceği bir şey kalmıyor. kaçabileceği bir yerde yok. sen bu sefer hatta uyurken dahi uyumazdan önce Allâh’ı zikrederken uyacak. O kimse uyandığı esnada yine Allâh’ı zikredecek. Uyurken Allâh’ı zikrederek uyudu ve uyandığında da Allâh hatırına geldi zikretti. O kimse uyuduğu zaman da Zikrullâh’a geçti. uyuduğu zaman da Zikrullâh’a geçti. Ve o esnada o kimse uyandı Allâh’ı zikretti. Eğer ki diyor onun bir murâdı var, onun bir dileği var, onun bir isteği var, onun bir çıkması var.

O esnada diyor. Allâh’a duâ etmiş olsa Cenâb-ı Hak onun duâsını reddetmez geri çevirmez diyor. O çünkü uyanır uyanmaz Allâh onun hatırına geldi. Allâh’ı zikretti. Öyle olunca o kimsenin ne murâdı varsa, ne isteği varsa veya neyi o kimse neden zorlandıysa ona duâ etse Cenâb-ı Hak onun duâsını kabul ediyor.


Uyurken Bile Zikir: Uyumadan Önce ve Uyandığında Zikrullâh — Cûd Ehli Allâh’ın İstemeden Verdiği

Şimdi böyle olunca o kimse yan Allâh, dön Allâh, yat Allâh, kalk Allâh hep Allâh’ı zikredecek. Bunun o zaman o kimse yedi yirmi dört Allâh’ı zikretse yine çokça zikretmiş sayılmayacak. Ama fiili olarak o kimse otururken Allâh’ı zikretse, yatarken Allâh’ı zikretse, veyahut da yürürken Allâh’ı zikretse o yine de çok zikredenler sınıfına Allâh merhamet ettiği için girecek. Yoksa gerçek manada girmeyecek çünkü o kimsenin göz açıp kapatıncaya kadar bütün her şeyini Allâh’ın zikrine bağlaması lazım. Çünkü başka bir Hadîs-i Kudsî de de bir kimse Allâh’ı zikrettiğinden dolayı kendi ihtiyâçlarını göremeyecek hale gelse, bu Hadîs-i Kudsî muhteşem. o kimse zikrullâh’tan dolayı herhangi bir ihtiyâcını herhangi bir halini arz edemedi bir şeye ihtiyâcı var ama.

Zikrullâh’tan kesilip de o ihtiyâcını beyan edemedi Allâh’a. Diyor ki Cenâb-ı Hak onun isteğini yerine getirir o istemeden. Çünkü Allâh Cûd ehlidir. Cûd ehli demek şu, cömertlik şu istiyorsun istediğini veriyor bu cömertlik. Birinden bir şey istiyorsun o istenilen de veriyor o cömerd insan. Allâh’tan bir şey istiyorsun. Allâh da senin isteğini yerine getiriyor Allâh cömerttir.


Hâs-ül Hâssın Hâssı: Hz. İbrâhîm’in Cebrâ’îl’e “Bana Sen Lâzım Değilsin” Sözü ve Yüzü Sürmesine Yağmur Yağdıran Zatlar

Cenâb-ı Hakk’ın husûsî manada kendi zatına ait bir hâli vardır Cûd ehli olmak. Cenâb-ı Hak istemese dahi bir yerde bir dostunun kendisini zikredenin bir ihtiyâcı varsa, o istemeden Cenâb-ı Hak onu veriyor ona. İstemeden veriyor. O istemiyor, Yâ Rabbi demiyor. Neden Yâ Rabbi demiyor? Küsahlığından değil. Allâh’ın zikrini bırakıp Yâ Rabbi diyecek zamanı yok. Kendi halinden geçmiş. Tabîri câizse kendisi kendisi olmaktan çıkmış. Tabîri câizse kendisi hiç aklına gelmiyor. Kendisi aklına gelmiyor. Kendisi aklına gelmeyince Cenâb-ı Hak dostunu koruyan muhafaza eden. Bu sefer onun bütün ihtiyâçlarını Allâh kendi katından lütfediyor. O bir şey istemiyor. Gerçek manada Allâh’a dost olanlar zaten böyle Allâh’ın yarattıklarına ellerini yaratmadan, ona ellerini uzatmazlar.

Onun dostunun nişânesidir onun ihtiyacının görülmesi. Dostunun nişânesidir. o kimse Allâh’a dost ise, Allâh’a dost ise, onun ihtiyâcı Cenâb-ı Hak tarafından görülür. Onun bir şey istemesine gerek yoktur. Halini arz etmesine gerek yoktur. Bunun bir çıt daha üstü var. Bir çıt üstüne o halini Allâh’a da arz etmez. Bu hâs-ül hâssın hâssı. Bu hâs-ül hâssın hâssı. O zikrullâh ile öyle kendinden geçer. O Allâh’la öyle bir ilişki halindedir. Onun Allâh’tan bir şey istemeye yüzü olmaz. Utanır. o neyine hakim değil ki. geldi ya İbrâhîm’e, Cebrâ’îl aleyhisselâm. Dedi ki söyle ne istiyorsun? Ona dedi ya o benim bu halim biliyor mu evet, buna vâkıf mı evet. Bana o lazım dedi. O esnada ona da demedi beni ateşten kurtar diye.

Bak Allâh’a da demedi beni ateşten kurtar diye. Bu o kimsenin Allâh’ı zikrederken Allâh olan dostluğunun en ileri seviyesi. Bu zikrullâh ile mümkün. Bu fakir başka bir kapı bilmez. Bu zikrullâh ile mümkün. O kimse Allâh’ı zikirde öyle ileri bir noktaya gider. Fakat artık o öyle bir noktaya gidince o kimsenin bütün her şeyi Allâh’a ait olur. O zaman diyor ya onlar bir şeye duâ etse tecellî eder. Onlar yüzü sürmesine gökten yağmur yağar diyor. Hadîs-i Kudsî de. bunlar onlar. Onlar yüzü sürmesinin dîn ayakta durur bunlar onlar. Onlar eline makbûz olup zekât toplamaya çıkmazlar. Onlar eline dernek makbûzu alıp ortalıktan fide zekât toplayacağım diye uğraşmazlar. Onlar kalkıp da ihtiyâçlarını bir kimseye söylemezler.

Onlar kalkıp da şurada şöyle bir şeyimiz var bunu böyle nasıl halledelim? Onlar kalkıp da o zikrullâhın deryâsına kendisini bırakmış. Onlar o zikrullâhın deryâsında dolaşır desem akıl girer işin içerisine. Zikrullâhın deryâsında kaybolmuştur onlar. Onların hâli akılla alâkalı değildir. Onlar o zikrullâhın deryâsında kaybolmuştur. Onların hâli akılla alâkalı değildir. O tabîri câizse bir kimseyi denize atarsın o yüzeyim kulaç atayım der. Denize atarsın batmayayım diye elini ayağını oynatır. Onlar o hale geldi mi ne kulaç atar ne elini ayağını oynatır. Onların kendisi değildir orada. O artık akıl-dışı bir şeydir. Öyle olunca onların ihtiyâçları Cenâb-ı Hak tarafından görülür. O yüzden diyor. Hadîs-i Kudsîde ona kim savaş açarsa Allâh’a savaş açmıştır.

Bu zatlar onlar. Allâh’a savaş açmıştır. O diyor. Allâh’ın yırtıcı hayvânın avından intikamını aldığı gibi Allâh da onun intikamını alır diyor. O Benimle görür Benimle duyar Benimle yürür Benimle tutar Benimle konuşur. O bu halde. O yüzden onun yaptığı Allâh’ın yaptığıdır. Sen atmadan Allâh attı. Ayeti Kerime onun üzerinde tecellî eder. Sen öldürmeden Allâh öldürdü. Ayeti Kerime onun üzerinde tecellî eder. O yüzden böyle bir zat Cenâb-ı Hakk’ın komple sıfâtsal tecelliyâtının altındadır. Onun her hâli zikir olur. Oturması zikir, kalkması zikir, konuşması zikir, gülmesi zikir, yürümesi zikir, neşesi zikir, kederi zikir hepsi de zikirdir onun. Hepsi de zikirdir. Hepsi de zikirdir. Ancak o kimseler Allâh’ı çokça zikredenler zümresindendir.


Şerî’aten-Tarîkaten-Hakîkaten Zikredenler: Üstâda İntisâbla Günlük Çekmek 37-38 Yıllık İstikāmet Cihâdı

Geri kalan bir kimse bir dervîş günlük verdiğini çekti namazlardan sonraki verdiğini çekti. Aklına geldikçe de Allâh’ı zikrediyor. O da şerî’aten Allâh’ı çokça zikredenlerden. O bir çift daha yukarı böyle kendince tırmalıyor. Tarîkaten o da Allâh’ı çokça zikredenlerden. Gönümeyelim hiç kimseye. O biraz daha böyle uğraşıyor gerçekten hakîkaten Allâh’ı çokça zikredenlerden. Bir dervîş adayının bir üstâda bağlanıp günlük verdiğini devam ettirmesi kadar büyük bir mes’ele yoktur. Bunu küçümsediğimi düşünmeyin. Böyle bir zamanda bir üstâda intisâb edecek bir kimse ve o üstâdın gölgesinde günlük verdiğini çekecek, yoluna devam edecek. Örnekliyorum ben buradanım diyecek, ben buradanım diyecek. Bu kolay bir nefs mes’elesi değildir.

O yüzden o da Allâh’ı çokça zikredenler sınıfındandır. Bunu böyle basit alırsak o zaman yine haksızlık etmiş oluruz. Gönül arzu eder herkes hakîkatin hakîkatin hakîkatine ulaşsın. Ama velakin o da Allâh’ı çokça zikredenlerdir. Hele bu zamanda herkesin. Kuran ve Sünnet’e saldırdığı, cemâ’atlere, tarîkatlere saldırdığı, o saldırı bitmiş değil ülkede. Böyle bir zamanda bir kimse bir yola girecek. Bu isterse bir cemâ’at olsun isterse bir tarîkat olsun. O yolda devam ediyor olacak. Bak o yolda devam ediyor olacak kolay bir şey değildir bu ülkede. İster Risâle okusun açık açık konuşayım. İster Risâle okusun, ister ne bileyim Süleymân Hilmî Efendi’nin yolundan yürüyor olsun. isterse X cemâ’attan X tarîkattan olsun.

Hepimizin ve hepsinin eksiklikleri çoktur. Ama orada durmak gerçekten zordur. Hele istikāmeti düzgün bir yerde durmak daha da zordur. Orada devam ettirmek orada devam olmak gerçekten zordur. Kolay bir şey değildir. Ve bir kimsenin gerçekten o hayat çizgisini o yolda devam ettirmesi son nefesine kadar büyük cihattır. Hele böyle çok özür dilerim bunu böyle söylerken. Böyle gevşeklik yapmadan istikāmetini düzgün tutmak, tabîri câizse böyle yıkılmadan böyle hatası kusuru olur. Ama yola karşı bir hâinliği bir gevşekliği olmadan son nefesine kadar götürmek gerçekten zordur. Bunu kabul eden bir kimseyim. çünkü 37-38 yıl boyunca yıkılanı gördük, yalpalananı gördük, geri döneni gördük, bırakıp gideni gördük, gördük bunları hep.

Bir zoru görünce çekip gideni gördük. Bunları gördük yaşadık bunları. Ben o yüzden diyorum bir insanın sonuna kadar götürmesi zordur diye. Adamın Zâhâkir’le can arası bozulur, çavuş da bozulur, başka bir dervîş de bozulur. Hep yaşanır bunlar. Adam bir şey yaşar orada yaşadıktan sonra ya ben gidiyorum buradan der, gider o kimse. böyle olmadan, bir istikāmetsizlik, bir hâinlik yapmadan yolda durmak, o da evet Allâh’ı çokça zikredenlerden sayılır. E şimdi yolun başı bu, yolun başı bu olunca yolda devam etmek. Mesela bir Risâleci de olabilir o kimse. Risâleci demek de hoş değil ama Risâle okuyorlar. Kolay değil. Veyahut da bir cemâ’at diyelim kolay değil. Bakın kolay değil, götürebilirmek, yürütebilmek, orada berdevâm olmak kolay bir şey değil.

Bunun zorluğunu da gördük biz.


Türkiye’de “Sistemin İstediği Müslümân Tipi” Karşısında Cemâ’at-Tarîkat: Risâle, Süleymân Hilmî Efendi, Cami İmâmına “Ben Yolcuyum”

Çünkü Türkiye gibi ülkelerde sistemin tırnak içerisinde istediği bir Müslümân tiplimesi vardır. O sistemin istediği Müslümân tiplimesine uyarsanız siz sıkıntı yaşamazsınız. Zaman zaman bazı cemâ’at veya tarikatlar böyle sisteme uyuyormuş gibi de görünebilirler. Uyarlarda der ki gelecek önemli, bu konularda da böyle hemen peşin hükümlü olmayın. Gelecek önemli, biz şimdilik bir tohum ekelim, bir beş kişi on kişi yetiştirelim. ileride onlar bu işi daha da iyiye götürebilir, kimsenin burnunu kanatmadan biraz yürütelim. Kolay bir şey değildir çünkü. bir aile reisisin önce eşinin ve çocuklarının bakmayı düşünürsün. Dersin ki benim farzım ne? Eş ve çocuklarıma bakmak. Önce aile reisi olarak eş ve çocuklarına bakarsın.

Farz budur çünkü. Senin çocukların çikolata mı yemeyi versin önemli değil. Marka ayakkâbı giymeyi versin önemli değil. Önce çocuklarının sen sağlıklı bir şekilde bakmayı düşünürsün. Aynı şeydir. Bir cemâ’at bir topluluk düşünün. Bir cemâ’at bir topluluk düşünün. Önce der ki farzı bu, bunların hiçbirisinin burnunu kanatmadan belli bir ölçüye, belli bir idrâk ve fikre, belli bir düşünceye getirmem lazım diye düşünürsün. Şimdi gidersin bir yere ilk defa bir yere sohbete gittin, bir yere zikrullâh’a gittin. Hiç kimse yok orada. Yavaş yavaş anlatacaksın ya, bunu şimdi çalışan bilir. Gidersin orada hemen zikrullâh’a darb’a başlayamazsın orada. Bilmiyorlar çünkü. Önce ekersin, biçersin orada. lâ ilâhe illallâh.

Birkaç tanesi de seni böyle videodan bakmıştır. Hatta bana diyorlar, hocam böyle yapmıyorsunuz zikrullâh’ı. Canım kardeşim, ence siz bir alışın. Kandırıyorum sizi şimdiden diyor. Gülüyorlar ben öyle deyince. Hadi diyorum ben kolay yapacağız. Lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh. Ya böyle yaparken dahi imâm çekip gidiyor camiden. Bir dakika gittiğimde imâm diyor ki böyle şeyler yapacaksanız müsaade edemem diyor. Ya ne yaptık? Lâ ilâhe illallâh dedik diyorum ya. Yok diyor câmîlerde tarîkat olmaz diyor. Benim ağzımdan tarîkat lafı çıktı mı diyorum ya. Ben yolcuyum diyorum ben. Gelip geçeceğim ben diyorum. Ben bir garîb dervîşim diyorum ya. Şurada iki tevhîd çekeceğiz. Lâ ilâhe illallâh diyeceğiz diyorum.

Adam rengi mengi gidiyor. kolay değil, onu yavaş yavaş alıştırıyorsun. Bunun gibi Türkiye’de yavaş yavaş alışıyor. Böyle olunca ben kim bir dergâha gitti, bir şeyhin elinden tuttu, bir kimse bir cemâ’at onu böyle hasbe’l-kader yakalamış onu. Anlatmış ona. Bir şeyler okuyorlar. Hiç önemli değil. Ben ayrıştırmam. Hepsi de Allâh’ı zikredenlerden. O yüzden ha çokça zikredenlerden diyemez ama Allâh’ı zikredenlerden. Rabbim hepimizi de çokça zikredenlerden eylesin. Devam et.


Cemâ’atle Zikrin Âdâbı — Destûr Sıralaması: Allâh, Resûlullâh, İmâmeyn (Mezheb İmâmları), Pîrü Pîrân, Üstâd; Karabaş Silsilesi

Başka bir konuda izniniz olur mu bu bizim? Cemâ’atle zikretmenin adabı başlığı altında. Zikrederken, destûr yâ Hazret-i Allâh zikre başlarken, destûr yâ Resûlallâh, destûr yâ İmâmeyn, destûr yâ Pîrü Pîrân, destûr ya üstâdım Hu. Bir fazîlet sırası ise şayet bu. İmameyinden kasıt nedir? Pîr efendilerimizden önce midir? Üstadımızdan da önce midir? Biz mezheb imamlarımıza tabiyizdir. O yüzden bizim yolumuzda mezheb imâmları Pîr efendilerden önce gelir. Fazilet açısından da mezheb imâmlarımız Pîr efendilerden de, üstadımızdan da önce gelir. Biz o hiyerarşiyi kaybetmeyiz. Bir kısım ehl-i tasavvuf bunu böyle görmeyebilir. Biz böyle gördük. Üstadımız da Çorum Hacı Mustafâ Efendi’den böyle görmüş. O Hâc Alî Eder Efendi’den, o Çorum Normalde Hacı Ebû Bekr Bâbâ’dan, Mısır Tantâ’dan, ondan sonra Tantâvî’den, Neş’abî’den, oradan Mahmûd-u Hüdâyî dergâhından bu komple baktığımızda sizsine böyle görmüş bunu.

Bu konuda biz kimseye bir laf söyleme noktasında değiliz ama bizim destûr istememiz, hiyerarşisi, destûr istememizin hiyerarşisi bu böyle. Önce Allâh’tan sonra Resûlullâh’tan, sallallâhu aleyhi ve sellem’den, ondan sonra aşağı doğru sıralanır. Az önceki konuyla da ilgili hadsizlik yaptım aslında.


Keyfiyyet ≠ Kemiyyet: “70 Bin Lâ ilâhe illallâh”a Bedel Bir Lâ ilâhe illallâh ve Hz. Mevlânâ’nın “İnşâ’allâhın Canı” Tedrîsi

Üstâdım özür dilerim. Zaten halinizin şahsında Cenab-ı Allâh’tan da özür diliyorum. Siz yine bir sohbetinize ifade buyurmuştunuz ki kendine bir şey olduğumu zannetme. Sen 70 bin defa Lâ ilâhe illallâh dersin, o bir defa Lâ ilâhe illallâh der, o 70 binden de fazîletlidir ifade buyurmuştunuz. O zaman az önceki sohbetinize de ifade buyurduğunuz gibi onun her halinin gülmesinin, ağlamasının, yürümesinin konuşmasının, buradaki kemiyyet değil, keyfiyyet midir maksad efendim? Evet. Burada normalde o hâl ile hallenen kimselerin artık belli noktalar haricinde kendi ihtiyârı yoktur. O yüzden Hz. Mevlânâ mesleğinde bir kısım insanlar inşâ’allâh demeseler dahi onlar inşâ’allâhın canı olmuşlardır der. o inşâ’allâh dememiştir ama o inşâ’allâhın canı olmuştur.

Hz. Pîr’in sözüdür bu. O yüzden o kimse evet bir sefer Lâ ilâhe illallâh der, öbür tarafta 70 bin Lâ ilâhe illallâh’a bedeldir onun Lâ ilâhe illallâh demesi ama hiç kimse de kendini böyle görmesin. Teşekkür ederim. Eyvallâh.


Devlet Me’mûrunun Müsvedde Kâğıt Suâli — Mustafa Özbağ Efendi’nin Sıfır Kâğıt Tedrîsi: Hz. Ömer’in Oğlu Abdullâh’a Allâh Resûlü’nün Sözü

Devlet memuru biri bir kısmı kullanılabilir, müsvedde kâğıtları biriktirince çöp gibi görünüyorsa biriktirmeye devam mı etmeli başka bir yolu var mı? Kullanılabiliyor ise kullanılacak. Bu ister devletin malı olsun, ister kendi şahsın malı olsun. Bugün insanlar isrâf ediyorlar, görülmez yerlerde israflar var. Ben mesela genel olarak bana gelen resmi evraklar da dahil bir tarafı yazısı ise ben öbür tarafını kullanıyorum yazdırıyorum. Ben sıfır kâğıt kullanmamaya gayret ediyorum. Resmin bir yere bir müracaat edecekse sıfır kâğıt kullanıyorum. Ben sıfır kâğıt kullanıyorum, öbür türlü sohbet hazırlıyorum diyelim ki ben bir tarafı kullanılmamış olan var ben onu kullanıyorum. Ben atmam. Ben kullanılabilecek herhangi bir şeye atmam.

Bu ne olursa olsun. Poşet dahil buna. İsrâf. Israf. Üstersi tahta parçası olsun kullanılabilecektir bir yere lazım olur. Alır koyarım kenara. İsrâf yok kullanılabilecek. Gömlektir ayakkâbıdır pantolondur kullanılabilecek mi? Evet. Kendim kullanabiliyorsam kendim kullanırım kullanamıyorsam tasa tük ederim. Kullanacak birisine veririm bir daha. Kimisi kibirlidir. Alır kullanmaz mesela. Kibirinden dolayı kullanmaz. Yok. O kimse mesela kibirlenmiyorsa ihtiyâcı olmasa dahî bir başkasına versin. Bu da sünnet. Hazret-i Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullâh’a gönderdi Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. O dedi ki Yâ Resûlallâh benim ihtiyacım yok. Ona dedi ki ey oğul. Sen istemeden sana bir şey geliyorsa bu Allâh’ın lütfundandır.

İhtiyacın varsa onu kullan. İhtiyacın yok ise ihtiyâcı olan bir kimseye tasaddûk et dedi. Bu sünnettir. Reddedilmez. Bir kimse size bir şey hediye etti. Bu reddedilmez. Ne hediye ederse esin. Buradan hareket ederekten hep altına kendimle alâkalı not düşüyorum. Ben böyle bir şey istemiyorum. Allâh râzı olsun. Bu kapıyı açmak istemiyorum. Bu kapıyı açmak istemiyorum. Ama bir kimseye bir hediyede bulunuyorsa, tasaddûk de bulunuyorsa onu reddetmeye hak yok hiç kimsenin. Mustafâ Özbağ da yok. Kendimi öyle ayrı bir kibirlilik dünyâsına katmayayım. Ben sadece not düşüyorum arkadaşlar. Bu konuda beni biraz üzmeyin. Böyle beni biraz bu konuda sıkıştırmayın. Allâh râzı olsun.


Hediye Reddedilmez (Sünnete Karşı Çıkmak Olur) — Mustafa Özbağ Efendi’nin “Bu Kapıyı Açmak İstemiyorum” Notu

Bu kapıyı çok aralamak istemiyorum. Hediyeleşmeye karşı çıkamazsın. Bu sünnet ise niye aykırı çünkü. Bir kimse herhangi birinize bir şey yapmış. Bu istememişsiniz, andırmamışsınız. Bu sünnettir. Bunda yapacak bir şey yok. Yolumuzda andırmak sıkıntılıdır. Andırmayacak o kimse. Söylemeyecek. Hissettirmeyecek bunu. Şimdi öyle olunca tasarruf etmek ve ihtiyâcı olan bir kimsenin ihtiyâcını görmek, isrâf etmemek ölçümüzdür. Devlet daireleri de. Hadi diyeceksiniz ki ya devlette o kadar çok şey var da ondan sonra buna mı kaldı. Biz kendimizden mes’ûlüz. Biz isrâf etmeyiz. Devletin malını da isrâf etmeyiz biz. Kendi malımızı da isrâf etmeyiz. Devletin malını da isrâf etmeyiz. Rabbim isrâf edenlerden eylemesi.


Râzı Olmak Hadîsi: Rabb-Allâh, Dîn-İslâm, Peygamber-Muhammed; Rü’yâ ile Sağlama (Yanlış); Şeytân Allâh Sûretine Girer mi?

Rabb olarak Allâh’ı dîn olarak, İslâm’ı, Peygamber olarak, Hazret-i Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabul edip râzı olan îmânın tadını tadabilir. Hadis. Râzı olmak nedir, nasıl râzı olabiliriz? Dinin bütün hukukunu, ahkâmını, Sünnet-i seniyye’yi kabul edip. Ya bu böyle olmasaymış dememek. Razıyız. Kur’ân sünnet ne dediyse haktır, râzıyız. Bu manada. Kendimi dinen toparlamak istediğimde kısa bir süre sonra rü’yâ görmek istiyorum. Bu yolla toparlandığımı dair onaylamak istediğimi fark ettim. Bu şekilde düşünmem doğru mu? Değil. Biz Kur’ân ve sünnete tabi oluruz. Zaman zaman sarsılırız, yıkılırız. Biz zaman zaman ne bileyim hatâ da işleriz, günâh da işleriz. Kur’ân ve sünnete tabi oluruz.

İbadetlerimizi yerine getirmeye gayret ederiz. Biz Allâh’ı zikretmeye gayret ederiz. Samimiyet nedir? Hiç hesabın kitabının olmamasıdır. Şeytân rü’yâda Allâh’ın şekline şemâline girebilir mi? Girer, Şeytân olduğu da oradan belli olur. Şeytân ben Allâh’ım der çünkü.


Kaynakça

  • İbâdetlerde Vakit ve Tahdîd — Hac, Oruç, Namâz, Zekât vs. Cihâdın Sebebe Bağlılığı: «Hac vakti» — Bakara 2/197 («el-Haccu eşhürün ma’lûmât»); «namâzın vakti» — Nisâ 4/103 («inne’s-salâte kânet ‘ale’l-mü’minîne kitâben mevkūtâ»); «orucun vakti» — Bakara 2/183-187; «zekâtın yıllık olması» — klasik fıkh: Serahsî, el-Mebsût 2/149; Kâsânî, Bedâ’i’u’s-Sanâ’i’; klasik fıkh — Mergīnânî, el-Hidâye; «namâzın rek’atları sünnetle sâbit» — Buhârî, “Salât”; Müslim, “Salât”; «sizin için Resûlullâh’ta güzel örnek vardır» — Ahzâb 33/21; «Ramazân’ın kışın tutulması iddiâsı tenkîdi» — modern Karabaş tedrîsi (Sünnet’in zaman-mekân üstü hücceti); «cihâdın sebebe bağlılığı, savunma cihâdı» — klasik fıkh: Serahsî, el-Mebsût, “Siyer”; Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; «kâfirleri gördüğünüz yerde öldürün âyetinin keyfî yorumu tenkîdi» — Tevbe 9/5 ile âyet-i seyf; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • “Allâh’ı Çokça Zikredin” — Üç Fi’iliyât: Ayakta, Otururken, Yan Üzerine Yatarak: «Allâh’ı çokça zikredin» — Ahzâb 33/41 («yâ eyyühe’lleziyne âmenû’zkürullâhe zikran kesîrâ»); «sabah-akşam zikr» — Ahzâb 33/42 («ve sebbihûhu bukreten ve asîlâ»); «namâzdan sonra ayakta-otururken-yan üzerinde zikr» — Nisâ 4/103 («fe-izâ kadaytümü’s-salâte fe’zkürullâhe kıyâmen ve ku’ûden ve ‘alâ cunûbiküm»); Âl-i İmrân 3/191 («elleziyne yezkurûnellâhe kıyâmen ve ku’ûden ve ‘alâ cünûbihim»); «banyoda-tuvâlette zikrullâh» klasik fıkh-tasavvuf — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, “Tahâret”; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ; «zikrullâhın kalbden gelmesi durdurulmaz» — klasik tasavvuf: Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/300-340 (“Esrâru’z-Zikr”); klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat.
  • Uyurken Bile Zikir — Cûd Ehli Allâh’ın İstemeden Verdiği: «zikrederek uyu, zikrederek uyan» — Müslim, “Zikr” 64-66 (Hadîs no: 2710-2712); Buhârî, “Da’avât” 7-13; Ebû Dâvûd, “Edeb” 99-100; «kim zikrullâh ile uyanırsa duâsı kabûl olur» — Buhârî, “Teheccüd” 21 (Hadîs no: 1154); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî 11/110-130; «kim zikrullâh ile meşgūl olup duâsını arzedemezse Allâh ona istemeden verir» — Hadîs-i Kudsî klasik şerh: Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 1/424; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/352-360; «el-Cevâd-Cûd ehli» Allâh’ın isimleri-zâtî sıfat — klasik akāid: Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât; klasik tasavvuf — İbn Atâullâh, el-Hikemü’l-Atâ’iyye; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Hâs-ül Hâssın Hâssı — Hz. İbrâhîm’in Cebrâ’îl’e “Bana Sen Lâzım Değilsin” Sözü: «Hz. İbrâhîm aleyhisselâm’ın ateşe atılırken Cebrâ’îl’in “ne istiyorsun” sorusuna “ona söyle, halime vâkıf, bana o lâzım” cevâbı» klasik kıssa — Sa’lebî, Arâisü’l-Mecâlis; Kisâ’î, Kasasu’l-Enbiyâ; İbn Kesîr, Kasasu’l-Enbiyâ; «kün burâdı ve selâmen alâ İbrâhîm» — Enbiyâ 21/69; klasik tasavvuf — İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem, “Hikmet-i Müheymiyye fî Kelimeti İbrâhîmiyye”; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «kim Benim velîme düşmanlık ederse Bana harb îlân etmiştir» — Buhârî, “Rikāk” 38 (Hadîs no: 6502); Hadîs-i Kudsî klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî 11/340-360; «Benimle görür Benimle duyar Benimle yürür Benimle tutar» — aynı Hadîs-i Kudsî; «sen atmadan Allâh attı» — Enfâl 8/17; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; «evliyânın yağmur yağdırması (istiskā)» — Buhârî, “İstiskā”; klasik delâ’il — Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/100-160 (“Tevhîd ve Tevekkül”); «sıfâtsal tecellî» — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye.
  • Şerî’aten-Tarîkaten-Hakîkaten Zikredenler ve İstikāmet — 37-38 Yıllık Tecrübe: «istikāmet (doğru yolda durmak)» — Hûd 11/112 («fe’stekım kemâ ümirte»); Şûrâ 42/15; Fussılet 41/30 («inne’l-leziyne kālû Rabbüne’llâhü sümme’stekāmû»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; «şerî’at-tarîkat-hakîkat-ma’rifet» merâtibi — klasik tasavvuf: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/56-78; «mürîd-üstâd intisâbı, günlük zikr» — klasik dervîşlik: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Beyat” bâbı; İmâm Kuşeyrî, er-Risâle; «istikāmet-cihâd-ı ekber» — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân; klasik mukābele — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; modern Karabaş tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi 37-38 yıllık dervîşlik tecrübesi (1987-2024).
  • Türkiye’de Sistemin İstediği “Müslümân Tipi” Karşısında Cemâ’at-Tarîkat — Risâle, Süleymân Hilmî Efendi, Cami İmâmının Zikre Tepkisi: «cemâ’at-tarîkat ayırmadan ortak istikāmet» tedrîsi — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; «Bediüzzamân Said Nursî ve Risâle-i Nûr cemâ’ati» — Said Nursî, Risâle-i Nûr Külliyâtı, Mektûbât; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «Süleymân Hilmî Tunahan Efendi Hazretleri ve Süleymâncılar» — Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları; modern okuma — Mehmed Kırkıncı, Hayatım-Hatıralarım; «modern siyâsî sistemin Müslümân tipi şartlandırması» tenkîdi — modern okuma: İsmet Özel, Üç Mesele; Cemil Meriç, Bu Ülke; «cami imâmının halka zikre tepkisi» — modern Karabaş Mustafa Özbağ Efendi hâtırâtı, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com); klasik mukābele — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; «Lâ ilâhe illallâh tevhîdi-cami içinde câ’iz» — klasik fıkh: İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat.
  • Cemâ’atle Zikrin Âdâbı — Destûr Sıralaması ve Karabaş Silsilesi: «destûr — yâ Hazret-i Allâh, yâ Resûlullâh, yâ İmâmeyn, yâ Pîrü Pîrân, yâ üstâd» âdâbı — klasik dervîşlik: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Cemâ’atle Zikr Âdâbı”; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; klasik tasavvuf — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «mezheb imâmlarının fazîletinin Pîr efendiler ve üstâddan önce gelmesi» tedrîsi — klasik fıkh-tasavvuf telâkkisi: İmâm Rabbânî, Mektûbât (mezheb-tasavvuf birlikteliği); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesi» — Çorum Hacı Mustafâ Efendi (Anaç) → Hâc Alî Eder Efendi → Hacı Ebû Bekr Bâbâ → Mısır Tantâ-Tantâvî → Neş’abî → Mahmûd-u Hüdâyî dergâhı tedrîsi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com) hâtırâtı; klasik silsile — Hüsâmeddîn Bursevî Pendnâme-i Halvetiyye; klasik silsile-i Şa’bâniyye — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat.
  • Keyfiyyet ≠ Kemiyyet — “70 Bin Lâ ilâhe illallâh” ve Hz. Mevlânâ’nın “İnşâ’allâhın Canı” Tedrîsi: «kemiyyet değil keyfiyyet» tedrîsi — klasik tasavvuf: İbn Atâullâh, el-Hikemü’l-Atâ’iyye; İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, “Sıdk” bâbı; «o hâl ile hallenenlerin ihtiyârı yoktur» — klasik tasavvuf: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukūkillâh; «inşâ’allâh demeseler dahi onlar inşâ’allâhın canı olmuşlardır» — Hz. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; klasik şerh — Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «70 bin lâ ilâhe illallâha bedel bir lâ ilâhe illallâh» — klasik tasavvuf: İmâm Rabbânî, Mektûbât; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat; «hiçbir mürîd kendisini bu makāmda görmemeli» tedrîsi — klasik tasavvuf: İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; modern Karabaş tedrîsi — Mustafa Özbağ Efendi, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
  • Mustafa Özbağ Efendi’nin Sıfır Kâğıt Tedrîsi — Hz. Ömer’in Oğlu Abdullâh’a Allâh Resûlü’nün Sözü: «isrâf yasağı» — A’râf 7/31 («ve lâ tüsrifû innehû lâ yühıbbu’l-müsrifîn»); İsrâ 17/26-27; Furkān 25/67; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; klasik fıkh — Serahsî, el-Mebsût; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/250-280 (“Mâlü’l-Halâl ve’l-Harâm”); «Hz. Ömer’in oğlu Abdullâh’a Allâh Resûlü’nün gönderdiği şey ve “ihtiyâcın varsa kullan, yoksa tasaddûk et” sözü» — Buhârî, “Zekât” 51 (Hadîs no: 1473); Müslim, “Zekât” 110-111 (Hadîs no: 1045); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî 3/336-348; Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim; «istemeden gelen Allâh’ın lütfu» — klasik fıkh: Serahsî; klasik dervîşlik — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «devletin malı, kendi malı, israf yasağı» — modern Karabaş tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi’nin sıfır kâğıt tedrîsi (bir tarafı kullanılmış kâğıdın diğer tarafının kullanılması), İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com); klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat.
  • Hediye Reddedilmez (Sünnet) — Mustafa Özbağ Efendi’nin “Bu Kapıyı Açmıyorum” Notu: «hediyeleşin, sevişirsiniz» — Mâlik, Muvattâ, “Hüsnü’l-Hulk”; Buhârî, el-Edebü’l-Müfred 594; Ebû Ya’lâ, Müsned; «hediye sünnettir, sünnete karşı çıkılmaz» — klasik fıkh: Serahsî, el-Mebsût; Kâsânî, Bedâ’i’u’s-Sanâ’i’; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «mürîd-mürşid hediye âdâbı» tedrîsi — klasik dervîşlik: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; «mürşidin “bu kapıyı açmıyorum” notu — şahsî hediye almama tedrîsi» — modern Karabaş Mustafa Özbağ Efendi hâtırâtı, İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com); «andırma-hissettirme yasağı» tedrîsi — klasik tasavvuf: İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, “İhlâs” bâbı; modern okuma — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.
  • Râzı Olmak Hadîsi — Rü’yâ ile Sağlama (Yanlış) ve “Şeytân Allâh Sûretine Girer mi?”: «Rabb olarak Allâh’tan, dîn olarak İslâm’dan, peygamber olarak Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’den râzı olan îmânın tadını alır» — Müslim, “Îmân” 56 (Hadîs no: 34); Tirmizî, “Îmân” 10 (Hadîs no: 2623); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/208; klasik şerh — Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim 2/2-7; «râzı olmak — bütün hukūk-ahkâm-Sünnet-i seniyye’yi kabul» tedrîsi — klasik akāid: Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; klasik fıkh — Serahsî, el-Mebsût; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/300-340 (“Tevbe-Sabr-Şükr”); «sâlih rü’yâ-müjdeci rü’yâ ile amel olmaz, kıyâs Kur’ân-Sünnet’edir» — klasik usûl: Şâtıbî, el-Muvâfakāt; klasik mukābele — İbn Hazm, el-Fasl fi’l-Milel; «şeytânın rü’yâda Allâh sûretine girmesi mümkün — fakat “ben Allâh’ım” dediği anda şeytânlığı belli olur» tedrîsi — Buhârî, “Ta’bîr” 10 («men reânî fi’l-menâmi fe-kad reânî, fe-inne’ş-şeytâne lâ yetemessalu fî sûretî»); Müslim, “Rü’yâ” 11 (Hadîs no: 2266); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî 12/383-401; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; bu sohbet 2024 sonu Mesnevî dersi öncesi soru-cevâp — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı