Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #103 — Şeb-i Arûs ve Regâib Kandili: «İstemek-Vuslat Yolu» ve Tövbe Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #103 — Şeb-i Arûs ve Regâib Kandili:…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Şeb-i Arûs ve Regâib Kandili Birleştirme — Topik Girişi; «İstemek-Vuslat Yolu»

Malum böyle Şeb-i Arûs ile, burada arka tarafta boşlar var, bir kısmınız bu tarafa gelin. Böyle cuma’nın son namaz mahvilinde cuma’yı kılıp hemen böyle sıvışacak cemaate benzemeyin. Var ya onları ön safa geç diyorsun, adam öbürküne diyor geçti. o ön safa gelmeyecek, erkekler daha iyi biliyor bu işi. Ön safa gitmek sanki böyle bir cehennem azabı gibi, oradan çıkmak zor ya, hemen farzı kılıp çıkacaklar değil mi? Harun Hoca öyle yapıyorlar değil mi? Harun Hoca’mız da malum Bayındır’da imam, babası da imandı maşallah subhanallah, bizi severdi, biz de onu severdik. Var mı dışarıda arkadaş da? Yoksa ben geleceğim teker teker içeri kaçacağım şimdi. Yok mu? İbrahim sen misin orada? Gözlüklü olan İbrahim sen değil misin?

Allah Hakkında

Var mı dışarıda arkadaş? Varsa içeri hepsini de gönder. Ben buraya genişletirim de Allâh’ın izniyle. İnşallah. Şebu aruzla regaib kandili böyle bir hafta olunca arasında bizim Hacı Cafer dedi ki birleştirelim mi? Dedim birleştir hiç olmasa dedim insanlar her hafta taşınmasınlar. İkisini birleştirdik güzel oldu. Ben zaten karıştırmayı birleştirmeyi çok severim. Şeyhim de derdi Mustafa Efendi çok seviyor karıştırmayı derdi. E hamdolsun biz böyle karıştırmayı çevirmeyi, evirmeyi seviyoruz elhamdülillah. Böylece birleştirdik. Ve regaib kandiliyle şebu aruzu birlikte yaşamak, anmak, hem rahmet kapısının açılışını hem de vuslat gecesini aynı sofrada aynı mecliste buluşturmak gibi oldu. Bu tabirimi hoş görün istemekle vuslat arasındaki yol gibi oldu.

O yüzden ben bu geceki sohbetime İnşirah Suresinin 5, 6, 7 ve 8.


İnşirâh 94/5-8 — «Her Güçlükle Beraber Bir Kolaylık»; Müslümanların Hâli Eleştirisi

ayetleriyle başlamak istiyorum. Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm İnşirah âyet 5 Mutlaka bir güçlükle beraber bir kolaylık vardır. 6 Evet her güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır. O halde bir işi bitirdin mi diğerine koş. Ancak Rabbinden iste. Öyle bir zamanlarda yaşıyoruz ki Müslümanların kanı namusu şerefi, haysiyeti, toprakları her şeyleri ayaklar altında çiğnenmekte. Ümmet-i Muhammed sanki bir ümitsizlik deryasına düşmekte. Zorluklar, sıkıntılar, belalar, müsibetler, haksızlıklar, hukuksuzluklar ve bir gün değil, iki gün değil, üç gün değil, üç ay değil, beş ay değil yıllardan beri dünyanın değişik merkezlerinde Müslümanların kanı harıl harıl akıtılmakta.

Denile bilinir ki yeryüzünde bütün yaşayan Müslümanların can, mal, akıl, din, namus ve mal güvenliği kalmamakta. Ve İslam dünyası bilinçli bir şekilde ümitsizliğe bilinçli bir şekilde yenilmiş diye bilinçli bir şekilde çaresizliğe sürüklenmekte. Ve ümmet ne yazık ki o ümitsizlikten umuda o çaresizlikten silkelenip çareye o dermansızlıktan silkelenip dermana ulaşmayı kendisinde görmemekte. Ve o acı yenilgiyi iki yüzyıldan beri kabullenmiş haksızlığı, hukuksuzluğu, kanunsuzluğu kabullenmiş İslâm’ın hukukundan, ahlakından İslâm’ın kendi kurallarından uzaklaşmayı kabullenmiş ve o kabulleniş de ne yazık ki bir silkelenme, bir dirilme bir kendine gelme modunu kaybetmiş. Regaib’e bakarken o istemeyi, o kurtulmayı o ümit etmeyi o dirilme yoluna girmek olarak bakıyorum.

Çok acı bir şey ben 38 yıldan beri sohbet ediyorum böyle bir zamanlarda en sıkıntılı en sancılı zamanlar yaşadık 12 Eylül, 12 Eylül’den sonra ve 28 Şubat’tan sonra günden güne, bilhassa ülkemiz adına söylüyorum Müslümanlar adım adım geri adım atmakta Hazret-i Pîr’in deyimiyle İblîs’in çocukları gibi geri geri gitmekte ve bütün ne yazık ki cemaatler, cemiyetler, tarikatlar İslam’ı yaşama ve yaşatma mücadelesi verme noktasında duranlar Hızla dünya bileşme Hızla sekülerleşme Hızla Kur’ân ve Sünnet isyaniyeden ayrılma Kur’ân ve Sünnet isyaniyenin hukukundan, ahlakından Hızla uzaklaşmaktalar Öyle bir hale geldi ki Haramlar sanki helalmış gibi Allâh’a isyan sanki normalmiş gibi Hadîs-i Şerîf’e bak Allâh’a isyan sanki normalmiş gibi Hadîs-i Şerîf’leri inkar etmek bir erdemlilikmiş gibi ve mezhepleri inkar etmek büyük bir devrimmiş gibi sanki çok önemli bir fikirmiş gibi hatta ve hatta küstahlıkta ve hatta kibirlilikte çok özür dilerim ama küfürde o kadar ileri safhaya çabuk edildi ki ümmetin içinden bizdenmiş gibi görünen siyasiler bürokratlar Kur’ân-ı Kerîm’in bir kısım ayetlerinin değiştirilmesini konuşmakta ve gözümüzün içine baka baka gözümüzün içine baka baka 1400 yıl önceki hukukun uygulanamayacağını gözümüzün içine baka baka bazı ayetlerin değiştirilmesi gerektiğini söyleyip geçenlerde açıklama yapan bir Yahudi Amerika’daki Yahudi bir hahamın Müslümanlara cihâd ayetlerinin kötülüğünü anlatmamız, ezberletmemiz lazım fikrini bizdenmiş gibi görünen bürokratlar ve siyasetçiler o Yahudi hahamın ağzıyla konuşmakta ve ne acı ki ümmet-i Muhammed buna karşı bir tepki göstermemekte ümmet-i Muhammed sanki dünya bileştikçe uyutulmakta uyutuldukça da sömürülmekte sömürüldükçe de ne yazık ki kendisinde baş kaldıracak kendisinde hayır diyecek bu böyle olmaması lazım diyecek nefesi ve takati kalmamakta nefessiziz, takatsiziz, bu konuda bilincimiz ve şuurumuz satın alınmış vaziyette biz de bunu kabul etmişiz.

Biz bilincimizin satılmasını, imanımızın satılmasını, dinimizin satılmasını bir şekilde kabul etmişiz. Aman bizim kazançlarımıza zarar gelmesin de aman bizim memuriyetimize bir zarar gelmesin. Aman bizim başımıza bir şey gelir bakarsınız. Öyle ya bakarsınız tutuklarını veririz biz. Içeri atıverirler bizi. O zaman içeri atılınca biz ne yaparız? Veyahut da mevcut bir düzenimiz var, sistemimiz var. Alıyoruz, satıyoruz, para kazanıyoruz. Hayatımız yerinde. Ne güzel tatillere gidiyoruz. Deniz kenarlarında çipil diyoruz. Bizim Müslümanların da hakkı bu. Lüks evler, lüks villalar, lüks arabalar olmasın mı? Bizim Müslümanların da hakları bu. Lüks yemekler yemeyelim mi? gitmeyelim mi lüks restoranlara?

Kocaman tabağın içerisinde iki lokma biftiye yirmi bin dolar vermeyelim mi? Filistin’de açlık var. Tüh. Çok üzülüyoruz Filistin’e. Ama bu yemek tabağına yirmi bin dolar verilir Paris’te. Ondan sonra da Filistin yürüyüşüne katılabiliriz. Hiç sıkıntı yok. Hacca gidebiliriz. En lüks paralarla, en lüks bir şekilde. Filistin, Gazze, Doğu Türkistan, Sûriye, Irak, Afganistan, Fas, Tunus, Cezâyir, Mısır, Türkiye ve Türkiye Cumhuriyetler’de ben Müslümanım diyen la la hella Muhammedun Resûlullâh diyenlerin ensesinde boza pişiriliyormuş. Ya bunlar da radikal İslamcı zaten. Bunlar düzene ayak uydurmayan insanlar. O yüzden bu düzene ayak uydurmayan kimseler yok edilmeleri gerekir. Başlarının ezilmeleri gerekir.

Biz bunu da satın almışız. Bunu da kabullenmişiz. Yarın Mustafâ Özbağ’a tutuklasalar, belliydi onun öyle olacağı canım. İleri geri konuşmasaydı o da. meşhur ya Bursa’da bir adam çeşme yaptırmış, yazmış oraya Müslümanlar içemez diye. Gitmişler padişaha şikayet etmişler. Bunu hepiniz biliyorsunuzdur da çok hoşuma gidiyor bu benim. Padişaha şikayet etmişler demişler ki ya Müslüman memleketinde bu nasıl bir şey? Müslümanlar bu sudan içemez. Padişaha demiş ki o zaman efendim müsaade edin demiş. Benim dediğimi yapın göreceksiniz. Tamam.


Bursa Müftüsü Hâtırâsı — «Müslümanlar Kendi İmâmlarına Sâhip Çıkmaz»; Sufî Yolculuğa Bağlılık

Bursa’daki katolik cemaatinin papazını derdest etmişler, tutuklamışlar. Bütün katolikler saraya gelmişler, olmaz demişler. Ne suçu var? Biz onsuz nikahlanamayız, onsuz boşanamayız. Çocuklarımızı vaftis edemeyiz. Biz onsuz dinimizi yaşayamayız. Lütfen neyse bedeli ödeyelim, bizim papazımızı bırak demişler. O zat demiş ki Arifi billah o. Ricalül Kalplerden işte. O demiş ki padişahım bak amacına ulaştı. Bırak şimdi demiş papazı. Ertesi gün Yahudilerin hahan başına almışlar. Derdest etmişler, bütün Yahudiler gelmişler. Demişler evlenemeyiz, boşanamayız. Çocuklarımız onsuz isim konmaz. Biz demişler et bile yiyemeyiz. Hahan başı o et makuldür, uyguntur diyecek. Ona göre fetva verecek. Bizim etimizi dahi biz öyle yeriz.

Neyse diyeti ödeyelim. Bizim hahan başımızı bırakın demişler. Neyse bırakmış padişah. Ertesi gün demiş ki Bursa müftüsünü vaaz esnasında kürsüden alıp götüreyim. Bursa’nın müftüsünü o vaaz ederken derdest etmişler, götürmüşler. Cemaat demiş ki bunun böyle olacağı belliydi. Ne oldu belli değil zaten ya demişler. Bir kişi gidip de padişaha dememiş. Padişah’ın bizim müftümüzün ne suçu vardı? Bizim kadımızın ne suçu vardı? Neden onu aldınız? Biz o olmazsa dinimizi yaşayamayız. O olmazsa biz şu olmaz, bu olmaz, bir kişi dememiş. Padişah şaşkın. O arif zahat demiş ki sevgili padişahım demiş. Müslümanların durumu bu demiş. Kendi imamlarına dahi sahip çıkmazlar. O yüzden demiş yazdım çeşmeye. Buradan Müslümanlar su içemezdi.

E tabii üzerinden yıllar geçmiş değişen bir şey yok İslam dünyasında. Bir vaaz eden veya tabi cemaat veya bir tarikatın başındaki kimseyi alıp götürseler kimse peşinden gitmez. Bu ümitsizlik, umutsuzluk bu ne yazık ki Müslümanların dağılmışlığını gösteriyor. Ve acı bir şey o yenilgiyi Müslümanlar kabul etmiş. Ben sizleri tenzih ediyorum. Sizleri tenzih etmemin sebebi sizin böyle nefsinize, kibrinize su serpmek değil. Hasbe’l-kader benimle beraber otuz sekiz yıldan beri koşan ne yazık ki nerede Nuri Dede? Nuriye birisi gelmiş dedeciğim demiş mesleğime okuyorlarmış. Tamam dedim dergahın dedesi yoktu. Sen de dergahın dedesi ol dedim. Oktayla uğraşacak artık. Ondan sonra ben karışmıyorum. Sözüm söz.

Eyvallâh. Otuz sekiz yıldan beri benimle beraber hep beraber buradakilerle beraber koşuşturuyoruz. Allâh razı olsun. Derdimizle dertlendiniz, yolumuzla yollandınız, kederimizle kederlendiniz, aşkımızla aşklandınız. Sizlere Cenab-ı Hakk’ın huzurunda hepinizi ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bırakıp gitmiyorum merak etmeyin. Bende bırakıp gitmek yok. Rabbim bizi onlardan eylemesin. Âmîn.


Regâib Tedrîsi — «İstemek Ayıp Değildir»; Bakara 2/37 Hz. Âdem Tövbesi; Allâh’ın Sınır Çizmesi

Regaib bu manada rağbet kökünden geliyor. Bol ve değerli bir bağış, mükafat, sevap, sevap, fazilet ve amel olarak anlıyorum. Regaib’i. yönelmek ona yönelmek, Allâh’a yönelmek, istemek, Allâh’tan istemek, Allâh’a yalvarmak, kalbi Cenâb-ı Hak’ın yoluna ve kapısına çevirmek ve bu gece günahkarların dönebilir miyim? Acaba kapı bana açılır mı diye sorduğu gece umutsuzların, ümitsizlerin, kendilerinde ümit ve umut ışığı göremeyenlerin hala kapı açık mıdır ki diye sorduğu gece. Oysa Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’inde buyuruyor ki Allâh kullarına karşı çok lütufkardır. O kullarına karşı hep lütufkardır. Kullarına karşı hep merhametli, kullarına karşı hep kucak açıcı. Tevbe ederlerse tövbelerini kabul edicidir.

O yüzden regaib bana şunu söyler. Istemek ayıp değildir. Istememek gaflettir, küstahlıktır, kibirliliktir. O yüzden bir kimse Cenâb-ı Hak’tan ne istiyorsa bu fakirin tabiriyle annenizden, babanızdan, kocanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan rahat isteyemezsiniz ama Allâh’tan rahat bir şekilde peynir ekmek ister gibi isteyebilirsiniz. O yüzden regaib Allâh’tan istemek Allâh’tan Allâh’a ümit etmek, umut beslemek, yarına karşı direnç göstermek, her türlü sıkıntıya, her türlü bela, musibet, derde, her türlü olumsuzluğa karşı göğsünü gerip boynunu Allâh’a bükmektir. Ve bütün şeytani sistemler ve şeytanlaşmış insanlar sizin boynunuzu kendisine bükmenizi beklerken sizin boynunuzu Allâh’a bükmenizdir regaib.

O yüzden bu gece veyahut da bundan önceki gece veya bundan sonraki geceler müminin, sufinin boynunu sadece ve sadece Allâh’a bükmesidir. O Allâh ki kullarının hem tövbesini hem duasını kabul eden Allâh’tır. Cenâb-ı Hak Adem’i yarattı da Adem’e demişti ki şu bölgeye yaklaşma veya şu ağaca yaklaşma veya şu bitkiye yaklaşma. Burası çok önemli değil benim için. Cenâb-ı Hak bir emir vermişti onlara. Bir sınır çizmişti. Allâh kullarına sınır çizer çünkü. Adem’e de sınır çizmişti. Bunu böyle illaki ağaçtı, yok meyveydi, yok daldı, çiçekti, budaktı, yok bir yerde olarak görmeyin. Cenâb-ı Hak sınır çizdi Adem’e. Dedi ki bu sınırdan öteye geçme. Aynı şekilde Musa’ya da sınır çizmişti. Cumartesileri dedi ki avlanmayın.

Sınır çizer Allâh kullarına. Imtihanın sırrı budur. Sınır çizer. Müslümanlara der ki faizle iştigal etmeyin. Sınır çizer. Müminlere der ki fuhuşla iştigal etmeyin. Sınır çizer. Müminlere der ki içkiden uzak durun. Sarhoş edici şeylerden uzak durun. Sınır çizer. Müminlere der ki şirkten uzak durun. Sınır çizer. Bakın sınır çizer. O yüzden Adem’e de dedi ki ey Adem havvayla beraber bu sınırı aşmayın. Onlar sınırı aştılar. Bakara 2/37. Adem Rabbinden kelimeler aldı. Günahının bağışlanmasını istedi. Allâh da tövbesini kabul etti. Şüphesiz ki Allâh tövbeleri çokça kabul edendir. Merhamet sahibidir. Ve Adem ile Havva Cenâb-ı Hak’ın lütfu, ikramı, ihsanı öğretmesiyle A’râf Sûresi âyet yirmi üçteki duayı yaptılar, tövbeyi yaptılar.

Ey Rabbimiz biz kendimize zulm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka zihan edenlerden oluruz dediler. Ve Cenâb-ı Hak kendi katından kendi lütfundan kendi ihsanından ikramından Adem ve Havva’nın bu duasını bu tövbesini kabul etti. Ve Adem af oldu. Havva af oldu. Ey inanan Müslümanlar Allâh’tan ümidinizi kesmeyin. Hangi günahı işlediyseniz işlediniz. Hangi suçu istediyseniz işlediniz. Cenâb-ı Hak’a rücu edin. Ona tövbe edin. Ondan af dileyin. Muhakkak ki Allâh gafur-u rahimdir. Günahlarınızı affedecektir.


Bakara 2/54 Mûsâ Kavmi Altın Buzağı; Bakara 2/160-161 — Âlimlerin Çarpıtma Eleştirisi

Bakara 2/54 bir zaman Musa kavmine şöyle demişti. Ey kavmim bu buzağıyı ilah edinmekte şüphesiz kendinize zulm ettiniz. O halde yaratanıza tövbe edin ve birbirinizi öldürün. Yaratanınız katında bu sizin için daha hayırlıdır. Allâh tövbenizi kabul etmiştir. Çünkü o tövbeleri çokça kabul eden ve çokça merhametli olandır. Bu ayeti kerimeler sizden saklanan ayeti kerimelerdir. Musa aleyhisselâm Tûr-i Sînâ’ye çıkmıştı. Kırk gün. Otuz gün çıkmıştı. Cenâb-ı Hak on gün daha ilave etti. Kırk gün. Sufiler buna erbayin derler. Kırk gün bir yere kapınıp Allâh’ı zikretmek ve Allâh’a ibadet etmeyi erbayin derler. Ayeti kerimede sabittir. Musa aleyhisselâm o gün için Tûr-i Sînâ’ye çıkıp Allâh’la konuşurken malum Sâmirî miydi ismi?

Evet o kimse böyle altından bir buzağı yapmıştı ve altından buzağıya tapanlar olmuştu. Cenâb-ı Hak Musa’nın kavmine şunu emretti. Dedi ki bu puta tapanlar var ya puta tapınanlar var ya evet tapınmayanlar o tapınanları öldürecek o zaman Allâh onları affedecek dedi. Dikkat edin. Puta tapınanları puta tapınmayanlar Musa’nın kavmi için söylüyor. Öldürecekler Allâh o zaman onların tövbelerini kabul edeceğim dedi. Ve Cenâb-ı Hak tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olandır. Bakara 2/160 ancak tövbe edip kendilerini düzelten ve Allâh’ın indirdiğini açıklayanlar müstesna. Tevbe edip kendilerini düzelten ve Allâh’ın kitabını Allâh’ın kitabını eğmeden, bükmeden ayeti kerimeleri düzgün, yerli yerinde açıklayanlar müstesna. ayeti kerimeleri saklamayan, ilmi saklamayan ve ayeti kerimeleri Cenâb-ı Hak’ın indirdiği şekilde tebliğ eden zamana göre, güce göre, esen rüzgara göre değil, Allâh’ın indirdiği hükme tabi olup öylece onu tavsiye eden, öylece onları nasihat edenler müstesna. onların tövbelerini kabul ederim.

Ben tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet ederim. Bu da nedir? Bu da alimlerle alakalıdır. Bu nedir? Amirlerle alakalıdır. Bu nedir? Şeyhim, mürşidim diye dolaşanlarla alakalıdır. Bu nedir? Ilahiyatçılarla alakalıdır. Bu nedir? Diyanetçilerle alakalıdır. Allâh’ın kitabını düzgün bir şekilde Cenâb-ı Hak’ın indirdiği bir şekilde mi açıklıyorsunuz? Yoksa Trumpa göremi, Macrona göremi, Netanyahu’ya göremi açıklıyorsunuz ve uyguluyorsunuz. Ipiniz kimin elinde? Nefsiniz kimin elinde? Siz ipinizi elinde tutanların istediği gibi muayetleri anlatıyorsunuz. Yoksa birisi sizin bir tarafınızdan yakaladı da onların istediği şekilde mi anlatıyorsunuz? Ümmeti nasıl saptıracağınızı şaşırmışsınız. Ayetleri nasıl inkar edip nasıl küfre düşürülür?

Bunun yolunu aramaktasınız. Gelin ey ümmet-i Muhammed’in alimleri, alim gibi görünenleri, gelin ümmet-i Muhammed’in şeyh gibi mürşid gibi görünenleri, gelin ümmet-i Muhammed’in önünde kendisini kurtarıcı, himen gibi gören zavallılar, tövbe edin Allâh’a nefesiniz varken, nefesiniz varken, tövbe kapısı açıkken, tövbe edin. Bir de ümmet-i Muhammed’in önünde tövbe edin. Deyin ki biz âyet-i kermeleri çarpıttık. Bir profesör diyor ki geçen izledim, paylaştım da Kur’ân’da yedi yüz tane âyet var diyor, zikirle alakalı. Bunu söyleyen de profesör. Zikirle alakalı yedi yüz âyet var diyor. Yedi yüz âyet. Gelin ümmet-i Muhammed’in önüne düşün de o kendi heva ve hevesinizden yorumladığınız heva ve hevesine uydunuz ve o uyumakla âyet-i kermeleri çarpıttıklarınızdan özür dileyin.

Bir maaş kurban olmayın. Bir zekata kurban olmayın. Bir sadaka kurban olmayın. Bir makama kurban olmayın. Hayat dediğiniz şey göz açıp kapatıncaya kadar biten bir şey. Bir bakıyorum ben arkaya. Altmış beş yıl geçmiş. Bir bakıyorum ben arkama. Derviş olalı otuz sekiz yıl olmuş. Sanki dünkü gibi. Sanki hiç yaşamamışım gibi. Sanki önümde henüz daha kocaman bir hayat varmış gibi. Dün insanın önünde küçücük kalıyor. Gelecek insanın önünde büyüdükçe büyüyor. Oysa öyle değil. O yüzden bu sözüm alimlere, şeyhlere, Diyânetçilere, ilahiyatçılara gelin çarpıttığınız âyet-i kermeleri bu insanların içerisinde düzeltin de Rabbim sizleri affetsin. Yoksa o Bakara 2/161’deki tecelli edecek. Inkar edenler ve kafir olarak ölenler var ya şüphesiz ki Allâh’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerindedir.

Ayet-i kermeleri çarpıtanlar hadîs-i şerifleri inkar edenler, âyet-i kermeleri ve hadîs-i şerifleri kendi heva ve heveslerine göre yorumlayanlar, Allâh’ın dinini değiştirmeye çalışanlar, Kur’ân’ı indirildiği gibi değil, Kur’ân’ı Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin anladığı ve yaşadığı gibi değil, kendi heva ve heveslerine uygun yaşayanlar, uygun anlatanlar, yol yakinken nefesiniz var iken tövbe edin geri dönün yoksa bu dünyadan inkar etmiş ve kafir olarak göçüp gideceksiniz. Allâh ve melekler ve insanlar insanlar bakın müminler demiyor. Insanlar size lanet edecekler. Rabbim korusun. Bakara 2/222 şüphesiz ki Allâh tövbe edenleri sever, temiz Bu âyet-i kermenin başı kadınlarla alakalıdır.

Malum kadınların muayyen günleriyle alakalıdır. Ama velakin âyet-i kermenin sonu bütün Müslümanları bütün müminleri ilgilendirir. Allâh tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. Temizlik hem zahirdir hem batındır. Zahir temizlik malumdur.


Müslümanın Zâhirî-Bâtınî Temizliği; Tövbenin Şeriat-Tarîkat-Mârifet-Hakîkat Dereceleri

Müslüman temizdir. Müslüman kokmaz. Öyle. Müslümanın saçı sakalı temizdir. Müslüman kadının örtüsü mantosu temizdir. Müslüman kadın erkek çocuk temizdirler. Evleri temizdir. Hepside deli topludur. Müslüman kadının evi dağınık değildir. Çorabı bir tarafta kaza bir tarafta böyle bir Müslüman kadın evi düşünülemez. Müslüman bir genç kız Müslüman bir genç kız derli topludur. Eşyasını oraya buraya atıp annem toplasın diye bakmaz. Kendisi toplar. Kendisi dizayn eder. Müslüman bir erkek genç yaşlığı önemli değil. Tertiplidir, düzenlidir. Gömleğini çıkardığında asar. Kirliyse götürür. Kirli sepetine böyle atmaz. Katlar da koyar. Kirlisi dahi Müslümanın tertiplidir. Kirlisini dahi atmaz. O sufi ise kirlisini dahi kattar, düzenler öyle bırakır.

Yatağını dağınık bırakmaz bir Müslüman. Yatağını kendisi derler, toparlar. Sünnet bunlar. Sünnet yorganını toplar, koyarsın kenara. Ben adamım yorganı böyle bırakır giderim. Değil. Sen sufisin. Sen her şeyin tertipli düzenli olmalı. Evet Müslümanlar o yüzden temizdirler. Allâh temiz olanları sever. Temiz. Bu zahiri temizlik. Ya bir de içsel temizlik var. O zaman içsel temizlik ne var? Bir şeriata göre var. Bir tarikata göre var. Iki o zaman marifete göre var. Bir de hakikate göre var. Temizlik. Şeriata göre içsel temizlik nedir? O kimsenin günahlarına tövbe etmesidir. Bu şeriatın emridir. Şeriatın bir kimse günahlarına tövbe eder. Tarikata göre o kimsenin tövbesi ağır bir pişmanlıktır. O bir daha o günaha girmemek için çaba gösterir.

Marifete göre artık o günaha yaklaşmayan bir kimsedir. Hakikate göre tövbeden bir kimsenin geçmiş günahları hayra çevrilir. Hakikat tövbesi geçmiş günahların hayra çevrilmesidir. Nahl 16/119. Sonra şüphesiz ki Rabbin bilmeden günah işleyip ardından tövbe eden ve kendilerini düzeltenleri bağışlar. Bunlardan sonra Rabbin çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Bilerek veya bilmeyerek günah işledi Müslüman. Bilerek veya bilmeyerek günah işledi. O günahtan tövbe eden o günahtan geri dönenleri Cenâb-ı Hak ne yapar? Onların tövbelerini kabul eder. Hicr 15/49-50 ey peygamber kullarıma benim son derece bağışlayıcı ve merhametli olduğumu, azabımın da gerçekten can yakıcı bir azab olduğunu söyle. Ey Muhammed, ey peygamber, sallâllâhu aleyhi ve selam.

Kullarıma söyle ben son derece bağışlayıcı ve merhametliyim. Tevbe ederlerse tövbelerini kabul ederim. O yüzden kullar Allâh’tan ümitlerini kesmesinler. Ben tövbe ettim, tövbem kabul oldu mu, olmadı mı diye şeytanın vesvesesine kanmasınlar. Çünkü hadîs-i şerîf Allâh Resûlü Salallahu Aleyhi ve Selam buyurdu ki tövbeden hiç günah istememiş gibidir. Tevbe 9/112. Bunlar müminler günahlardan tövbe edenler, Allâh’a ibadet edenler, ona hamd edenler, onun yolunda seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliğe emredip kötülüğü yasaklayanlar ve Allâh’ın koyduğu sınırları koruyanlardır. Müminleri müjdele. Demek ki o müminler öyle kimselerdir ki bunlar günahlarına tövbe ederler. Devam ediyor Âyet-i Kerîme.

Allâh’a ibadet ederler. Ancak Allâh’a ibadet ederler. Ancak Allâh’adır ibadet. Ibadet şeyhe değildir, âlime değildir. Ibadet herhangi bir siyasetçiye, bürokrata değildir. Ibadet anneye, babaya değildir. Bütün ibadetler Allâh’adır. Bütün ibadetler. Bakmayın siz ehli tasavvufa laf söyleyenlere. Evet bir kısmı belki de yoldan çıkmış olabilir ama sufiler gerçek manada Allâh’a ibadet ederler. Üstad bize sadece Allâh’a ibadet etmeyi öğretir. Nefis de mücadeleyi öğretir. Nerede nefsimize uyduk, nerede nefsimize uymadık bize onu öğretir. Bize zikrullahın hallerini öğretir. Bize manevi halleri öğretir. Emare’de ne yaşanır? Levhamede, mülhümede, mutmainede, radiyede, mardiyede, safiyede neler yaşanır?

Nefsin halleri nelerdir? Kalbin halleri nelerdir? Bu nefis meraatlerinde nefsin zikirleri nelerdir? Hangi makamda, hangi esma, hangi kalbi makamda, hangi tefekkür, hangi esma? Üstad bunları söyle. Öğretmendir. Üstad Allâh değildir. Üstad Allâh’ın halifesi de değildir. Üstad Allâh’ın yerine konuşan da değildir. Bunlar sapkınlıktır. Allâh diyeceğini demiştir âyet bellidir. Hazret-i Peygamber diyeceğini demiştir. Hadis şerifler bellidir. Üstad sadece bu zamana göre ve dervişlere göre eğitim ve öğretim verir. Müfredat bellidir. Müfredat Kur’ân, sünnet, imamların iştahıdır. Müfredat başka bir şey değildir. Müfredat Kur’ân’a uymak, sünneti saniyeye uymak, imamların iştahını uymak, sufilikse ilk sufilerin yoluna uymaktır.

Muhasibiye uymaktır. Kuş heyriye uymaktır. Sufilik kendi heva ve hevesine uymak değildir. Sufilik birilerinin heva ve hevesine uymak da değildir. O yüzden tarih boyunca gerçek manada sufiler hem emevlilerde hem Abbasilerde tabiri caizse enselerinde boza pişirilmiştir. Sonra da zaman zaman Selçuklularda da Osmanlılar da gerçek manada sufiler zorluklar yaşamışlardır.


Sufîlerin Târîhî Mağdûriyyeti — Hacı Bayrâm-ı Velî, Hallâc-ı Mansûr, Seyyid Nesîmî, İmâm-ı A’zam Şehâdetleri

Gerçek manada sufiler buna Hacı Bayrâm-ı Velî buna Hacı Bektâş-ı Velî bunu Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî buna Üftâde Hazretleri buna Mahmûd Hüdâyî Hazretleri buna Niyâzî-i Mısrî Hazretleri buna bunları yaşamışlardır. Şahittir bunlar buna. Koca İmam-ı Azam şehit edilmiştir. Kim tarafından? Abbasiler tarafından. Serahsî şehit edilmiştir. Kim tarafından? Abbasiler tarafından. Hallâc-ı Mansûr şehit edilmiştir. Onları şehit edenler de Müslümanlar. Evet. Seyyid Nesîmî şehit edilmiştir. Onu şehit eden Müslümanlar o yüzden gerçek manada sufiler çileyi çekenlerdir. Tabiri caizse boynunda ilmeği taşıyanlardır. Sufiler çünkü Allâh’a bağlıdır. Resûlullâh’a bağlıdır. Sufiler Kur’ân ve sünnete bağlıdır.

Sufilerin başka bir yere bağımlılığı yoktur. Kur’ân ve sünnet söz konusuysa tabi olurlar. Kur’ân ve sünnet söz konusu değil ise hayatları pahasına da olsa tabi olmazlar. O yüzden sufileri zalim yöneticiler sevmez. Sufileri kafirler sevmez. Sufileri münafık yöneticiler sevmez. Sufileri münafık, İslam’mış, Müslüman’mış gibi görünen insanlar da sevmez. Sufilerin seveni azdır. Sufilerin seveni azdır. Sufiler ama bu manada gerçek bir sufilik yaşıyorsa gerçek bir iman sahibidir. O yüzden âyet kerime çok azınız iman etti der. Bunlar bir avuç sufi topluluğudur. Bunlar rüzgara göre yön biçmezler. Parmağını ıslatıp rüzgar nereden esiyor şuradan. Ben de o taraftanım. Demezler. Sufiler ebu zerifarı gibi Kur’ân ve sünnet sımsık yapışıktır.

Sevdi mi? Ebu zerifarı hazreti peygamberden sonra garip yaşadı. Sevemedi hiç kimse ebu zerifarı. Sevemedi. Neden? Çünkü kitabın ortasından konuşuyordu. Hazreti Osman efendimiz bile onu Şam’a gönderdi. Medîne’den. Şam’a gitti durdu mu? Durmadı. Çok hoşuma gider. Çok hüzünlendirir beni. Çok içimi acıtır. Çok içimi acıtır. Zamanın eşkıyasıdır ebu zerifarı. Bıçağından kan damlayan, kılıcından kan damlayan kimseler. Hiç kimse ebu zerifarının karşısında duramaz. Ama hazreti peygamber vefat edince ebu zerifarı ne azı ki? Hiçbir yere sığmaz. Hiçbir yere sığdırmazlar onu. Şam’a gider. Şam’da da muaviye onu istemez. Çünkü kitabın tam ortasından konuşuyor. Kitabın tam ortasından konuştuğu için muaviye ondan rahatsız olur.

Bektup yazar hazreti Osman’a. Şam’ı geri istiyorsan ebu zeri buradan al der. Ve ebu zer bir emirnameyle Medîne’ye gelir. Artık o Medîne’de küskündür. Gider Medîne’nin kenarında hurma dallarından bir çadır kurar. Tek başına yaşar ve tek başına ölür. Hazreti peygamberin de onun üzerinde söylediği tecelli der. Sen tek başına garip bir şekilde ölürsün der. O da tek başına garip bir şekilde ölür. sufilerin gerçek manada sufilerin mehmandarı ebu zeri gifaridir. Ekmeğini devletten beklemeyen, suyunu herhangi bir kimseden istemeyen, kendi kendine yettiği kadar yetebilen, hiç kimseye demeden yaşayan ebu zeri gifaridir. Hiç kimseden hiçbir şey istemez. Muâviye keselerce altın götürür. Muâviye’nin onu yüzün, muaviye’nin yüzünü atmak, yüzüne atmak o keseleri her babayiğidin harcı değildir.

Muâviye’nin yüzüne atıverir keseleri. Hatta tekrar Muâviye birkaç adamıyla ona kese gönderir yine. Adamına der ki benim ihtiyacım yok. Şam’da ihtiyaçlı olan çok insan var. Siz bunları onlara götürün der. Ebu zeri gifari, Şam’ın dışına kendisine medresi yapmayı düşünmez. Bu keselerle kendime teki yapayım diye düşünmez. Bu keselerle rahat yaşarım diye düşünmez. Benim İslam olduğumda beni ciğerimden vuran sahabenin yegane teki odur.


Ebû Zerr el-Gıfârî Hâtırâsı — «Garîp Yaşadı Garîp Öldü»; İbn Mes’ûd’un Yollarda Hadîs Dersi

Ebu zeri gifaridir. Günün eşkıyasıdır. Sonra günün ricâlü’l-gaybdir. Allâh dostudur. Allâh’ın velisidir. Tek başına yaşar, tek başına ölür. Onun bunun benden hikayesini çok deşeleyeceksiniz. İçimi acıtıyor çünkü. Yanında bir tek hizmetçisi kefenler. Onu bir iki dalı birleştirir, ortasına bir çaput koyar. Ona der ki ben ölünce ne buluyorsan onunla kefenine yolun ağzına kadar götür der. Muhakkak ki Allâh’ın dostları gelir, benim cenaze namazımı kılar der. Onun cenaze namazını da İbn-i Mes’ûd kıldırır. Yanında talebeleriyle ve İbn-i Mes’ûd Medîne Eminevver’de hadîs dersi yapamaz. Hadis dersi yapamadığı için talebelerini alıp Medîne’nin dışında yollarda yürüyen yürüyen hadîs dersi yapar. Daha henüz peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettiğinde elli yıl bile geçmemiştir daha.

İslam ve Müslümanlar gariptir. Eğer alimler heva ve heveslerine uyarlar akçeye kendilerini kaptırılarsa amirler bozulur. Amirler bozulunca halk bozulur. Yaşadığımız bozuntunun sebebi budur. Çünkü alim gibi görünenlerimiz akçeye, dinara bozuldu. Alim gibi görünenler evlerine çekildi, evlerinde alimlik yapıyorlar. Rabbim cümlemize hidayet eylesin. Ancak tövbeden, imanında samimi kalıp, salih amel işleyen bunun dışındadır. Allâh onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allâh çok affeden ve çok merhamet ederdir. Bu âyet-i kerimeyi buraya almamızın bir sebebi de şu. Bazen Allâh’ı zikir meclislerinde zikir halakalarında kim cemaat halinde Allâh’ı zikrederse Allâh’ın geçmiş günahlarını hayra çevirir.

Hadis şerifini çokça söylerim. Bazı kimseler bu hadîs-i şerîften rahatsız oluyorlar. biz Kur’ân’a tabiyiz diyenler var ya. Kur’ân’a tabi olanlar ve hadîs şerifleri inkar eden zavallılar. Bu benim o söylediğim hadîs şerifi inkar eden kimselere sözüm. Furkân 25/70. Ancak tövbeden, imanında samimi kalıp, salih amel işleyen bunun dışındadır. Allâh onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allâh çok affeden ve çok merhamet edendir. Demek ki Cenâb-ı Hak samimi bir şekilde tövbe edip samimi bir şekilde iyi ameller işleyenlerin Cenâb-ı Hak kötülüklerini hayra çeviriyor. Şimdi bazen zaman zaman dervişlik hayatım boyunca şunlara şahit olmuşumdur. Yeni bir kimse ders alır, derse gelir, ilk zikrullâh’a katılır, kendinden geçer böyle.

Ve zikrullâh bitince hemen şunu söyler. Ben Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemi gördüm. Şimdi bir kısmı hemen ona defans yapar. o bugün geldi nasıl görür? Ben içimden derim ki nasıl bir tövbe ettiyse Cenâb-ı Hak onun yıkadı içini dışını ve o kimsenin gönül perdesini araladı, mana perdesini araladı ve onu ilk zikrullâh halakasında peygamberiyle tanıştırdı. Bu muhteşem bir şeydir. Bakın bu muhteşem bir şeydir. Ve bir kimse gerçekten gerçek manada tövbe ederse Allâh’a samimi bir yönelişle yönelirse Cenâb-ı Hak onun geçmiş günahlarını affeder. Allâh’la kim yarışacak ki? Hem diyecekseniz ki Allâh’la kulun arasına kimse giremez. Iyi girmiyoruz zaten. Insanları Allâh’a davet ediyoruz, Allâh’a tövbe edin diyoruz.

Ve o kimse tövbe edip zikrullâh halakasında peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görünce kendisi görmüyor ya körlerden ya. Olmaz böyle bir şey diyor. Zavallı. Neden? Çünkü örttüler, sakladılar. Kur’ân’da yedi yüz tane âyet zikirle alakalı âyet hikmimi sakladılar. Şimdi ümmet-i Muhammed’in önünde elinde birer tane meal, meallerden Kur’ân öğreneceğiz diye uğraşıyor. Şimdi bunu konuşmak istemiyordum. Bir çalışmamız var Kur’ân’da zikir ayetleriyle alakalı. Hayrette kalıyoruz. o zikir âyetlerini Kur’ân-ı Kerîm’in aslında zikir olarak geçiyor. Kimisi onu öğüt, kimisi onu kitap, kimisi onu nasihat, kimi orada bilmem ne. Hepsini de o nasıl bunu zikir kelimesinden uzaklaştırırız diye çırpınmışlar.

Çırpınmışlar. Yedi yüz tane ayeti kerimeyi örtmüşler Kur’ân’da. Yedi yüz tane zikir ayetini örtmüşler. Altı bin altı yüz altmış altı ya. Yüzde onu zikirle alakalı. Örtmüşler. Ilahiyatı, diyaneti, hıyaneti el birlik etmiş hepsi de. El birlik etmiş. Zikirle alakalı yedi yüz ayeti kerimeyi örtmüşler. Ve Allâh muhâfaza eylesin. Bu insanları Allâh’ı zikirden uzaklaştırmışlar. Allâh’tan da uzaklaştırmışlar. Ben bugünün Müslümanlarını suçlamıyorum hiç. Hiç kimseyi suçlamıyorum. Benim suçladığım kimseler alim sıfatıyla dolaşan ilahiyatçılar diyanetçiler biz alimiz diyen din adamları ücretli ise din adamıdır o çünkü. Evet ücretli din adama. Bir yerden ücret alıyor musun? Alıyorsun. İmam azam almadı, sen alıyorsun, bir de hanefim mi diyorsun?

İmam Muhammed almadı, sen alıyorsun, hanefim miyim diyorsun? İmam Serahsî almadı, sen alıyorsun, hanefimisin. Hazret-i Mevlânâ ücret almadı. Sen nesin? Mevlevi miyim diyorsun? Kimden ücret alıyorsun? Kültür Bakanlığından alıyorsun parayı, yan Allâh dön Allâh diyorsun. Iyle iki ilahi söylüyorsun. Paralar cıkka. Tabii. Bir de kanun çıkarıyorsun. Eee semayı sadece onlar müsaade edecek. sen kendi kendine sema edemezsin. Ya Konya’dan müsaade alacaksın. Tabii ya. Konya’dan müsaadenin yoksa sema edemezsin. Allâh Allâh. Tabii. Sebeb? Gideceksin onlara temanna edeceksin. Sen kim? Semaya gelir misiniz? Tabii. Otel parası, yol parası, yemek parası, anasının gözü parası, gezme parası, bir de yemek kirası, diş kirası, hayretten bir de harçlık vereceksin.

Konya’dan şu anda buraya bir sema ekibinin gelmesi en aşağıdan bir milyar. bir trilyon yani. En aşağıdan Evet. Otelleri normal olmayacak. Yemekleri normal olmayacak. Tabii. Semaa kapısı demek para kapısı demek olmuş. Tabii gidin Konya’ya. Bir ne yapacaksınız? Şey Baruz’a katılacaksınız. Bir fiyatı belli. Gidin İstanbul’daki mevlevanelere. Hepsi de ücretli. Hepsi de ücretli. Neden bizim tek geyelimizden aldılar? Ücretsiz çünkü. Canları sıkıldı. Bize neden canları sıkılıyor? Ücretsiziz. Ücret yok. Buna çıldırıyor herkes zaten. Dervişleri yakınlarda çıldırıyor. Yok canım olmaz öyle bir şey ya. Muhakkak bir şey alıyordur o ya. Muhakkak bir şey vardır arkasında ya. Tabii. Bir ara benim arkamda İran vardı.

Bunu annemin akrabaları söylediydi. Sonra tutmadı. Bunu sonra başkaları da söyledi. Baktılar ki ben öyle değilim. Ardından Suudi Arabistan oldu. Baktılar gene ben öyle değilim. Ardından dediler ki hükümet bunun arkasında. Ulan hükümet bizim meclisimizde boza pişiriyor. Baktılar o da öyle değil. Şimdi kim var arkamızda belli değil. Yakında onu da bir şey bulurlar arkasında şu var diye. Allâh muhâfaza eylesin.


Hadîs-i Kudsî — «Kulum Günâh İşler Tövbe Eder, Affettim»; «Dilediğini Yap, Tövbe Ettikçe Affederim»

Ebû Hüreyre radıyallâhu an hazretleri naklediyor. Resûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadisi kutsi de Rabbinden naklen buyurdu ki bu yine benim hadisi kutsim. Hakkınızı helal edin. Bu gece bana çalışıyor her şey. Beni böyle can evimden vuran ayetler, hadisler bunlar. Biraz da böyle beni anlatıyor. Ben biraz serkeşim ya. O yüzden. Bir kul günah işledi ve yarabbi günahımı affet dedi. Var mı günah işlemeyen aranızda? Ne güzel, mükemmel. Tabii olur mu olur. Birisi kafayı kırmıştır. Ben işlemedim demişler, atacaktım onu dışarı. Sen bizi bozarsın diyecektim ya. Biz günahkar bir topluluğumuz. Biz günahsız bir topluluk değiliz. Hepimizde. Biz günahımızı inkar etmiyoruz. Günahını inkar eden şeytandır.

Bir kimse ben günah işlemedim. Bir günaha da bu günah değil diyorsa o şeytanın çocuğudur. O Adem’in çocuğu değildir. Evet. Ancak şeytan ve onun çocukları günahı inkar eder. Ben günah işlemedim der. Ancak Adem ve onun çocukları günahlarını itiraf eder. Ben günahkarım yarabbi beni affeyle der. O yüzden yarabbi günahımı affet dedi. Cenâb-ı Hak da kulun bir günah işledi. Arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran birer bir Rabbi vardır. Burası çok ince mesela. Günah işledi. O kimse günahını kendince idrak etti ve dedi beni affedecek olan Rabbim var. Bu kulluğun zirvesidir aslında kıymetli kardeşler. Beni affedecek olan Rabbim Mustafâ Özbağ affedecek olan Rabbim’dir. Hiç kimse değil.

Eğer bir kulun hakkına tecavüz ettiysen bir kimseye yanlış yalnız çarpık bir şey yaptıysan onu tazmin eder ondan helallık isterim. Eyvallâh. Ama ölü türlü günahım da benim kusurum da benim hatam da benim yanlışım da benim eksikliğim de benim eyriliğim de benim. Ya Rabbi hatamla kusurunla eksikliğimle yanlışlığımla, eyriliğimle senin kapına geldim. Başka iş kimsenin kapısına değil. Beni affedecek olan sensin. Beni affeyle. Bizleri affeyle. Biz başka bir kapı tanımadık. Biz başka bir kapı bilmedik. Bizi affedecek olan başka bir makam mevki bilmedik. Biz sadece seni bildik. Bizi affeyle. Âmîn. Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve ey Rabbim günahımı affet der. Cenâb-ı Hak hazretleri de der ki kulun bir günah işledi ve bildi ki günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.

Affettim der. Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve ey Rabbim beni affeyle der. Bu benim gibi serkeş bir kul. Beni affeyle diyor. O da affettim diyor. Sonra onun gözünün içine baka baka yine günah işliyor. Ama diyor ki sen benim Rabbimsin. Senden başka ilahım yok. Senden başka Allâh’ım yok. Senden başka elinden tutacak olan yok. Senden başka beni kendine çevirecek olan yok. Senden başka bana kapısını aralayacak olan da yok. Ben yetimim, ben garibim, ben kimsesizim. Ben yalnızların içerisinde yalnızım. Senden başka kimim kimsem yok. Beni affeyle der. Allâh cevap verir. Kulun günah işledi ve bildi ki günahı affeden veya günah sebebiyle muha eze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap. Ben seni affettim dedi.

Bu sonu var ya son cümle. Benim bütün din algımı, bütün Allâh algımı, bütün hayatımı, mematımı, her şeyimi alt üst eden yerdir. Hadisin sonunda geçen dilediğini yap ibaresinin manası günah işlemeye devam edip arkadan da tövbe ettikçe seni affederim demektir. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Ben serkeşlikten gelmez, serkeş bir insanım. Biraz da haddim, hududumu bilmem. Günah işleye veririm. Bilirim ki Rabbim var. Bilirim ki Allâh var. Bilirim ki o tövbeleri kabul edendir. Bilirim ki o affedendir. Ben her zikrullâh halakasından sonra annemden doğduğum gün gibi tertemiz olduğuma inanırım. Her tövbe ettiğinden sonra var ya subhanallah ve bi hamdihi subhanallahil azim ve bi hamdihi estağfurullahil azim.

Kim günde bunu yüz kez yaparsa deniz köpükleri kadar günahı olsa Allâh onu affeder. Hadîs-i Şerîfini kendime ölçe edin herim. Ve derim ki evet ben ne kadar günah istersem içtiğim Rabbim beni affeder derim. Bir hadisi kutsi daha Tirmizî’den ey Ademoğlu sen bana dua edip affımı ümit ettikçe ben senden ne sadır olursa olsun aldırmam. Ben seni affederim. Ey Ademoğlu senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa sonra bana dönüp istiğfar etsen çok oluşuna bakmam seni affederim. Ey Ademoğlu bana arz dolusu hata ile gelsen. Sonunda hiçbir şirk koşmaksızın bana kavuşursan seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım. Rabbim bizleri affettiği kullarından eylesin.


Hz. Peygamber’in Üç Aylar Duâsı; Receb-Şa’bân Oruçları (Taberânî, İbn Abbâs); Hadîs İnkârı Eleştirisi

Ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri her üç aylar geldiğinde duasını arttırır, tövbesini arttırır, zikrini arttırırdı. Hatta çok tövbe ettiğinden Hazreti Ayşe annemiz derdi ki ya Resulallah senin gelmiş geçmiş günahların affolmadı mı ki? Ona derdi ki ya Ayşe ben Allâh’a şükreden bir kul olmayayım mı derdi? O yüzden üç aylar geldiğinde Recep geldiğinde dua ederdi. Allâh’ım Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl. Bizi Ramazan’a ulaştır. Âmîn. Âmîn. Şimdi tabii böyle her üç aylar geldiğinde bir kısım kendisini profesör ünvanlı hoca ünvanlı kimselerin medyada dolaşıyor ya hatta birisi alay ediyor. Üç ayları mübarek olsun. Olmasın diyor. Iyi seninki olmasın. Seninki olmasın. Hadisleri inkar eden soytarılar.

Sizinkiler olmasın. Biz hadîsleri inkar etmiyoruz. Sahih değilmiş. Biz hadîs kitaplarına geçen bütün hadîsleri sahih olarak görüyoruz. Sana ne? Sen benim Allâh’ım mısın? Peygamberim misin? Neyimsin sen benim? Hiçbir şeyimsin. Nesin sen? Benim gibi bir damla sudan yaratıldın. Nesin sen? Ipin uçgurun başkasının elinde onun istediği gibi konuşan maymunun tekisin. Başka bir şey değilsin. Maymunlara hakaret olur. Biz hadîs kitaplarında geçen bütün hadîsleri kabul ettik. Ve Cenabı Peygamberin bu duası regaip bir sonuç değil Regaip bir yola girişin kapısı bugün regaip kandili. Biz onun o yolun kapısındayız. affın mağfretin rahmet etmenin güzelliklerin hoşlukların bizim Allâh’a uslat kapımızdır regaip.

O yüzden Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri regaipte orucunu arttırırdı. Zikrini arttırırdı. Şükrünü arttırırdı. Oruçla alakalı birçok hadîs-i şerîf var. Üç dört tanesini buraya aldım. Ama velakin saat merhumunu kaybettiğimden dolayı onları ben şimdi okumayayım burada. Ama normalde Taberânî’den bir hadîs-i şerîf Ebu Hüreyre naklediyor. Allâh Resûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem Ramazan ayından sonra Recep’le Şaban’dan başka hiçbir ayın orucunu tamam tutmamıştır. Hatta başka bir hadîs-i şerifte İbn Abbâs naklediyor bunu. Diyor bir sahâbe soruyor. Diyor ki Hazret-i Peygamber Recep’te Şaban’da ne yapardı? Ibn Abbas naklediyor. İbn Abbâs’ın oğlu Abdullah naklediyor. Dört Abdullah’tan birisi.

Sahabenin içerisinde dört tane alim, vazıl, bütün her şeyle kemalermiş. Dört Abdullah’tan birisi. Hazreti Abbas’ın oğlu Abdullah Kur’ân-ı Kerîm’i en iyi peygamberden sonra sallâllâhu aleyhi ve sellem’den sonra en iyi anlayan çünkü o ııı Arap yarım adısında Arap diline en fazla vakıf olan kimse Hazreti Abbas’ın oğlu Abdullah. Diyor ki Hazret-i Peygamber öyle oruç tutardı ki Recep’te Şaban’da. Biz derdik ki hiç iftâr etmeyecek. Bazen de bırakırdı derdik ki herhalde hiç oruç tutmayacak. Çünkü bir uzun bir hadîs-i şerifte ne diyor on beş gün oruç tutanlar için? Gökten bir münaadi melek seslenir. Geçmiş günahlarınız bağışlandı der diyor. Recep ayında on beş gün oruç tutanlar için. Hadis inkarcıları istedikleri kadar inkar etsinler.

Evet. Bu gece tabii bir de aynı zamanda Şeb-i Arûs’u kutluyoruz.


Şeb-i Arûs Tedrîsi — «Vuslat Düğün Gecesi»; Mevlânâ «Ölünüz Ki Ölümsüzlük Bir Cân Kazanırsınız»; Aşk Tedrîsi

Şeb-i Arûs da istemenin, duanın sonu, zikrin sonu gayret etmenin, koşuşturmanın, vuslatın gecesi Şeb-i Arûs. Mustafa der ki Şeb-i Arûs ölüm değil bu, bir son değil, ayrılık hiç değil. Vuslatın ebedileştiği düğün gecesi. Kul Rabbine kavuşur. Seven sevdiğine varır. Ayrılık ayrılık türküleri susar. Hasret dili çözülür. Beklemek artık son bulur. Ne gelgitler kalır ne belki der, belki ne acabalar? Seher vaktini kollamak yok. Kapıda durup içeri bakmak yok. Uzaktan seyretmeler biter. Ansızın bırakıp gitmeler yok artık. Gidilecek yer mekansızlık, mekan yok. Yol biter. Yolcu susar o an. Sadece var olan o kalır. El açmak yok. El tutunmuştur ona. Sormak yok. Cevap bulundum. Binnik son gömleğini çıkarır.

Isimler düşer omuzlardan. Yükler toprağa emanet edilir. Geriye bir tek kalır. Bir veda değildir. Bu bir kavuşmadır. Bu bir susuş değildir. Bu hakikatin konuşmasıdır. Ölüm dedikleri velvele seven için perdedir sadece. Perde kalkıp alem durulunca düğün başlar onun gönlünce. Hazret-i Pîr Mevlânâ ölünüz. Ölünüz ki ölümsüzlük bir can kazanırsınız. Bu topraktan kesilip ten bağlarından kurtulun ki eliniz semallara ulaşsın der. Hazret-i Pîr ölüm günü benim matemim değil, düğün gecendir der. Bu yüzden Hazret-i Pîr öldüğünü ağlamaz. Tebessüm eder. Hazret-i Pîr der ki istemek senin işindir, vermek onun. Regaip istemeyi, zikri, tövbeyi, ümit etmeyi öğretir. Şeb-i Arus da teslimiyeti. Ikisi birleşince kul hem ister hem razı olur.

Razı olunca da âyet-i kerîme tecelli eder. Ey huzura ermiş olan nefis. Rabbine dönen o senden razı, sen ondan razı buyruğu gelir ötelerden. Bu âyet bir bakıma Regaib’in duasıdır. Bir veçeden bakarsanız da Şeb-i Arus’un cevabıdır. Bu iki gece birleşti bu gece. Regaip der ki ne olursan ol gel, tövbe et, zikret, uyan, kendine gel. Şeb-i Arus der ki olduğun gibi ona gel, onunla ol. Mustafa der ki tövbe kulluktur, ilahlık değil, zikir saymak değil, hiç olmaktır. Dua pazarlık değildir, sessizce kapıda beklemektir. Ibadet alışveriş değildir. Secdede benliğini bırakmaktır. Sema dans değildir, raks değildir. Sema hakikate el açmaktır. Aşk hesapsız maşukunu sevmektir. Aşk Mustafa gibi kırık dökük kalple yürümektir.

Aşk elsiz ayaksız kimliksiz koşmaktır. Aşk her an her zorlukta yolda kalmaktır. Aşk dilsiz dudaksız konuşmaktır. Aşk harflerin susup hakikatin konuşmasıdır. Aşk maşukunu sahiplenmek değil. Aşk ona teslim olmaktır. Aşk neden, niçin sormamaktır? Aşk nerede, nasıl aramamaktır? Aşk ebedi de olsa kapıda kalmaya razı olmaktır. Aşk kapı açılırsa şükür kapı açılmazsa sabırdır. O yüzden aşkta hesap kitap yoktur. Aşkta sadece ve sadece teslimiyet vardır. O yüzden regaip kalbin Allâh’a yönelmesidir. Şebaruz kalbin Allâh’ta yok olmasıdır. Regaip, tevbemi kabul eyle. Beni bağışla beni emanına al demektir. Şebaruz ise artık ayrılık yok, icran yok, hasret yok. Ben artık seninle varım demektir. Aşk, Hazret-i Pîr gibi son sözlerini söyleyip bu dünyadan geçip gitmektir.

Öldüğüm gün kapıdım götürülürken bende bu dünya derdi var sanma. Benim için ağlama. Yazık vah vah deme. Şeytanın tuzağına düşersen o zaman eyvah demenin sırasıdır. Cenazemi gömdüğün zaman ayrılık, ayrılık deme. Benim kavuşmam, benim buluşmam o zamandır. Beni toprağa verdikleri zaman elveda el vada demeye kalkışma. Mezar cennet topluluğunun perdesidir. Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret. Güneş de ayağı gruptan hiç zarar gelir mi? Yere hangi tohum ekildi de bitmedi. Insan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyor musun? Toprağa konulduğunu zannediyorsun değil mi? Ayağımın altında bu yedi kat gök vardır. Geceniz, ömrünüz, nefesleriniz dua ile zikirle aşkla geçsin. Bana haklarınızı helal edin.

Rabbim cümlemizi kendi yolunda kendisinden razı olacağı, kendi yolunda koşup ona vuslat olacağı kullarından eylesin. Âmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • Regâib Kandili — «Rağbet-İstemek»: Receb-i Şerîf’in ilk Cuma gecesi — Türk-Osmânlı geleneği; «regâib» kelimesi (rağbet kökünden) — Kâmûs-i Türkî; sufî tâbiri — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «Regâib gecesi faziletini reddetme» eleştirisi — modern bidat tartışması — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Şeb-i Arûs (17 Aralık) — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Vuslat Gecesi: Mevlânâ (1207-1273) — vefât târîhi 17 Aralık 1273; «Şeb-i Arûs» (vuslat gecesi) tâbiri — Sultan Veled, Maârif; Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn; «ölüm-düğün mecâzı» — Mevlânâ, Mesnevî; «mûtû kable en temûtû» (ölmeden önce ölün) — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/291; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları.
  • İnşirâh 94/5-8 — «İnne Mea’l-Usri Yusrâ»: «fe-inne mea’l-usri yusrâ, inne mea’l-usri yusrâ, fe-izâ ferağte fe’nsab, ve ilâ Rabbike fer-ğab» (Mutlaka bir güçlükle beraber bir kolaylık vardır; her güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır; o halde bir işi bitirdin mi diğerine koş, ancak Rabbinden iste) — İnşirâh 94/5-8; Taberî, Câmiu’l-Beyân 30/237; İbn Kesîr, Tefsîr 8/444; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz; «iki yüzyıllık yenilgi» eleştirisi — Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü.
  • Bakara 2/37 — Hz. Âdem’in Tövbesi: «fe-telekkâ Âdemu min Rabbihî kelimâtin fe-tâbe aleyh, innehû huve’t-Tevvâbu’r-Rahîm» (Âdem Rabbinden kelimeler aldı, günahının bağışlanmasını istedi; Allâh tövbesini kabûl etti, çünkü O tövbeleri çokça kabûl eden ve merhamet edendir) — Bakara 2/37; «Hz. Âdem’in tövbesi (rabbenâ zalemnâ enfüsenâ)» — A’râf 7/23; Tâhâ 20/121-122; Bakara 2/35-39; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Bakara 2/54 — Mûsâ Kavmi Altın Buzağı: «yâ kavmi inneküm zalemtüm enfüseküm bi-ttihâzikümü’l-icl, fe-tûbû ilâ bâriiküm fa’ktulû enfüseküm zâliküm hayrun leküm inde bâriiküm fe-tâbe aleyküm, innehû huve’t-Tevvâbu’r-Rahîm» (Ey kavmim altın buzağıyı ilâh edinmekle kendinize zulm ettiniz; yaratanınıza tövbe edin ve birbirinizi öldürün, yaratanınız katında bu sizin için daha hayırlıdır; Allâh tövbenizi kabûl etti) — Bakara 2/54; «Sâmirî’nin altın buzağısı» — Tâhâ 20/85-97; A’râf 7/148-156; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz.
  • Tövbenin Dört Mertebesi — Şerîat-Tarîkat-Mârifet-Hakîkat: Sufî tasnîfi — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü; «hakîkat tövbesi-geçmiş günâhların hayra çevrilmesi» — Furkân 25/70 (yübeddilu’llâhu seyyiâtihim hasenât); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «temizlik müminin nısf-i îmânıdır» — Müslim, Tahâret 1 (223); Tirmizî, Daavât 86 (3517).
  • Sufîlerin Târîhî Mağdûriyyeti: İmâm-ı A’zam’ın şehâdeti (150/767) — Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 13/323-454; Hallâc-ı Mansûr (244-309/858-922) — İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-A’yân 2/140; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Seyyid Nesîmî (?-1417) şehâdeti — Salâhüddîn Hayyan, Nesîmî; Hacı Bayrâm-ı Velî (1352-1430), Hacı Bektâş-ı Velî (1209-1271), Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Üftâde Hazretleri (1490-1580), Mahmûd Hüdâyî (1543-1628), Niyâzî-i Mısrî (1618-1694) — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları.
  • Ebû Zerr el-Gıfârî (vefât 32/653) — «Garîp Yaşadı, Garîp Öldü»: Ebû Zerr el-Gıfârî biyografisi — İbn Sa’d, Tabakât 4/161; İbn Abdilberr, el-İstîâb 4/62; Hz. Osmân tarafından Şâm’a sürgün edilmesi, Muâviye’nin keseleri yüzüne atması, Rebze’de tek başına ölmesi (32/653) — Buhârî, Zekât 4 (1407); İbn Hişâm, es-Sîre; «Hz. Peygamber’in Ebû Zerr için: «Tek başına yaşar, tek başına ölür» kehâneti» — Tirmizî, Menâkıb 35; «cenâze namâzını İbn Mes’ûd kıldırması» — Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ; modern okuma — Ali Şerîatî, Ebû Zerr.
  • Tövbe Hadîs-i Kudsîsi — «Dilediğini Yap, Affettim»: «esnebe abdün zenben fe-kâle: Allâhümmağfir lî zenbî, fe-kâle Rabbu’llâh: ezneba abdî zenben fe-alime enne lehû Rabben yeğfirü’z-zenbe ve ye’huzu bi’z-zenbi, kad ğafertu li-abdî, sümme ezneba zenben âhar… el-cumel ile’l-âhir: ı’mel mâ şi’te kad ğafertu lek» (Kulum bir günâh işledi ve günâhımı affet dedi; Allâh: Kulum bir günâh işledi ve bildi ki günâhı affeden veya cezâlandıran bir Rabbi vardır, kulumu affettim… sonunda: dilediğini yap, seni affettim) — Buhârî, Tevhîd 35 (7507); Müslim, Tevbe 29 (2758); Ebû Hüreyre rivâyeti; «Tirmizî hadîs-i kudsîsi: deniz köpüğü kadar günâhın olsa istiğfârla affederim» — Tirmizî, Daavât 98 (3540); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/172.
  • Receb-Şa’bân Duâsı ve Oruçları: «Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa’bân, ve belliğnâ Ramadân» (Allâh’ım Recep ve Şa’bân’ı bize mübârek kıl, bizi Ramazân’a ulaştır) — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 3/375; Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/259; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/186; «Hz. Peygamber’in Receb-Şa’bân oruçları» — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (İbn Abbâs rivâyeti); Tirmizî, Savm 36 (745); İbn Mâce, Sıyâm 4 (1648); «üç aylar fazileti reddetme» eleştirisi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Bakara 2/222 — «Allâh Tövbe Edenleri ve Temizlenenleri Sever»: «inne’llâhe yuhibbu’t-tevvâbîne ve yuhibbu’l-mütetahhirîn» (Allâh tövbe edenleri ve temizlenenleri sever) — Bakara 2/222; «zâhirî-bâtınî temizlik» tedrîsi — sufî tâbiri — İbn Atâullah, Miftâhu’l-Felâh; «Müslümanın temizlik ahlâkı» — Müslim, Tahâret 1 (223); Tirmizî, Daavât 86 (3517); İbn Mâce, Tahâret 5 (280); modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm Ahlâkı.
  • Aşk Tedrîsi — «Sevme-Teslimiyet-Sema»: «aşk» — sufî terminoloji — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Mevlânâ, Mesnevî; Yûnus Emre Dîvân; Niyâzî-i Mısrî Dîvân; «Mevlânâ’nın son sözleri-vefât kasîdesi» — Sultan Veled, İbtidâ-nâme; Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn; «sema dans değil hakikate el açmaktır» — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Karabaş Silsilesi ve Regâib-Şeb-i Arûs Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Karabaş Mevlevî bağlantısı, Şeb-i Arûs tedrîsi» — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; modern Karabaş Regâib-Şeb-i Arûs tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Mârifet, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı