Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #10 — Mesnevî 2060: Sıddîka’nın Yağmurun Sırrını Sorması

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #10 — Mesnevî 2060: Sıddîka’nın Yağmurun Sırrını…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.

https://www.youtube.com/watch?v=

Mesnevî 2060. Beyit — Sıddîka’nın Yağmurun Sırrını Sorması ve Sahâbînin Vefâtı

beytten devam edeceğiz. Konu başlığı da şu. Sıddîka’nın, Allâh ondan razı olsun, bugünkü yağmurun sırrı neydi diye sorması. Sıddîka’nın aşkı coşup edeberiyayetle peygambere sordu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir sahâbe vefat etmişti. Ve sahâbe vefat edince o günlük güneşcikti. Ama Allâh Rasulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri üzerine yağmur yağmış gibi ıslak bir şekilde geldi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri üzerine yağmur yağmış şekilde gelince, hava güzel öbür günlerin hepsi de ıslanmadı. Hazret-i Peygamber ıslandı. Konu buydu. Hazret-i Peygamber’e sordu. Ey şu varlığın hülâsası, vücudun züptesi, bugünkü yağmurun hikmeti neydi? Bu yağmur rahmet yağmurlarından mıydı?

Yoksa tehdit için mi yağıyordu? Pek yüze pek azametli Allâh’ın adaletinden miydi? Bu yağmur bahara âyet lütuflardan mıydı? Yoksa afetlerle dolu güz yağmuru muydu? Peygamber’e böyle sordu. Ey şu varlığın hülâsası, insan bütün varlıkların özü, yaratılmışların en seçkini olarak yaratılmıştır. Tabiri daha cahilse, ahseni takvim üzerine yaratılmıştır insan. Bu yaratılmış bütün varlıkların en üstün noktasında, halife noktasında insan vardır. İnsanların içerisinde en yüksek derecede yaratılan da Hz. Muhammed Mustafa’dır. O yüzden yaratılmışların zirvesinde Muhammed Mustafa vardır. Hem zahir olarak hem batın olarak hem mana itibariyle hem kemalat itibariyle hem peygamberlik itibariyle en zirve noktadadır.

Peygamberliğin zahiri olarak insan şeklindeki ilk yaratılan Adem’dir. Ama Peygamberlerin bu manada evveli, çünkü Adem henüz yaratılmazdan önce ben Peygamber idim der hadîs-i şerifte. Adem henüz yaratılmamış iken ben Peygamber idim der. Henüz daha Adem yok. O yüzden Peygamberlerin evvelidir Muhammed Mustafa ve Peygamberlerin de ahiridir. Son Peygamberdir. Benden sonra ne bir Nebi, ne bir Resul, ne bir Peygamber gelmeyecektir demiştir hadîs-i şerifte. O yüzden kendini, yok kitap indirilmeyenlere şu denir, yok kitap indirilmeyenlere bu denir. Bu hepsini de hadîs-i şerîf, hepsine de cevap verir. O yüzden bir kimse ben Nebim, yok ben Peygamberim, yok ben Resulüm diyorsa ya kafirdir ya delidir. Bunu yıllar önce Evren-i Sol için söylediğim ortalık ayağa kalktıydı.

Tekrar söylüyorum. Birisi ben Nebim, ben Resulüm, ben Peygamberim diyorsa ya delidir ya kafirdir. İkisinden biri, başka bir şey değildir. Şimdi o Peygamberlerin sonuçta sonuncusu, aynı zamanda evveli ve varlığın da hülasası bütün varlıkların özü. Çünkü Hz. Allâh Celle Celaluhu kendi ruhundan ve nurundan bir şey yarattı. O yarattığı şey Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti idi ilk yaratılan. İlk yaratılan şey Hz. Peygamberin, Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleri’nin ruhaniyeti ve nuraniyeti. O yüzden Hz.


Hz. Peygamber «Varlığın Hülâsası, Vücûdun Zübdesi» — Hakîkat-i Muhammediyye

Ayşe Annemiz diyor ki, ey şu varlığın hülasası varlığın özü, yaratılmışların en seçkin manasında. Ve vücudun zübdesi, zübde öz anlamına geliyor. Öz, bir şeyin özü. normalde ki bir şeyin özü delinince Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleri varlığın özü hükmünde. Tabi bunu Hz. Pir, Hz. Ayşe Annemizin dilinden söylüyor bunu. Ey vücudun zübdesi, zübdesi dediğinde bütün normalde vücut olarak Hz. Pir de bir tarafı vahdedi vücudun hatta daha ilerisindedir. Herkes vahdedi vücudu Hz. Muhyiddin ibni Arabi’nin eserlerinden çıkarımlar yaparaktan söyler. Hazret-i Mevlânâ da böyle vahdedi vücut lafını kullanmaz. Ama ve lakin bu meselede bu fakirin tespiti Muhyiddin ibni Arabi’den daha ileri derecede konuşur.

Burada da vücudun zübdesi dediğinde bütün vahded noktasındaki vücudu bir görüyor ve o vücudun zübdesi özü anlamında da Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleri’ni görüyor. Tabi vücudun bir zahir tarafı var bir de batın tarafı var. Zahir tarafına baktığımızda biz zahiri şehadet alemi olarak görürüz. Şehadet aleminin de bu noktada zübdesi Hz. Muhammed Mustafa’dır. Bu mana aleminin de zübdesi Muhammed Mustafa’dır Salallahu Aleyhi ve Selam. Öyle olunca varlığı biz sadece materyalist düşünceler gibi fiziksel olarak görmüyoruz. Sufiler varlığı sadece fiziksel olarak değerlendirmezler. Bir şeyin bir de mana alemi vardır. Varlığın üzerinde sufiler düşünürlerken zahiri düşündükleri gibi mana alemini de düşünürler.

Rüya bir mana aleminden kesittir. Örneğin siz rüyayı zahirle bunu noyatta hali zahirle tanımlamanız mümkün değil.


Yağmurun Mâhiyeti — Rahmet, Tehdit, Adâlet ve Sûfînin Bakış Açısı

Bugünkü yağmurun hikmeti neydi? Bu yağmur rahmet yağmurlarından mıydı? Yoksa tehdit için mi yağıyordu? Pek yüce pek azametli Allâh’ın adaletinden miydi? Tabii burada yağmurun niteliği sorgulanıyor. bunu Hz. Ayşe Annemiz bugünkü yağmurun hikmeti neydi deyince o günkü yağmurun bu manada niteliği sorgulanıyor. demek ki yağmurun bir tarafı var rahmet, bir tarafı var tehdit, bir tarafı var adalet. Yağmurun bir tarafı var rahmet, yağmurun bir tarafı var tehdit, yağmurun bir tarafı da var adalet. Şimdi yağmura baktığımızda biz o zaman farklı bir şey çıktı önümüzde. Rahmet yağmuru mu, tehdit yağmuru mu, adalet yağmuru mu? Tabii bu normalde yağmura baktığımızda rahmet olarak baktığımızda bereket, eyvallâh, uyarı, tehdit noktasında baktığımızda uyarı olarak göreceğiz.

Veyahut da normalde Cenâb-ı Hak’ın kahrının tecelliyeti olarak azap da olabilir. Sufiler genel olarak tabiattaki bir doğa olaylarını değişik yorumlamalarla yorumlarlar. Peki bu değişik yorumlamaları onu götüren hadîs-i şeriflerdir ama.


Tabiat Olaylarının Hadîs Şerhi — Zinâ-Deprem, Zulüm-Kıtlık, Zekât-Helâk, Zimmî Hukûku

Hani bir ara depremle alakalı cübbeli bir laf söyledi ki, Gitti içeride yattı. Aslında söylediği söz hadîs-i şerifti. Ama depremin üzerine konuşunca bu sefer içeride soluklandı. Oysa söylediği şey hadisti. Hadis şu, bu ümmet dört şeyi adet haline getirdiği zaman dört felaketle karşılaşır. Zina mübah sayıldığı zaman depremler meydana gelir. Cübbeli bunu söylemişti. zinalar çoğaldı o yüzden de deprem oldu. deprem bir ceza hükmüne söyleyince kodesi boyladı. B. Hükümdarlar zulümlerine sahip olup, B. Hükümdarlar zulüm yaptıkları zaman yağmur yağmaz. Bu sefer hükümdarlar zulmedince bu ama İslam topraklarında. Hükümdarlar zulmedince orada ne oluyormuş? Kıtlık oluyormuş. Yağmur yağması kıtlığı önlemez.

Bu da ayrı bir meseledir. C. Zekat sadakalar eda edilmediği zaman mallar helak olur. bir kimse zekat vermeye muktedir. Zekat vermeye muktedir olduğu halde zekatını vermiyor. Müslümansa onun da başına dert, gam kası ve sıkıntılar gelir. Müslüman değilse onlar sorumlu değil zaten. Dördüncüsü zimmilerin gayrimüslim vatandaşların hukuku çiğnendiği zaman devlet müşriklerin eline geçer diyor. Hadis-i şerif enterasan bakın. İslam devletinde müşriklerin hakkı ve hukukunu da korumak zorundasınız. Korumasanız diyor ki devlet müşriklerin eline geçer. Deylemiden bu. Yine Müslüm’den bir hadîs-i şerîf. Kıttık senesi yağmur yağmadığı sene değildir. Fakat kıttık senesinde yağmur yağdırılır. Yağdırılır da yeryüzü hiç nebat bitirmez.

Asıl kıttık budur. Yağmur yağır ama o yağmurdan nebatlar bitmez. Yine insanlar üzerine kıldan yapılmış evlerin dışında hiçbir evin akmaksızın, engel olamadığı yağmur yağmadan kıyamet kopmaz. Demek ki öyle bir yağmur yağacak. Kıldan yapılmış evlerin içerisine akmayacak. bütün kıldan yapılmış evlerin içerisine de yağmur yağacak. Demek ki önceden bir tek kıldan yapılmış. bu keçe evler var ya Türklerin o evlerin içerisine yağmur girmiyormuş. Demek ki onların da içine yağmur girecek.


Doğa Olaylarının Bâtın Tarafı — Şeyh Müslim Hocaefendi’nin Vefâtı ve Gözlerin Pusu Hâli

Şimdi böyle olunca Sufiler deprem olayların üzerinde depremler, doğa felaketleri, doğanın kendi içerisindeki bu çalışmasından kendilerince pay çıkarırlar. kasırga, lodos esiyor ya şimdi, bir doğa olayı diyoruz. Öyle değil mi? Bundan Sufiler kendilerince farklı pay çıkarırlar, farklı düşünürler. Gündüzün ani kararması. Tabi benimki ormanda gözlerimde sıkıntı varmış. Şeyh Efendi vefat ettikten sonra bakıyorum hep puslu, hep puslu. Diyor mubarek öldü, her yer puslu diyorum içimden. Allâh’ım diyorum yani. Bana böyle bir temelli ben karardığım, içim karardı. Diyor ki ya bu dünyanın nesi var ki? Her yer mübarek, öldü karardı diyorum kendimce. O arada da başım müthiş ağrıyor. Doktora gittim, doktor dedi ki gözlük sana vermemiz lazım, gözler gitmiş.

İyi neyse gittim bir gözlükçüye ondan sonra. O da beni tanıyor. uzak yakın bir yere istiyorum sohbetlerde kullanabileyim. Dedi ki önce güneş gözlüğünü yapabilirim, sonrasını birkaç gün sonra yapayım. İyi dedim ben. Neyse güneş gözlüğünü yaptı bu yaz. dedim yollara da gidiyorum ben. O yüzden dedim böyle bir güneş gözlüğü de lazım. Yaptım, yaptım güneş gözlüğü, gözlükçüğü de taktım dışarı çıktım. Hiç öyle puslu değilmiş. Dedim acaba ben mi yanıldım? Bir iki gün sanam ne normal gözlüğü de yaptı. Taktım çıktım dışarı. Ortalık apaydınlıkmış, bana karanlık geliyormuş. Gözüm görmediğimden dolayı. Ama şimdi normalde gündüzün kararması, gecenin ışıması. Bu sana da öyle gelebilir ama bunların hepsi de manada bir işareti vardır. gündüzdür, gündüz sana karanlık gelir.

Sen gözlük de taksan değiştirsen de gündüzün karanlığını yaşarsın. Sana karanlıktır. Gecedir karanlıktır ama sen gecenin aydınlığını yaşarsın. Bunu ister tabiat olayı olarak gör, ister hal olarak gör. Bunların üzerinden sufiler kendilerine pay çıkarırlar. Ve su baskınları, yere batmalar, depremler. Bunlar Cenab-ı Hakk’ın tavir-i ricaiyse, kahar ismin şerifinin, cephar ismin şerifinin tecelliyatlarıdır.


Bahar ve Güz Yağmurları — İmân, İslâm, İhsân ve Çile-Sıkıntı Yağmurları

O zaman yağmur bir taraftan bakarsak nedir? soruyor ya Hz. Aişe annemiz, bu yağmur hikmet yağmuru muydu? Yoksa tehdit miydi diyor? Yoksa Allâh’ın azameti, kudretini gösterdiği adaletinden miydi diyor? O zaman yağmurun bir tarafı vardır. Bu öylece hem Cenâb-ı Hak gazap eder hem ondan adalet eder. Yoksa bu yağmur bahara ait lütuflardan mıydı? Yoksa afetlere dolu güz yağmuru muydu? bu işin bahar yağmurları var. Normalde bütün dünya arzına neşu neva eder. Otlar nevavatlar biter, ağaçlar büyür, meyveler verir, sebzeler ondan sonra çıkar. Harika ama bir de insanın üzerindeki manevi olarak bahar yağmuru vardır. O zaman onun rahmet olarak gönlü yeşerir onun. O zaman normalde kalbi bereketlenir, lütuflanır, ikramlanır.

O kimsenin üzerine bahar yağmuru nedir? O imandır, İslam’dır, ihsandır. O kimsenin üzerine tecelli edince o zaman o kimse neşu neva bulur. Bir de güz yağmurları vardır. Güz yağmur da nedir? Zorluktur, çiledir, sıkıntıdır. Ondan sonra böyle gam kasavettir. Bunlar da bunların geçici halleridir. Bunların hiçbirisi de kalıcı değildir. Güz dedi, kıştır. Kış yağmurundan sonra muhakkak ki bahar gelecektir. Muhakkak ki aydınlanacaktır ortalık. O yüzden normalde sufiler bu yağmurlar, doğa olayları üzerinden Allâh’ın azametini, Allâh’ın bu noktada sıfatlarının tecelliyetini normalde görürler kendilerince.


Araf 57 ve Müslim Yağmur Hadîsi — Zikrullah Sofrasının Bereketi ve Şiddetli Yağmur Hadîsi

Âyet-i Kerîme’de Araf 57’de o rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderendir. Nihayet o ağır bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz. Oraya su indiririz ve onun her türlü meyveyi çıkarırız. bu Âyet-i Kerîme’ye baktığımızda nedir bu? Allâh’ın rahmetini canlandırdığı bir esnante nedir? Rüzgar görevlidir. O ne yapar? Yağmuru alır getirir. O beldeleri sular, o beldelerde nebavat, neşu neva bulur. Bu işin baktığımızda zahir tarafı, bu işin batın tarafı var. Sen bir Kur’ân ve Sünnet dairesinde bir sohbete gidersin, bir zikrullâh’a oturursun. Sen o yağmurlara, berekete, lütfa, ikrama mazhar olursun. Âyet-i Kerîme’nin zahirine bakacak olursak o zaman Âyet-i Kerîme bize yağmurları anlatır.

O yağmurla her şeyin bereketlendiğini anlatır. Meselenin batında bakacak olursak o zaman iman, İslam, ihsan, buhar yağmuru gibidir. Bir insanın ölü kalbi dirilir. Zikrullâh’a girersin, zikrullâh alakasında oturursun, ölü kalbin dirilir senin. Kim zikredenle zikretmeyenin arasında farkı söyleyemi söyle. Zikredenler neşu neva bulmuş, canlı dirilirler. Zikretmeyenler ölü gibidirler. sen zikrullâh alakasında oturunca o rahmetli, o bereketli yağmurlara mazhar oldun. O Kur’ân’a, sünnete tabi olursan o İslam’a, o ihsana mazhar oldun. Ama yok öyle değilse o zaman normalde sen ondan uzak durdun. Çünkü yine Hadislerde, Müslim’de geçiyor yağmur Allâh’ın bir rahmetidir. Onunla mübarek kılındığınız için yağmur görünce rahmeti anın.

Biz buna zahiren baktığımızda yağmur yağdı, bugün kar da yağdı. Muhteşem rahmet, bereket, lütuf olarak görüyoruz zahiren. Öyle değil mi? Sen de bir zikrullâh alakasına oturdun, bir ilim sofrasına oturdun. Sen normalde Kur’ân ve sünnet sofrasına oturdun. O zaman o yağmur senin Allâh’ın bir rahmet oldu Allâh’tan sana. Bir lütuf oldu, bir ikram oldu, bir ihsan oldu. O zaman sen ona mazhar olunca da Allâh’ı zikret. Allâh’ın bir rahmetine, bir lütfuna, ikramına, ihsanına mazhar olduğunun hamdini yap. Onun şükrünü yap. O zaman bazen yağmurlar da azap verir mi? Verir. Bu da nedir? Adalettir. Gökten şiddetli yağmur yağıp taş binalar hariç bütün kerpiç evler yıkılmadıkça kıyamet kopmaz. Bak normalde İmam-ı Hanbel almış bu hadîs-i şerîfi. bütün o kadar şiddetli yağmur yağacak ki taş binalar hariç bütün kerpiç evler yıkılacak.

Peki, yağmur yağıyor bütün kerpiç evler yıkılıyor. Kimler kalıyor? Taş evler kalıyor. Demek ki bazen çile sıkıntı olur yağmur. Yağmur, sen böyle sağlam bir bina, iman binasına sahip değilsen yıkılır gidersin. Neden? Yağmur bir taraftan sana çile oldu. Sıkıntı gibi geldi.


Dervişin İmtihan Yağmuru — Hevâ, Şımarma, İstismâr ve Yıkılan İmân Evi

O yüzden dervişlerin öyle bir zamanları olur, sıkıntılı bir imtihanlara tutulurlar. Gam, keder, hastalık işten, aştan, eşten, çocuktan. Normalde bunun gibi dünyevi meşakkatler o kimseye çöker. Yapamadım, edemedim, o olmadı, bu olmadı. İmtihanlar derken bir kısmı bu imtihanların altında ezilir, yıkılır, gider. Yerli eksan olur. Heva hevesine düşer. Kendi heva ve hevesini ilah edinir. Kendince günah kebailere düşer. Günah kebali gibi görmez. Veyahut da bir kimse şaşılaşır, doğruya eğriyi görmez. Başına gelen sıkıntılar, başına gelen hadiseler onu yorar. Yorulunca yoldan çıkar. Veyahut da zenginleşir, azar yoldan çıkar. Veyahut da böyle daha önce dost olarak gördüğü insanlardan uzaklaşır. Kendini bir havalara katar, kendi kendine bir triplere katar.

Böylece ne olur? Yıkılır onun iman evi, yıkılır onun İslam evi, yıkılır onun ihsan evi, yıkılır onun sufilik evi, yıkılır bunun bütün her şeyi. Zahiren ayakta durmuş olsa bile yıkılır. Ona bakarsın zahiren ayaktadır ama gerçekten yıkılmıştır. zikril yapılan evle zikir yapılmayan evin arasındaki farkı söyleyemi? Söyle ya Resulallah. Zikir yapılan ev yıkıntı da olsa mamurdur, zikir yapılmayan ev mamur olsa da yıkıntıdır. Mamur olsa da yıkıntıdır. O zaman aradaki fark bu o zaman meselede yağmurlar bazen azap mıdır? Evet. Veyahut da bir kimse bir sufi yola girer, oradaki lütfa, ikrama, ihsana, mazhar olur, şımarır. Onu kendinden görür. Bir hal yaşar kendinden görür. Bir rüya görür kendinden görür onu.

Şımarır kendince bir şey zanneder. Etrafı ahkam kesmeye çalışır. Hayvan hevesine düşer, kendi benliğine düşer. Kendince benliğine doğru yürür. Aman herkes beni sevsin bana itaat etsin diye bakar. Kendine hizmet ettirmeye kalkar. Sorsan kendine hizmet ettirmiyordur. Arkadaşlar onu yapmışlardır kendileri. Andırmışındır sen onu, yapmışlardır. Öyle demez. Yolu istismar eder. Çevresi de o istismara çanak tutar. Yıkılır adam. Adamın manası kalmaz, maneviyeti kalmaz. Bunu Üstad bilir, dervişler bilmez onu. Mesela o tip insanlar hala da eski maneviyatlarının devam ettiği gibi süslü dolaşırlar. Sükse yaparlar. Öyle konuşurlar. Aslında bir şey kalmamıştır onda. Neden? O istismar etti çünkü. İstismar ettiği için bir şey kalmaz.

Yol hakiki ise, yol Kur’ân ve Sünnet dairesinde ise, yolu istismar eden bir kimsenin üzerinde bir şey kalmaz. Hal de kalmaz, rüya da kalmaz. Onun kalbi ilham da almaz. Bakın onun kalbi ilham da almaz. Yolda yürüme işaretleri vardır. Mesela rüyadır, mesela haldir, mesela o kimsenin kalbine gelen ilhamdır. Doğrudur yani. Mesela o kimsenin böyle Üstad’ın çizgisinde yürümedir. Bunlar yol işaretidir. Bir kimsede bunlar kalmadıysa, onda maneviyat kalmamıştır. O yüzden bunlar normalde içsel alemde bilinir.


Üstâdın Susması ve Tedrîci Tebliği — Kedi Gözleri ve Yoldaki İşâretler

Şimdi Üstad da bilir onu. Üstad’ın seslenmemesi, susması, onun toparlanmasına zaman vermesidir. Sohbet eder Üstad, anlatır, vartalar anlatır. Nerede vartaya düşüleceğini anlatır, nerede sıkıntıya düşüleceğini anlatır. Oradan derviş kendi üzerine alır. Onun üzerine bir şey söylersen, o zaman onda yıkıntı olur. Ama Üstad söyler, sigara içmeyin. Üstad söyler, namazlarınızı geciktirmeyin. Üstad söyler, virtlerinizi çekip. Üstad söyler, kendi nefsinizi oynamayın. Üstad söyler, tribünleri oynamayın. Üstad söyler, etrafınıza zarar vermeyin. Üstad söyler, eşlerinize zarar vermeyin. Kadın erkek, Üstad söyler, çocuklarınıza zarar vermeyin. Üstad söyler, nasihat eder, anlatır. Yolda nasıl durulacağını anlatır.

Yolda sıkıntıların neler olacağını anlatır. Sıkıntılara karşı onların tedavisini anlatır. Başına eşinden sıkıntı geldi. Sabret. Eşine güzel muamele ederekten o sıkıntıyı atlatmaya çalış. Çocuğundan imtihan olursun. Çocuğuna güzel İslami terbiye ver. Ona doğruyu anlat. Ona tebliğ et. Yine sıkıntı yaşayabilirsin. Üstad sana yoldaki kedi gözlerini, yoldaki işaretleri anlatır sana. Bunu yap, bunu etme. Bunu söyleme, böyle davranma gibi. O zaman normalde işin manevi tarafı yağmur o kimseye yağdı. Ama o kimse şımardı yağmurdan. Onu kendinden gördü. Bir tarlayı etti, tohumu da attı. Dedi ki bir güzel yağmur yağsa da, tohumlar yeşerse, yağmur yağdı, çok yağdı, tohumlar çürüdü içeride. Yağmurdan çürüdü.

Çok yağdı ama bitmedi bitki. O zaman o kimse kendi kendine soracak. Bir adam video çekmiş. Bu başındaki tarla namaz yok, abdest yok. Her akşam içer. Ben namazımda abdestindeyim. Benim tarlada olmadı. Bu iş video mahsul. Bunun ne oldu diyor. Adam video çekmiş bunu. Ben de kendi kendime o videoyu izledim. Dedim ki ya işe bak sen. Namaz kıldım, oruç tuttum diye, benim de mahsul olsun diye bekliyor. Namaza orucu mahsulü alamış. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden öyle zamanlar olur ki o kimsenin İslam’ı, o kimsenin imanı, o kimsenin takvası, o kimsenin üstada bağlılığı sağlam ise, o yağın yağmurdan esen rüzgardan, o depremden, selden, felaketten, kasırgadan fazla etkilenmez. Yoluna devam eder. O işine devam eder.

Ama yok. İmanı, İslamı, ihsanı, bağlılığı tam değil ise üflemekle yıkılır. Üflemekle yıkılır. Kasırgaya bile ihtiyaç yok.


Câbir Hadîsi — Müsibet Yağmuru ve Manevî Rahmetin Hikmeti

Peygamber dedi ki, Cehapveri Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, bu yağmur müsibetler yüzünden insanın gönlüne çöken gamı yatıştırmak için yağıyordu. Bu manevi bir yağmurdu. Yağmuru manevi tesirlerden bahseden hadîs-i şeriflerde bazen rahmet bazen müsibet olarak aktardık ya bunu. Ama buna baktığımızda başka bir gözle de baktığımızda, müsibet gibi olsa da rahmet gibi olsa da bu her iki durumda da akıllı insanlar için, maneviyatlı insanlar için hikmet vardır. Çünkü yağmur bu manada, bu gözle bakılırsa hep rahmettir. Yağmurun üzerinden gadap da gelse rahmettir, kahır da gelse rahmettir, celaliyet de gelse rahmettir, cemaliyet de gelse rahmettir. Yağmuru o zaman ister zahiri yağmur olarak görelim, ister manevi olarak görelim, her iki taraftan onu rahmet olarak görmeliyiz.

Ve öyle bir rahmet ki gönüldeki gamı yatıştırır, öyle bir rahmet ki kederi yatıştırır, öyle bir rahmettir ki imtihanlara karşı seni metin bir kale yapar. Öyle bir rahmettir ki normalde ümidinin yıkılacağı anda yeniden ümit ağacı yeşerir, ümit yıkılmadan. O yüzden normalde bir kimsenin, ben rahmet olarak görürüm bunu çünkü bir mürşidi kamile intisap etmesi, orada yol yürümesi en büyük rahmet budur. En derinlemesine rahmet budur. Eğer ki bir kimse bir mürşidin elinden tuttuysa o maddi manevi rahmete nail olmuştur. Çünkü hadisler var ya velilerle alakalı, abdallarla alakalı o abdallar onları tarif ederken Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, arz onlar sebebiyle ayaktadır, onlar sebebiyle yağmuramazsınız, onlar sebebiyle yardımamazsınız der.

Demek ki o kimse bir velinin, bir mürşidi kamilin sofrasına oturunca ne yaptı? O ayakta durdu. Bunu normalde işin batin tarafına bakıyorum. Zahiren arz onlar sebebiyle ayakta durdu. Sen eşref-i mahlukatsın, alemin zübdesisin ve halifesin. O zaman sen o mürşidi kamilin sebebiyle ayaktasın. Ve sıra dağlar gibi imanda, islamda, ihsanda, takvada, dervişlikte duruyorsan o zaman o mürşidin üzerinden yağan rahmetle, onun vesilesiyle ayaktasın. Ve onlar sebebiyle sen manevi rahmete, manevi yağmurlara mazlarsın, manevi tecelliyatlara mazlarsın. Ve onlar sebebiyle Cenâb-ı Hak sana yardım ediyor. O mürşidi kamilin himmeti, bereketi, lütfu, Cenâb-ı Hak onun üzerinden sana yardım ediyor. Sen yardıma mazlarsan sebebi o mürşid-i kâmil, o velidir.

Çünkü Hadîs-i Şerîf’te onlar sebebiyle yardıma mazlarsınız der.


Şâm Ehli Hadîsi — Velîler ve Mürşid-i Kâmilin Vesîlesiyle Manevî Rızık

Yine başka bir Hadîs-i Şerîf’te de Şam ehli arasındadır bunlar ya. Şam ehli Avrupa’da arama. Öyle olsaydı bu mürşidi kamiller dünyanın her tarafında derdi. Öyle dememiş Hadîs-i Şerîf’te. Şam ehli demiş. Şam ehli deyince çok özür dilerim hakaret varı bir şey olmasın. Mekke Medîne de dememiş. Bu velilerle alakalı, mürşidi kamillerle alakalı Şam diyarını göstermiş Hadîs-i Şerîf’te. siz Şam diyarı deyince Özbekistan’da mürşid-i kâmil arama. Rusya’da mürşid-i kâmil arama, Amerika’da mürşid-i kâmil arama, İngiltere’de mürşid-i kâmil arama. Hadis-i Şam ehli diyor. Yine orada diyor ki onlar sebebiyle rızka masar olursunuz. Onlar sebebiyle. O zaman rızka masar olma. Bir zahir tarafı var bir de batın tarafı var.

Ben zahir tarafını aldım kenara koydum. Benim işim değil orası. Ben işim batın tarafına bakıyorum. Manevi rızık. Allâh’ı bilme Allâh’ı tanımadır. O zaman onlar sebebiyle siz Allâh’ı tanır, Allâh’ı bilirsiniz. Devam ediyoruz. Eğer Ademoğlu o keder ateşi içinde kalıp duruyordu ziyadesiyle haram olur, eksikliğe düşerdi. o rahmet yağmuru olmamış olsaydı, o rahmet bereketi olmamış olsaydı, o kimse manevi rahmetlere, bereketlere nail olmamış olsaydı, o kimse keder ateşinde yanar giderdi. Ve o üzüntüleri kederleri bitmeyecek zanneder maddi manevi çöküşe geçerdi.


Manevî Çöküntü ve Mihnetâne Dünyâsı — Geçici Olmayan Hiçbir Şey Yoktur

Şimdi bir kimse üzerindeki o kederi sıkıntı, üzüntüleri, problemleri geçmeyecek bunlar diye düşünürse o kimse tabiri caizse manevi bir çöküş yaşar. bugünkü şeyde tıp dilinde ruhsal çöküntü mü diyorlar? Nerede doktor? Majar depresyon. Ne demek bu? Ağır çöküntü hissi. Sen lazımsın bize bak, bir an önce gel buralara. Rabbim tez zamanda tekrar Bursa’ya gelmesine vesile eylesin. Ecmai. Döneceğiz böyle soruları kime soracağız sonra. Adam psikiyatri okuyacaktı çünkü. Ondan sonra dedim oğlum sen uğraşma bunlarla. Bir hayli varız çünkü sıraya gireceğiz. bütün dergah sırada, bütün dergah deli çünkü bizde. Var mı akıllı olanınız içinizde? Yokmuş. Hamdolsun. Şimdi o kimse, normalde öyle insanlar vardı mesela intihara koşarlar onlar.

Salar yakasını. Adam iflas eder, yakasını salar adam. Borç orada duruyor sanki borç onun çökmüş adam ödenmez diye düşünür. Hastalığı geçmez olarak düşünür. Sıkıntıyı, derdi, problemi bitmez diye düşünür. Böyle düşünen kimse sonuçta kendisini tükenmişlik sendromuna atar. Russal çöküntü yaşar. Bugünkü tabirle öyle derler genelde. Manevi çöküntü yaşar. O manevi çöküntü ile kendisini keder deryasına atar. Gam deryasına atar. Ve o kederden, o gamdan, o sıkıntı deryasından bir türlü başını kaldırmaz. Hep kendisini orada tutar. Onun için artık böyle yaşama ümidi yoktur. Onun için onlardan kurtulma ümidi yoktur. Oysa bu dünya denilen mihnetanede bitmeyen dert yoktur. Bitmeyen çile yoktur. Bitmeyen sıkıntı yoktur.

Geçmeyen hastalık yoktur. Her şey bu dünyada geçip bitmeye mahkumdur. Mutluluk da dahildir buna. Sevinç de dahildir, zevk de dahildir, rahatlık da dahildir buna. Bu dünya üzerinde geçici olmayan hiçbir şey yoktur. Bu dünyada her şey geçicidir. O yüzden bugün gamlanırsın, yarın sevinirsin. Bugün ümidin kalmaz, ertesi gün ümitlenirsin. Bu normalde böyle düşünmeyen bir kimse sufi de değildir zaten. Sufi için o sıkıntılar, o problemler, o hastalıklar, o imtihanlar sufi için kar etme yeridir. Ben bazen derim ya, geçmeyen bir hastalığın var. O hastalıktan öldüğün şehit hükmündesin. O hastalığa kahır bela okuma, barış onunla. hadîs-i şerifte dedi ya, karın ağrısından ölen şehittir, vebadan ölen şehittir, baş ağrısından ölen şehittir.

Bir sıkıntının, bir hastalığın üzerinden ölen şehittir. Ya sen o hastalığı nasıl kızacaksın o zaman? Hastalığa kızma. Bakın sufinin bakış açısı değişti. Sufi bu bakış açısına gelirken, geldiği yer yine hadîs-i şerîf. Sufiler bu ölçüleri koyarlarken kendilerine, bu bakış açısını koyarken onun hakkında bir hadîs olması lazım onun için. Onun hakkında bir âyet-i kerîme olması lazım.


Müslim’de Sevâb-ı Müsibet Hadîsi — Hatâlardan Arınma ve Râzılık Makâmı

Bu halde ve Müslimde geçen hadîs-i şeriftir bu. Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan ayağına batan dikene varıncaya kadar, Müslümanın başına gelen her şeyi Allâh onun hatalarını boyuşturmaya vesile kırar. Sufi başına gelen yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, gam, sıkıntı, ayağına batan diken, sırtına yediği hançer, bağrına yediği hançer, arkadaşından, eşinden, hanımından, çocuklarından gelen hançer. Çocukları terk etti, eşi terk etti, çocukları kovdu, eşi kovdu. Şu kovdu, bu kovdu, o ondan irtibatını kesti, bu bundan irtibatını kesti, neden? Dervişliğinden dolayı. Bunların hepsine baktığında sufi için en azı hata ve kusurlarından arınmadır. Bir çıt üstü makam sahibi olmaktır, meratip geçmektir.

Bir çıt üstü de Cenâb-ı Hak ondan razıymış. Allâh razı olmuştur ondan. Razılık makamına yürür o kimse. Başına gelen müsübete, hastalığa, gama, kedere, başına gelen herhangi bir sıkıntıya o kimse bakarken o razılık makamına doğru yürüyordur, isyan etmeyecek. Gam, kedere, hüzne düştüğünde isyan etmeyecek. Bir hastalığa düştüğünde isyan etmeyecek. Birisi ayağına bastı, isyan etmeyecek. En yakınındaki arkadaşı onu hançerledi, isyan etmeyecek. En yakınım dediği kimse sırtına vurdu hançeri. İsyan etmeyecek. Hatta göğsüne batırdı, gözünün içine baka baka isyan etmeyecek. En dostum dediği kimse aramadı, sormadı, bakmadı, etmedi, isyan etmeyecek. Bütün başına gelen olumsuz ve olumlu ne var ise hepsine hikmet gözüyle bakacak.

Olumsuzsa o olumsuzluğu hoş karşılayacak. Hatalarım, kusurlarım affoluyor. Yanlışlıklarım affoluyor. Ben çok günahkar bir insanım. Ben çok günahkar olduğum için benim başımda gam, keder, sıkıntı, problem eksik olmaz diyecek. Sakın kendini velilerden görme. Sakın kendini makam atlıyormuş olanlardan görme. Burada da yanılırsın. Sakın şunu yapma. Hamdolsun velilik hastalığı bunlar. Deme bunu. Hamdolsun makam atlıyoruz ki bunları yaşıyoruz. Deme bunları. Hayır. Diyecek olduğun şey şu. Benim çok günahkarım. Ben çok kusurluyum. Ben çok hatalıyım. O yüzden benim başıma bu sıkıntılar geliyor. O yüzden benim başımdan hastalık eksik olmaz. Benim başımdan gam eksik olmaz. Benim yüreğimden keder eksik olmaz.

Benim içimden tasa eksik olmaz. Ben de yorgunluk eksik olmaz. Bu sefer o kimse ben düz yolda yürürken ayağımı taş alır. Ben muhallebi yerken dişim kırılır. Bu normalde o kimse kendi hatasına ve günahına vuracak bunu. Dışarıdaki kimseler de şöyle der. Dostor derviş olsaydı hasta olmazdı. Dostor derviş olsaydı eşi ona böyle yapmazdı. Dostor bir derviş olsaydı eşi onu evden kovar mıydı? Kovmazdı. Dostor bir derviş olmuş olsaydı çocuklar ona bakardı. Neden bakmıyorlar? O çünkü Dostor bir derviş değil. Etraf bolu böyle görür. Böyle laf üretir. Oysa sen kendi iç aleminde şöyle diyeceksin. Benim günahım çok. Bunlar benim günahıma kefareti. Eşin seni adam yerine koymadı. Günahına kefaret. Eşin seni kadın yerine koymadı.

Günahına kefaret. Günahına kefaret. Öyle göreceksin.


Günâhım Çoktur Diyebilmek — Kefâret Bilinci ve Mücâdeleyle Hikmeti Görmek

Bir dertle karşılasın. Günahına kefaret. Olmayacak bir sıkıntı yaşadın. Günahına kefaret. Bunu böyle görürse o zaman başına gelen her şeyde hikmet var. Sufiler işin batın tarafındadır. Hikmet vardır onda. Der ki hikmet var bunda. Bu şu demek değildir. Hastalıkla mücadele etmeyecek. Etcek. Sıkıntıyla mücadele etmeyecek. Etcek. Bunlarla mücadele edecek. Ama onda hikmet görecek. O yüzden o, eğer bir insanın üzerinde kederlerden, sıkıntılardan, problemlerden dolayı o kimse kendini sadece gamda, kederde, tasada görürse onun maddi ve manevi bağı kesilir. O kimse hiçbir işin ucundan tutmaz. O bu konuda mücadele etmez. Buradan kurtulması gerekir onun. O yüzden o peygamberin ağzıyla dua edecek. Allâh’ım kederden, üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve insanların kahrından sana sığınırım.

Allâh’ım kederden, üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve insanların kahrından sana sığınırım. Demek ki insanların üzerinde manevi veya maddi olarak gelecek olan hadiselerin, bakın tekrar bunların hepsi de bu. Demek ki insanların üzerinde manevi veya maddi olarak gelecek olan hadiselerin, bakın tekrar bunların hepsi de manevidir. O zaman bunların hepsi de geçicidir. Kendinin bu duayla yeniden neşu neva olman için dua et. Yeniden dirilmen, yeniden derlenip toparlanman için dua et. O anda bu dünya harap olurdu. İnsanların içlerinde hırs kalmazdı. Eğer ki bu keder, gam, kasavet bir kimsenin üzerinde devamlı olur, o kimse hareket etmez hale gelir, hiçbir şey yapmayacak olursa o zaman bu dünya harap olurdu.

İnsanların içlerinde hırs kalmazdı. İnsanlar üzüntü, keder içerisinde kalaydı. Ve o dünyayı ihya etmek, yeni gelişmelere açık olmak, dünyayı mamur hale getirmek gibi bir dertler olmazdı insanların. Bugünkü Müslümanların olmadığı gibi.


Tembellikten Sığınma Duâsı — İslâm Dünyâsının İlim, Fen, Teknolojide Tembelliği

Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tembellikten sana sığınırım derken bugünkü Müslümanlar tembel. İlimde tembel, fen de tembel, teknoloji de tembel, bilgi de tembel. Çalışmak da tembel, yeni gelişmelere açık olmak da tembel. Tembel. Bugünkü Müslümanlar dinlerini teycit etme, yenileme de tembel. Yeni ictihâdlar yapmak da tembel. Yeni ictihâdlar geliştirmek de tembel. Ayet-i kerimede muhkem olmayan müteşâbih âyet-i kerimelere yeni manalar yüklemek de tembel. Çalışmıyorlar. Biz şunu yapıyoruz. Yarabbi beni İsrail devletini kahreyle. Onu kahretmek için çalışmamız yok bizim ama. Onu kahretmek için herhangi bir gelişmemiz yok. Ama biz Cenâb-ı Hak gökten meleklerini indirsin, İsrail’i batırsın.

Biz onu bekliyoruz. Bu çok acı bir şey. Benzetmek istemem ama Musa’nın kavmi gibiyiz biz. karşıda canlut var. Canluta karşı savaşmayı kimse göze alamıyor. Devasa makina canlut. Savaş makinesi gibi bugünün. Musa’nın kavmi diyor ki, sen Rabbine dua et bunlar helak olsunlar. Biz savaşıcı değiliz. Biz savaşıcı değiliz. Sen Cenâb-ı Hak’a dua et. Sen git tabiri caizse Allâh’ınla beraber bunlarla savaşmayacağız diyorlar. Sonra dağut geliyor, canlutu yıkıyor. Müslümanlar da şimdi çalışmıyorlar. Haccısı çalışmıyor, hocası çalışmıyor, diyanetçisi çalışmıyor, ilahiyatçısı çalışmıyor, fencisi çalışmıyor, kimyacısı çalışmıyor, matematikçisi çalışmıyor. Çalışmıyor. Fakiri de çalışmıyor. Orta ölçeklisi de çalışmıyor.

Tembel Müslümanlar. Müslümanlar fedakallık etmiyorlar. Oturuyoruz biz boş boş şeyleri tartışıyoruz. Sakalı kaç karış olacak? Şal var kaç metreden olacak? Cübbesi nereye kadar uzun olacak, kısa olacak? Sarığı ne kadar uzun olacak, kısa olacak? Adam oturmuş benim bıyığımı eleştireceğim diye uğraşıyor. Dudaklarının içerisine giriyor, bıyıkları sünnette yok diyor. Ben de cevap yazıyorum. Darül Harp’ta bıyıklarını kısaltmak yoktur, uzatmak vardır, düşmana korku varmaktır. Burası Darül Harp mi diyor? Mevcut kitapları okumaktan tembeliz biz. Dinimizi öğrenmekte de tembeliz. Adam sohbeti dinlemiyor. Bu koltuk ne diyor? Yıllardan beri bununla karşılaşıyor. Mübarek dinle, dinledin ne alakalı bir söz söyle.

Yok. E koca adam imamdı, herkes biliyordu. Adam dedi ki başına acayip garayıp bir şey koymuş. Acayip garayıp bir şey koyduğum şey sarık. Sonra yüzüne söyledim, benimle helallaşmadan ölme dedim. Çünkü hadiste sabit olan sarıya sen acayip garayıp bir şey dedin dedim. Tecdediğim an tecdini kak gerekti sana dedim. Bir de benimle helallaşman gerekiyor dedim. Benimle helallaşmadan ölme dedim. Öldü. Müslümanlar ne yazık ki kaybetmişler. bunu bir de sufilin arkasına sığınarak söylüyorlar. Yok canım kardeşim zekat vermek bütün Müslümanlara farz. Zekat verme noktasına gelmek zorundasın. Çalışacaksın o zaman. Hacca gitmek bütün Müslümanlara farz. Çalışacaksın, hac parasını tamam edeceksin, hacca gideceksin.

Sen o farzı yerine getirmek için mücadele edeceksin. İlim Müslümana farz. Sen o avd’nin o uçak gemisini batıracak elektronik tespit et. O elektronik bul. O manyetik bir elektrik bul. Uçak gemisini hareket edemez hale getir. Çünkü âyet-i kerimede diyor ki onlara bir ses geldi donak aldılar diyor. Bir ses bütün hepsi donak aldı. Dondu kaldı hareket edemedi ayakta kalan ayakta kaldı. Yatan yattığı yerde kaldı. Vücutları tıp düzgündürüyor. Ama her şey donduk oldu. Ayet-i kerime bu. Ya İslam dünyası otur bunun üzerinde tefekkür et. Ben nasıl bir manyetik alan oluştururum da nasıl bir manyetik alan oluşturulur, nasıl bir ses oluşturulur bu uçak gemisi ve içindekiler donak alır. Ayet var. Ses âyet var.

Işın. Ayet var. Ayet var. Belkıs’ın tahtı çakak geldi. Tahtından beraber geldi. Ayet var. Süleyman’ın mucizesi. Süleyman’ın değil yanındakinin mucizesi. Yanındakinin kerameti. Süleyman dedi ki kim Belkıs’ı buraya getirebilir. Yanındaki dedi ki ben kendisini değil tahtıyla beraber getiririm dedi. E getir o zaman dedi. Belkıs tahtıyla beraber geldi Süleyman’ın önüne.


Ses, Işın ve Manyetik Alan Âyetleri — Belkıs’ın Tahtı ve Tefekkür Eksikliği

İslam dünyası buna tefekkür etsin. İslam dünyası buna tefekkür etmiyor. Adam öldüğünü ölen eşine cinsel ilişkiye giren mi girmez mi? Onu tefekkür ediyor. İslam dünyası sakalın ne kadar uzun olacağını tefekkür ediyor. İslam dünyası sarık bir karışma iki karışma arkadan geçecek. Onun bakıyor arkasında ne kadar sallanmış. Ha birisi kısa bırakmış. Sen kısa bırakamazsın. Bir karış da oluyor. İki karış bırakacaksın diyor. Hanım var ya Ramazan’da hangi sakız orucu bozar hangi sakız orucu bozmaz. 38 yıldır buna cevap veriyorum ben. Oturacağım sakızları inceleyeceğim. Hangi sakızın içerisinde şeker var hangi sakızın içerisinde şeker yok. Evet Ramazan geliyor şimdi 3 aylar girecek sorular başlar. Ya orucu bozar mı bozmaz mı bunu bile duydum ben.

Oje ya yiyor musun ojeyi be kadın? Yalıyor musun ojeyi? Yok yok ojeyi orucu bozar mı bozmaz mı? Tırnağındaki oje. Bunları duydukça bunları gördükçe hatta bazı fetvallar böyle bir şey ararken gözüm öyle yaşıyor. Ya diyorum ya. Ya İslam dünyasına bakıyorum. Mesela bakıyorum bu ışınlarla alakalı bu sesle alakalı bu manyetik alanla alakalı İslam dünyasında çalışma yapan profesör var mı? Yok. Evet dua ediyoruz İsrail’i batır. Evet Müslümanlar siz ilimde uğraşmayın fende uğraşmayın kimyada uğraşmayın teknolojide uğraşmayın çalışmayın. Siz yeni silahlar üretmeyin siz yeni gelişmeleri açık kapı bırakmayın. Siz oturun sakal kaç santim olacak bir tane siz bir meczur alın sakalları ölçün. Bir tane meczur alın sokakta dolaşanların cübbelerini ölçün.

Bir tane meczur alın başörtüsü ne kadar olmalı onu ölçün. Hatta oturun fetva verin çarşaf giymeyenler çıplak hükmündedir deyin hatta deyin ki çarşaf olmayan kadınlar kafir hükmündedir deyin. Tabi ya onlarla uğraşın siz. Sizinle uğraşın siz. Adam oturdu yerden 1800 kilometreye füze göndersin. Sen otur burada. Tabi adam uçak gemilerini getirsin. Akdeniz’e dayasın senin kalbine. Sen burada de ki yarabbi her gün ben de diyorum. Beni İsrail’i helak eyle. Âmîn. Her gün bombalıyor adam. Gazze diye bir şehir kalmadı. 50 tane İslam ülkesi toplanıyor bir tane olmuyor. Bir tane olmuyor. Nereden medet umuyor İslam dünyası? İnsan hakları mahkemesinden. İnsan hakları mahkemesinden. İslam dünyasının bir tane bombası yok ki atsın.

İsrail’i. Çünkü kodlar, yazılımlar, bombaların hepsi de İsraililerin elinde, Amerika’nın elinde, Avrupa Birliği’nin elinde. Sen F-16’yi alıyorsun, İsrail dost ülke görünüyor. Onu vuramıyorsun. Sen F-35 de alsan İsrail dost ülke. Onu vuramayacaksın. Ne dedi. Amerikalılar F-16’u satacaklar o zaman? Şart koşalım dedi. Yunanistan’a karşı kullanmayacaksınız. Hala da paramızı vermiyor adam bak. F-35’lerden alacağımız var. F-35 de vermiyor, parayı da vermiyor. F-35 de vermiyor, parayı da vermiyor. İngilizlerin Osmanlı’ya iki tane savaş gemisini vermedikleri gibi. Vermiyor adam ya. Bildiğiniz vermiyor. Siz de ondan alamıyorsunuz. Evet.


İslâmî Hırsın Şartı — Allâh’a Yakınlık, İlim, Sabah Namazı ve Cehrî Zikir Müdâfaası

Ne yazık ki İslam dünyası kendince bu tembelliği atmış. Ve bu dünyayı mamur etmek değil. Bu Allâh için bir şey yapmak. Çünkü Âyet-i Kerîme’de düşmanların silahlarından daha fazla bir şey yapmak. Çünkü Âyet-i Kerîme’de düşmanların silahlarından daha fazla silahlanın diyor. nerede İslam dünyasında bu? Yok. Yok iç düşmanlar, yok dış düşmanlar, yok içler, yok dışlar. Altınıyoruz biz devamlı. Atalım şu içimizdekileri. Kimse teşhüvih edin koca devletsiniz. Bu iç düşman kimse çıkarın yargılayın atın içeri ya. Tembellik, aymazlık almış götürmüş bizi. Ve insanın İslami bir hırsı yoksa, bakın İslami bir hırsı yoksa, İmani bir hırsı yoksa, bir müminin İhsan’a ulaşma hırsı yok ise, bir kimsenin Takvaya ulaşma hırsı yok ise, bir kimsenin Allâh’a kavuşma hırsı yok ise, bir kimse Arş-ı Alanın gölgesinde gölgelenme, Allâh’ın gölgesinde gölgelenme hırsı yok ise, o kimse müminliği sorgulanır, sufiliği sorgulanır, İslamlığı sorgulanır.

Evet Müslüman dünyaya hırslanmaz bu manada. Dünyaya hırslanmaz ne demek? Zengin olmak için hırslanmaz. Dünyayı zapt edeceğim ben bütün mal benim olacak diye hırslanmaz. Çünkü insanoğluna bir vadi dolusu altın versen ikisini isterler. Ama sen Allâh’a yakın olmak için hırslan. Bir bilgi edinmek için hırslan, ilim öğrenmek için hırslan, hırslan, takvayı ermek için hırslan, sabah namazı için hırslan, yakın doğum sayfa kitap oku, hırslan. Sen sufirsin, cehri zikir erbabısın. Birisi sana cehri zikir dinde yok dediğinde çatır çatır, 10 tane âyet, 10 tane hadîs ona söylemen gerekir. Hırslan bunun için. Senin bu ibadetin, senin bu imanın, senin bu İslam’ın bir kimse namaz yok dediğinde en az 5 âyet gerime 5 hadîs-i şerîf ona söyle, hırslan.

Çocuğun sana bir şey soracaksa sorduğunda cevap verebilecek kadar ilim ehli ol. Hırslan bunun için. Ne kadınlarımızda böyle bir hırslan ne erkeklerimizde. Evet. Kadınlar televizyondan bugün ne pişirsem, bugün ne giysem, bugün gelin toplantısı var, bugün kaynana toplantısı var, bugün ne alsam oradan dolaş, ne ucuz diye girmiş ona bak. Ya ucuz diye girmiş bu elbiseyi almam lazım, kaç tane elbise var diye adam sorsa adamı perişan ederler. Nasıl sorarsın sen ya? Kaç tane elbisen var diye. Alacak onu. Hırsımız bizim bunlara. Ya bir takım elbisen var alma ikincisini ya. Erkekler için söylüyorum. Dursun kaç yıllık benim takım elbiseler? 20 yıllık. Senin tamir ettiklerinin 20 yıldan fazla. Bir şeyim mi eksik?

Geçen gömlek gönderdim yakalarından ters yüz yap bunların dursun dedim. Bana fotoğraf atmış, şurasında is kalıyor. Olsun dedim, yapsın dedim. Neyse. Var mı yakalara ters yüz ettiren kaç kişi? Mustafa Özba var. Şuradakilerin hepsinden durumum iyi benim. Şurada patron gördüğünüzden hepsinden durumum iyi. Yokluktan değil. Öyle de görmeyin. Evet. Dünyaya bunun için gelmedim çünkü. Dünyayı Allâh’ı tanımamış, Allâh’ı tanımamış. Dünyayı Allâh’ı tanımamak için geldim. Dünyayı Allâh’ı bilmem ve bildirmek için geldim. Dünyaya etrafıma faydalı olmak için geldim. Dünyaya Kur’ân ve Sünnet senin yaşanması ve yaşatılması mücadelesi vermek için geldim. Benim yaratılış maksadım, amacım bu. Benim yaratılış amacım ne giysem değil, ne içsem değil, ne yiysem değil.

Ne giysem diye değil. 63 yaşındayım, daha bir günlük tatilim yok. Tatile gitmeye utanıyorum. Diyor ki bu yangın her taraf. Mustafa Özbaba sen bu gönülle, bu yarayla, bu hicranla nereye gidersen git diyorum. O seninle beraber gidecek mi? Gidecek. Gülüşüm sahtedir benim.


Yaratılış Maksadı ve Mesnevî Sonuç Beyti — «Gaflet Âlemin Direği» ile Helâlleşme

Müslüman, bu yaratılış maksadı. Müslüman ne yazık ki tembel. Dini ilimlerde de tembel. Tembel tembel. Sabah namazından sonra dükkan açmıyor Müslüman. Sabah namazından sonra ders çalışmıyor Müslüman. Sabah namazından sonra yapması gerekeni yapmıyor Müslüman. Yatıyor uyuyor. Rabbim bizi affeylesin. Ey can bu âlimin direği gaflettir. Akıllılık uyanıklık bu dünya için afettir. 2066’dan devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Rabbim cümlemize aff-u mağfiret eylesin. Sürçülüğü İsa’n ettiysen affola. İslam dünyasını düşündükçe böyle baktıkça, işin doğrusu, kederim artıyor, dilim sertleşiyor. O yüzden de haklarınızı helal edin.


KAYNAKÇA

  • Mesnevî 2060. Beyit ve Etrâfı — Sıddîka’nın Yağmurun Sırrını Sorması — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Mesnevî-i Ma’nevî Defter I, b. 2060-2080 (Hz. Âişe Sıddîka Radıyallâhu Anhâ’nın Hz. Resûl’e bugünkü yağmurun sırrını sorması, sahâbî vefâtında ıslak gelmesi ve müsîbet-rahmet yağmuru tahkîki); Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî c. II — yağmur beyitlerinin tasavvufî tahlîli; Ahmed Avni Konuk Mesnevî-i Şerîf Şerhi c. II (Sıddîka-Resûl muhâveresi ve yağmurun bâtın hikmeti); Şefik Can Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi c. I; Abdülbâki Gölpınarlı Mesnevî ve Şerhi c. I-II; Reynold A. Nicholson The Mathnawí of Jaláluʼddín Rúmí Volume I-II (Critical Edition and Commentary) — beyit no’sunun tashîhi ve İngilizce şerh; İsmail Ankaravî Mecmû’atü’l-Letâ’if ve Ma’mûratü’l-Ma’ârif Defter I; Sarı Abdullah Efendi Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî; Annemarie Schimmel The Triumphal Sun: A Study of the Works of Jalāloddin Rumi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Mâ’-Yağmur-Sıddîka-Hakîkat-i Muhammediyye» maddeleri.
  • Hakîkat-i Muhammediyye, Nûr-i Muhammedî ve «Varlığın Hülâsası» — Ahzâb 33/40 («Mâ kâne Muhammedun ebâ ehadin min ricâliküm ve lâkin Resûla’llâhi ve hâteme’n-nebiyyîn»); Enbiyâ 21/107 («Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn»); Sebe’ 34/28 («Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n-nâsi beşîran ve nezîrâ»); A’râf 7/158; Tîn 95/4 («Le-kad halaknâ’l-insâne fî ahseni takvîm»); Buhârî Menâkıb 17 — «İnne lî esmâ’en — enâ Muhammed ve enâ Ahmed ve enâ’l-Mâhî… ve enâ’l-Hâşir»; Müslim Fedâ’il 124-125 (2354-2355); Hadîs-i şerîf: «Küntü Nebiyyen ve Âdemu beyne’r-rûhi ve’l-cesed» (Tirmizî Menâkıb 1, no: 3609; Ahmed b. Hanbel Müsned c. IV/66, V/59, 379); Acluni Keşfü’l-Hafâ no: 2123; Kādî İyâz eş-Şifâ bâbu esmâ’i’n-nebî ve menzilet-i Resûl; İbn Kayyim Zâdü’l-Meâd c. I; İbn Arabî el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Fusûsu’l-Hikem «Fass-ı Muhammediyye» — hakîkat-i Muhammediyye bahsi; Muhyiddîn-i İbn Arabî Şeceretü’l-Kevn; İmâm Süyûtî el-Hasâ’isu’l-Kübrâ; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hakîkat-i Muhammediyye-Nûr-i Muhammedî-Hülâsa-Zübde» maddeleri.
  • Yağmurun Üç Vechi — Rahmet, Tehdit, Adâlet ve Sûfînin Yorumu — Bakara 2/22, 164; Nahl 16/10-11, 65; Rûm 30/24, 46-50 («Fe’nzur ilâ âsâri rahmeti’llâh»); A’râf 7/57 («Ve hüve’llezî yürsilü’r-riyâhe büşran beyne yedey rahmetih»); Lokmân 31/34; Şûrâ 42/28 («Ve hüve’llezî yünezzilu’l-ğaysâ min ba’di mâ kanetû»); Buhârî İstiska 1-29; Müslim İstiska 1-2 (897-898); Buhârî Bedü’l-Halk 5 — «Lâ ya’lemu mâ fî ğadin illa’llâh»; Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî Defter I — yağmur ve doğa olaylarının bâtın yorumu; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Şerhi Acâ’ibi’l-Kalb içinde tabiat-âhiret tezâdı); Râzî Mefâtîhu’l-Gayb A’râf 57; Elmalılı Hak Dîni Kur’ân Dili c. III A’râf; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — yağmur duâsı; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Rahmet-Gadab-Adâlet-Celâl-Cemâl» maddeleri.
  • Tabiat Olayları Hadîs-i Şerîfleri — Zinâ ile Deprem, Zulüm ile Kıtlık, Zekât ile Helâk — Deylemî el-Müsnedü’l-Firdevs ve İbn Mâce Fiten 22 — «İzâ fâzati’l-fâhişetü kesüra’z-zelâzilü… ve izâ cârati’l-ümerâ’u kahatu’l-matar… ve izâ mene’û’z-zekâte mene’a’s-semâ’u katrahâ»; Hâkim Müstedrek c. IV/512; Beyhakī Şu’abü’l-Îmân; Müslim Fiten 18 (2904) — «Leyseti’s-senetü en lâ tümterû ve lâkinne’s-senetü en tümterû ve lâ tünbite’l-ardu şey’â» (kıtlık senesi yağmur yağmaması değildir, yağar fakat yer hiçbir şey bitirmez); Buhârî Cihâd 35; Müslim Birr 23 (2588); Tirmizî Fiten 38 — «Lâ tekūmu’s-sâ’atü hattâ tümterü’s-semâ’u materan lâ yektinnu minhu beytü medar illâ beytü şa’ar» (kıldan yapılmış evler hâriç hiçbir evin korumadığı yağmur yağmadan kıyâmet kopmaz); Buhârî Mezâlim 30 — zimmî hukûku ve âmir-mahkûm muâmelesi; Ebû Yûsuf Kitâbü’l-Harâc ve İmâm Şâfi’î el-Ümm — zimmî hukûkunun korunması; İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Âdâbi’s-Sohbe); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Zinâ-Zelzele-Kıtlık-Zekât-Zimmî» maddeleri.
  • Velîlerin Vefâtı, Gözden Maddî-Manevî Pus ve Manevî Bakış — Hadîs-i şerîf: «İze’mtaze’l-âlimu’mtuze’a’l-îlmu» (âlimin ölümü ile ilim de çekilir) — Buhârî İlim 34, Müslim İlim 13 (2673); İbn Mâce Mukaddime 8 — «Mevtu’l-âlimi musîbetü’l-âlem»; Sehâvî el-Makāsıdü’l-Hasene; Hatîb el-Bağdâdî el-Fakīh ve’l-Mütefekkıh; İmâm Sühreverdî Avârifü’l-Maârif bâbu mevti’l-meşâyih ve âdâbu’r-râbıta; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III — şeyhin vefâtı sonrası feyz tasarrufu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — silsile bahsi ve velîlerin manevî tasarrufu; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V; Şettanevfî Behcetü’l-Esrâr; Şeyh Müslim Bey Köseoğlu Hocaefendi’nin sülûk silsilesi: Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu — Es’ad Erbilî — Hâlid el-Bağdâdî silsilesi (Hâlidiyye-Müceddidiyye Nakşî); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Vefât-Tasarruf-Râbıta-Pus» maddeleri.
  • Bahar ve Güz Yağmurları — İmân, İslâm, İhsân ile Çile-İmtihân — Hadîd 57/20 («Ke-meseli ğaysîn a’cebe’l-küffâra nebâtuhû sümme yehîcu fe-terâhu musferran sümme yekûnü hutâmâ» — yağmur misâli kâfirlerin hoşuna giden ekin sonra sararıp çer çöp olur); Yâsîn 36/33-36; Furkān 25/48-49 («Ve enzelnâ mine’s-semâ’i mâ’en tahûrâ»); Enbiyâ 21/30 («Ve ce’alnâ mine’l-mâ’i külle şey’in hayy»); Hac 22/5; Ra’d 13/17 — yağmur ve sel temsîli; Buhârî Bedü’l-Vahy 1 — Hz. Resûl’e gelen vahyin yağmur misâli olarak terkîbi; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Şerhi Acâ’ibi’l-Kalb — kalpler ve yağmur misâli); Bursevî Rûhu’l-Beyân Furkān 48-49; Mevlânâ Mesnevî Defter I, b. 2060-2090 — bahar yağmuru ve dirilen kalp; İbn Arabî Tercümânu’l-Eşvâk — bahar imgesi; Annemarie Schimmel Mystical Dimensions of Islam — su ve aşk metaforu; Ebû Tâlib el-Mekkî Kūtu’l-Kulûb; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Rebî-Harîf-İmân-İslâm-İhsân» maddeleri.
  • Araf 57, Müslim Yağmur Hadîsi ve Şiddetli Yağmur Kıyâmet Hadîsi — A’râf 7/57 («Hattâ izâ ekallet sehâben sikālen suknâhu li-beledin meyyitin fe-enzelnâ bihi’l-mâ’e fe-ahracnâ bihî min külli’s-semerât»); Bakara 2/164; Câsiye 45/5; Müslim Salâtü’l-İstiska 1 (898) — «Hâzâ rahmetün hadîsu ahdin bi-Rabbihâ» (yağmuru gören Hz. Resûl’ün sözü); Buhârî İstiska 24 — yağmuru gören kimsenin «Allâhümme sayyiben nâfi’â» demesi; Ebû Dâvûd Edeb 105; Ahmed b. Hanbel Müsned — Sevbân rivâyeti; Ahmed b. Hanbel Müsned ve Tirmizî Fiten 38 — «Lâ tekūmü’s-sâ’atü hattâ ye’tiyenne ale’n-nâsi materun lâ yektinnu minhu beytü medar» (taş binâlar hâriç bütün kerpiç evlerin yıkılması hadîsi); İbn Mâce Fiten 25; İbn Hibbân Sahîh; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Esrâru’d-Du’â — yağmur duâsı); Nevevî el-Ezkâr bâbu duâ’i’r-ra’d ve’l-mater; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Sehâb-Mater-İstiska-Beden-Beled» maddeleri.
  • Dervişin Şımarması, Hâl-Rüya İstismârı ve Yıkılan Manevî Ev — A’lâ 87/14-17 («Kad efleha men tezekkâ — bel tu’sirûne’l-hayâte’d-dünyâ — ve’l-âhiretü hayrun ve ebkā»); Kasas 28/76-83 (Kārûn’un dünyâ ile şımarması); Hadîd 57/23 («Li-keylâ te’sev alâ mâ fâteküm ve lâ tefrahû bimâ âtâküm»); Buhârî Da’avât 67; Müslim Salâtü’l-Müsâfirîn 211 (779) — «El-beytü’llezî yüzkeru’llâhu fîhi ve’l-beytü’llezî lâ yüzkeru’llâhu fîhi messelü’l-hayyi ve’l-meyyit» (zikrullah yapılan ev mâmûr olsa da yıkıntı, zikrullah yapılan yıkıntı ev de mâmûr); İmâm Rabbânî Mektûbât c. I, mektûb 41-43, 220 — sâlikin şımarması ve cezbe-sülûk dengesi; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu’l-Gurûr ve Kitâbu Zemmi’l-Kibr ve’l-Ucb — kibr ve aldanma); İbn Atâ’illâh el-Hikem — kerâmet ve şımarmaya karşı uyarı; Hâris el-Muhâsibî er-Ri’âye bâbu’l-ucb; İbnü’l-Cevzî Telbîsü İblîs bâbu telbîs-i sûfiyye; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-IV — sâlikin imtihânı; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Ucb-Gurûr-Şatahât-İstidrâc» maddeleri.
  • Mürşid-i Kâmilin Tedrîci Tebliği ve Sülûkün Edebi — Mevlânâ Mesnevî Defter I, b. 2070-2090 — yoldaki işaretler; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Âdâbi’l-Mürîd ve’ş-Şeyh — şeyh-mürîd münâsebeti); Sühreverdî Avârifü’l-Maârif bâbu’s-sülûk ve âdâbu’ş-şeyh; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere ve Fevâ’ihü’l-Cemâl — sülûkün on aslı; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III; Hâlid el-Bağdâdî Mektûbât ve Risâletü’r-Râbıta; Ebû Tâlib el-Mekkî Kūtu’l-Kulûb bâbu âdâbu’l-mürîd; Hücvirî Keşfü’l-Mahcûb bâbu’s-sülûk; İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. I-III; Hadîs-i şerîf: «Sebrü’l-edeb hayrun min sebri’l-akl»; Buhârî Edeb 18 — emir-bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker tedrîci; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — Üstâdın hükmü ve dervişin terbiyesi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Sülûk-Edeb-Şeyh-Mürîd-İrşâd» maddeleri.
  • Câbir Hadîsi, Müsibet Yağmuru ve Manevî Rahmet — Müslim İstiska 1-2 (898) ve Buhârî İstiska 22 — «Allâhümme sayyiben nâfi’â» (yağmurun rahmet duâsı); Hâkim Müstedrek ve İbn Ebî Şeybe Musannef — Câbir Radıyallâhu Anhu’nun yağmurun manevî tesîri rivâyeti; Furkān 25/48; Mü’minûn 23/18 («Ve enzelnâ mine’s-semâ’i mâ’en bi-kaderin fe-eskennâhü fî’l-ardi»); Şûrâ 42/28; Bakara 2/164; Lokmân 31/10; Câsiye 45/5; Bursevî Rûhu’l-Beyân Furkān ve A’râf 57; Mevlânâ Mesnevî Defter I, b. 2070-2080 — Câbir hadîsinin Mesnevîdeki temsîli; Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî; Ahmed Avni Konuk Mesnevî Şerhi Defter I, b. 2060-2080; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’r-Recâ ve’l-Havf — keder ve ümitsizliği gidermek); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Müsîbet-Rahmet-Lütuf-Tecellî» maddeleri.
  • Şâm Ehli Hadîsi, Velîler Sebebiyle Rızık ve Manevî Yardım — Buhârî Menâkıb 25, Cihâd 165 ve Müslim İmâret 174 (1925) — «Lâ tezâlu tâ’ifetün min ümmetî zâhirîne ale’l-hak» hadîs-i şerîfi ve Şâm ehline işâret; Ebû Dâvûd Cihâd 4; Tirmizî Fiten 27; Ahmed b. Hanbel Müsned c. IV/289, V/269 — «Aleyküm bi’ş-Şâm» hadîs-i şerîfi (Şâm diyârının fazîleti); Buhârî Megāzî 80 — Şâm ehlinin hayrı; Tirmizî Menâkıb 71; Hadîs-i şerîf: «El-Ebdâlü erbe’ûne — bihim tüğâsûne ve bihim tümterûne ve bihim türzakûne» (Ahmed b. Hanbel Müsned c. V/322; Ali el-Müttekī Kenzü’l-Ummâl no: 34594); Hakîm Tirmizî Hatmü’l-Evliyâ ve Nevâdiru’l-Usûl — abdâl ve evliyâ bahsi; İbn Arabî el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye bâbu’l-ricâli’l-gayb; Yûnus 10/62-64 («Elâ inne evliyâ’a’llâhi lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn»); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Abdâl-Velî-Şâm-Ricâlü’l-Gayb-Kutub» maddeleri.
  • Manevî Çöküntü, Mihnetâne Dünyâsı ve Geçicilik — Hadîd 57/20 («İ’lemû ennema’l-hayâtü’d-dünyâ le’ibun ve lehvun ve zînetün ve tefâhurun beyneküm ve tekâsürun fî’l-emvâli ve’l-evlâd»); Âl-i İmrân 3/185 («Külle nefsîn zâ’ikatü’l-mevt»); İnşirâh 94/5-6 («Fe-inne ma’a’l-usri yusrâ — inne ma’a’l-usri yusrâ»); Yûsuf 12/87 («Lâ tey’esû min rûhi’llâhi innehû lâ yey’esü min rûhi’llâhi ille’l-kavmü’l-kâfirûn»); Hadîs-i şerîf: «Ed-dünyâ sicnü’l-mü’mini ve cennetü’l-kâfir» (Müslim Zühd 1, hadîs no: 2956; Tirmizî Zühd 16, no: 2324); Buhârî Da’avât 38 — «Allâhümme innî e’ûzü bike mine’l-hemmi ve’l-hazen ve’l-aczi ve’l-keseli ve’l-buhli ve’l-cübni ve dale’i’d-deyni ve gālebeti’r-ricâl» (Hz. Resûl’ün keder, üzüntü, âcizlik, tembellik, cimrilik, korkaklık, borç, insanların kahrından sığınma duâsı); Müslim Zikir 53 (2706); İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’d-Dünyâ); İbn Ebi’d-Dünyâ Kitâbu’l-Karam ve’l-Hemm; Necip Fazıl Kısakürek Çile; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Mihnet-Hemm-Hüzn-Sabr-Yakîn» maddeleri.
  • Müslim’de Sevâb-ı Müsîbet Hadîsi, Hatâlardan Arınma ve Râzılık Makâmı — Buhârî Merdâ 1, Müslim Birr 14 (2573) — «Mâ yusîbu’l-müslimi min nasabin ve lâ vasabin ve lâ hemmin ve lâ huznin ve lâ ezen ve lâ ğammin hattâ’ş-şevketü yüşâkühâ illâ keffera’llâhu bihâ min hatâyâhu»; Buhârî Merdâ 19; Müslim Tahâret 50 — «El-mer’u me’a men ehab»; Tirmizî Cenâ’iz 65, Ebû Dâvûd Cenâ’iz 12 — şehîd çeşitleri (mebtûn, kâ’ım, sâhibu’l-cenbi, sâhibu’r-reys); Müslim İmâret 165 (1915) — «Men kutile bi-batnihî fe-hüve şehîd»; Bakara 2/156 («İnnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râci’ûn»); Beyyine 98/8 («Radiya’llâhu anhüm ve radû anh»); Mâide 5/119; Tevbe 9/100; Fecr 89/27-30 («Yâ eyyetühe’n-nefsü’l-mutma’inneh — irci’î ilâ Rabbiki râdıyeten merdıyye»); İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’s-Sabr ve’ş-Şükr); Ebû Tâlib el-Mekkî Kūtu’l-Kulûb makâmu’r-rıdâ; İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. II — makāmu’r-rıdâ; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Sabr-Rıdâ-Belâ-Müsîbet-Şehîd» maddeleri.
  • Günâhım Çoktur Bilinci ve Mücâdele ile Hikmeti Görmek — Yûnus 10/61; Tâhâ 20/121 («Ve asâ Âdemu Rabbehû fe-ğavâ»); Furkān 25/70 («İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan»); Zümer 39/53 («Lâ takneTû min rahmeti’llâh — inna’llâhe yağfiru’z-zünûbe cemî’â»); Şuârâ 26/82; Yûsuf 12/53 («İnne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sû’»); Tirmizî Sıfâtü’l-Kıyâme 49 — «Küllü benî Âdeme hattâ’ün ve hayru’l-hattâ’îne’t-tevvâbûn»; Buhârî Da’avât 4 — istiğfâr hadîsi; Müslim Tevbe 1; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’t-Tevbe); İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. I — manzilu’l-tevbe; Hâris el-Muhâsibî Kitâbu’t-Tevbe; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II-III — istiğfâr ve tevbe; İmâm Rabbânî Mektûbât — derviş-i kâmilin günâhını çok görmesi; İbn Atâ’illâh el-Hikem — kefâret ve hatâ bilinci; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tevbe-Nefs-i Emmâre-Kefâret-İstiğfâr» maddeleri.
  • Tembellikten Sığınma Duâsı ve İslâm Dünyâsının Aymazlığı — Buhârî Da’avât 38 ve Müslim Zikir 53 (2706) — «Allâhümme innî e’ûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli»; Tevbe 9/38-39 («İnferû fî sebîli’llâh»); Saff 61/4, 10-11; Enfâl 8/60 («Ve e’iddû lehüm me’ste-ta’tüm min kuvvetin» — düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın); Bakara 2/216, 218; Hac 22/39-40; Ebû Dâvûd Melâhim 5 — vehn hadîsi («Hubbü’d-dünyâ ve kerâhiyetü’l-mevt»); İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Cihâd ve Kitâbu Âdâbi’l-Kesb); İbn Kayyim Zâdü’l-Meâd c. III; Said Nursî Lemalar 17. Lema, Mesnevî-i Nûriyye ve Şu’âlar — vehn ve İslâm dünyâsı; Necip Fazıl Kısakürek İdeolocya Örgüsü; M. Esad Coşan İslâm Dergisi Başmakaleleri — Filistin, Bosna; Hayreddin Karaman İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri c. I-V; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. VI — ümmet bilinci; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Acz-Kesel-Vehn-Cihâd-Tembellik» maddeleri.
  • Ses, Işın, Manyetik Alan Âyetleri ve Tefekkür Eksikliği — Belkıs’ın Tahtı — Neml 27/38-40 («Kāle ifrîtün mine’l-cinni enâ âtîke bihî kable en tekūme min makāmik — kāle’llezî indehû ilmün mine’l-Kitâb enâ âtîke bihî kable en yertedde ileyke tarfük» — kitap ilmi olanın Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirmesi); Yâsîn 36/29 («İn kânet illâ sayhaten vâhideten fe-izâ hüm hâmidûn» — bir ses ile donup kalanlar); Hûd 11/67 («Ve ahaze’llezîne zalemü’s-sayhatü fe-asbahû fî diyârihim câsimîn»); Hicr 15/73, 83; Sâffât 37/19; Mü’minûn 23/41; Kāf 50/42; Sâd 38/35-40 (Süleyman’ın mucizeleri); Enbiyâ 21/79-82 (Süleyman’a verilen ilim); Sebe’ 34/12-14 (Süleyman’ın saltanatı); Buhârî Enbiyâ 40 ve Müslim Sıfâtü’l-Münâfikîn 28 — Belkıs ve Süleyman; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb Neml 38-40 ve Yâsîn 29 — ses, ışık ve mucize tahkîki; Elmalılı Hak Dîni Kur’ân Dili Neml ve Yâsîn; İbn Sînâ Kitâbu’ş-Şifâ Tabî’iyyât kısmı; Said Nursî Sözler ve Mesnevî-i Nûriyye — Kur’ân-ilim münâsebeti; Necip Fazıl Kısakürek İman ve Aksiyon; M. Esad Coşan İlim, Teknoloji ve Müslüman Dünyâ; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tefekkür-İlim-Hikmet» maddeleri.
  • İslâmî Hırsın Şartları — Allâh’a Yakınlık, İlim, Sabah Namazı ve Cehrî Zikrin Müdâfaası — Bakara 2/152 («Fe’zkürûnî ezkürküm»); A’râf 7/205 («Ve’zkür Rabbeke fî nefsike tedarru’an ve hîfeten ve dûne’l-cehri mine’l-kavl»); Cum’a 62/9-10; Ankebût 29/45; Tâhâ 20/14 («Ve ekımi’s-salâte li-zikrî»); Ahzâb 33/41-42 («Yâ eyyühe’llezîne âmenû’zkürû’llâhe zikran kesîrâ»); Müzemmil 73/8; Buhârî Da’avât 60-65 — Hz. Resûl’ün cehrî zikir ve duâ tatbikleri; Müslim Zikir 19-22 — «Es-sebbâkūne’l-müferridûne… ellezîne yühterûne fi’z-zikr»; Ahmed b. Hanbel Müsned c. V/195 — Resûlullah’ın cehrî zikri; İmâm Süyûtî Netîcetü’l-Fikr fî’l-Cehri bi’z-Zikr (cehrî zikrin müdâfaası — risâle); İbn Hacer el-Heytemî el-Fetâva’l-Hadîsiyye — cehrî zikrin meşrûiyeti; Şah Veliyyullâh el-Kavlü’l-Cemîl; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. I-VI — cehrî/hafî zikir; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V; Ebû Dâvûd Tatavvu’ 12 — sabah namazı sonrası ders ve sabah namazının fazîleti; Tirmizî Fedâ’ilü’l-Cihâd — Allâh için sabah uyanma; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hırs-Cehr-Hafî-Zikir-Ders» maddeleri.
  • Yaratılış Maksadı, Mesnevî Beyti «Gaflet Âlemin Direği» ve Helâlleşme — Zâriyât 51/56 («Ve mâ halaktü’l-cinne ve’l-inse illâ li-ya’budûn»); Mülk 67/2 («Ellezî halaka’l-mevte ve’l-hayâte li-yeblüveküm eyyüküm ahsenu amelâ»); Beyyine 98/5 («Ve mâ ümirû illâ li-ya’budû’llâhe muhlisîne lehü’d-dîn»); Mevlânâ Mesnevî Defter I, b. 2065-2066 — «Ey can bu âlemin direği gaflettir, akıllılık uyanıklık bu dünya için âfettir»; Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî Defter I — gaflet ve uyanıklık beyitleri; Ahmed Avni Konuk Mesnevî Şerhi c. II; Buhârî Mezâlim 10 — «Men kânet indehû mazlimetün li-ehîhi fe’l-yetehallel-hu minhâ» (helâlleşme hadîsi); Tirmizî Birr 18; Müslim Birr 60 (2581) — kıyâmet günü helâlleşme; Buhârî Da’avât 60 — «Allâhümme innî e’ûzü bike min sûi’l-kazâ ve derki’ş-şekā»; Hac 22/77 — «İrkâ’û ve’scüdû ve’budû Rabbeküm ve’fa’lû’l-hayre le’alleküm tüflihûn»; Mâ’idah 5/3 («El-yevme ekmeltü leküm dîneküm»); Üç İhlâs Fâtihâ pîrân duâsı geleneği — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — pîrân arvâhına Fâtihâ; Şeyh Müslim Bey Köseoğlu Hocaefendi’nin sülûk silsilesi: Mahmud Sâmî Ramazânoğlu — Es’ad Erbilî — Hâlid el-Bağdâdî — Abdülkādir-i Geylânî silsilesi; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’l-Gaflet); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Gaflet-Yakaza-Helâlleşme-Pîrân-Hatm-i Hâcegân» maddeleri.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

2023 Sohbeti #69 — Taziye Sohbeti: Barbaros Kardeş’in Vefatı, Mehmet Reşber-Seyyid Taş Hatırası, Hükmen Şehid Hükmü, Aşiret Baskısında Vefa, Yol Vefa Yoludur — Kadir Gecesi: Kadir Sûresi, Bakara 185 ve Son On Gecenin Tek Geceleri — ilgili sohbet için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Mürîd, Hakîkat, Zikir, İhsân, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı