Sekir Halinin Mahiyeti — Allah Sevgisiyle Kendinden Geçme
Bu sekir halinde söylenen sözler. Biz bunları normalde teknik olarak şatıya ve hatta ben bunları şatıhatvari sözler derim. o kimsenin şatıhat etmesi. Bunların bu şatıhatları da ikiye ayırmak lazım. Bir şatıhat vardır ki, söyleyen bunu söylerken doğru bir noktada söyler, doğrusunu söyler. Hakikattir o söylediği. O zaman onun şatıyesi hakikat olmuş olur. Onun şatıyesi hakikat olduğunda o sekir hali değildir o. Bakın söylenen sözde hakikat var ise o hakikat noktasından konuştuysa bize sekirmiş gibi gelir. Veyahut da bize öyle gelebilir ama o şatıya doğrudur hakikattir. Buna ölçü buna delilne Hazret-i Peygamber’in ben beni Adem’in efendisiyim demesi gibi. Şimdi baktığımız zaman buna biz bir şatıya imiş gibi görünebilir bazılarına.
Ama bu hakikatte doğru mudur? Evet. Hakikatte doğru olduğu zaman o zaman bu bir sekir halinde söylenmiş bir söz olmuyor. O zaman bu sekir hali aslında ilahi hakikat noktasında bir sekir hali oluyor. bu gelip geçici bir sekir hali olmuyor. Çünkü Peygamberlerin üzerindeki sekir hali hayretin üzerine dayalıdır. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in dua edip Ya Rabbi bana eşyanın hakikatini bildir. Benim hayretimi arttır demesi bu manadadır. benim hayretimi arttır benim sekir halimi hiç kesme. Ben öylesine ben sekir halinde senin hakikatinin içerisinde yüzmek istiyorum. Senin hakikatinden hiç dışarı çıkmak istemiyorum. Beni öyle bir hale getir ki senin hakikat dairinin dışına hiç çıkmayayım.
Ben hiç tabiri caizse ayılmamı ayılmayayım. Bakın ben hiç ayılmayayım. O yüzden bu sekir halinin zıttı ne olmuş oluyor? Bu sekir halinin zıttı da Allâh bizi affetsin. Allâh bizi affetsin. Sav hali oluyor. S-a-h-v. Sav hali. Bu sav haline aklı yerinde olmak. Sav hali aklı yerinde olmak. o kimsenin her ne yaparsa aklı yerinde yapması. O sekir halinde de olsa aklı yerinde. Bu kimlere ait? Bu peygamberlere ait. Bu kimlere ait? Bu mürşidi kamillere ait. Ancak mürşidi kamiller o sav halini yaşar insanların içerisinde. Çünkü onlar ölçüdür. Nasıl peygamberler ölçüyse, peygamberler ölçüyse, mürşidi kamiller de ölçüdür. Çünkü insanlar onlardan din öğrenirler. Nasıl insanlar dini peygamberlerden öğrendilerse ve peygamberlerin halleri hakikat ise, söyledikleri her şey hakikat ise, mürşidi kamillerin de halleri peygamberle yarıştırmak değil bu.
Onlarla eşdeğerde tutmak değil. Din öğrettikleri için onların da sekir halleri sav halidir. hakikattir. Hakikate uymayan sözleri söyleyenler henüz daha mürşid-i kâmil olmamışlar. Kemala ermemiş olanlardır. Çünkü kemala ermemiş, biz onlara meczup deriz ya, kemala ermemiş meczuplar bu manada din öğretme noktasında etkili ve yetkili değillerdir. Ama toplum bu tip halleri sevdiğinden, nefislerine hoş geldiğinden, hevaya heveslerine hoş geldiğinden böyle sekir hali yaşayan insanları onlara karşı meylederler. Onlar da bu meylin cazibesine kapılıp yalan yanlış sekir hali gösterirler. Onların sekir halleri asla ve asla hakikat değildir. Ve hatta onların şatahatleri de hakikat değildir. Ama onlar bu yaptıkları bu şatahat ile ne yaparlar?
Etrafına insanları toplarlar. Etrafına insanları toplayarak onlara şatahatvari sözler söyleyerekten, uçuk kaçık sözler söyleyerekten etrafındaki insanları kendilerinin çok erdemli olduğunu söylerler. Bu bizim dergahımızda bizim bazı kardeşlerin içerisine de sirayet eder. işte o şeyhi çok seviyor.
Şatahat Sanatları — Hakikat Şatahatı ile Nâ-Ehl Şatahatın Farkı
Şeyhi çok sevdiğinden dolayı böyle şatahatvari sözler söylerler. Sen ne dese yapar mısın? Yaparsın. Şunu da yap dese yapar mısın? Ben yaparım, sen yapar mısın? Ve edepsiz. Sen şeyhinin ağzından böyle bir söz duydun mu da sen kalkıp da şeyh efendi böyle dese yapar mısın? Yaparım deyip de şatahatvari laf söyleyerekten etrafındaki insanları yola karşı laf getiriyorsun. Sen şeyhinin ağzından duydun mu? Sen bir de şeyhinin şeyhini de duymuş insansın. Şeyhinin şeyhini de duydun. Şeyhinin şeyhinin de sohbetlerine katıldın. Onun ağzından böyle şatahatvari edepsiz sözler duydun mu ki sen etrafına bunları söylüyorsun? bu şatahatvari sözler değil, bunlar nefsi hayvaninin sözleridir. Nefsi hayvaniye uyarsın insan haddini aşar, hukukunu aşar, hududunu aşar, şehvetine kurban olur.
Ve şehvetinin peşine düşer. Ve kendince de bunu dervişlik zanneder. Ve kendince de bunu sanki önemli bir şey söylüyormuş gibi atfeder. Bu doğru değildir. Yol Kur’ân ve Sünnettir. Her nereye bakarsan bak, her ne iş yaparsan yap. Senin sözlerin, halin, hareketin Kur’ân ve Sünnete uymak zorundadır. Nasıl Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ümmetine bu tip şatahatvari sözler söylemediyse, bu tip şatahatvari işlerle iştigal etmediyse, hiçbir ümmet, hiçbir sufi, hiçbir mürşid bu tip edepsiz şatahatvariler kullanamaz. Bunları yapamaz. Yapıyorsa o kimsenin manevi bağı kesilir. Söylüyorsa onun manevi bağı yoktur hakikatte. Çünkü şatahatvari sözler, şatahatvari sözler, müridan için konuşulmaması gereken sözlerdir.
İster mürid ol, ister çavuş ol, ister zâkir ol, ister nakip ol, ister nügebba ol, ister halif ol, senin şatahatvari söz söyleme hakkın yoktur. Sen henüz daha pişmedin, olgunlaşmadın. Senin derviş kardeşlerine şatahatvari sözler söylemek, senin derviş kardeşlerine üst seviyeden kendince edebiyat yapmak hakkın değildir. Bu yanlıştır, bu doğru değildir. Bu yolun adabında ve erkanında yoktur. Sufilik boş konuşma mesleği değildir. Sufilik boş atma mesleği değildir. Sufilik hal işi de değildir, hakikat işidir. Çünkü sekir hali bir haldir, gelip geçididir. Sekir halinde duran bir sufi, makbul bir sufi değildir. Asıl sufinin duracağı yer hakikat noktasıdır. O zaman hakikat noktasına baktığımızda bizim söyleyeceğimiz her şey Kur’ân ve Sünnet’e bağlı olarak kalmalıydır.
Şimdi Kur’ân-ı Kerîm’de kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder der. Bu insanı sekir haline sokacak haldir asıl. Siz bir sufi oturup kendince Allâh’ı zikredip Allâh’ın zikrini duyması gerekirken ve Allâh’ın zikrini duyduğu anda ertesindeki âyet-i kerîme der ki bakın hemen arkasındaki âyet-i kerîme der ki sen namaz kılaraktan, sabrederekten Allâh’tan yardım diler. bakın Allâh’ı zikreden kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder âyet-i kerimesi. Bu âyet-i kerîme de insanı baştan çıkartan bir âyet-i kerimidir. Ben o âyet-i kerimeyi duydum da o âyet-i kerimeyle hemhal olduğunda o kimse baştan çıkar. Ama ardındaki âyet-i kerîme hemen onu sav haline akıl haline koyar. Der ki evet sen Allâh’ı zikrettin Allâh da seni zikretti ama sakın ha namaz da sabırla Allâh’tan yardım dile.
O zaman sen sabırla namaz da Allâh’tan yardım dilersin ve Allâh’tan o yardımı dilemek mecburiyetindesin. O seni ne yaptı? Hemen seni sav haline akıl haline döndürdü. Çünkü akıl haline namaz akıllıların ibadetidir. Dikkat edin namaz iman etmiş akıllıların ibadetidir. Eğer bir kimse namazı kasten terk ettiyse o akılsızdır imani yönden. Kasten namazı bile bile terk eden şafilerdi zaten küfür noktasına koyar.
Mürşid-i Kâmilde Sahv Hali — «Ben Beni Âdemin Efendisiyim» Ölçüsü
Bir kimse namazı kasten terk ettiyse şafiye göre küfür ehlidir. Namazı kasten terk ettiyse. Çünkü namaz iman edip akıl sahibi olanlara farzdır. Bakın akıl sahibi o kimsede akıl gitti farz ondan düştü. Normalde akıl gitti o kimsenin o esnada aklı gitti. Aklı gittiyse o namazdan sorunlu değil. Neden? Aklı gitti. Allâh’ı zikrederken senin bir an aklın gitse ki gitmesi gerekir? Hakikatte gitmesi gerekir. Allâh’ı zikrederken senin aklının gitmesi gerekir. Aklı melekelerinin tamamiyette tabiri caizse şalter indirmen gerekir. Öbür tarafa şalterin açılması gerekir. madde alemiyle senin ilgin ve alakan kesilmesi gerekir. Maddeyle ilgi ve alakan kesilince sende mana alemi çalışmaya başlar. Sende mana alemi çalışmaya başlayınca dünyevi akıl sende çalışmaz olur.
Dünyevi akıl sende çalışmaz olduğundan gördüğünü görmemişsindir aslında. Duyduğunu duymamışsındır aslında aklı olarak. Çünkü senin mana olarak zikrullahın nuru hangi esmadaysa o esnada hangi esma okunuyorsa o esnada nuru… …çalışmaya başlar. Kalbi aklı çalışmaya başladığında o yine sekir haline girmez. O yine sekir halinde değildir. O esnafın sekir halinde asla bu asla girmez ve asla bu asla sekir halinde durmaz. Sekir halinde duranlar Allâh’ta fali olmamış olan, Allâh’ta kemaliyetine erdirmemiş olan kimselerdir. Bunlardaki sekir halide bir haldir, gelip geçicidir. Asla ve asla, asla ve asla kalıcı bir hal değildir. Kalıcı bir hal olmadığından dolayı onlarla bir sekir halide bir haldir, gelip geçer.
O yüzden buradaki Mersi’nin Kamillerde olan sekir halde, Mersi’nin Kamillerde olan sekir halde aslında aynı zamanda savunmalıdır. aklı onların gerindedir. Onlarda o esnada manevi akıl yürür. O esnada manevi akıl yürüdüğü için onlara da biz akılsız diyemeyiz. Nasıl Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem haddleri, ben ne söylediyse, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem haddleri ne dediyse, Cenâb-ı Hak bütün söylediğini ve yaptığını kendimizden alıp, benim emrimi yerine getirdi, benim emrimi söyledi diyorsa, bu sekir hali değil, bu ilahi bir, ilahi bir aklın yoluna girmesi, aklın işlemesini. Ama ne yazık ki bu akıl işlemedikten sonra böyle sesler de bir türlü düzene girmez. Hakkınızı helal edin.
Hakkınızı helal edin. Benim sesim, ben askerde çalıştım, diyemem, gidebildiği yere kadar gidecek. Şimdi, ne yazık ki son dönem sufilerde bu şatahatvari sözleri söylemek, son dönem sufilerde tabiri caizse, Papa anlaşıp, geçmişteki büyük mürşidlerin sözlerinden esinlenerekten etrafındaki insanlara bu sözleri söylemek moda olur. Kardeş, bize başkasının sözünü söyleme. Söyleyeceksen bize âyet söyle, hadîs söyle. Söyleyeceksen bize Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîslerini söyle. Şatahatvari sözler söyleyip de dergahımıza laf getirme. Şatahatvari sözler söyleyerekten bizim yolumuza leke getirme. Kendince üç beş melami sözü duyup, kendince kendi kendine, üstadı çok seviyormuş terenenlisiyle etrafına zarar verme.
Bu fakir, sekir halinin ne olduğunu bilir, sekir halinin ne olduğunu bildiğinden dolayı da o kardeşlerin söylemiş olduğu kimseler, Kardeş demek istemiyorum. Kardeş demiş olsak, çünkü o bizim desturumuzu, bizim yolumuzu tabi olur. Bizim sözümüze tabi olur. Üstadından duymadığı bir sözü söylemeye edeb eder. Üstadından işitmediği bir şey söylemeye haya eder. Kur’ân da yok, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de yok, üstadın da yok, üstadının üstadında yok. Sen bunu söylüyorsan, sen edepsizin tekisin. Sen sufinin ahlaksızısın.
Dergahta Edeb — Üstâdın Duymadığı Sözü Söylemenin Yasağı
Senin bu dergahta işin olmaz. Senin bu dergahta işin olmaz. Bırak, kim üstadını nasıl seviyorsa sevsin. Bazen derim ya, çok seviyorum diyene küçücük bir imtihan yeter. Hadi bütün malını bağışla, göç deyiverir sana birisi, kalırsın orada. Ben bana yaptığını söylüyorum. Bana dedi ki, ortane ver dedi komple, hiçbir şey alma buradan dedi. Emredersiniz dedim hiç, şeyh şüphe yapmadan. Ben derim, üstada tabi olmak zordur diye. Gerçek bir tabiyet zordur. Ben o yüzden derim, ben kardeşlerden, arkadaşlardan mühüritlik beklemiyorum. Biz hepimiz kardeşiz, arkadaşız. Aynı yolda yürüyenleriz. Müritlik dairesi zor bir dairedir. Herkesin kaldıracağı bir şey değildir. Bakın herkesin kaldıracağı bir şey değildir.
Ben bazen derim, şeyh efendinin o kadar dervişi vardı. rüya tabiri verdiği bir tek ben vardı. Onca dervişi vardı, hal tevhili verdiği bir tek bu fakir vardı. o son dönem bir mevzuzlar vardı eskiler bilir. peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri durdurdu. Söz ona ait ya. İyi ben Cafer’e de dedim. Hacı Cafer dedim, on bin tane derviş say. Bunun dedim içinden bir tanesini peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri durdurmuş. Seyyidü seleyküm. İkincisi var mı? Yok. Bunu şatahat olarak söylemiyorum. Hakikat olarak söylüyorum. E şimdi o zaman sen kardeşliğini düzgün yerine getir. Geylân hazretleri demiş ya, taş atan değil, attıran bizden değil demiş. Allâh bizi affetsin. Toparlıyorum.
Kur’ân’da âyet-i kerimelerde evet, sekir halini bize verir, ardından sav haline bizi çağırır. Ardından hemen âyet-i kerimelerde bizi ne yapar? Sav haline çağırır. Mesela der ki, eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyum ki Allâh da sizi sevsin. Bakın bu, bu bir şey. Allâh seni sevcek. Şimdi bunu ben kendi kendime bunu düşündüğümde, Allâh seni sevcek. Allâh seni sevince senin aklın kalır mı? Sen normal bir akıl üzerinden yürüyemezsin. Allâh seni sevirir. Allâh seni sevirir. Sen normal bir akıl üzerinden yürüyemezsin. Dünyavik akıl içinden çıkamazsın. Ve ardından âyet-i kerîme devam eder. Günahlarınızı bağışlasın, Allâh çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Bakın günah girdi işin içerisinde, günah girdi anda akıl girdi.
Seni tekrar savha sevk etti. Allâh seni sevdi diye, sen şatahatvari konuşma. Allâh seni sevdi diye, coşma. Ayet-i kerimenin arkasından diyor ki, günahlarınızı bağışlasın. Günah akılla işlenir. Ve günahı terk etmek aklın işidir. Tevbe etmek de aklın işidir. Bakın günah aklın işidir. Sen aklınla gider günah işlersin. Ve aklınla tövbe edersin. Cenâb-ı Hak seni sev halinden, sekir halinden hemen savh haline soktu. Seni halden hale soktu. Seni perdeden perdeye geçirdi. Seni sekir halinde tutmadı. Bakın seni sekir halinde tutmadı. Hemen seni akla davet etti. Akla çektiğine dedi ki Allâh senin günahlarını bağışlasın. Bunun için tövbe et. Bunun için geri dön. Bunun için rücu et. Orada durma. Rabbim bizlerin tövbe edenlerden eylesin.
Tövbesini kabul ettiklerinden eylesin. Affettiklerinden eylesin. Affettiklerinin zümresine bizleri ilhak eylesin. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha, şerife. Âmîn. Estağfirullah aman ya Rabbi. Min köl lezen bin tövbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi. Min köl lezen bin tövbe ya Rabbi. Tevbe ya Rabbi, tövbe ya Rabbi, tövbe ya Rabbi. Ne kadar yaptıklarımız varsa, yapmadıklarımız varsa, bilerek veya bilmeyerek, işlediklerimizden ve işlemediklerimizden doğacak olan ya Rabbi bütün günahları aff-u mağfiret eyla.
Âyet-i Kerîmenin Sekir-Sahv Dengesi — «Bana Uyun ki Allah Sizi Sevsin»
Âmîn. Tövbelerinde sabit olan kullarından eyla. Âmîn. Yeniden tekrar tekrar harama düşenlerden eyleme. Âmîn. Yeniden tekrar tekrar hevayı hevesine uyup, nefsine uyup günah işleyenlerden eyleme. Âmîn. Eylerinizin en merhametlilerinin en merhametlisi, tövbe ederseniz hiç günah işlememiş gibi olursunuz buyurdu sevgili Habibin. Bizleri öyle tövbe edenlerden eyla. Âmîn. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Malik, Ya Kuddüs, Ya Allâh Ya Hennan, Ya Mannan, Ya Allâh Ya Deyan, Ya Burhan, Ya Allâh Ya Sultan, Ya Subhan, Ya Allâh Ya Seddar, Ya Gaffar, Ya Allâh, Celle Celaluhu, Celle Şanuhu Ya Rabbi, Seddar ismi şerifinin yüzü suy-i hürmetine Bizleri setreyle Ya Rabbi Atallarımızı, kusurlarımızı setreyle Ya Rabbi Bizleri kafirlerin elinden, oyunlarından setreyle Ya Rabbi Günafıkların elinden, oyunlarından setreyle Ya Rabbi Fasıkların oyunlarından setreyle Ya Rabbi Şeytanın oyunlarından setreyle Ya Rabbi Heva ve hevesimizin, nefsimizin oyunlarından setreyle Ya Rabbi Her türlü fitneden, fesattan bizleri setreyle Ya Rabbi Her türlü ahir zaman hastalıklarından bizleri setreyle Ya Rabbi Maddi manevi her türlü hastalıktan bizleri setreyle Ya Rabbi Gaffar ismi şerifinin yüzü suy-i hürmetine bizleri aff-ı muafret eyle Ya Rabbi Anne babalarımızı aff-ı muafret eyle Ya Rabbi Heş ve çocuklarımızı aff-ı muafret eyle Ya Rabbi Gelecek zürriyetlerimizi aff-ı muafret eyle Ya Rabbi Bizleri affettiğin kulların zümresine ilhak eyle Ya Rabbi Affettiğin kullar zümresine ilhak eyle Ya Rabbi Affettiğin kullar zümresine ilhak eyle Ya Rabbi Günahlarını hayra çevirdiklerinden eyle Ya Rabbi Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed İlahi ve Selamun Aleyhi ve Selamun İlahi ve Selamun Aleyhi ve Selamun Ya Rabbi bizlere Habibinin hürmetini affeyle Habibinin izini takip edenlerden eyle Habibinin sünneti seneyesini yaşayanlardan eyle Habibinin sünneti seneyesini yaşatmak için mücadele edenlerden eyle Habibinin sünneti seneyesini sanki önünde o aynı sünneti aynı ameli işlediğini görüyormuşçasını işleyenlerden eyle Habibini gösterdiklerinden eyle Habibini göre göre yaşayanlardan eyle Habibini köküne okuyanlardan eyle Habibini ele metallardan eyle Habibini okşadığından eyle Habibini koluna girdiğinden eyle Hey merhametlerin en merhametlisi Habibin buyurdu ki Kişi sevdiği ile beraberliyiz Biz o Muhammed Mustafa’yı o peygamberimizi seviyoruz Bizleri iki alemde de onunla beraber eyle.
Bizleri iki alemde de onunla beraber eyle. Her nefesimizde bizleri onunla beraber eyle. Onunla oturan, onunla kalkan, onunla yürüyen, onunla neşelenen, onunla üzülen, onunla gamak edene buğulan, onunla neşeye ve zevke, uruca gidenlerden eyle. Özübillahimineşşeytanirracim, ismin laherrahmanirrahim. Tevhidide onunla beraber çekenlerden eyle. Zikri onunla beraber zikredenlerden eyle. Sanki onun halakasında, onun dizinin dibinde zikrediyormuşçasında öyle zikredenlerden eyle. Sanki dememi hoş gör ya Rabbi öyle olanlardan eyle. Öyle olanlardan eyle. Öyle olanlardan eyle. Halemenle hu. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh, cemiyen enbiya-i ve’l-mürselîn vel hamdü lillahi Rabbil alemin. el-Fâtiha ma salawat Allâhumme salli ala Seyyidinâ.
Kaynakça ve Referanslar
- Sekir ve Sahv Hallerinin Tasavvufî Tarifi: Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’s-sekr ve’s-sahv (Ebu’l-Kâsım Küşeyrî’nin meşhur ayırımı: sekr — mânâların külli tecellîsiyle aklen ihtibâs; sahv — mânevî basîretle birlikte aklın yeniden teshir edilişi); Serrâc, el-Luma’, bâbu’ş-şath; Hucürî, Keşfu’l-Mahcûb, bâbu’s-sekr ve’s-sahv (Cuneyd el-Bağdâdî’nin «sahv ehli» mektûbu ile Ebû Yezîd Bistâmî’nin «sekr ehli» ayrımı); Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Münciyât, Kitâbu’l-Mahâceti ve’s-sekri ve’s-sahv; İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye 2/546 (fî ma’rifeti makami’s-sahv ve’s-sekr); Kelâbâzî, et-Ta’arruf li-Mezhebi’t-Tasavvuf; İsmâ’îl Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân.
- Şatahat Meselesi — Hakikatle Nâ-Ehl Ayırımı: Serrâc, el-Luma’, bâbu’ş-şath (şatahat kelimesi ve ehlü’l-hakika); Ebu’l-Vefâ et-Teftâzânî, Mehâzil-i Şath; «Enel-Hak» Hallâc-ı Mansûr’un şathî sözü — Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ; Löui Massignon, La Passion de Hallâj; Ebû Yezîd Bistâmî’nin «Subhânî mâ a’zame şe’nî» sözü — Hucürî, Keşfu’l-Mahcûb; Rûzbihân-ı Baklî, Şerh-i Şathıyât; İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 2/396-411 (şatahatın meczupla kâmil ayırımı); İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 31-43. mektuplar (Enel-Hak ve vahdet-i vücûd elestirisi).
- «Ben Beni Âdemin Efendisiyim» — Hakikat Şatahatı Örneği: «Enâ seyyidu veledi Âdem yevme’l-kiyâmeti ve lâ fahr» — Tirmizî, Menâkıb 1 (Ebû Hureyre rivayeti); Müslim, Fedâil 3; Ebû Dâvûd, Sünnet 13; Ahmed, Müsned 2/540; İbn Mâce, Zuhd 37; Nesâ’î, Nu’ût 60; «Evvelu mâ halaka’llâhu rûhî» (ilk yaratılan benim nûrum) — Taberanî, Mu’cemu’l-Evsat; Aclunî, Keşfu’l-Hafâ; mu’cizât ve fedâil rivayetleri — Kâdî İyâz, eş-Şifâ; İbn Kesir, Şemailu’r-Rasûl; Tirmizî, Şemail; Yûsuf en-Nebhânî, Cevâhiru’l-Bihâr.
- Rasulullah’ın Sahv Halindeki Duası: «Alemlerin Hakikatini Görüver»: «Allâhumme erinî’l-eşyâ’e kemâ hiye» (Ya Rabbi bana eşyayı olduğu hakikat üzere göster) — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Suyûtî, el-Le’âlî’l-Masnû’a; Aclunî, Keşfu’l-Hafâ 1/166; «Zidnî fike tahayyuran» (hayretimi artır) duası — İbn Arabî, Fütûhât; Konevî, Miftâhu’l-Gayb; hayret makamı — Cendî, Şerhu Fusûsi’l-Hikem; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu’l-hayret; «Beni büyük bir hayret kapladı» — Niyâzî Mısrî, Dîvân.
- Mürşid-i Kâmilde Ölçü — Sav Hali: «Fe-estebîku’l-hayrâti, ileyllâhi merci’ukum cemî’en» — Mâide 5/48; «Fe-i’tebirû yâ ulu’l-ebşâr» — Haşr 59/2 (basîret sahipleri ibret alın); Mürşid-i Kâmilin din öğretme sûfetiyle ölçü konumu — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu’l-murşidî’l-kâmil (kâmilin sahv ehli olduğu, şeraitini sayması: şeriat-tarîkat-hakîkat-ma’rifet ihrâzı); Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-’Ilm bâbu’l-mu’allim; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/198, 1/293 (kâmil ile meczup farkı); Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; Yûsuf en-Nebhânî, Câmiu’l-Kerâmâti’l-Evliyâ.
- Meczup ile Kâmilin Farkı: İbn Arabî, Fütûhât (meczû ve sâlik ayırımı); Sadüddîn el-Künevî, Miftâhu’l-Gayb; İmâm Rabbânî, Mektûbât 2/43 (meczûn-ı salik-sâlik-ı meczû); Necmüddîn Kübrâ, Usûlü’l-Aşere; «kemala ermeyen meczuplar din öğretme noktasında etkili değildir» — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl Risale-i Hâliddiyye; Zâhid el-Kevserî, Maka-lâtu’l-Kevserî; Ebû’l-Abbâs el-Mürsî — İbn Atallâh el-İskenderî, Letaifu’l-Minen.
- Kur’ân ve Sünnet Ölçüsü — Tarikatın Temeli: «Mâ âtâkumu’r-Rasûlu fe-huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû» — Haşr 59/7; «Kul in kuntum tuhibbûna’llâhe fe’ttebi’ûnî yuhbibkumu’llâhu ve yagfir leum zunûbekum» — Âl-i İmrân 3/31; «Lekad kâne lekum fî rasûlillâhi usvetun hasene» — Ahzâb 33/21; Şamşü’d-dîn-i Sulamî, Âdâbu’s-Sûfiyye; Serrâc, el-Luma’, bâbu murâkabeti’r-Rasûl; Ebu Nu’aym, Hilyetu’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/41 (tarikat ile şeriat arası kesilmez bağ); Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu muvâfaketi’ş-şeriati’l-mutahhere.
- İkilî Âyetlerin Sekir-Sahv Dengesi: «Fezkurûnî ezkurkum» — Bakara 2/152 (sekr çağrısı); «Yâ eyyuhâ’llezîne âmenû’steyinû bi’s-sabri ve’s-salâti» — Bakara 2/153 (sahv’a çağrı); «Kul in kuntum tuhibbûna’llâhe fe’ttebi’ûnî» — Âl-i İmrân 3/31 (Allah sevgisi); «veyagfir lekum zunûbekum» — Âl-i İmrân 3/31 devamı (günahın terki ve tevbe — aklın, sav’ın geri çağrılması); Taberî, Câmiu’l-Beyân 3/194; Kurtubî, el-Câmi’ 4/83; İbn Kesîr, Tefsîr; Mâtürîdî, Te’vilâtu’l-Kur’ân; «el-E’mâlu bi’n-niyyâti» — Buhârî, Bed’u’l-Vahiy 1; Müslim, İmâre 155.
- Namazı Kasten Terk Meselesi ve Aklın Mukayyed Olmaşı: «Inne’s-salâte kânet ale’l-mü’minîne kitâben mevkûtâ» — Nisâ 4/103; «el-ahdu’llezî beynenâ ve beynehumu’s-salâtu fe-men terakehâ fekad kefere» — Tirmizî, Îmân 9; Nesâ’î, Salât 8; Ebû Dâvûd, Sünnet 15; İbn Mâce, İkâmetu’s-Salât 77; Ahmed, Müsned 5/346; namazı kasten terkin küfür olup olmadığı — Şâfi’î ve Hanbelî görüşü: küfürdür (İmâm Şâfi’î, el-Ümm; İbn Kudâme, el-Muğnî); Hanefi görüşü: fısk (İmâm Serahsî, el-Mebsût); İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 22/46; akli melekâta dayalı mükellefiyet — Âidî, el-Havi li’l-Fetavâ.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Nefs, Ruh, Sâlik, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı