Topik Girişi & Mâverdî’nin «Dîn ve Devlet İkiz Kardeştir» Sözü; Beş Râşid Halîfe Döneminde Bu İfâde Yok
Malum geçen hafta Gazâlî’yi başladık konuşmaya. Bizim Hakan kardeş Gazâlî’yi konuşalım dedi. Gazâlî’yle alakalı analizler getirdi. Geçen hafta bir gezîrgâh yaptıydık. Şimdi bu akşam din, devletin ikiz kardeşidir. Mâverdî’nin sözü. Buradan devam edeceğiz tabi biz bunu da. Ama bu tabi maverdiden önce bu söz. Mâverdî bunu teknik bir noktaya getirmiş. Ama velakin tabi bu söz İslam dünyasında normalde Abbasilerin son döneminde Selçuklularda yer bulmuş, oturmuş. Osmanlı’da devam etmiş bu sözün tecelliyatı. O yüzden maverdiye bakarken farklı bir açıdan bakmamız lazım gibi geliyor bana. Bu işin tabi teknik konuları. Ama bu sohbetin devamında bunlara girmeyeceğim diye bir kaydı yok. Allâh’ın izniyle madem ki Gazâlî’yi konuşacağız etraflı bir şekilde konuşmamız lazım.
Devlet Hakkında
Tabi Gazâlî’yi konuşmazdan önce maverdi konuşmamız lazım. Çünkü maverdiden sonradır Gazâlî. Söz şu din devletin ikiz kardeşidir. Şimdi din devletin ikiz kardeşidir denilince burada hemen hemen ben yaştaki olanlar ve benden küçükler zaten değil. Ben yaştan büyük olanlar için, ben yaştakınlar için de bu söz kabul edilebilir, kaldırılabilir bir söz değil. Devlet dış görünüşü için itibar ille de bunu kabul etmesi mümkün değil. din devletin ikiz kardeşidir deyince, ikiz kardeş denilince ne akla gelir? İkisi de aynı anda doğmuştur. birbirinin ardına önce doğan büyüktür, sonra gelen küçüktür. Öyle değil midir? İkiz kardeş odur. Aynı kökten gelirler. anneleri babaları aynıdır, anneleri babaları aynıdır.
Ayrı varlıklardır ama birdirler. Ayrı varlıklardır birdir. Şimdi böyle olunca ikiz kardeş dediğimizde farklı bir metafor giriyor işin içerisine. din ve devletin ikiz kardeşidir deyince farklı bir şey geliyor. Din ve devlet ikisi de ikiz kardeşler. E din devletin ikiz kardeşidir deyince dini öne aldığına göre din büyük o zaman. Eğer devleti öne almış olsaydı devlet din ikiz kardeşdir deseydi devleti büyük olarak alacaktık biz. Ama maverdi din devletin ikiz kardeşidir deyince biz dini öne almış oldu. Tabi bunu normalde din devletin ikizidir, ikiz kardeşidir sözü. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde yok. Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu an hazretlerinin zamanında yok. Hazret-i Ömer zamanında yok radıyallâhu an hazretlerinde.
Hazret-i Osman efendimizin zamanında yok, Hazret-i Ali efendimizin zamanında yok. 6 aylık dönem ama Hazret-i Hasan efendimizin zamanında da böyle bir söz yok. Buraya bir kenara not alın bir. 5 halife, İstan toplumunda 4 halife derler 5 halife. Neden 5 halife? Hazret-i Hasan efendimizin 6 aylık bir halifelik dönemi var. 6 halife bunlar normalde Kur’ân Sünnet dairesinde, Kur’ân Sünnet dairesinde seçilmiş halifeler. 5 halife. E şimdi bunların zamanında böyle bir şey kullanılmamış, böyle bir ifadeye ihtiyaç duyulmamış. Böyle bir şeye de gereksiz görülmüş. din devletin ikiz kardeştir. bu metafor bu nazariye o 5 halife döneminde Hazret-i Peygamber efendimizin zamanında dahil buna. Böyle bir şey yok. bir kısım böyle tezler üretiyorlar yani.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem devlet kurmadı gibisinden bu doğru değil. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri direk bir İslâm devleti kurdu. Hz. Ebu Bekür, Ömer, Osman, Ali, Hazret-i Hasan bunu devam ettirdiler ve Müslümanların bir İslâm devleti vardı. Bakın İslâm devleti diyorum bir Medîne devleti değil. O bir Medîne sözleşmesi var. O ilk etapta Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medîne’ye hicret ettiği zamanki onu bizim önümüze koymaya çalışıyorlar şimdi değil. O Medîne sözleşmesi olarak bizim önümüze koymayın onu. Koysanız da önemli değil de ama bir İslâm devleti var bu beş halifenin. Şimdi normalde bunu bu açıdan baktığımızda din devletin ikiz kardeşidir.
Ya sünnet-i seniye de böyle bir şey yok dediğinde bir kimseye kardeş o zaman buna ihtiyaç yoktu zaten. Bunun söylemine ihtiyaç yoktu. Hz. Ebu Bekür Efendimiz’in ilk savaşı kime? Zekat vermeyeceğim diyenlere. İkinci savaşı kime? Sahte Peygamber’e. Müseylemetü’l-Kezzâb’a. Demek ki din devlet iç içe. Ya siz zekat vermezseniz vermeyin öyle bir şey yok. Devlet gücü girdi içine devlet gücü girerekten dinin hükmünün yaşanmasına devlet güç kullandı. Dedi ki bu dinin hükmü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde neyi nasıl yapıyorsanız öyle yapacaksınız. Yoksa dedi savaş ilan etti onlara. Zekata başkaldıranlara. Demek ki dini bir hukukun işlenmesi için savaş ilanı oldu. Öbür küsü ne? Sahte Peygamber Müseylemetü’l-Kezzâb’a savaş açtı.
İslâm devleti. Bakın Müseylemetü’l-Kezzâb’a savaş açtı. İslâm devleti dedi ki Peygamberlik son buldu. Son Peygamber Muhammed Mustafa ve sallallâhu aleyhi ve sellem. Ondan sonra da Peygamber gelmeyecek. Peygamberlik iddia eden kimseye savaş ilan etti. Bunun altını çiziyorum. Şimdi böyle Peygamberlik ilan edenler var ya tabi bir din devleti veyahut da dinin devletsel kuvveti olmadığı için dünya üzerinde bunlar yaşanıyor şimdi. Dinin devletsel gücü olmadığı için dünya üzerinde bunlar yaşanıyor. Mesela bugün Gazze’de bunlar yaşanıyorsa dinin devletler bazında bir temsiliyet yok, bir gücü yok. Çin’de, Doğu Türkistan’da Müslümanlar zulme uğruyorsa, Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Gazze’de, Mısır’da, Tunus’ta, Fas’ta, Cezayir’de, Afrika ülkelerinde, normalde Türkiye Cumhuriyetlerinde dünyanın herhangi bir yerinde Müslümanlara zulmediliyorsa, Müslümanların kanı namusu şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, burada dünya üzerinde devletler muvazenesinde İslam devletinin olmayışındandır.
Olmayışındandır. Eğer böyle bir şey din devletin ikizi noktasında bir devlet olmuş olsa o zaman bu zulmü kimse yapamaz. Yürüyoruz.
Sâsânî Kralı’ndan Mâverdî’ye — Hz. Peygamber Döneminde Devlet Tehlikede Değil; Dini Araçsallaştırma Eleştirisi
Şimdi, Sâsânî Kralı mesela siyasi ve sosyal tehditlerle karşı karşıya kaldığında bu ifadeye başvurmuşlar. tarih okuyanlar Sâsânî İmparatorluğunu bilir. normalde bu maverdiden öncedir bu. Demek ki böyle bir Sassaniler böyle bir tehlikeye düşünce onlar da din ve devlet ikiz kardeştir. Tabirini kullanmışlar. Ama mesela Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve halifelerinin döneminde devlet herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazret-i Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hazret-i Hasan raddellahu anh hazretleri zamanında devlet herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya değil. O yüzden devlet karşı karşıya bir tehlikeyle değil.
Bir de o zaman için din bu beş halife döneminde araç değil amaç. Buranın altını çizelim. Buradaki bugün konuştuklarımın büyük bir çoğunluğu Mustafâ Özbağ analizi. Kabul edilir edilmez tarihi meselelerdir, red edebilirler. Bu analizler Mustafâ Özbağ’ya ait. Ben alıntılar da var. Alıntıları söyleyeceğim zaten. Alıntı olmayan yerler yanlış söylediklerim Mustafâ Özbağ analizi. Şimdi İslâm’ın ilk çağı dediğimiz bu altın çağda, onun olsana normalde böyle bir devletin tehlikeye düşme, devletin tehlikeye düşme yönleri yok. evet Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz normalde halifeler şehit edilmişler genelde hepsi de. Ama velakin devlet tehlikede değil. Hazret-i Osman efendimiz’i muhasara altında alıyorlar şehit ediyorlar.
Devlet ama tehlikede değil. Ve normalde sonraki zamanlarda ben onu bir istisna olarak ayırıyorum. Kimi? Ömer bin Abdulaziz’i. Ben sonraki devirlerde Ömer bin Abdulaziz’i ayırırım devlet başkanlarından. Allâh beni affetsin geri kalanı ayırmam. iyilikleri kötülükleri Allâh’a hesaplarını verecekler. Bu istisna haricinde normalde Ömer bin Abdulaziz hariç, bazıları da daha başka hariç olsun. Emeviler ve Abbasiler döneminde din amaç olmaktan çıkmış araç haline gelmiş. Bunun altını tekrar çizeyim. 5 halifeyi kenara koyun 6. halif olarak da net Ömer bin Abdulaziz’i kenara koyun. Hadi içinde birkaç kişi daha vardır hepsinde toptancılık yapmayalım. Geri kalanın hemen hemen büyük bir çoğunluğu Emeviler ve Abbasilerde din amaç olmaktan çıkmış araç sallaşmış bugünkü dünya üzerinde bütün devletlerin yaptığı gibi.
Onun altını çizeyim. Dünya üzerindeki bütün devletlerin hangi dine tabi olursa olsun dini araç sallaştırdıkları gibi. Dünya üzerindeki şu anda ben Laila Hilala Muhammed’e Resûlullâh dediğim Müslümanım diyenlerin de büyük bir çoğunluğu dini araç sallaştırmıştır. Siyasetçiler ve bürokratlarda zaten bu %99’dur dini araç sallaştırmak. Şimdi Gazâlî’yi okurken, Gazâlî’yi dinlerken siz böyle benim arada böyle bir füze atmalarımı da dinleyeceksiniz. Arada bir füze atacağım ben. Çünkü arada füze atmazsam içimdeki benim o kabargınlık geçmeyecek. dini araç sallaştıranlar kadar, dini araç sallaştıranlar kadar dine en büyük ihanet eden bir başkası yoktur. Gavur dediniz kimse o kadar zarar vermez dini araç sallaştıranlar kadar.
Bakın gavur dediniz kimse sufili araç sallaştıranlar kadar zarar veremez. Gavur dediniz kimse mezhepleri meşrepleri araç sallaştırdığı kadar zarar veremez. Gavur dediniz kimse İslammış gibi görünen siyasetçilerin, devlet başkanlarının dini araç sallaştırdıklarından dolayı vermiş olduğu zarar kafirler veremez. İslam dünyasını yıkan, içeriden yıkan dini kendi emellerini araç sallaştıran insanlardır. Mezheplerin içerisinde, meşreplerin içerisinde, tarikatların içerisinde, siyasetin içerisinde, bürokratın içerisinde, bunu böyle Allâh beni affetsin ben kelaynak kuşu gibiyim belki de bunlar kimse dile getiremiyor. Ama dini araç sallaştıranlar kadar İslam dinine, Müslümanlara zarar veren başka bir kimse yoktur.
Buna emevilerin büyük bir kısmı, abbasi’lerin büyük bir kısmı bunun içerisine dahildir. Şia bunun içerisine dahildir, vahabiler bunun içerisine dahildir, hariçiler bunun içerisine dahildir. Şia’nın bir tek ben şia dedim de şunun altını çizin, imam-ı caferi sadıkla caferileri ayırın kenara. Şia’dan kastım imam-ı cafer değildir, caferi sadık ve onun temiz soyu da değildir. Şia’nın içerisinde o kadar çok çünkü fırka var ki hepsi de şiayiz diyor, büyük bir çoğunluğu şia değildir onların. Şimdi böyle olunca bunların hepsi de büyük bir çoğunluğu dini araç sallaştırmışlar. bu araç sallaştırmanın içerisinden çıkmıştır maverde. Ölümü 1058. Şu anda 2026’deyiz, 1025 yıl önce ölmüş 1000 yıl önce ölmüş. Ve ben hep şuna inanırım, insanların suretleri değişir, insanlar değişir, devletler değişir, dokuma tezgahı gibi o çözgünün, atkının rengi değişir ama tezgah aynı tezgahtır.
Tezgah aynı tezgahtır, renk ve diz gibi de değişmez. İnsanlar aynıdır üç aşağı beş yukarı. Bazen insanlar ya geçmişte şöyleydi, yok canım kardeşim şimdi de öyle. Geçmişte şöyle ihlaslı insanlar vardı, şimdi de var, sen görmüyorsun. Geçmişte şöyleylerdi, şimdi de var, sen görmüyorsun, sen yaşamıyorsun. Bazen dervişler de biz şöyle yapardık, şimdi de yapıyoruz biz. Biz 20 yıl önce neysek ne yapıyorsak, şimdi de yapıyoruz. Hatta daha ilerisini yapıyoruz. Sen bizi ayak uyduramadın, sen tembel kaldın, sen uyudun kaldın. Sen iplikçiler gibi geri geri gittin, o bizim derdimiz değil. Cenâb-ı Hak hamdolsun biz koşmaya devam ediyoruz, sen koşamıyorsun.
Mâverdî Abbâsîlerin En Zayıf Döneminde — Meşrûiyet Krizi; Yezîd-Hz. Hüseyin Çatışması; Şeyh-Zâkir-Vâli Tâyini
Şimdi böyle olunca Mâverdî Abbasilerin en zayıf döneminde yaşamış. Ve Abbasilere baktığınızda fiili olarak iktidar Büveyhilerin ve Selçukluların elinde. böyle bir Abbasid Devleti var ama fiili olarak orada kuvvetli olan Selçuklular var ve Büveyhiler var. Ve Halifelik, o zaman da Halifelik var, Halifelik sembol olarak kalmış. Şimdi bazen Kuruluş neydi Osman ondan önce neydi? Diriliş Ertuğrul falan onlar da böyle Halife’den izin almak, Halife ile görüşmek falan böyle o sahneler var ya. Tabii neyse onlar birer dizi sonuçta biz kalkıp da oradan tarih dersi çıkaracak değiliz. Dizi milleti gaza getirmek için, galena getirmek için güzel bir şey. Hatta birisi paylaşmış ya adam bir tane kalpak bir tane kılıç orada dizi oynuyor o da kendince hıh mıh yapıyor böyle.
Milleti gaza getirmeyi iyi biliyoruz biz hamdolsun. Şimdi bu normalde bu ortamda meşrutiyeti korumak ve meşrutiyeti yeniden kurmak. Şimdi böyle olunca meşrutiyeti korumak denince şimdi bir füze daha geliyor. Amerikan başkanı ne dedi? Cumhurbaşkanımıza biz ona meşrutiyet verdik dedi. O manada söyledi değil mi? Ne dedi söz nasıldı? Meşrutiyet verdik. O zaman bir meşrutiyet problemi var. o meşrutiyeti yeniden kurmak bir şey senin hakkın mı? Sen o meşru musun sen? bir kimse bir makamda oturuyor. O makam bir meşru mu ikincisi makamda oturan meşru mu? Bir o makam meşru mu? İki o makamda oturan meşru mu? Şimdi bunları istediğiniz yere çekin. Şimdi bir şeyh vefat etti. Doğru mu? Doğru. Şimdi şeyh bir kimseye zakirlik verdi.
Şeyh verdi. Şeyh meşru mu? Meşruysa zakirlik makamı meşru mu? Meşru. Birini oraya zakir tayin etti mi? Etti. Bak o zakir meşru. Onun bir meşrutiyet problemi yok. Makam meşru ne zakir, makam meşru ne nakip, makam meşru ne nakibinugabba, makam meşru ne çavuş. Peki onu atayan kim? Şeyh. Şeyh onu atadı. Onun atadığı da meşru mu? Meşru. Bir meşrutiyet problemi var mı? Yok. Şeyh vefat etti. Onu atayan kimse vefat etti. O atanan kimsenin meşruluğu kaldı mı? Kalmadı. Neden? Atayan vefat etti çünkü. Dergahlar da devlet gibidir. O zaman ne lazım? Oraya bir tane şeyh lazım. O şeyh onu yeniden görevlendirirse meşru olacak yine. Ama o şeyh onu oraya görevlendirmezse onun meşrutiyeti bitti. Şimdi Bursa’da valilik makamı var mı?
Var. Meşru mu? Meşru. Valiyi kim atıyor? Cumhurbaşkanı. Veya İçişleri Bakanı kim atıyor şimdi? Cumhurbaşkanı. Atayan kim? Cumhurbaşkanı. Valiyi Cumhurbaşkanı atadı. Valilik makamı meşru mu? Evet. Valiyi atandı. Cumhurbaşkanı atadı. Valide meşru mu? Valide meşru. Bakın bir meşrutiyet problemi yok. Şimdi o zaman Cumhurbaşkanı. Cumhurbaşkanı atayan kim? Şimdi Cumhurbaşkanı seçimle geldiyse, seçimle geldi. Meşru mu? Meşru. Kanun, anayasaya göre. Ama yok. Cumhurbaşkanı farklı yollardan geldiyse o da İmâm-ı A’zam’ın fetvası var. İmâm Şâfiî, İmam-ı Malik, İmâm Hanbel’in fetvaları var. İslam düzeni olarak konuşuyoruz bunu. O zaman onun meşrutiyeti sorgulanacak mı? Evet. Şimdi Abbasilerin son döneminde meşrutiyet problemi var.
Sultan meşru mu? Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in, şimdi geriye doğru sarayım biraz. Hazret-i Hüseyin Efendimiz küfe halkı gel devlet başkanı olarak sana biat edeceğiz diyor. Devlet başkanı olarak sana biat edeceğiz. Hazret-i Hüseyin Efendimiz yola çıkıyor. Şimdi ama öbür tarafta kim var? Yezîd var. Şimdi Yezîd kimin ataması? Muâviye’nin ataması ve İslam hukukuna göre o güne kadar olan İslam hukukuna göre Yezîd’in krallığı ve hatta başkanlığı meşrut değil. Bakın meşru değil, meşrutiyet problemi var. Buraları iyi anlayacağız ki geri kalanını iyi anlayalım. Yezîd meşru değil. Yezîd’den sonraki nerede meşru değil? Emeviler’i söylüyorum. Meşru değil ardından emeviler devrildi. İmâm-ı A’zam’ın fetvasıyla Abbasiler kuruldu.
Abbasilerde de meşrutiyet problemi var. Meşru değil. Ve maverdi bu son dönemin alimi. Mâverdî’yi sadece biz alim olarak da göremeyiz. Mâverdî aynı zamanda siyasetçi. Mâverdî aynı zamanda akaitçi. Mâverdî aynı zamanda iyi hadisçi. Mâverdî aynı zamanda normalde iyi bir Kur’ân tepsicisi. maverdi sadece biz siyasetnamesine bakarak eğer konuşursak yine yayan kalırız. Mâverdî dolu bir kimse. O yüzden normalde burada din devletin ikiz kardeşidir dediğimizde bu meşrutiyeti yeniden kurmak, meşrutiyeti yeniden sağlamak bunun için bu din devletin ikiz kardeşidir meselesi böyle bir sadece felsefik bir teori değil.
Dîn Norm Koyar, Devlet Uygular — Trump-Kraliçe-Macron Yemin Töreni; «Dînin Toplumsal Boyutu»
Veya böyle bir metafizik duaçlama da değil bu. Bu böyle Allâh beni affetsin. Böyle fiili bir önerme bu. Fihiri bir metafor bu. Fiili. bunun çünkü altı üstü sağı solu belli. Bu noktada şey yok. O yüzden din dediğimizde din. Hangi din olursa olsun bu. Bundan sadece İslam’ı çıkarmayın. Bakın hangi din olursa olsun. İster Hristiyan olsun, ister Yahudi olsun, Musevi olsun, ister İslam olsun, ister İbrâhimîlik olsun, Hindûizm olsun, ister Taoizm olsun, uzak doğuya gidin. İster Yunan felsefesine gelin, Sokrat’a gelin, Eflat’ına gelin. Sıkıntı yok bunda. Din tırnak içerisinde normları koyan, hukuku koyan, kanunu koyandır din. Din sadece ibadet değildir çünkü. biz dini sadece ibadet açısından bakıyoruz.
Sıkıntımız burada. Bizi öyle bir hale getirdiler ki biz din denilince biz sadece ibadet aklımıza geliyor. Din sadece ibadet değil. Emirleri var, yasakları var, ekonomisi var, dünya sistemi var, devlet sistemi var, kurumları var. Biz din deyince haramları var, helalları var. Senin hayvanı nasıl keseceğini dahi söylüyor din. Nasıl nikahlanacağını, nasıl boşanacağını söylüyor. Ticareti nasıl yapacağını söylüyor. Din gümrü söylüyor sana, vergileri söylüyor sana. Din sosyal adaleti konuşuyor sana. Din parayı konuşuyor. Paranın kimlerin elinde dönmesi gerektiğini söylüyor din sana. Faizi konuşuyor. Her şey konuşuyor din. Sizin dininiz. İslam konuşuyor bunu. Bunu normalde Hristiyan İyiseviler de konuşuyor.
Bunu Museviler de konuşuyor. Şimdi bozuk Hristiyanlık diye atfedilen Hristiyanlarda da karışıyor her şey. Bunu Musevilerde de karışıyor. Anadolu’ya karışmıyor bir tek. Bize karışmıyor din. Bize karışan farklı bir din. İslam karışmıyor bize. Şimdi öyleyince din aslında normları koyan bir bütündür. Çünkü dinin bir tarafı eksik kalırsa, mesela ekonomisi eksik kalırsa, hukuk olmazsa olmadı. Yine sıkıntı var. O zaman din normları koyar. Ve din meşrutiyet üretir. Bir şeyin, bir insanın, bir olgunun, bir fiiliyatın, bir fikrin meşru olup olmadığına hükmede. Çünkü bir şey meşrutiyet sağlayacaksa, meşruiyet sağlayacaksa o kimse, meşruiyet, meşruiyetle karıştırıyorum ben bazen. Meşruiyet, ikisinin manası ayrı.
Meşruiyet sağlar din, üretir bunu. örnekliyorum, bir din bunu sağlamlaştırır. Bir kimse sabah kalktığında ben şeyh oldum diyemez, meşru değildir o. Beş kişi toplanıp sen bizim şeyhimiz ol. O şeyh tasavvufi manada, sufi manada meşru değildir. Bunları da öğrenin. Bir şeyh vefat etti, yerine gider gitmezden önce, ölmezden önce birisine bir vesika yazdı mı yazmadı. Bir başkasının ben buranın şeyhiyim demesi meşru değildir. Bunlar Şeyh Efendi’den sonra yaşanan şeyler. Kardeş Şeyh Efendi senin şeyhliğini ilan etti mi? Hayır. İki kişiyi ilan etti. Ahmed Duran’ı, Mustafâ Özbağ. Üçüncüsünü ilan etti mi? Etmedi. Üçüncüsü çıktığında meşru değildir o. Bir devlet başkanı seçilmiş ve hatta kılıç soruyla gelmiş.
Devlet başkanı mı? Evet. Bakın başka bir kimse ona baş kaldırır ben devlet başkanıyım derse meşru değildir. Onun öldürülmesi şarttır. Bakın öldürülmesi şarttır. Bağıy hükmündedir o. Eğer İmâm-ı A’zam’a göre o kimse devlet başkanını ele geçirir, devlet başkanını kılıç soruyla alır ise darbeyle gelen o devlet başkanı, din ona bir meşruiyet veriyorsa Kur’ân ve Sünnet tarihisindeyse o devlet başkanı meşrudur. Din çünkü o kimseye meşruiyet verir. Din verir ona. Peki. Trump seçildi geçenlerde değil mi? Neyin üzerine emin etti? İncilin üzerine emin etti değil mi? Meşruiyetini nereden aldı? İncil’den aldı. Kraliçe öldü. Çok üzüldüler Kraliçe’nin evlatları. Koşa koşa cenazesine gittiler. Peki. Kraliçe öldükten sonra yerine oğlu kral olarak geçti.
Öyle değil mi? Yemin töreninde neyin üzerine emin etti? İncilin üzerine. Kral aynı zamanda İngiltere’de nedir? Kilisenin başıdır. Kilisenin başı Papa değildir, orada Papaz değildir. Kimdir? Kraldır. Din ona meşruiyet verdi, sağladı. Trump açıklama yapıyor. Kendisini Mesih görüyor değil mi? Millet de alay ediyor hesaptan. Kendini Mesih zannediyor da kendini dini bir vazifeli görüyor. Evet doğru. Evet doğru. Çünkü din ona din meşruiyet verir. Size bunları kimse böyle anlatamaz. Size bunu kimse anlatamaz. Ne oluyor? Fransa Devlet Başkanı seçiliyor değil mi? Neyin üzerine yemin ediyor? İncilin üzerine. Din ona meşruiyet sağlıyor. O zaman din ne yapıyor? Meşruiyet üretiyor. Din ne yapıyor bir de?
Din ne yapıyor bir de? Bir de dinin vazifelerinden birisi ne?
Dînin Beş Aslî Vazîfesi (Ahlâkî Çerçeve, Meşrûiyet Üretimi); Lâikliğin Anadolu’ya Karışmaması Eleştirisi
Birisi de ahlaki çerçeveyi belirliyor. Çok önemli. Din ahlaki çerçeveyi size ne yapıyor? Belirliyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîsleri var ya ne diyor? diyor çobanın sınırları vardır diyor. Koyunlarını o sınırlar içerisinde besler. Dinin sınırları vardır. Din size ahlaki sınırları çizer. Der ki rüşvet almayacaksınız. Der ki fakire fukaraya zulmetmeyeceksiniz. Der ki parayı zenginliği belli ailelerin belli kimselerin arasında döndürmeyeceksiniz. Parayı adaletli bir şekilde tevaya dağıtacaksınız der. Din emreder bunu. Faizi yasaklar din size. Bakın ne yaptı? Ahlaki çerçeveyi belirledi. Biz ahlaki çerçeve deyince hemen aklımıza uçgur geliyor. İnsanların uçgurunun bozulmasının yegane sebebi ekonomidir.
Din sizin ekonominize de karışır. Der ki parayı ve gücü belli ailelerde ve belli kimselerin arasında dolaştırmayın der. bir ülkede 50 tane zengin oluşturmayın der. Zenginliği paylaştırın. Zenginliği dağıtın da. Bir kısmını 19.000 lirayla geçindireceğim derken bir kısmı bir yemekte 50.000 lira öderken orada din yoktur. Tekrar söyleyeyim mi? Orada din yoktur. Bir kısmı normalde emekli maaşı 20.000 lira alırken öbür tarafta birisi akşam yemeğine Paris’e gidiyorsa orada din yoktur. Orada din yoktur. O zaman din dediğimizde İslam olarak konuştuğumuzda o sonsuz güç ve kudret Allâh’a aittir orada. Devlete ait değildir. Ve Allâh peygamberlerinin üzerinden insanlara ilahi kanunlarını ulaştırır. Peygamberlerinin üzerinden.
Siz o yüzden peygamberleri reddedemezsiniz. Peygamberlerin getirdiklerini de reddedemezsiniz. Birileri peygamberin getirdiklerini, peygamberin hadîslerini reddediyorsa o dinden çıkmıştır. Bakın o dinden çıkmıştır. O meşruiyetini kaybetmiştir. O meşruiyet sahibi değildir. O dinlenilmez. Aslında İslam hukuku olmuş olsa komple hadîsleri reddeden kimse peygamberi de reddetmiştir. Kattı vacip olur. kâfirdir. meşruiyeti kaybolmuştur onun. Şimdi böyle olunca o din ilahi kanunlar manzumesi. Siz onun birisini inkar edemezsiniz. Birisini reddedemezsiniz. Peki devlet nedir? Devlet dinin koymuş olduğu normları uygulayan aygıttır, sistemdir. Din normları belirler, kanunları belirler. Din çerçeveyi çizer.
Devlet de o kanunları, o normları uygular. Devlet böylece o normları, o kanunları uygularken düzeni de sağlar. Ve aynı zamanda da devlet bunları düzeni sağlarken cezalandırma gücünü kullanır. din bir şeye ceza keser. O cezayı uygulayan devlettir. Ve eğer birisi bu noktada eksik kalırsa, diğeri de eksik kalır. din noktasında bir şey eksik kalırsa hem fikriyatta hem fiiliyatta, bakın hem fikriyatta hem fiiliyatta bu eksiklik devlete de yansır. Devletin de fikriyatında ve fiiliyatında eksiklik olur, düzen bozulur, anarşi çıkar. O yüzden dinin koymuş olduğu normları, kaideleri, kuralları, kanunları, ceza sistemini devlet uygulamak zorundadır. Eğer devlet bunları uygulamaz ise o zaman tebaada anarşi çıkar.
O zaman tebanın hakkı hukuku korunmamış olur. Mâverdî’nin Ahkam-ı Sultaniye adlı eserinde, o eserden alınma şimdi. Kur’ân ve Sünnet’e dayanan bir siyaset teorisi geliştirmeye çalışırken, biraz baktım o Ahkam-ı Sultaniye’ye, Kur’ân ve Sünnet’e dayanan bir siyasi teori geliştirirken, İslami hayatın içerisine girmiş olan, İslami hayatın içerisine girmiş olan müesseseleri, mesela vakıflar gibi, İslami hayatın içerisine girmiş olan tüccar bugünkü dernekleri gibi, odalar gibi, var ya şimdi bir sürü oda moda, bunların hepsini de İslami prensipler üzerinden yeniden yorumlamaya başlar, yorumlar. Ve bunları ahlaki denetim altına almaya, bununla alakalı fikir üretir, bununla alakalı anlayış koyar orta yara.
Ve bu, daha birkaç tane daha eseri var, zamanı gelince onların normalde isimlerini zikredeceğiz. Bunlara baktığımızda o devlet anlayışı ve hukuk anlayışında, devlet anlayışı ve hukuk anlayışında, İslami çerçeve ve İslami hukuk önemli bir belirleyicidir. Bakın çok önemli bir belirleyicidir. maverdi bunlara bakarken veya bunların üzerinde fikir üretirken, vardığı hükümler Kur’ân ve Sünnet’e uygun ve İslam hukuku çerçevesinde delillendirilmiş kanunlar, nizam nameler, düzenler hepsi de Kur’ân ve Sünnet çerçevesindedir. Biraz buna böyle inceleyen, kafa yoran, normalde bu teorinin, teori olarak alacak olursa, reel fiiliyata geçirildiğini görür. Bakın reel fiiliyata geçirildiğini görür. bir başarı söz konusudur maverdide.
E şimdi maverdide bu yerleşir, maverdide bu yerleşince, maverdi ırkçılık gibi algılanmasın, en üstün ırk Türk’ün ırkıdır. Böyle bir şey değil. maverdi bunları konuşurken oranın coğrafi yapısı bellidir ama aynı zamanda da ırki yapısı dediğimiz ırklar da bellidir. Mâverdî bunlar Abbasiler zamanında, Abbasilerin son döneminde o bölgede Bağdat, Basra o bölgede genel olarak bir Araplar vardır, iki Türkler vardır, üç Persler vardır, İraniler vardır, dört saklı gizli meydanda Yahudiler vardır. Dört ana unsur vardır. burada Kürtleri yok saymak değil, bu da yanlış anlaşılmasın. Kürtler boşnaklar gibi, pomaklar gibi örnekliyorum Kıpçaklar gibi, Oğuzlar gibi bir Türk boyudur. O İngilizlerin oyunudur o.
Kürtlerin Türk olmadığını iddia edip ayrılık şarkılar çaldıttılar. İngilizlerin oyunudur, Yahudilerin oyunudur o. Kürtler tarih boyunca Türk’türler. Boşnaklar ne kadar Türkse, Arnavutlar ne kadar Türkse, Kürtler de o kadar Türk’tür. Oğuzlar ne kadar Türkçe, Kıpçaklar ne kadar Türkse, Kırgızlar ne kadar Türk ise, Çeçenler ne kadar Türk ise, Kürtler de o kadar Türk’tür. Burada o bölgeyi konuşurken bunu da bir kenara not alın. Benim analizim kabul edilir edilmez etmeyenler kendileri bilirler, beni ilgilendirir. Böyle olunca oradaki İslam dünyası dediğimiz dünya oradakinden din ve devlet kardeştir naziriyesinin var olduğu bu naziriyeyle alakalı bir sürü siyasi bir şey. Bir sürü nasihatname yazmışlar.
Bir sürü nasihatnameler yazmışlar. Bunları devlet başkanlarına sunmuşlar. Mahverdi gibi, Gazâlî gibi, Nizam-ül Mülk gibi. Bunlardan maverdiden öncesi de var. Ya normalde bunları kaleme almışlar devlet başkanlarına nasihat etmek için. Hatta bir kısmı gitmiş bu kaleme aldıkları eserleri devlet başkanlarına okumuşlar, tebliğ etmişler. Kitapları vermişler. Öyle korku yok. nasıl devlet yönetilir, tebaa nasıl yönetilir, hastalıklar nelerdir, bu hastalıkların tedavileri nelerdir bunları birer birer tespit etmişler. Okusanız Allâh bizi affetsin, inceleseniz ne kadar bu zamanla ne kadar benzeştiğini görürsünüz. ben bazen zaman zaman diyorum ya normalde siyasetçilerin hepsinde maverdi okuması lazım. Bürokratların hepsinde maverdi okuması lazım.
Evet. Ve bu toplum Anadolu insanı maverdinin ölçülerini okusa siyasetçilerin ne olduğunu görür, bürokratların ne olduğunu görür, devletin ne olduğunu görür. Evet. O yüzden bu yazılan eserler o dönemde siyasi, dini, fikri, iktisadi ve iştihai özelliklerinin aksettirmesi bakımından önemli eserler. Çok önemli. Ama tabi bunları siyasetçiler, bürokratlar ne kadar okuyordur bilmem, askeriye ne kadar okuyordur bilmem. Bu siyaset ve nasihat namelerde yöneticilerin devletin olası bir tehlikeyle karşılaştığında neler yapması gerektiğine dair konular vardır, fikirler vardır, öneriler vardır, nasihatler vardır. Ve normalde bu insanlar, bunlar böyle Allâh beni affetsin, biraz belki de bana kızacaklar ama bu Nizam-ül Mülk, ondan önce maverdi maverdiden sonra Nizam-ül Mülk, Nizam-ül Mülk’den sonra Gazâlî.
Din ve devlet ikiz kardeştir nazariyesini ve fikrini, fiiliyata geçmiş ve dinin devlete, burasının altını çizin, dinin devlete, devletin de dine muhtaç olduğunu söylemişler. Biri olmazsa diğeri eksik kalır demişler. Şimdi şöyle diyebilirsiniz, din devleti muhtaç olur mu? Din devletsiz yaşansaydı Hazret-i Peygamber devlet kurmazdı. Din devletsiz yaşansaydı Hz. Ebû Bekir Ömer Osman Ali, Hazret-i Hasan devletin başına oturmazdı. Demek ki İslâm dîni devletsiz yaşanmaz.
«Dîn-Devlet Kardeşliği» Bireysel-Sosyal Düzen — Lâiklik vs. İslâm Hukuku; Cumartesi-Pazar-Cuma Tatil Tartışması
Şimdi biri olmazsa diğeri eksik kalır ya, o zaman hem bireysel hem de sosyal düzenin ikisi bir arada olursa sağlanabileceğini ifade etmişler. Hem birey olarak, birey hakları ve bireyin hayat anlayışı, tarzı, yaşantısı ve aynı zamanda toplum olarak, toplumun yapısı, yaşantısı bunların her ikisinde belirleyen olgu din ve devlet kardeşliğiyle mümkün. Çünkü sohbetin başında din ne yapıyordu? Normları koruyordu, çerçeveyi çiziyordu ve ahlaki önermeler koyuyordu insanların önüne. Devlet de ne yapıyordu? Bu normları uyguluyor, bu cezalandırmayı yerine getiriyordu. kumar oynamak haram, din bu çerçeveyi koymuş, devlet tebaasına kumarı yasaklayıp oynayanları cezalandırıyor. Din kural koyuyor çünkü. Din diyor ki sen bilmem ne evleri açamazsın, devlet bu normu uyguluyor.
Din diyor ki sen faizle insanları ütemezsin, devlet bu normu koruyor. O yüzden din dışarıdan baktığımızda sanki sadece bireysel hayatı dizayn ediyormuş gibi görünür. Hatta bize ne diyorlar? bu senin vicdanınla alakalı. dini bizim vicdanımızın içine hapsediyorlar. din senin vicdanına seslenecek. Senin sosyal hayatını, ekonomik hayatını, aile hayatını, çocuk anne baba ilişkini, iki eş arasındaki ilişkiyi senin ticaretinin nasıl yapılması gerektiğine karışmayacak. Ya din vicdanı bir olgu içinde saklayacaksın, dışına aksettirmeyeceksin. Bir de ne diyorlar? Din seninle Allâh arasında, araya kimse giremez. Tabi ya. Din seninle Allâh arasında araya kim girecek ki? Sana kimse karışamaz. Hayır din karışıyor.
İslâm dîni karışıyor. Hristiyanlara da karışıyor. Yahudilere de karışıyor. Hinduyada karışıyor. Taoist da karışıyor. Konfütsüs de karışıyor. Evet ama Anadolu da karışmayacak. Din sizin sosyal hayatınıza, aile hayatınıza, çocuklarla olan ilişkinize, ticaret ilişkilerinize, şehirlerinize, köylerinize, hayvanlarınıza, ne yiyeceğinize, ne içeceğinize, suyunuza karışmayacak. Evet karışmayacak. Karışırsa, laikliğe aykırı. Karışırsa bu din, çok özür dilerim, haşa, kaka karışamaz sana. Anadolu’daki bir insanın din eşcinselliğine karışamaz. Anadolu’daki bir insanın sapkınlığına karışamaz din. İçkisine, kumarına, fuhuşuna, çıplaklığına karışamaz. Hiçbir şeyine karışamaz. Faizine karışamaz, aldatmasına karışamaz.
Karışamaz hiçbir şeye. Karışırsa anayese aykırı bir iş yapmış olur. Diyanet bir 40 yılın başında doğru bir hutbe okudu. Laikliğe aykırı diye kıyamet koptu. Karışamaz. O yüzden din sadece bireysel hayatı dizayn etmez. Din Allâh’la senin vicdanın arasında değildir. Din dünyaya da hükmeter, ahirete de hükmeder. Din hatta dahilere, ota çöpe de hükmeder. Din ona da hükmeder. Sen çöpü meydana çıkaramazsın. Din ona da hükmeder. Çöpü gömeceksin. Din ona da hükmeder. Sen çevreye zarar veremezsin. Din ona da hükmeder. Allâh bizi affetsin. O yüzden normalde evet bir kimse kendi bireysel hayatını kendisi yönlendirir, dizayn eder, düzenler ama devlet bu konuda etkindir. Aynı zamanda devlet toplumsal hayatı da düzenler.
Devlet toplumsal hayata karışmaz diyemeyiz. Toplumsal hayata da karışır. Böyle olunca normalde din ve devlet birbirini tamamlamış olur. Ve normalde tamamlarken de din de devlet de toplumun ahlaklı olmasını, belli kurallara uymasını ve normalde devletin bütün toplumu mutlu etmek için bütün toplumu müreffed etmektir. Müreffeh bir hale getirmesi için çaba gösterir. Ve devlet başkanı bu manada tırnak içerisinde İslami olarak devlet başkanı iktidar gücünü gerektiğinde dini amaçlar içinde kullanır. Ama dini maverdiye göre, Gazâlî’ye göre, nizamül mülke göre siyasi amaçlıları ve emelleri için kullanamaz. Dini devlet başkanları ve bürokratlar siyasi, ticari amaçlıları için dini araçsallaştıramazlar, kullanamazlar.
Bu konuda maverdiden başlayarak nizamül mülke ve Gazâlî çok hassas bir noktada dururlar. Ve devlet başkanı dini korumakla mükelleftir çünkü devlet onunla meşruiyet kazanmış olur. Geçen haftadan hatırlayın devletin 5 asli vazifesi vardı. Bir, tebanın dinini korumak. İki, tebanın aklını korumak. Üç, tebanın canını korumak. Dört, tebanın namusunu, zürriyetini korumak. Beş, tebanın malını korumak. Bu beş ana unsuru devlet korumakla mükelleftir. Geçen haftadan hatırlayın veya hatta İslam’da siyaset olarak oradan da hatırlayın. Öyle olunca, çünkü devletin meşruiyet kazanması ancak bu dini olarak beş unsurun korunmasıyla mümkün. Eğer bu beş unsuru devlet korumuyorsa İslami olarak devletin meşruiyeti yoktur.
Bu çok keskin ama. Devletin meşruiyeti bu beş şeyle mümkündür. Öbür türlü o devlet meşruiyeti sahibi bir devlet değildir. O yüzden din ve devlet kardeştir hükmü. Ben artık onu şimdi bir felsefe veya ütopya olarak görmüyorum. Bu yaşandı çünkü. Selçuklular da yaşandı. Osmanlıların bir kısmında yaşandı. Selçukluların bir kısmı yaşandı. bu Türk-İslam devletlerinde, özellikle bunu ayırt edeyim. Türk-İslam devletlerinde bu devlet ve din kardeştir nazariyesi her daim ama eksiklikleriyle ama yanlışlıklarıyla siz bunun adına ne derseniz deyin. Hep böyle bu ilke korunmuştur. Zaten bu ilkenin dışına çıkınca din devlet kardeştir hükmünün dışına çıktığınızda otomatikman sekülerizm girer işin içerisine. Otomatikman.
Din ve devlet kardeştir naziyeyesi çıkınca otomatik hiç beklemeden sekülerizm araya girer. dünya birleşme dinin normlarının ve kurallarının rafa kaldırılması girer. Orada ne başlar bu sefer? Ahmet’in Mehmet’in aklı, Hasan’ın Hüseyin’in kılıcı. Onun bunun fikriyatı girer ortaya. Çünkü din o devletten elini ayağını çekti. Veya da devleti yönetenler dini dışladılar. Dini hükümleri ve hukukları dışladılar. Dışlayınca ne kaldı? Sekülerizm kaldı bugünkü dille. dinsizlik kaldı. Devletin dini dinsizlik oldu. Veya da devletin dini değişti. cumhuriyet dini kurulduğunda devletin dini neydi? İslam’dı. Sonra ne oldu? Kaldırıldı. Sonra ne oldu? Layıklık geldi. Layıklık geldi. Layıklığı hala da anayasada tarifi yoktur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasasında devlet demokratik insan haklarına dayalı layık hukuk devletidir. Üç Aşa Beşikir böyle değil mi? Layıklığın tanımı yoktur anayasada. Malum layıklık Fransa’dan alınmadır. Bu toprakların ürünü değildir. Bu toprakların ürünü değildir. Hukuk derken de sizin hukukunuz da bu toprakların hukuku değildir. İlk etapta Avrupa’da ne kadar? İsviçre’den medeni kanunu komple Türkiye’ye çevirmişler almışlar. Almanya’dan bilmem ne hukukunu almışlar. Fransa’dan bilmem ne hukuku çevirmişler almışlar. şeyden ne oldu? İtalya’dan bilmem ne hukuku çevirmişler almışlar. Hala da onunla da idare ediliyorsunuz siz. Tatil günleriniz Avrupa’ya göre ayarlanmış. Bir Yahudi Cumartesi günü siz çalıştıramazsınız.
Kutsal günleridir Cumartesileri Yahudilerin. Pazar günü Hristiyanların kutsal günüdür. Pazar gün muhakkak kiliseye gitmeniz gerekir. İyi bir Hristiyan’sanız.
«Dîn Devlete Tâbi Olmaz, Üst Kuruldur» — İngiliz Krallık Kilisesi; Hz. Ömer b. Abdulazîz İstisnâsı
İyi bir Yahudi’seniz muhakkak Cumartesi gün Havruya gitmek zorundasınız. Müslümanların Cuması kutsal değildir. Hadi Şerif, Cuma memleketlerin bayramıdır. Memleketlerin bayramıdır. Anadolu Müslümanlarının değil. Nasıl yani? Basbayağı. Yahudilere tatildir kutsal günleri. Hristiyanlara tatildir kutsal günleri. Müslümanların Cuması tatil değildir. Siz devlet memuru olabilirsiniz, esnaf olabilirsiniz, fabrikada çalışabilirsiniz. Cumaya gidemezsiniz. Cumaya gidebilmeniz için resmi tatil olması lazım. Resmi tatil de yoktur zaten. Ama siz bir Yahudi Cumartesi çalıştıramazsınız. Siz iyi bir Hristiyan’ı Pazar günü çalıştıramazsınız. Böyle olunca din ortadan çıkınca Sekülerizm kalıyor. dinsizlik kalıyor ve hatta Türkiye olarak düşünürsek orta yerde layık kalıyor.
Tabi aslında bu din devletin ikiz kardeşidir dediğimizde sonradan burası biraz şey olmuş. İstismar edilmiş. Dini devlete tabi kılmak için değildir bu. Dehlikeli konular. Din devlete tabi olmaz hiçbir zaman. Siz dini devlete tabi edemezsiniz. Din büyük kardeştir. Normları koyandır çünkü. Hukuku koyan, kanunu koyan olunca devlet ona tabi olmaz. Çünkü devlet meşruiyetini dinden alır. Devlet meşruiyetini dinden aldığı için din devlete tabi olmaz hiçbir zaman. Din tabiri caizse üst kurul hükmündedir. Din ne devlete tabi olur ne devlet başkanına tabi olur. Ne de bir kurum veya kuruluşa tabi olur. Din bu noktada bağımsızdır. Siz dini bir yere bağlayamazsınız. Siz İngiliz kraliyetindeki gibi oradaki İngiliz kiliseleri krala bağlıdır.
Sizin camileriniz krala bağlı olamaz. Veyahut da Amerika’da kiliseler buşa bağlıdır buşa bağlı olamaz. Veyahut da ne Trump’a Trump’a bağlı olamaz. din hiçbir zaman, hiçbir zaman devlete tabi değildir. E şimdi dindarlar, dindarlar din değil dindarlar devletin olmasına muhtaçtır. Bir Müslüman bir Mümin tırnak içerisinde İslami bir devlete muhtaçtır. Zaruridir. Bireyin dini haklarını dini hukukunu sosyal hayatını dizayn etmesinde tırnak içerisinde İslami bir devlete muhtaçtır bir Müslüman. Yoksa dinini yaşayamaz o kimse. Dininin kural ve kuramlarını da yaşayamaz. siz istediğiniz kadar dinin yasaklarını anlatın bu insanlara. Dinin yasakladığı her şey devlet tarafından yasak değilse serbestse siz bu insanlara ne anlatırsanız anlatın.
Önüne geçemezsiniz. Çünkü dinin koymuş olduğu normları ayakta tutacak sağlayacak bir devlet mekanizması yok. Din sabahtan akşama kadar fuuşu yasak etsin. fuuş dediğimiz nedir? Parayla olan muhabbettir. Sizin topraklarınızda bir genel bir patroniçesi onca zenginin içerisinden yıllarca vergi rekortmeni olup devletin maliye bakanından veya başbakanından şilt alıyorsa siz sabahtan akşama kadar dinin fuuşu yasak ettiğini anlatın. Olmadı. ayırdığım ya Ömer bin Abdülaziz’i az önce. Ömer bin Abdülaziz’i neden ayırdım emebilerin ve abbasilerin içerisinden biliyor musunuz? Ömer bin Abdülaziz devlet başkanı olmak istemez ama kurul halinde heyet halinde gelirler derler ki ne olursun sen bize devlet başkanı ol.
Mâverdî-Gazâlî Çizgisi: Devletin Hukukunu Ahlâkîleştirme; Hukukun Keyfîleşmesi Eleştirisi
Ömer bin Abdülaziz’in devlet başkanı olmak gibi bir düşüncesi yoktur. Ömer bin Abdülaziz devlet başkanı olurken 2000 dirhem parası vardır. Devlet başkanlığından ayrıldığında bir rivayette 100 dirhem de bir rivayette 200 dirhem parası kalmıştır. Devlet başkanlığı yapıp fakirleşen kimsedir Ömer bin Abdülaziz. Bakın devlet başkanlığı yapıp fakirleşen kimsedir Ömer bin Abdülaziz. Şimdi öyle olunca bizim dindar dediğimiz devlet başkanı olduktan sonra fakirleşmesi lazım. Bizim milletvekilleri, belediye başkanları belediye başkanı olduktan sonra milletvekili olduktan sonra fakirleşmesi lazım. Yok. Zenginleşiyorlarsa, o zaman onlar dini araç kullandı, devleti de araç kullandılar kendi şahsi emelleri üzerine yürüdüler, dini ve devleti kendi şahsi amaçları üzerine yürüttüler ve sömürdüler.
Baktığımızda Muâviye’nin yüklü bir mirası vardı. Yezîd’in yüklü bir mirası vardı. Emevi sultanlarının yüklü bir mirası vardı. Abbasid sultanlarının yüklü bir mirası vardı. Buradan Ömer bin Abdülaziz’i çıkarıyorum. E o zaman normalde bu din ve devlet kardeştir dediğimizde zaman içerisinde buzulan bu din devlet kardeşinin buzulma sebeplerinden birisi devleti yöneten sultanların ve bürokratların bu çerçeveyi düzgün oturtmaması, kendi ve etraflarının zengin olması ama tebanın fakirleşmesi söz konusu. Gazâlî’ye gelecek olursak şimdi buradan Mâverdî’den, Gazâlî’ye geldiğimizde Mâverdî’nin kurduğu bu çerçeveyi, Mâverdî bu bir ana kaideleri belirlemiş, inşaatı oturtturmuş, temeli atmış, tabircay ise bu binanın ana kolonlarını atmış, üstünü kapatmış, tamamlamış yani.
Gazâlî bu çerçeveyi ahlakileştirir. Bu çerçeveyi ahlakileştirir ve mesela Gazâlî örnekli olum bunu, itaat-i fitneden üstün tutar, düzeni kaostan evla görür, kaos yaşanacağının düzen olsun da. Sonuç olarak Mâverdî’ye baktığımızda bir siyasi norm vardır, kanunlar, kurallar vardır. Gazâlî’de ise ahlaki içselleştirme vardır bunda. Gazâlî bu siyasi normları, siyasi kanunları, kaideleri içselleştirir, ahlakileştirir, yaşanır hale getirir. Bu ikisi de birleşince hem ahlakileştirme, içselleştirme hem siyasi kanunlar, normlar, kaideler ikisi birleşince güçlü bir din ve devlet anlayışı çıkar orta yere. Ve bu anlayış, güçlü bir din ve devlet anlayışı devleti ve insanları sekülerizmden kurtarır, korur. O yüzden Anadolu Müslümanları Gazâlî’nin bir tek ihyasını okur.
Gazâlî’nin siyaset namesini, Mâverdî’nin siyaset namesini okumaz, okutturulmaz da. bize sadece Gazâlî’nin ahlakiliğini okuttururlar. Mâverdî’nin siyasi normlarını değil. Şimdi böyle olunca ikisi birleşince devletin hukukunun ve çalışmasının keyfileşmesini önler. Ve devlet mutlak güç hütmünde değildir. Mâverdî’nin siyasi normlarıyla Gazâlî’nin bu siyasi normları ahlakileştirmesini birleştirince şu çıkar orta yere. Hukuk keyfileşmez. Buna dini hukuk da dahil. Devletin hukuku da dahil. Keyfileşmez. Aynı zamanda devlet mutlak güç değildir. İkisi birleşince. Şimdi buna örneklemek gerekirse dini hukuk keyfileşmez diyorum ya.
TOKİ Faiz Fetvâsı, Cemâleddîn Afgânî Mason İddiâsı; «Yanlışa İtâat Dînî Erdem» Eleştirisi
Din-i hukuk nasıl keyfileşiyor? Örnekliyorum. birisi çıkıyor diyor ki TOKİ’nin faizi faiz değildir diyor. Birisi fetva veriyor. Kadın on tane erkek de dolası da nikahı durur diyor. Fetva veriyor o kimse. bunun nereden alındığı söylenmiyor. Kur’ân Sünnet burada aranmıyor. Cemâleddîn Afgânî’nin İngiliz Masonudur. 33 derecelik kraliyet ailesinin Masonudur. Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Alır getirir buraya. Keyfileşiyor. Veya devlet bir kanun çıkarırken keyfileşiyor. O eznada esen rüzgara göre bir kanun çıkarıyor. Ama mahverdi ve gaz halinin o birisinin siyasi normlarını ve hukuklarını öbürküde ahlakileştirince, hisselleştirince bunlar ortadan kalkıyor. Ve devlet mutlak güç olmayınca normal kabul edilebilir bir sınır çiziliyor devlete.
Kabul edilebilir bir sınır çiziliyor devlete. Böyle olunca ama devlet her şeyi yapamaz. Devlet elindeki devlet gücünü kendi tebaasına zulüm noktasında kullanamaz. Tebanın hakkına hukukuna riayet etmeli hükmü çıkıyor? Ama zaman içerisinde mahverdiden ve gaz halinden uzaklaşınca devletler o zaman devlet mutlak güç haline geliyor. Devlet mutlak güç gelince o mutlak gücün yapmış olduğu yanlışlıkları siz muhalifet ederseniz siz fitneci oluyorsunuz. Veyahut da o mutlak gücün yaptıklarında Kur’ân ve Sünnet’e şurada şurada aykırılıklar var deyince böyle bir eleştiri getirilince siz düzen bozucu oluyorsunuz. Ensenizde boza pişiriliyor. Diliniz sivri olmuş oluyor. Bu bozguncu oluyor. Neşeyhiya bozguncunun teki o.
Fitnecinin başı o. Fitnenin başı. Neden? Mutlak gücün keyfiliğini bozacak. Mutlak, Kur’ân Sünnet dairesinde bir hukuk koyarsanız o zaman siz tü kaka ilan ediliyorsunuz. Ve bu handikaplardan birisi itaat anlayışının bozulması. şimdi İslam’da siyasete atıfta bulunayım. İtaat nedir? Maruftaydı. İtaat nedir? Kur’ân ve Sünnet’teydi. Maruftaydı. iyilikte itaat vardı. Ama normalde yanlışa itaat etmek bozulunca tersine dönünce yanlışa itaat etmek dini erdemlilik saygılığı. Acı olan bu zaten. bir yanlış diyorsun buna. O yanlışa itaat etmeyince siz bozguncu oluyorsunuz. Yanlışa itaat eden de böyle koyun gibi olmak. Ne derlerse eyvallâh paşam güzelim demek. O zaman da o itaat ne yazık ki dini erdemlilik gibi görünüyor.
Yaşanan en büyük handikaplardan birisi bu. Bu da toplum içerisinde siyasi bir donukluk, siyasi bir duruhanlık, siyasi bir körlük, siyasi bir algı bozuklu oluşuyor toplumda. Ve toplumun ihtiyaçlarını görememe, görürse bile çözüm üretememe yanında getiriyor. bu söylediğim o fitneci görülmek, bozguncu görülmek, yanlış itaat edini erdemlilik gibi görülmek. Bu üç benim tespit ettim bu ana unsur. Daha bunu dört beş altı yedi yapmak mümkün, sıralamak mümkün. benim böyle kendimce acil olarak tespit ettiğim şeyler. Bunlar acı şeyler. İşin bir de işin ilginç tarafı şu, bunlar benim konuşamadıklarım. Bunlar benim içimde taşıdığım şeyler. Bunlar benim içimi yıkan, içimi yakan, içimi tırmalayan şeyler bunlar.
Ülkem adına, milletim adına, bu topraklar adına, gelecek zürriyetlerimiz adına, çocuklarımız, torunlarımız adına. Bunun acısını yaşayan insanım. Nasıl bir çocuklarımıza ülke bırakacağız, nasıl çocuklarımıza bir toplum bırakacağız, nasıl bir aile sistemi kuracağız, nasıl bir aile bırakacağız çocuklarımıza? Paramız olabilir, arabamız olabilir, katımız yatımız olabilir. Biz gelecek zürriyetlerimize ne bırakacağız? Bu devlet, bu millet, bu toprakları gelecekte ne bekliyor? Benim her iki dedem de vatanı, milleti için canını feda eden insanlar. Biz vatan, millet, sakarya deyip 14 yaşından beri sokaklarda yürüyen insanız. Vatanı kurtarmak için duvarlara yazı yazmak denildi, yazı yazdık. Vatanı kurtarmak için yollara yazı yazmak denildi, yazı yazdık.
Komünizmden ve komünistlerden kurtaracağız diye taş taşa baş başa yaralanmaya göze aldık. Kimimizin çenesi yarıldı, kimimizin göğsü kırıldı, kimisi öldü, kimisi kurşunlandı, kimisi cezaevlerinde asıldı, kimisi hanımının, çoluğunun, çocuğunun önünde işkenceye tabi tutuldu. İşkenceye tabi tutulduktan sonra hanımının yüzüne bakamadı bir daha. Annesinin babasının yüzüne bakamadı, nereye gitti belli değil. Gencecik delikanlıların, gencecik çocuklarının hem solcu hem sağcı, hem ülkücü ne derseniz deyin. Vatanı koruma, vatanı muhafaza etme adına candan geçtiği zamanlardan geçtik. Evet benim bir tarafım acı. Bunca yıldan sonra baktığımda evet Allâh beni affetsin. Ekonomik hikayesi sorgulandığında siz düzeni bozucu oluyorsunuz.
Sermayenin belirli ellerde toplanmasını sorgulayınca, bu eleştiri koyunca, senin ne şehlin kalıyor, ne dervişlin kalıyor, ne insanlığın kalıyor. Hakaret edilmedik bir yanın kalmıyor senin. Siz bu topraklarda makul bir hukuku savununca, sizin hiçbir şeyiniz kalmıyor. Kardeş devlet mutlak güç değil. Devlet benim alacağım olan çeklerime ceza yasasını kaldırınca bir tane çek ödenmedi. Benim derdim para değil. Devlet benim adıma nasıl çeklerin cezasını kaldırır da benim param ortaya yok olur. Bunu sorgulayınca, bu eleştiren konuşunca sizin elinizden tekkeyi de alıyorlar, medreseyi de alıyorlar, her şeyi alıyorlar.
Sermaye-Vergi Affı Adâletsizliği; «Filistin Poşusuyla Kâbe’ye Giremeziniz» — Kayırmacılık Hâtırâsı
Diliniz sivri oluyor. Siz itaati, yanlışa olan itaati, dini erdemlilik gibi algılacaksınız. Siz bir fetva vermişler. Ne fetva veriyor? Diyor ki TOKİ’nin satışları. Soruyorlar ya dervişler. Diyorlar ki TOKİ’nin satışları caiz mi? Ben de diyorum ki alışverişin caiz olması için bu ürün, ürünün meydanda olacak. Evet. Adedi belli olacak. Evet. Fiyatı belli olacak. Eğer normalde ürünün fiyatı belli değil, alışveriş caiz değil. Bu ürün kimin? Benim. Tapusu nerede? Tapusu bende yok. O ürün senindir. Ya bunun caiz değil deyince seni tefe koyuyorlar. Seni hiç kimse sevmiyor. Sebep, sen ekonomik hiyerarşiye karşı geldin. sen bunu 10 tane şirketin vergilerini affedince, benimkini neden affetmiyorsun? Benimkini de affet.
Toplumun kını da affet. Herkesinkini affet. Neden 10 tane şirketin vergisini affettin? Neden 10 tane 20 tane şirkete sen ayrıcalıklık tanıdın? Bunları konuşunca o şey her türlü hakareti hak ediyor. Burada İslam dünyasında en büyük handikap bu. Yanlışa itaat dini erdemlilik gibi görünüyor. Yanlışa itaat. Siz Kabe’de, Kabe’de, Kabe’de Allâh’ın evi denilen yerde siz Filistin’e dua edemezsiniz orada. Edemezsiniz. Siz Filistin poşusuyla, poşu, bez Kabe’ye giremezsiniz. Siz yanlışa itaat dini erdemlilik çünkü. Evet o yüzden siz bu din devlet kardeştir ama bu din devlet kardeştiği devletin mutlak güç olarak, devleti idare edenlerine mutlak güç olarak kendilerini tanımlaması, maverdi Gazâlî çizgisinden dışarı çıkması bu sefer devlet ve devleti idare edenleri zalim noktasına getiriyor.
Sebep? Sen tebanın hakkına, hukukuna riayet etmedin ki. Rüşvet aldı götürdü kendini. Kayırmacılık aldı götürdü kendini. O partiden olursa ona 8 kat şey veriliyor. Ne o? Rus’at. Öbürkün olursa adam 4 kat yan yana. O neden 8 kat bu neden 4 kat? Onun partiden tanıdığı var. O gitmiş özel bir şey çıkarmış 8 kat 18 kat almış. Öbürkü bir şey çıkaramamış. Garibim o 4 katta kalmış. Öbürkü bir kocaman fabrika yapmış. Kaçak. Öbürkü oraya bir tane gecekondu yapmış. Gecekondu da değil. Bir tane oraya şeydi. Ne diyorlar? Prefabrik bir şey oturtmuş oraya. Buldozerler gelip yıkıyor onu. Evet. Adam kocaman fabrika yapmış. Kaçak. Elektrini vermiş, suyunu vermiş, her şeyini vermiş. Adam başını sokacak bir yer yapmış.
Kaçak yapmış. Kanunsuz. Doğru. Sen bütün kaçak inşaatları neden yıkmıyorsun o zaman sadece karanıkını yıkıyorsun? Neden siyasette ilgilenenler hızla zengin oluyor? Ne iş yaptı diyorum ben? Ne ticareti yaptı? Ne yaptı? Aa nasıl yanmaz be ya? Kardeş sen filanca İnegöl’den buraya geldiğinde senin Bursa’da villan var mıydı yoktu. Senin işin kocaman mıydı? Değildi. Nasıl kocaman iş sahibi oldun, bir sürü villa sahibi oldun? Kimse sorgulamıyor. Kimse sorgulamıyor. Mustafa Özbağ sorguluyor da ne oluyor? Ensesinde boza pişiriyorlar. Oldun fitneci Mustafa Özbağ. Evet. O yüzden bu sadece ekonomik alanda değil bu normalde fikri alanda, düşünce alanında. O maverdi Gazâlî çizgisinin dışına çıkılınca fikri alan, düşünce alan, felsefeyelik alan bunların hepsi de donukluk.
Hepsi de durağınlığa giriyor. o kimse bir şey üretemiyor. Çünkü cezalar var, anayasaya karşı olmak var, anayasayı bozmak, düzeni bozmak var işin içerisinde. kanunları istediğin gibi yorumlamak var. Kanunları istediğin gibi yorumlayınca o zaman o üretken beyinler üretmiyor. Üretmiyor. Bu sefer devlet hantallaşıyor, donuklaşıyor. Devletin orkanları hantallaşıyor, donuklaşıyor. Her taraf hantallaşıyor, donuklaşıyor ve donuklaştıkça da zalimleşiyor.
Devletin Donuklaşması-Zalimleşmesi; Dîn-Devlet-Cihâd Üçlüsü; Haçlı Seferleri ve «Müslümanlar Dünyânın Köleleridir»
Donuklaştıkça da mutlak güç haline geliyor. Ve devlet şimdi cihadı düşünmediğinden dolayı bir tek içerideki kendisini eleştiren muhalif gruplara karşı silahlanmış gibi oluyor. Evet. Hazreti Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali, Hazreti Hasan radıyallâhu anh hazretlerinin devletin en önemli görevlerinden birisi dini koruma ve cihâd etmektir. Cihâd etmektir. Cihâd etmek. Bakın cihâd etmektir. İlk dönem İslam’a bakarsanız devletin varoluşu cihatın üzerine kuruludur. Devletin varoluşu cihatın üzerine kuruludur. Dinin üzerine kuruludur. Din, cihâd, devlet iç içedir. O yüzden devlet, din ikiz kardeşimi, yok yandan kardeşimi, önden kardeşim diye sorgulanmaz.
Öyle olunca din, devlet, cihâd iç içine girmiştir. Bütün kurumlar, kuruluşlar, şahıslar, bireyler, toplum bir tek cihatı düşünür. Başka bir şey düşünmez. Çünkü din Allâh’ın oluncaya kadar cihâd etmekte emrolunmuştur Müslümanlar. O yüzden Müslümanlar cihatı düşünür sadece. İslam Müslümanları sadece cihatı düşündürür. Allâh’ın dinini, hukukunu, hükmünü yeryüzünde galip etmeye, yeryüzünde hakim etmeyi düşünür. Başka bir şey düşünmez. Ama bu çizgiden ayrılınca o zaman ortalık bozuluyor, ifsat oluyor. Ve din ile devlet ikiz kardeştir formülü. Mâverdî de ve Gazâlî de devletin krizden çıkma, toplumun krizden çıkma, devletin ve toplumun meşruiyetini yeniden sağlamada, en büyük fikri ve fiili bir hareket oluyor.
Ve bu süreçte bu maverdi de bir teori gibi dursa, bir müddet sonra o teorinin fiiliyata geçecek Gazâlî de bilhassa. Ve Nizam-ı Mülk ile Gazâlî ile bu fiiliyata geçtiğinde Selçuklu derleniyor, toparlanıyor ve asıl düşman olan haçlı ordularına karşı güçlü bir devlet, millet, din kaynaşması meydana geliyor. Bakın bunun son saat çünkü on buçuk oldu. Ben yine son nokta olarak şunu söyleyeyim. Eğer bu üçlü kaynaşma, din, devlet, millet, bu üçlü kaynaşma haçlıya karşı hem fiili hem fikri, fikri dediğimde akayet noktasında, mezhep noktasında, meşrep noktasında, fiili dediğim askeri noktada, siyasi noktada İslam düşüncesinin ve Müslümanların kurtarıcısı oluyor. Eğer bu üçlü bir kaynaşma olmamış olsaydı, bu ben, ben böyle sondan söyleyeceğimi baştan söyleyeyim.
Eğer bu olmamış olsaydı İslam dünyası diye bir dünya kalmazdı. Altını tekrar çizeyim ben. İslam dünyası diye bir dünya kalmazdı. Haclılar, haçlılar İslam dünyasını tabiri caizse Buldozer gibi ezmekle kalmaz bir öğütme makinesi gibi komple öğütürdü. Şunu düşünmeyin. Yok ya bu kadar da değil. Siz bu kadar da değil derken Bosna’ya bakın, bu kadar da değil derken Afganistan’a bakın, bu kadar da değil derken Ira’ya bakın, Suriye’ye bakın, bu kadar da değil derken Yemen’e bakın, Lübnan’a bakın, bu kadar da değil derken Mısır, Fas, Tunus, Cezayir’e bakın, bu kadar da değil derken Suudan’a bakın, Afrika’ya, Müslüman topluluklara bakın, bu kadar da değil derken ve tırnak içerisinde söyleyeyim. Müslümanlar dünya üzerinde şu anda dünyanın köleleridir.
Müslümanlar köle hükmündedir dünyada şu anda. Köle. Düne kadar belli bir şimdi üçüncü nesil Avrupa’ya gidenler, eğitilenler, eğitim görenler üçüncü nesil böyle kendilerince doğru yerlerde çalışıyorlar. Birinci nesil Avrupa’ya gitti Avrupa’nın en pis işlerini yaptılar. Onlar psikolojik olarak kafalarına birer tane tüy koydular, öyle geldiler ama Avrupa’nın en pis işlerini yaptılar. Afrikalılar Amerika’nın, Kanada’nın en pis işlerini yaptılar. Afrikalıların bir kısmı Avrupa’nın en pis işlerini yaptılar. Hala da aynıdır. Ve Müslümanın canının malının namusunun kıymeti yoktur. Değersizdir. Değersizdir. Bir tane Yahudi öldürülürse bütün dünya açıklama yapar. Yıllardır, yüz yıldır, yüz elli yıldır Yahudiler Filistinlileri katleder hiç kimsenin gıkı çıkmaz.
Afganistan’a atılan bombaların haddi hesabı yoktur. Kimsenin gıkı çıkmaz. Suriye’ye, Irak’a, Libya’ya, Lübnan’a, Yemen’e atılan bombaların haddi hesabı yoktur. Kimsenin gıkı çıkmaz. Bosna’da katledilenlerin, şehit edilenlerin adedi belli değildir. Hala da kayıpları vardır Bosnalıların. Hala da her sene toplum eserler çıkarılır. Bütün dünya seyreder onu. Gıkı çıkmaz. O yüzden o din, devlet, millet kaynaşması bozulunca Müslümanlar sahipsiz kalmıştır. Şimdi olduğumuz gibi. Paramızın değeri yoktur, canımızın değeri yoktur, malımızın değeri yoktur, yoktur. Namusumuzun değeri yoktur. Cimlemizin, kişilimizin değeri yoktur. Acı bir şey bu artık yerleşmiştir. Bir Müslüman’a bir başkası istediği gibi hakaret edebilir.
İstediği gibi küfredebilir. Örtüsüne, bilmem nesine, osun obusuna laf söyleyebilir. Cesaretlidirler. Şimdi geriye döndüğümüzde o maverdi, nizam-ül mülk, medreseler ve Gazâlî, haçlı seferlerini önleyici en önemli etkenlerden birisidir. Ve yine Müslümanlar haçlı seferlerine maruzdur. Bunu Amerikan Başkanı çok açıkça söyledi. Bu bir haçlı seferidir dedi. Amerikan Başkanı açıkça söyledi. Yine Müslümanlar haçlı seferlerine maruzdur 300 yıldan beri. Ve kurtuluş benim nazarımda yine maverdi, Gazâlî çizgisindedir. Benim anlayışım bu. Allâh bizi affetsin. Şimdi önümüzde kafta aslında şeyden geleceğiz, devam edeceğiz. Yine geldik aynı yere bir alıntı daha yapalım diye. Oradan devam edeceğiz Allâh izin verirse inşâallâh.
Haklarınızı helal edin. Sürçülüğü sanettiysek affola. Buradaki normalde sohbetin büyük bir kısmı bu fakir ait değişik yerlerden okumalar yaptığım muhakkak o okumalardan almış olduğum notların neticesi ve aynı zamanda da kendimce gördüklerimi yazmaya anlatmaya çalıştım. Ama belki de çok ilmi bulunmayabilir veya çok teknik bulunmayabilir. Bu konuda da herhangi bir iddiamız yok. Böyle bir iddia sahibi değiliz. Rabbim bizleri samimi bir şekilde Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyeyi yaşama ve yaşatma mücadele verenlerden eylesin. Haklarınızı helal edin. El Fâtihâ. Âmîn.
Tedrîs Sonu Ek Bilgi — «Sufîler Eşyaya Değer Verir»; Telefon Kablosu Sarma Hâtırâsı
Pararafı bitirmek istedim. Belki de sıkıldınız ama o yüzden ama o pararafı yarımda bırakmak istemedim. Heyecanlıyım ya bir de. Ondan kaynaklanıyorum. Malum Perşembe gün hem 3 ayların başlangıcı kandili kutlayacağız hem de aynı zamanda da Şeba Ruzu ikisini bir günde yapacağız inşâallâh. Rabbim cümlemize nasip eylesin. Âmîn. Kardeşlerden birisi dedi böyle dedi siz dedi telefonun dedi kablosunu dedi özenle sarıyorsunuz dedi imreniyorum dedi nasıl böyle dedi disiplinli oluyorsunuz her seferinde böyle dedi. Ben hiç fark etmedim dedim ben de ona. Valla dedim herhalde biraz ben disiplinliyim böyle dedim. Ona dedi hayran oluyorum dedi her sohbetten bakıyorum dedi siz her şeyi kendi elinizle böyle derleyip toparlıyorsunuz dedi.
Dedim ki ya benim dedim eşyam dedim kıymetlidir ben titiz kullanırım dedim. Ona birisi dokunsun istemem dedim. Benim dedim özenle sardığım gibi sarmıyorlar çünkü dedim. Özenle benim çantaya koydum gibi koymuyorlar dedim. İnsanlarda bir özensizlik var. İkili ilişkilerde eşyalı olan ilişkide anne baba çocuk ilişkilerinde arkadaş ilişkilerinde karı koca ilişkilerinde özensizlik var. Özensizlik sevgisizlikten kaynaklanır. Bir kimse sevmiyorsa özenmez. Az seviyorsa az özenir. Çok seviyorsa çok özenir. Eşyaya karşı eşyaya değer vermek Allâh’ın sana vermiş olduğu nimete değer vermektir. Eşyaya değer vermek Allâh’ın sana vermiş olduğu nimete değer vermektir. O nimete hant değer vermekten geçer. Siz bu kalemi yazmak için kullanırsınız.
Kalemi birine atmak için değil. Bu yazmak içindir. Siz işi bitince onu yerlilerine koyacaksınız. Sufiler kendilerini ilgilendiren her şeye değer verirler. Selamun aleyküm. Selam.
Kaynakça ve Referanslar
- Mâverdî (974-1058) — «Dîn ve Devlet İkiz Kardeştir»: Ebû’l-Hasan el-Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye (Sultan’ın Hükümleri) — Türkçe tercümesi Ali Şafak; Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn; «ed-dînü ve’l-mülkü tev’emân» (Dîn ve devlet ikizdir) sözü — Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, fasl 1; modern okuma — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku Tarihi; M. Akif Aydın, Türk Hukuk Tarihi; Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi.
- Sâsânî Kralı (Erdeşîr-i Bâbekân) — «Dîn ve Devlet Kardeştir» Tâbiri: Erdeşîr-i Bâbekân (Hicrî öncesi 224-241) — Sâsânî İmparatorluğu kurucusu; «Erdeşîr Ahdnâmesi» (Ahdü Erdeşîr) — Mâverdî nüklü — Mas’ûdî, Murûcü’z-Zeheb 1/272; «dîn-devlet ikizdir» tâbiri Mâverdî öncesi Sâsânî mîrâsı olarak — Christensen, L’Iran sous les Sassanides; modern okuma — Patricia Crone, God’s Rule: Government and Islam.
- Mâverdî-Gazâlî Çizgisi ve Selçuklu Devleti: Abbâsî halîfeliğinin son döneminde Büveyhî-Selçuklu fiilî iktidârı (945-1055/1055-1194); Tuğrul Şâh’ın Bağdâd’a girişi (1055) — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; «meşrûiyet krizi» — Hz. Hüseyin’in Yezîd’e karşı kıyâmı (61/680) — Taberî, Târîh 5/394-468; Hz. Ömer b. Abdulazîz (101/720) — fakirleşen halîfe — Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd; modern okuma — Osman Turan, Selçuklular Tarihi.
- Dînin Beş Aslî Vazîfesi (Makâsıdü’ş-Şerî’a): Beş zarûriyyât: dîn, akıl, can, namûs/nesil, mâl muhâfazası — Gazâlî, el-Mustasfâ 1/174; Şâtıbî, el-Muvâfakât 2/8-12; modern okuma — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku; Yûsuf el-Karadâvî, Medhal li-Dirâseti’ş-Şerî’ati’l-İslâmiyye; Tâhâ Câbir el-Alvânî, Makâsıdü’ş-Şerî’a; modern uygulamalar — Murteza Bedir, Fıkıh, Mezhep ve Sünnet.
- Modern Devlet Yemin Törenleri ve Dîn: Donald Trump’ın İncil üzerine yemini (Ocak 2017, 2025) — modern siyâsî tarîh; III. Charles’ın taç giyme töreni (Mayıs 2023) — İngiliz krâliyeti ve Anglikan Kilisesi; «Kraliçe II. Elizabeth’in vefâtı» (Eylül 2022) — modern siyâsî tarîh; Fransa Cumhûrî yemini ve Lâisitenin Anglosakson farklılığı — Talal Asad, Formations of the Secular; «modern lâiklik vs. İslâm hukuku» — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku.
- Lâiklik Tartışması — «Türkiye Cumhûriyeti’nin Anayasal Lâikliği»: 1937 Anayasa değişikliği ile «Lâiklik» eklenmesi; «Lâikliğin tanımsızlığı» — modern hukukî tartışma — Mehmet Şevket Eygi, Yıllar Boyu; Sezai Karakoç, Diriliş Muştusu; «medenî kanunun İsviçre’den iktibâsı» (1926) — Selâhaddîn Akkoyunlu, Türk Hukuk Tarihi; «Cuma’nın memleketlerin bayramıdır» hadîsi — İbn Mâce, İkâmetü’s-Salât 79 (1097); İbn Huzeyme, Sahîh 3/115.
- Hz. Ömer b. Abdulazîz (681-720) — «Fakirleşen Halîfe»: Emevî halîfesi (101-103/720-722) — İbn Sa’d, Tabakât 5/330-407; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 9/192-220; Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ; «devlet başkanlığı yapıp fakirleşmesi (2000 dirhemden 100 dirhem)» — sufî hâtırât — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «emevî-Abbâsî sultanlarının zenginleşmesi» — Tâhâ Hüseyin, el-Fitnetü’l-Kübrâ; modern okuma — İhsan Süreyya Sırma, Emevîler Devleti.
- TOKİ Faiz Fetvâsı ve Cemâleddîn Afgânî Mason İddiâsı: Modern faiz fetvâ tartışmaları — Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu fetvâları; «TOKİ taksitlerinin faiz olup olmadığı» tartışması — modern fıkıh; Cemâleddîn Afgânî (1838-1897) — modern İslâmcılık akımının kurucusu; mason iddiâsı — Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın; Necip Fâzıl, Doğru Yolun Sapık Kolları; modern eleştirel okuma — İsmail Kara, İslâmcıların Siyâsî Görüşleri; Nikki R. Keddie, Sayyid Jamal ad-Din “al-Afghani”.
- «Yanlışa İtâat Dînî Erdem» Eleştirisi — Marûf-Münker Tedrîsi: «innemâ et-tâ’atü fî’l-marûf» (İtâat ancak ma’rufda olur) — Buhârî, Ahkâm 4 (7144); Müslim, İmâret 39 (1840); Ebû Dâvûd, Cihâd 87 (2625); Tirmizî, Cihâd 29 (1707); İbn Mâce, Cihâd 40 (2864); Nesâî, Bey’at 34 (4205); «Allâh’a isyânda kula itâat yoktur» — Buhârî, Cihâd 108; Müslim, İmâret 39; modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Çek Yasası, Vergi Affı, Sermayenin Belirli Ellerde Toplanması» Eleştirisi: 5941 sayılı Çek Kanûnu (2009) ve sonraki düzenlemeler — modern Türkiye hukukî târihi; «vergi affı tartışması» — modern siyâsî söylem; «Filistin poşusu Kâbe’ye yasağı» tartışması (2024) — modern Suûd otoriteleri uygulaması; «Mustafâ Özbağ Efendi’nin sermaye-adâlet eleştirileri» — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri.
- Haçlı Seferleri ve İslâm Dünyâsı Hâli: Birinci Haçlı Seferi (1095-1099) — İmâm Gazâlî dönemi; Selçuklu-Haçlı mücâdelesi — Osman Turan, Selçuklular ve İslâmiyet; Ahmet Akgündüz, Selçuklu Tarihi; «George W. Bush’un haçlı seferi açıklaması» (Eylül 2001) — modern siyâsî tarîh; «Müslümanların dünyâda köle hükmünde» eleştirisi — Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; «Bosna, Afganistan, Irak, Sûriye, Yemen, Lübnan, Mısır, Sûdân Müslüman halklarının hâli» — modern siyâsî tarîh.
- Sufî Eşyaya Değer Vermek Tedrîsi: «mü’minin eşyâsına özen gösterme» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; «nimete şükür-eşyâya saygı» — Bakara 2/152, 172; Nahl 16/114, 121; modern okuma — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «Mustafâ Özbağ Efendi’nin telefon kablosu sarma» hâtırâsı — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri.
- Karabaş Silsilesi ve Mâverdî-Gazâlî Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş Mâverdî-Gazâlî tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, İhsân, Sünnet, Şeyh, Halife, Silsile, Şükür, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı