Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #09 — Nâsihat 34: Münâfikūn 9 Mal-Evlâd Fitnesi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #09 — Nâsihat 34: Münâfikūn 9 Mal-Evlâd Fitnesi. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Münâfikūn 9 — «Mallarınız ve Evlâdınız Sizi Allâh’ın Zikrinden Alıkoymasın»

Bugünkü 34. nasihatmış. Münâfikūn Sûresi âyet 9. ”Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, onlar hüsrana uğrayanlardır.” E’ûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Allahü’l-Azîm. Âmîn. Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, onlar hüsrana uğrayanlardır. Âyet-i kerîmenin dört ana bölümü var. Aslında beş. Bir, ”İman edenler!” O zaman bu âyet-i kerime sadece iman edenleri ilgilendiriyor. İman etmeyeni ilgilendirmiyor. İkincisi, mallarımız. Üçüncüsü çocuklarımız. Dördüncüsü Allâh’ı zikir. Beşincisi de hüsrana uğrayanlar. Hamdolsun iman ettik, elhamdülillah.

O zaman bizim önümüzde iman edince mallarımız ve çocuklarımız geliyor. O zaman buradaki ana tema Allâh’ın zikrinden alıkoyulması. O zaman mal, dünya malı, çaylarınız da içine dünya malı eğer ki bizi Allâh’ın zikrinden alıkoyuyorsa o zaman bu sıkıntılı bir nokta oluyor. Ve Cenâb-ı Hak ana tema olarak iman edenleri Allâh’ı çokça zikretmeye davet ediyor. Eğer bir kimse Allâh’ı çokça zikretmekten en önemli alıkoyan şeyi de bir kimseyi mal ve çocuk olarak nitelendiriyor. Burada o kimse Cenâb-ı Hak’a olan itaati, Cenâb-ı Hak’a olan zikri, Cenâb-ı Hak’a olan sevgiyi, muhabbeti engelleyecek olan şeyin birincisi mallar olarak geliyor. Adem Aleyhisselâm’dan itibaren bütün inananların önüne bunlar çıkmış fitne olarak.

Çocuk, mal, eş, dünyevi lezzetler, dünyevi tatlar inananların önüne hep bir fitne olarak gelmiş. Adına da bunun hep fitne demişler ve bu konuda da Cenâb-ı Hak insanları enteresan bir şekilde dengeye çağırıyor. bu mesele Allâh’ın zikrini engellemediği müddetçe mal ve çocuk Allâh’ın zikrini engellemediği müddetçe bir sıkıntı yok. Ama engelliyorsa o zaman bu dengeyi kaçırdı o kimse. Bu dengede normalde denge unsurunu güzel tutturamadı. eşiydi, çocuklarıydı, malıydı. Bunu zikirden uzaklaştırdıysa, bunu normalde Allâh’tan uzaklaştırdıysa o zaman o Müslüman, o mümin, o inanan kimse kendince dünyayla eş ve çocukla zikrullâh Allâh arasında dengeyi tutturamadı. Buradan şunu anlamıyoruz. Biz dünyayı terk edelim, evlenmeyelim, çocuk sahibi olmayalım, mal sahibi olmayalım.

Böyle bir şey değil. Bunu böyle de düşünmüyorum. Ben böyle düşünmüyorum derken bunu hep yıllardır derslerde, zikirlerde derim. Bizden dünya sevgisi bize kerih görüldü. Dünyayı sevmek, dünyaya aşık olmak kerih görüldü. Yoksa Hz. Piri’nin dediği gibi kumaş ölçmek, biçmek bize kerih görülmedi. Dünyayı sevmek kerih görüldü. Hazret-i Ömer Efendimiz’den naklediliyor bu. Bir sahabeden bir kimse Allâh’ın fitnelerden sana sığınırım demiş.


Hz. Ömer Tashîhi — Enfâl 28 ve Mal-Evlâdın Fitne Mâhiyeti

Hazret-i Ömer Efendimiz ona demiş ki Rabbinin sana mal ve evlat vermesini istemiyor musun dediğini söylüyor. o kimse diyor ki Allâh’ın fitnelerden sana sığınırım. Hazret-i Ömer Efendimiz de diyor ki Allâh’ın sana mal ve evlat vermesini istemiyor musun? Çünkü neden? Enfâl Sûresi âyet 28’de de mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer fitnedir diyor. O zaman evet birer fitnedir ama bu fitnenin bir zararlı tarafı var, bir de zararsız tarafı var. Zararlı tarafı ne? Seni Allâh yolundan alıkoyuyorsa, Allâh’ı zikirden alıkoyuyorsa, seni namazdan, abdestten, oruçtan alıkoyuyorsa, seni Allâh yolunda cihâd etmekten alıkoyuyorsa, o zaman mal da, kadın da, çocuk da fitne oldu veya mal da, çocuk da, erkek de sana fitne oldu.

Sadece bu manada fitne kadınlara ait değil, erkekler de aynı. Neden? Erkek var. eşinin Allâh yolunda gitmesini istemiyor. Fitne oldu kadına, engel oldu çünkü. Kadın sohbete gidecek gitme, zikrullâh gidecek gitme. Kur’ân’a gidecek gitme. Allâh yolunda bir iş var, ona gidecek adam gitme diyor. Neyi bahane ediyor? Hava soğuk, çocuğu hasta edersin diyor. Hava yağmurlu, sen de hasta olursun diyor. Bu sefer normalde çocuk da fitne oldu, havanın yağmurlu olması da fitne oldu onlar için. Havanın soğuk olması da fitne oldu. Havanın soğukluğunu Allâh yolunda gitmeye sebep, engel teşkil ettirdi. Normalde aslında bir dua olayını da ne yaptı? Engel gördü. Cenâb-ı Hak ister soğutur, ister ısıtır, mevsimsel değişiklikler olacaktır.

Bundan dolayı Allâh yoluna gitmedi. Sohbet var, kar yağdı diye sohbete gitmedi. Zikrullâh var, hava yağıştı diye zikrullâh gitmedi. Ne oldu? Kardı, yağmurdu. Onun için engel olmuş oldu. O zaman Allâh yolunda koşmana engelleyen her şey senin için kötü bir fitne oldu.


Hayır ve Şer Kapısı — Sadaka-i Câriye Evlât ve Eşin Sorumluluğu

Yoksa Allâh sana mal edinmeyi yasaklamadı. Zekat vereceksin, zekat vermek farz. Zekat vermek farz ise o zaman mal edinmen lazım. Dünyalık bir şeylerin olması lazım. Hatta zekat verecek nisap miktarında olması lazım ki farzı yerine getiresin. Demek ki İslam zenginliğe karşı değil, İslam mala karşı değil. Bir çocuğu, örneğin sadaka-i cariye hükmünde görür. Kim hayırlı bir evlat yetiştirirse onun amel defteri kapanmaz der. O zaman bir hayırlı evlat senin için sadaka-i cariye oldu. Namaz kılan, oruç tutan, zikreden, Allâh yolunda koşan bir evlat. Sen böyle bir evlat yetiştirdin anne baba olarak. Sen onun yapmış olduğu bütün ibadetlerden sevabını aldın. Ama aynı evlat sen yetiştirmedin namazdan uzaklaştı, zikirden uzaklaştı.

Senin yetiştirmen ne alakalı? Sen yetiştirmedin onu. O zaman yapmış o. Sen ona kötülük kapısı açtın. Sen ona günah kapısını araladın. O kötülük kapısından günah kapısını sen araladığın için oradan geçtiği bütün o günahlardan, o yanlışlıklardan sen de nasibini aldın. Sebep? Çünkü sen ona günah kapısını araladın. Sen erkek olarak eşine günah kapısı araladın. Onun işlemiş olduğu günahlardan sen de nasibini aldın. Sen kadın olarak kocana günah kapısı araladın, günah kapısı araladın. O zaman kocanın işlemiş olduğu günahlardan sen de nasibini aldın. Çünkü kim hayra bir kapı aralarsa, oradan ne kadar kim geçerse geçsin ondan hayırını alır. Kim şerre bir kapı aralarsa o zaman o şerden kaç kişi geçerse ondan da günahını alır.

O zaman normalde bizim yaptıklarımız, ettiklerimiz sadece kendimizi bağlamıyor. Böyle olunca o hem evlat olarak hem de mal olarak dengeyi kurmak zorunda bir mümin.


Mal Sevgisi Ümmetin Fitnesi — Tirmizî Hadîsi ve Zâlim Devletlerin Yıkılışı

Mal sevgisi bütün Adem’den itibaren bütün peygamberlerin ümmetlerine bir imtihan olmuş. Malum Karun en zengindir ama genelde Müslümanları bozan, genelde müminleri bozan mal sevgisi olmuş. Mal değil. Mal sevgisi. Her ümmet için bir fitne vardır. Benim ümmetimin fitnesi de maldır. Tirmizi de geçiyor. Demek ki her ümmet için bir fitne varmış. Allâh yolundan uzaklaştıracak bir şey var. O zaman ümmet-i Muhammed içinde ne? Mal. o kimse zengin olma hırsıyla, mal sahibi olma hırsıyla rüşvet demiyor, yalan demiyor, dolan demiyor, hırsızlık demiyor, herhangi hak, hukuk tanımıyor. Zengin olacak, mal mülk sahibi olacak, hakkı olmayanı da Ceberlezi minel beşer etmeye çalışıyor. Hakkı olmayanı da almaya çalışıyor.

Bugünün insanları olduğu gibi, gündüğünün de insanları öneydi. Daha önceki insanlar da aynıydı. Bu işin gücü eline geçirenler, kanunun hukuku eline geçirenler hak hukuk tanımamışlar. Hak hukuk tanımadıkları için onlar boyuna zulmetmişler, halkı köleleştirmişler, halkı sömürmüşler, hep zalim imparatorluklar kurmuşlar, zalim devletler oluşturmuşlar, zalim sistemler oluşturmuşlar. İnsanları köleleştirerekten zengin olmuşlar tarih boyunca. Ve böyle olduğu zaman o devletler, o sultanlıklar hepsi de yıkılmış, yerine adaleti tesis edecek olan kimseler gelmiş. Onlar da bir müddet sonra yoldan sapmışlar, sonra onlar da yıkılmışlar, yine adaleti tesis edecek olan insanlar gelmişler. Onlar da yoldan saptığında, böylece onlar da yıkılmışlar.

Tarih boyunca hep böyle devir dönüşün böyle olmuş. Hâlâ da aynı. Osmanlı yıkıldı, evet yıkılmasının sebebi iç sebepler, dış sebepler. Ama onların yıkılma sebebi Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin hükümlerinden uzaklaşmaları. Ondan önce Selçuklular yıkıldı, yine sebep bu. Ondan önce Memlülk’lüler yıkıldı, ondan önce Emeviler, Emevilerden sonra Abbasiler, hep bunlar böyle İslam dünyasında İslam devletleri veya imparatorlukları yıkılma yıkılma geldi. Yıkılmalarının sebebi mal sevgisi, dünya sevgisi, makama gelen kimselerin adaletsiz davranmaları, rüşvetler, kayırmacılıklar havada uçuşmuş, adaletsizlikler havada uçuşmuş. Ve sonunda devlet de kokuşmuş, âlimler de kokuşmuş, hepsi de kokuşmuş ve sonuçta Cenâb-ı Hak o devleti yıkmış, parçalamış yerine yeni bir devlet kurulmuş.

Bu inananlarla alakalı. Çünkü bir Müslümanın üzerinde zulüm payidar olmamış. Zulmedenlerden Cenâb-ı Hak intikamını almış, intikamını aldırmış. Ve ümmetin zaten en büyük imtihanı mal sevgisi. Ve ne yazık ki Müslümanların bugün önünde en büyük handikaplardan, Türkiye’deki Müslümanların önünde en büyük handikap bu. önceden, bundan 30 yıl önce, 25 yıl önce, 20 yıl önce Müslümanlar böyle mücadele halindeydi.


Türkiye’de İktidar İmtihanı — Mal-Makamla Dâvânın Kayışı

İşte zikrullahlar yasak, sohbetler yasak, kitap okumalar yasak. Ondan sonra dini bir mücadelenin içindeydi. Baş ortası yasak, üniversitelere girmek yasak. Böyle bir yasaklarının altında Müslümanlar inim inim inliyordu. Ve Müslümanlar iktidarın bir ucundan tuttular. Bir ucundan tutunca mal sevgisi, makam sevgisi onların davalarını unutmalarına sebep oldu. Allâh’ın zikrinin önüne geçti. Âyet-i Kerîme’de mallarınız ve çocuklarınız Allâh’ın zikrine engel olmasın diyordu. Ama ne yazık ki bu dönüşümde, bu değişimde Müslümanlar imtihanı kaybettiler ve mal sevgisi, dünya sevgisi, makam sevgisi biz de zengin olacağız, biz de köşeye döneceğiz. Biz de mal mük sahip olacağız. Müslümanların buna sahip olması lazım dediler.

Ama ne yazık ki oraya giderken, oraya koşarken hakkı unuttular, hukuku unuttular, adaleti unuttular, fukarayı unuttular. Kimsesizleri unuttular, yoksulları unuttular. Oysa o yoksullarla kimsesizlerle beraber bayrak asıyorlardı. O yoksullarla o kimsesizlerle beraber yürüyorlardı. O yoksullarla kimsesizlerle beraber normalde sokaklarda kendilerini cümlemeyi yapıyorlardı. filama asıyorlardı. Bilmem ne yapıyorlardı. Ama iktidara gelince, belli bir makama, belli bir mevkiye gelince onları unuttular, dostlarını unuttular, arkadaşlarını unuttular ve kendilerine yeni zengin dostlar oluşturdular. Kendilerine dünyaya tapınan, altını ve gümüşü kendine ilah edinen, gücü kendine ilah edinen, gücü kendine ilah edinen yeni firavunlaşmış dostlar edindiler.

Böylece kendileri de firavunlaştılar, kendileri de hakkı önde tutmadılar. Allâh’ın zikrini unuttular. Ne yapar Allâh’ın zikri? En önemli ne? Kur’ân’ı unuttular, Kur’ân’ın yasasını unuttular, Kur’ân’ın anayasasını unuttular, Kur’ân’ın yasaklarını unuttular. Böylece hakkı önde tutmadılar. Mal sevgisi, dünya sevgisi, bunların hepsini de aldı, yürüdü, götürdü gitti.


Halakada Çocuk Mutluluğu — Fitnenin Hayırlısı ve Villa Hâinleri

Bu ayeti kerimeye biz şimdi kendi içimizden bakmıyorum. Dervişler açısından buna bakmıyorum. Zaten buraya gelen cemaat, buraya gelenler zaten bunları aşmış. Mal sevgisini aşmış, evlat sevgisini aşmış, aşmış balından ve evladından mal ve evlat sevgisi onu buraya gelmesine engel olmamış. Sosyal medya buraya gelmesine engel olmamış. Kafelerdi, bardı, pavyondu, kahvahı neydi? Yok şurada gidelim şunu yiyelim, yok burada gidelim bunu içelim. Zaten buraya gelenler bunu aşmışlar. biz zaman zaman birbirimizi de özelleştirde bulunuyoruz ya, bugün gömmeyeceğim sizi. Buraya gelenler zaten bunu aşmış. O zaman mal sevgisi kimin önüne geçti? Günümüzde kimin önüne geçti? Bir siyasetçilerin önüne geçti. Kimin önüne geçti?

Şeyhlerin önüne geçti. Fukara dervişlerin zaten malı yok. Onun önüne geçecek fazla malları yok ondan. Önlerine geçecek çocukları var zaten, çocuklarıyla beraberler zaten. Her biri burada küçük küçük. Bir halakaya çıkarıyorum onlar için büyük mutluluk. Büyük mutluluk. Onların mutlu olduğu yer burası, düşünebiliyor musunuz? Ben böyle onları çıkarınca ayrı bir ben de mutlu oluyorum. Çocukların diyor mutluluğuna bak içimden öyle diyorum. Çocuklar zikrullâh da halakaya çıkmakla mutlu oluyorlar. Bu çocuk bu manada ebeveyni için hayır kapısı, sevap kapısı. O çocuk orada Allâh’ı zikrettiği müddetçe anne babasına da yazılıyor. Babası tutmuş elinden getirmiş, annesi tutmuş elinden getirmiş zikrullâh alakasına.

O çocuk burada durduğu müddetçe sahâbî ya bir de günahsız direkt annesinin babasının cennetlik olmasına vesile oluyor. Direkt. Çocuklarınızı aldınız getirdiniz buraya. Çocuk burada Allâh’ı zikretti. Anne babaya direk cennetlik olmasına vesile. Direkt. En direk değil. O yüzden bu toplumun çocukları bu manada fitne olarak görmüyorum. Fitnenin hayırlısı. Fitne ama fitnenin hayırlısı. Hayırsızı ne? Çocuğun Kur’ân ve sünnetten uzaklaşması. Hayırsızı ne? Çocuğun yanlış işlere gitmesi. Anne babanın da onun yanlışlığına göz yumması. Bir kız çocuğu evlendi kocasına ait. Erkek evlat. Ölünce kadar, baba ölünce kadar veya çocuk ölünce kadar babanın sorumluluğunda. Kız çocuğu evleninceye kadar. Evlendi, sorumluluk kocasına ait.

Öbür türlü sorumluluk erkek çocuğun babaya ait. Kız evlendi, evlendi, sorumluluk kocaya ait. Kız ne kadar gelin yanlışlık yaptıysa, kocasının izniyle yaptı çünkü o kocaya ait. Gelin, gitti, yanlış bir iş yaptı. Adam da ona seslenmedi. O adama yazıldı. Halbuki adam evde oturuyor değil mi? Almış kumandayı eline. Bir elinde de tespih. Eee kadın? Kadın yanlış bir şey yapıyorsa adama ait. Allâh bizi affetsin. O yüzden normalde bu mal kime kötü manada fitne oldu? Allâh yolunda cihadını engelledi senin. Senin Allâh yolunda yürümeni engelledi. Sen önceden baldırı çıplak bir şekilde sokak sokak bayrak asıyordun, sokak sokak sen afiş asıyordun, sokak sokak yürüyordun. Sen bir siyasette belli bir yere geldin, belli bir yere gelince sokak sokak yalın ayak yürüdüğün insanları da unuttun, yürüdüğünü de unuttun.

Şimdi artık sen villalarda yaşıyorsan ve villalarda yaşarken din ahkamı kesmeye çalışıyorsan sen yalancının dik alasısın. Ve senin normalde Allâh yolunda bir işin yok. Sen o yolu istismar etmişsin. Zengin olmak için yola çıkmışsın sen. Sen makam sahibi olmak için yola çıkmışsın ve oradaki fakirin fukaranın hakkına hukukuna girmişsin. Ve onların omuzlarına başlarına basaraktan bir yere gelmişsin. Şimdi onları sen tanımıyorsun.


Hüsrânın Birey ve Topluluk Boyutu — Yolda Paraya Tapanlar

Sen zalimin tat kendisisin. Zalimsin sen, hainsin sen, yol hainisin, Kur’ân Sünnet hainisin sen. Senin iki yakanda bir araya gelmeyecek. Gelmesin de zaten. Sizin yüzünüzden bütün cemaatler, bütün tarikatlar, bütün İslami hareketler yara gördü sizin yüzünüzden. Sizler çünkü sütü bozuk insanlarsınız. Sizler kanı bozuk insanlarsınız. Sizler fikri bozuk insanlarsınız. Sizler şeytana tapan insanlarsınız. Siz malı ilahlaştıran insanlarsınız. Siz heva ve hevesinizi ilahlaştıran insanlarsınız. Evet siz çünkü malınız, makamınız Allâh’ın zikrinin önüne geçti. Ve siz bunu fark edemeyecek kadar şeytanla dost olmuş, şeytanın kucağına oturmuşsunuz. Ve siz hüsrana uğrayanlardan olacaksınız. Allâh sizi hüsrana uğratacak.

Eğer bir topluluk İslam deyip yola çıktıysa ama yolda mala tapındıysa, güce tapındıysa, İslam deyip, Kur’ân deyip, Tasavvuf deyip, Tarikat deyip yola çıktıysa ve yolda, tekrar söylüyorum bunu, yolda paraya tapındıysa, mala tapındıysa, güce tapındıysa o topluluk ve o toplulukun başındaki kimseler hüsrana uğramak mecburiyetinde ve hüsrana uğrayacaklar. Ayet-i Kerim öyle diyor. Onlar hüsrana uğrarlar. Onlar hüsrana uğrarlar. Sonunda ne vardır? Hüsran vardır. Sen çünkü yola çıkarken Kur’ân Sünnet demişsin, yola çıkarken sen maneviyat demişsin, yola çıkarken sen Tasavvuf demişsin, yola çıkarken sen Kur’ân Sünnet yolunda bir Tasavvuf demişsin ama yolda paraya bozulmuşsun, yolda mala bozulmuşsun, yolda makama bozulmuşsun ve Ümmet-i Muhammed’in önüne sen mala, makama, paraya bozulmuş olarak çıkmışsın, sen hüsrana uğrayanlardan olacaksın.

Allâh yalan söylemez. Ayet-i Kerim’de mal ve çocuk Allâh’ın zikrinden seni alıkoyuyorsa onlar hüsrana uğrarlar diyor. Bunu bireysel olarak düşündüğümüzde bireysel olarak düşünüyoruz bir Sufi, bir Müslüman malından ve çocuğundan dolayı, eşinden dolayı, çocuk çünkü burada sadece çocuk değil insanın eşi de var. Senin zikirden, senin namazdan, abdestten, oruçtan, haştan, zekattan, zikirden, Kur’ân’ı yaşamaktan, Kur’ân okumaktan, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin yaşama ve yaşatılması mücadelesi vermekten alıkoyuyorsa sen de hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Bireysel olarak. Sen hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Kaçınılmaz son. Bakın bu kaçınılmaz son. Birey, topluluk aldık, bu topluluk. Tasavvuf vakti topluluğu.

Yola çıkarken para dememiş, pul dememiş, makam dememiş, mevki dememiş, yola çıkmış. Ama Bayındır’da ama ödemiş de ama Bursa’da. Ama şimdi ülkenin değişik il ve ilçelerinde, mahallelerinde bu disturundan taviz ermiş, mal peşine düşmüş, para peşine düşmüş, insanların makam ve mevkilerini kullanmaya çalışmış. O zaman hüsrana uğrayanlardan bir topluluk olacaksınız. Hüsrana uğrayacaksınız.


Tasavvuf Vakti ve «Ezan Susmaz Bayrak İnmez» Sözünün İhlâli

Birey olarak yaptıysanız, birey olarak hüsrana uğrayacaksınız. Çünkü yolun özüne aykırı hareket ettiniz. Çünkü yolun manevi özüne aykırı davrandınız. O zaman birey olarak hüsrana uğrayanlardan olacaksınız. Yolunuzu istismar ediyorsanız, yolunuzu istismar ediyorsanız manevi olarak hüsrana uğrayanlardan olacaksınız. Topluluk olarak, daha büyük bir topluluk olarak. Önce kendi ülkemizden sorumluyuz. Türkiye’deki Müslümanlar olarak, Türkiye’deki cemaatler, tarikatlar, dini oluşumlar olarak. Yola çıktığınızda Kur’ân, Sünnet, Vatan, Millet dediniz. Ezan susmaz, bayrak inmez dediniz. Ama yola çıktığınızda, yola çıktığınızda, belli bir güce yetişince, Ezan susmaz, bayrak inmez, lafta kaldı. Cepleri doldurmak işin realitesi oldu.

Makamları peşkeş çekmek, rüşvet, villalar, arabalar, katlar, yatlar işin realitesi oldu. İşin realitesi o olunca, evet siz yoldan sapanlar oldunuz ve hüsrana uğrayacaksınız. Bu dünyada da, öte dünyada da hüsrana uğrayacaksınız. Ve asla iki yakanız bir araya gelmeyecek. Ve asla kendinize bir şefaatçi bulmayacaksınız. Asla kendinizi destekleyecek Allâh önünde bir şefaatçi bulmayacaksınız. Çünkü siz yolu istismar ettiniz. Çünkü siz Müslümanları istismar ettiniz. Çünkü siz Allâh Resulünün sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin pak yolunu istismar ettiniz. Evet, sizin asla ve asla elinizden tutan olmayacak. Siz çünkü yolda yolunuzu sattınız. Küçük ve büyük paralara sattınız. Yolunuzu sattınız.

Makama, mevkiye sattınız. Yolunuzu sattınız. Adaletsizliğe, hukuksuzluğa koştunuz. Bu ayeti kerimeye göre siz hüsrana uğrayacaksınız. Beş vakit namaz kılardınız. Bir mevkiye gelince namazı astınız. Oysa o mevkiye sizi gelirken millet sizi namaz kılıyor diye getirmişti. Siz Kuran okuyorsunuz diye millet o mevkiye getirmişti sizi. Siz Müslümansınız diye size oy vermişti. Müslümansınız diye size desteklemişti. Siz çünkü İslam’ın, Müslümanların bu ülkede çekmiş olduğu çileyi görüyordunuz ve bu çileye son vermek vaadiyle yürümüştünüz. Ama ne yazık ki Müslümanlara çile oldunuz şimdi. Ne yazık ki Müslümanlara fitne oldunuz. Ne yazık ki Müslümanların önünde engel oldunuz şimdi. Ve Müslümanların bu manada önüne engel olduğunuz için hüsrana uğrayacaksınız.


Tövbe Kapısı ve Kul Hakkı — Yetim, Kamu Malı ve Adâletsizliğin Zorluğu

Ve Allâh tövbeleri kabul edendir. Senin bireysel bir suçun olur. Bireysel olarak senin tövbeni kabul eder. Ama ümmet-i Muhammed’in hakkına girdiysen, ümmet-i Muhammed’in hukukunu çiğnediysen senin işin biraz zor. Tüyü bitmemiş yetimin hakkına girdiysen işin biraz zor. Kamunun malını, devletin parasını, pulunu iç ettiysen işin biraz zor. İşin biraz zor. Adalet mekanizmasında adaletsizlik yaptırdıysan işin biraz zor. Birazdan fazla zor. Birazdan fazla zor. O yüzden Âyet-i Kerîme mallarınız ve çocuklarınız, aile ifradınız Allâh’ın zikrinden alıkoymasın. Böyle olanlar hüsrana uğrarlar der Âyet-i Kerîme’de. Rabbim bizleri de, beni de, sizleri de hüsrana uğrayanlardan eylemesin. Hak ve adalet yolunda yürüyenlerden eylesin.

Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye üzerinde yol yürüyenlerden eylesin. Üç, ihlas ve Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Üç, ihlas ve Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Üç, ihlas ve Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Âmîn. Üç, ihlas ve Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Warrior 2014 Âmîn. Hasıl olan sevabı, Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylânî, Seyyid Ahmed el-Rifâî, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Durski, Şeyh Ebulesel El-Şazili, Şahı Nakşibendi Muhammed-i Bahaddi’n, Şahı Mevlânâ Celalettin Rumi, Şahı Hacı Bektaş Veli, Şahı Hacı Bayram Veli, Mehmet Muhittin Üftâde Veli, Veysel Karânî, Muhyiddîn-i Arabî Niyâzî Mısrî Ve bütün Pir ve Piran Efendilerimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye edik.

Vasıl ve hissedar eyle Ya Rabbi. Haberdar eyle Ya Rabbi. Ve İzatların himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme Ya Rabbi. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Ya Rabbi hasıl olan sevabı geçmiş Üstadlarımızdan Abdurrahim el-Tantavi, Abdurrahim el-Nişavi, El-Hac el-Hafız el-Bubekir Sıddık-i Çorumi, Hacı al-Aydar Efendi, El-Hac Çorumi Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi’nin, Kaçuni Dergahı’nın, Kabbaşi Dergahı’nın ve bütün geçmiş Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhlarına. Ya Rabbi bilhassa Üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özba, Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Cet ve Dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, bütün Derviş Kardeşlerimizin ve Ümmeti Muhammedin ruhaniyetlerine, Türü Kaliyeden akraba ve talukatlarımızdan geçenin ruhlarında hediye edik.

Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi, haberdar eyle ya Rabbi. Ve İzatlarının himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Ve selamun alel mürselin ve aleyhim vel hamdü lillahi rabbil alemin. E’udhu billahi min şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftali zikir fa’lamenna hu. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh, cemiyen enbiya-yı vel mürselin vel hamdü lillahi rabbil alemin. El Fâtihâ ve Selavat. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed ve ala alim Muhammed. Âmîn. Ejmer.


KAYNAKÇA

  • Münâfikūn 63/9 — «Mallarınız ve Evlâdınız Sizi Allâh’ın Zikrinden Alıkoymasın» — Münâfikūn 63/9 («Yâ eyyühe’llezîne âmenû lâ tülhiküm emvâlüküm ve lâ evlâdüküm an zikri’llâh — ve men yef’al zâlike fe-ülâ’ike hümü’l-hâsirûn» — ey iman edenler! mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ın zikrinden alıkoymasın; bunu yapanlar hüsrana uğrayanlardır); 63/10-11 ölüm öncesi infâk hasreti; Taberî Câmi’u’l-Beyân Münâfikūn tefsîri; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb — beş ana bölüm tahkîki (îmân-mâl-evlâd-zikr-hüsrân); İbn Kesîr Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm; Kurtubî el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân c. XVIII; Beyzâvî Envâru’t-Tenzîl; Elmalılı M. Hamdi Yazır Hak Dîni Kur’ân Dili c. VII — îmâna hitâbın husûsiyyeti ve dünyâlık-zikir dengesi; Vehbe Zühaylî et-Tefsîru’l-Münîr; Hayreddin Karaman vd. Kur’ân Yolu Tefsîri c. V; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «İlhâ-Lehv-Gaflet-Hüsrân» maddeleri.
  • Mal-Evlâd Fitnesi — Enfâl 28 ve Hz. Ömer Tashîhi — Enfâl 8/28 («Ve’lemû ennemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitnetün — ve enna’llâhe indehû ecrun azîm» — biliniz ki mallarınız ve evlâdınız bir fitnedir); Teğâbün 64/14-15 («İnne min ezvâciküm ve evlâdiküm aduvven leküm fa’hzerûhüm» — bazı eşleriniz ve çocuklarınız size düşmandır, sakının); Âl-i İmrân 3/14 (mal-kadın-altın-gümüş-at-davar-ekin sevgisi); Hz. Ömer Radıyallâhu Anhu rivâyeti — sahâbînin «Allâhümme innî e’ûzü bike mine’l-fiten» duâsına mukâbeleten «Ütâhibu en lâ yerzukake’llâhu mâlen ve veleden?» sözü: İmâm Mâlik Muvattâ‘da Hz. Ömer’in fitneye dâir aktarımları; Buhârî Cihâd 71 ve Edeb 23 — evlâd ve mâl sevgisi rivâyetleri; Müslim Zekât 122 — mâlın imtihâniyyeti; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’d-Dünyâ ve Kitâbu Zemmi’l-Buhli ve Hubbi’l-Mâl); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. III — fitnenin tashîhi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Fitne-Belâ-İmtihân» maddeleri.
  • Sadaka-i Câriye, Hayırlı Evlâd ve «Kim Hayra Bir Kapı Aralarsa» — Müslim Vasıyye 14 (1631) — «İzâ mâte’l-insânü inkata’a anhü amelühû illâ min selâs: sadakatin câriyetin — ev ilmin yüntefe’u bih — ev veledin sâlihin yed’ū leh» (ölünce ameli kesilir, üç şey hâriç: sadaka-i câriye, faydalı ilim, hayırlı evlâd); Ebû Dâvûd Vasâyâ 14; Tirmizî Ahkâm 36 (1376); Nesâî Vasâyâ 8; Müslim İlim 16 (1017) — «Men senne fî’l-İslâmi sünneten haseneten… ve men senne fî’l-İslâmi sünneten seyyi’eten» (kim hayra-şerre kapı aralarsa); Tirmizî İlim 14 (2675) — «Men de’â ilâ hüden kâne lehû mine’l-ecri mislu ücûri men tebi’ahû»; Furkān 25/74 («Ve’llezîne yekūlûne Rabbenâ heb lenâ min ezvâcinâ ve zürriyyâtinâ kurrate a’yün ve’c’alnâ li’l-müttekīne imâmâ» — gözümüzün nûru bir nesil); İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Âdâbi’n-Nikâh — terbiyetü’l-evlâd); İbnü’l-Cevzî Lefetâtü’l-Kebid fî Nasîhati’l-Veled; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II — evlâd ve sünnet; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Sadaka-Vakıf-Câriye-Tâlim» maddeleri.
  • Mal Sevgisi Ümmet-i Muhammed’in Fitnesi — Tirmizî Hadîsi ve Karûn’un Akıbeti — Tirmizî Zühd 26 (2336) — «İnne li-külli ümmetin fitneten — ve fitnetü ümmetî el-mâl» (her ümmet için bir fitne vardır; benim ümmetimin fitnesi maldır) — Ahmed b. Hanbel Müsned c. IV/160; Hâkim Müstedrek c. IV/318; Beyhakî Şu’abü’l-Îmân c. VII; Buhârî Rikāk 7, Müslim Zekât 122 (1051) — «Lev kâne li’bni Âdeme vâdiyâni min mâlin lebteğâ vâdiyen sâlisâ ve lâ yemle’u cevfe’bni Âdeme illa’t-türâb»; Karûn kıssası: Kasas 28/76-83 («İnne Kārûne kâne min kavmi Mûsâ fe-beğâ aleyhim» — Karûn’un mal hırsı ve toprağa gömülüşü); Mü’min 40/82-85; A’râf 7/146 — kibirlenenlerin akıbeti; İbn Kesîr el-Bidâye ve’n-Nihâye c. I — Karûn; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’l-Mâl ve Hubbihî); İbn Ebi’d-Dünyâ Islâhu’l-Mâl ve Kitâbu’l-Verâ’; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. IV — mal fitnesi; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. III — mâl ve helâl kazanç edebi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hubbu’d-Dünyâ-Hubbu’l-Mâl-Verâ-Zühd» maddeleri.
  • Devletlerin Yıkılışı ve Adâletsizlik — Emevî, Abbâsî, Memlûk, Selçuklu, Osmanlı — Osmanlı tedennîsi tahkîklerinde Câbi Tarîhî, Naîmâ Târîh-i Naîmâ, Selânikî Mustafa Efendi Târîh; Emevî-Abbâsî yıkılışı: Taberî Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk c. VIII-IX; İbn Haldûn Mukaddime «Asabiyye, devletlerin ömürleri ve refâhın yıkıma sebep oluşu»; Selçukluların ahlâkî tedennîsi: Râvendî Râhatü’s-Sudûr ve Âyetü’s-Sürûr; İbn Bîbî el-Evâmiru’l-Alâ’iyye; Memlûk yıkılışı: İbn Tağrîberdî en-Nücûmü’z-Zâhire; Suyûtî Hüsnü’l-Muhâdara; Hücr 15/4 («Mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma’lûm»); Enbiyâ 21/11; A’râf 7/96-99 (helâk-i ümem); Hûd 11/117 («Ve mâ kâne Rabbüke li-yühlike’l-kurâ bi-zulmin ve ehlühâ muslihūn» — Allâh ahâlîsi ıslâh hâlinde olan beldeyi haksızlıkla helâk etmez); Said Nursî Mektûbât ve Lemalar — İslâm devletlerinin gerileme analizleri; Necip Fazıl Kısakürek İdeolocya Örgüsü ve Türkiye’nin Manzarası; Cemil Meriç Bu Ülke; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. V — devletlerin yıkılışı ve adâlet.
  • Türkiye’de Müslümanların İktidar İmtihânı — Yasaklardan Villalara — 28 Şubat ve sonrası: başörtüsü yasağı, imam-hatip kapatma süreci tarîhî vesîkaları (Diyânet İşleri Başkanlığı arşivleri, TRT haber arşivleri); 1990’lar Türkiye’sinde tasavvuf grupları üzerindeki baskı: Necmettin Erbakan Adil Düzen; M. Esad Coşan İslâm Dergisi Başmakaleleri 1990-2001; Hayreddin Karaman İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri c. I-V — yasak dönem ve sonrası; Mehmet Şevket Eygi Yeni Akit ve Millî Gazete köşe yazıları; Abdurrahman Dilipak Yeni Akit; Necip Fazıl Kısakürek İdeolocya Örgüsü; Said Nursî Tarihçe-i Hayât — yasaklı dönem; Mehmed Zâhid Kotku Kuddise Sirruhu Tasavvufî Ahlâk c. I-V — siyâsetten kaçınma uyarıları; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — iktidar imtihanı ve sülûk; Hac 22/41 («Ellezîne in mekkennâhüm fî’l-ardı ekāmü’s-salâte ve âte’z-zekâte ve emerû bi’l-ma’rûfi ve nehev ani’l-münker»); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Mekrūh-Hubb-Câh-Riyâset» maddeleri.
  • Halakada Çocuk Mutluluğu, Fitnenin Hayırlısı ve Şeyhliğin İstismâri — Tirmizî Birr 33; Buhârî Edeb 18 — «Hayruküm hayruküm li-ehlihî»; Buhârî Edeb 18, Müslim Fedâ’il 65 — «Lâ yerhamü’llâhu men lâ yerhamü’n-nâs»; Buhârî Edeb 27 — çocuklara şefkat; Buhârî Cum’a 11 — «Küllüküm râ’in ve küllüküm mes’ûlün an ra’iyyetih»; Tahrîm 66/6 («Kū enfüseküm ve ehlîküm nâren»); Lokmân 31/13-19 (Hz. Lokmân’ın oğluna nasîhati); Furkān 25/74 («Kurrate a’yün»); Mü’minûn 23/8 ve Me’âric 70/32 (emânet ve ahde vefâ); Sahte sûfîler ve şeyhlik istismâri: İbnü’l-Cevzî Telbîsü İblîs bâbu telbîsi’l-mütesavvife; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’r-Riyâ); İbn Teymiyye Mecmû’u’l-Fetâvâ c. XI «er-Redd alâ men kāle bi-vahdetü’l-vücûd» — sahte tasavvuf çevreleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. II — sahte şeyhlerin alâmetleri; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V — şeyh-mürîd münâsebetinde kötüye kullanım; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Mütesavvıf-Müsteşvif-Mukallid-Câh-Riyâset» maddeleri; Hayreddin Karaman Hayatımızdaki İslâm — sahte sûfîlik tehlikesi.
  • Hüsrânın Birey ve Topluluk Boyutu — Yola Maneviyât Diye Çıkıp Mâl Tapanlar — Asr 103/1-3 («Ve’l-asri inne’l-insâne le-fî husr — illa’llezîne âmenû ve amilü’s-sâlihâti ve tevâsav bi’l-hakkı ve tevâsav bi’s-sabr»); Münâfikūn 63/9 son cüz («Fe-ülâ’ike hümü’l-hâsirûn»); Bakara 2/27, 64; Â’râf 7/178 («Ve men yudlil fe-ülâ’ike hümü’l-hâsirûn»); Mâ’ide 5/30, Hac 22/11; Şuarâ 26/189 («Fe-ahazehüm azâbu yevmi’z-zulleti — innehû kâne azâbe yevmin azîm»); Buhârî Rikāk 35 — sahte zühd ve riyâ tehlikesi; Müslim Zühd 47 (2986) — «Men semme’a semme’a’llâhu bihî, ve men yürâ’î yürâ’î’llâhu bihî»; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’r-Riyâ ve Kitâbu’l-Hubb fî’d-Dünyâ); Hâris el-Muhâsibî er-Ri’âye bâbu’l-hüsrân; İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. I-III; İbnü’l-Cevzî Sayd al-Hâtir; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. IV — yolda paraya tapanların akıbeti; Mehmed Zâhid Kotku Kuddise Sirruhu Tasavvufî Ahlâk c. III — sahte sülûk ve hüsrân; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hüsrân-Felâh-Necât» maddeleri.
  • Tasavvuf Vakti Mîrâsı ve «Ezan Susmaz Bayrak İnmez» Çizgisinden Kayışın Reddi — Bayındır Tasavvuf Vakti merkezi ve Mustafa Özbağ Efendi’nin uzun vâdeli ders ağı: Bayındır, Ödemiş, Bursa şubeleri; Necip Fazıl Kısakürek İdeolocya Örgüsü — «ezan susmaz, bayrak inmez» motifi; Said Nursî Lemalar ve Tarihçe-i Hayât — Türkiye Müslümanlığı ve siyâsî mâlûmât; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. I-VI — sülûk ehlinin siyâsî vâdîlerden uzaklığı; Mehmed Zâhid Kotku Kuddise Sirruhu Tasavvufî Ahlâk c. I-V; M. Esad Coşan İslâm Dergisi Başmakaleleri ve Râmuzü’l-Ehâdîs Sohbetleri; Necmeddîn Erbakan Adil Düzen ve Millî Görüş külliyâtı — siyâsî islâmın söylem-eylem makasının açılışı; Sebe’ 34/13 («Ve kalîlün min ibâdiye’ş-şekûr»); Hac 22/41 — iktidârın doğru kullanımı; Buhârî Cihâd 9 — fethin ahlâkî bedeli; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Verâ-Sıdk-İstikāmet-Asabiyye» maddeleri; Hayreddin Karaman İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri c. I-V — siyâsî İslâm’ın imtihânı.
  • Tövbe Kapısı, Kul Hakkı ve Kamu Malına El Uzatmanın Zorluğu — Furkān 25/68-71 («İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe-ülâ’ike yübeddilu’llâhu seyyi’âtihim hasenât»); Bakara 2/222 («İnna’llâhe yuhibbu’t-tevvâbîne ve yuhibbu’l-mütetahhirîn»); Tahrîm 66/8 («Tûbû ila’llâhi tevbeten nasûhâ»); Zümer 39/53 («Lâ taknetû min rahmeti’llâh»); Buhârî Mezâlim 10 — «Men kânet lehû mazlimetün li-ahîhi mîn ırzıhî ev şey’in feli-yetehallelhü minhâ el-yevme kable en lâ yekûne dînârun ve lâ dirhem» (helâlleşme — kıyâmetten önce); Müslim Birr 59 (2581) — «Müflis» hadîsi: hesâbı amellerle ödeyemezse mağdûrun günâhları yüklenir; Buhârî Cizye 22 — yetim malı: «Men ekele mâle’l-yetîmi…»; Nisâ 4/2, 6, 10 («İnne’llezîne ye’külûne emvâle’l-yetâmâ zulmen innemâ ye’külûne fî bütûnihim nârâ» — yetim malını haksız yiyenler ateş yutmuştur); Buhârî Hudûd 28 — devlet malına hıyânet; Tirmizî Ahkâm 11 (1336) — «Hediyyetü’l-ümmâl gulûlün»; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’t-Tevbe); İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn menzilü’t-tevbe; Hâris el-Muhâsibî et-Tevehhüm ve er-Ri’âye; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. V — kul hakkı ve helâlleşme; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tevbe-İnâbet-Mağfiret-Hak-i Âdemî-Hak-i İlâhî» maddeleri.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Zikir, Sülûk, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Çile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı