Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #02 — Mesnevî 1815. Beyit: Dünyâ Aldatması ve Hıcr 99

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #02 — Mesnevî 1815. Beyit: Dünyâ Aldatması ve…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Yûnus Aleyhisselâm, İbtilâ ve Kehf 10 Duâsı

Bir belaya, bir müsibete karşı böyle karşı karşıya gelir. Allâh muhâfaza eylesin. o kendisi için hayırlı olanı dileyeceğine ne yaptığını bilmez hale gelir. Şaşkınlaşır. Allâh muhâfaza eylesin. Oysa Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Allâh’a teslim ya, o normalde farklı davranırdı. Müslümanlar da bu konuda Kur’ân Sünnet dairesinde davranmalı. Mesela Kehf Sûresi 10. Âyet. Ey Rabbimiz dua ediyor. Peygamberin ağzından. Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır. Âmîn. Müslüman için bela, sıkıntı, keder, başına gelen herhangi bir problem ne yapacak? Allâh’a dua edecek. Allâh’a yaslanacak. Allâh’a dayanacak.

Allâh’a bu konuda yalvarıp yakaracak. Dua edecek. Onun içinden çıkabilmek için. O yüzden normalde Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nde bir sıkıntı, bir gam, bir keder, bir bela, bir müsibet, bir şey söz konusu olduğunda, onun da mübarek duaları vardır ya bize bir işarettir. Mesela Allâh Resûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Yûnus aleyhisselâm’ın duasını öneriyor ya. اِلَا اِلَا هَا اِلَّا اللَّهُ اِنَّا كُنْتُ مِنَ الزَّالِمِينَ diye. O normalde Enbiya Suresi âyet 87’de geçiyor. o sıkıntı da çünkü Yûnus aleyhisselâm balığın karnında bunu zikrederekten, bunu söyleyerekten kurtuldu. O balığın karnını alınca tabi balığın karnından sonra ne olacağını bilmiyor.

Peygamber de olsa. Ne yaptı? Yûnus aleyhisselâm orada kendi bölgesinde tebliğ ediyordu. Ama o tebliğden bir sonuç alamadı. Sonuç alamayınca Allâh’tan izin almadan, bir emir almadan gemiye bindi başka beldeye gidecekti. Peygamberlerin bütün hal ve hareketleri Allâh’ın emriyle olur. Allâh emretmedikçe, onlara bir şey söylemedikçe, peygamberler böyle şey yapamazlar. O yüzden o da böyle bir o beldeyi terk edip başka bir beldeye yerleşmeye niyet etti.


Nefsin Kibri ve Tembellikten Sığınmak

Hani bu beldede ben Allâh’ı tebliğ edemedim. Kimse Allâh’ı tanımak istemedi. Beni de dinlemek istemedi. Bana itaat eden de yok. Ben bu beldeyi terk edeyim diye gemiye bindi. Bu sefer gemide bir alaburu oldu, bir şey oldu. Dediler ki içimizde lanetli bir yolcu var herhalde. Ondan sonra kaptan bir kuş uçurdu. O kuş da geldi, Yûnus aleyhisselâm’ın başına kondu. Yûnus aleyhisselâm’ın başına konunca, aha dediler lanetlik yolcu bu, atın bunu denize, biz bu müşkilattan kurtulalım. Yûnus aleyhisselâm’ı attılar denize. Denize atınca Yûnus aleyhisselâm’ın denizde balık kaptı bu sefer. Balık kaptı, balık ısırmadı bile hiç. Allâh-u Alem balinaydı veyahut da balinadan daha büyük bir balıktı. Bunu bilmiyoruz.

Okyanus’un derinliklerinde nasıl hayvanlar var, nasıl balıklar var, nasıl Cenab-ı Hakk’ın yarattıkları var bilmiyoruz. Ya da başka bir perdede, başka bir alemde, başka bir noktadaydı. Sonuç itibariyle Yûnus aleyhisselâm balın karnına girdi, balın karnında bu zikrullâh yaptı. Ondan sonra balık ne yaptı bunu? Kıyıya kadar götürdü, kıyı da kustu. Kıyı da dışarı çıkardı. Bunun normalde meali ne? Bu âyet-i kerimenin senden başka ilah yoktur. Seni tevzih ederim muhakkak ki ben zalimlerden oldum. Bu neden çok keskin bir dua? Çünkü burada hem Allâh’ın ilahlığını o kimse tabri cahisse bunu haykırıyor senden başka ilah yok. Bir de ben nefsime karşı zalimlerden oldum. Nefsini temize çıkarmıyor. O da kimin duasıydı?

Yusuf Aleyhisselâm’ın duası. O da ne diyordu? Ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam. Bir kimse nefsini temize çıkarıyorsa o kimse kibirlidir. Bu konuda benim hiç hatam yok. Kibirli. Vardır bizim de hatamız. Bizim bu konuda hiç yanlışlığımız yok. Kibirli. Vardır orada da bir yanlışlık. Senin de bir eksikliğin vardır. Senin de bir yanlışlığın vardır. Bunu kendi içinde bunu kabul et. Bunu dışarıda söyle. Bir şey kaybetmezsin. De ki benim de hatam kusurum vardır. Bir peygamber ben nefsimi temize çıkaranlardan değilim diyorsa hiç kimsenin nefsini temize çıkarmaya hakkı yok. O zaman o da onu yapacak. Ve ne yapacak? Ben zalimlerden oldum. O da keskin bir dua. Sevgili, bu divaneliği, bu perişanlığı sever.

Beyhude yere çalışıp çabalamak uyumaktan iyidir. Bu beyi çok hoşuma gitti benim. Allâh o bir belaya, müsbete düşmüş, bir sıkıntıya düşmüş. O debeleniyor boyuna tabiri çaizse. Çırpınıyor. O halden kurtulmaya çalışıyor. O divane bir şekilde, perişan bir şekilde o halden çıkmayı düşünüyor. başında bir sıkıntı var, başında bir problem var. O sıkıntıdan, o problemden kurtulmaya çalışıyor. Kurtulmaya çalışırken de oraya buraya böyle el uzatıyor. Veyahut da tabiri çaizse saçma sapan şeyler söylüyor. Bu diyor. Allâh’ın hoşuna gider, bu perişanlığı sever. Beyhude yere çalışıp çabalamak uyumaktan iyidir. Burası muhteşem. Beyhude yere çalışmak, bizde boşa kürek çekmek derler ya, çalışıyor ama mesela ticaret yapıyor, kar edemiyor.

Ama çalışıyor. Veya bir şeye de gayret gösteriyor ama o istediği sonucu alamıyor. Öyle olsa dahi diyor, tembellikten iyidir Hz.


Sohbet CD’leri ve Helâl-Hârâm Kazancı

Epeyre. E şimdi Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de, Yarabbi tembellikten sana sığınırım diyor. Evet, bakın bu bütün insanlığın en büyük hastalıklarından birisi tembelliktir. Tembellik. Yarın yaparım bunu. İki saat sonra yaparım. Ben bazen diyorum ya, esnafsın kardeşim sabahleyin erkenden dükkanı aç. İş olmuyormuş, oluyormuş. İşten sana ne? Senin kapına gönderecek olan Allâh. Sen dükkanını açsana. Bursa esnafında böyle bir tembellik var. Hatta kapalı çarşı, bilmiyorum saat kaçta mı, ne açıyorlar? Onda mı açıyorlar? Onda açıyorlar. Ya bir Bursa’yı düşün, tarihi bir yer, tarihi bir çarşı, onda açılıyor çarşı. Onda. Tembellik zirvede. Tembellik zirvede. adam sabahleyin altın bozduracak, bozduramıyor.

Para bozduracak, bozduramıyor. Para yatıracak, adamın çeki var, senedi var, sepeti var, dolar bozacak, altın bozacak örneğin bozduramıyor. Neden? Çarşı onda açılıyor çünkü. Tembelliğin dikailası. Ve hatta adamın normal bir esnaf dükkanı var. Adam onda gidiyor patron. Sorduğunda iş yok. Bütün esnafa sor, hep şikayetçi. Kaçta açıyorsun dükkanı? Onda. Kaçta dükkanı gidiyorsun? Dokuzda. birisi şunu demiyor. Ben sabah namazını kıldıktan sonra evde oturmam, giderim dükkanımı açarım. Yok böyle bir şey. Tembellik diz boyu. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ilk Müslümanlardan biat alırken Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmalarına aynı zamanda da tembellik yapmamaları, çalışmaları, gayret etmeleri için de biat alıyordu.

Biatın içerisine onu da koyuyordu. Diyor ki tembellik yapmayacaksınız. Buradan şunu çıkarabilirsiniz. Araplar tembel. Irkçılık gibi değil bu. Ama Müslümanların geneli tembel. Gerçekten tembel. İslam dünyası tembel. Çalışmıyor İslam dünyası. Ondan sonra her türlü bahane hazır. Dış güçler var, iç güçler var. Bizim kalkınmamızı istemeyenler var. Bizim iyi olmamızı istemeyenler var. Bizim buluşlar yapmamızı istemeyenler var. Var da var. Hiç kimse şunu demiyor. Ya canım kardeşim, bizde tembellik var. Bizde üçkağıtçılık var. Bizde işini yürütme düşüncesi var. üniversitede adam doçent olacak, profesör olacak, bir torpülle doçent profesör oluyor. Adam bi yayın yapacak, ver beş bin dolar uluslararası yerde bi yayın yaptıralım.

Adam, biz bi profesöre şunu sormuyoruz. Neyle profesör oldun? Yeni bi icadın var mı? Yeni bi şeyin var mı? Yok. Veya hatta biz soruyom ya bazen. Şeyhin ne iş yapıyor? Bakıyor adam benim gözümün içine içine. Ya hiç bi peygamber yok ki çalışmamış olsun. Hiç bi peygamber yok ki kendi kazandığını yememiş olsun. Senin şeyhin, peygamberin izinde giden bi kimse mi? Evet, çalışması lazım kardeşim. Kendi geçimini kendisinin sağlaması lazım. Kendi İAİŞ’ini kendisinin sağlaması lazım. Ki biz örnek alalım onu. Diyelim ki vay ya şeyh efendi çalışıyor, şu iş yapıyor. Evet örnek alalım ya. Bizde çalışalım. Ne iş yapıyor? Şeyhlik yapıyor. Ne iş yapıyor? Ama alim o. Alimlik yapıyor. Ne iş yapıyor? E sidi satıyor, sohbet sidisi satıyor.

Ne iş yapıyor?


İş Ahlâkı, Sevgili Kaygısı ve Disiplin

E dergi çıkarıyorlar, dervişlere satıyorlar dergiyi. E niye iş yapıyor? E sohbet CD’lerini dervişlere satıyorlar, bir daha hakkımız helal değil çoğaltırsanız diyorlar. Hadislere para verdi sanki. Edepsiz, Kur’ân-ı Kerîm’e para verdi sanki. Kur’ân’ı o güne kadar getirenlere para verdi sanki. Hadis-i şerifi nakledenlere para verdi sanki. Bu Harim-i Müslüm, Tirmizi İbn-i Maca, İmam-ı Hanbel, Avruz Davud. Hadis alimlerine para verdi sanki de. O hadîsleri nakletti, onun karşılığından para aldı. Veya ne yapıyor? A mesneviyi şerh etti. Veya mesneviyi yeniden yazdı. Ne yaptın Hazreti Mevlânâ’ya para mı verdin? Para istiyorsun onun için. Istismar ediyor. Tembellik diz boyu. Hazreti Pir diyor ki, tembel tembel oturacağına beyhude çalış. beyhude bedavaya çalış ya, tembel tembel oturma.

Tembel tembel oturma. Allâh tenkit etmiş, uyarmış tembellik yapmayın. Resûlullâh uyarmış salallahu aleyhi ve sellem, tembellik yapmayın, çalışın. Bizde ben çalışamadım, böyle bir şey olmadı demektense öğrenci öğretmenden şikayet. Eğitim sisteminden şikayet. Öğretmen ona taktı. Aynı yollardan geçtik ya. Öğretmen herkesi bırakmıştır, ona takmıştır. Onunla uğraşıyordur yani. Öğretmenin başka işi gücü yok. geldi Mustafa Özbaha buldu, ona taktı. Tabii. Mustafa Özbaha’nın hiç suçu yok. Ne oldu? Anne ben ülkücüyüm ya. Eee? Geldi öğretmen bana taktı işte. Komünistin tekiydi o. Mustafa Özbaha, sen mekanik açtın, okudun, çalıştın mı? Hayır. Ne yaptın? Orada burada haylazlık yaptın, koştun. Onu döveceğim, bunu söveceğim, onun peşinden koşacağım.

Yok onu okula katmayacağım. Yok o okulu düşüreceksin, yok mu okulu düşüreceksin. Eee? Ders çalışmadın. Eee? Mekanikçi, solcu o yüzden seni bıraktı. Eee? Çıkış yoluna çek tabancayı adama. Adam evine gidiyor. Salimen galimen. E sen beni geçirmezsen hocam ben ne yapacağımı biliyorum. Haberin olsun. Adam zaten çabuk çabuk konuşuyordu. Adam hiç konuşamadı. Dedim sen bana taktın ben de sana takacağım dedim. Adam ben sana takmadım diyecek diyemiyor. Dedi geldi manyak bu dedi. nereye ateş edeceği belli değil. E geçirdi onu da şimdi sıkıntı. Madem taktın geçirme değil mi? Al sen öyle yaptın ben de böyle yaptım de. Bas sıfırı. O da öyle yapmadı. Ama bahane hazır ya bizde. Öğretmen bize taktı. Bir iş yerine gidiyor müdür ona takıyor.

Veya başka bir yere gidiyor patron ona takıyor. Veya hatta bir şey oluyor. Ya bu iş yürümüyor burada. Ne ama açtın buraya o zaman? Burada yürümeyecektin neden açtın? Ama yok ona takıyorlar. Ama çalışmayacağız biz. Bakın çalışmayacağız. Tembellik bizim şiarımız olmuş. iş yerine bayan eleman alınacak. Diyom cep telefonu kullanmak yasak. Girmiyor işe. İşe girmiyor o cep telefonu onun elinde duracak. Dokunmuycağ ona. O sabahtan akşama kadar telefonda bakacak uğraşacak. Hele bir de sevgilisi varsa yandı. İş bekleme. Sevgilisi bir. Ona dedi ya merhaba dedi. Merhaba gelmedi ona. Merhabaya merhaba gelmedi. İkide birde bakacak merhabaya merhaba gelmedi. Hadi bir hüzün. Kızım ne oldu? Bir şeyin yoktu senin.


Ödemiş-Bayındır-Bursa Hat Kültür Farkı

Sorma Mustafa Bey. E sordum artık dedim söyle. E benimki dedi ben merhaba dedim dedi. Bir saatten beri bana dedi. Bir merhaba bile deme dedi. He dedim ya. Derdin bu mu kızım dedim ya. İnsanın başka derdi olur mu ki dedi. şöyle bir saydırmaya başladı. Kızım daha sen sevgilisin. Şimdiden böyle saydırırsan dedim. Evlendiğinde vah o adama dedim. Kim bu adam? Uyarayım onu dedim ben. Sen sakın evlenmesin seninle dedim. Böyle baktı bana. Ondan sonra karar verdi. Cep telefonu yasak. Sonu bir çıt daha ileri gittim. Sevgilisi oğlanı da işe almak yasak. Soruyordum sevgilin varsa başlama. Neden? Kafanız bir olmuyor kızım diyordum ben. Kafanız olmuyor. bardak koyacak sevgilisi var aklında. Sonra kırıldı.

Neden kırıldı bilmiyorum. Ya Kıran sensin neden kırıldığını bilmiyor musun? Bilmiyor. Gene bir merhaba muhabbeti bir şey muhabbeti olacak. Ottan çöpten bir kavga edecekler. Bir bakmışsın ağlıyor orada köşede birisi. Öbür güne soruyorsun neden ağladı ne oldu? Kötü bir haber mi aldı? Safım ya bende. Ben de zannediyorum kötü bir haber aldı. Yok Mustafa Bey öyle değil. Anası mı öldü babası mı öldü ne oldu yok öyle değil. Ne oldu? Sevgilisi buna cevap vermemiş. Bereket Said hakkından geliyordu. Said dedim Said ben bunlarla uğraşamayacağım. Onun sistemi basitti. Vallahi baş ediyordu hepsinden. Hayır özel sistemi var onun. Allâh’ın olsun o özel sistemine götürüyordu. Harika bir sistem kurmuş. İlk önce benim de acarmeniyle bir şey yapıyordu.

Harika bir sistem kurmuş. İlk önce benim de acarmen gitti. böyle olur mu filan dedim içimden. Aa baktım. Kızın babası gelmiş. Bir de yalvarıyor Said’e. Bizim kızı al gene iş ediyor. Tabii. Özel bir sistemi var. Ama bizim toplum olarak böyle bir çalışmakla alakalı problemimiz var. Allâh bizi Allâh affetsin. Hatta ben işe şimdi zahirden, dünyevi işten dergaha koyayım. Dergah da da öyle. Ben şimdi Bayındır’da koşuşturuyoruz biz dergah için. 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi, 15 kişi, 20 kişi, 30 kişi bu. 40 kişi, 30 kişi, 40 kişi. Şimdi eski zakirler geliyor. Çorumun acı Musa Efendi’den kalma. Söyledikleri söçtü. Musa Efendi bizim orası Bayındır gibi değil. Ben böyle ilk önce edeb ediyorum tabii susuyorum ben şimdi.

Bunlar gene aynı. Şimdi bu da bir şey. Ben böyle ilk önce edeb ediyorum tabii susuyorum ben şimdi. Bunlar gene aynı şeyi söylüyor. Musa Efendi bizim orası Bayındır gibi değil. Dedim bir gün dayanamadım. Sizin orası nasıl dedim? Nüfus oranına göre dedim ülke üzerinde en fazla içki tüketilen yer mi? Hayır dedi. Nüfus oranına göre en fazla esrar tüketilen yer mi dedim? Hayır dedi. Dedim benim sadece bu oturduğum mahallede gece kumar oynanıyor. 14 tane ev var dedim. Bir mahallede 14 evde dedim kumar oynanıyor. Evde. Dedim ortada 3 tane kahve var. 3’ü de birbirine bakıyor dedim. Bir tanesi sırf kumar oynatıyor dedim. Bir tanesinde sırf horoz dövüşü var dedim. Boyuna orada da kumar var dedim. Neresi dedim sizin yer?

Böyle baktılar bana çalışmıyoruz deyin dedim. Çalışmıyoruz. Deyin ki biz Allâh için çalışmıyoruz.


Te-rkîb Bilir misin — Usta-Çırak Terbiyesi

Tutturmuşlar burası Bayındır gibi değil. Burası Bayındır gibi değil. Bayındır’da meydandan bir ucundan tut bir ucuna giderken 15 tane meyane var. Bir cadde üzerinde. Hancı sarhoş yolcu sarhoş. Ben anlatıyorum şimdi Bayındır anlatıyorum onlara. Onlar zannediyorlar orada 15-20 tane 30 tane dervişi gördü. Bayındır çok böyle mübarek bir yer. Hoş mübarek bizim Harun Hoca’yla Adem Aleyhisselâm’la ayak izi orada. Bayındır’la Adem Aleyhisselâm. Öyle bizim Harun Hoca öyle bir fetva verdi. Şimdi bir de ara boynundan başka bir yerden de değil. Öbür mahallelerden de değil yani. Ara boyun mahallesinden. Şimdi çalışmıyoruz demiyorlar da. Sufilik olarak da. Dervişler de aynı. Dervişlerin bulunduğu merkezler de aynı.

Ben kendimi metet etmek için söylemiyorum. Metetsem de hakkım. Bunun bir şeyden korkumdan dolayı değil. Hiç valla. Reili söylüyorum. Oradan ödemişe göçtüm. Ödemiş de de hiç derviş yok. Ödemiş de 40’dı, 50’di, 200, 250 kişi ders yapıyoruz. Gelenlerin yeni lafı o. Bizim orası ödemiş gibi değil. Ödemişe geleli 9 ay olmuş, 8 ay, 6 ay olmuş, 5 ay olmuş. Bir sene önce sen de ödemiş oluyorsun. 5 ay olmuş. Bir sene öncesinden sohbete gittim. 5-6 ay da o hale gelmiş. Ne demek orası ödemiş gibi değil? Aynı şeyi Bursa’ya gelince de söylediler. Bir de şunu. Burada arkadaşlar şimdi fişek gibi. Böyle sözümü dinliyorlar, böyle koşuşturuyorlar. Onlar zannediyorlar ki ben emrediyorum. Zorla yaptırıyorum. Değil kardeşim diyordum ya.

Değil. Ben emretmiyorum, zorla yaptırmıyorum. Herkes sevdiğinden koşar. O zaman da yeni terenini o. Burası Bursa gibi değil. Bizim yer Bursa gibi değil. Aynı söz. Bir dervişe bakıyorsun. Ben yıllardan beri geliyorum ama bana bir rüya gösterilmedi. Ha rüya programı vardı, aldık sana yükledik. Rüya göreceğim bundan sonra. Böyle değil. Sen çalış kardeşim. Allâh için çalış. İyi ben bir hal görmedim daha. Ben on yıldan beri dergaha geliyorum. Evet ben bir hal görmedim. Olur, tamam bekle. Hemen yazalım kodları. Senin adını söyledin, annedin, babadın. Hemen kod yükleyelim. Sen bundan sonra hal göreceksin. Değil öyle kardeşim ya. Çalışacaksın, gayret edeceksin. Mücadele edeceksin. Yolumuzda mücehade edenlere yollarımızı açarız.

Ayet belli. Ayet belli. Sen dervişim deyip tembellik yaparsan sana bir rüya programı gelmez. Yok öyle bir şey. Sen çalışmazsan sen kendi kendine diyorsun. Aman ben esmaları atlayayım. var ya anlatılıyor ya seyri sürükte şöyle oluyormuş. Ben de göreyim onları. Al tespihlerinden. Görsem Allâh, görsem Allâh, görsem Allâh. Öyle görülmüyor. Ama çalışacaksın, gayret edeceksin, cömert edeceksin, olacaksın, mücadele edeceksin. Sen evinde oturmayacaksın. Herkesin evindeki hatun da senin evindeki hatun da bizim evimizdeki hatun değil mi? Senin evindeki çocuk da bizim evimizdeki çocuk değil mi? Senin önünde iş vardı, bizim önümüzde iş yok mu? Sende hanım vardı, bir tek sende mi hanım var, bizde yok mu?

Senin hanımdırdır ediyor da bizimki o cennet bahçesinden mi gelmez? Hava meydanda. Gel Adem gel gitti garibim.


Necm 53/39 — İnsân İçin Ancak Çalıştığı Vardır

Ye Adem yedi, isterse yemesin. Neden? Aman kadın tribü, dünya ahireti en büyük trib. Anladın değil mi? Ha? O da bakıyor genç evliya da, trib yediğinde trib yemiş gibi olmayacaksın böyle. Normal bir bardak su içmiş gibi davranacaksın. Bunun geçim yolu bu, susacaksın, seslenmeyeceksin. Ne yaptı Adem aleyhisselâm? Atamız bunu yaptı. Havvayı kaybetmemek için yemi dedi, iç mi dedi, ne dediyse dedi, gel dedi, geldi. Kim ağladı? Kırk yıl. Gene Adem ağladı. Hava nerede? Bahama adalarında. Plaj, güneş, avokado, her türlü tripel kalmeyvalar, adını bilmediğimiz tripel kalmeyvalar. Nerede? Bahamalarda ya. Adem aleyhisselâm nerede? Arafatta. Kuru ot yok Arafatta. Bildiğiniz kuru ot yok. Şimdi yeşillendiriyorlar kıyamet alameti.

Kuru ot yok, kırk yıl hava içine ağladı. Bizim başımız sonumuz bu. Herifiz diyor, geziyoruz biz ya evde heriflik yapacaksın. Yok kardeşim, heriflik yapacaksın. Kuru ot yok. Kuru ot yok. Kuru ot yok. Herifiz diyor, geziyoruz biz ya evde heriflik yapacaksın. Yok kardeşim ya, canını sıkma. Allâh’a hava belli, Adem belli. Kendini bu konuda şey yapma. Şimdi birbirinize işaretleşin artık. Bak iyi dinle filan erkekler. Ha et et, işaret et ona. Akıllansın biraz. Bilsin ne olduğunu. Şimdi millet tabi Adem’i unutuyor ya bazen. Kardeşim atan Adem, fiziki atan. Hamurun belli. Hamurun belli. Fıtratın dışına çıkma. Hava da belli, hamuru belli. Gel Adem gidecek. Başka yapacak bir şey yok. Herkes İsmail değil, masaya yumruğunu vursun.

Yok, herkes İsmail olamıyor. Cenâb-ı Hak ne diyor? İnsan için ancak çalıştığı vardır. Muhakkak ki onun çalışması ileride görülecektir. Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tas tamam verilecektir. Necm süresi 39’dan 41’e kadar. O zaman insan için çalıştığı var. Biz çalışmakla mükellefiz. Hem kendi nefis terbiyemizle çalışmakla mükellefiz. Hem topluluğumuz için çalışmakla mükellefiz. Hem dünyevi olarak çalışmakla mükellefiz. Bakın dünyevi olarak çalışmakla mükellefiz. biz dünyevi olarak çalışmaya mecburuz. İslâm dünyası daha fazla çalışmak zorunda. İlimde, teknolojide, dini bilgilerde, dünyevi ilimlerde daha fazla çalışmak zorunda. Bak, elin gavuru bin tonluk bomba atıyor gazzeye. Bin tonluk bomba atıyor.

Senin elinde bin tonluk değil, bin beş yüz tonluk bomba atıyor. Senin elinde bin tonluk değil, bin beş yüz tonluk bomba olacak. Onu yıldırabilmek için. Elin gavuru alıyor getiriyor bütün uçak gemilerini dayıyor senin burnuna. Senin ondan fazla uçak gemin olacak. Senin ondan fazla olacak. Çalışacaksın. Gayret edeceksin. Gayret edeceksin. Heva hevese düşmeyeceksin. Eller havada eğlenmeyeceksin. Seni bunlarla kandırıyorlar. Modayla, müzikle, içkiyle, kumarla, uyuşturucuyla, fuhuşla. Seni kandırıyorlar, gençliği kandırıyorlar. Uyutuyorlar. Uyutuyorlar. Sen bunlardan kurtulacaksın, çalışacaksın. Bir amacın, bir maksadın olmalı senin. Senin bir hedefin olmalı. Evet, çok zengin olmak değil, çok faydalı olmak.

Çok güçlü olmak değil, çok faydalı olmak. Çok faydalı olmak. Senin milli ve manevi olarak daha fazla çalışman lazım.


Helâl Kazanç, Dünya ve Âhiret Çalışması

Ve yolunu kirletmeden yürümen lazım. Yolunu kirletmeden, o ülkü yolunu kirletme. O hedef yolunu kirletme. Gayret et, çalış, mücadele et. Hem maddi hem manevi. Evet, şuna inanmıyorum. Çok çalıştım ama olmadı. Yok. Doğru çalışmamışsındır. Çok çalışmak değil. Doğru çalışmak. Doğru çalışsaydın olurdu. Çalıştım olmadı. İnanmıyorum. Doğru çalışmadın sen. Çünkü âyet-i kerîme var. Ayet-i kerime mi, sen mi? Ayet-i kerime. İnsan için çalıştığı vardır. Bitti. geldi sahabeden bir kimse. Dedi ki, midemde karnımda ağrı var. Dedi ki, bal şerbeti iç. Bal şerbeti içti. Ondan sonra geldi, gene ağrı var dedi. Yine geldi, yine ağrı var deyince dedi ki, benim ağzım mı yalan, senin miden mi yalan dedi. Senin miden yalan dedi.

Kur’ân mı, sen mi? Kur’ân. Kur’ân ne diyor? İnsan için ancak çalıştığı vardır. İnsan için ancak çalıştığı vardır. Bakın burada mümindi, münafıktı, kafirdi, mürtetti, sufidi, değildi, ayırt etmemiş. İnsan için. İnsan için. İnsan için ancak çalıştığı vardır. Bunu var ya, yere göğe yazmak lazım bu âyet-i kerimeyi. Yere göğe. Senin çalıştığın var kardeşim ancak. Sen sufilikte de çalışırsan, sufilikte de senin önüne gelir. Allâh muzayi edecek? Sen beş bin la ilâhe illallah dedin de Allâh dört bin mi yazdı oraya? Sen cennetik bir amel işledin de Allâh cennetik amelini yazmadı mı oraya? Haksızlık mı yaptı aşağı? Allâh muhâfaza eylesin. Muhakkak ki onun çalışması ileride görülecektir. sen çalıştığında göreceksin onu.

Çalıştığının karşılığını göreceksin. Uhrevi de çalıştırırsan göreceksin, dünyevi de çalışırsan göreceksin onu. Onu göreceksin. Helalinden yürü, Allâh çalıştığının karşılığını verecek. Yeter ki doğru yerde, doğru noktada doğru çalış. Ve işini dosdoğru yap. Ve işini dosdoğru yap. İşini dosdoğru yap. Sabah saat onda işinin başına geçmekle o iş yürümez. Sabah namazını kıl, dükkanın kapısını penceresini aç, merak etme. O bereket girer içeri. O melekler girer içeri. Oku içeride üç İllaz bir Fatih oku, makamları bağışla. Senin malın sevgili gelir millete. Senin ürettiğin sevgili gelir. Ne iş yapıyorsan, senin pişirdiğin sevgili gelir. Ben lokanta çalıştırıyordum, herkesten önce geliyordum lokantaya.

Okuyordum, bağışlıyordum, oturuyordum. Saat iki yemek kalmıyordu. Çalışanlar aç. Bir daha yemek yapıyordu kendilerine. İsmail nasıl sıra bekliyordunuz değil mi? İsmail’le oradan tanışıyoruz. İsmail de kendini o zaman çok yakışıklı görüyor. Beni görünce dedi ki ya bu nereden gelmiş böyle? Allâh affetsin. Biz ondan böyle bir şey yapmıyoruz. Böyle şakalaşıyoruz o zamandan beri de. Çalışacak o kimse, gayret edecek. Fatih kaçta başlıyor mesai? Yedi, yedi buçuk. Ezan zaten altı kırk dokunuyor. Altı buçuk dokunuyor. Ezan altı buçuk dokunuyor. İmsak altı buçukta başlıyor. Adam yedide mesaisi başlıyor. Yedide. Ben bazen o sesini bir şey atıyorum. Şeyden, telegramdan kaç tane cevap gelecek bakıyorum. Ayakta olan on tane derviş var.

Hadi yirmi tane olsun on tanesi yazsın. Hadi elli tane olsun on tanesi yazsın. Uyuyor. Uyuyor herkes.


Erken Açılan Dükkân, Usûl ve Bereket

Çalışmak yok. Allâh bizi affetsin. O yüzden helal peşinde koşun, çalışın. Manevi olarak da çalışın. Allâh zayi etmez. Manevi zayi etmez hiçbir şeye. Hiçbir şeye zayi etmez. Ben zayi edileni görmedim. Rabbim muhafaza eylesin. Padişah olan işsiz güçsüz değildir. Hasta olmayanın feryat ve figan etmesi şaşılacak şeydir. Allâh ey oğul onun için Rahman Suresi âyet 29 Göklerde ve yerde bulunan herkes ihtiyacını ondan ister. O her an bir iştedir. Rahman Suresi âyet 29 Hazreti Piri diyor ki Ey oğul Allâh her an bir işte. Sen, sen uyuyorsun. O padişahken o Allahken işsiz güçsüz değil. O her an bir şey yaratıyor. Her an. E, Cenâb-ı Hak her türlü ihtiyaçtan münezzeh. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Hiçbir şeye ihtiyacı yok.

Cenâb-ı Hak her şeyi yaratıyor. Her an yaratıyor. Boş durmuyor. Ve göklerde, yerde, melekler, insanlar, cinliler Diğer bütün varlıklar Muhtaç olduğu her şeyi Allâh’tan istiyor. Yerdeki böceğinden, karıncasından, havadaki mahluklara kadar Diğer saman yollarındaki varlıklara kadar Diğer perdedeki varlıklara kadar Var olan her şey Allâh’a muhtaç Ve var olan her şey her şeyi Allâh’tan istiyor. Ve Cenâb-ı Hak bütün bu bütün varlığa komple yetiyor. Fazla bile geliyor tabri caizse. Ve varlığın içerisindeki bütün her şeyin ihtiyacını karşılıyor. Her şeyden münezzeh hiçbir şey yapmak zorunda değil. Ama o her an bir şen üzerine bir iş üzerine Dua edenin duasını kabul ediyor. Zikredeni zikrediyor. İsteyene veriyor.

Tevbe edenin tövbesini kabul ediyor. Hasta şifa istiyor şifasını veriyor. Borçlu, eda istiyor edasını veriyor. Kullarının ihtiyaçlarını görüyor. Kullarının isteklerine cevap veriyor. Cinli tayfesinin isteklerine cevap veriyor. Bütün varlık alemindeki varlıkların isteklerine cevap veriyor. Ve bütün mükavanatı Kudret ismi şerifiyle Kudret altında tutuyor. Kuvvet altında tutuyor. Ve asla bir eksiklik noksanlık yok. O zaman sen neredesin? Allâh bütün her şeyi yaparken e sen boştasın. E hasta da değilsin. Hasta olmadığın halde ıhlayıp inliyorsun. Hasta olmadığın halde hastayım diye dolaşıyorsun ortalıkta. Oysa Cenâb-ı Hak diyor ki sen bir işi bitirdiğinde hemen öbürü işe koyun. İnsanlara söylüyor bunu.

Bir işi bitirdiğinde hemen diğer bir işe koyun. Hatta daha büyük bir işe diyor Âyet-i Kerîme’de mana olarak. Bir işi bitirdin daha büyük bir işe başla. bak onu seni daha büyüğüne götürüyor. Hadîs-i Şerîf’te dedi ya günü gününe müsave olan zarardadır. Seni daha büyüğüne götürüyor. Sen küçüleyim diye bakmayacaksın büyüyeyim diye bakacaksın. Sen bu kadar yeter demeyeceksin büyüyeceksin. Sen dervişlikte de büyücen dergahta da büyücen işinde de büyücen bir yerde çalışıyorsun memursun. Orada da büyücen orada da müdür olacaksın amir olacaksın. Büyüceksin kardeşim. Bir işi bitirdiğinde daha büyüğüne başlıyor. Âyet-i Kerîme öyle diyor. Bir işi bitirdin daha büyük bir işe koş. orada durma. Durmak yok böyle biraz durmak yok deyince hemen aklınıza siyaset geliyor.

Onlar da bu âyet-i kerimeden ilham alıyorlar. Diyorlar ki yok sen çalışacaksın koşturacaksın ve Rabbinden isteyeceksin. Eee sen hasta değilsin o hasta inliyor. Nesi var öksürüyor. Sen bir öksürüsün iki öksürüsün. Erkekler için söylüyorum. Erkek adam hasta mı olurmuş ya? Hastaysa hastanelik olmuştur o ancak öyle hastadır o. Yürü kardeşim. Ev yatma yeri değil. Ben hastayım yat. Orası arıyor kadınlar da aynı. Her gün hasta. Ya bir adam her gün hasta bir kadınla mı evlendi? Veya bir kadın her gün bir kadınla mı evlendi? Her gün hasta bir kadınla mı evlendi? Veya bir kadın her gün hasta olan bir adamla mı evlendi? Yerli esti hasta oldu. Kuş kanadını çırptı üşüttü. Vah zavallı vah. Vah zavallı vah.

Yok böyle bir şey. Evet ciddi ciddi söylüyorum bunu. Hastalığı olduğunu hatırlamayacaksın. Aklını bile getirmeyeceksin. Senin işin var. Ne? Dükkan açacaksın. Git dükkanı aç. Dükkanda öl şehit olursun merak etme. Dükkanda ölürsün şehit olursun. İşini yaparken ölürsün şehit olursun. Helalinden çünkü sen kazanmak için uğraşıyorsun.


Meyhâne Hayatının Tenkîdi ve Dervişin Gündüz Kuşu

Ben hasta oldum bugün gelemeyeceğim ben. Yatıyorum ne oldu? Kırgınlık var üzerimde. Nereden çıktı kardeşim o? Ben bazen böyle söylüyorum ya. Ben derviş olduğumdan beri bir perşembe hasta olup da derse gitmediğimi hatırlamıyorum. Ben de bir şey söyleyemem. Ben de bir şey söyleyemem. Ben derviş olduğumdan beri bir perşembe hasta olup da derse gitmediğimi hatırlamıyorum. Ben derviş olduğumdan beri bir günlük namazımın gittiğini hatırlamıyorum. Ertesi güne namaz kalladığını hatırlamıyorum. Disiplin disiplin. Hastaymış da dükkanı açmayacakmış. dayının dayısının dayısı ölmüş de o gün cenazedeyiz. Öyle dedi. Telefon açtı bana. Bir usta vardı bizde. Sabahleyin aladı beni. Ben ondan önce geliyorum dükkana.

Patron ben bugün gelemeyeceğim dedi. Hayırdır dedim ben. Cenazemiz var dedi. Allâh rahmet eylesin usta. Kim öldü dedim ben. öyle ya kim öldü? Teyzeyle bir şey söyleyelim. öyle ya kim öldü? Teyze senin dünürünün bilmem nesinin bilmem nesi. Toparlayamıyorum şimdi. Öyle yakın birinci derece, ikinci derece bir şey değil. Bir tane dedi cenazeden dolayı kapalıyız diye bir yaz yaz dedi. Cama az dedi. Usta sen bak işine tamam biz hallederiz dedim. O zannediyor ki ben halledemeyeceğim. Ben dosdoğru Said Tanır kasap Ferhan vardı önceden. Orhan onun kalfasıydı. Nerede bizim kasap Taner? Burada mı? Gelmedi mi? Taner’in kalfasıydı o. Taner onun yanında çalıştı değil mi? Onun yanında değil mi? He evet. Neyse.

Orhan’a dedim Orhan’ın kalfasıydı. Orhan’a dedim Orhan bana dedim 14 kilo köfte hazırla. Al bu soğanlar al bu ekmek kıymayı burada hazırla bas dedim. Tamam dedi. Ne oldu? Usta gelmedi bugün dedim. Kuru fasulye koydum ateşe. Pilavı koydum ondan sonra kendim yaptım ben şimdi tezgahı sıraladım. Ondan erken koydum ben bir de. Şimdi gelen kuru fasülle pilav köfte satıyoruz. Ben tabi kuru fasüllenin içerisine biraz daha kuyruk yağı koydum. Tereyağı, zeytinyağı, kuyruk yağı karıştırdım. Burasını böyle gizli söyleyeyim. Meyhane kuru fasülesi bu. Bunu normal vatandaş yemez ağzının tadını bilmez çünkü. Meyhanede gece 12’den sonra kuru fasülle çıkarır adam. Adamın karnına çıkarır 12’den sonra çünkü. 12’den sonra bir kuru fasülle pilav yer veya çorba yer.

O kuru fasüllenin içerisinde kuyruk yağı da vardır. Kuyruk yağı, tereyağı, zeytinyağı üçünü karıştırırsın. Onu kaynatırsın şimdi evlerde kimse yapmaz bunu. Üçünü mesela bir kilo tereyağı bir kilo kuru fasülle. Bir kilo zeytinyağı kaynatırsın onu. Önce kavurursun kuyruk yağını. Onun kavurduğunu dışarı alırsın. Sonra üçünü bir harmanlarsın. Kavururken içerisine bütün soğanla bütün elma atarsın. Kuyruk yağının kokusunu ve ağırlığını o alır. Kadınlar bunu bilmez. Gençlerin hiçbirisi bunu bilmez. Sonra onu yemeklere birer kaşık, ikişer kaşık çorbalara atarsın. Komple yemeğe atarsan yeni nesile ağır gelir bu. Ama eskiler bunu afiyetle yer. Ben şimdi kuru fasülleyi böyle yaptım. Koydum tezgaha şimdi.

Ben bunu ustaya söylüyorum. Bana diyor ki bursalılar bunu bilmez usta diyor. Bunu yemezler bursalılar diyor. Ben o gün yaptım bunu bütün herkes diyor ki ya bu çok güzel olmuş. Ben içimden diyorum ki tamam tabii güzel oldu. Oldu. Ertesi gün ustaya da yattım. Gittim kuyruk yağını çektirdim dedim böyle yapacaksın ya. Tenekeye de koyacaksın. Her gün yemeğe dedim bundan kuracaksın. Tamam mı? Tamam. Şimdi gelen usta da kuru fasülleye de koyacaksın. Her gün yemeğe dedim bundan kuracaksın. Tamam mı? Tamam. Şimdi gelen ustanın moralini bozuyor bir de. Dün ne kuru fasülle yedik ya. Çalış eğer ustanın sözüne baksaydım dükkanı kapatacak mıydım?


Yolun Aynası Olmak — Disiplin, Duâ ve Tevekkül

Evet yok kapanmaz dükkan. Sen dükkanını aç. Erkenden işine başla. Şimdi ben ustadan geç gelseydim işe. O adam arayacaktı dükkanı kimse yok. Gelmeyecekti. Sen ne bilecektin? Usta gelmedi. Yemek yemek de hazır değil. Mecbur oraya kağıdı yazacaktın bugün kapalıyız diye. Olmaz. Çalışacaksın gayret edeceksin. Allâh’tan isteyeceksin. Allâh’tan isteyeceksin. Ve burası çok önemli bakın. İki tane ayeti kerimen size. Sır. İki âyet-i kerîme. Birincisi ne? Birincisi çalış. Çalış. Senin önünde çalıştığın vardır. İnsan olarak önünde ancak çalıştığı vardır. Bitti. İnsan diyor bakın mümin münafık ayırt etmiyor. İnsan ancak önünde çalıştığı vardır. Ve çalıştığının karşılığı mutlaka verilir. Allâh söylüyor kardeşim bunu.

Senin çalıştığının karşılığı verilir. Allâh söylüyor bunu. Ahmet Mehmet söylemiyor. İkincisi ne? Sır âyet-i kerîme. İkincisi ne? Bir işi bitirdiğinde daha büyüğüne giriş. Bir işi bitirdiğinde hatta şöyle de yorumlanabilir. Daha yorucu olana giriş. Daha yorucu olana yorul. Yorul yorul. Yorulman lazım senin. Evet pert olman lazım senin. Ama kafanı yor ama bedenini yor. Ama kafanı yor ama bedenini yor. İnsanların hepsi de yorgun olmadığından bir işi bitirdiğinde diğer işe başlamadığından sarıyorlar psikolojik rahatsız insanlar. Aylak aylak geziyor dolaşıyor ortalıkta ona göre iş yok. Git diyorum birinin yanına gir de ki ben para pulu istemiyorum ben burada çalışmak istiyorum anlamıyor. Sen çalışma disiplinini kaybetme git bir yerde çalış istersen para alma ya çalış orada.

Çalışmak büyük fazilet çünkü. Çalışmak büyük fazilet. Bütün dergaha söylüyorum evlerinizi zikrullâh’a açın. Çalış ya senin çavuşluk istiyorsan herkes çavuş olsun. Sen çalış topla milleti. Üç kişi topla beş kişi topla on kişi topla bir gör dünya kaç köşe. Çalış. Çalış. Senin dergahta önünde duran mı var çalışma diyen mi var önünü kesen mi var yok. Çalış. Sen Sema eğitimi yapma diyen mi var ondan sonra ne var program var ben de çıkmak istiyorum kolun düşük. Kolun yerlerde çarkın bozuk dost oruçivi yapamıyorsun. tandır’ni düzeltemiyorsun ağzı burnu gitmiş tandır’nin. Bir şeyin simgesisin sen bu yolun simgesisin bu yolun aynasısın bu yolun orta yerde duranısın. Senin tandır’nin bembeyaz olacak dük düzgün olacak ütüsü düzgün olacak ağzı yüzü burnu düzgün olacak dağını kolmayacak.

Sema ederken tandır’nin bir tarafı bir tarafa gitmeyecek bir tarafı bir tarafa gitmeyecek kolun düşmeyecek senin. Kolun düşmeyecek çalışacaksın gayret edeceksin mücadele edeceksin. Çıktığın zaman sana bakanın aklına Allâh gelecek. Sen öyle Sema’da öyle çark vuracaksın. Allâh dediğinde bütün salın Allâh nidasıyla duracak. Kalbinden Allâh sesini duyacak o. Allâh sesini duyacak o. Sen öyle çalış. Sen öyle Sema et. Sen neyisin? Zeybeksin. Öyle Zeybek oyna. O Zeybeği oynayan başını saklasın senden. Desin ki yok böyle bir Zeybek oynamak ya. Yunan seni seyrettiğinde geliyor bunlar desin. Bunları biz uyuttuyduk ne zaman uyandı bunlar desin. Bunlar bizi denize döktü bunlar bize nefes aldırmadılar. Egede desin.

Evet. Kuva yoktu o zaman Egede dağın. Nerede yoktu hiç kimse yoktu. O efeler durdurdu onları. Yoksa milletin namusu kalırdı ne şerefi. O efeler insanların namuslarının şereflerini korudu. Evet. Sen öyle Zeybek oyna. Dosta göm versin düşmana kıhır versin. Böyle geriye kaykıldığında de ki Yunan palikaryası karşındaymış gibi dur. Hayalen diz vururken onun bağrına vuruyormuş gibi vur. Evet merak etme Atina’dan sesi duyulur onun. Atina’dan sesi duyulur. Atina’dan sesi duyulur. Durmaz Londra’dan sesi gelir onun. Sen öyle Zeybek vur. Milli olarak vur Zeybek sen. Biz konservatuvar değiliz. Biz kültür bakanlığı dans ekibi de değiliz. Biz harbi harbi sema zeniz sema ederiz. Biz semanın ruhuyuz. Biz Zeybekliğin ruhuyuz, efeliğin ruhuyuz.

Biz kültür bakanlığının maaşlı elemanı değiliz. Bizim işimiz manadır bizim işimiz milliliktir. Biz o işimizi dahi dük düzgün yaparız. Biz o şuurla o aşkla yaparız. Sema mı ediyoruz? Evet. Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allâh hatıra gelir. Bu sadece veliliğe ait değildir bu. Kim o yoldaysa akla Allâh hatıra gelir. Sen bir velinin peşine düştüysen, onun elinden tuttuysan, sen de bir veli adayısın. Sen de bir veli adayısın. Sen de bir veli adayısın. O velinin elbisesi senin üzerinde. Yürürken otururken kalkarken giderken yerken içerken o velilik elbisesi senin üzerinde. Sen farkında değilsin, gaflettesin. Sen o elbise ders aldın mı aldın? Sen o elbiseye büründün. Dost doğru davran, dost doğru yürü yolda.

Hareketlerin dost doğru olsun. Sufilik, cımbıldaklık kaldırmaz. Efelik, cımbıldaklık kaldırmaz. Dost doğru ip gibi yürürsün. Öyle takar olan, tukar olan olmaz dervişlik. Efelik de olmaz. Sen dost doğru yürüyeceksin. Bu sana baktığında, sen efelik kıyafetini giydiğinde herkes tırsçak. Herkes tırsçak. Öyle heybetle yürücen. Öyle heybetle yürücen. Bastığın zaman düğün salonu titrecek. Düğün salonun sahibi diyecek ki ya bir daha biz bunları çıkarmayalım. Salon yıkılacak da neredeyse diyecek. Evet. Öyle yürüyecek. Sema öyle yapacak. Böyle baksana bana yapmayacak Sema. Sema yapacak. Her yalvarışı Allâh’a. Ne tarafa dönersem döneyim. Senin cemalindeyim. Senin nurundayım diyecek. O nuru görecek. O nurun içerisinde Sema ettiğini görecek.

Ondan sonra cemalle cemalleşecek. Sema da cemalleşecek. Hakiki semayı yakalacak. Bir işi bıraktığında daha büyüğüne koşacak. Bu zikrullâh da nereye geldiysen daha büyüğüne koşacaksın. Bir çift öteye koşacaksın. Allâh esmasındaydın, hu esmasına varacaksın. Hu esmasındaydın, hay esmasına geleceksin.


Hıcr 15/99 — Sahte Melâmîlik, Oruç Terki Sap-kınlığı ve Kapanış

Disiplin et kendini çalış. Çalış. Her yönde çalış. Ve Allâh’tan iste. En önemlisi bu. اِيَّا كَنَبُدُ وَاِيَّا كَنَسْتَٰٓٓيِ Onca konu ibadet eder ancak ondan isteriz. Allâh biz onlardan eylesin. Bu yolda yolun tırmalan son nefese kadar bir an bile boş durma. Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet seni sırdaş eder. O zaman sen bu sufilik yolunda çalış. Sen Allâh yolunda çalış canım kardeşim. Sen o bizim namazımız kılındı diyen sapkınlardan olma. Bizim orucumuz tutuldu diyen sapkınlardan olma. Biz kemalerdik ibadet bizden sakıt oldu diyen sapkınlardan olma. Yeni derviş olduğum zaman duyduğum sözler bunlar. Bayındır’daki İzmir’deki Melâmîlerden duyduğum sözler. Biz bu meslekte 23 seneyi doldurduk. 23 seneyi doldurunca ibadetten düştü arkadaş.

Ezan okunuyor oturuyorlar çamın dibinde. Hadi seni çağırıyorlar. Ben namaza giderken bir de benimle öyle alay etti birisi. Hadi dedi seni çağırıyor çabuk ol benim yeni derviş olduğumu biliyor. Böyle baktım dedim şimdi namaz var şeytan senin önüne girmesin. Git namazını kıldım namazı kıldım geldim. Sen ne demek istedin bana dedim. sen kemale ermedin biz kemalerdik. sen git tak tuttum kolundan kemalerdin öyle mi dedim ben. Bu durdu Hz. Peygamberi bana tarif et dedim. Kemalermişsin ya dedim. Yum gözünü şimdi bana tarif et dedim. Kemalermişsin ya dedim. Namazda ben dedim namazı kıldım da Allâh’a akbar dedim de benim önümde imam kimdi söyle bana dedim. Bu böyle kaldı şimdi. Kemalermişsin ya dedim.

Ben dedim sünneti seneye namazını kılarken sünneti kılarken benim yanımda kim namaz kılıyordu söyle bana şimdi dedim. Böyle açıktan söylüyorum. Gençlikte var ya bu sustu şimdi siz kemale ermişsiniz evet dedim çok affedersiniz. Siz dedim necaset kemalini ermişsiniz. Sizin içiniz dışınız necaset olmuş. Sapıksınız sapkınsınız. Dinsizsiniz imansızsınız. Kafirsiniz siz dedim. Bu böyle kaldı. Dedim siz böyle söylemekle insanları dinden soğutuyorsunuz dedim. Gençleri dinden soğutuyorsunuz. Bir genç şimdi dedim namaza gidecek ona diyeceğim ki hadi seni çağırıyorlar git. Tak yakasından toparladım bunu sen kimsin lan benimle alay edecek dedim. Ben seninle alay etmedim. Mustafa Efendi ben öyle demek istemedim.

Ben sarsıyorum şimdi bunu böyle. Sen kimle alay ettin o zaman? Namazla alay ettin kafirsin lan dedim senin canını almak vacip oldu şimdi dedim. Ben beyaz oldu bu. Allâh’a vuslat olan canını alacağım diye ne dedim ben beyaz olmaz. Al canımı der dedim. Senin nerem Melâmî. Sapıksın sen dedim sapık. İnsanları böyle dinden imandan soğutuyorlar. Neymiş de arkadaşın namazı kılınmış. Neymiş de onlar kemalermiş. 23 yıl dervişlik yapmışlar bu yolda durmuşlar. Hazreti Peygamber 23 yıl ya peygamberliği o 23 yılı tamamladı kemalerdir. Sapık bunlar. Melamilik sapık değil. Türkiye’deki Melâmîler sapık. Sabataycılar var içinde. Biz sabataycıyız demiyorlar biz Melâmîyiz diyorlar. Sabataycısınız siz Melâmî değilsiniz.

Gerçek Melâmî herkesten fazla namazına, orucuna, dinine, haramına, helalına dikkat eder. Gerçek Melâmî kendince nafilesini saklar. Ben şuna şu kadar hayır yaptım. Ben buraya bu kadar para gönderdim. Ben filanca açtı doyurdum demez gerçek Melâmî. Demez. Hayırını saklar. Gerçek Melâmî. Zikrullâh onun kalbinde, gönlünde, ruhunda, sırrında oturmuştur. Melami odur. Namazı kılınmış. Sabataycılar var içinde. Sabataycılar var içinde. Sabataycılar var içinde. Sabataycılar var içinde. Sabataycılar var içinde. Zikrullâh Melâmî odur. Namaz kılmayan Melâmî değildir. zındık ta tekidir. Oruç tutmayan Melâmî değildir. zındık ta kendisidir. Âyet-i Kerîme sabit. Âyet-i Kerîme diyor ki sana yakin gelinceye kadar Rabbine ibadet et.

Yakin gelinceye kadar. Bunlar bu yakini ha ben Allâh’ta ustad oldum, yakinliğe eriştim. İbadet bizden sakıt oldu. Öyle yorumluyor. Zındık bunlar. Zındık. Hazreti Mevlânâ diyor ki boş durma. Bu yolda tırmalan, bu yolda çalış, gayret et. Son nefeste dahi diyor, son nefeste dahi. Olar ki sana inayet edilir, sana rahmet edilir, sana bereket edilir. Sen kendince şöyle düşünme. Ben on yıldan beri dervişim, hiçbir rüya görmedim. Ben çekeyim gideyim ya. Ben yirmi yıldır dervişim. Herkes hal görüyor, ben bir hal görmedim. Demek ki ben bırakayım. var ya yine Mesnevi’de bir hikaye. gece namazı kıldın, gündüz namazı kıldın, sen bir türlü bir şeye ulaşamadın. Şeytan vesvese veriyor ya. O da bırakıyor her şeyi.

Ertesi gün gayipten bir ses geliyor. Diyor ki gece namazı sana kıldıran kimdi? Beş vakit namazı kıldıran kimdi? Onu unutuyor insanoğlu. Allâh muhâfaza eylesin. Hazreti Piri diyor ki son nefeste dahi sana inayet edilir. sen nefeste cennetteki makamını görürsün. Son nefeste Cenâb-ı Hak’ın cemalini görürsün. Sen kendi kendine, şeytanın vesvesesine düşme. Çalış, gayret et, tırmalı, mücadele et. Mücahede edenlere yollarımızı açarız. Öyle tembel tembel oturmakla sana yol açılmaz. Öyle bir dersi çeksen, o dersi de böyle hele hele çekeyim mi, çekmeyeyim mi? Yarın da çekerim ya. He ertesi gün de şey. O olmaz, yok. Disiplinli mücadele etsen, gayret etsen. Allâh muhâfaza eylesin. Ve Müslüman olarak can vermek için gayret edeceksin canım kardeşim.

Cenâb-ı Hak’ın emri öyle çünkü. Müslüman olarak can ver. O zaman son nefese kadar gayretini devam ettireceksin. Allâh bizi onlardan eylesin. Padişahın kulağı gözü penceredir. Erkeğin canı olsun, kadının canı olsun, bir can neye çalışırsa onu duyar ve görür. Hucurat âyet 18. Allâh yaptıklarınızı çok iyi görendir. O zaman kadın olsun erkek olsun. Seni Allâh görür, seni Allâh gözetir. Gözetmek ne? Korumak. Görür ne? Senin her haline vakıftır. Senin her şeyini bilir. Erkek ol, kadın ol. O Cenâb-ı Hak işitir, görür, duyar, bilir. Kudret ve kuvvet onun elinde. sen bir şey yaptığında Allâh görmeyecek diye düşünme. Yaptığın iyiliği de görür, yaptığın kötülüğü de görür. Yaptığın hayırı da görür, yaptığın şerri de görür.

İşlediğin ibadeti de görür, işlediğin günahı da görür. O görür. Günah işlediğin tövbe et. Hayır işlediğin Allâh’a hamd et. Yanlışlık yaptın, tövbe et kardeş. Tevbe kapısı açık. İyilik yaptın, Allâh’a hamd et ya Rabbi. Bu iyiliği bana bahşettin de. Ama gayret et. Ama çalış. Tembellik yok. Allâh bizi kendi yolunda çalışan gayret edenlerden eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi kendisinin razı olacağı hallerle hallendirsin. Haklarınızı helal edin. Bizden yanında helal olsun inşallah. Biraz geciktik. Bir şey yapalım. Allâh razı olsun. 1825. beytten gideceğiz. Konu başlıyor şu. Tâcirin ölü duduyu kafesten dışarı atması ve dudunun uçması. Allâh izin verirse, Cenâb-ı Hak sağlık, afiyet verirse önümüzdeki hafta inşallah buradan devam edeceğiz.

Müslümanlar, bu konuda bir şey yapma. Cenâb-ı Hak sağlık, afiyet verirse, önümüzdeki hafta inşallah buradan devam edeceğiz. Bunu tekrar bir daha altını çizeyim. Bizim mesnevi sohbetlerimiz kendimize münhasır. Tekrar tekrar söylemek zorunda kalıyorum bunu. Herhangi bir yerden öyle şey yok, alıntı yok. Yanlış yapabiliriz, eksik olabilir, olabilir bizim. Ama bu konuda iyi iddias sahibi değiliz. Bazen böyle şey atıyorlar bana, mail atıyorlar. şuraya göre şerh etmediniz, buraya göre şerh etmediniz diye. Ben defallarca söylüyorum biz herhangi bir şerhten kolay kolay faydalanmıyorum. Kendi anlayışıma göre gitmeye çalışıyorum diye. Allâh bizi küstahlıktan da muhafaza eylesin. Ben alnımın terini yemeyi seviyorum.

Kes kopyala yapıştırmayı çok hoşuma gitmiyor. Muhakkak her şeyi biliyoruz diye bir kaide yok. Bazen kim ne demiş diye baktığımız zamanlar da oluyor. Öyle baktığımızda ben çok olumlu etkilenmiyorum. O yüzden bakmamaya gayret ediyorum. Kendimce ne anladıysam hem aklıma hem kalbime ne geldiyse o cihetten bakıyorum. Öyle takip ettiğim herhangi bir mesnevi şarehi yok. Bunu böyle belirtmek zorunda kalıyorum. O yüzden bu benim kendi sufi tecrübelerim, dini tecrübelerim, hayat tecrübelerim. Hepsini böyle bir paçal edip çorba ediyoruz belki de. Cahil cesaretle olurmuş, bizimki de o hesap öyle gidiyoruz. O yüzden kimseye de bir düşmanlığımız, bir sıkıntımız yok. Allâh kim Kur’ân ve Sünnet yolunda çalışıyorsa Allâh onlara razı olsun.

Kim Kur’ân Sünnet yolunda bir nefes oluyorsa Allâh onlardan da razı olsun. Kim Kur’ân ve Sünnet yoluna zarar veriyorsa hidayeti mümkünse Cenâb-ı Hak hidayet eylesin. Hidayet olmayacaklarsa Allâh onları kahriperişan eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış Tevhîdi ve Şehîdlere Duâ: «Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün Resûlullâh» — Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153; Hakk’ı hak, bâtılı bâtıl bilme duâsı — Müslim, Du’â 73; cihâd-ı vatan ve şehâdet — Âl-i İmrân 3/169-170 («Allâh yolunda öldürülenleri ölü sanma, bilakis onlar Rableri katında diridirler»); Bakara 2/154 («Allâh yolunda öldürülenlere ölü demeyin»); Müslim, Imâre 141; Tirmizî, Sehv 25; şehîd ailelerinin Cenâb-ı Hak indindeki yeri — Bakara 2/157 («Onlar üzerine Rablerinden salavât ve rahmet vardır»); Buhârî, Cihâd 14 («Şehîd için altı fazilet»); şehîd çocuklarının kefâlet âdâbı — Enes bn. Malik rivâyeti Buhârî, Cenâiz 65; 2023 sonu Gazze soykırımı karşısında Islâm ümmetinin sess-izliği eleştirisi; Muhammed Hamidullâh, Islâm Peygamberi.
  • Mesnevî 1815. Beyit — Tâcir’in Dûdû’yla Vedası: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, beyit 1790-1826 (Tâcir’in Dûdû’ya Hindistan’dan selâm getirme v’a-desi); Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi 1/95-97; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/370-373; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1/515-520; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi 1/508-520; Sipehsâlâr, Risâle; sûfî alegorisinde papağan-kafes-tâcir üçlüsü — Attâr, Mantıku’t-Tayr; Senâî, Hadîkatü’l-Hakîka; Şuara 26/83 («Rabbim, bana hikmet lütfet»); Muhyiddîn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem (İlyâs fassı — ruhun mücerredliği); William Chittick, The Sufi Path of Love: The Spiritual Teachings of Rumi.
  • Yûnus Aleyhisselâm, İbtilâ ve Kehf 10 Duâsı: Hz. Yûnus peygamber’in balığın karnındaki düâsı — Enbiyâ 21/87-88 («Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî kuntü mine’z-zâlimîn»); Sâffât 37/139-148 (Yûnus kıssası); Kalem 68/48-50 («sabret, sabah namazı arkadaşı gibi olma»); Taberî, Câmiu’l-Beyân, Enbiyâ tefsiri; Kurtubî, el-Câmi’; İbn Kesîr, Tefsîr; Kehf 10 duâsı «Rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ» — Kehf 18/10 (Ashâb-ı Kehf’in sığınma duâsı); Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Ibtilâ hâlinde duânın fazileti — Tirmizî, Da’avât 11-12; Ebû Dâvûd, Vitr 23 («Hiç bir müslüman yoktur ki Allâh’a duâ ettiği hâlde Allâh ona icâbet etmesin»); «evlâdî veya sıfat-ı kemâliye» saf tezkiye — Şems 91/9-10 («Onu tezkiye edenler kurtulur, kendini isyâna batıranlar ziyâna uğrar»).
  • Nefsin Kibri ve «Tembellikten Sığınma»: «Rabbim, tembellikten, acizlikten, cimrilikten sana sığınırım» — Buhârî, De’avât 37; Müslim, Zikir 49-51 («Allâhumme innî e’ûzü bike mine’l-’aczi ve’l-küzeli ve’l-cübni ve’l-buhli ve’l-herami»); Ebû Dâvûd, Vitr 32; Nesâ’î, İsti’âze; Ahmed, Müs-ned 3/117; nefs tezkiyesinin ilk şartı kibri terk etmek — Lokmân 31/18; Nahl 16/23 («Allâh kibir taslayanları sevmez»); Müslim, Îmân 147 («Kalbinde zerre miskâl kibir bulunan cennete giremez»); «tezkiyetü’n-nefs» Kur’ân’da — Şems 91/9-10; Nâziât 79/18; Abese 80/3; Ibn ’Atâ’ullah el-Iskenderî, el-Hikem, bâbu’l-’ucb; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh, bâbu’l-kibr; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’z-Zemmü’l-Kibr.
  • Sohbet CD’leri ve Helâl-Harâm Kazancı: İstismâr-ı dîn yasağı — Bakara 2/79 («Vay o kimselere ki kendi elleriyle kitab yazarlar, sonra derler ki ‘bu Allâh katındandır’ onu az bir fiyata satarlar»); Tevbe 9/34 («kürlerinin çoğu halkın mallarını bâtılla yer»); dervişler arasında ücretli sohbet yasağı — Ebû Dâvûd, Büyû’ 36; İbn Mâce, Ticâret 8 («Müslümanlar şartları üzerinde durmak zorundadırlar»); Tirmizî, Ahkâm 17 («bir Müslümanın Müslüman kardeşini aldatması helâl değildir»); hadîs, âyet ve fetvâ satmanın günahı — İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-Nezâir, kâide «me kânefî şart-i’ş-şer’i»; Nevevî, el-Mecmû’, Kitâbu’l-bü-yû’; İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, Kitâbü İdâbi’l-Kesb.
  • İş Ahlâkı, Sevgili Kaygısı ve Disiplin: çalışırken zihinin Allâh’ın inde olması — Müslüman tüccarın âdâbı — Ebû Dâvûd, İcâre 3; Tirmizî, Büyû’ 31; Ibn Mâce, Ticâret 53 («Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddîklar ve şehîdlerle beraberdir»); kişinin çalıştığı yerde akıl ve dikkati — Mutaffifîn 83/1-3 («Ölçüde hile yapanlara yazıklar olsun»); işverenin ve işçinin hakları — Nahl 16/71; Buhârî, Buyû’ 4 («Allâh merhameti çoğaltır bir alış-veriş yapana, bir alıp satana»); işçinin ücretini geciktirmeme emri — Ibn Mâce, Ruhûn 4 («İşçiye ücretini teri kurumadan önce verin»); Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbü’l-kesb; kızın evden çalışmaya gönderilmesi âdâbı — klasik fıkıhta kadının muhtâç olmak şartıyla çalışma izni — Serahsî, el-Mebsût; Kâsânî, Bedâi’.
  • Ödemiş-Bayındır-Bursa Kültür Farkı: İzmir ili ilçeleri Kültür haritası: Bayındır (1869 kurulan ilçe, eski adı Emirge), Ödemiş (Küçük Menderes havzası, tarım ve ticâret merkezi), Tire (süfûf imâli merkezi) — Bilge Umar, İzmir ve Çevresi Antik Tarihi; Feridun Emecen, İzmir İlinin Tarihi; Bayındır’ın tasavvufî geleneği — Mustafa Özbağ Efendi silsilesi çiz-gisi — Mustafa Kara, İzmir’de Tarikat-lar; Ödemiş mutasavvıfları — İlk-ay Sakcı, Ödemiş Târihi; Bursa — Osmanlı’nın ilk başkenti ve tasavvuf merkezi — Uludağ, So-maktaş, Kazdağlı Mustafa Efendi, Mehmed Muhyiddîn Üftâde (988H/1580M), Azîz Mahmûd Hüdâyî (948H/1541M) — Ek-rem Işın, Bursa Tekkeleri; Ekmelddîn İhsanoğlu, Tasavvuf Merkezleri; kültür haritasında «Bursa ile Ödemiş arası» farkı — tarımsal kültür vs. şehir-tasavvuf kültürü.
  • Us-ta-Çırak Terbiyesi — «Ter-kîb Bilir misin?»: Ahmed Sâyim Özkan, Ahîlik ve İş Ahlâkı; Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahîlik; Osmanlı esnâf teşkilâtın-daki ustâ-kalfa-çırak hiyerarşisi (usta’nın «ter-kîb’ bilmesi) — Refet Yinanç, Osmanlı Toplumunda Ahîlik; Fütüvvınâmelerde meslek â-dâbı — Seyyid Hüseyin, Fütüvvetnâme-i Seyyid Hüseyin; İbnü’l-Miskeveyh, Tehî-zîbu’l-Ahlâk; Şeyh Hâmî, Fütüvvet-nâme-i Sultâ-nî; Yûsuf Hâs Hâ-cib, Kutâ-d-gu-Bi-lig (bilgi ve meslek âdâbı); çırakın uzun süreli sabrı ve vefâsı — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Mecmû’atü’l-Ahzâb; İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, Rub’u’l-Âdât, Kitâbu Âdâbi’l-Kesb.
  • Necm 53/39 — İnsân İçin Ancak Çalıştığı Vardır: «Insan için ancak çalıştığı vardır, çalışması ilerde görülecektir, sonra karşılığı tam olarak ödenecektir» — Necm 53/39-41; Taberî, Câmiu’l-Beyân; Kurtubî, el-Câmi’; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; çâre ve sebebe sarılma kavramı — Muhammed b. Ab-dilvehhâb Tefsir notları; şu tâhiku’l-kulûb — Abdulkâdir Ger-lânî, Sırru’l-Esrâr; âyetin tevekkülle birleştirilmesi — Tirmizî, Zühd 33 («Kuşların sabah aç, akśam tok dönmesi»); İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’t-Tevekkül; Risâle-i Nur Müellifi Said Nursî, 23. Söz; kişinin çalışmasına göre rızıklandırılması — Âl-i İmrân 3/159 («sonra Allâh’a tevekkül et»); Muhammed Hayrî Kırbaşoğlu, Çalışma Ahlâkı Üzerine.
  • Helâl Kazanç, Dünya ve Âhiret Çalışması: «Helâl kazanç farz-ı ayndır, farzdan sonra en fazîletli ibâdettir» — Buhârî, Cum’a 11; İbn Mâce, Ticaret 1; Beyhakî, Şu’a-bu’l-Îmân 4/334-336; Müslim, Büyu’ 100 («kim dünyâdan haram yerse onun namazı vs. kabul olmaz»); Ibn Mübârek, Kitâbu’z-Züh-d; dünya-âhiret dengesi — Kasas 28/77 («Allâh’ın sana verdiğinden ahîret yurdunu iste, dünyadan da nasîbini unutma»); Buhârî, Hars 20 («Hiç biriniz yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışsın»); Muhâsibî, er-Ri’âye; İbn-i Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; Sünnet-i Seniyye üzere kazanç — Ebû Dâvûd, Büyû’ 50; rızkın taksim edilmiş oluşu — Zühruf 43/32.
  • Erken Açılan Dükkân ve Usûl: Sabah namazı sonrası erken çalışma bereketi — Ebû Dâvûd, Cihâd 78 («Allâhümme bârik li-ummetî fî bükûrihâ» — «Allâhım, ümmetimin erken saatlerine bereket ver»); Tirmizî, Büyû’ 6; İbn Mâce, Ticâret 41; Hâkim, Müstedrek 2/66; Beyhakî, Sünen 9/151; işe devâm ve azim — İbnü’l-Kayyim, Zâdü’l-Meâd, Cilt 4 (tıb-bü’n-Nebevî bâbı); Osmanlı esnafının sabah dükkânı açma âdâbı ve duâsı — pîrler ve nasîhat geleneği — Şeyh Nasûhî, Pend-þ Attâr Tercümesi; Celâleddîn er-Rûmî, Fîhi Mâ Fîh (çalışma ve tevekkül bâbı); Fütüvvetnâmelerde dükkân açılış duâsı; kendi disiplinine sâhip ol-ma kâidesi — Ikbâl, Cevâb-ı Şikvâ; hik-met: «Büyümeyi çalışmadan elde eden helâk olur» — Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî, Gülistân.
  • Meyhâne Hayatı Tenkîdi ve Derviş’in Gündüz Kuşu Olması: İslâm’ın gündüzü çalışmak, geceyi uyumak için taksîm etmesi — Furkân 25/47 («O Allâh geceyi size bir örtü, uykuyu bir istirahat, gündüzü da hayata dönüşü bir vesile kıldı»); Nebe’ 78/9-11; Isrâ 17/78-79; gece geç yatmanın zemmi — Ebû Dâvûd, Edeb 24; Tirmizî, Edeb 44; Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât 40 («yatsıdan sonra sohbet, sabah namazından önce uyku makb-ûl değildir»); içki’nin yasaklığı — Bakara 2/219; Mâide 5/90-91; Ne-sâ’î, Eşribe 47; meyhâne kültürünün tenkîdi — İbn-i Teymiyye, Meçmû’u’l-Fetâvâ 35/72-74; sûfînin gündüz kuşu olması — Hikem-i Atâ’iyye (İbn Atâullâh el-Iskenderî) — hikmet 30 («zamanını parçalarla doldur, aksi halde zaman seni parçalar»); Ib-râhîm b. Ed-hem’in züh-dü — Hilyetü’l-Ev-liyâ 7/367; gece ibâdeti ve sabah erken kalkma sünneti — Tirmizî, Dâvât 74.
  • Yolun Aynası Olmak — Disiplin, Duâ ve Tevekkül: Dervişin yolun aynası olması — mürşidi, tarîkatı ve Peygamber aleyhis-selâm’ı temsil etmesi — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbü’l-derviş; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; «Fâtiha sûresi: İyyâke na’budü ve iyyâke nesta’în — yalnız sana ibâdet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz» — Fâtiha 1/4-5; Taberî, Câmiu’l-Beyân, Fâtiha tefsiri; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; dervişin mürşid-i kâmilini temsil etmesi — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/203 (mürîdin şeyhin gözü ve kulağı oluşu); Âl-i İmrân 3/200 («Sabredin, sebât edin, nöbet bekleyin ve Allâh’tan korkun»); disiplinin sünneti — Tirmizî, Zühd 35 («Vaktini korumak, ibâdettir»); İbn-i Kayyim, el-F-evâid, bâbu’d-dü’â.
  • Hıcr 15/99 — Sahte Melâmîlik ve Oruç Terki Sapkınlığı: «Sana yakin (ölüm) gelene kadar Rabbine ibâdet et» — Hıcr 15/99 («va’bud rabbeke hattâ ye’tiyeke’l-yakîn»); Buhârî, Tefsir, Hıcr 15/99 bâbı; Müslim, Cennet 15; sapkın Melâmî-yakinî grubunun «sulûk tamamlandı, ibâdet sâkıt oldu» iddiâsının reddi — Şe-yhül-İslam İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 11/401-413; İbn Ka-yy-im, Madâricü’s-Sâlikîn; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/266 (Ibnu’l-Arabî ve vahdet-i vücûd şatahatçıla-rına cevap); Sırrî-i Sakatî’nin «ibâdetten sâkıt olanı sâkıt bil» sözü — Ebû Nuaym, Hilye 10/166; Haddâdî, Tabakatü’s-Sûfiyye; Melâmî-i Haydarîleri ile sahîh Melâmî-i Bayramî ayrımı — Abdulbâkî Gölpınarlı, Melâmîlik ve Melâmîler; oruç farziy-etinin sâkıt olmaması — Bakara 2/183-185; Buhârî, Savm 1; Müslim, İmân 7-8 (İslâm’ın beş şartı); «zındık ve zn-dık’a yakın gurup» ta’rîfi — Şeyhülislâm Ebû Suûd, Me’ârifü’n-NebeviyŞ; modern İslam düşüncesinde «tek şartı bil-mek» diyenlerin reddi — Yusuf el-Karadâvî, İslâm’da Helâl ve Harâm; bir kere namazı terk ve farzı inkâr arasında fark; Kapanış duâsı — «Kim Kur’ân ve Sünnet yolunda çalışıyorsa Allâh onlardan râzı olsun».

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı