Mesnevî 2066. Beyit — «Gaflet Bu Âlemin Direği, Akıllılık Bu Dünyâ İçin Âfettir»
Akıllılık, uyanıklık bu dünya için afettir. Gaflet bir şeyi terk etmek, bir şeyi önemsememek, bir şeyde dikkatsiz davranmak, dalgınlık göstermek, bir şeyde yanılmak, isabet ettirmemek, bir şeyi ihmal etmek. Gaflet kullanıldığı cümlenin içerisine göre, cümlenin içerisine göre bunlardan daha bunu arttırmamız mümkün, manaya gelen bir söz. Ama dini termoloji olarak bakacak olursak, bir kimsenin kendi nefsinin arzusuna uyması veya Âyet-i Kerîme’de o heva ve hevesini ilahi dinlediğini gördün mü? Âyet-i Kerîme’si mucibince heva ve hevesini ilahlaştırmak, ilah etmek. Bu tabii gafletten daha ileri bir boyutta ama bunu da biz gaflet olarak nitelendirebiliriz. Bir konuda dikkatli davranmamak, uyanık davranmamak ve normalde olması gerektiği yerde olmaması.
Şimdi Hz. Bir bu âlemin direği de gaflettir diyor. şahadet, dünya âlemin direği gaflettir. Burada enteresan bir şey var tabii. Biz genelde dini termoloji olarak baktığımızda, o kimsenin haramı helalı dikkat etmeden, normalde hak mıdır, batıl mıdır buna dikkat etmeden, dünyadan gücü yettiğince istifade etme. Buradaki Hz. Pir’in demiş olduğu şey bu. o kimse sadece kendi nefsini düşünüyor, sadece kendi heva hevesini düşünüyor ve kendi nefsinin ve hevasının peşine düşüp, haram helal tanımadan, varlık yokluk tanımadan manada din, diyanet tanımadan, dünyayla alakalı, dünyayı mağmur etmekle alakalı gaflet. Tabii bu böyle olunca, âlemin direği hükmüne girince o kimse, bu tip insanlar tabiri caizse dünyayı mağmur ediyorlar.
Kendi dünyalıklarını mağmur ederlerken, dünyayı da mağmur ediyorlar. Bunlar yolun başında kendi dünyalıkları için çıkıyorlar. Hatta haklı gerekçeler de konulabilir buna. ben ne yapıyorsam çoluğun çocuğum için yapıyorum, ben ne yapıyorsam eşim için yapıyorum, ben ne yapıyorsam akrabalarım için yapıyorum ama bunları yaparken, haramı helalı tanımama, Kur’ân’ın sünneti tanımama, ne bileyim zekat müessesesini tanımama, sadaka müessesesini tanımama, Kur’ân ve sünnetin ölçülerini tanımama, böylece komple bütün her şeylerini dünyalığın üzerine kurma, dünyalıkla haşır neşir olma. Şimdi sufilerde yanlış anlaşılan nokta şu, bu el bize ön kalktı, bir şey mi soracaktı, anladım. Bu tip insanlar, bu dünyalık düşünenler bu hile varmış, bu hurda varmış, burada bir sıkıntı varmış, burada caiz midir, değil midir bunlara bakmaksızın komple dünyayı mağmur etmenin üzerine veya mesela o kimse dünyayı yönetmeye çalışıyor.
Bütün dünyayı köleleştirmeye çalışıyor veya bütün ülkesini köleleştirmeye çalışıyor veya bütün ülkesini bir yerlere peşkeş etmeye çalışıyor. Burada hak, hukuk tanımıyor çünkü, din tanımıyor. Bu sadece bireysel insanların üzerinde kurgulanan bir şey değil gaflet, aynı zamanda devletleri ilgilendiren, sistemleri ilgilendiren, devleti idare eden siyasetçileri, bürokratları da ilgilendiren bir şey. Şimdi bu gaflet alemin direğidir deyince bunlar acımasız bir şekilde dünya gücünü ve dünya menfaatlerini elde etmek için her şeyleri yapıyorlar. Dünyayı mağmur eden bunlar, dünyayı kirleten de bunlar, dünyayı mağmur eden de bunlar, teknolojiyi öne çıkaran da bunlar, o teknolojiyi kötü kullanıp bütün insanları köleleştiren de bunlar.
Bunlar normalde savaş makinalarını üreten bunlar, savaşları da çıkaran bunlar. Ve o savaşların üzerinden, o kanın, gözyaşın üzerinden para kazanıp, toprak kazanıp, dünya imparatorluğu kurmaya çalışanlar da bunlar. Bu gaflete düşmüş insanlar. O yüzden Hazret-iPir diyor ki gaflet bu alemin direği hükmündedir. Sebep? Çünkü bu gaflete düşen insanlar olmamış olsa, normalde şey olarak dünyayı mağmur edecek hiç kimse yok. Bir kısım sufiler bazı şeyleri eksik anlıyorlar. Ve ben sufilik hayatımda bunlarla karşılaştım. Bir kısmı da dünya ile bağlarını kesmişler, dilencilik yapıyorlar. Veya bir kısmı dini dilenmek olarak algılanmış. Veya sufili, dervişli dilenmek olarak algılanmış. Bir kısmı da böyle algılanmış. bu ifrat ve tefretin arasında gidiyor.
Mesnevî 980. Beyit — Dünyâ Zindandır, Hîle ile Zindanı Delip Kurtulmak
Oysa Hazret-iPir mesleminin 980. beytinden sonra, burası benim hoşuma gider çok, dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek için çarelere başvurmak ise caizdir, emredilmiştir. Hile ve çare diye zindanı delip de çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa, yaptığı iş soğuk ve ters bir iştir. Bu dünya zindandır. Biz de zindandaki mahpuslarız. Zindanı del, kendini kurtar. Dünya nedir? Allâh’tan gafil olmaktır. Kumaş, para ölçüp tartarak ticaret etmek ve kadın, dünya değildir. Tekrar buraya okuyorum. Dünya nedir? Allâh’tan gafil olmaktır. Kumaş, para ölçüp tartarak ticaret yapmak ve kadın, dünya değildir. Din yolunda sarf etmek üzere kazandığın mala, Peygamber ne güzel mal demiştir.
Demek ki gaflet neymiş? Allâh’ı unutmakmış. Yoksa bir kimsenin çoluğunu, çocuğunu, kendini geçindirebilmesi için, bu dünya hayatında kimseye el uç açmadan, hayata devam ettirebilmesi için çalışmak, para kazanmak, ticaret yapmak veya herhangi bir yerde çalışmak gaflet değilmiş demek ki. Gaflet ana teması o zaman ne? Allâh’tan uzak olmak, Allâh’la bağını kesmek, Allâh’la aranda perde oluşması. bir kısım zaman zaman Sufilerin yanıldıkları yer burası olmuş. Onlar dünyayı terk edeceğiz derlerken, insanlara el uç açmışlar, dilencilik yapmışlar. Hatta dilenmeyi de nefis terbiyesi adı altında yapmışlar. Bir gün çünkü Ulu Cami’de yaslı namazını kıldım, çıktım orada dışarı, birisi beni sakallı görünce Hacı Efendi bir saniye dedi bana, buyur dedim ondan sonra.
Allâh için bana bir şeyler ver, ben şeyhim beni seyahate çıkardı dedi. Onun sakalıyla dilenmesi çok zoruma gitti. Dedim dinin neresinde var dilenmek? Beni dedi şeyhim seyahate çıkardı. Dedim bak benim şeyhimin şeyhi seyahate çıkmış. Üstad onu seyahate çıkarmış. Ama ona demiş ki asla hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksin. Verirlerse yiyeceksin, yatacak yer gösterirlerse yatacaksın. Bir bineye bindirirlerse bineceksin. Asla hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksin demiş dedim. Bu durdu, bak dedim bir üstat, bir müridini seyahate çıkarabilir. Ama onu dedim dilendirmez. Sen dedim yanlış bir yoldasın. ben sana çok dua ederim de bana bir şeyler ver de. Nerede senin şeyhin dedim, Samsun’da dedi. Döndürdüm bunun omuzlarından tüptüm Samsun’a.
Şimdi de ki dedim efendim ben açım, beni doyur. Bu böyle baktı şimdi tuhaf tuhaf. Dedim bunu söyle, dilenme dedim. Dilenmek yok İslam’dadır. Dedim asla bunu dedim. Hele sufilikte dedim halini arz etmek bile yok. Sufi halini arz etmez. Açtır, çorba içmiştir, dudanda kürdan vardır et yemiş gibi. Ben açım demek yok sufilikte. Bir şeye ihtiyacın olduğunu beyan etmek yok başkasının yanında. Bu gaflet o kimse Allâh’tan uzak çünkü. O Allâh’tan uzak. Ne yapacak o? Allâh’la buğunu kuvvetlendirecek. E şimdi gaflet o zaman ne oldu? Allâh’tan uzaklaşan insanlar için geçerli oldu.
Akıllı Kimsenin Vasfı — Nûr 37 ve Ticârette Allâh’ı Unutmamak
Akıllılık, uyanıklık bu dünya için afettir. Bir insanın akıllı olması nedir? O akıl sahipleri ki Allâh’a iman ederler. O akıl sahipleri Kur’ân ve Sünnet’e tabi olurlar. O akıl sahipleri Kur’ân ve Sünnet’e tabi olur. O zaman akıl sahibi kimler? Nur Suresi âyet 37. Onlar öyle kişilerdir ki onların ne bir ticaret ne bir alışveriş. Onlar Allâh’ı zikretmekten, namazı dost doğru kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyar. Onlar kalplerin ve gözlerin ters döneceği o günden korkarlar. O zaman akıllı kimse kimmiş? Onlar öyle kimselermiş ki bu dünyadaki ne bir ticaret ne bir alışveriş onları Allâh’ı zikretmekten alıkoymazmış. Akıllı kimse odur ki hem ticaretini yapar hem alışverişini yapar hem de Allâh’ı zikretmekten geri kalmaz.
Akıllı kimse odur hem evlenir evlat sahibi olur hem de mal sahibi olur ama Allâh’ı zikretmekten geri durmaz. O müminler ki akıllıdırlar. Akıllı kimse dünyayı terk etmez, dünya sevgisini terk eder. O akıllı kimse ben evladımı sevmiyorum da demez. Evladını sever Allâh için sever, eşini sever Allâh için sever, arkadaşını sever Allâh için sever, şeyhini sever Allâh için sever. Allâh için sever. O gözünün gördüğü her şeyi sever ama sevgisi Allâh içindir. O sevdikleri onu Allâh’ın zikrinden geri döndürmez. O sevdiklerinden dolayı Allâh’ın zikrini terk etmez. O zaman bize bu dünyanın sevgisi yasak edildi. Dünya yasaklanmadı bize. Çünkü Müslüman ne diyor? Onlar öyle kişilerdir ki onlar ne yaparlarmış?
Dosdoğru namaz kılarlarmış. Ve Allâh’ı dosdoğru zikrederlermiş ve aynı zamanda da zekat verirlermiş. Dünyanın sevgisi, alışverişin sevgisi onları zekat vermekten geri durmaz, durdurmaz. Zekat vermek zenginye mahsus bir şeydir. Zenginye ait zekat. Ve bütün Müslümanlara zekat farzdır. Bu şudur. Müslümanlar zekat verebilecek zenginliğe ulaşmak zorundadırlar. İslam tembelliği reddeder. Bir Müslüman dilenci noktasında durmaz. Hatta daha ileri hadîs-i şerife göre o Müslümanın rızkı kılıcının ucundadır. cihattır. Çünkü en hayırlı mal, en hayırlı kazanç cihattır birinci derecede. İkincisi de cihattır. Kazanç cihattır birinci derecede. İkincisi de ticarettir. Üçüncüsünde sanattır. Dördüncüsünde ziraattır.
Beşincisi hayvancılıktır. Altıncısı kiradır. Gelir açısından fazilet noktasında. En faziletli birinci derecede cihattan kazanılan ganimetlerdir.
Cihâdın Terki — Müslümanların İzzet, Şeref ve Topraklarının Kaybı
Müslümanlar ne zaman cihadı bıraktılar, batılıların elinde köle oldular. Kafirlerin elinde oyuncak oldular. Cihadı terk ettikleri için. Cihadı terk ettikleri için namuslarının bir kıymeti kalmadı. Cihadı terk ettikleri için topraklarının bir kıymeti kalmadı. Cihadı terk ettikleri için kanlarının bir kıymeti kalmadı. Cihadı terk ettikleri için Müslümanların izzet ve şerefleri kıymet olarak kalmadı. Biz kendi kendimize izzetten şereften bahsediyoruz. Kendi kendimize bahsediyoruz. Bir batılı nezdinde, bir kafir nezdinde bizim izzet ve şerefimiz yok. Diledikleri zaman, diledikleri yerde soykırım yapıyorlar, katliam yapıyorlar. Ve bütün İslam dünyası bunu seyrediyor. Ve İslam dünyasının bu izzet ve şerefine dokunmuyor.
Dün Bosna’da yaptılar bunu. Hala da Bosna’da kayıp Bosnalı Müslümanlar var. Hala da bulunmamış. Öldü mü, ölmedi mi? Kayıp, nüfustan düşülmemiş. Muhakkak ki onlar cihatta şehit oldular. Ama nüfustan dahi düşünmemiş. Bosna’da bakın, Bosna’da yaklaşık son daha sayı tamamlanmadı. O günün sayısıyla 20 binin üzerinde sadece Sibrenizka’da 9000 kusur kişi var. 20 binin üzerinde şehit var. Ve tecavüze uğramış kadınlar, tecavüze uğramış kızlar var. Ve bunların hesabı görülmedi. Hesabı görülmemiş bir Bosna katliamı var. Hesabı görülmemiş. Hesabı görülmemiş bir Afganistan katliamı var. Hesabı görülmemiş bir Irak katliamı var. Hesabı görülmemiş Suriye katliamı var. Ve 40 yıldan beri devam eden, 50 yıldan beri devam eden, daha ileri 100 yıldan beri devam eden, daha ileri 120-130 yıldan beri devam eden bir Filistin katliamı var.
Bunun da hesabı görülmüş değil. Kuzey Afrika’yı ve Afrika’yı saymıyorum, Doğu Türkistan’ı saymıyorum. Rus bölgelerinde çekilen eziyetleri yapılan katliamları saymıyorum. Ve dünya üzerine Müslümanlar 200 yıldan beri ne yazık ki izzet ve şereflerini kaybetmiş vaziyetteler.
Hesabı Görülmemiş Katliâmlar — Bosna, Afgan, Irak, Suriye, Filistin
Bu cihadı terk ettiklerinden dolayı, artık Müslümanlar akıllarını terk ettiler. Akıllı değiller. Müslümanlar heva ve heveslerine uydular. Müslümanlar heva ve heveslerini ilahlaştırdılar. Müslümanlar kendi nefislerinin derdine düştü. Dünyalık derdine düştü. Müslümanların karacumasını biz mübarek cuma yaptık. Batılıların alışverişte karacuma diye nitelendirdiklerini, biz getirdik burada mübarek cuma indirimleri oldu. Bizde böyle oldu. Biz onları dahi uyarken kendi nefsimize uyarladık. Batı’nın o alışveriş çılgınlığını, kapitalist sistemin o alışveriş çılgınlığını aldık, getirdik, içimize yerleştirdik. Hepimizin şimdi beşer, onar, yirmişer tane gömleği, beşer, onar, yirmişer tane kazığı, beşer, onar, yirmişer tane pantolonu, ceketi, osu busu var, biz hala da alacağız diye uğraşıyoruz.
Ve Müslümanlar bu manada izzet ve şereflerini kaybettiler. Ve akıllılığı kaybettiler çünkü asıl akıllılık Kur’ân ve Sünnet’e tabi olma. Ona sahip çıkmaydı. Asıl akıllılık haramlardan uzak durmaydı. Biz o akıllılığı terk ettik. Ve Hz. Piri diyor ki, akıllılık, uyanıklık bu dünya için afettir. Evet siz uyanık olursanız, o zaman dünyayı idare etmek isteyenler, dünyayı ütmek isteyenler, sömürmek isteyenler için afetsiniz. hep Allâh’a yettiler ya bir lokma bir hırka diye. Benim ilk dervişlik yıllarımda siz bir hırkası bir lokmacısınız. Keşke Müslümanlar bir hırka bir lokmada kalsaydı. Bu tüketim israf çılgınlığına bulaşmamış olsaydı. Keşke Müslümanlar bir lokma bir hırka felsefesinde durup da teknolojide ilerleseydi.
Silah yapımında ilerleseydi. Savaş alet, araç ve gereçlerinde ilerleseydi. Keşke Müslümanlar bir lokma bir hırka yapsalardı da araba üretselerdi, tank üretselerdi, uçak üretselerdi, ticaret üretselerdi, fabrika kursalardı. Ama Müslümanlar onu da yapmadılar. Tabii bizde de şöyle bir şey var ya, hep dış düşman var. İç ve dış düşmanlar. Ya bu içimizdeki düşmanları devlet tespit etsin. Boğalım hepsini de ya. Tükürükle boğalım. İç düşman kimse, desin ya iç düşmanlar şunlar bizim yükselmemizi, bizim teknolojide ileri gitmemizi, iç düşman şunlar desin, biz boğalım ya bunlar yeter ben 63 yaşındayım. 50 yıldan beri bunu dinliyorum ya. Bir türlü bu iç düşmanı halledemedik biz kimse. Dış düşmansa da kimse söylesin.
Öyle ya. Yunanistan mı, Bulgaristan mı, komşu olarak İran mı, Irak mı, Suriye mi?
İç Düşman ve Karacuma Çelişkisi — Kapitalist Tüketim ve Mübârek Cuma
Kim bu? Rusya mı, Azerbaycan mı? Kim dış düşman? NATO ise biz içindeyiz. Asıl düşman o da onu söyleyemiyor hiç kimse. Asıl düşman batı söyleyemiyor hiç kimse. Söyleyin bilelim o da yok Allâh bizi affetsin. O yüzden akıllılık dünya için afettir. Gaflet içe dünya için, dünyanın direği hükmündedir. Çünkü gaflette olanlar ancak dünyayı mamur ederler. Akıllılık o alemdendir. Galip gelirse bu alem alçalır. Akıllılık, maneviyattan gelir, ötelerden gelir, Kur’ân, Sünnet’ten gelir. Ve o alem ifadesi, manevi bir alemi işaret eder. dünya ile alakalı değildir bu. Onun tecelliyatı dünyadır ama dünya ile alakalı değildir. Maneviyat bu manada şahısların üzerinden dünyaya tecelli eder. Şahısların üzerinden.
Maneviyat taşa toprağa tecelli etmez gerekirse eder ama öyle değildir. O zaman buradaki maneviyattan kasıt, kişilerin üzerine manevi tecellilerdir. Öyle olunca o ilahi tecellilere mazhar olan kimseler, bu aleme çok kıymet vermezler. Çünkü manevi alem ile haşır neşir olduklarından dolayı, dünyavi alem ile, onlar sevgi noktasında haşır neşir olmazlar. Öyle olunca da dünya onların peşinden koşar. Aldatmak için koşar. Aldatmak için koşar. Kandırmak için koşar. Kendine döndürmek için koşar. Dünya onların, yalvarır onlara. Bazen dervişler böyle rüya anlatırlar, yazıyorlar bana. işte rüyalarda genelde kadın suretinde görünür. Erkeklere dünya, kadınlara da erkek suretinde görünür. Peşinden koşar onun.
O kimse biraz yönünü maneviyata döndürdü mü, dünya peşinden koşar. Hemen önüne şeytan bir sürü vesveseler getirir. Dünyalığını kaybedeceksin, iflas edeceksin, şunu yapacaksın, bunu yapacaksın, perişan olacaksın, çoluğun çocuğun seni terk edecek falan. Bunlar normalde nedir? O dünyayla alakalı vesveselerdir. Allâh muhâfaza eylesin. Akıllılık galip gelirse bir kimsede, Kur’ân’a, Sünnet’e bağlılık, manevi âleme bağlılık galip gelirse, o kimsede, dünyayı olarak, dünyayı olarak düşünceler alçalır. Aşağı iner. O bitmez. Ama aşağı iner. O yüzden, burada bizim Sufi anlayışımızda dengede götürülmesi gerekir. Bizim Sufilik anlayışımız hem maneviyatı hem de dünyayı dengede götürmektir. Dünyayı dengede götürmek, dünyayı sevmek, aşık olmak değildir.
Biz bu manada dünyayı terk etmeyiz. Neyse işimiz, işimizi yaparız. Çoluğumuzu, çocuğumuzu etrafımıza faydalı olmayan birisiyle çalışırız. Çünkü sizin en faydalanınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Çocuklarınızı harcadığınız sadakadandır. Eşlerinizi harcadığınız sadakadandır. Bir kadının kocasına yemek pişirmesi sadakadır. Bir erkeğin evine bakması, yiyecek içecek getirmesi sadakadır. Bir babanın çoluğuna, çocuğuna harcadığı her şey sadakadır. Sadakadır. Hatta bir kimse cömertlik yapacağı zaman önce eş ve çocuklarından başlar. Birinci derecede cömertlik bir kimsenin eş ve çocuklarınadır. Ondan sonra yakın akrabalarına ve arkadaşlarınadır. Böyle olunca, biz çoluğumuzu, çocuğumuzu, yakın dairemizi cömert davranırız.
Cömertlik çünkü eşinden ve çocuklarından başlar. Cömertlik arkadaşlarına, dostlarından başlar. Nefis, insana eş ve çocuğuna cömertlik yaptırmaz, gider dışarıdan dıdımın dıdısına cömertlik yaptırır. Bir de böyle gösterişe de girdi ise o kimse, bak Mustafa filancı yere de yardım ediyor.
Riyâ ve Gösteriş Sûfîliği — Zekât Yazıp Köyüne Yollama Hilekârlığı
Falan. Oooo. Veya Sülale de filancıya da yardım etmiş. Oooo. Tamam. Mustafa’ya alkışlayacaklar ya, Sülale el pençe ona divan duracak. Kim geliyor? Mustafa Özba geliyor. Filancıya da yardım etmiş, fişmancıya da yardım etmiş. Biz böyle gösteriş bizde, şatahat bizde, bizim böyle dürtükler bizi. Adam yazıyor ya, filancanın zekatıdır. Kendi köyüne göndermiş. Zekat dağıtıyor ya arkadaş. Bursa’dan tek sürücü arkadaş, köyden çıkmış çobanlık yaparken, çobanlık yaptığı köye zekat gönderiyor. Tırın önüne de yazdırmış. Filancanın zekatıdır. Köye gidiyor. Anadolu ya. Bu yok İslam’da. Sen zekatı dağıtıyorsun, sen zekatını dağıtırken hiç kimseye haber vermeden dağıtacaksın. Hazret-i Hasan efendimiz gece dağıtırdı sadakaları.
Sırtını alır gece dağıtım yapardı. Birisi öyle dedi, ya neden gece dağıtıyorsunuz, gündüz dağıtsanız da herkes görse olmaz mı dedi bize. Ben dedim Hazret-i Hasan efendimiz gece dağıtırmış. Biz onun yaptığı yoldan yürüyelim, biz onun yaptığı yoldan yürüyoruz dedim. Kimse görmesin yaptığımızı dedim. o yardımı alan ailenin de gururunu düşüncen, onu da düşüncen, etraftaki komşulara ona filanca vakıf yardım ediyor, dedirttirmeyecen. Bizim Allâh razı olsun kardeşler bu konuda çok titizler. Giderler kapının önüne bırakırlar, zili çalarlar giderler. Bu kadar. Şimdi bu aslında çok eski bir adet, gelenek, örf, kültürdür. Bizim medeniyetimiz budur. Biz fukaranın fukaralığını yüzüne çarpmayız. Böyle bir şey yoktur.
İslam medeniyeti budur. Ona senin yardım ettiğini hiç kimse bilmez. Bitti. İslam medeniyetidir bu. E tabi bunları biz kaybettik. Allâh bizi affetsin. bizim sufilik anlayışımızda akıllı kimse dünyasını da ahiretini de ölçülü götürür. Ben o yüzden sorarım arada boş çalışmayan kimse var mı diye. Neden? Çalışacaksın kardeşim. Benim hiç hoşuma gitmeyen esnaf, saat dokuzda dükkan açan, dokuz buçukta dükkan açanır. İsterse ağzınla kuş tutsun bana o. Esnaf mısın kardeşim? Esnafsın. Sen erkenden dükkanı açacaksın. Orada herkesten önce açacaksın sen. Sufi misin? Evet. Bu yolun adabına, erkanına uyacaksın. Erkenden gideceksin dükkanını açacaksın. Fabrikada mı çalışıyorsun? Evet. Sen geç kalmayacaksın işine.
Sen mesai’den kaytar mıcaksın. Sen memur musun? Evet. Mesai’den kaytar mıcaksın sen. Herkes kaytarıyormuş. Sen kaytar mıcan kardeşim. Sen kazancına haram bulaştırmayacaksın. Sen resmi dairede mi çalışıyon? Evet. Sen rüşvet yiyemeyeceksin. Senin etrafındaki herkes yiyebilir. Bir mahanesini bulabilir yiyebilir. Sen yemeyeceksin. Sen bu imzayı ben 3000 liraya karşılığında 5000 liraya karşılığında atıyom demicek.
Sûfînin Disiplini — Esnâf, Memur, Çiftçi ve Evinin Edebi
Diyorsan senin bu yolla işin yok canım kardeşim. Senin bu yolla işin yok. Tarımla uğraşıyorsun değil mi? Evet. Sen bahçeni kazacaksın. Tarla sürüceksin. Gürtü atacaksa gübreni atacaksın. Sen bir ağaç nasıl meyve vermesi gerekiyorsa senin ağacın diğerlerinden fazla vermeli. Sen öyle bakım yapmalısın. Öyle üzerinde titizlikte durmalısın. Sufi dünyasında da ahiretinde de disiplinlidir. Sufi evinde de disiplinlidir. Evine bir şey lazım evine bakar. Evini çiçek gibi yapar. Evlerinde erkek de. Evleri çiçek gibidir. Evleri misgamber kokar. Sufinin evi. Sufinin evinde pislik kokmaz. Başka kokular yoktur. Huzur vardır Sufinin evinde. Sufinin vücudu ekşi ekşi kokmaz. Ter kokmaz. Vücudu tertemizdir onun.
Vücudu temizlenmesi gereken yerler temizlenmiştir. Duşunu almıştır. Düp düzgün kokar sufi. Kadını da erkeği de. Sufi her şeyde titiz ve temizdir. Ve disiplinlidir. Bu ben sufim, dünya ile işim yok, saç sakal karışık. Öyle sufilik yoktur. Bizim yolumuzda sufi dilenci gibi de giyinmez. Çok kıyafetin olması şart değil. Temiz giyinirsin, tertipli giyinirsin, düzenli giyinirsin. Sen dişlerin bakımsız, saçın sakalın bakımsız, senin vücudun bakımsız, üstün başın bakımsız. Öyle sufilik yok. Hırpane bir sufilik yok. Saçı başı dağılmış, kıyafetleri dağılmış. Böyle bir sufilik yok. Bizim yolumuz hem dünyayı hem de ahireti dengede götürmektir. O dengeyi kurmak zorundadır sufi. Ancak akıllı insanlar o dengeyi kurarlar.
Akıllı insan. O akıllı insan evinde dengeyi kurar, işinde dengeyi kurar, dergahta dengeyi kurar. Ailesine zaman ayırır, çocuklarına zaman ayırır, dergağına da zaman ayırır, annesine babasına da zaman ayırır, etrafına da zaman ayırır. Dengeli götürür. Dengeli. O yüzden bizim için denge önemli bir meseledir. Sufinin dengesi yoksa, onun sufili de düzgün değildir. Bir gün dersi çeker, iki gün çekmez, beş gün çeker, üç gün bırakır. Dengesiz. O istikrarı yok onda. Doğru değil. Sufi dengelidir. Bir şeyi yıpratmaz. Yıpratmamak için özen gösterir. Özen gösterir. Lütfi kardeş bizim derviş abimiz, götüreyim arabanın bir tarafını tık tık yaptırayım, nasıl olsa iki tık tıktan para almaz. İyi gittin bir sefer para almadı.
Şimdi o yol yapıyor. İkinciye bir daha gidiyor. Gene iki tık tık yaptıracak, gene iki pıt pıt yaptıracak. Yol yapıyor ya şimdi o. Sufilik bu değil kardeşim. Bu değil. Denge. Sen onu istismar ediyorsun. İstismar ediyorsun. İstismar etme. Sufi her şeyini dengede götürür. Her şeyini. Akıllıdır çünkü. böyle akıllı olunca, o öte alemden geliyor o akıllılık. Ve öte alemden geldiği için denge kuruyor. O artık öteyle burasını dengelemiş. ben bazen derim ya, orası da burası da aynı. sen her an için manevi düşün. Ve dünyaya da manevi bak.
Sûfînin Dengesi — Maneviyâtla Dünyâlığın Birlikte Yürütülmesi
O zaman dünyaya da manevi bakınca, Sen haksızlık etme, uğursuzluk etme, sen yanlış işlere girişme, evet başkasının hakkına tecavüz etme, sen akıllı insanlardan ol. Allâh bizi onlardan eylesin. O yüzden, o bir kimsenin kalbi, aklıyla, dünyevi aklı, dengeli yürümesi lazım. Eğer o denge olmazsa, o zaman o kimsenin yolu ne yazık ki şaşırır. Allâh’ıma fazla eylesin. Akıllılık güneştir, hırs ise buzdur. Akıllılık güneştir, hırs ise buzdur. Buz güneşi görünce ne olur? Erir gider. Su olur. Hatta buharlaşır gider. O zaman, güneşe baktığımızda, güneş aynı zamanda ne yapar? Aydınlatır. Aynı zamanda ısıtır. Aynı zamanda bütün bitkiler, meyveler, tabiat, güneş ışınlarıyla canlanır. Meyveler olgunlaşır, sebzeler olgunlaşır.
Güneş olmazsa, bir şeyin olgunlaşır. Güneş olmazsa, bir şeyin olgunlaşması çok zor olur. Bakın çok zor olur. Ben kendim yaşıyorum bunu. Tarasta bir şeyler ekiyorum kendimce. Olmuyor. Tabi bizim İydirlilere göre de, her şey güneş görmüyor diye geliyor. Muhtar bakıyor. Güneş görmüyor ya, ondan böyle oluyor diyor. Yani. Bahane hazır. Bizim Fatih diyor, tamam. Pes ettim ben de, artık bir dahaki seneye bir şey ekmeyeceğim ben. En son Fatih Limon Ağaçları da dedi ki, dedim bu limonlar limon vermiyor, kaç yıldan beri dedim ben. Olsun yeşillik olarak burada dursun dedi. limonu da vermeyecek onlar. Ama kökle de demiyor. Kökle dese yerine bir şey isteyeceğim ya ben. Neye ekelim diyeceğim, yine bunların başına dert olacağım.
Bunların başına salça olacağım gene. Olmayacak gene. En iyisi onlar çözümü buldular. Dediler ki, bunlar yeşillik olarak burada dursun. Hem dediler, karşı pencerelere de engel oluyor. Ondan sonra, e tamam yeşillik olarak duruyor. Bir şey gelmiyor. Neden? Güneş görmüyor. İyi inandık tamam. Güneş görmüyor. Tabi bende ki hırsı bilmiyorlar onlar. Ben tabi Şaban’a bir gün diyeceğim, sök bunun üstünü. Gören cam koyu üstüne diyeceğim. O zaman ne diyecekler? Onu bilmiyorum tabi. Bir de diyorum yaşım 63. Mustafa Özbağ, ölcen gitcen hala da hırs etme diyorum. Ondan sonra boş ver diyorum, yiyeceksin iki tane domates diyorum. Ama hiç şey yok. hemen domatesi getiriyorlar, biberi getiriyorlar. Orada bir küçük yer var ya uzakta.
Onu da girişte yasak zaten köye. Bilmiyorum artık nerede muhtar. El kaldır muhtar. Başına ne gelecek bilmiyorum artık. bir Mehmet kesilebilir senin başına. Şimdi güneş olgunlaştırıyor ya bütün meyveyi sebzeyi. Güneş akıllılıktır. Güneş ilahi rahmettir. Güneş ilmi ilahiden gelen kalibi ilimdir. Öyle olunca o güneş gibidir. Hırs dediğimiz şeyi o durdurur. Yoksa insandaki hırs bitmez. Hırs yok olmaz. Eğer bir kimsenin hırsı aşağılardaysa bunu da unutmayın. Bir not alın kendinize. Kişilik analizi. Bir kimsenin hırsı yoksa uzak durun. Onunla arkadaşlık etmeyin. Tuhaf size. Sebep o kimsenin hırsı olmadığından dolayı tembeldir. Hırsı olmalı ki bir yerlere ulaşmak için çaba göstermedi. O hırs yönlendirilebilir bir hırs olacak. onu o hırsı akıllılığa yönlendireceğiz.
O hırsı doğru noktada yürümeye yönlendireceğiz.
Selâhaddîn Eyyûbî’nin Tebessüm Etmemesi — Ümmetin Kayıp Hırsı
O hırsı mesela Kur’ân ve Sünnet yolunda çalışmaya yönlendireceğiz. O hırsı helaldan kazanmaya yönlendireceğiz. O hırsı o hırsı. O hırsı helaldan kazanmaya yönlendireceğiz. O hırsı okulu bitirmeye yönlendireceğiz. O hırsı üniversiteye okumaya yönlendireceğiz. O hırsı bir kimse bir iş yapıyor o başarıya yönlendireceğiz. O kimsede o hırsı olmalı. Bir kimsenin hırsı yoksa başarısızdır o. Başarısız. Sen bu sene blancho yaptın. Ne kadar kârla kapattın? Yüzde 20 ile. Sen bir dahaki sene yüzde 25’i, yüzde 30’u, yüzde 40’ı hedeflemen lazım. Sen bu sene zakirsin. Bulunduğun yerde kaç kişi ile ders yaptın? 50 kişi ile. Bir dahaki seneye 100 kişi ile yapman lazım dersi. Sen bir mahallede ders yapıyorsun.
Bir dahaki seneye iki mahallede, üç mahallede ders yapman lazım. Sen bu sene kaç kişiye dervişliğine sebep oldun? 5 kişiye, seneye 50 kişi ile olman lazım. Sende bu yoksa sen yerinde sayıyorsun. Yerinde sayıyorsun. Ticaret yapıyorsun. Bu sene ne kadar? Bir milyon dolarlık iş yapmışsın. Bir dahaki seneye bir buçuk milyon dolara gözünü dikcen. Ben bu yıl kaç il yapmışım? 6 il yapmışım, 7 il yapmışım. Bir dahaki sene ben onu 10 ile çıkarmam lazım. Ben turu kaç ayda bitiriyorum? 4 ayda. Bir dahaki yıla 6 ayda bitirmem lazım. Çoğaltmam lazım. Çoğaltmam lazım. Bu manevi hırs. Bu şeyh olma hırsı değil. Kur’ân ve sünnet yolunda daha fazla insana hitap etme. Daha fazla insana ulaşma. Bir kişi daha fazla Allâh desin.
Bir kişi daha fazla Allâh desin. Allâh’ı tanısın. Allâh’ı bilsin. Bir kişi daha cehennemin çukurundan kurtaralım. Allâh’ın izniyle. Bir kişi daha şeytanın midesinden çıkaralım. Allâh’ın izniyle. Bu hırs olması lazım o kimsede. Bu İslam dünyası bu hırsını kaybetti. 9 milyonluk Yahudi, İslam dünyasının içinden geldi. Bu hırsı kaybetti. Bu hırsı kaybetti. İslam dünyasının içinden geçiyor. Biz koca 85 milyonluk Türkiye’yiz. Yakında bize saldıracak diyoruz. O bize saldırmadan biz onun boğazını sıkmayı düşünmüyoruz. Selahattin Eyyubi hiç gülmezmiş ya. Dayanamamış veziri. Demiş ki, efendim hiç gülmüyorsunuz. Halk bu yüzden sizden şikayetçi demiş. Eee tarafınızdakiler demiş. Siz demiş tebessüm etmiyorsunuz hiç.
Efendim siz de ne yapabilirsiniz? Efendim siz de ne yapabilirsiniz? Efendim siz de ne yapabilirsiniz? Efendim siz de ne yapabilirsiniz? Siz demiş tebessüm etmiyorsunuz hiç. Dönmüş. Demiş Kudüs, gavurlarının elinde işgal altındayken. Bizde tebessüm etmek demiş. Arr gelir. Onda o şuur olduğu için Kudüs Fatih oldu. Bizde o şuur yok. Bizde o hırs da yok. birileri işgal etmeye kalksa bunlar bizi daha iyi idare edebilirler deyip biz teslim bile olabiliriz. birileri Kurtuluş Savaşı’ndan önce İngiliz mandası olmayı kabul etmişler ya. İsmet İnni’ni. Kimisi Amerikan mandasını istemiş. Kimisi İngiliz mandasını istemiş. İstemişler. Şimdi bunlar bizim içimizde yok değil. Osmanlı’daki Sebateistler duruyor içimizde.
Osmanlı’daki Rumlar duruyor içimizde. Osmanlı’dan kalan Ermeniler duruyor içimizde. Osmanlı’dan kalan Yahudiler duruyor içimizde. İçimizde. Bizim vatandaşımız onlar. Bu toprakların insanları. Dost değiller. Dedem anlattığı Efe Dedem. Yunan İzmir’e çıktığında İzmir’deki Rumlar ve bir kısım yerel İzmirliler. Yunanlılar İzmir’e çıkınca güllerle karşılamışlar. Bayındır’da da yerel Rumlar varmış. Onlar da hazırlık yapmışlar. böyle çelenkler güller filan. Tabi Dedemler baskın basanındır. Doğutmuşlar. Sonra Yunan askeri Bayındır’a istasyona inince. Bazı yerli Rumlar onları karşılamış. Dedeme dedim ne yaptınız sonra siz. siz ne yaptınız. Hepsini bertaraf ettik dedi. Teker teker dedi. Dedem buradan Rumlar Bayındır’dan dedim kaçmadılar mı?
Kaçacak Rum kalmamıştı o zaman dedi. Bayındır’dan kaçacak Rum bırakmamışlardı. Onları böyle bertaraf etmişler. Dedem Yunan askerleri dedi. Kış dalarından çıkamadılar dedi. O dedi karakol binasından çıkamadılar dedi. Haber aldığımızda dedi. Çıktıkları anda dışarıda tepelledik dedi. Onlara kim ekmek sattı Bayındır’dan? Kim et sattı? Kim şeker sattı? Kim pirinç sattı? Kim bulgur sattı? Yerel halktan? Dedem onlara karşı düşmandı zaten bir kısmını halletmişler. Dedeme birisinden bir şey bahsetsinler. Diyelim ki bir yerden bir kız alıyorlar değil mi? Muhabbet annenem teyzemler falan böyle muhabbet ediyorlar. Filancanın fişmancasını fişmanca istemişler. Kim o? Soruyor şimdi. Filancanın fişmancasının kızını istiyorlar.
Dedem duruyor. Bir müddet düşünüyor. Eşek yaratılar. Dediği zaman o kızda bir sıkıntı var kızın ailesinde. Bana söylerdi başka kimseye değil. Sonra derdim dede bunlarda ne var? Oğlum onun amcaları vardı. Yunan buradayken onlara buğday sattı. Ese onun oldu. Sonra biz onu sıkıştırdık. şu oldu bu oldu filan. Ama o buğday sattı ya onun amcası. Dedem onu komple silip atıyor sülaleyi. filanca efe diyorlar ya soruyorum dedeme filanca. Ne efesi? Çalı efesi o. Yakçadık biz onu dağda. Yakçadık biz onu dağda. Kaçtı elimizden. Çalı efesi. Dağda yakacaklarmış onun kaçmış ellerinden. Sebep o böyle efeliğe yakışmayacak hareket etmiş. Akıllılık Kur’ân’dan, Sünnet’ten akıllılık vatan sevgisinden, millet sevgisinden.
Akıllılık Sudur — Suyun Temizleyici, Hayat Verici ve Tevâzu Hikmeti
Akıllılık ümmet sevgisinden doğar gelirse karşısındaki buzu eritir. Yok akıllılık dünyaya karşı hırsı, dünyevi makamlar için, dünyevi mevkiler için her şeyi mübah görmekse o akıllılık değil. O heva ve hevesini ilah edinmemek. Allâh muhâfaza eylesin. Akıllılık sudur bu alem kirdir. Akıl sudur çünkü su her şeyi besler. Su her şeyi temizler. Su her şeyi pah eder. Su her şeyi tertemiz eder. Su insana ve dünya varlığına hayat verir. Akıllılık sudur. Akıllı bir kimse etrafına hayat verendir. Akıllı bir kimse ölüyü diriltendir. Kimdir ölü? Allâh’ın zikrini unutandır. Kimdir ölü? Heva ve hevesini ilah edinendir. Akıllı kimdir? Akıllı kimse Allâh’ı unutmayan, Allâh’ı zikredendir. Akıllı kimse aynı zamanda etrafına da Allâh’ın zikrini öğütleyip onların da dirilmesini sağlayan kimsedir.
Çünkü su gibidir. Su toprağı normalde ben biberi besleyeceğim, domatesi beslemeyeceğim demez. Ben naneye şifayım, maydanozu olmayacağım demez. Su aynı zamanda tevazudur. Su aynı zamanda adı konulmamış kuvvettir. Su aynı zamanda kahahat, kâhat, kâhat ve kâhatle birbirine de bir şey söylemez. Su aynı zamanda kuvvettir. Su aynı zamanda kahar ismi şerifini içinde saklar. Su aynı zamanda rahmet ismi şerifini içinde saklar. O zaman su bu manada hayat veren, temizleyendir. Kullanıldığı yere göre, kullanıldığı yere göre işlevini yerine getirendir. su başlı başına hikmettir. Yıkılacak yeri yıkar, yapılacak olan yeri yapar. Delincek olan yeri deler. Suyu tıp damlatın mermeri deler. Su tıp damlatın çeliyi deler.
Su demiri çelik yapandır. Su aynı zamanda çeliyi demire çevirendir. O zaman su nedir? Akıllılıktır. Akıllı kimse etrafına hayat veren kimsedir. Akıllı kimse etrafını temizleyen insandır. onun temizliğine sebep olur. Su bu manada nedir? Tahirdir. Kokusu rengi bozulmadıysa su mükemmeldir. Kokusu bozulmuş su gibi kokmuyor. İnsanlar vardır kokuları bozuktur. Su gibi kokmuyordur. O etrafını temizlemez. O kokar sudur. Hiçbir şey yapılmaz onunla. Onun içindeki necaset fazlalaşmıştır. Onunla abdest alınmaz. Onunla kusledilmez. Onunla da patlıcan biber sulanmaz. Çünkü necasettir. O zaman suyun rengi kendine az renktir. İçine giren kabının rengini alır su. Aslında su renksizdir. Akıllı kimse renksizdir.
Onun için milliyet, ırk, insanların acem, türk, boşnak, arnavut, pomak olması değil. Onun için mümin, insanın insan olması önemlidir. Akıllı kimse odur. O akıllı kimse su gibidir. Su tadında su. İçtikçe içesin gelir. Yıkandıkça yıkanasın gelir. Yıkandıkça yıkanasın gelir. Susuz hayat olmaz derler ya. Akıllı insanlar etrafınızda olmazsa siz doğru bir hayat yaşamazsınız. Akıllı kimse senin dostundur. Düştüğün yerde tutar. Akıllı kimse senin dostundur. Sana nasihat eder. Senin doğru olmayanını sana nasihat ederekten tebliğ eder. Akıllı kimse seni normalde Allâh yoluna götürür. Akıllı kimse seni Resûlullâh yoluna götürür. Akıllı kimse seni dost doğru yolda yürütmeye çalışır. O kimse su gibidir. Onsuz hayat olmaz.
Onsuz hayat olmaz. Dünyada hırs ve haset tükremezsin diye o alemden akıllılık ancak sızar, sızıntı haline gelir.
Manevî Âlemden Sızıntı — Velîlerin Akıllılığının Süreklî Akışı
Bu dünyayı hırslar, bu dünyayı hasetler, bu dünyayı normalde sıkıntılar böyle iyice dünyaya hakim olmasın, iyice dünya hırsı, dünyaya tapınma, normalde iyice insanlar alıp götürmesin diye manevi alemden akıllılar ve akıllılık yavaş yavaş hiç eksik olmaz. Peygamberler vefat etti. Son Peygamber Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem de vefat etti. Bir daha Peygamber, Nebi, Resul herhangi bir kimse gelmeyecek. Ama Peygamber varisi olan veliler, mürşidler bunlar eksik olmayacak. Alemler eksik olmayacak. Tabii bu veliler, mürşidler, alem derken ahir zaman alemlerinin şeyhlerini kastetmiyor. Onlar ayrı bir kategori. Gerçekten manevi olarak icazetli, manevi olarak mürşidliği kesin sahih olan ve alimliği gerçekten sahih alim olan, ahir zaman alimi olmayan, böyle normalde tam bir Kur’ân ve Sünnet’i anlatmayan, korkan böyle Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ etmeyen alimler ahir zaman alimi.
Cebini düşünen, makamını düşünen, mevkisini düşünen alimler ahir zaman alimi. Zalim yöneticilerin peşine takılmış, onların elinde oyuncak olmuş olan alimler, şeyhler, bunlar ahir zaman alimi şeyhi. Bunları kastetmiyorum. Gerçek manada Peygamber varisi olan alimler, şeyhler bunlar akıllı insanlar. Bunlar da insanların öteden aldıkları, ilmi ilahiden aldıkları bilgiyi, ilmi etrafına aktaran ve bunlar sızıntı halinde bakın, gürül gürül gelmiyor. Bunlar da etrafındaki insanlara sızıntı halinde anlatırlar. Gürül gürül anlatınca dervişler bir anda bakarsınız meczup olmuş. Kimisi titriyor, kimisi ağzı yüzü bozuluyor, kimisi duvara çarpıyor kendini, kimisi değişik şeyler söylüyor. Bunlar dervişlik değil bunlar.
Derviş dengeyi kurmuş. Kimisi dervişliği geçim aracı yapmış, kafasına bir sarık üstüne bir cübbe şeye nillatıyor. Kimisi zekat toplamaya çıkmış, kapı kapı zekat topluyor. Kimisi dergi satacağım, kitap satacağım diye uğraşıyor. Kimisi bir mücadele görüyor gibi kandırılmış, aldatılmış. Bunlar o değil bizim dediğimiz. Bunlar o manevi alemden işaret alan ve etrafına o işaretleri o işaretleri aktaran kimse. bu böyle hırs, dünyevi tamahlar kükremesin, komple dünyayı zapturat altına almasın diye onlar buna karşılık akıllı bir şekilde ne yaparlar? Bunları tebliğ ederler. Gayb aleminden çok sızarsa bu dünyada ne hüner kalır ne ayıp. normalde öte alemden bu sızıntı fazlalaşırsa buradan gelen o sırlı ilimler, buradan gelen o manevi ilimler bir süzgeçten geçirilmeden insanlara aktarılırsa bir değişim denge kuruyor Hazret-iPir.
Eğer böyle de olursa o zaman diyor ne ayıp kalır ne hırs kalır ne hüner kalır. onlar örneklemek olarak hemen kalbime geleni söyleyeyim. Hazret-iPeygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Ebu Hüreri ile karşılaştı ya bir hurma bahçeliğinde.
Ebû Hüreyre ile «Lâ İlâhe İllallâh» Tebliği — Hz. Resûl’ün Ayakkabısı Delili
Dedi ki ey Ebu Hüreri ilk gördüğüne tebliğ et kim la ilâhe illallah derse cennetlik olur kurtuluşa erer. Ebu Hüreri dedi ki ya Resulallah buna kimse ben söyleyince buna kimse inanmaz ki. Hemen ayakkabılarını çıkardı Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki delil olarak benim ayakkabılarımı göster. Delil olarak benim ayakkabılarımı göster. Hurma bahçelinden dışarı çıktı bakın sahabeler böyle insanlar. Hazret-iÖmer Efendimiz de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerini aramaya çıkmış gece. Çıktı Ebu Hüreri ile karşılaştı. Ebu Hüreri radellahu an Hazretleri emri yerine getirdi. Ey Ömer kim la ilâhe illallah derse kurtuluşa erer o ehli cennettir. Ebu Hüreri radellahını Hazretleri anlatıyor.
Hazret-iÖmer Efendimiz böyle onun göğsüne böyle bir vurmuş sakın bunu kimseye söyleme demiş. Bu kimin sözü? Vallahi Peygamber söyledi diyor bak ayakkabıları delil olarak. Nerede diyor. Allâh Resûlü hurmalın içinde. Hazret-iÖmer Efendimiz de hurmalın içine giriyor. Yok ki ya Resulallah böyle demişsin evet dedim diyor. Kim la ilâhe illallah derse kurtuluşa erer cennetlik olur. Yok ki ya Resulallah bunu insanlar duyarsa kimse namaz kılmaz oruç tutmaz. Hazret-iÖmer Efendimiz de diyor ki ya Ömer la ilâhe illallah diyor cennetin kapısıdır. İbadetler de diyor anahtarıdır. Ama başlangıç böyle değil dikkat edin buraya. Şimdi akıllılık burada o meseleyi şerh ettiriyor. Onu şerh ettirmek de gayetten geliyor. o öyle Hazret-iÖmer Efendimiz’in sözü de küs tahlından değil.
O da ilmi ilahiden meseleyi şerh ettiriyor Cenâb-ı Hak. Peygamberine şerh ettiriyor yine. Hazret-iÖmer Efendimiz’in aklına değil. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemize vahye dayanıyor. O da şerh. Şerh de vahiy. eğer gayet tarafından fitursuz böyle bazı meczup kimseler vardır. Meczup. Bu meczuplardan din öğrenilmez. Böyle sufiler meczup insanları severler. Sufiliğin içerisinde hoş şeylerdir. Hoş şey bunlar lazım mı? Lazım sufiliğin rengidir bunlar. Ben meczupları severim örneğin. Çok da değil böyle. Başıma cebelleş olmasınlar. Bir ara biri gidiyor biri geliyor. Biri gidiyor biri geliyor dedim. Yarabbi ben bunlarla mı uğraşacağım içimden? Benim işim ayrı dedim. Bunların işi ayrı. Hu diyen geliyor hay diyen geliyor.
Gidiyor. Kimisi asasından kimisi bastonundan. Vuruyor dükkanın girişinde asayı göm bütün herkes bakıyor. Sakallı birisi cübbeli girmiş böyle medrese pasajının içine. Hu Allâh’ım geldi birisi. Baharıyor oradan. Şeyh Mustafa efendi Bağdat’tan geliyorum.
Şeyh Müslim Hocaefendi Hâtırası — Ulu Câmi’de Abdülkādir Geylânî’nin Hu Çağrısı
Hazreti Geylan’ın sana selamı var. Hu diyor. Bütün çağrışı bana bakıyor. Utanıyorum. Utancımdan yerin dibine giriyorum. Allâh’ım bu ne diyorum ya? Gidiyor şimdi kocaman cübbel sarık takıyor böyle. Şey değil. Normalde o zamanlar böyle kimse yapmıyor. Sıkı ortalık yıl 90. 91. Millet Şeyh Efendi’yi Ulu Cami’de görünce uzaklaşıyor. Uzaktan böyle selam veriyor. Yanına dahi kimse gelmiyor. Değil mi Hüseyin Ege? Şimdi çok seviyorlar. Esnaflar ya arkadaşlar olur mu olur belli olmasın onunla beraber oldukları. Öyle bir zaman geliyor benim korkum çekintim yok. Geliyor hu, hay, geliyor oturuyor yiyoruz içiyoruz filan. Geylan Hazretleri senin hakkında şunu dedi. Bu böyle oldu, şu şöyle oldu. Bütün çağrışı sinema seyrediyor bizden.
Bir, iki, üç Ulu Cami’de ayrı, dükkanda ayrı. Yok olacak gibi değil dedim ya. Ulu Cami’de ayıp söylemesi kuşluk namazı kılıyorum. Arkadan sesleniyor hu. Dönüp bakmıyorum ben şimdi. Hay bağırıyor şimdi arkadan böyle zikrediyor. Ben dönüp bakmıyorum şimdi. Ne yapsa dönüp bakmıyorum diyorum ki geldi biri daha. En sonunda geliyor şimdi benim tam önüme oturuyor. Yüzün de bana dönüyor. Ben namaz kılıyorum. Öyle bakıyor şimdi. Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve selamun aleyküm. Ben hiç onu görmüyormuş gibi davranıyorum. Bana diyor ki kalk şuradan yedi tane turna’dan yedi tane ortada şey var ya su var ya. Yedi tane diyor, kurna’dan üçer yudum su iç. Her üç yudumda bir. Ne muradın var senin? İyiyet et.
Allâh niyetini verecek dedi. Ben de baktım kalk sen iş dedin. Benim bu dünyada hiçbir niyetim yok dedim. Senin var herhalde dedim. İşini sen o tarafa döndürmüşsün. Kalk dedim hiç. Nasıl? Emrediyorum sana kalk dedim. Göreceğim ben de. Bu şimdi gitti. Üç yudum içiyor. Sana niyet ettim bağırıyor oradan. Kurtuluş yok. Bütün cami bana bakıyor. Cami de görevliler var ya. Orada kapıda duranlar. Şimdi başladılar bana da el pençe durmaya. Ben çıkıyorum. Hocam hayırlı günler. Ya önceden öyle değildiniz. İki tane meczup bağırdı çağırdı. Bunların tavrı da değişti bana. Bir de korkuyorlar onlardan. Birisi öyle dedi. Bir tane Erzurumlu vardı orada. Biraz hafiften iri yarı. Bu kitapçılar medrese pasajına bakan yerde.
Hocam bunlar insana zarar verir mi dedi. Verir dedim. Verir dedim. Gerçekten de verir onlar. Onların şehirleri yok ya. Zarar da verir. Zarar verdiğinin farkına da varmaz. Kalbime ses geldi. Buna bir şaplak patlat der. Tabii. Gelir ona bir şaplak patlatır. O da der ki bir hikmet var bunda. var ya bir şaplak vurdu. Kim diye baktı. Öbür şaplak vurdu. Huu dedi gitti. Tabii. Bir de bağırıyor. Dostları namazını kıl diyor. Şaplağı patlatıyor adama. Onun için önemli bir şey. Dedim valla vurur bunlar. Bunlar dedi normal değil. Nasıl dedi. Basın ya. Yarın dedim. Şarap şişesiyle görürsün bunu dedim. Tabi bu şarap şişesini millet hemen içiyor anlıyor. Yok adama elinde alır bir şarap şişesi. Al. Bizim bayındırılarda şeyi ne o?
Kekik suyunu rakı şişesinin içine koymuşlar. Ahmet Özbahada sende kekik suyu vardır. Var dedim. Ya bir arkadaşa lazım. İyi vereyim dedim ya. Buluşalım bir yerde dedi. İyi dedim. O zaman gazcılar da akurun önünde buluşalım dedi. Ben iş yerinden çıkıyor mu? İş yerinden çıkıyor. Şey vereceğim. Kekik suyu vereceğim ona. Benim hiç aklımda değil kocaman yeni rakı şişesinde kekik suyu. Oradalarda park edecek yer yok. İleri bir yer. Orada bir yer. Orada bir yer. Orada bir yer. Orada bir yer. Oralarda park edecek yer yok. İleri bir yere park etim. Elimde rakı şişesi kekik suyu. Geliyor bana. Bu saçının başını yalıyor karşıdan. Ne yapıyorsun diyor bana. Ne oldu dedim ya. Ya elindeki ne dedi? Baktım kekik suyu dedim.
E dedi rakı şişesi var elinde dedi. Ulan düne kadar içtiğin şeyden şimdi tiksindin dedim. Ya dedi millet görecek. Ulan gören görsün dedim ya Allâh Allâh. Ne yapayım şimdi dedim. Bayındır onların. Hancı sarhoş, yolcu sarhoş, en boş şişe rakı şişesi doldurmuşlar kekik sularını. Rakı şişelerini önceden öyle getiriyorlardı. Tamam ben kekik suyu getirin diyordum. Bir kolye rakı şişesinin içinde kekik suyu. Bildiğin kekik suyu. Rakı şişeleri bedava ya. Bir de o tekin kaynatıldığı yer zaten millet içmeye oraya gidiyor. Hancı sarhoş yolcu sarhoş. Iluca’da dere kenarında dere şırıl şırıl akıyor. Orada fırın var güveçler fırında. Etler, cız buzlar, kasaplar orada. Tamam bayındır zaten. Allâh Allâh içmeyen adamı normalde bu adam saf diyor.
Zaten içince adam akıl oluyor orada. Allâh bizi affetsin. Ve lasıl kelam işte. Bizim birazdan başka yerlere de gidecek muhabbet. O yüzden ben buradan geri deneyim. Muhabbeti buraya bahseterek geri deneyim. Şimdi o manevi alemden böyle ılık ılık yavaş yavaş gelmeli.
Mürşid-i Kâmilin Tedrîci Tebliği — Ne Hüner Ne Ayıp Tehlikesi ve Pavlosvârî Sapma
O mürşid-i kamillerde olur o. Mürşid-i kamiller dervişlerine yavaş yavaş. Tatlı tatlı dünyayı terk ettirmezler. Eş çoluk çocuk terk ettirmezler. Yoksa böyle keletirden boşaltır gibi ona boşaltırsan onun sigortayı yakarsın. Dağılır şanzımanın motoru. Bizim Cevdet öyle diyor. Bir şey olunca sentesi kaçmış onun diyor. Değil mi? Düzenli çalışmayınca sentesi kaçıyor değil mi? Evet. O kimsenin de sentesi kaçıyor. O dervişlikle, sufiliyle dünyayı dengeli götürecek. Maneviyattan gelen şeyi de o Üstad dengeli dervişlere verecek. Dengeli. Arada böyle bir tebessüm edeceksiniz yani. Anladınız mı? Yoksa komple o tarafa doğru yönelmek yok. Öyle olursa o zaman ne hüner kalırmış ne de ayıp. Allâh bizi affetsin.
Burada ne de ayıp diyor ya, artık o kimse böyle öyle maneviyata gark olur. Artık onun gözüne ayıp bir şey görülmez. Burası tehlikelidir. Buraya açmayacaktım aslında. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir gün çok ağlar. Ümmetinin günahı için. Bu hadîs-i şerîf ümit ettiren hadîs-i şeriftir. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle ağlayıp parlanırken, Cenâb-ı Hak nida eder. Ey Muhammed! Kafanı kaldır bak! Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri secdeden kalkar bakar boşluğa doğru. Ne görüyorsun? Uçsuz bucaksız derya görüyorum Ya Rabbi. Deryaya iyi bak, deryada ne görüyorsun? Uzakta bir ada görüyorum Ya Rabbi. Ey Muhammed! Adaya iyi bak.
Ne görüyorsun? Adada bir ağaç görüyorum Ya Rabbi. Ağaça iyi bak. Ağaçta ne gördün? Ağaçta bir küçücük kuş, serçe kuşu gördüm Ya Rabbi. Serçe kuşuna iyi bak. Serçe kuşuna iyi baktım Ya Rabbi. Ne gördün? Tırnağında bir necaset gördüm Ya Rabbi. Ey Muhammed! O necasete iyi bak. Baktım Ya Rabbi. Necaset tırnaktan tıpadık düştü denize. Ne oldu Ey Muhammed? Necaset denize düştü Ya Rabbi. O necaset benim deryamı kirletebilir mi Ey Muhammed? Hayır Ya Rabbi. Ümmetinin işlediği günahlar o serçe kuşunun tırnağındaki necaset gibidir. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri rahatladı. Şimdi bu hadîs-i şerîf o kimsenin günahını küçük görme yoluna iter. O ayıp görmemeye başlar. Ha diyeceksin ki sen ayıp görüyor musun?
Ben bir şey ayıptı değildir bakmıyorum. Adam Bosna’nın göbeğinde döndürüyor, valis yaptırıyor. Ben diyorum ki tamam bunda da bir hikmet vardır. Bir şey vardır diyor ama böyle pervane gibi döndürüyor, valis yaptırıyor. Bosna’nın en böyle cav cav caddesi. Ha demek ki bu işler böyle oluyormuş diyorum. bir şey böyle ayretle bakıyorsun. Diyorsun Bosna’da bunu da görmek varmış filan fişman. Tabii o da o yapan da Mustafa’a. Ben sadece Mustafa’sını biliyorum tabii. Ben de safım ya her Mustafa diyenin biraz da eneden mi kaynaklanıyor ne oluyorsa. Dönüp bakıyorum bana dediler diye halbuki bana değilmiş. Örnek. E şimdi öyle tırnağında bir küçücük bir necaset hükmünde olunca onu da öyle görmüyorsun zaten.
Diyorsun ki ya tamam o necasetin içinde bunun hükmü bile olmaz diyorsun. E bu da o zaman senin normalde ayıp görmeni de farklı bir yöne götürüyor. Sen ayıp da göremiyorsun. O yüzden burası biraz böyle tehlikeli. Bir kısım sufi kendilerini sufi olarak görenler. Çok özür dilerim. Pavlosvari bir sufilik anlayışından gitmişler. Çinvan’da dünya üzerinde böyle bir akım var. suç olmasaydı da ceza da olmayacaktı. O yüzden suç denilen bir şey yok. Noktasında duruyorlar. cehennemi de gereksiz görüyorlar. Cehennem de yok diyorlar. O yüzden suç olmazsa ceza da olmaz. O zaman suç yok noktasında duruyorlar. Ben onlardan değilim. Allâh bizi affetsin. Bu bahsin sonu yoktur. bu Bosna bahsinin de sonu yok. Bu bahsin de sonu yok. şimdi bu bahsin sonu yoktur deyince Bosna’yı da ilave etti.
Bosna’nın da defterini kapattı. Zannetmesin hiç kimse. Bosna’nın da defterini kapatmadık. bildiğimiz, yazdığımız, şahit olduğumuz çok şey var. Bunlar da böyle zaman, zemin, durum, konum değişirse o zaman da anlatacak olduğumuz şeyler var. Sırrı babadan olsun, Kazım Efendi’den olsun aldığımız notlar var. o yüzden birileri oturup da orada, ondan sonra cemaatın en arkasında durup da bizim de Bosna defteri kapandı zannetmesin. Ben Aleni’yim böyle. lafı eğip bükmem.
Mustafa’lar Tehlikelidir — Hz. Muhammed Mustafa’nın Câhiliyyeyi Yıkışı
O yüzden evet, Mustafa’lar tehlikeli insanlardır. O yüzden gerçekten. Hz. Muhammed Mustafa koca bir sistemi değiştirmiş. Yıkmış yeniden bir sistem kurmuş. Bak yıkmış yeni bir sistem kurmuş. Ve o Arapların o kadar kati, o kadar böyle inatçı, o kadar değişmez olan bir kavimdir Arab kavmi. Ben her zaman için şunu söylerim. Hz. Muhammed Mustafa o Arab kavmini İslam ettiyse bütün dünya İslam olur derim. Evet. Çünkü en katı, en inatçı, en değişmez böyle dediğim dedik kavimdir Araplar. Onlar İslam olduysa herkes İslam olur derim. Hatta İslam’ın en büyük delilidir Arapların İslam olması. Gerçekten. O yüzden Mustafa’lar normal değildir. Etrafınızda bir Mustafa varsa, onu normal gözle bakmayın. O değişik versiyonu vardır onların.
O yüzden böyle cemaatın en arkasına gidip orada böyle dursa da, o cemaatın en önünde de dursa Mustafa Mustafa’dır. Her zaman için tehlikedir. Her zaman için. Böyle bir meczupvari bir hareket olabilir, bir çılgınlık olabilir. Böyle bir aksiyon olabilir. O yüzden dikkatli olmakta fayda var. Ahmetler sakindir. Böyle onlar daha böyle sakin daha böyle mülayimdir. Onlar çılgınlıklarını ve aykırılıklarını içinde saklarlar. Onlar Mustafa’lar gibi eşkari yapmazlar. Onlar içinde böyle saklarlar Ahmetler. O yüzden Ahmetleri uzaktan seyretseniz. Bak Mehter geldi. Yürüyeceğiz gideceğiz şimdi buradan. el-Fâtiha.
KAYNAKÇA
- Mesnevî 2066. Beyit ve Etrâfı — «Ey Cân Bu Âlemin Direği Gaflettir, Akıllılık Bu Dünyâ İçin Âfettir» — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Mesnevî-i Ma’nevî Defter I, b. 2066-2080 (gaflet ve akıllılığın temsîli, çalgıcı hikâyesinin etrâfı); Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî c. II — gaflet beyitlerinin tasavvufî tahlîli; Ahmed Avni Konuk Mesnevî-i Şerîf Şerhi c. II (gaflet-akıllılık tezâdı ve dünyâ-zindan terkîbi); Şefik Can Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi c. I; Abdülbâki Gölpınarlı Mesnevî ve Şerhi c. I-II; Reynold A. Nicholson The Mathnawí of Jaláluʼddín Rúmí Volume I-II (Critical Edition and Commentary) — beyit no’sunun tashîhi ve İngilizce şerh; İsmail Ankaravî Mecmû’atü’l-Letâ’if ve Ma’mûratü’l-Ma’ârif Defter I; Sarı Abdullah Efendi Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî; Annemarie Schimmel The Triumphal Sun: A Study of the Works of Jalāloddin Rumi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Gaflet, Yakaza, Hudûr» maddeleri.
- Gaflet — Allâh’ı Unutma ve Hevâyı İlâhlaştırma — Câsiye 45/23 («E fe-ra’eyte meni’ttehaze ilâhehû hevâhu» — hevâsını tanrı edineni gördün mü?); Furkān 25/43-44; Haşr 59/19 («Ve lâ tekûnû ke’llezîne nesû’llâhe fe-ensâhüm enfüsehüm» — Allâh’ı unutanlar gibi olmayın, Allâh da onlara kendilerini unutturmuştur); A’râf 7/179-180; Tâhâ 20/124 (zikrden yüz çevirene dar geçim); Münâfikūn 63/9 (mal-evlâdın Allâh’ı zikrden alıkoymaması); Mücâdele 58/19 («İstahveze aleyhimü’ş-şeytânu fe-ensâhüm zikra’llâh»); İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’l-Gaflet, Kitâbu Şerhi Acâ’ibi’l-Kalb); Hâris el-Muhâsibî er-Ri’âye li-Hukūki’llâh bâbu’l-gaflet; İbn Atâ’illâh es-Sekenderî el-Hikemü’l-Atâ’iyye — gaflet ve uyanış hikmetleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. III — gafletten kurtulma; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Gaflet-Hudûr-Yakaza-Hevâ» maddeleri; Hayreddin Karaman Hayatımızdaki İslâm — modern hayatta gaflet.
- Mesnevî 980. Beyit ve Dünyâ Zindânı — «Bu Dünyâ Zindandır, Biz Mahpuslarız» — Mevlânâ Mesnevî Defter I, b. 980-985 (zindan ve hîle terkîbi); Hz. Resûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in «Ed-dünyâ sicnü’l-mü’mini ve cennetü’l-kâfir» hadîs-i şerîfi (Müslim Zühd 1, hadîs no: 2956; Tirmizî Zühd 16, no: 2324; İbn Mâce Zühd 3, no: 4113; Ahmed b. Hanbel Müsned c. II/197); İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’d-Dünyâ); İbn Ebi’d-Dünyâ Kitâbu Zemmi’d-Dünyâ; İbnü’l-Cevzî Bahru’d-Dümû’; Tâhirü’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî Defter I — zindan-dünyâ terkîbi; Ahmed Avni Konuk Mesnevî Şerhi Defter I, b. 980; Hücvirî Keşfü’l-Mahcûb bâbu’z-zühd; Sühreverdî Avârifü’l-Maârif bâbu’z-zühd ve’l-fakr; Mahmud Erol Kılıç Sûfî ve Şiir; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Dünyâ-Zühd-Sicn» maddeleri.
- Hz. Peygamber’in «Ne Güzel Mâl» Sözü ve Helâl Kazanç — Buhârî Büyû’ 1; Müslim Büyû’ 100, hadîs no: 1593; «Ni’me’l-mâlü’s-sâlihu li’r-recüli’s-sâlih» (sâlih kişi için sâlih mâl ne güzeldir) — Ahmed b. Hanbel Müsned c. IV/197, 202 (Amr b. el-Âs Radıyallâhu Anhu rivâyeti); İbn Hibbân Sahîh no: 3210; Mü’minûn 23/51 («Ya eyyühe’r-rusülü külû mine’t-tayyibât ve’mlû sâlihâ»); Bakara 2/172 («Külû min tayyibâti mâ razaknâküm»); Buhârî Büyû’ 15 — el emeği helâl kazanç hadîsi; Tirmizî Büyû’ 4 — «Et-tâcirü’s-sadûku’l-emînü ma’a’n-nebiyyîne ve’s-sıddîkīne ve’ş-şühedâ’»; İbn Mâce Ticârât 1; İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Âdâbi’l-Kesb ve’l-Maâş); Şâh Veliyyullâh ed-Dihlevî Hüccetullâhi’l-Bâliğa — kesb âdâbı; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Kesb-Tevekkül-Maâş-Helâl» maddeleri; Hayreddin Karaman İslâm Hukûkunda Kazanç ve Sermâye.
- Akıl Sahibi Müminin Vasıfları — Nûr 37 ve Ulü’l-Elbâb Âyetleri — Nûr 24/37 («Ricâlün lâ tülhîhim ticâretün ve lâ bey’un an zikri’llâhi ve ikāmi’s-salâti ve îtâ’i’z-zekâh — yehâfûne yevmen tetekallebu fîhi’l-kulûbu ve’l-ebsâr» — ne ticâret ne alışveriş onları Allâh’ı zikretmekten, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz); Âl-i İmrân 3/190-191 («İnne fî halki’s-semâvâti ve’l-ardı… le-âyâtin li-ülî’l-elbâb»); Bakara 2/269 («Yü’tî’l-hikmete men yeşâ’ — ve men yü’te’l-hikmete fe-kad ûtiye hayran kesîrâ — ve mâ yezzekkeru illâ ülü’l-elbâb»); Zümer 39/9, 18; Ra’d 13/19; Sâd 38/29; Taberî Câmi’u’l-Beyân Nûr 37; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb Nûr tefsîri — ulü’l-elbâb tahkîki; İbn Kesîr Tefsîr; Kurtubî el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân; Elmalılı Hak Dîni Kur’ân Dili c. V Nûr; İmâm Gazâlî İhyâ c. III — akıl bahsi (Kitâbu Şerhi Acâ’ibi’l-Kalb içinde); Hâris el-Muhâsibî el-Akl ve Fehmü’l-Kur’ân; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Akl-Lübb-Hikmet» maddeleri; Hayreddin Karaman Hayatımızdaki İslâm — ticâret-zikir dengesi.
- Cihâdın Terki, İzzetin Kaybı ve «Vehn» Hadîsi — Ebû Dâvûd Melâhim 5; Ahmed b. Hanbel Müsned c. V/278 — Sevbân Radıyallâhu Anhu rivâyeti: «Yûşikü en tedâ’â aleyküm’l-ümem kemâ tedâ’â’l-ekeletü ilâ kasateti’hâ — kīle: A min killetin nahnü yevme’izin? Kāle: bel entüm yevme’izin kesîrun ve lâkinneküm ğusâ’ün ke-ğusâ’i’s-seyl — ve le-yenze’a’llâhu min südûri adüvviküm el-mehâbete minküm — ve le-yakzifenne’llâhu fî kulûbiküm el-vehn — kīle: ve me’l-vehn yâ Resûlallâh? Kāle: hubbü’d-dünyâ ve kerâhiyetü’l-mevt»; Bakara 2/216 («Kütibe aleykümü’l-kıtâl»); Tevbe 9/38-39 («İnferû fî sebîli’llâh»); Hac 22/39-40 («Üzine li’llezîne yukāteIûne bi-ennehüm zulimû»); Saff 61/4, 10-11; İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Cihâd); İbn Kayyim Zâdü’l-Meâd c. III; Said Nursî Lemalar ve Mesnevî-i Nûriyye — vehn ve İslâm dünyâsı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. IV — âhir zamânda îmanın izzeti; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Cihâd-Vehn-Şehâdet-İzzet» maddeleri.
- Bosna, Afganistan, Irak, Suriye, Filistin Katliâmları ve Müslüman Milletinin Hesâbı — Mâide 5/32 («Men katele nefsen bi-ğayri nefsin… fe-ke-ennemâ katele’n-nâse cemî’â»); Nisâ 4/75 («Ve mâ leküm lâ tukāteIûne fî sebîli’llâhi ve’l-müstaz’afîne mine’r-ricâli ve’n-nisâ’ ve’l-vildân» — niçin mustazaf erkek-kadın-çocuklar için savaşmıyorsunuz?); Buhârî Mezâlim 3, Müslim Birr 58 (2580) — «El-müslimu ehu’l-müslimi lâ yazlimuhû ve lâ yüslimuhû»; Müslim Îmân 78 (49) — «Men ra’â minküm münkeran fel-yüğayyirhü bi-yedih»; Buhârî Edeb 36 — «Lâ darare ve lâ dırâr» kāidesi; Said Nursî Lemalar 17. Lema, Şuâ ve Şu’âlar — âhir zaman Müslümanlığı; Necip Fazıl Kısakürek İdeolocya Örgüsü ve Çile; M. Esad Coşan İslâm Dergisi Başmakaleleri — Bosna, Filistin yazıları; Hayreddin Karaman İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri c. I-V — İslâm dünyâsı katliâmları; Suat Yıldırım, M. Saim Yeprem vd. Müslüman’ın Dünyâ Hâritası; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. VI — ümmet bilinci.
- Karacuma (Black Friday) ve Müslümanların Tüketim Çıldırısı — Kapitalist Kuşatma — İsrâ 17/26-27 («Ve lâ tübezzir tebzîrâ — inne’l-mübezzirîne kânû ihvâne’ş-şeyâtîn» — saçıp savurma, müsrifler şeytanların kardeşleridir); A’râf 7/31 («Ve külû ve’şrebû ve lâ tüsrifû — innehû lâ yuhibbu’l-müsrifîn»); Furkān 25/67 («Ve’llezîne izâ enfekū lem yüsrifû ve lem yakturû»); Buhârî Et’ime 11; Müslim Eşribe 116 — «Mâ mele’a Âdemiyyun vi’â’en şerren min batnih» (insan midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır); Tirmizî Sıfâtü’l-Kıyâme 38 — «Lâ tezûlü kademâ ibni Âdeme yevme’l-kıyâmeti hattâ yüs’ele an erbe’i hısâl: an ömrihî fî mâ efnâh ve an mâlihî min eyne iktesebehû ve fî mâ enfekah»; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’d-Dünyâ ve Kitâbu Zemmi’l-Buhli ve Hubbi’l-Mâl); İbn Ebi’d-Dünyâ Islâhu’l-Mâl; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. III — isrâf ve tüketim; Said Nursî Lemalar 19. Lema (Risâletü’l-İktisâd); Sabri F. Ülgener İktisâdî Çözülmenin Ahlâk ve Zihniyet Dünyâsı; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «İktisâd-Kanâat-İsrâf» maddeleri.
- Riyâ-Sum’a-Şatahât ve İhlâsın Şartları — Sâlih Amelin Bozulması — Bakara 2/264 («Lâ tübtilû sadakâtiküm bi’l-menni ve’l-ezâ»); Mâ’ûn 107/4-7 («Fe-veylün li’l-musallîn — ellezîne hüm an salâtihim sâhûn — ellezîne hüm yürâ’ûn»); Kehf 18/110 («Fe-men kâne yercû lika’e Rabbihî fel-ya’mel amelen sâlihan ve lâ yüşrik bi-ibâdeti Rabbihî ehadâ»); Beyyine 98/5 («Ve mâ ümirû illâ li-ya’budû’llâhe muhlisîne lehü’d-dîn»); Buhârî Bedü’l-Vahy 1, Îmân 41 — «İnnema’l-a’mâlü bi’n-niyyât»; Müslim Zühd 47 (2986) — «Men semme’a semme’a’llâhu bihî, ve men yürâ’î yürâ’î’llâhu bihî»; Buhârî Rikāk 36, Edeb 69 — iki yüzlüler hadîsi; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’r-Riyâ ve Kitâbu’l-İhlâs ve’s-Sıdk); İbn Ebi’d-Dünyâ el-İhlâs ve’n-Niyye; Hâris el-Muhâsibî er-Ri’âye bâbu’r-riyâ; İbn Kayyim el-Cevâbu’l-Kâfî — sum’a ve riyâ; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II — riyâ ve sıdk; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Riyâ-Sum’a-Şatahât-Sıdk-İhlâs» maddeleri.
- Sûfînin Dünyâ Hayâtındaki Disiplin ve Helâl Kesb Edebi — Cum’a 62/10 («Fe-izâ kudiyeti’s-salâtu fe’nteşirû fî’l-ardi ve’btegū min fadli’llâh»); Mülk 67/15 («Hüve’llezî ce’ale lekümü’l-arda zelûlen fe’mşû fî menâkibihâ ve külû min rızkıh»); Buhârî Büyû’ 15 — «Mâ ekele ehadün taâmen kattu hayran min en ye’küle min ameli yedih» (kişinin yediğinin en hayırlısı el emeği ile kazandığıdır); Buhârî Zekât 50 — «Le-en yahtatibe ehadüküm hızmeten ale zahrihî hayrun lehû min en yes’ele ehaden»; Buhârî Edeb 18 — patrona-mahdûma adâlet; Müslim Eymân 39 (1657) — «Et’imûhüm mimmâ te’külûn ve elbisûhüm mimmâ telbesûn»; İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Âdâbi’l-Kesb ve’l-Maâş); Sühreverdî Avârifü’l-Maârif bâbu’l-kesb ve’l-fütüvve; Şâh Veliyyullâh Hüccetullâhi’l-Bâliğa; İmâm Birgivî Vasiyetnâme ve et-Tarîkatü’l-Muhammediyye — esnâfın âdâbı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — sûfînin disiplini; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. II-III; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Kesb-Fütüvvet-Edeb» maddeleri.
- Selâhaddîn Eyyûbî, Kudüs ve İslâm Şuûru — İbn Şeddâd Bahâeddîn en-Nevâdiru’s-Sultâniyye ve’l-Mehâsinü’l-Yûsufiyye (Sîretü Salâhiddîn) — Kudüs fethi (1187) ve sultânın hayâtı; İmâdüddîn el-İsfahânî el-Feth el-Kussî fi’l-Feth el-Kudsî; Ebû Şâme el-Makdisî Kitâbü’r-Ravdateyn fî Ahbâri’d-Devleteyn; İbnü’l-Esîr el-Kâmil fî’t-Târîh c. XI-XII (570-589 H); Sıbt İbnü’l-Cevzî Mir’âtü’z-Zamân; Stanley Lane-Poole Saladin and the Fall of the Kingdom of Jerusalem; Anne-Marie Eddé Saladin (Cambridge: Belknap, 2011); Carole Hillenbrand The Crusades: Islamic Perspectives; Ramazan Şeşen Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet; Cengiz Tomar Salâhaddîn Eyyûbî (TDV İslâm Ansiklopedisi); İsrâ 17/1 ve âyetü’l-mescidi’l-aksâ; Buhârî Salât 1, Müslim Mesâcid 1 — «Lâ tüşeddu’r-rihâlü illâ ilâ selâseti mesâcide: el-Mescidü’l-Harâm — ve mescidü’r-Resûl — ve’l-Mescidü’l-Aksâ»; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. V — Kudüs ve âhir zaman.
- Suyun Hikmeti — Hayât Verici, Temizleyici ve Allâh’ın Esmâ Tecellîsi — Enbiyâ 21/30 («Ve ce’alnâ mine’l-mâ’i külle şey’in hayy» — her diri olanı sudan yarattık); Furkān 25/48-49 («Ve enzelnâ mine’s-semâ’i mâ’en tahûrâ — li-nuhyiye bihî beldeten meytâ»); Hac 22/5 ve Mü’minûn 23/12-14 (insanın su-nutfeden yaratılışı); Nahl 16/65; Mâ’ûn-Mâide-Nisâ tahâret âyetleri (Mâide 5/6 abdest); Buhârî Vudû’ 1; Müslim Tahâret 1 — «Et-tühûru şatru’l-îmân»; Buhârî Vudû’ 33; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Kitâbu Esrâri’t-Tahâret) — suyun bâtın hikmeti; İbn Sînâ Kitâbu’ş-Şifâ Tabî’iyyât kısmı; Cevherî es-Sıhâh ve İbn Manzûr Lisânü’l-Arab «mâ’» maddesi; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb Enbiyâ 30 — suyun mâhiyeti; Mahmud Erol Kılıç Hermesler Hermesi: İhvân-ı Safâ Felsefesi ve Sûfî ve Şiir — su sembolizmi; Annemarie Schimmel Mystical Dimensions of Islam — su ve aşk metaforu; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Mâ’-Tahâret-Hayât» maddeleri.
- Velâyet, Manevî Sızıntı ve «Onlar İçin Korku Yoktur» — Yûnus 10/62-64 («Elâ inne evliyâ’a’llâhi lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn — ellezîne âmenû ve kânû yettekūn»); Bakara 2/257 («Allâhu veliyyu’llezîne âmenû»); Mâide 5/55-56; Hadîd 57/27 («Ve ce’alnâ fî kulûbi’llezîne’ttebe’ûhu ra’feten ve rahmeten»); Buhârî Rikāk 38 — kudsî hadîs: «Men âdâ lî veliyyen fe-kad âzentühû bi’l-harb» (velîme düşmanlık edene harp îlân ettim) ve «…fe-izâ ahbebtühû küntü sem’ahu’llezî yesme’u bihî ve basarahu’llezî yubsırü bihî»; Hakîm Tirmizî Hatmü’l-Evliyâ ve Nevâdiru’l-Usûl; İmâm Sühreverdî Avârifü’l-Maârif bâbu’l-velâye; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbu’l-Mehabbe ve’l-Üns); İbn Arabî el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Fusûsu’l-Hikem — velâyet bahsi; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III — kâmil mürşid ve manevî feyz; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Velî-Velâyet-Hatmü’l-Velâye-Feyz» maddeleri.
- Ebû Hüreyre ile Tebliğ Hadîsi ve «Lâ İlâhe İllallâh»ın Cennet Müjdesi — Müslim Îmân 41-44, hadîs no: 31, 32, 47, 52, 158; Buhârî İlim 49, Cenâ’iz 1 — «Men kâne âhiru kelâmihî Lâ İlâhe İllallâhu dehale’l-cenneh» (Ebû Dâvûd Cenâ’iz 16, no: 3116); Müslim Îmân 52 — «Üşhidu en lâ ilâhe illa’llâh… mâ lakiya’llâhe bihimâ abdün ğayre şâkkin fîhimâ illâ dehale’l-cennet»; Tirmizî Da’avât 9 (3383) — «Efdalü’z-zikri Lâ İlâhe İllallâh»; Buhârî Tevhîd 33 — kudsî hadîs: «Yâ ibne Âdeme lev eteytenî bi-kurâbi’l-ardi hatâyâ sümme lakîtenî lâ tüşrikü bî şey’en le-eteytüke bi-kurâbihâ mağfireh»; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Kitâbu Kavâ’idi’l-Akāid); İbn Kayyim el-Vâbilü’s-Sayyib; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III — kelime-i tevhîdin sırrı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-II — Lâ İlâhe İllallâh tâlîmi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tevhîd-Kelime-i Tayyibe-Tebliğ-Da’vet» maddeleri; Hayreddin Karaman Hayatımızdaki İslâm — tebliğ âdâbı.
- Şeyh Müslim Hocaefendi Kuddise Sirruhu, Bursa Ulu Câmi ve Abdülkādir Geylânî Silsilesi — Mustafa Özbağ Efendi’nin sülûk silsilesi: Şeyh Müslim Bey Köseoğlu Hocaefendi Kuddise Sirruhu — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu — Es’ad Erbilî — Hâlid el-Bağdâdî silsilesi (Hâlidiyye-Müceddidiyye Nakşî); Abdülkādir-i Geylânî Kuddise Sirruhu el-Gunye li-Tâlibi Tarîki’l-Hak ve el-Fethu’r-Rabbânî ve Fütûhu’l-Gayb; Şettanevfî Behcetü’l-Esrâr ve Ma’denü’l-Envâr — Geylânî menkîbeleri; Şâzelî silsilesinde Geylânî tasarrufâtı; İbn Hacer el-Heytemî el-Fetâvâ el-Hadîsiyye; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI — silsile bahsi; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V; M. Esad Coşan Râmuzü’l-Ehâdîs Sohbetleri; Bursa Ulu Câmii ve Bursa’nın velîler şehri olarak târîhi: Bursa Vilâyetnâmesi (Hızır Bey, Üftâde Hazretleri, Aziz Mahmud Hüdâyî); Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Silsile-Tasarruf-Kerâmet-Râbıta» maddeleri.
- Mürşid-i Kâmilin Tedrîci ve «Ne Hüner Ne Ayıp» Tehlikesi — Sülûkte İfrât-Tefrîtin Reddi — Mevlânâ Mesnevî Defter I, b. 2070-2090 — gayb âleminden sızıntı ve denge; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I, mektûb 41-43, 220 — sâlikin yavaş yavaş seyri ve cezbe-sülûk dengesi; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere ve Fevâ’ihü’l-Cemâl — sülûkün on aslı; İmâm Gazâlî el-Münkızü mine’d-Dalâl — sülûkün edebi; Sühreverdî Avârifü’l-Maârif bâbu’s-sülûk ve âdâbu’ş-şeyh; Şârânî el-Yevâkītü ve’l-Cevâhir; Hâlid el-Bağdâdî Mektûbât ve Risâletü’r-Râbıta; Hâris el-Muhâsibî er-Ri’âye; İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. I-III; Necip Fazıl Kısakürek Tasavvuf Bahçeleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III-IV — sülûkün dengesi; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Sülûk-Cezbe-Sahv-Sekr-Tedrîc» maddeleri.
- Pavlosvârî Sapma — «Suç Yoksa Cezâ Da Yok» Antinomyanizmi ve İbâhiyyenin Reddi — İbâhiyye-Bâtıniyye reddi: İmâm Gazâlî Fadâ’ihu’l-Bâtıniyye, el-Münkız ve Faysalu’t-Tefrîka; Şehristânî el-Milel ve’n-Nihal c. I-II (Bâtıniyye, Karmatî, İbâhiyye); İbn Teymiyye Mecmû’u’l-Fetâvâ c. XI «er-Redd alâ men kāle bi-vahdetü’l-vücûd»; İbnü’l-Cevzî Telbîsü İblîs bâbu telbîsi’l-mübtedi’a; Sühreverdî Avârifü’l-Maârif bâbu redd-i sapkın tasavvufî tarîkler; Pavlos teolojisinde antinomyanizm: Romalılara Mektup 6-7. bâb (şerî’atten kurtuluş tezi); Bart D. Ehrman Misquoting Jesus ve Peter, Paul and Mary Magdalene; Hadâyık-ı İncîl tahkîkleri; Mahmud Erol Kılıç Sûfî ve Şiir — sahte sûfîler; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. I-V — sahte tasavvuf akımları; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. IV — sülûkte istikāmet; Süleyman Uludağ İslâm Düşüncesinin Yapısı ve Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «İbâhiyye-Bâtıniyye-Zındıka-Hülûl-İttihâd» maddeleri; Hayreddin Karaman İslâm Hukûku — şerî’atin bağlayıcılığı.
- «Mustafa»lar ve Hz. Muhammed Mustafa Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Câhiliyyeyi Yıkışı — Ahzâb 33/40 («Mâ kâne Muhammedun ebâ ehadin min ricâliküm ve lâkin Resûla’llâhi ve hâteme’n-nebiyyîn»); Enbiyâ 21/107 («Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn»); Sebe’ 34/28 («Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n-nâsi beşîran ve nezîrâ»); Buhârî Menâkıb 17 — «İnne lî esmâ’en — enâ Muhammed ve enâ Ahmed ve enâ’l-Mâhî… ve enâ’l-Hâşir»; Müslim Fedâ’il 124-125 (2354-2355); Kādî İyâz eş-Şifâ bâbu esmâ’i’n-nebî; İbn Kayyim Zâdü’l-Meâd c. I — Hz. Resûl’ün Mustafa ismi; İbn Hişâm es-Sîretü’n-Nebeviyye ve İbn İshâk Sîre — câhiliyye sisteminin yıkılışı; W. Montgomery Watt Muhammad at Mecca ve Muhammad at Medina; M. Hamidullah İslâm Peygamberi c. I-II; Martin Lings Muhammad: His Life Based on the Earliest Sources; Tahiyyetü’s-salâ ve sünnet-i Mustafaviyyenin temeli — Aliyyü’l-Karî Şerhu’ş-Şifâ; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Mustafâ-Hâtem-Hakîkat-i Muhammediyye» maddeleri; Necip Fazıl Kısakürek Çöle İnen Nûr.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sülûk, Sâlik, Velâyet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı