Âl-i İmrân 3/101 ve Nisâ 4/146 — Allâh’a Sımsıkı Sarılmanın Âyetleri
O yüzden inşallah Hafız Âl-i İmran 101 ile Nisa 146’yı okuyacak inşallah. اَعْضُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْضَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنْتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ مَا يَاتُ اللّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُونَ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ فَقَدْ هُوْدِيَ إِلَى صِرَادٍ مُسْتَقِيمٍ بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ İlla allahine tabu wa aslahu wa a’tafamu bi’Llāhi wa akhlasu dīnahum bi’Llāhi fawlāika ma’a l-mu’minīn vasa fa yu’ti l-lahu l-mu’minīn ajran ʿazīmā sadaqa llāhu l-‘azīm Allâh razı olsun inşaAllah Âl-i İmrân âyet 101 Allâh’ın âyetleri size okunup dururken ve aranızda da O’nun peygamberi bulunurken nasıl olur da inkâr edersiniz? Kim Allâh’a sımsıkı sarılırsa, şüphesiz ki O doğru yola iletilmiştir.
Nisa 146 Ancak tevbe edenler, durumlarını, hallerini düzeltenler, Allâh’a sarılanlar ve dinlerini sırf Allâh’a has kılanlar. bunlar mü’minlerle beraberdir. Kıymetli dostlar, Allâh’ın dinine sarılmak, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, Kur’ân ve Sünnet isteniyenin çizgisinden hiç çıkmamak, Kur’ân ve Sünnet’in emirlerini yerine getirmek. Bu normalde 103. Âl-i İmrân’ın 103. âyeti kerimesiydi. Ondan öncesinde de Cenâb-ı Hak 101. âyeti kerimede Allâh’a sarılmaktan bahsediyor. Diyor ki, kim Allâh’a sımsıkı sarılırsa, şüphesiz ki O doğru yola iletilmiştir. sırâtı mustakimdedir. Burada Allâh’a sımsıkı sarılmayı söylüyor. Allâh’ın dinine sarılmak, o bu kategorinin içerisinde ama Allâh’ın dinine sarılmanın daha içsel yanı, daha içi, daha zirvesi Allâh’a sarılmak.
Bu normalde Allâh’ın dinine sarılmanın içi. ilmel yakîn, aynel yakîn, hakkel yakîn daireleri gibi.
İlme’l-Yakîn, Ayne’l-Yakîn, Hakke’l-Yakîn ve Cibrîl Hadîsi’nin Hikmeti
İlmel yakîn de ilim olarak o kimse Allâh’ın varlığını, birliğini, peygamberini, dini kabul etti. Ama aynel yakîn onu yaşamaya başladı. Hakkel yakîn dediğimizde artık onun na-hemhâl oldu. Allâh’ın öyle kulları vardır ki yeryüzünde yürürken onlar görüldüğünde Allâh hatıra gelir. Hakkel yakîn noktaya geldi, o görüldüğünde Allâh hatıra geldi. Demek ki o hakkel yakîn noktaya gelince artık o kimse görüldüğünde Allâh hatıra gelecek. Veyahut da îman nedir, İslam nedir, ihsan nedir dediğinde ihsan zirve oldu. Allâh’ı görüyormuşçasına ibadet etmen, amel etmen, Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamandır. Bir çıtaltı sonra dedi ki, göremesen dahi, sen göremedin ama o seni daim gördüğünü hissederekten, onun seni daim gördüğünü hissederekten yaşamandır dedi.
Allâh’a sımsıkı sarılanlar, tövbe edenler, durumlarını, hallerini düzeltenler. o kimse günah işledi veya hata kusur etti veya etmedi ama tövbe etti ve halini düzeltti, ahvâlini düzeltti. Yanlışlıklardan doğruya, eksikliklerden sırat-ı müstakime yöneldi. Ve Allâh’a sarılanlar ve dinlerini sırf Allâh’a has kılanlar. Bakın o dinini Allâh’a has kıldı. Allâh nasıl ona din, dini nasıl indirdi ise sırf Allâh için dinini yaşadı. Bu artık ihlasın zirvesi. O Allâh için dinini yaşıyor. Artık hiçbir şey için değil. Orta yerden bütün her şeyi kaldırdı. Onun dinini yaşaması Allâh için oldu. Allâh’a has kıldı. bunlar müminlerle beraberdir. bunlar da müminlerle beraberlerdir. Allâh’a sarılmak. O zaman bu akşamki dersimiz Allâh’a sarılmak.
Allâh’a sarılmanın da kendi içerisinde üç hâli var. Ve hatta nasıl ilmel yakîn, aynel yakîn, hakkel yakîn olarak biz bunu tarif ederken, bu Allâh’a sarılmanın da üç hâli var, üç mertebesi var. Genelde malum ben sufili tasvuf anlatırken bu ilmel yakîn, aynel yakîn, hakkel yakîn âyet-i kerimesini çok kullanırım. Ve hatta bu iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir, bu hadisi şerifi çok kullanırım. normalde ve hatta farzları yerine getirip nafilelerle Allâh’a yaklaşmak, sonra Allâh’ı sevmek… Bu da üç haldir ya, üç adımdır. Allâh’a sarılmanın da üç adımı var. Birincisi kimin? Avamın sarılması. Avamın sarılması geçen hafta anlattığımız Allâh’ın dinine sımsıkı sarılmak. Kur’ân ve Sünnete sarılmak, bu işin zahirine talip olup, zahir noktada Kur’ân ve Sünnete sımsıkı sarılmak.
Avâmın Sarılması — Kur’ân-Sünnet Zâhirine Sadâkat
Hani öyle Müslümanlar vardır ya, Kur’ân ve Sünnete çok dikkat ederler, haramlara helallara dikkat ederler. O böyle bir tasavvufa girmek, böyle bir üstadın elinden tutmak, böyle ayrı bir manevi yola girmek, böyle bir şeye ihtiyaç duymaz, böyle bir şeyden malum, Türkiye’deki gündemden dolayı çekinir, sakınır. Aman karışmayayım ben et diye süt diye der. Bu tip insanlar vardır ya, bunlar Sufi dilinde Allâh’ı sevme, Allâh’a yaklaşma yolunda olmadıklarından dolayı avam olarak nitelendirilir. Veyahut da normalde bunlar böyle derinlemesine bir noktaya doğru gitmek istemezler. Halk tabiriyle kıl beşi bitir işi derler ya, bunun bir çıtı daha, böyle haram ve hellala dikkat eden, hayatına dikkat eden, yaşantısına dikkat eden, tabiri caizse genel olarak kaidelere uyan Allâh’ın haram ve helalına dikkat eden kimseler. bunlar Allâh’a sarılmanın böyle avam kısmı, birinci hâli.
İkinci hâlin ne? O normalde o havâsın Allâh’a sarılması. Havâs ehli ilmel yakinden sonra aynel yakîn hâlin, aynel yakîni yaşayan bir kimsenin sarılması. O da ne? O da zâhir vebâtını terk edip sağlam bir mânevî kulpa bağlanmak. Bu kulp Allâh’ın ipi hükmünde muhabbetullah’tır. Bu tabiri caizse ehl-i tarikatın hâlidir. Artık o işin zâhir vebâtın tarafını geçer, bir mânevî kulp bulur kendine. O mânevî kulp nedir? Allâh sevgisidir, Allâh’a muhabbet beslemektir. Onun mânevî kulpu Allâh’ı sevmektir, Allâh’a yakîn olmaya çalışmaktır. o mânevî kulpla ne yapar? O kimse artık normalde Allâh’a yaklaşmaya çalışır ki bunlar da böyle küçümsemeyecek bir noktada değildir. O muhabbetullah’a erişen bir kimse de gerçekten Allâh’a ulaşmış sayılır.
Şeriat’tan tabiri caizse beşinci altıncı esmaya kadar veya üçüncü esmadan beşinci altıncı esmaya kadar olan kimselerin hâlidir. Bunun içerisinde olanlar. Ve onlar da Allâh’a ne yaparlar? Muhabbet beslerler. Asıl konumuz Allâh’a sarılmanın üçüncü hâli. Bu o zaman üçüncü hâli de, çok affedersiniz, bizim tabirimiz de hasülhasn hâli.
Havâsın Sarılması — Muhabbetullâh ve Mânevî Kulp
Hasülhasn hâli, o hâle gelenler bu gruba müntesip olanlar artık mâsivâdan, gafletten kendilerini el çekmişlerdir. Bu grupta olanlar hevâ ve heveslerinden geçmişler. Bu grupta Allâh’a sarılanlar artık işin fetvasını bırakmışlar. Daha içsel bir yürüyüşe, daha içsel bir derinî bir hâle ulaşmışlar. Artık onlar bu konuda iştahatla filan değil, bu biraz size ağır gelebilir. Kalbe gelen ilhamla hareket eden hâldir. Şimdi vahiy üç türlüdür. Bir vahiy vardır, trekk, Cenâb-ı Hak kuluna vahy eder. Bir vahiy vardır, Allâh bir elçi kullanarak vahy eder. Bir vahiy vardır, bir vahiy vardır. Allâh bir şeyin arkasından seslenir. Musa’ya seslendiği gibi, ağacın arkasından seslendiği gibi. Şimdi bir vahiy var neydi?
O bir vasıta kullanıyordu. Cebrail Aleyhisselâm’la peygamberlere vahy ettiği gibi. Bakın burada ne var? Aracı var. Cebrail Aleyhisselâm’a ne yapıyor? Vahy ediyor. Cebrail ile vahy ediyor. Cebrail ile Kur’ân’ı indiriyor. Cebrail ile bazı şeyleri söyletiyor. hutbeye çıkıyordu, bir adım attı, âmin dedi. Bir adım daha attı, âmin dedi. Bir adım daha attı, âmin dedi. Dediler ki, Ya Resulallah hikmet ne? Her adımda âmin dedin. Dedi ki, Cebrail kardeşim geldi. Dedi ki, kim Ramazan ulaşır da affolmazsa, Allâh ve melekler ona lanet etsin dedi. Ben de âmin dedim dedi. Ardından dedi ki, kim anne babasına ulaşır, anne babasına ulaşır, cennetlik olmazsa, Allâh ve melekler ona lanet etsin dedi. Ona da âmin dedim dedi.
Üçüncüsünde dedi ki, bir toplulukta senin adın anılır da o toplulukta sana selâtu selâm getirilmezse, Allâh onlara da lanet etsin.
Hâsü’l-Hâs — Vasıtasız Allâh’a Sarılma ve İlhâmın Hükmü
Melekler ve Allâh onlara lanet etsin dedi. Âmin dedim der. Demek ki Cebrail aleyhisselâmın Kur’ân âyetleri olmadan da, Hazreti Peygambere sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine vahyettir oluyor. Demek ki her Cebrail aleyhisselâmın getirdiği emirler, bu noktada Kur’ân âyeti değil, normal şekilde de vahyediyor. Veyahut da yine Âyet-i Kerîme’de Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri için, ona biz her peygambere verdiğimiz gibi, ona da kitapla beraber hikmet verdik diyor. Ama hikmeti söylüyor, hikmetin ne olduğunu behan etmiyor. Demek ki hikmet de ona ne oldu? Vahyedildi. Demek ki onun kalbine Kur’ân’la beraber, ayriyetten Kur’ân’ı açıklasın, Kur’ân’ı anlatsın, Kur’ân’ı yaşasın diye ayriyetten ayrı bir vahy var, hikmet var.
Ve bütün ulemanın ortak noktası hikmet nedir? Hadis-i şerrilerdir, sünnet-i seniyedir. Demek ki her vahy Âyet-i Kerîme değil. Kur’ân ayrı. Bakın Cebrail aleyhisselâm’la da ne oldu? Ona Cenâb-ı Hak ayriyetten vahy etti. Veyahut da bir örnek daha, meşhur iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir hadîs-i şerîf vardı ya, bu neydi? Bunu da dedi ki, Cebrail kardeşim geldi, size dininizi öğretmek istedi. Bakın bu da vahy oldu. Ayrıyeten Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. için Âyet-i Kerîme’de neydi? O dedi ki hiç heva hevesinden konuşmadı. O her şeyi Allâh’ın istediği gibi, emrettiği gibi konuştu dedi. Demek ki vahy sadece Kur’ân’la sınırlı değil. Şimdi bu vahy meselesini niçin anlattım?
Üç Tür Vahiy ve Velînin İlhâmı — Sâlih Rüyânın Nübüvvetten Nasîbi
Direkt çünkü Allâh bir kulun kalbine ilham eder mi? El cevap eder. Allâh’a sarılanlar, Allâh’a sarılanlar. Bu üçüncü halde Hak-Gel-Yakin noktasında onların gönüllerine Cenâb-ı Hak ilham eder mi? Evet. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin hadisi mûcibince salih rüyalar neydi? Peygamberliğin 46 cüz’ünden bir cüzdü. O zaman salih bir rüya Allâh’ın o kimseye ilhamı mı? Evet. Bunun üzerinde şek ve şüphemiz var mı? Hayır. Allâh’a böyle sımsıkı sarılanlar, ben işin en sonunda söyleyeceğimi şimdiden söyleyeyim. vasıtasız, vasıtasız, Allâh ile hemhal olan, onu tanıyan, onun sıfatsal tecelliyatlarına ram olan, sıfatsal tecelliyatlarına mazhar olan kimseler âyet-i kerimedeki gibi Enfal kırk Allâh sizin dostunuzdur, o ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır.
Ayet-i kerimesine mazhar olmuşlardır. Artık onlar Allâh onların dostlarıdır. Ve o Allâh ne güzel dosttur, ne iyi dosttur, ne aziz dosttur. Onlar artık önlerinde, arkalarında, yanlarında, sağlarında, soldanında Allâh’ı nuru ile yürürler. Aslında herkes Allâh’ın nuru ile yürür. Ama velakin herkes onun idrakinde değildir. Yoksa Allâh’ın nuru bütün kâinatı sarmıştır. Bütün kâinatı sardığı halde biz o Allâh’ın nurunu görmekten, anlamaktan, idrakten uzağız. O yüzden biz Allâh’ın nurunun içinde yürüdüğümüzün farkında değiliz. Ama o Allâh’a dost alan, Allâh’a sımsıkı sarılanlar önlerinde, arkalarında, Yanlarında, sağlarında, soldanında Allâh’ın nuru ile yürüdüklerini, Allâh’ın nuru ile yaşadıklarının farkındadırlar.
Enfâl 8/40 — «Allâh Sizin Dostunuzdur, Ne Güzel Dost» ve Nûrla Yürüyüş
Artık onlar o nur üzerine giderler ki o nur üzerine gidenler, o sımsıkı sarılanlar sırat-ı müstakimdedir. Onların yolu direkt sırat-ı müstakimdedir. Kim Allâh’a sımsıkı sarılırsa o doğru yola iletilmiştir. Ayet-i kerimesi onun üzerinde tecelli etmiştir. Bakın onun üzerinde tecelli etmiştir. Ve onlar bu manada Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarını hayretten hayrete, perdeden perdeye müşahade ederler. Bu konuda o müşahade ile yürürler. Hatta öyle bir hâl olur onlar müşahadeden de geçerler. Çünkü müşahade de bunun bir alt noktasıdır. Onlar bu müşahadeden de geçerler. Ve o müşahaden geçerekten de hayatlarını vasıtasız bir şekilde, dini hayatlarını, Allâh’la olan dostluklarını artık vasıtasız bir şekilde yürütürler.
Her şey bir sebebe bağlıdır. Onlar için artık sebebinde bir hükmü kalmamıştır. Sebebi yaratan yaratıcıyla hemhâl olurlar, o yaratıcıyla yürürler. Bu konu biraz daha genişletilebilirdi. Ama bu kısacık zamana bu kadar eleye eledik yazdıklarımızı filan bu kadar oldu. Hakkınızı helal edin! Cenâb-ı Hak idrâkimizi arttırsın. Cenâb-ı Hak gönlümüzdeki ferâset nurunu arttırsın. Rabbim ferâset nuruyla görenlerden eylesin. Ferâset nuruyla anlayanlardan eylesin.
Kaynakça ve Referanslar
- Allâh’a Sımsıkı Sarılma Âyetleri: «Ve ke-yfe tek-furûne ve entum tutlâ ’aleykum âyâtullâhi ve fîkum Rasûluhu ve men ya’tasim bi’llâhi fe-kad hudiye ilâ sırâtın müstakîm» — Âl-i İmrân 3/101; «İllâ’llezîne tâbû ve aslahû va’tasamû bi’llâhi ve ahla-sû dînehum li’llâhi fe-ûlâike ma’a’l-mu’minîne ve sevfe yu’ti’llâhu’l-mu’minîne ecran ’azîmâ» — Nisâ 4/146; «Va’tasımû bi-habli’llâhi cemî’an velâ tefer-rekıû» — Âl-i İmrân 3/103; Taberî, Câmiu’l-Beyân 4/21; Kurtubî, el-Câmi’ 4/103; İbn Kesîr, Tefsîr; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 7/156.
- Cibrîl Hadîsi — İman, İslam, İhsan Üçlemesi: «Cibrîl kardeşim geldi, size dininizi öğretmek istedi» — Buhârî, Îmân 37; Müslim, Îmân 1-7 (Hz. Ömer razıyallâhu anh rivayeti); Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Tirmizî, Îmân 4; İhsân tanımı: «En ta’budullâhe ke-ennekâ terâhu fe-in lem tekun terâhu fe-innehu yerâke» («Allâh’ı görüyormuşcasına ibadet etmen, yoksa seni gördüğünü bilerek»); Nevevî, Şerhu Müslim 1/157; İmâm Sefarînî, Levâmiu’l-Envâr.
- İlme’l-Yakîn, Ayne’l-Yakîn, Hakke’l-Yakîn: «Kellâ lev ta’lemûne ’ilme’l-yakîne le-tera-vun-ne’l-cahîm» — Tekâsür 102/5-7 (ilme’l-yakîn-ayne’l-yakîn); «Va-innehu le-hakku’l-yakîn» — Hâkka 69/51; Kuşey-rî, er-Risâle, bâbu’l-yakîn; İbn Atâullâh el-İskenderî, el-Hikem: «nûru’l-yakîni fe-lû kü-şife lakâ ma’hû’l-irâde»; Gazzâlî, İhyâ 4. cilt Kitâbü’l-Yakîn.
- Avâmın Yolu — Zâhir-i Şerî’ate Bağlılık: Kur’ân ve Sünnete dönüş emri — Haşr 59/7; Ahzâb 33/36; Nisâ 4/65, 80; halal-haram hükümlerine dikkat — Buhârî, Îmân 39 («helâl bellidir, harâm bellidir»); İbn-i Teymiyye, Mecmu’u’l-Fetâvâ 10/171 (zâhir-i şeri’atın farziyeti); İbn Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn 1/105 (avâm – havâs ayırımı).
- Havâsın Yolu — Muhabbetullâh: «Kul in küntum tuhibbûne’llâhe fe-ttebi’ûnî yuhbibkumu’llâh» — Âl-i İmrân 3/31; «Yuhibbuhum ve yuhibbûnehu» — Mâide 5/54; «Vellezîne âmenû eşeddu hubben li’llâh» — Bakara 2/165; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Muhabbe; Ahmed-i Gazâlî, Sevânihu’l-Uşşâk; Rumî, Dîvân-ı Kebîr; mânevî kulp (el-urvetu’l-vuskâ) — Bakara 2/256; Lokmân 31/22; Aynu’l-Kudât Hemedânî, Temhîdât.
- Hâsü’l-Hâs — Vasıtasız Allâh’a Sarılma: Nâfilelerle yakınlaşma hadîs-i kudsîsî — Buhârî, Rikâk 38 («kulum bana nâ-filelerle yaklaşmaya devam eder… Benimle işitir, Benimle görür»); Kuşey-rî, er-Risâle, bâbu’l-fenâ; İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, bâbu’l-velâyeti’l-kübrâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/220; ilhâm-vahiy ayırımı — İbn Haldun, Mukaddime, fasıl fi’n-nübüvve; İmâm Bey-hakî, Delâilu’n-Nübüvve.
- Üç Tür Vahiy: «Ve mâ kâne li-beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hicâbin ev yursile resûlen fe-yûhiye bi-iznihi mâ yeşâ’» — Şûrâ 42/51; Taberî, Câmiu’l-Beyân; İbn Kesîr, Tefsîr; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtih 27/182-186; vahy türleri (mubâşir, meleki, hicâbdan) — Sa’duddîn Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; hikmetin Kur’ân dışı vahiy oluşu — Bakara 2/269; Nahl 16/125; Nahl 16/44 («hikmeti indirdi»).
- Cebrâîl’in Üç Âmin Duâsı: «Cebrâîl kardeşim geldi, dedi ki: Kim Ramazan’a erişir de mağfiret almazsa Allah onu helak etsin, â-min de; Kim anne-babasından birine erişir de cennete giremezse Allah onu helak etsin, â-min de; Senin adın anılıp salâtü selâm getirmeyeni helak etsin» — Hâkim, Müstedrek 4/153; Tirmizî, De’avât 100; Ahmed, Müsned 2/254; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân.
- Sâlih Rüyâ — Nübüvvetin Bir Cüzü: «Ürri-yeti’-s-sâlihatu cüz’un min sittin ve er-ba’îne cüz’en mine’n-nübüvve» — Buhârî, Ta’bîr 2; Müslim, Rü’yâ 6-8; Ebû Dâvûd, Edeb 88; Tirmizî, Rü’yâ 1; rüyânın türleri — İmâm Nevevî, Şerhu Müslim 15/18; İbn Sîrin, Tefsîru’l-Ahlâm; Yüsuf 12/4-5; Sâf-fât 37/102 (rü’yâ ile emir); ilhâmın sahihlığı — Yünus 10/62-64 («evliyâ için korku yok»).
- Enfâl 8/40 — «Ne Güzel Dost»: «Ve in tevellev fe-a’lemû enne’llâhe mevlâkum ni’me’l-mevlâ ve ni’me’n-nasîr» — Enfâl 8/40; Hac 22/78; Taberî, Tefsîr; Kurtubî, el-Câmi’; «Allâh kulunı seven, onun işiten kulağı, gören gözü olur» hadîs-i kudsîsi — Buhârî, Rikâk 38; Allah’ın nûruyla yürüyüş — Nûr 24/35 («Allâhu nûru’s-semâvâti ve’l-ardı»); Hadîd 57/28 («Size iki kat rahmet verir ve size bir nûr verir ki onunla yürürsünüz»); Bakara 2/257 («Allâh îmân edenlerin velîsidir»).
- Velâyet ve Müşâhede: «The Sufi Path of Knowledge» — William Chittick; «The Unveiling of the Mysteries» — Ahmed-i Gazâlî tercümeleri; Ebu’l-Kâsım Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-müşâhede ve’l-mukâşefe; Hücvîrî, Keşfu’l-Mahcûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ (makâmât bahsi); Imam Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 260-290. mektûblar (fenâfi’llâh mertebeleri).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, İhsân, Velâyet, Sünnet, Muhabbet, Yakîn, Müşâhede. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı