Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #07 — Nasihat 35: Enfâl 8/2 Kalbi Ürperen Müminin Vasfı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #07 — Nasihat 35: Enfâl 8/2 Kalbi Ürperen Müminin…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Nasihat 35 Girişi — Enfâl 8/2-4 ve Müminlerin Beş Vasfının Tespiti

Nâsihat, Enfât Sûresi, âyet 2, bağlantılı olarak 3 ve 4. اَعُدُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْضَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَيذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ وَاللَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ لَا اِكَهُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِندَ رَبِّيْمَ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقُ الْكَزِيمِ صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمِ Enfal âyet 2 Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allâh zikredildiği zaman kalpleri ürperir. Allâh’ın ayetleri onlara okunduğu zaman imanlarını artırır ve sadece Rablerine güvenirler.

Enfal 3 Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allâh yolunda harcarlar. Enfal 4 gerçek mü’minler onlardır. Onlar için Rableri nezdinde dereceler, mağfiret ve güzel rızık vardır. Enfal 2 Bu akşam enfal 2. ayetin üzerinde duracağız. Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allâh zikredildiği zaman kalpleri ürperir. Allâh’ın ayetleri onlara okunduğu zaman imanlarını artırır. Ve sadece Rablerine güvenirler. Enfal 3 Üçüncü ayeti de koyduğumuzda bir mü’min tasfiri, protipi çıkıyor. O zaman mü’min, o kimse mü’min denilince Müslüman değil. Müslüman kim? Bir kimse normalde ben Müslümanım dediğinde Müslüman. Mü’min ise dini yaşayan insan. Bir kimse ”Lâ ilâhe illâhe illâhe l-amâmı ve resûlullah” der Müslüman olur.

Hadîs-i Şerif’te, Cibril Hadîs-i Şerif’inde Cebrail aleyhisselâm dühye suretinde gördüğü sahabeler geldi dedi ki İslam nedir, iman nedir? O da dedi ki Allâh’ın varlığına, birliğine, Allâh’ın var olduğuna, sonra meleklerine, sonra peygamberlerine, sonra kitaplarına, sonra hayır ve şerrin Allâh’tan olduğuna, kadere ve cennetin, cehenneme, hesaba, kitaba, mizana sıraladı. Bunlara iman etmektir dedi. İslam nedir deyince kelimeye şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek dedi. Ondan sonra ihsan nedir dedi. Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamandır. Sen onu göremesen dahi onun seni gördüğünü hissederekten öyle yaşamandır dedi. Sonra kıyameti sordu, sonra kıyamet elametlerini sordu uzun bir Hadîs-i Kudsiye.

Şimdi böyle bakıldığında, o zaman bu enfâl ikinci ve üçüncü âyet-i kerimete müminlerin vasıfları, özellikleri neymiş? Allâh zikredildiği zaman kalbi ürperirmiş. Birinci vasıf. İkinci vasıf neymiş? Allâh’ın ayetleri onlara okunduğunda onların imanları arttırılmış. Üçüncü vasıf neymiş? Onlar sadece Allâh’a güvenirlermiş. Dördüncü vasıf neymiş? Namazlarını dost doğru kılarlarmış. Beşinci vasıf neymiş? Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu rızıktan onlar ne yapıyorlarmış? Allâh yolunda harcıyorlarmış. Allâh yolunda. Buradaki ibaret o Allâh yolunda harcarlar. Beş tane müminin vasıfı çıktı ortaya. Allâh zikredildiğinde kalbi ürpercek. Allâh’ın ayeti okunduğunda onun imanını arttıracak. Üçüncü vasıf neydi?

Allâh’a güvenecek. Dördüncü vasıf neymiş? Namazını dost doğru kılacak. Beşinci vasıf neymiş? Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu rızıklardan, vermiş olduğu nimetlerden Allâh yolunda harcayacak. Müminlerin vasıfları. O zaman birinci derecede bizi ilgilendiren bu geceki konumuz ne? Allâh’ı zikir. Zikredildiğinde onun kalbi ne olacak? Ürpercek diyor. Bir ürperti. Heyecanlanacak. Bir kalbi titrecek onun Allâh’ı zikrederken. Çünkü o imanı kemalenmiştir. İhlas, samimiyet o kimsenin üzerine oturmuştur. Teslimiyet o kimsenin üzerine oturmuştur. Güven Allâh’a güven o kimsenin üzerine oturmuştur. Yerleşmiştir. Artık o Allâh’la alışveriş halindedir.


Kalbin Ürpermesi Mâhiyeti — Mânevî Kalp ve Halakada Derviş Evde Kuduran Tezâdı

Burada tekrar edeyim kalbi ürperiyor. Bu kalbin ürpermesi manevi. Yoksa bildiğimiz bu kan dolaşımını sağlayan kalp değil. O maneviyatın merkezi hükmünde, bâtini olarak. Onun kalbi ne yapacak? O ürpertiyi yaşayacak. Allâh diye bir zikrullâh duyduğunda o kimsenin kalbi ürpercek. Kendine gelecek. O böyle bir kalp o zikrullahla hemhal olacak. O zikrullâh o kalbe tecelli etmiş olacak. Ama bunun olması için o kimsenin imani ve İslami durumu farklı olmuş olacak. O takvaya erişmiş. O böyle ihlaslı bir kimse olacak. Yoksa eğer ki o böyle ben kendi nefsim için söyleyeyim bunu. Zikrullâh halakasında harika derviş eve gidince kudurmuş. Yoldan çıkmış. Zikrullâh halakasında harika bir şey. Evde yanaş yanaşabilirsen kadın erkek.

Ama zikrullâh esnasında burada evliya o kimse. Böyle tavırları davranışları harika. Oturuşu kalkışı tam böyle baba derviş veya hatta kadınlar için anne derviş. E damarına basınca göreceğiz onu. Ağzından küfür eksik olmuyor. Nasıl bir baba dervişse nasıl bir anne dervişse ağzından bela eksik olmuyor. Nasıl bir baba dervişse çocuklarla arası bozuk. Nasıl bir anne dervişse eşiyle ve çocuklarla arası bozuk. Nasıl bir dervişlikse bu eğitimi bu öğretimi nereden alıyorlarsa ki şeytandan alıyorlar. Buradan almadıkları belli. Buradan almadıkları belli. Nereden alacak o zaman şeytandan alacak. Ya da şeytanlaşmış insanlardan alacak. Ya da heva ve hevesini ilah edinmiş. Bir de ona bir de dervişlik de süsü verir.

Harika bir şey olur. Çocuğuna zulmeden derviş baba. Çocuğuna zulmeden derviş anne. Eşine zulmeden derviş koca. Eşine zulmeden derviş kadın. Onun kalbi ürpermez. Onun kalbinin ürpermesi için önce eşinin hakkını, hukukunu, çocuğunun hakkını, hukukunu koracak. Önce iyi bir baba, iyi bir anne olacak o. Daha evde imtihanı kaybetti o. O çalışanlarına iyi bir patron olacak. Orada kaybetti daha. Arkadaşlarının arasında iyi bir babası olacak. Yoksa orada kaybetti. Onun kalbi ürpermez. Bakın kalbi ürpermez. Siz belki de bu sohbetten kalp ürpertisinin tecelliyatını benden dinleyecektiniz. Yok. Kalbi ürpermeyen bir kimsenin tecelliyatı dinlemeye de hakkı yok. Kalbi ürpermeyen bir kimsenin tecelliyatını dinlemeye de hakkı yok.

Kalbi ürpermeyen bir kimsenin tecelliyatını dinlemeye de hakkı yok. Önce kalbin ne için ürpermediğinin heva, heves, nefis meselesini bilmesi lazım. Öyle geleni yersen, dile geleni dersen böyle dervişlik olmaz demiş. Olmaz. Oysa mümin vasfı Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh’ın izniyle, Allâh zikredildiğinde kalbi ürperen kimse. Kalp ürperir, Allâh sevgisinden ürperir. Kalp ürperir, Allâh’ın önünde utanmaktan ürperir. Kalp ürperir, Hz. Muhammed Mustafa’nın yüzüne nasıl bakarım der, ürperir. Kalp ürperir, Allâh’ın haramlarından uzaklaşmaya çalışır. Ürperen kalp sahibi, haramdan uzak durur.

Ürperen kalp sahibi, zulümden uzak durur. Ürperen kalp sahibi, eşi ve çocukları ondan razıdır. Ürperen kalp sahibinden, komşuları razıdır. Kardeşleri razıdır, razıdır ondan. Ürperen kalp sahibidir o. Ürperen kalp sahibi, Allâh da ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi, Resûlullâh da, sallallâhu aleyhi ve sellem de ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi, Üstad’ı da ondan razıdır. Ürperen kalp sahibi, o ürperiyorsa o zaman göz göre göre edebe mugayyir bir iş istemez. Göz göre göre harama elini, dilini uzatmaz. Göz göre göre çocuklarına, eşine zulmetmez. Göz göre göre kadınsa kocasına zulmetmez. Kocasının hakkını, hukukunu korur. O göz göre göre erkekse eşinin ve çocuklarının hakkını ve hukukunu korur.


Derviş Güzel Ahlâktan Geçer — Eş, Çocuk, Komşu ve Patronluk İmtihânı

Değerli kardeşler, derviş olmaya gayret ediyoruz. Bunun yolu güzel ahlak. Bunun yolu evine girdiğinde senin eşin ve çocukların mutlulukla seni karşılamalı. Bunun yolu eşin eve gelmiş, evinde mutlu olmalı. Bunun yolu erkek eve girmiş, eşini ve çocuklarını mutlu etmeli. Arkadaşları ondan mutlu olmalı. Emin olmalı insanlar ondan. Emin olmalı. O zaman o kimsenin kalbi ürperir. O zaman o kimsenin kalbine zikrullâh yerleşir. Kardeşlerin üzerindeki derdim, zikrullâh onların kalplerine yerleşsin. Zikrullâh kalbe yerleştiği zaman vücut çünkü komple zikredecek. Kalbe yerleşince mana alemi ayrı bir alem olacak. O zikrullâh kalbe yerleşmediği müddetçe yüzeysel kalacak bütün her şey. Derdim bu benim. Yoksa evdeki halleriniz filan bu fakiri bağlamaz.

Ama üzülüyorum buradan insanlar yıkılınca. Üzülüyorum Allâh için üzülüyorum. Rüyada görmek dahi istemiyorum. Gözümün önünde dahi bir şey görmek istemiyorum. Gördüklerinden soğururum diye korkuyorum. Bir kimseyi görürüm ondan soğururum diye korkuyorum. Açık açık söylüyorum. Kalbi ürpermiyorsa o kimse ve zikrullâh o kimsenin kalbine oturmuyorsa o kimse kendi kendisine analiz etmesi lazım. Ben nerede yanlışlık yapıyorum demesi lazım. Önce kendisinde başlaması lazım. Evli ise ben eşime nasıl zulmetiyorum ona bakması lazım. Çocuğuma ne yapıyorum ona bakması lazım. Annesi babası olanlar çocuklar kendilerini analiz etmesi lazım. Biz annemize babamıza nasıl davranıyoruz diye. Çünkü sufilik güzel ahlaktan geçer.

İyi ahlaktan geçer. İnce ahlaktan geçer. Kalbi ürperirse o kimsenin dinin hakikatini anlar. Kalbi ürperirse tabiri caizse Kur’ân’ın hakikatini anlar. Kalbi ürperirse zikrullahın hakikatini anlar. o zikrullâh o kimseyi değiştirmeli. Zikrullâh o zaman yerli yerine oturmuştur. Bakın zikrullâh kadar insanı değiştiren ve dönüştüren başka bir ibadet yoktur. Bir kimse zikir halakasına girdiği anda, zikir onu değiştirir ve dönüştürür. O kimse günlük birini çekiyorsa ve nafile olarak diyorum ya tevhide devam edin diye. Zikrediyorsa o zikrullâh onu değiştirir ve dönüştürür. Eğer bir kimse değişip dönüşmüyorsa onun kendisinde problem var. O heva ve hevesini ilah edinmiş. O nefsini ilah edinmiş. O nefsine uyuyor.

O nefis mücadelesini kaybetmiş. Nefis mücadelesini kaybetmiş. Yoksa otururuz biz burada güzel ahengli bir sohbet ederiz, güleriz, oynarız bir daha ağlaşırız. Oh harika olur. Ama değil, yetişmez böyle bir derviş. O zikrullâh onu değiştirmeli. Allâh’ın zikrinde kabahat olmayacağına göre kabahat bizde. Derya deniz duruyor orada. Sen derya deniz gözünün önünde sen atlamıyorsun kendini, atmıyorsun içine. Sen kenarında dolaşıyorsun. Kardeş at kendini içine. Zikrullâh seni değiştirsin, dönüştürsün. Allâh’a teslim ol. Ve zikrullahı, Allâh’ı unutma. Allâh’ı unuttuğundan dolayı nefsine uyuyorsun. Allâh’ı unuttuğundan dolayı zulmediyorsun ortalığa. Allâh’ı unuttuğundan dolayı sen yolun yamuk çarpık yürüyorsun yolda.


Allâh’ı Unutma — Telefon Bağımlılığı ve Zikrin Yüzde Yirmisi

Allâh’ı unuttundan dolayı yanlış işlere giriyorsun. Allâh’ı unuttundan dolayı beni kimse görmez diyorsun, telefondan yapıyorsun yapacağını. Allâh’ı unuttundan yapıyorsun. Oysa Allâh’ı unutmamış olsan sen dost doğru olacaksın. Yalnız kendi dost doğru olacaksın. Yalnız kendi. Ve tek başına kaldığında o telefonu kenara bırakıp Allâh’ı zikredebiliyorsan vallahi mücâhid gibisin. Tek başına kaldın. İzliyorum aylardan beri insanları, herkesin elinde telefon. Telefona ayırdığının %20’sini zikrullâh’a ayırsa Allâh’a dost olacak insanlar. Telefona ayırdığının %20’sini eşine ayırsa, çocuklarına ayırsa dost olacaklar Allâh’a. Havaalanında bekliyorum. yanı başındaki kimseler var, etrafta insanlar var, arkadaş, eş, meş neyse.

Telefondalar, bakmıyorlar birbirlerine. Bir kişiye denk geldim havaalanına otobüsüne bindim. Ondan sonra sonradan öğrendim onu. Bu genç delikanlı dedim ya telefona sarılmamış. O da telefonun şarjına bağlamış. Tam ineceğim zaman gördüm şarj bağladığını. Günahını almayayım yalnız. Yol boyunca sohbet ettik. Ticaretten, sanattan, ondan sonra siyasetten, her şeyden sohbet ettik. İstanbul havaalanına gidinceye kadar. Dedim içimden dedim ya dedim telefonla oynamıyor. Birisi var yanımda. Telefonunu hiç çıkarmadı dedim ya. Dedim Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. genç bir delikanlı 30 yaşlarına yakın. Sonra en son inerken baktım ki bataryada şey telefon normalde, şarjda. Dedim olsun varsın şarjda bile bakardı gene dedim.

O zaman dahi bakmadı dedim. Ve şuna inanıyorum telefona ayırdıkları zamanın %20’sini Allâh’ı zikre ayırsalar Allâh’a dost olacaklar. Ve insanlar derviş kardeşlerimizi söylüyorum. Allâh’ı unutuyorlar. Ve gayri ahlaki senden bir şey sudur ediyorsa o senin gafletinden unuttuğundan dolayı Allâh’ı unuttun. Allâh’ı unuttundan dolayı gayri ahlaki davrandın. Allâh’ı unuttundan dolayı eş ve çocuklarına zulmettin. Allâh’ı unuttun, Allâh’ı unuttun, Allâh’ı unuttun. Allâh’ı unuttun, Allâh’ı unuttun. Allâh’ı unuttun, Allâh’ı unuttun. Allâh’ı unuttun, Allâh’ı unuttun, Allâh’ı unuttun. Allâh’ı unuttun, Allâh’ı unuttun, Allâh’ı unuttun. O zaman kalbin senin ürpermiyor. Kalp kıpırdamıyor. Zikrullâh kalbe inmiyor.

Zikrullâh dilde kaldı. Oturdun dersini çektin. Ve bitti. Dersini çektin bitti. Allâh aklına gelmedi. Gün boyunca. Olmadı. Kaybedenlerden oldun. Bakın kaybedenlerden oldun. E bunu burada da kalmıyor tabi. O kimse o ihlasa erişince Kur’ân-ı Kerîm ona okunduğunda onun imanı daha da artıyor. Kemale eriyor. O kemal noktasına doğru koşuyor. O kemal noktasına doğru koştuğundan dolayı artık o böyle Hadîs-i Şerîf’teki ihsan noktasına doğru gidiyor. Ve o kimsede o iman kemal-i erdinden o Allâh’tan başka bir şeye güvenmiyor. Onun güvendiği nokta Allâh oluyor Celle Celaluhu. O siyasetçiye güvenmiyor. O bürokrata güvenmiyor. O ona buna güvenmiyor. O Allâh’a güveniyor. O Allâh’a yaslanıyor. O annesine babasına güvenmiyor.

O abisine dedesine ninesine güvenmiyor. O Allâh’a iman etti. O Allâh’a güveniyor. Onun vekili Allâh.


Hasbunallâh ve Namazda Tâdîl-i Erkân — İmanın Kemal Noktası

Hasbunallahu ve nimel vekin. Müminnin vasfı. Bir kimsenin direk Allâh’a güvenmesi. Ama o Allâh’a güvenmesi kalbe oturacak. Dilde kalmayacak. Üçüncü adım o. Birinci adım ne? Birinci adım o Allâh’ı zikredecek o kimse. Zikirden kalbi ürpercek onun. İkinci adım ne? İkinci adım ona bir âyet-i kerîme okunduğunda onun imanı artacak. Çünkü Kur’ân ona maddi manevi şifa olacak. Maddi manevi ders olacak ona. Kur’ân’da bir Peygamberin hikayesini okurken o Peygamberin hikayesinin bu zamanda da gerçek olduğunu tecelli ettiğini idrak edecek. Tefekkür edecek. Ya bu Kur’ân’da bir hikaye deyip geçmeyecek. O hikayenin bu zamana bir iz düşümü var. Onu takip edecek. Ve onun imanı iyice kemal edecek. Ardından Allâh’a güven geliyor.

Artık her şeyinde o Allâh’a güvenecek. O toprağı ekcek ama Allâh’a güvenecek. Diyecek ki yağmuru yağdıracak olan Allâh’tır. O işini görecek. Onun sonucu Allâh’a aittir. Bunu sonuçlandıracak olan Allâh’tır diyecek. Allâh’a güven imanın kemal noktası. Ve dördüncüsü ne? O kimseler namaz kılırlar. Bir de namazlarını dost doğru kılırlar. Dost doğru namaz kılmak zahirine göre baktığınızda tadili erkana uymak. Bunun zahirine namazın tadili erkanına uymak. Namazın dışında farzlar, içindeki farzlar, dışındaki sünnetler, içindeki sünnetler harika. Hoş biz bunları da şimdi bilmiyoruz. Bunları da unuttuk da. Biz bunları da bilmiyoruz şu anda. ne yazık ki Türkiye’deki Müslümanlar ve hatta Dünya Müslümanları bunları da bilmiyor.

Önceden bunları biliyorlardı. Batınları yoktu. Şimdi zahirleri de yok. Namazı bozanı da, bozmayanı da bilmiyoruz biz şimdi. Namazın içindeki, dışındaki farzları da bilmiyoruz. ülkede Harun Hoca ile saydık bir ara. dört milyon insan var ülkede. İmamat iblisi, ilahiyatçısı, diyanetçisi, mezun olanları, onları, bunları. Evet. bu dört milyon gerçekten tahkiki imana sahip olmuş olsa her sene bir kişi Müslüman etseler dört milyon, sekiz milyon eder bir dahaki sene. Bir dahaki sene on altı milyon eder. Bir dahaki sene otuz iki milyon eder. Bir dahaki sene otuz iki milyon eder. Bir dahaki sene altmış dört milyon eder. Ulan ülke İslâm olur. Ama yok. Bu acı bir şey. Bizim imanımız bu ağzımızdan aşağı geçmiyor.

Çünkü bu ağzımızdan aşağı başka şeyler geçiyor bizim. Bu ağzımızdan aşağı başka şeyler geçtiğinden dolayı imana, İslâm’a sıra gelmiyor. Rüşvet geçiyor, haram geçiyor, her türlü her şey geçiyor ağzımızdan. Gıybet, dedikodu, iftira, rüşvet, haram, ne varsa geçiyor ağzımızdan. Ne varsa geçiyor. Çok affedersiniz, mide, necaset çukuru oluyor. Necaset çukuru oluyor. Küfür etmek var, yalan söylemek var, gıybet etmek var, dedikodu etmek var, gizliden gizli içki içmek var, gizliden gizli kumar oynamak var. Var. Ümmet-i Muhammed bu halde. Ne tesettüründe hayır kaldı, ne mücadelesinde hayır kaldı. Hiçbir şeyde hayır kalmadı. Bunu da dış güçler yaptı. Biz her şeyde bir dış güç buluyoruz ya. Bunu da dış güçler yaptı.

Bize rüşvet yiyin dediler, bize böyle ayırmacılık, kayırmacılık yapın dediler, bize hırsızlık yapın dediler, bize ihalelerde yolsuzluk yapın dediler, dış güçler yaptırdı bunları. Tabi, faiz arttırın dedi, bir kere faizce ettiler. Dış güçler yaptı bunu. Ürperiyor içim. Kayboluyoruz, eriyoruz. Ürperiyor, içim ürperiyor. Diyorum ki bu dervişler olarak bizler bu haldeysek, bir başkasını tanımlamakta güçlük çekiyorum. Güçlük çekiyorum.


On Bin Dervişten Bir Şeyhrüsûlük — Şeyh Efendi’nin Hüznü ve Garîblik

Yani bu gerçekten iç açıcı bir durum değil. Şeyh Efendi’nin oğlu telefonla, oğluyla telefonda görüştük, bana dedi ki Peygamber Sallallâhu Aleyhi Vesselem Hazretleri, Seyh Rüsülük’ün durdurmuş dedi. Elhamdülillah dedim ben de. Ne oldu dedi? Bir tarafım üzgün, bir tarafım hayret içinde dedim. Neden dedi? 10.000 tane derviş say dedim. Şeyh Efendi’nin. 10.000 tane dervişin içinden bir tane dedim, Seyh Rüsülük olan varmış. O da demiş çünkü. O da demiş Peygamber Sallallâhu Aleyhi Vesselem Hazretleri durdurmuş. İkincisi var mı dedim dergahta. Sustu. Ben o gün ona üzüldüm. Dedim 10.000 tane derviş var. İçinde Seyh Rüsülük olan bir tane derviş var. Kendim olduğum için söylemiyorum bunu. 10.000 dervişten bir tane. 10.000 den fazladır Şeyh Efendi’nin dervişi. 10.000 den bir tane.

Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi büyük oğlu şeyh olsun diye çok uğraştıydı. Maddi manevi. Orada kalsın görev diye çok uğraştıydı. İsmail’i Rabut’a ağacı yaptırdıydı Medîne’de. He İsmail? Medîne’yi Eminevre’de her gün sana Rabut ettirdi değil mi? Sordurdu değil mi sana? Senden beklediği cevabı da alamadı. Kaldı. Hakkıdır bir şey demiyorum. Ama 10.000 tane de bir tane derviş. Bunun tekrar tecelli etmesini istemiyorum. Ama 10.000 tane de bir tane derviş. Bunun tekrar tecelli etmesini istemiyorum. Diyor ki arkadaşlar, kardeşler yetiştirsinler kendilerini. Kalpleri ürpersin. Bunun için ciddi ciddi söylüyorum onu. Dervişlik öyle bir şeydir ki. Ve kalp ürperdiğinde öyle bir noktaya gelir ki kimse.

Bütün dünyayı çıkılasalar senin bir eline verseler. Bütün dünyayı çıkılasalar senin bir eline verseler. Bütün dünyayı çıkılasalar senin bir eline verseler. Bütün dünyayı çıkılasalar senin bir eline verseler. Bütün dünyayı çıkılasalar senin bir eline verseler. Yemin ediyorum vallahi de billahi de tillahi de o dünya seni cezbetmez. O kalbin bir ürpermesine bütün dünyayı koyacaklar senin önüne. Değişmezsin. Dersin ki ben o ürperdiği istiyorum. Ben o tecelliyatı istiyorum. Deseler ki sana bütün dünyanın zenginliği senin olacak. O ürperdi seni tabiri caizse cezbeye kaptırır seni. Cezbelendirir. Sen dönüp hiçbir şeye bakmazsın. Hiçbir şeye bakmazsın. O kalbin ürpertisi, o kalbin kıpırdaması, o kalbe tecelliyat.

O kalbe tecelliyat. Yemin ediyorum dünya ve dünyanın içindekilerden daha evvel ve daha kıymetlidir. Bir haldir o. Bakın bir haldir. Ama yemin ediyorum bu dünyaya dönüp bakmazsınız. Çünkü bütün dünya ve içindekiler dersin ki hakikat değilmiş hiçbirisi de. Bir gölgeden ibaretmiş. Bir gölgeden ibaretmiş. O zaman sana kim ne yapıyorsa yapsın. Yapılanın da yapanın da gölge olduğunu anlar yürür gidersin. O zaman siz dünyada bir ölü gibi yaşayın hadîs-i şerîfi senin üzerinde tecelli eder. Kıymetli kardeşler, evet zikrullâh’a geliyoruz, halakaya oturuyoruz. Af olmuş olarak kalkıyoruz.


İmam Ahmed Nakli — Bataklığın İçinde Gül ve Hayra Çevrilmiş Günahlar

Hatta İmam-ı Ahmet’in nakline göre günahlarımız hayra çevrilmiş olarak kalkıyoruz. Çok büyük bir müjde. Harika bir müjde. Harika bir müjde. Bu dahi bu zamanda bataklığın içerisinde gül misali olmak. Bataklığın içerisinde gül. Geldi, Allâh’ı zikretti, gitti. Bataklığın içinde gül bu. Bak bataklığın içinde gül. Muhteşem bir şey. Muhteşem bir şey. Kim cemaatle Allâh’ı zikretti geçmiş günahları hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Bir diyor melek, münadi bir melek. Seslenir der ki geçmiş günahlarımız hayra çevrilmiş olarak kalkınız. Harika. Biz hadislerin hepsine de iman ettik doğruluğuna. Ayırt etmiyorum ben. İmam’a Ahmet nakletmiş bunu. Bu hadîs-i şerîfi Teymiye bile almış.

Tefsir kitaplarına. İbni Teymiye bunlara karşıymış gibi gösterirler ya sonradan gelen teymiyeciler. İbni Teymiye ayrıdır, teymiyeciler ayrıdır. Muhyettini İbni Arabe ayrıdır. Vahdedibüçütçüler ayrıdır. Hazret-i Mevlânâ ayrıdır. Biz Mevlânâ’nın torunlarıyız diyen çelebiler ayrıdır. Ayrıdır bunlar. Bunlar normalde birleştirmek mümkün değil zaten. Dervişlik, sufilik ayrıdır. Mutasavvuflar ayrıdır. Bir mutasavvuftan derviş olmaz. Bir dervişten de mutasavvuf olmaz. Bir sufi mutasavvuf olmaz. Mutasavvuf denilen insanlardan da sufi olmaz. Sufilik kendine özgü bir şey. O makam, mevki, dünya onu böyle çok bağlamaz sufi. Dervişi bunlar bağlamaz. Yok o şu makamdaymış siyasi olarak, bürokrasi olarak. O buymuş, o şuymuş dervişi bağlamaz.

O yüzden bir sufinin, bir dervişin bu tip işlerle de iş olmaz. Öyle olmayınca da o yüzden bir sufide mutasavvuf olmaz. Mesela bir sufiden bürokrat zor olur. Yüksek bürokrat. Bir sufiden siyasetçi hiç olmaz. Altını tekrar çiziyorum. Bir sufiden siyasetçi hiç olmaz. Siyasetçiden sufi olur mu? Olur. Tasını taranın siyasette bırakırsa olur. Tasını taranın siyasette bırakmazsa ondan da olmaz. Olmaz. Bugün Türkiye’deki siyaset demek, üç aşağı beş yukarı hepsini içine katmasak da şeytanın borazancı başıları başka bir şey değil. Öyle olunca ondan sufi de olmaz. Tasını taranın oraya bırakacak gelecek. O zaman sufi olur. Öbür türlü ondan da olmaz. Allâh bizi affetsin. Şimdi kalbin ürpermesi konumuz buydu.

O kalp ürpermediği müddetçe, evet biz geliriz buraya, Allâh’ı zikrederiz. Günahlarımız sevaba çevrilmiş olarak kalkarız. Bu zamanda çok büyük kar mı? Evet. Ama ya mübarek insanlar, ne güzel tertemiz oldunuz. Buradan çıktınız. Bir daha aynı şeyleri yapmayın ya. Temiz tutmaya çalışın kendinizi. Temiz tutmaya çalışın.


Hanzala Hadîsi ve Helâlleşme Çağrısı — Eşe Çocuğa Zulüm Yasağı

Hani Hanzala’nın var ya hikayesi, diyor ki biz senin yanından çıkınca, dünya şeytan bizi zapt ediyor. O da anlatıyor, buradaki halinizi korusanız diyor, meleklerin size selama durduğunu gördünüz. Ama ey Hanzala diyor, bazen öyle, bazen böyle olur diyor. Bazen öyle, bazen böyle olur. Bazen öyle, bazen böyle olsun. Zararı yok. Ama böyle temelli öyle olmasın. Derdim bu. Temelli öyle olmasın. Buradan çıktıktan sonra temelli öyle olmayın. Bazen öyle, bazen böyle. İnsanız çünkü, hepimiz için geçerli bu. Mustafa Özba, ben günah işlemiyorum. Böyle bir şey yok. Veyahut bizim şeyimiz günahtan uzaktır. Böyle bir şey yok kardeş ya. Yok böyle bir şey. Benim siyasetim güzeldi. Şeyh Efendi ile alakalı, ben hiç şahit olmadım kardeş, günah işlediğine diyordum.

Bitti. Bu ayrı mesele. Bunu günahsız görmek değil bu. Bu günahsız görmek değil. Normalde bazen öyle, bazen böyle olacağız. Ama biraz öyle olmayalım, böyle olmaya gayret edelim. Böyle olmak ne demek? Allâh’ı daim hatırlamak, Allâh’ı zikretmek. Sen normalde bir iş yaparken Allâh hatırına gelsin. Allâh hatırına gelsin. Allâh hatırına geldiği müddetçe, evet hep böyle olmaya devam edersin. Allâh hatırına gelmezse, yok öyle olursun. Çoğunluk öyle olmasın. Günlük hayatınızın çoğunluğu öyle olanlardan olmasın. Namazı kılmak hatırlamaktır. Bir haramdan uzak durmak hatırlamaktır. Eşine, çoluğuna, çocuğuna iyi davranmak, hatırlamaktır, zikirdir. E kardeşler yapmayın ya. Eş ve çocuklarınıza zulmetmeyin.

Kadınlar erkekler. Yapmayın. Bunu bir derviş topluluğuna bunu söylemekten vallahi de billahi de utanıyorum. Yemin ediyorum, utana utana söylüyorum bunu. Yapmayın. Eş ve çocuklarınıza zulmetmeyin. Yapmayın. Allâh için, Allâh rızası için yapmayın. Duymak istemiyorum, görmek istemiyorum, işitmek istemiyorum. Gözümün önüne gelsin istemiyorum. Yalvarıyorum Allâh için. Daha ilerisini söyleyeyim. Beni bu ızdıraptan kurtarın. Mustafa, Özba, bu ızdıraptan kurtarın. Görmek de, duymak da istemiyorum. Yemin ediyorum. Yapmayın. Bir derviş, erkek, kadın eş ve çocuklarınıza zulmetmez. Sinirliymiş. Sinirini niye yiyeyim ben senin? Benden daha mı sinirlisin? Duvara kafa atan adam var karşınızda. Benden daha mı sinirlisiniz?

Allâh için söylüyorum yapmayın. Bunu defalarca söylüyorum. Helallaşın, bugün gidin helallaşın. Eş ve çocuklarınızda kadınlar, erkekler helallaşın. Yapmayın. Koskoca kızı var, koskoca oğlu var. Daha böyle ona hakaret, buna hakaret edeceğim diye uğraşıyorlar. Kimisinin küçücük yavruları var, küçücük yavruların uğraşacağım diye uğraşıyor. Yapmayın. Yapmayın.


Sûfîlik İslâm’ın Son Kalesi — Ürperen Kalbin Kâinâta Rahmet Tecellîsi

Gerçek sufilik, İslam’ın manevi olarak son kalesidir. Gerçek manada sufilik, İslam’ın bâtini olarak son kalesidir. Bu son kale yıkılmasın kardeşler. Biz ahlakımızla, ihlasımızla, samimiyetimizle, muhabbetimizle, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyeye bağlılığımızla örnek birer protip insan olalım. Eşimiz bizden memnun, çocuklarımız bizden memnun, arkadaşlarımız bizden memnun, kayınvalidemiz kayınpederimiz bizden memnun. Kardeşlerimiz bizden memnun. Biz öyle birer derviş olalım. Bakın bizler öyle birer derviş olalım. Biz öyle birer derviş olamazsak, evet, son kale sufiliktir. Her şey yıkılır, her şey tavr-ı mahredilir. Sufilerin gönül dünyası yıkılmaz. Eğer kalp ürperirse, o kalpler yıkılmaz. Eğer kalp ürperirse, o kalp etrafa ışık olur.

O kalp sahibi karanlığı aydınlatır. O kalp sahibi taşı eritir. O kalp sahibi dağları toz duman eder. O kalp sahibi güneşi bile gölgeletir. O kalp sahibi ayı etrafında pervane döndürür. O kalp sahibi varlığa tamamen şefkatini, merhametini akıtır. O kalp sahibi böyle bir bakmış olsanız, böyle bir etrafınıza bakmış olsanız, insanın etrafınıza bakmış olsanız, böyle bir etrafınıza bakmış olsanız, insanlardan milyonlarca kat fazla dünya üzerinde varlık vardır. Bitkisini, hayvanını koysanız sayamazsınız. O kalp sahibi bütün bu varlığın üzerinde, varlığın üzerinde rahmet gibi okunur. O kalp sahibi insanların yedi katı melek vardır birinci kat gökte. Onların yaptığı ibadetten daha evla ibadet etmiş olur.

Kalbin ülpermesi demek o kalp sahibinin meleklerden ve cinnilerden daha evla bir insan olduğunu gösterir. O kalp sahibi, o kalbi ülperdikçe birinci kat gök, ikinci kat üç, dört, beş, altı, yedi, sonra birinci sema, ikinci sema, üçüncü sema başlar uruc etmeye. O kalp sahibi orada durduğu müddetçe o kalbinin ülpertisinin tecelliyatına göre evine merhamet olur, rahmet olur, çoluğunu çocuğuna rahmet olur, mahallesine rahmet olur, arkadaşlarına rahmet olur, ışık olur o. Ondan insanlar faydalanır, ondan insanlar fayda görür. Sizin en hayırlığınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır bu olur. Asıl fayda manadadır çünkü. Senin zâdir-i tasarrufun, tasaddukun senin mânânla alakalıdır. Sen beş kuruş on kuruş verirsin, bu zahir değildir, o mânâyı tetikler.

Asıl o kalp sahibi Allâh’ın vermiş olduğu nimeti ne yapar? Rızkı dağıtır. Bu nedir? Bu manevi ilimdir. O kendine bir şey saklamaz. O biriktirmez, dağıtır ne geldiyse. Bunun zahiri nedir? Zahiren o kimse zekatını verir. Zekat onun farzıdır. Bunun manası nedir? Mânâ olarak ihtiyaç sahibinin ihtiyacını görmektir. İhtiyaç sahibi zahir batın neyse onun ihtiyacını görmektir. Bu işin manasıdır. O yüzden kalpler ürpersin inşallah. Kalpler inşallah rahmet deryası olsun. Kalplerimiz inşallah Cenâb-ı Hak’ın tecelli gahı olsun. Hz. Muhammed Mustafa ile muhabbet eden kalpler olsun. Üç ihlas bir Fâtiha-i Şerîfe. Âmîn. Eyâ Rabbi, hasıl olan sevabı Âmîn. La ilâhe illallah. Hak Muhammed’in Resûlullâh, cemiyen embiyâ-i ve-l mursalîn vel hamdü lillahi rabbil âlimîn.

El Fâtiha. Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ alimuhammed. Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ alimuhammed. Âmîn. Ejmeyn. Destûr Salih.


KAYNAKÇA

  • Enfâl 8/2-4 — Müminlerin Beş Vasfı — Enfâl 8/2 («İnnema’l-mü’minûne’llezîne izâ zükira’llâhu vecilet kulûbühüm — ve izâ tüliyet aleyhim âyâtühû zâdethüm îmânen ve alâ Rabbihim yetevekkelûn» — Allâh anıldığında kalpleri ürperen, âyetleri okunduğunda imanları artan, Rablerine tevekkül edenler); 8/3 («Ellezîne yukīmûne’s-salâte ve mimmâ razaknâhüm yünfikūn» — namaz kılan, rızıktan infâk eden); 8/4 («Ülâ’ike hümü’l-mü’minûne hakkâ — lehüm derecâtün inde Rabbihim ve mağfiretün ve rızkun kerîm» — gerçek müminler işte bunlardır); Taberî Câmi’u’l-Beyân Enfâl 2-4 tefsîri; İbn Kesîr Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm; Kurtubî el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân c. VII; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb Enfâl tefsîri — vücûb-ı kalbî vasıflar tahkîki; Beyzâvî Envâru’t-Tenzîl; Elmalılı M. Hamdi Yazır Hak Dîni Kur’ân Dili c. IV — îmânın halleri ve dereceleri; Hayreddin Karaman vd. Kur’ân Yolu Tefsîri c. II; Süleyman Ateş Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsîri.
  • Cibrîl Hadîsi — İslâm, Îmân ve İhsân Mertebeleri — Buhârî Îmân 37; Müslim Îmân 1, 5, 7 (8-10) — Hz. Ömer Radıyallâhu Anhu rivâyeti; «El-îmânü en tü’mine bi’llâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rüsülihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve tü’mine bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî»; «El-İslâmu en teşhede en lâ ilâhe illa’llâh — ve tukīme’s-salâh — ve tü’tiye’z-zekâh — ve tesûme ramadân — ve tehucce’l-beyt»; «El-ihsânü en ta’budallâhe ke-enneke terâhu fe-in lem tekün terâhu fe-innehû yerâk» (Allâh’a O’nu görüyormuşçasına ibâdet etmen — sen O’nu görmesen de O seni görür); Ebû Dâvûd Sünne 16; Tirmizî Îmân 4 (2610); Nesâî Îmân 5; İmâm Nevevî el-Erbe’ûne’n-Neveviyye hadîs no: 2 ve şerhi (İbn Receb el-Hanbelî Câmi’u’l-Ulûmi ve’l-Hikem); İbn Hacer Fethu’l-Bârî Îmân; Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «İslâm-İmân-İhsân» merâtibi.
  • Kalbin Ürpermesi — «Vecilet Kulûbühüm» Tefsîri ve Mânevî Kalp — Hac 22/35 («Ellezîne izâ zükira’llâhu vecilet kulûbühüm»); Zümer 39/23 («Tekşe’irru minhü cülûdü’llezîne yahşevne Rabbehüm» — Rablerinden korkanların derileri ürperir); Hadîd 57/16 («E lem ye’ni li’llezîne âmenû en tahşea kulûbühüm li-zikri’llâh» — îman edenlerin kalpleri Allâh’ın zikri için yumuşamasının zamanı gelmedi mi?); İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Şerhi Acâ’ibi’l-Kalb) — kalbin lâtîfe-i Rabbâniye olduğu, mânevî mahiyyeti; Hâris el-Muhâsibî er-Ri’âye li-Hukūki’llâh; Hakîm Tirmizî Beyânu’l-Fark beyne’s-Sadr ve’l-Kalb ve’l-Fü’âd ve’l-Lübb — kalbin dört mertebesi; Ebû Tâlib el-Mekkî Kūtü’l-Kulûb; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Kalp-Sadr-Fü’âd-Lübb-Vecel-Haşyet» maddeleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — kalbin tasfiyesi.
  • Halakada Derviş Evde Kuduran — Tezâd ve Riyâ Tehlikesi — Buhârî Rikāk 36, Edeb 69 — «Şerru’n-nâsi zü’l-vecheyn» (insanların en kötüsü iki yüzlüdür); Müslim Birr 99-101 (2526); Buhârî Edeb 27 — «Leyse’l-vâsılu bi’l-mükâfi’ — ve lâkinne’l-vâsıle’llezî izâ kuti’at rahimuhû vesalehâ»; Tirmizî Birr 18 — eşe çocuğa hayır hadîsi: «Hayruküm hayruküm li-ehlihî ve enâ hayruküm li-ehlî» (sizin en hayırlınız ehline en hayırlı olanınızdır, ben de ehline en hayırlı olanınızım); İbn Mâce Nikâh 50; Buhârî Edeb 18 — eşe ikram; İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbu Âdâbi’n-Nikâh ve Kitâbu Âdâbi’l-Ülfeti); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. II — riyâ ve sıdk; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Riyâ-Sum’a-Vechû’d-Dîn» maddeleri.
  • Allâh’a Tevekkül — «Ve alâ Rabbihim Yetevekkelûn» Tefsîri — Talâk 65/3 («Ve men yetevekkel ala’llâhi fe-hüve hasbüh — inna’llâhe bâliğu emrihî» — Allâh’a tevekkül edene Allâh kâfîdir); Âl-i İmrân 3/159-160 («Fe-izâ azemte fe-tevekkel ala’llâh»); Mâide 5/23; Furkân 25/58; İmâm Gazâlî İhyâ c. IV (Kitâbü’t-Tevhîd ve’t-Tevekkül) — tevekkülün üç mertebesi; İbn Kayyim Medâricü’s-Sâlikîn c. II (menzilü’t-tevekkül); Tirmizî Zühd 33 (2344) — «Lev enneküm tetevekkelûne ala’llâhi hakka tevekkülihî le-rezakaküm kemâ yerzuku’t-tayre — tağdû himâsen ve terûhu bitânâ» (Allâh’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı; sabah aç çıkar tok dönerlerdi); İmâm Rabbânî Mektûbât c. I — sülûkte tevekkül; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I — Hasbünallâh virdi; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tevekkül-Teslîm-Tefvîz-Sıka» maddeleri.
  • Namazda Tâdîl-i Erkân — Dosdoğru Namaz — Bakara 2/238 («Hâfizû ale’s-salavâti ve’s-salâti’l-vüstâ — ve kūmû li’llâhi kānitîn» — namazlara ve orta namaza dikkat edin, Allâh’ın huzûrunda saygıyla durun); Mü’minûn 23/1-2 («Kad efleha’l-mü’minûn — ellezîne hüm fî salâtihim hâşi’ûn» — namazlarında huşû’ içinde olanlar); Buhârî Ezân 95, 122 — namazını kılmadan giden zâta «irci’ fe-salli fe-inneke lem tusalli» rivâyeti (üç defâ); Müslim Salât 45 (397); Ebû Dâvûd Salât 144; Tirmizî Salât 110 (302); Nesâî İftitâh 39 — tâdîl-i erkân ve rükû-secde-i’tidâl bahsi; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Kitâbu Esrâri’s-Salât) — namazın bâtın esrârı; İmâm Birgivî Vasiyetnâme ve et-Tarîkatü’l-Muhammediyye — tâdîl-i erkânın vücûbu; Ömer Nasûhi Bilmen Büyük İslâm İlmihâli «Namazın Farzları-Vâcibleri-Sünnetleri»; Ali Haydar Efendi Mecelle Şerhi ve fıkıh derslerinde tâdîl-i erkân; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Salât-Huşû’-Hudû’-Tâdîl-i Erkân» maddeleri.
  • Zikrullah’ın Kalbe Yerleşmesi — Dilden Kalbe İniş — Ra’d 13/28 («Ellezîne âmenû ve tatma’innü kulûbühüm bi-zikri’llâh — e lâ bi-zikri’llâhi tatma’innü’l-kulûb» — kalpler ancak Allâh’ın zikriyle huzûra erer); Bakara 2/152 («Fe’zkürûnî ezkürküm»); Ahzâb 33/41-42 («Üzkürû’llâhe zikran kesîrâ»); Ebû Tâlib el-Mekkî Kūtü’l-Kulûb bâbu zikri’l-lisân ve’l-kalb — zikrin dil-kalp-rûh-sırr merâtibî; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere ve Fevâ’ihü’l-Cemâl — zikrin kalbe inişi ve sülûk; İmâm Gazâlî İhyâ c. I (Kitâbu’l-Ezkâr ve’d-Da’avât); Sühreverdî Avârifü’l-Maârif bâbu fadli’z-zikr; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I/261, II/45 — Nakşî sülûkünde zikr-i kalbî; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî Câmi’u’l-Usûl — vird ve hatm âdâbı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. III — zikrin kalbe yerleşmesi; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Zikr-i Lisân-Zikr-i Kalb-Zikr-i Hafî-Zikr-i Cehrî» maddeleri.
  • Allâh’ı Unutmak — «Nesû’llâhe fe-ensâhüm enfüsehüm» — Haşr 59/19 («Ve lâ tekûnû ke’llezîne nesû’llâhe fe-ensâhüm enfüsehüm — ülâ’ike hümü’l-fâsikūn» — Allâh’ı unutanlar gibi olmayın, Allâh da onlara kendilerini unutturmuştur); Tâhâ 20/124 («Ve men a’rada an zikrî fe-inne lehû ma’îşeten dankâ» — zikrimden yüz çevirene dar bir geçim vardır); Münâfikūn 63/9 («Lâ tülhiküm emvâlüküm ve lâ evlâdüküm an zikri’llâh»); Mücâdele 58/19 («İstahveze aleyhimü’ş-şeytânu fe-ensâhüm zikra’llâh — ülâ’ike hizbü’ş-şeytân» — şeytan onlara Allâh’ın zikrini unutturmuştur); İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Zemmi’l-Gaflet); Hâris el-Muhâsibî er-Ri’âye bâbu’l-gaflet; İbn Atâ’illâh es-Sekenderî el-Hikemü’l-Atâ’iyye — gaflet ve uyanış hikmetleri; Mevlânâ Mesnevî c. III, b. 4070 vd. (gaflet zinciri); Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Gaflet-Hudûr-Yakaza» maddeleri; Hayreddin Karaman Hayatımızdaki İslâm — modern hayatta gaflet ve telefon-medya bağımlılığı.
  • Hasbunallâh ve Allâh’a Güven — Tevhîd-i Tevekkülün Zirvesi — Tevbe 9/129 («Hasbiya’llâhu lâ ilâhe illâ hû — aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbu’l-Arşi’l-Azîm»); Âl-i İmrân 3/173 («Hasbüna’llâhu ve ni’me’l-vekîl»); Buhârî Tefsîr Âl-i İmrân 13 — Hz. İbrâhim Aleyhisselâm ateşe atılırken ve Hz. Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Uhud sonrası bu kelâmı söyledi rivâyeti; Enfâl 8/64; Mâide 5/23; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. I — Hasbiyallâh virdi ve esrârı; Süleymân Hilmi Tunahan Kuddise Sirruhu’nun talebelerine bu virdi tâlimi; Hâlid el-Bağdâdî Mektûbât‘da Hasbunallâh duâsı; Necip Fazıl Kısakürek Çile; İmâm Rabbânî Mektûbât c. III — tevekkül-tevhîd münâsebeti; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hasbiyallâh-Tevhîd-Sıka-Hürriyye» maddeleri.
  • Bu Zamanda İlâhiyatçı-Diyânetçi-İmâm Çokluğu Karşısında Ümmetin Gerilemesi — Tirmizî Fiten 14 (2189); Ebû Dâvûd Melâhim 5 — «Yûşikü en tedâ’â aleyküm’l-ümem kemâ tedâ’â’l-ekeletü ilâ kasateti’hâ — kīle: Ve min killetin nahnü yevme’izin yâ Resûlallâh? Kāle: bel entüm yevme’izin kesîrun ve lâkinneküm ğusâ’ün ke-ğusâ’i’s-seyl» (sel köpüğü gibi olacaksınız); Ahmed b. Hanbel Müsned c. V/278; Müslim Îmân 232 — «Bede’e’l-İslâmu garîben» garîblik hadîsi; Said Nursî Mesnevî-i Nûriyye ve Sözler — küfür-i mutlakın yayılışı, ehl-i imanın azlığı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. IV — âhir zamanda mü’minlerin halleri; Mehmed Zâhid Kotku Kuddise Sirruhu Tasavvufî Ahlâk c. I-V — bu zamanın ulemâ ve sülûk ehline dâir mülâhazaları; Hayreddin Karaman İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri c. I-V — diyânet teşkîlâtı, ilâhiyât eğitimi tahkîki; Necip Fazıl Kısakürek İdeolocya Örgüsü ve Çile; M. Esad Coşan İslâm Dergisi Başmakaleleri.
  • Şeyhrüsûlük (Hilâfet-i Tâmme) ve Şeyh Efendi Müslim Hocaefendi Kuddise Sirruhu’nun Mîrâsı — Hilâfet-i tâmme tasavvufî kavramı: Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere; İmâm Rabbânî Mektûbât c. I-III — kâmil mürşid ve hilâfet bahsi; Hâlid el-Bağdâdî Mektûbât ve Risâletü’r-Râbıta; Şeyh Müslim Bey Köseoğlu Hocaefendi Kuddise Sirruhu silsile-i şerîfesi: Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu — Sâlih Efendi (Hâlidiyye-Müceddidiyye Nakşî silsilesi); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. I-VI; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Mektûbât; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk; M. Esad Coşan Râmuzü’l-Ehâdîs Sohbetleri; Müslim Hocaefendi’nin tâlim ve sohbetlerinin hâtırâtı; Mustafa Özbağ Efendi’nin Şeyh Efendi’sinden naklettiği menkîbeler — bu fakîrin sohbetlerinin esâsı; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hilâfet-Mürşid-Şeyh-İcâzet» maddeleri.
  • Hadîs-i Hanzala — «Sâ’atün ve Sâ’atün» Edebi — Müslim Tevbe 12-13 (2750) — Hanzala b. Rebî’ el-Esedî Radıyallâhu Anhu rivâyeti: «Nâfeka Hanzala — kāle Resûlullâh: kemâ tekûnûne ındî ve fî’z-zikri sâdaktekümü’l-melâ’iketü alâ furuşiküm ve fî turukıküm — ve lâkin yâ Hanzala — sâ’atün ve sâ’atün» (yanımdaki gibi olsanız evlerinizde-yollarınızda melekler sizi selâmlardı, ama yâ Hanzala — saat-saat); Tirmizî Sıfâtü’l-Kıyâme 59 (2514); Ahmed b. Hanbel Müsned c. IV/178; İbn Hibbân Sahîh 2521; İmâm Nevevî Riyâzu’s-Sâlihîn bâb 13 (sıdk); İbn Receb el-Hanbelî Câmi’u’l-Ulûm ve’l-Hikem 39. hadîsin şerhi yakınında; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu’l-Murâkabe ve’l-Muhâsebe); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. III — Hanzala edebi; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hâl-Makām-İstikāmet-Televvün» maddeleri — sâlikin haldeki dalgalanması.
  • Topluca Zikir-Tövbe ile Günahların Hayra Çevrilmesi — Furkān 25/70 («İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe-ülâ’ike yübeddilu’llâhu seyyi’âtihim hasenât» — kötülükleri iyiliklere çevrilenler); Buhârî Da’avât 66; Müslim Zikr 25 (2689) — «İnne li’llâhi melâ’iketen seyyâhîne fî’l-ardı yetbe’ûne mecâlise’z-zikr»; «Kūmû mağfûran leküm — kad beddele se’iyyâtiküm hasenât» (bağışlanmış olarak kalkın — kötülükleriniz iyiliklere çevrildi); Tirmizî Da’avât 7 (3378-3379); Ahmed b. Hanbel Müsned c. II/251, 358 — Ebû Hüreyre Radıyallâhu Anhu rivâyeti; Müsned-i Ahmed’in mukaddimesi (Şu’ayb el-Arnaût neşri) ve İmâm Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned‘i için Süyûtî el-Le’âlî el-Masnû’a; İmâm Nevevî el-Ezkâr bâbu fadli mecâlisi’z-zikr; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Musâhabe c. II — toplu zikir meclisinin müjdesi; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk c. III — hatm-i hâcegân meclislerinin fazîleti; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Tevbe-İnâbet-Mağfiret» menzilleri.
  • İbn Teymiyye-İbn Arabî-Mevlânâ Mîrâslarının Birbirine Karıştırılmaması — İbn Teymiyye Mecmû’u’l-Fetâvâ c. II «Risâletü Fütyâ fi’l-Hallâc-İbn Arabî» (selefî tenkîd çerçevesi); İbn Teymiyye el-Akīdetü’l-Vâsıtıyye ve Der’ü Te’âruzi’l-Akl ve’n-Nakl; Muhyiddîn İbn Arabî el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye c. I-IV ve Fusûsu’l-Hikem; Sadreddîn Konevî Mefâtîhu’l-Gayb ve Tahrîrü’l-Beyân; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Mesnevî-i Ma’nevî ve Dîvân-ı Kebîr; Sultân Veled İbtidâ-nâme; Aclûnî Keşfü’l-Hafâ İbn Arabî tenkîdleri; Süyûtî Tenbîhü’l-Gabî bi-Tebriyeti İbni’l-Arabî; İmâm Şa’rânî el-Yevâkītü ve’l-Cevâhir ve Letâ’ifü’l-Minen; Mahmud Erol Kılıç Şeyh-i Ekber: İbnü’l-Arabî Düşüncesine Giriş; William Chittick Sûfî’nin Bilgi Yolu ve Self-Disclosure of God; Süleymân Uludağ İbnü’l-Arabî ve Mevlânâ (TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri); Hayreddin Karaman İmam-Hatip Liselerinde Tasavvuf-Felsefe Eğitimi.
  • Sûfî-Mutasavvıf Ayrımı ve Siyâsetten Uzak Duruş — Hücvirî Keşfü’l-Mahcûb mukaddime — sûfî-mütesavvıf-müsteşvif tarîfi; Kuşeyrî er-Risâle bâbu’t-tasavvuf — Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Türâb-ı Nahşebî tarîfleri; Serrâc el-Lüma’ fi’t-Tasavvuf; Sühreverdî Avârifü’l-Maârif mukaddime; Kelâbâzî et-Ta’arrüf li-Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf; İmâm Gazâlî el-Münkızü mine’d-Dalâl tasavvuf yolunun seçilişi; İbn Acîbe Mi’râcü’t-Teşevvüf ilâ Hakāiki’t-Tasavvuf; Sûfîlerin siyâsetten uzaklığı: Câmî Nefehâtü’l-Üns‘te Bâyezîd-i Bistâmî, Cüneyd, Şiblî menkîbeleri; Hâlid el-Bağdâdî Mektûbât‘ta sülûk ehlinin makām-mevkı’den ictinâbı; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu’nun siyâsetten uzak duruşu — talebesi Mehmed Zâhid Kotku, Esad Coşan’ın bu çizgide kalışı; Süleymân Uludağ Tasavvuf ve Tenkid ve Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Sûfî-Mütesavvıf-Müsteşvif-Mukallid» maddeleri; Necip Fazıl Kısakürek İdeolocya Örgüsü — siyâsî-mânevî hayat ayrımı.
  • Eşe Çocuğa Zulüm Yasağı ve Helâlleşme Edebi — Tahrîm 66/6 («Yâ eyyühe’llezîne âmenû kū enfüseküm ve ehlîküm nâren» — kendinizi ve ehlinizi ateşten koruyun); Nisâ 4/19 («Ve âşirûhünne bi’l-ma’rûf» — eşlerinizle iyi geçinin); Bakara 2/231 («Ve lâ tümsikûhünne dırâren li-ta’tedû» — onlara zarar vermek için tutmayın); Buhârî Edeb 6, Mezâlim 2 — «El-müslimu men selime’l-müslimûne min lisânihî ve yedih»; Müslim Birr 32 (2564) — «Et-takvâ hâhünâ»; Tirmizî Birr 60 (1944) — eşe ikrâm hadîsi; Ebû Dâvûd Edeb 10 — kul hakkı ve helâlleşme; Buhârî Mezâlim 10 — «Men kânet lehû mazlimetün li-ahîhi feli-yetehallelhü minhâ» (kim kardeşine zulmetmişse helâlleşsin); İmâm Gazâlî İhyâ c. II (Kitâbü Âdâbi’n-Nikâh) ve c. III (Kitâbü Âfâti’l-Lisân, Kitâbü’z-Zemmi’l-Ğadab); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. II — kul hakkı; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hılm-Sabr-Husnu’l-Hulk-Ünüvet» maddeleri.
  • Sûfîlik İslâm’ın Bâtın Kalesi — «Garîblere Müjdeler Olsun» — Müslim Îmân 232 (146); Tirmizî Îmân 13 (2629); İbn Mâce Fiten 15 (3986) — «Bede’e’l-İslâmu garîben ve seyeûdü garîben kemâ bede’e — fe-tûbâ li’l-gurabâ»; Ahmed b. Hanbel Müsned c. I/184 — «El-gurabâ’ fî’n-nâs» rivâyetleri ve «Ünâsun sâlihūne fî ünâsi sû’in kesîr» tefsîri; Buhârî Hudûd 19 — Allâh’ın gölgesinde gölgelenenler; İmâm Gazâlî İhyâ mukaddime — tasavvufun İslâm’ın özüne yerleşmesi; Hücvirî Keşfü’l-Mahcûb; İmâm Mâlik’in «Men tasavvefe ve lem yetefakkah fe-kad tezendeka, ve men tefekkahe ve lem yetesavvef fe-kad tefessaka, ve men cemea beynehümâ fe-kad tehakkak» sözü; Ali el-Karî Mirkātü’l-Mefâtîh; Said Nursî Lemalar 27. Mektub — tarîkat ve hakîkat; Mehmed Zâhid Kotku Kuddise Sirruhu Tasavvufî Ahlâk c. I — sufiliğin İslâm’ın özü oluşu; M. Esad Coşan Tasavvuf ve Tarîkat; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. V — sûfînin kalbinin rahmet membaı oluşu.
  • Ürperen Kalbin Tecellîsi — Yer-Gök Ehline Rahmet Olma — Enbiyâ 21/107 («Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn»); A’râf 7/156 («Ve rahmetî vesi’at külle şey’»); Buhârî Edeb 27, Müslim Fedâ’il 65 (2318) — «Lâ yerhamü’llâhu men lâ yerhamü’n-nâs»; Buhârî Tevhîd 35 — «Innehû lâ yedhulü’l-cennete illâ rahîmun»; Buhârî Edeb 18, Müslim Fedâ’il 66 (2319) — «Mâ kâne’r-rıfku fî şey’in illâ zânehû ve mâ nüzi’a min şey’in illâ şânehû»; Buhârî Da’avât 53 — yer ve gök ehline duâ-i râhmet; Sehl b. Sa’d Radıyallâhu Anhu rivâyeti — kâmil insan kalbi; İmâm Gazâlî İhyâ c. III (Kitâbu Acâ’ibi’l-Kalb) — kalbin sıfât-ı Rabbâniye’ye nâ’iliyyeti; İbn Arabî el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye bâbu’s-sırri’l-mu’âmela ma’a’l-halk; Aziz Mahmud Hüdâyî Kuddise Sirruhu Câmi’u’l-Fedâ’il ve Câmiu’l-Fedâ’il; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe c. VI; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Şefkat-Merhamet-Ünüs-Mekke-i Mükerreme’nin Mahremiyeti» maddeleri.
  • Hâtime Duâsı — Üç İhlâs Bir Fâtihâ-i Şerîfe — Buhârî Fedâ’ilü’l-Kur’ân 13 — «Kul Hüva’llâhu ahad — ta’dilü sülüse’l-Kur’ân»; Müslim Müsâfirîn 261-263 (811-813); Tirmizî Fedâ’ilü’l-Kur’ân 11 (2900); Buhârî Tefsîr Fâtiha 1 — «El-hamdü li’llâhi Rabbi’l-âlemîn — hiye’s-seb’u’l-mesânî ve’l-Kur’ânu’l-Azîm»; Mâlik Muvattâ Salât 38; Buhârî İ’tisâm 28 — «Üd’û’llâhe ve entüm mûkınûne bi’l-icâbe»; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Kuddise Sirruhu Hatm-i Hâcegân Risâlesi — meclis sonu Üç İhlâs Bir Fâtihâ âdâbı; Necmeddîn-i Kübrâ el-Usûlü’l-Aşere‘de hatm-i hâcegân esâsları; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî Câmi’u’l-Usûl; «Lâ ilâhe illa’llâh — Hak Muhammed’in Resûlullâh — cemî’an enbiyâi ve’l-mürselîn» selavât-ı şerîfe ile mecmû’-i tâli’i; Süleymân Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü «Hatm-Hatm-i Hâcegân-Sâlavât-Du’â» maddeleri; Mehmed Zâhid Kotku Tasavvufî Ahlâk‘ta hatm âdâbı.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı