Mesnevî Hikâyesi Hatırlatması — Tâcir, Dûdû ve Hindistan’daki Akıbâti
Gerçek sahibi olan Allâh’a döndürülecek. Bakın her öldürülen, ölen insan gerçek sahibi olan Allâh’a döndürülecek Hüküm de Allâh’a ait bunun hükmü bir başkasına ait değil Her nefis ölümü tatacak ve o ölümü tadanlar da gerçek sahibi olan Allâh’a döndürülecek başka bir ayeti kerimede siz yoktunuz, sizi var eden Allâh’tır der O zaman gerçek sahibimiz bizim Allâh Ölenin de gerçek sahibi Allâh, dirinin de gerçek sahibi Allâh Ve bu manada bu hükmü ilahi tecelli edince o zaman Allâh’tan razı olmak, Allâh’ın kazasına boyun eğmekten başka hiç kimsenin yapabileceği bir şey yok İslam’ın en güzel taraflarından birisi şu bir kimse kendi cüz iradesinin dışında olan bir şeyi sonuç itibariyle bu Allâh’tan geldi diyor.
Bu hüküm Allâh’ın, ölüm, hüküm Allâh’ın normalde bu noktada Müslüman bir mümin için kafasında herhangi bir şey kalmadı Öyle olunca da sufiler bu meselede, bu dairede daha böyle Allâh’ın rızasını kazanma noktasında dururlar Öyle olunca sufiler her şeyde Allâh’ın hükmü var mı var Allâh’ın hükmü varsa kendi üzerlerinin olan Cenâb-ı Hak’ın tasarrufuna razı olurlar Onu sükunet içinde, onu böyle tatlılık içinde kabullenirler Sufi o yüzden başına gelen bir müsibeti, başına gelen bir sıkıntıyı, başına gelen herhangi bir şeyi sukunetle karşılar. Çünkü o Allâh’tan razı olacak Allâh’tan razı olacak ki Allâh da ondan razı olacak Sufilerin dışındaki insanlar Allâh’ı razı etmeye çalışırlar Sufiler işin kestirmesine giderler Derler ki biz Allâh’tan razı olalım Yaratıcı olan biz değiliz çünkü, yaratıcı olan Allâh.
O yüzden normalde kader tecelli eder O kaderin acı tecellisinin karşılığında sufi, sukunet ve huzur içerisinde o tecelliyata rahım olur, tecelliyatı kabullenir Der ki bu Rabbimin bir cilvesi, bu Rabbimin işi, bunu Cenâb-ı Hak gönderdi der, bunu kabullenir Mesela İslam’da o yüzden bir kimsenin yakını veya uzağa vefat ettiğinde yırtılmak, bağırıp çağırmak, böyle yakasını paçasını yırtmak yoktur. Çünkü o Hak’tan razı olmadığını gösterir Ona can veren Allâh’tı, ona ruh üfleyen de Allâh’tı, vakti saati gelince onu aldı Onu alacak da zaten Dünyada bıraktığı gibi kimse yok, vakti gelene ne yapıyor? Alıyor. O yüzden onu ne yapacak?
«Hakk’ın Hükmüne Çâre Bulunmaz» — En’âm 6/62 ve Kazâya Rızâ
Onu huzur içerisinde kabullencek. O yüzden bu manada genel olarak sufiler kendi üzerlerindeki Allâh’ın tasarrufunu kabullenip ona teslim olurlar sufilerin duasıdır, Ya Rabbi bizden razı ol diye Allâh cümlemizden razı olsun, razı olduğu kullardan eylesin, razı olacağı şekilde ameller işlesin inşallah Huzuruna da razı olmuş olarak çıkarsın. Önemli olan Allâh’ın bir kuldan razı olmasıdır, önemli olan budur Ve kul eğer ki Allâh’tan razı olursa Allâh da ondan razı olur. Bakın kul Allâh’tan razı olursa Allâh ondan razı olur Bu ne demek? Başına ne gelirse gelsin işyan etmemek, başına ne gelirse gelsin tüfre düşmemek Başına ne gelirse gelsin bu mu benim başıma gelecekti, bu böyle mi olacaktı deyip Allâh’la yarışmamak Varsa mücadele edilecek bir yer mücadele edilir ama Allâh’la yarışılmaz.
O yüzden tüccar da dedi ki bu Allâh’ın takdiridir Ve bu da Allâh’ın gayreti kıskanmasıydı Bir de ne var? Allâh kıskançtır Gayret, kıskançlık her şeyden gayri olan vasfı, söze ve sese sığmayan Allâh gayret eder Kendisinden başka her şeyi kıskanır Buradaki gayretin karşılığı sufilikte kıskanmaktır Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki Allâh kıskançtır ben de sizin en kıskancınızımdır Allâh kıskançtır kıskanç olanları sever Buradaki kıskançlık yalnız avamın kıskançlığı değil Avamın kıskançlığı nedir? O insanı Allâh muhâfaza eylesin, geçimsizliğe götürür. Evet insan eşini kıskanır veya sevdiğini kıskanır Çocuğunu kıskanır, onu korur, kollar muhafaza eder. Bakın onu korur, kollar muhafaza eder Onu tabiri caizse kanatlarının altına alır, onu himayesine alır Allâh’ın kıskançlığı da normalde bu manadadır Kulunun harama gitmesini istemez, kulunun yanlış yerlere gitmesini istemez Kulunun kendi rızasının dışına çıkmasını istemez Allâh da bu manada nedir?
Kıskançtır. Ama bunun başında da diyor ki her şeyden gayri olan vasfı, söze ve sese sığmayan Allâh Burada Hz. Epir Cenab-ı Hakk’ın tabiri caizse zati sıfatlarını koyuyor orta yere Diyor ki o hiçbir şeye benzemez ve onun normalde vasfı yoktur Söze gelmez vasfı, vasf edilemez E, onun vasfı etmek için sesler yetmez, kelimeler yetmez, cümleler yetmez Nedir zati sıfatları Cenab-ı Hakk’ın? Kısaca. Bakın bu zati sıfatları hiçbir zaman yarattıklarının üzerinde tecelli etmeyen sıfatlardır Cenab-ı Hakk’ın diğer sıfatları sayısız, sonsuz, bunlar yarattıklarının üzerinde tecelli eden sıfatlardır. Ama Cenab-ı Hakk’ın zati sıfatları, zati sıfatları, yaratılmış olan hiçbir şeyin üzerinde tecelli etmez Bunun birincisi nedir?
Vücuttur, var olmaktır Allâh vardır, varlığı başkasından değildir, zatının gereğidir, var olmasının gereğidir Ve varlığı Allâh’ın zorunludur ve Allâh’ın bu vücudunun zıttı yoktur Yarattığı her şeyin zıttı vardır, Allâh’ın kendisinin zıttı yoktur Bu manada bir şey var ise, sünni kelamcılar, akaitçiler bir şey varsa muhakkak onun da bir vücudu vardır derler. Ama biz onu düşünebilir miyiz? Hayır. Çünkü normalde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Allâh’ın yarattıkları hakkında düşünün ama zata hakkında düşünmeyin deyip çizgiyi orada çizer Yine Meryem suresinde hiç ona denk vadaş olacak başka birini biliyor musun?
Sûfînin Yolu — Allah’tan Râzı Olmak: «Ya Rabbi Bizden Râzı Ol»
Hayır yoktur der Yine şuurada onun benzeri gibi hiçbir şey yoktur der, şuura 11 O zaman Allâh zat olarak, vücut olarak vardır ama bu kelama gelmez, bu dile gelmez ve bunu tarif etmek için kelam yoktur Ve bunu düşünmemiz, bunu kendi kendimize tefekkür etmemiz de haramdır, bu bize yasaklanmıştır. Ama bunun özellikle bu akşam bu derse koydum, Cenab-ı Hakk’ın vücudunun olmadığını iddia eden bir kısım topluluklar çıktı Veyahut da bu komple yaratılmış olan bu varlığı Allâh’ın parçası vücudu gibi görenler var, bu zat noktasında bunu önlemeye çalışıyorum Allâh muhâfaza eylesin. İkinci zati sıfatlarının kıdemdir, kıdem ezelidir, başlangıcı olmamaktır Türkçesi Allâh’ın başlangıcı yoktur, Allâh şurada başladı diyemeyiz Allâh zati sıfat olarak ezelidir, Cenab-ı Hakk’ın başlangıcı yoktur Allâh’ın başlangıcı yarattıklarıyla başlamaz, Allâh ezeli olarak vardı Biz milyon milyar yıl ve hatta bugünkü rakamsal olarak matematikçilerin ulaştığı 0. kaç sıfır hocam? 48 basamak, ben onu çoğaltıyorum da Tabi bizim hocada diyor nereden buldu bu matematiği diyor değil mi?
Öyle dedin ya bugün, dedin ki yok bu matematik literatüründe değil mi? Yok hocam kitap okuma alışkanlığımız yok. Var mı o eserlerde geçiyor mu öyle bir matematik? Karşılaşmadığında, karşılaşacaksınız inşallah sonra inşallah Matematik güzel bir ilimdir. Ama bizimki tabi zahiri matematik değil, zahiri matematik 4 işlem bizim ilk kere iki 4 yapar. Dedem anneme, anne dedem şey soruyordu anneme Neriman buyur baba 4 kere 4 kaç 16 baba. Bizim kuyucu Mehmet’in babası da onun adı Mehmet. Duydun mu? Ona diyor. Onun okur yazarlığı yok o 4 kere 4 kaç oldu mu bilmiyorum. Ama benim diye müftüyü cebinden çıkarırım diyordu dayım. Ben onun yeğeniyim sonuç olarak. Evet ikincisi ne? Kıdem başlangıcı yok. Bakın bunun matematik burada iflas ediyor.
Bunun matematiksel bir karşılığı yok. Bunun fiziksel bir karşılığı yok. Bunun felsefik bir karşılığı yok batı felsefesi açısından. Batı felsefesi bunun karşısında batıyor. Bunun karşılığı yok. bir Allâh merhumu var. Allâh kendisini tanıtırken de diyor ki ben ezeliyim. benim başlangıcım yok. Bunu tefekkür ettiğinizde böyle çok bunu tefekkür etmeyin. Bunu da açık açık söyleyeyim. bu böyle boğar insanı. Bu aklın alacağı bir şey değil çünkü akıl mat oluyor burada. Bu ancak kalple yürünecek bir yol. Neymiş? Ezeliy. O zaman şimdi zaman diyeceğiz zamanı yaratan da Allâh. Zaman da zaten Allâh’ın sıfatı. Öyle olunca herhangi bir zaman birimi konuşmak da mümkün değil. Bunu ancak iman ederiz. En kolayı bu.
Biz Cenâb-ı Hak’ın ezeli olduğunu, başlangıcının olmadığına iman ederiz. Üçüncüsü ne? Beka varlığının sonu olmamak. Az önce varlığının başlangıcı yoktu. Ezeliydi. Şimdi ebedi, beka sonu yok. Allâh’ın sonu yok. Sonsuz bir Allâh var. Hem başlangıcı yok hem sonu yok. Başlangıcı ve sonu olmayan bir Allâh var. Başlangıcı ve sonu olmayan Allâh’ın biz zavallı kullarıyız. Kendimizi ne kadar çok fazla önemsiyoruz. Ya bunu insan düşündüğünde başlangıcı ve sonu olmayan bir Allâh’ın kulusun. Yarattığı için ya. Ama başlangıcı ve sonu olmayan bir Allâh’la insanlar yarışıyorlar. Hangi hadleri neyse. İnsanlar ona isyan ediyorlar. yoktunuz, sizi ben var ettim diyen Allâh’la yarışıyor. Onunla çatışıyor insanoğlu.
Senin başlangıcın var, senin başlangıcın var. Sen yoktun, seni yoktan var etti. O var etti seni. Bir başkası değil. Seni annen baban var etmedi. Annenden babandan südur ettin sen. Seni var eden Allâh. Ve bu Allâh’ın ezeli ve ebedi.
Allah’ın Gayreti-Kıskanması — Zâtî Sıfatlar: Vucûd, Kıdem, Bekâ
Ezeli ve ebedi olması bir de Allâh için zorunluluk. Bir de işin bu tarafı var. Vücut zorunluluk. onu hanefiler çok güzel söylüyorlar. Çok hoşuma gidiyor. diyorlar ki bir şey varsa vücudu mutlak vardır. Onlar buradan hareket ediyorlar. Ama diyorlar biz onu vücudunu bir şeye benzetemeyiz. Burası çok cezbediyor beni. vücudu reddetmiyor. Ama diyor onu diyor herhangi bir şeye benzetmek onu âyet-i keremeden yola çıkartmaktan söylüyorum. Onu bir şeye benzetmek mümkün değil. O hiçbir şeye benzemez. Ve vücut bu noktada hak. Ezeli olması hak. Ebedi olması da hak. bazen Türkiye Cumhuriyeti Devleti için beka problemi diyoruz ya. Bu ne demek? Türkiye Cumhuriyeti Devleti ebedi olacak demek. Beka deyince. Aslında beyin gerisinde beka olan Allâh, sonsuz olan O.
O zaman sen bir devleti sonsuz yapabilir misin? Yeryüzünde sonsuz bir devlet mi var gördünüz mü? Nice devletler yıkılmış yerine yeni devletler kurulmuş. Nice hanlıklar, padişahlıklar yıkılmış. Yıkılmaz denilen Nemrut’un padişahlığı yıkılmış. Yıkılmaz denilen Firavun’un padişahlığı yıkılmış. Neler yıkılmamış? Yıkılmaz denilen Kureyş Devleti yıkılmış. E yıkılmaz denilen İslam Devleti yıkılmış. Yeni bir devlet kurmuşlar Şam’da. Yıkılmaz demişler onun yerine Abbasiler gelmiş. Yıkılmaz demişler onun yerine bir sürü devlet çıkmış. Türkler çıkmış sahneye. Yıkılmaz demişler kendi devletlerini Orta Asya’da kendileri yıkmışlar. Devallarca kendileri yıktıkları devleti yeniden kendileri yapmışlar. Yeniden kurmuşlar.
Türklerin böyle bir şeyi var, hali var. devlet yıkmak, devlet yapmak onları böyle yeni bir ev yapıp yıkılmak gibi basit. Kaan ölmüş, oğlanlar birbirlerine düşmüşler, savaşmışlar, ayakta kalan bir daha devlet kurmuş. Sonra o ölmüş, onun oğulları bir daha savaşmışlar, bir daha birbirlerini kırmışlar, ayakta kalan bir devlet daha kurmuş. Bilmem kaç tane devlet kurmuş Türkler. Neden? Kendileri yıkıyorlar. Dışarıdan birisi gelip de Türklerin devletini yıkamamış hiç. Osmanlı’yı da yıkamadılar, Osmanlı’yı da kendi içinden yıktılar. Bakın dışarıdan birisi yıkmadı Osmanlı’yı. Biz kendi elimizle yıktık, kendi elimizle biz bertaraf ettik Osmanlı’yı. Halifeli de kendi elimizle bertaraf ettik. Osmanlı’yı da kendi elimizle bertaraf ettik.
Evet, bizde böyle bir özellik var. Evet, dördüncüsü sonradan olan şeylere benzememek. muhalefetün lil havadis deniliyor ya buna. Bunun Türkçesi sonradan olan şeylere benzememek. Allâh’ın haricinde her şey sonradan olmuştur. Allâh’ın haricindeki her şey sonradan olmuştur. Ve Allâh sonradan olanla hiçbir şeyle de benzemez. Bakın sonradan olan hiçbirisine benzemez. Allâh neye benzer? Allâh kendine benzer kendisinin ne olduğunu bilmiyoruz. Beşincisi vahtaniyet. Allâh’ın zâtında ve sıfatlarında ve fiillerinde tek olması. Eşi ve benzerinin olmaması. Bakın zâtı, sıfatları, fiilleri, yaratması. Bu vahtaniyetini Cenâb-ı Hak paylaşmaz hiçbir şeyle. Allâh zâtını paylaşmaz. Allâh sıfatlarını paylaşmaz. Allâh yaratmasını paylaşmaz.
Her şeyde tektir, fiillerinde tektir, sıfatlarında tektir, zâtında tektir. Cenâb-ı Hak vahtaniyetini Allâh’ın zâtını paylaşmaz. Cenâb-ı Hak vahtaniyetini Allâh’lığını hiçbir şeyle ve hiç kimseyle paylaşmaz. Allâh o Allâh’tır ki ne zâtını ne sıfatını ne yaratmasını ne de fiillerini işleyişini asla hiçbir şeyle paylaşmaz.
Muhâlefetün li’l-Havâdis, Vahdâniyyet ve Kıyâm bi-Nefsihî — Zâtî Sıfatların Tamamı
Allâh zâtını sıfatını yaratmasını Cebrail’le paylaşmaz. Meleklerle paylaşmaz. Peygamberlerle paylaşmaz. Velileriyle paylaşmaz. Paylaşmaz. Yaratan Allâh’tır. Senin üzerinden keramet sudur etse dahi onu yaratan Allâh’tır. Onu sen yapmazsın. Onu sen yapamazsın. Yaratma tamamiyetle Allâh’ın kendi zat-ı ulhiyetindedir. Kulların bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktur. Kullar sadece kulluk ederler. Kulluklarının gereği İyyâ kenâbüdü ve iyâ kenâsdeyin derler. Ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz derler. Kulsa. Altıncısı neymiş? Kıyam-ı bi-nevsihi. varlığı kendiliğinden olmak. Var olmak. Varlığının başka bir şeye muhtaç olmaması. Ne yazık ki bu ilimler önceden İslam toplumunda okullarda verilen ilimlerdi.
Bütün okullar bu ilimle ilimlenirlerdi. Normalde okuyan çocuklar veyahut da cami imamına dahi gitseler Cami imamları bu ilimleri o çocuklara öğretirlerdi. İslam dünyası ne yazık ki ilmi olarak kısır. Dinlerini öğrenemiyorlar. Dinlerini de öğrenmeleri için sistem müsaade etmiyor. Global bir baskı rejimi var. Siz dininizi tam olarak öğrenemiyorsunuz. Öğretmek istemiyorlar çünkü. Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenme okumasını öğrenebilirsiniz. Abdest almayı, namaz kılmayı öğrenebilirsiniz. Oruç tutmayı öğrenebilirsiniz. Oje orucu bozar mı, bozmaz mı? Saç boyasından kusül olur mu, olmaz mı? Dudak boyasından abdest bozulur mu, bozulmaz mı? Kot pantolonla namaz kılınır mı, kılınmaz mı? Kot pantolon dar giyince erkekler için abdesti bozulur mu, bozulmaz mı?
Namazda kulaklarının içine mi değecek, kulak memenizinin dışına mı baş parmaklarınız değecek? Kadınların göğsünün neresinde duracak eller? Bunları öğrenebilirsiniz. Orucu yok hangi sakız bozar, hangi sakız bozmaz, sakızın şeker oranı ne kadar da az. Sakızın şeker oranı ne kadar da içinde nasıl bir şeker vardı? Kolonya abdesti bozar mı, bozmaz mı, etil miydi? Hangi kolonyaydı? Hangi kolonyayı kullanırsanız abdestiniz bozmaz. Hangi takunyayı giyerseniz ayaklarınızı cehennem ateşi yakmaz. Hangi kefeni alırsanız kabre girdiğinizde kabirdeki ateş size bulaşmaz. Bunları öğrenebilirsiniz. Evet. Ciddi ciddi söylüyorum. Kızılay Haftasını, bilmem ne haftasını, Kürsülerden, Cami Vazlarından öğrenebilirsiniz.
Ama Allâh’ın zati sıfatlarını, subiti sıfatlarını öğrenemezsiniz. Cenâb-ı Hak’ın hukukunu Allâh bize ne demiş, neyi emretmiş, bunu öğrenemezsiniz. Bunu öğrenemezsiniz. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Bunu öğrenemezsiniz. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler münafıkların ta kendileridir. Bunu öğrenemezsiniz. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir. Bunu öğrenemezsiniz. Asla. Allâh’ın hükmü nedir? Nerede hükmü geçer? Nerede hükmü geçer? Bunu bilemezsiniz. Hükmünün geçmediği yerler var mı? Sorsam şimdi size. Desem ki Allâh’ın hükmünün geçmediği yer var mı? Yok diyeceğiniz değil mi? Öyle diyeceğiniz değil mi? Böyle inanırsınız. Değil mi? O zaman bu ülkede faizi serbest bırakan kim?
Fuhuşu serbest bırakan kim? Kumarı serbest bırakan kim? Her türlü haramı serbest bırakan kim? Fuhuşu serbest bırakan kim? Fuhuşu serbest bırakan kim? Fuhuşu serbest bırakan kim? Fuhuşu serbest bırakan kim? Bak sustunuz. Allâh hükmediyordu her şeye? Sakın Allâh’ı aciz noktasına koymayın. Bunları öğrenemezsiniz. Bakın bunları öğrenemezsiniz.
Hadîsler Işığında Gayretullâh — Haramların Gizlisi ve Açığı ile Velîlerin Himâyesi
Namazın vaktine, namazın vaktine hassas olduğu kadar İslam toplumu Allâh’ın neye hükmettiğini bir bilse, namazın vaktine hassas olduğu kadar haramlara hassas olsa, abdeste aman parmaklarının arasına su değsin, yüzünü o böyle al çıkar hele bir gün birisini gördüm, sakallarını yırtacak altına su değsin diye. Omuzuna vurdum. Sakalların altına su değecek kadar hassasiyetini Allâh’ın neye hükmettiğini bilmem. Allâh’ın haramlarına karşı da kullanmanı isterim dedim. Bizim dervişlerden kaldı. Sen sakallarının altına su değdirecek kadar hassas davran, böyle suyu geçireceğim diye uğraş, eve git hanımına iki tokat çek edepsiz. Eve git hanımına küfret. Nerede kaldı sakalının altına su değdireceğim diye uğraşman?
Onda hassas olduğun kadar Resûlullâh’ın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakında hassas ol. Resûlullâh’ın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinde hassas ol. Ama bunlar öğretilmez ve Cenâb-ı Hak kendiliğinden vardır. Onun var olması için başka bir şeye ihtiyacı yoktur. İhlas suresi doğmamış, doğurmamıştır. Ve o sakalların altına su değdiği için, İhlas suresi doğmamış, doğurmamıştır. Ve o Hz. Pirde bu mevzuda diyor ki başlangıçta, beytin başında, vasfı söze ve sese sığmayan Allâh gayret eder. Allâh’ın kıskanmasıdır. Ve onun kıskanması. Sese gelmez, heceye gelmez, kelimeye gelmez. Çünkü hiçbir şeye benzemez. Müslümdeki hadîs Allâh’tan daha kıskanç hiç kimse yoktur. Bundan dolayı kötülüklerin açığını da, kapalısını da haram kılmıştır.
Bakın Cenâb-ı Hak kıskançlığını haramların üzerinde tecelli ettiriyor. Diyor ki gizlisini de açığını da haram kıldı Cenâb-ı Hak. Kullarını haramdan koruyor. Kullarını harama gitmesini istemiyor. Kullarının haramla iştigal etmesini istemiyor. Çünkü kullarını seviyor. Kullarını sevdiği için kullarının harama gitmesini istemiyor. Yine başka bir hadîs-i şerîf. Allâh kıskanır. Allâh’ın kıskanması haram kıldığı şeyi, kulun işlememesi içindir. Yine Cenâb-ı Hak bu kıskançlığını peygamberlerin üzerinde ve aynı zamanda da velilerinin üzerinde de tecelli ettirir. Kıskanır ya kim benim velime savaş açarsa bana savaş açmış gibidir. Bakın onu da kıskanıyor ve kendi velisine savaş açılmasını kendisine savaş açılmak olarak algılıyor.
Ve diyor ki benim velime savaş açan bana savaş açmış gibidir. O zaman kıskançlığını velilerin üzerinde de tecelli ettiriyor. Kıskançlığını müminlerin üzerinde de tecelli ediyor. Tecelli ettiriyor. Diyor ki Allâh iman edenlerin velisidir. Allâh iman edenleri korur muhafaza eder. İman edenleri kendi emanını alır. İman edenleri, iman edenleri burasını dikkatli dinleyelim. İman edenlerini şu anda Müslümanların ben bunu böyle konuşmak istemiyorum çok. sayıyı azaltmak istemiyorum. Ama Müslümanların büyük bir çoğunluğu imanı zahafiyeti var şu anda. İmanı zahafiyet geçiriyorlar. haramı haram görmemek gibi, helalı haramlaştırmak gibi, ibadetleri böyle yok saymak gibi. bu zamanda namaz böyle olmaması lazım.
Olur sen gel burada bir kürsü var. O kürsü ilahlık kürsüsü. Otur bu zamanda nasıl namaz olması gerekiyor? Tarif et bize. Var ya televizyon televizyonda dolaşıyorlar ya. Bu zamanda böyle olmaması lazım. Bak bu kürsü boş. Ne kürsüsü? İlahlık kürsüsü. Otur ilahlığını sergile orada. Nemrutlar bitmedi, Firavunlar bitmedi, Utbe’ler bitmedi, Şeybe’ler bitmedi, Ebu Cehiller bitmedi. Bitmedi bunlar.
«Keşke Gözyaşım Deniz Olsaydı» — Allah İçin Ağlamanın Fazileti
Bunlar her dönem, her dönem muhakkak ki yaşayanları var, elçileri var. Nasıl Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin varisleri varsa, Firavun’un da Nemrut’un da varisleri var. Nasıl veliler kendilerinden sonra bir halife bırakıp velilik müessesesi hiç bitmiyorsa, Bunların da bu Firavunluk Nemrutluk müesseseleri bitmiyor. Ve Cenâb-ı Hak bu kıskanmış olduğu Peygamberleri nasıl emanına aldıysa, velilerini de emanına alır. Onları da mahremiyet dairesine alır. O velileri de ne yapar? Korur, muhafaza eder. Allâh bizi cümlemizi onlardan eylesin. Ah keşke gözyaşım deniz olsaydı da o güzel dilberimin yoluna saçaydım. Tabii o tüccar artık kendince ahı efkan ediyor. Tuğtisi öldü ya, diyor ki keşke gözyaşım deniz olsaydı da o güzel dilberimin yoluna saçaydım.
Ağlayabilmek, ağlamak büyük nimettir. Göz yaşı dökmek büyük nimettir. Allâh için ağlamak, göz yaşı dökmek Allâh’ın lütfu keremi ihsanıdır. Cenâb-ı Hak’ın kendi emanından, kendi katından lütfudur. Kendi katından lütfudur. Ağlamak, göz yaşı dökmek, günahların için, Allâh için göz yaşı dökmek büyük lütuftur, büyük ikramdır. Ve kalbin yumuşaklığının, kalbin merhametli oluşunun, kalbin Allâh’a karşı muhabbette oluşunun göstergesidir göz yaşı dökmek. Kim Allâh için göz yaşı dökerse o kurtuluşa ermiştir aslında. O kurtuluşa ererken Allâh onu kendi emanına, kendi hidayetine, kendi lütfuna almıştır. Çünkü Allâh istemedikçe, Allâh o kulunu sevmedikçe o göz yaşı dökemez. Ancak Allâh’ın sevdiklerinin kalpleri yumuşak olur.
Allâh’ın sevdiklerinin kalbinde zikrullâh olur. Allâh’ın sevdiklerinin kalbinde tövbe olur. Allâh’ın muhabbet besledikleri ancak Allâh’ın yolunda olur. Ey bu sufi kardeşlere bu sohbeti. Sufi kardeşler, üzerinizdeki hayırları, üzerinizdeki iyi amelleri kendi nefsinizden bilmeyin. Bu sizi küstahlıya ve kibirliliğe götürür. Allâh’ı zikir halakasına oturduysan, O seni zikrettiğinden dolayı orada oturuyorsun. Eğer orada iki damla göz yaşı döktüysen, O sana merhamet ettiğinin göstergesidir. Ve sen zikrullâh halakasında duruyorsan, Cenab-ı Hakk’ın sana lütf-i ikramıdır, ihsanıdır. Allâh’ın senin üzerindeki muhabbetinin tecelliyatıdır. Allâh’ın senin üzerindeki sevgisidir. Sakın onu kendi nefsinden görme.
Sakın kendini bu noktada iyilerden görme. Sakın kendi kendine kendini kibir dünyasına atma. Sakın bu Allâh’ın büyük lütfudur. Bir kimse Allâh için göz yaşı döküyorsa, günahları için göz yaşı döküyorsa ve o kimse Allâh için ağlayabiliyorsa, o kimse Allâh denildiğinde yüreği ürperiyorsa, titriyorsa ve Allâh demeyi, Allâh’ı zikretmeyi seviyorsa, muhabbet besliyorsa, namaz kılmak ona sevgili geliyorsa, ey bayan kardeşler, örtünmek size sevgili geliyorsa, örtünmek size kutsal geliyorsa, erkek kardeşler, sakal bırakmak size sevgili geliyorsa, sünnet-i seniye işlemek kadın erkek size sevgili geliyorsa, bir sünnet-i seniye işlemek için yüreğiniz kıpır kıpır atıyorsa, Allâh’ı zikredeceğiniz zaman tüyleriniz diken diken oluyorsa ve Allâh’ı zikre oturduğunuzda Allâh’tan gayrı her şeyi gözünüzün önünden atıp, kalbinizden söküp çıkarıp sadece Allâh’ı Allâh’la zikrediyorsanız vallahi Allâh’ın arif kulusunuz.
Allâh size lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. Bu sizin cüzi iradenizin karşılığı değil. O başlangıcı ve sen o olmayan Allâh’ın size çok büyük bir lütfu, ikramı, ihsanı. Bunu öyle görün ve gözyaşını kıymetlendirin.
Üç Ağlama Mertebesi — Göz, Kalb ve Özün Ağlaması: Tevbe, Mürîdlik, Ma’rifet
O kadar kıymetlendirin ki Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Allâh’ın size teri diyor ki, ağlayamazsanız, ağlıyormuş gibi yapın, ağlayanlara benzeyin. Bakın bu ne demek? Ağlayamazsanız dahi, ağlıyormuş gibi yapın, ağlıyormuş gibi yapın, ne demek? Onlara benzemek. Bakın kime benziyorsun? Ağlıyormuş gibi yaparak Allâh sevgisiyle, Allâh muhabbetiyle, Allâh zikriyle ağlayanlara benzemeye çalışıyorsun. Diyorsun ki, ben Allâh için ağlayanlardanım. Ben Allâh sevgisi için gözünden yaş akıtanlarla beraberim. Ben onlara benzemek istiyorum. Ben onlarla beraber olmak istiyorum. hadisi kutsi var ya, bir kimse bir ameli işlemese dahi, işleyenleri severse, ben onlardanım derse, Allâh da onu işlemiş gibi sevap verir diyor ya, aynı şekil haramlarla alakalı.
Sen haramları seversen, sen eşcinselleri seversen, eşcinsellik yapmana gerek yok. Sen kişi sevdiğiledir. Sen de eşcinsellerle beraber halk olacaksın. Neyi seviyorsan, o ameli işlemesen dahi onlarla beraber halk olacaksın. ağlamak. Allâh affetsin beni şatahat yapıyorsam. Allâh’ın kendi katından kuluna özel bir damar açmasıdır. Allâh’ın kendi katından onu tabiri caizse sulaması gibidir. Onu böyle kendi katından manevi rızıklandırması gibidir. Ağlayabiliyorsan ne mutlu sana. Ağlayabiliyorsan ne mutlu sana. O ashab, peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sohbet ederken, o Kur’ân-ı Kerîm okurken oturur, hıçkıra hıçkıra ağlarlardı. O yüzden bakın ne muhteşem hadîs-i şerîf. Allâh korkusundan dolayı göz yaşı dökenen kişi sağılmış süt, meyveye dönmedikçe cehenneme girmez. bir kimse Allâh için göz yaşı döktü.
Sağılan süt meyveye tekrar girer mi? Girmez değil mi? Mümkünatı olmayan bir şey. Allâh Resûlü tarif ediyor. Diyor ki bir kimse Allâh için göz yaşı dökerse o cehenneme girmez. Allâh bizi onlardan eylesin. Yine hadîs-i şerîf. Allâh katında hiçbir şey iki damla ve iki izden daha sevimli değildir. Allâh korkusuyla akıtılan göz yaşı damlası ve Allâh yolunda dökülen kan damlası. Iki iz ise Allâh yolunda çarpışırken alınan yara izi ve Allâh’ın emrettiği farzlardan birini yerine getirmekten kalan kulluk izi. namaz kılıyor, anında iz kalıyor. Namazda oturuyorsunuz, oturduğunuz zaman sol ayağınızın bilekliğinin orada nasır oluşuyor. Ehli zikrin iki ayağında da nasır oluşur. Bir bakın eğer iki ayağınızda da nasır yok ise siz ne namaz iyi namaz kılanlardansınız ne de iyi zikir yapanlardansınız.
İki ayağınızın ikisinde de o tam bileğinin üstünde nasır olacak. Yoklayın bakalım nasırlarınızı evet. Bakın bakalım bir. Ben çıkarıp göstermeyelim şimdi böyle hatat yapıyormuş gibi olacak. İki ayağında da ikisinde de nasır olacak. Nasır olması için oturma ha zikrullâh da veya namazda al. Evet. Demek ki kulluk izi lazım. Ağlamanın çok çeşidi vardır yalnız. Ona da bir dem vurayım. Bunun bir ağlamak vardır, göze ağlar insanın. Gözün ağlaması tövbe edip Allâh’a yönelenlere aittir. Ama ben böyle ilmel yakın, aynel yakın, hakkal yakın derim ya. Bunun gibi bir de kalbin ağlaması vardır. Kendisini böyle Allâh yoluna adayanların müritlerin ağlamasıdır. Bir de özün ağlaması vardır. O artık marifet ehlinin ağlamasıdır.
Allâh hepimizi onlardan eylesin. 21, 22, 41 olmuş. Evet. 1715. beytten devam edeceğiz. Allâh’tan bir şey gelmezse inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 1712. Beyit ve Dûdû Hikâyesi: Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 1547-1848 arası (Tâcirin dûdûsüyle Hindistan yolculuğu); Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/320-345; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi 1/460-490; dûdû/tûtî alegorisi — Ferîdüddîn Attâr, Mantıku’t-Tayr; Senâ’î, Hadîkatu’l-Hakîka; hicrân ve ayrılık ateşi — Mesnevî 1. Defter 1-18 (ney kasîdesi); Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
- «Hakk’ın Hükmüne Çâre Bulunmaz» — Ölüm ve Teslimiyet: «Sümme ruddû ilâllâhi mevlâhimu’l-hakki elâ lehü’l-hükmü ve hüve esre’u’l-hâsibîn» — En’âm 6/62 (gerçek sâhibi Allah’a döndürülürler); «Kullu nefsin zâikatu’l-mevt» — Âl-i İmrân 3/185, Enbiyâ 21/35, Ankebût 29/57; «Va-llâhu halakakum ve mâ ta’melûn» — Sâffât 37/96; Taberî, Câmiu’l-Beyân 7/227; Kurtubî, el-Câmi’ 6/436; İbn Kesîr, Tefsîr; «Ölen bir yakınının ardından yaka-paça yırtmamak» — Buhârî, Cenâiz 38; Müslim, Îmân 165; Tirmizî, Cenâiz 25.
- Sûfînin Yolu: «Biz Allah’tan Râzı Olalım»: «Radiya’llâhu anhum ve radû anhü» — Beyyine 98/8, Mâide 5/119, Tevbe 9/100, Mücâdile 58/22; kazâya rızâ ve sabır — Bakara 2/155-157; «E mâ leyleta’l-kavmi el-kayyûmu bi-şe’ni’l-verrâ» — Râzı makamları; Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’r-rızâ; Gazzâlî, İhyâ 4. cilt Rub’u’l-Münciyât, Kitâbu’r-Ridâ; Râbia el-Adeviyye’nin rızâ menâkıbı — Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ; İbn Atallâh el-İskenderî, el-Hikem, rızâ-teslim bölümleri; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu makamati’s-sâlikîn (rızâ ve teslim).
- Gayretullâh — Allah’ın Kıskanması: «Lâ ehade eğyaru mina’llâhi, min ecli zâlike harrame’l-fevâhişe mâ zahera minhâ ve mâ betane» (Allah’tan daha kıskanç kimse yoktur, bu sebeple fuhşiyyatın gizlisini de açığını da haram kılmıştır) — Buhârî, Nikâh 107, Tevhîd 20; Müslim, Likan 17, Tevbe 32-36; A’râf 7/33; En’âm 6/151-152; «Ben sizin en kıskancınızım» — Buhârî, Nikâh 107; Müslim, Likan 18; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, kitâbu’n-nikâh, bâbu’l-gayre; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âdâbi’n-Nikâh; «Kim benim velîme düşmanlık ederse ben ona harb ilân ederim» hadîs-i kudsîsî — Buhârî, Rikâk 38 (meshur velî hadîsi).
- Zâtî Sıfatlar — Vucûd, Kıdem, Bekâ: «Leyse ke-mislihî şey’un ve hüve’s-semîu’l-basîr» — Şûrâ 42/11 (Allah’ın hiçbir şeye benzememesi); «Kul hüve’llâhu ahad, Allahu’s-samed, lem yelid ve lem yûled ve lem yekûn lehû küfuven ahad» — İhlâs 112/1-4; «Hel ta’lemu lehû semiyyâ» — Meryem 19/65; «âyetu’l-kürsî: Lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm» — Bakara 2/255 (hayy ve kayyûm, vucûd ve kıdem); «Kullu men aleyhâ fân, ve yebkâ vechu Rabbike zû’l-celâli ve’l-ikrâm» — Rahmân 55/26-27 (bekâ); İmâm Eş’arî, el-Lum’a ve el-İbâne; İmâm Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhîd; İmâm Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye; Sadüddîn et-Taftâzânî, Şerhu’l-Akâidi’n-Nesefîyye; Ömer en-Nesefî, Akâid; Reyhânulîkârî, Şerhu’l-Fikhu’l-Ekber (İmâm-ı A’zam’ın Fikhu’l-Ekber’i).
- Muhâlefetün li’l-Havâdis, Vahdâniyyet, Kıyâm bi-Nefsihî: «sonradan olanlara benzememek» — Şûrâ 42/11, Nahl 16/17, Meryem 19/65; «Lâ ilâhe illâ hüve er-Rahmân’ur-Rahîm» — Bakara 2/163-165 (vahdâniyyet); «Lâ ilâhe illâ hüve el-Hayyu’l-Kayyûm» — Âl-i İmrân 3/2 (kıyâm bi-nefsihî); «Allah’ın yarattakları hakkında tefekkür edin, Allah’ın zatı hakkında tefekkür etmeyin» hadîsi — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 1/136; Taberanî, el-Evsat; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî; zatın tefekkürü yasağı — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 3/83; Gazzâlî, el-Maksadu’l-Esnâ; «Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden tefekkür» — Gazzâlî, İlcâmu’l-’Avâm an İlmi’l-Kelâm.
- Velî Himâyesi ve Haramlardan Kaçınma: «Allâhu veliyyu’llezîne âmenû» — Bakara 2/257, Yûnus 10/62 («Elâ inne evliyâ’allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn»); «Kul in kuntum tuhibbûna’llâhe fe’ttebi’ûnî yuhbibkumu’llâh» — Âl-i İmrân 3/31; hadîs-i kudsî: «Kim benim velîme düşman olursa ben ona harb ilân ederim… Kulum nâfileler ile bana yaklaşır, ben onu sever olduğumda işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum» — Buhârî, Rikâk 38; İbn Teymiyye, el-Furkân beyne Evliyâi’r-Rahmân ve Evliyâi’ş-Şeytân; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/46; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ, bâbu’l-velâye.
- Allah İçin Ağlamak ve Gözyaşı Dökmek: «Aynun bekat min haşyetillâh lâ temessuhâ nâr» (Allah korkusuyla ağlayan göze ateş değmez) — Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 12; Nesâ’î, Cihâd 8; Ahmed, Müsned 5/340; «Allah’a yemin ederim, sütün memeye dönmesi mümkün olmadığı gibi Allah korkusundan ağlayan kimse de cehenneme giremez» — Tirmizî, Zuhd 8; «İki damla ve iki iz Allah’a daha sevimli olan yoktur: Allah korkusuyla akan gözyaşı damlası ve Allah yolunda dökülen kan damlası; Allah yolunda alınan yara izi ve farzın yerine getirilmesinden kalan kulluk izi» — Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 26; «Ağlayın, ağlayamazsanız ağlar gibi yapın» — İbn Mâce, Ikâmetu’s-Salât 176; Ahmed, Müsned 1/175; «Kişi sevdiği ile beraberdir» — Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165.
- Ağlamanın Üç Mertebesi — Göz, Kalb, Öz: «Bukâu’l-’ayn li-’t-tâibîn, bukâu’l-kalb li-’l-mürîdîn, bukâu’s-sirr li-ehli’l-ma’rife» (gözün ağlaması tevbe edenlere, kalbin ağlaması mürîdlere, özün ağlaması ârif-i billâh’lara aittir) — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-huzûn; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Havf ve’r-Recâ; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn, menzilu’l-huzün; ilmu’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn mertebeleri — Tekâsür 102/5-7, Vâkıa 56/95; Tirmizî Hakîm, Hatmu’l-Evliyâ; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihu’l-Cemâl; İsmâ’îl Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân; «Kalbin zikir halkasında iki damla gözyaşı Allah’ın müthis bir lütfudur» — Gazzâlî, Minhâcu’l-’Âbidîn; Niyâzî Mısrî, Dîvân; Üftâde, Vâkiat.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Bekā, Zikir, Tevhîd, İhsân, Ruh, Kalb, Sünnet, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı