Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #01 — Mesnevî 1825. Beyit: Ölü Dûdû ve Ölmeden Önce Ölmek

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #01 — Mesnevî 1825. Beyit: Ölü Dûdû ve Ölmeden…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Tevhîd Açılışı, Kurtuluş Duâsı ve Gündem

Beyit, Tâcir’in ölü Dûdû’yu kafesten dışarı atması ve Dûdû’nun uçması konu başlıyor. 1825. Beyit, Tâcir’in ölü Dûdû’yu kafesten dışarı atması ve Dûdû’nun uçması konu başlıyor. Tâcir Papağan yenidilde, eskidilde Dûdû veya Tûtî. Ama şimdi bütün herkes Tûtî desek bilmeyecek, Dûdû desek bilmeyecek Papağan. Ama eskidilde, daha da eskidilde Tûtî. Bu normalde ölünce kafesin içerisinde malum hikaye ya. Önceden Hindistan’a gitti, oradaki akrabalarına onu anlattı.


Mesnevî 1825. Beyit — Tâcir’in Ölü Dûdû Kıssası

Anlatınca akrabası öldü orada. Tâcir çok üzüldü onun ölümüne. Ağlayasızlığa geldi, çok üzgün, bunu nasıl anlatacağım dedi. Anlattı Dûdû’suna. Bu sefer Dûdû da kafesin içerisinde öldü. Tabi Tâcir feryat figan etti. Ağladı, sızladı, kendi kendine çırpındı. Oradan buradan deli dembelek konuştu. Sonuçta yapacak bir şey yok. Ölen Papağan’ı veya Dûdû’yu kafesten çıkardı, dışarı attı. Tâcir ondan sonra Dûdû’yu kafesten dışarı attı. Duducuk uçup bir yüksek ağacın dalına kondu. Güneş ufukta nasıl süratle doğarsa o Dûdû da o çeşit uçtu. ölüyordu ya. Ölü olan Dûdû’yu Tâcir dışarı attı. Kafesten dışarı çıkardı, evden dışarı çıkardı, dükkandan dışarı çıkardı, neyse. Bu sefer Dûdû hızda uçtu şimşek hızıyla.

Gitti bir ağacın dalına kondu. Tabi bunu ağacın dalına konunca ölüyordu ya Dûdû. Tâcir şaşkın. Tâcir hiçbir şeyden haberi yokken kuşun esrarını bu işe şaşırıp kaldı. Yüzünü yukarı çevirip ey bülbül halini bildir. Bu hususta bize ne gibi bize de bir nasip ver. Hindistan’daki Dûdû ne yaptı da sen öğrendin, bir oyun ettin, canımızı yaktın dedi. Çünkü Dûdû ölüyordu, dışarı çıkınca birden şimşek hızıyla uçtu, bir dala kondu. Bunda bir oyun var, bunda bir tezgah var. Bu sefer Tâcir uyanık ya Tüccar dedi ki bunda nasıl bir oyun var. O Hindistan’daki Dûdû sana ne öğretti dedi. Ve Tâcir tabi böyle bir şey ummadığım bir şey olur ya, böyle şaşkınlıkla hayret arasında. Çünkü hayret biraz böyle sufilere mahsus bir şeydir.

Sufi olmayan avam şaşkınlık yaşar. Çünkü onun gözünün önünde bir harikulade bir şey yaşanır. Harikulade bir şey yaşanınca avam şaşırır. Şaşkın bir vaziyette donak alır. Ama sufi hayret perdesine geçer, o hayret perdesinden hayret perdesine geçer. Tabi şimdi herkes hayret ettim diyor da bu sufilere mahsus bir hâldir. Öyle olunca ölü kuş derildi, bu tecelliyatta bir oyun var, bir sıkıntı var. Burada farklı bir şey tecelli ediyor. Tâcir bunu öğrenmek için Dûdû’ya soruyor. Burada nasıl bir şey var? Sen ne oldu da birdenbire böyle bir hale giriştin diye. Dûdû dedi ki, o hareketiyle bana nasihat etti. Güzelliği, söz söylemeyi ve neşeyi bırak. Çünkü söz söylemen seni hapse tıktı dedi. Bu nasihatı vermek için kendisini ölü gösterdi.

Güzelliği, söz söylemeyi ve neşeyi bırak. Üç şey. Güzelliği, söz söylemeyi ve neşeyi bırak. Ölü taklidi yap. Bu normalde nasihatı vermek için de ne yaptı? Hindistan’daki Dûdû, ölü taklidi yaptı kendince. o normalde böyle bir şey yapması, tatlı söz söylemek, güzel sesler çıkarmak ve O kafesten kurtulmanın yolu ölmek olarak bana öğretti. O ölü olarak sen bir hareket edersen o zaman ancak kafesten kurtulursun dedi. Bana bunu fiiliyat olarak, fiil olarak bunu gösterdi. Dille bunu söylemedi. en güzel nasihat fiilli olandır. En güzel tebliğ fiili olandır. kalle değil, fiili olandır. En güzel nasihat odur.


Nâme-Terennüm ve Belâgat Aldatmacası

Yani, tarif ediyor şimdi. Yani, Ey avama karşı da, havasa karşı da nâme ve terennümde bulunan, benim gibi öl ki kurtulasın. Şimdi, tabi burası biraz mevzuyu uzatacak. Avama karşı da, havasa karşı da nâme ve terennümde bulunan, nâme biliyorsunuz güzel ses. Ali’ye desek ki şimdi, Ali bir nâme yap bize. işte bir şarkının veya bir türkünün bir beytinden farklı farklı nameler de söyler mi? Söyler. Name. aynı sözü söylüyorsunuz ama nâme katıyorsunuz. Kat bakayım Ali bir nâme. Gözlerin sözlerin yüzlerin var. Görmeme keldeme güzelim seni. Beni kahreden o sözlerin var. Eyvallâh. Mesela nâme yaptı. Şimdi, bunu müzik kulağı olan bir kimse, bunu kaç nâme yaptı? Var mı bunu söyleyecek olan? Üç nâme yaptı.

Doğru mu Ali? Dört mü üç mü? Üç. Üç nâme yaptı. Bunun nâme dediği o. Normalde ama çıkma ama inme ve hatta aynı sözü söylerken. Makam ayrı. Bakın makam ayrıdır. Bu neydi? Hicaz mıydı? Uşak. Uşak ve uşak içinde karciyar yapmış. Çok severim. Dalıya. Uşak ve Hicaz’ın arasında çok fazla bir fark yok. Bayağı bir fark var babacığım. Ona da nâme lazım değil mi? Tamam eyvallâh. avant benimkisi. Biz uşağı da Hicaz’ı da aynı dinliyoruz demek ki. Ama normalde nâme bu. Diyor ki nâme ve terennüm. Terennüm ne? Güzel konuşma. Belakatlı konuşma. Terennüm. Bakın nâme ve terennüm. Şimdi birilerini etkilemek için konuşan alimlerin handikapıdır bu. Diyamaat’ı etkilemek için konuşan şeyhlerin handikapıdır buralara.

Vaizlerin handikapıdır buralara. Bakın vaizlerin, alimlerin, şeyhlerin, sohbet edenlerin handikapıdır bu. böyle şey nameli ve belâgatli konuşarak etrafındaki insanları etki altına almak. Bunlar şimdi toplum bu hadîsleri bilmediğinden Müslümanlar böyle belâgatli konuşan, nameli konuşanı böyle gönlü kayar. Heva heves ehlinin, nefis ehlinin gönlü bunlara kayar. O çünkü konuşulanın hakikatine bakmaz. O belâgatli konuşmaya bakar. O nameli konuşmaya bakar. Belakatlı ve nameli konuşmaya bakaraktan aldanır. Bu hadîs-i şeriflerde zemedilmiştir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri insanlara böyle hitap edenleri zemedmiştir. Kötülemiştir. Ama insanları etkilemek için ağlayan, insanları etkilemek için böyle çok belâgatli konuşmaya çalışan, onlar ağır konuşurlar, belâgatli konuşurlar, sen böyle dut yemiş bülbül gibi kalırsın o belakatın karşısında.

Onlar öyle nameli konuşurlar, o namesinin karşısında sen dut yemiş bülbül gibi kalırsın. Zannedersin ki bu böyle kemal ehli, bu böyle harika bir kimse. Öyle ya. Bir belâgat konuşuyor, akıyor belâgat. Böyle belâgat akıyor. Diyor ki Hazreti Pir, avama karşı da, havasa karşı da, nâme ve terennümde bulunan, benim gibi öl ki kurtulasın. böyle çok özür dilerim. İnsanları belâgatiyle, nameli konuşmasıyla etrafı aldatanlar, sizler ölmeden önce ölüm sırrına ulaşmazsanız, kurtuluşa eremezsiniz. Bu kafesten kurtulamazsınız. Bu kafes sizi ebediyen içinde tutar. Hür olamazsınız. Neden? Sen kendini bağladın çünkü. Kime bağladın? Halka bağladın. Devamlı onlara belâgatli konuşma, devamlı onlara nameli konuşaraktan kendi etrafında koşuşturmak istiyorsun.


Ölmeden Önce Ölmek Sırrı — Hadîs-i Keşfü’l-Hafâ

O yüzden nameli ve belâgatli konuşuyorsun. Ama bu senin için ne oldu? Bu senin için kafes oldu. Sen özgürlüğü asla tadamayacaksın. Sen asla içinden geldiği gibi, kalbinden geldiği gibi bir şey konuşamayacaksın. Çünkü senin kalbin de çalışmıyor. Senin kalbin çalışmış olsaydı kendine ayrıyetten belâgat süsü vermezdin. Kendine ayrıyetten nâme süsü vermezdin. Sen hakikati konuşmaya çalışırdın. Ve sen bu halde yürüdüğün müddetçe asla özgürlüğüne kavuşamayacaksın. Oysa hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ne diyordu? Keşfü’l-Hafâ’’a geçiyor bu Aclûnî’ün. Ölüm gelip çatmadan evvel, şehvani ve nefsani hislerinizi terk etmek suretiyle bir nevi ölünüz. buna büyükler bunu kısaltmışlar bu sözü. böyle hikmet ehli olan kimseler demişler ki, kısaca ölmeden önce ölünüz demişler.

Bu normalde ehli sufinin içerisinde bu söz atasözü gibidir. Ölmeden önce ölünüz. Aslında hadîs-i şerîfin tam metni az önce okuduğum gibidir. Ölüm gelip size çatmadan, sizi bulmadan, şehvani ve nefsani duygularınızı terk etmek suretiyle bir nevi ölünüz. Ve yine Âl-i İmrân 157’de yemin olsun ki eğer Allâh yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allâh’ın bağışlaması ve rahmeti biriktirdiğiniz şeylerden daha hayırlıdır. O zaman o ölüm nasıl olmalı? Ölmeden önce ölünüz. Hadis-i şerifinin ayeti kerimesi ne? Allâh yolunda öldürülür veya ölürseniz. Bakın Allâh yolunda öldürülmek cihada çıkmak ve bir başkası tarafından öldürülmek. Allâh yolunda ölürseniz dediği nedir? sen son nefesine kadar Allâh yolunda olur, son nefesine kadar farzları, vacipleri, sünnetleri, nafilelere dikkat edersen.

Son nefesine kadar Allâh yolunda olmaya direnir. Allâh yolunda olur ve Allâh yolunda ölürsen, o zaman da hemen arkasındaki Âl-i İmrân 158 geliyor. Yemin olsun ki eğer ölür veya öldürülürseniz mutlaka Allâh’ın huzurunda toplanacaksınız. Allâh yolunda siz eğer ki ölür veya öldürülürseniz, Allâh yolunda öldün muhakkak ki nerede toplanacaksın? Allâh’ın huzurunda toplanacaksın ve Cenâb-ı Hak da ne diyor? Muhakkak ki Allâh’ın huzurunda toplanacaksınız. Allâh size lütfet çek, ikram et çek, ihsan et çek ve Allâh yolunda ölmek insan için ebedi kazançtır. Allâh yolunda olmak ebedi kazançtır ve Allâh yolunda devam ederken o yolda ölmek ebedi kazançtır. Ve normalde böyle bir ölüm Allâh yolunda olan bir ölüm, dünya ve dünyanın içindekilerden daha hayırlıdır.

Dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Normalde bu âyet-i kerîme benim için çok güzel bir ölçüdür. Böyle çok şeyi cem eder bu âyet-i kerîme. Tevbe 9/111 Şüphesiz ki Allâh cihâd eden müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allâh yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu Allâh’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da olan gerçek vadidir. Allâh’tan daha fazla kim ahdine vefa gösterir? Öyleyse yaptığınız bu alışverişe sevinin büyük kurtuluş bunlardır. Bu kurtuluşa erenler kimler? Yine Tevbe 9/112, kurtuluşa erenler. Tevbe 9/112, Allâh yolunda cihâd edeceksin, öldürüleceksin veya öleceksin. Öldürüleceksin veya öleceksin. Bu Tevbe 9/111 cihâdla alakalı.

Tevbe 9/112, bakın buraya dikkat edin. Tevbe 9/112, bunlar bu Allâh yolunda normalde kurtuluşa erenler. Kurtuluşa erenleri tarif ediyor.


Tevbe 9/111-112: Cihâd Âyetleri ve Tevîl Sapkınlığı

Bunlar günahlardan tövbe edenler, Allâh’a ibadet edenler, ona hamd edenler, Allâh yolunda seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar ve Allâh’ın koyduğu sınırları koruyanlardır. Mü’minleri müjdela. Ya öleceksin cihâda çıkacaksın, öldüreceksin veya öldürüleceksin. Kurtuluşa eriyorsun. İkinci kurtuluş yolu Tevbe 9/112. Tevbe 9/111 ne? Cihatla alakalı. Tevbe 9/111, cihâdla alakalı. Öldürülenler veya öldürenler, cihâda çıkıp öldürenler ve öldürülenler. Filistin’de, cihâd’talar ama öldürüyorlar ama öldürülüyorlar. Ne yaptılar? Onlar kurtuluşa erdiler. Ölürse şehit oldu, kurtuluşa erdi. Öldürdü, yine kurtuluşa erdi. Bu âyet-i kerimeleri insanlar dillerini almaya korkarlar.

Cihâd âyetlerini herkes es geçer. Bunu şuna döndürürler. Nefisle cihâd edeceksiniz. Şimdi cihâd bitti. adam gelecek kafir, münafık, mürtet, emperyalist senin topraklarını işgal edecek. Sen diyeceksin ki cihâd bitti. Ya şimdi böyle cihâd olmayacak. Nefisle cihâd edeceksin. İslam’ı tebliğ edeceksin. Adam öldürmeye gelmiş seni. Sen âyet-i kerimenin o yorumunu nereden buldun? Kim tefsir etti onu sana? Heva hevesini tefsir etti. Kim sana söyledi onu? Sen dünya deccâl sisteminden korktun. Dünya deccâl sisteminden korktuğun için sen âyet-i kerimeye eğdin büktün. Sen savcının önünde hesap vermekten korktun. Sen eğdin büktün. Eğdin büktün. Ayet-i kerimiye eğip büktüysen sen Allâh’ın seçilmiş kulu değilsin.

Kendi kendine şeyhlik, mürşiddik, alimlik taslama. Sen Allâh’a yakin olmuş olsaydın Ayet-i kerimiye hevâ-hevesine göre, deccalı sisteme göre tevil etmezdin. Ayet-i kerime belli. Cihâd ayeti. Ya ölürsün ya öldürürsün. Ölürsen de öldürülürsen de kurtuluşa erersin. Bunun normalde başka izah tarzı yok. Tevbe 9/111. Ayet-i kerim açık. Şüphesiz ki Allâh cihâd eden müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Cihâd eden. karşında kafir var, kafire karşı cihâd ediyorsun. Kafire karşı cihâd ettiğin noktada sen canını ve malını cennet karşılığında satın aldın. Canını malını feda ettin. Allâh yolunda canını feda ettin. Allâh yolunda malını feda ettin. İnfak ettin. Cennet karşılığında aldın.

Ümmet-i Muhammed’in bundan uzaklaştığı kaçtığı ortada. Yorulacağız diye korkuyorlar. Buna neden böyle söylüyorum? Bir gazetede köşe yazısı okudum. böyle haması, orada böyle cihâd bitti, böyle olmaması lazım. Bunu nereden çıkardılar? Şimdi cihâd böyle değil diye bir köşe yazısı yazmış birisi. Kim yazdırdı sana o köşe yazısını? Nefsin yazdırdı, Heva-i Ves yazdırdı ve hatta telefon açtılar. Seni izleyen çok, sen böyle bir şey yaz diye. Yarın öbür gün Yunanistan’ı, yarın öbür gün Amerikası, İngiltere’si bu ülkeyi işgal etmeye kalkarsa, sen aynı şeyi mi söyleyeceksin? Aynı şeyi söyleyeceksin. Gemisini kapan gelmiş, uçağını kapan gelmiş, Türkiye’nin dört tarafını doldurmuşlar. Her taraf uçak gemileriyle, filolarla, uçak filolarıyla, gemi filolarıyla dolu.

Yunanistan’ın etrafı dolu, Akdeniz dolu, Doğu’da PKK, YPK adı altında Amerikan’ın uçakları orada. Daha dün 12 tane şehit verdik. Ondan sonra köşe yazısı yaz. Böyle cihâd kalmadı de. Ne yapacaksın? İşgale boyun mu eğeceksin? Edepsiz, şerefsiz. Sütü bozuk. Bir de bunu İslam adına söylüyorsun. Satılmış müşriğin tekisin. Bu ülke insanını emperyalistlere karşı cihâd şuurundan uzaklaştıran her kim ise, evet. Onun İslam’la bağı yoktur. Bu böyle öyle ictihâd etti denecek nokta değildir bunlar. Allâh’ın farzları ictihâdla değişmez. Farz farzdır. Mütteşabihlerin üzerinde oyna. Kalbin bozuk zaten müteşabihle oynasın. Allâh’ın cihâd âyetlerini yok edemez hiç kimse. Cihâd eden müminler canlarını ve mallarını, ne yaptılar?

Cennet karşılığında verdiler Allâh’a. Cihatın çünkü bir can vardır bir de mal vardır cihâdda. Mal nedir? Mal nedir? Sen cihâd etmek için silahlanmak zorundasın. Cihâd etmek için silaha ihtiyacın var. Mermiye ihtiyacın var. Tanka, tüfeğe, uçağa ihtiyacın var. Mal bu. Evet. Ekonomik tarafı var.


Tebûk Gazvesi ve 30 Bin Mücâhid

Hani Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem azatleri Tebûk kazasına çıkcaz zaman çok karşıda büyük ordu var. Gelen haberler o. Rum ordusu var. O zaman Bizans ordusu var. Bizans o zaman ne? Bizans o zaman dünyanın en büyük emperyal imparatorluklarından birisi. bugünün Amerikası. Haberler geliyor deniliyor ki Bizanslar çok büyük bir ordu toplanıyor. Arap kabilelerden de kendine asker topluyorlar. Nereye saldıracaklar? Medîne’ye, Münevvere’ye saldıracaklar. Bu da Müslüman Hicret’in 9. senesi. Bu haberler çok hızlı bir şekilde gelince Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem azatleri muhteşem bir tespit yapıyor. Muhteşem bir şey yapıyor. Ne yapıyor? Bütün her yere haber salıyor. Bütün Müslümanları cihada davet ediyor.

Diyor ki herkes gelecek. Emir var. Her şey ile gelecek. Bütün Müslüman kabilelerden 50 silah takip ediyor. Herkesi de alak tutanlar Medîne’de toplanmaya başlıyor. O zaman Allâh Resûlü ilk defa herkes ne getirebilecekse de getirsin. Cihada yardım etsin. Cihada malları ile canları ile yardım etsin. Malları ile canları ile cihada katılsın diye Âyet-i Kerîme ile Hadis-i Şerifleri de söylüyor. Böylece sahabe mal da getirmeye, para da getirmeye başlıyor. Şimdiki soytarılar, dervişlerden geçinmek için dolaşan kan emiciler, Müslümanların parasından geçinmek isteyen kendini şeyh, alim, medrese sahibi, medrese hocası gibi gösteren Müslümanların kanını emenler bu Hadis-i Şerifi, bu olayı kullanarak kan emmeye çalışıyorlar.

Diyorlar ki Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri istedi, Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz de malının tamamını getirdi. Bunu bir daha ağlayarak, sızlayarak, salli sümük söylüyorlar. Neden? Müslümanlar ona bütün mallarını getirsin, onun kucağına koysun diye. Koyuyorlar mı? Evet. Kim? Nereye gidiyorsun kardeşim? Sen Amerika ile savaşacaksan gel ben sana bütün malımı, mülkümü sana yibe edeyim. Sen İngiliz ile savaşacaksan gel bütün malımı, mülkümü ben yibe edeyim sana. Sen İsrail ile savaşacaksan, o pis Yahudi ile savaşacaksan gel malımı, mülkümü sana yibe edeyim ben. Sen kalkıp da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Tebûk Savaşı’nda o Bizans ordusuna karşı ordu toplamada Müslümanlardan parasal destek istemesini Sen kendi heva hevesin, arzun için isteme.

Alim bozuntusu, şeyh bozuntusu. Müslümanların kanını emme. Bunlar hakikatten uzak kimseler. Müslümanların, müminlerin parasını çarçur etmek için Tebûk Gavzesini, Tebûk Gavzesini istismar eden alim bozuntusu bunlar. Tebûk Gavzesini istismar eden şeyh bozuntusu, derviş bozuntusu bunlar. Senin karşında Bizans varsa topla. Topla. Senin karşında Bizans var, topla. Senin karşında ABD var, topla. Bak getirmiş uçak gemilerini dayamış Akdeniz’e. Bak İngiliz’i getirmiş, Fransız’ı getirmiş. Yunan’ın oraya da koymuş bütün teşhisatını. Habire PKK, YPK adı altında oraya da mühimmat yapıyor. Sen de burada yaz. Hoş geldin 2024. Kafir bozuntusu. Ondan sonra bir de millete salma sal. Toplayın kardeşler paraları.

Ya istemeyin toplanmaz, böyle olmaz. Allâh Resûlü Tebûk’ta topladı ya. Ya Tebûk’ta topladı, Bizans’a karşı topladı. Sen kime karşı topluyorsun? 30 bin mücâhid toplandı o zaman. Kiminin atı yok, kiminin devesi yok, kiminin kılıcı yok. 30 bin mücâhid toplandı. Veda hadçinden bir sene öncedir. 30 bin mücâhid. Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz malının tamamını verdi. Hazret-i Ömer Efendimiz yarısını verdi. Hazret-i Osman Efendimiz çok büyük böyle bir kervan vardı şehe gidecek. Şam’a gidecek. Develeriyle beraber verdi. Kervanın üzerindeki mallar ve develeriyle beraber verdi. En benim böyle ciğerinden yakan şey Ebû Zerr-i Gıfârî’dir.


Ebû Zerr-i Gıfârî Menkıbesi ve Şöhret Zemmi

Ebû Zerr-i Gıfârî’nin de yaşlı bir devesi var. O da kuşanır bütün eşyasını alır. O yaşlı deveyle yola çıkar. O yaşlı deve yolda kalır. Ebû Zerr-i Gıfârî bütün eşyasını yükünü üzerine alır. O çölü yayan geçer. Tebûk Medîne ile Şam arasında bir bölge. Hatta Allâh Resûlü moğola verirler. Kıtlık var, kıtlık o sene. Kıtlık. Hurmalar meyve vermedi. Ticaretlerde kıtlık var. Herkes aç, sefil Müslümanlar. O halde tebüye çıktılar. Kimisinin devesi yok, kimisinin atı yok. 10 bin bin ekli 20 bini yayan çölde yürüyorlar. Susuzluktan kırıldılar. Develeri kestiler, develerin hörgüçlerindeki suları içtiler. Öyle susuzluk var. O susuzlukta dava insana. O susuzlukta Allâh ve Resûlullâh aşığı. O yoklukta, o sıkıntıda, o bütün her şeyin olumsuz yürüdüğü bir zamanda Ebû Zerr-i Gıfârî yolda devesi ölür.

İhtiyar deve onu götüremez. Bütün eşyasını üstüne yükler. Tek başına orduya yetişir. Bakarlar uzaktan birisi geliyor. Derler ki Ya Resulallah, uzaktan birisi geliyor. Allâh Resûlü der ki o Ebu Zerdir. düşman mı acaba diye düşünürler. Allâh Resûlü böyle bakar, bu Ebu Zerdir der. Ve Ebû Zerr o çölü yayan geçer. O zaman söyler Ebû Zerr’e. Der ki o yalnız yaşar, yalnız ölür, yalnız haşrolur. O zaman söyler. Söylediği mesele budur. Ve yapayalnız Ebû Zerr-i Gıfârî yolda onlara yetişir. Deve yok, yayan gelir. Dava insana. Allâh ve Resûlullâh aşkı ile yanan kimse için binek varmış, binek yokmuş, para varmış, para yokmuş, sıcakmış, soğukmuş. O bunları engellemez. O menziline yürür. Ebû Zerr-i Gıfârî de öyle menzilini ölür.

Cihâd. Evet, cihâd edenlerin canlarını ve mallarını Allâh cennet karşılığı sıtın almıştır. Bakın bu hem Tevrat’ta hem İncil’de hem de Kur’ân’da geçer. Bu Allâh’ın vadidir. Tevbe 9/112. Bakın bu normalde bildiğimiz cihâd, bildiğimiz savaş. Tevbe 9/112 devam ediyor. Bu tövbe 111’di. Tevbe 9/112. Bunlar günahlardan tövbe edenler. Allâh’a ibadet edenler. Ona hand edenler. Onun yolunda seyahat edenler. Rükû edenler, secde edenler. İyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar. Ve Allâh’ın koyduğu sınırları koruyanlardır. Müminleri müjdele. Cihâd edemedin. Öyle ya. Can alıp can veremedin. Dikkat edin. Ne yapacaksın? Günahına tövbe edeceksin. Ne yapacaksın? Allâh’a ibadet edeceksin. Ona hamd edeceksin. Onun yolunda, onun adına seyahat edeceksin. tebliğ etmek için, insanlara anlatmak için.

Seyahat edeceksin. Sonra rükû edenler, secde edenler. sen bunları yaparken namazı terk etmek yok. Rükû namazın farzı. Secde namazın farzı. Sen namazı terk etmek yok. Namazı bırakmak yok. İyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar. Ve sen iyiliği emredip etrafına kötülüğü yasaklayanlardan olacaksın. Böyle olduğu zaman Allâh’ın sınırlarını koruyanlar. Allâh’ın sınırını da, hududunu da koruyacaksın. Allâh’ın hududunu çiğnemek yok. Böyle müminleri müjdele diyor. Müminler böyle müjdele. canını malını normalde Allâh yolunda sarf edeceksin. Ve normalde nefsinin emrettiği şeylerden uzak duracaksın. Heva ve hevesinden vazgeçeceksin. Sımsıkı ibadetlerini edeceksin. İyiliği emretteceksin. Kötülükten nehye edeceksin.

Allâh yolunda, Allâh için de ne yapacaksın?


Taneyi Gizle, Gonca’yı Sakla — Şöhretten Uzaklık ve Takvâ

Seyahat edeceksin. Bir yerde bir kardeşin var, asker arkadaşın var. Gideceksin onu Allâh için tebliğ edeceksin, döneceksin. Bir yerde komşuların var, arkadaşların var. Gideceksin, tebliğ edeceksin, döneceksin. Oturan boğa gibi oturan Müslüman yok. Hareket halinde olacak o kimse. Salih ameller işleyecek ki o kimse ne olacak? O zaman o kimse ölmeden önce ölünüzün sırrına kavuşacak. Nefsinin istediklerini terk edecek. Heva ve hevesinin istediklerini terk edecek. Terk edecek ki ölmeden önce ölünüz sırrına kavuşsun. O ölüm gelmeden önce sen bu dünyada ölüler gibi yaşa. adı Şef var ya, sen bu dünyada diyor ölüler gibi yaşa. Başka bir adı şef de diyor çölde, bir ağacın gölgesinde gölgelenme kadar bu dünya hayatın.

O zaman sen bu dünya hayatına çok ehemmiyet, çok önem verme. Ya sen Allâh için yaşa, Allâh için her şeyi yap. Daha ne olsan kuşlar toplar seni. Gonca olsan çocuklar koparır seni. Taneyi gizle, tamamı ile tuzak ol. Gonca’yı sakla damdaki ot ol. Ot. O zaman burada farklı bir şey çıktı. daha ne olsan kuşlar toplar seni. sen darı gibi bir şey olsan, orta yere çıkarsan kuşlar yer bitirir. E sen güzel bir gül olsan, yoldan geçerken çocuklar diyorlar seni. E sen normalde taneyi gizlemezsen, içindeki hakikati olur olmaz yere saçmazsan, o zaman doğru hareket edeceksin. Ve gonca’yı da saklarsan, ot gibi görünürsen o zaman sen hiç olmazsa belli bir noktada durmuş olacaksın. şöhrete meyletme diyor kısacası.

Şöhret peşinde koşma. Ebû Zerig-i Fariden bugün dem açıldı, Ebû Zerig-i Fariden devam ediyoruz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki Ebû Zerig-i Far’ı naklediyor. Kim dünyada iken şöhret elbisesi giyerse Allâh alçaltacağı gün, alçaltıncaya kadar o kimseden yüz çevirir. Rahmet nazarıyla bakmaz. sen şöhret olmak için belâgatli konuşmaya kalkarsan, şöhret olmak için daneyi orta yere saçarsan, şöhret olmak için bir işler yapmaya kalkarsan, seni mahşerde büyük bir alçaklık belkiliyor. mahşer yerinde alçalacaksın. Sen kibirlenirsen mahşer yerinde o kibrinin karşılığında olan alçaklığı göreceksin. O zaman sen normalde şöhret peşinde, nesep için, mal için, mülk için koşma. Allâh katında senin nesabinin, var ya şimdi nesabı neden söyledim? biz şöyle bir sülaleden geliyoruz.

Veya var ya şimdi işte, ya onlara dil uzatmayalım. Seyyid sülalesi onlar. Ya kardeş Seyyid ise neden para toplamaya çıkmış? Hazreti Hüseyin efendimiz öyle mi yaptı? Kılıcını boynuna astı, beni seven arkamdan galsın dedi. Nereden para topladı? Nereden para istedi herkesten? Hazreti Hasan efendimiz ticaret yapıyordu. Kimden para topladı? Ha demek ki sıkıntı var bir şeyde. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden Allâh katında nesabinin, Allâh katında malının, Allâh katında kılık kıyafetinin bir anlamı yok. Allâh katında anlamlı olan takvâ. Eğer sen üstünlük arıyorsan takvadara. Üstünlük arıyorsan, üstünlük malda mübde, parada pulda gösterişte, belâgatli konuşmakta değil. Ya Allâh’ın hududunu, hukukunu iyi bilmekte, o hudut ve hukuk tarihisinde yaşamak.

Şeriat garrayı aşmamak. Allâh’ın şeriatını bozmamak. Sen böyle yaşayacaksın. Allâh indinde lazım olan o. Allâh katında üstün olanlar ancak takvâ sahibi olanlar. Takva sahibi değilsen Allâh katında üstün değilsin. Yine hadîs-i şerîf, dünyanın esiri olan helak oldu. Dirhemin esiri olan helak oldu. Midesinin esiri olan helak oldu. Kadının esiri olan helak oldu. Dünyanın esiri olan helak oldu. Dirhemin esiri olan, paranın esiri olan helak oldu. Midesinin esiri olan helak oldu. Kadının esiri olan helak oldu. E şimdi neden helak oldu? O dünya sevgisinden dolayı helak oldu. Ya dirhem o para sevgisinden dolayı helak oldu.


Dünyâ, Dirhem, Mide ve Kadın Esareti

Öbür kü midesinin esiri oldu. Çok yiyecek illaki. Öbür kü de kadının esiri oldu. Bu gecede mi ders var? Beni bırakıp derse mi gidiyorsun şimdi? Gitme, kal. O an adam evlenirken derviş de oldu. Evlendikten sonra dersi yok. Beni görünce diyor ki, ya efendim hakkını helal et. hanım çok zorluyor evden. Gelemiyorum derslere. Bir öyle söyledi, bir daha öyle söyledi. Elimi ensesine koydum. Dedim ki, Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh hazretleri, oğlu Abdullah diyor ki dedim bir gün. Oğlum senin karını boşadım. Şafilere göre erkeğin babasının gelini boşama hakkı var. Diyor ki, oğlum senin bu yeni aldığın hanımını boşadım diyor. Tabi Abdullah bakıyor, Hazret-i Abdullah babasına. Çünkü sen bu yeni hanımı aldığından beri namazlara gecikmeye başladın. farz, cemaate gecikmeye başladın.

Dikkat edin. Gecikmeye başladın. Ne? Cemaate. Cemaate gecikti diye oğlunun eşini boşuyor Hazret-i Ebû Bekir efendimiz. Şafilerin fetvasının geldiği bir ölçü de budur. şafiler gelinlerini boşarlar ya, bir delili budur. Bunu söyledim ona. Bırak dedim farzlara gitmeyi. Sen derse gelmiyorsun. Neden? Eşi evde korkuyor. Eşi gitmesini istemiyor. Ya sen bu adamla evlenirken bu adamın derviş olduğunu biliyor muydun? Biliyordun. Neden adamın derslere gitmesine şimdi şark koyuyorsun? Bu adamın semazen olduğunu biliyor muydun? Biliyordun. O sema ederken bu. Kim? Nişanlım. Demesini bildin ya. Kim? Bizim damat tasavvuf fakrına gidiyor. Orada semazen. Böyle anlattın ya etrafa. Eee? Ya bu adam semazen de en az haftanın bir günü talimi var.

En az haftada bir günde semaya çıkacak. Bir de ana dersi var. Üç. Bir de cumartesi eklesen. Dört. Bir de mahalleye gitsen beş. Yandı. Yok. Adamı yanında istiyor. Yedi yirmi dört. E bu adam dervişti ya. Derviş olduğu için evlendin. Derviş olduğunu bile bile evlendin. Veya hatta bir bayanla da ağlıyor. Allâh razı olsun. Ben de kendimi toparlamak istiyordum zaten. Eee? Tamam. Ben de gelirim seninle beraber sohbetlere. Ha baktım şeyhinizi dinledim. Ben de gelirim. Sevdim ben o zatı ya. Bizim bayan kardeş de gözler pır pır ediyor. Efendim sevdi seni diyor. O da inşallah. İnşallah yavrum. Tamam yol yürüyün. Evlenin. Evleniyor dakika bir gol bir. Ya ben bu kadar fazla dersiniz olduğunu bilmiyordum.

Ya bu kadar mı çok ders yapıyorsunuz? Ya bu kadar mı çok ders yapıyorsunuz? Haydi fren. Bizim kız yok ortalıkta. Hatta kıskançlık damarları. Ne bu bu kadar çok seviyonuz Mustafa Özban. Ne var ki yani? Atıyor bir fitne oku. Sen kocandan fazla seviyon onu zaten. Bu fitne oku. Sen bana değil ona bağlısın zaten. Bu fitne oku. Bu fitne oku. Ya bu kız 12-13 yaşından beri derviş. Hele bazıları var. Anne karnından derviş. Annesi derviş. Çocuk doğar doğmaz. Derviş ya. Ve utanmaz adam. Ve arlanmaz adam. Ve hayasız. Sen bu sözü eşine nasıl söyledin? Söyler. Neden? O çünkü dünyanın esiri. O çünkü midesinin esiri. Neden? O çünkü paranın dirhemin esiri. O çünkü adamın esiri. O çünkü kadının esiri. O çünkü çocuğunun esiri.

O çünkü annesinin esiri. O çünkü babasının esiri. O çünkü patronunun esiri. O çünkü sistemin esiri. O çünkü deccalın esiri. O çünkü emperyalizmin esiri. O çünkü kafir fikriyatın esiri. Farkında değil. Çok basit bir şey söylüyorsun. Bu haram mı? Haram. Hii haram mı ya bu? Haram? Ne diyor parti liderinin birisi? Biz diyor. Anadolu Müslümanlıyız. Bunu nereden değiştiriyorsunuz?


Oğlunun Eşini Boşayan Ebû Bekir ve «Anadolu Müslümanlığı» Tenkîdi

Biz diyor az bir şey alkol almayı haram görmeyiz. Yıl başında eğlenmeyi haram görmeyiz. Bizim insanlar dinliyor. Bu neymiş bunun adı? Anadolu Müslümanlıymış. Az bir şey içeceksiniz, yıl başını kutlayacaksınız. Fuhuş’a serbestlik vereceksiniz. Kumara yılbaşı için serbestlik vereceksiniz. Bunlara konuşmayacaksınız. Herkes de susuyor. Allâh’ın hududunu Allâh’ın hukukunu korumuyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden Sufi her türlü kötülüklerden uzak durarak uzak durur. goncayı saklayacak taneyi gizleyecek. Uzak durur. Tabi burada biraz daha sohbeti başka yere kaydırayım. Sohbeti nereye kaydıracağım? Şimdi bu bütün sohbetlerinden şeyhimi kenarda tutuyorum. O kendine münhasır bir kimseydi. Vay Abdullah Efendi’ye laf söyle canım kardeşim Abdullah Efendi’ye.

Sen laf söylersin ben söylemem merak etme. Gördük laf söyleyenlere hiçbirinizin de gıgı çıkmadı. Yine Mustafa Özbağ söyledi. Şimdi yeni moda bu. Herkes böyle bir şeylerini eski dilde izhar ediyor gösteriyor. Büyük veli, büyük şeyh, büyük keramet sahibi. Bir de onlar şeyhliğini böyle bir savaş alanına çekiyorlar. o kimse şeyh. Şeyh bunun mücadelesini veriyor. Bunun savaşını veriyor. Bunun mücadelesini, bunun savaşını verirken de şahıs isimleri kullanıp oraya buraya laflar atıyor. Ama bu kimseler genel olarak kendi şeyhliğini ispat edeceğim. Kendi mürşidliğini ispat etme yolunda mücadele ediyorlar. Öyle bir şey yapıyorlar ki hangi tehlikeli boyutta durduklarının farkında değiller. Ne yaptıklarının farkında değiller.

Sebebi ne? Sebebi şu. Dinar var işin içerisinde dirhem var. İşin içerisinde şöhret olmak var ve işin içerisinde dirhem var. Dirhem var. Dirhemle şöhret. Onları yakalıyor. O kimse illaki şeyhliğini veliliğini ispat etme. Bu noktada şatahat derecesinde sözler söyleyerekten davranışlar içerisinde bulunarakten bunu ishar etmenin, bunu ispat etmenin mücadelesini veriyorlar. Sen de tane varsa sakla. Senin gönlünde gül bahçesi varsa gönlün gül bahçesi ise sen çoluğun çocuğun önüne dökme onu. Sen avama karşı mürşidliğimi ispat edeceğim diye uğraşma. Avama karşı şeyhliğini ispat edeceğim diye uğraşma. Sen şehlilik yapacağım veyahut da mürşidlik yapacağım diye belagatlı konuşacağım diye uğraşma. Kendi kendine nameli konuşacağım, süslü konuşacağım diye uğraşma.

Süslü cübbelerle, süslü sarıklarla, lüks arabalarla velilik mürşidlik olmuyor. Gösterişle, şatahatla, şatafatla velilik mürşidlik olmuyor. Öyle olmuyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden önemli olan o kimsenin Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sahip çıkıp onu yaşaması ve yaşatması. Allâh muhâfaza eylesin. Haydi üftad eden bir nefes. Hakka aşık olanlar zikrullâh’tan kaçar mı? Arif olan gevherin boş yerlere saçar mı? Gevher dedi cevher, hikmet. Arif olan hikmeti boş yerlere saçar mı? Gelsin marifet alan. Yoktur sözümde yalan. Nefse emmariye kul olan, emmariye kul olan, hayırı şerri seçer mi? Nefse emmariye kul olmuş, hayırı nereden bilecek, şerri nereden bilecek? Gerçek bu söz yarenler, gördüm demez görenler, keramete erenler, gizli sırrın açar mı?

Sen bir koruk servisin, hemen şöyle durursun. Sen bir palaz yavrusun, kuş kanatsız, uçar mı?


Üftâde’den Nefes — «Hakk’a Âşık Olanlar Zikrullâh’tan Kaçar mı?»

Üftâde yanıp tüter, bülbüller gibi öter, dervişlere taş atan iman ile göçer mi? Evet. O zaman ne olacak? Bunları böyle boş yere yapanlar, Allâh muhâfaza eylesin. Bu pak yolu kirletiyorlar. Bu pak yola zarar veriyorlar. Bunlar yol kesici. Allâh muhâfaza eylesin. 1835. Beyt. Kim güzelliğini mezada çıkarırsa, ona yüzlerce kötü kaza yüz gösteririz. Her kim kendini kemal ehli olmadığı halde, kemal ehli olarak ortalığa saçarsa, heva ve hevesine zebun olmuş bu halka, heva ve hevesinin peşinden düşen, nefsinin esîri olmuş bu Müslümanlara, kalkıp da mürşidlik iddiası güderse, şeyhlik iddiası güderse ve bunu tartışma haline getirirse, bu kibrinden ve enaniyetinden dolayı bu kimse, ne yazık ki kendi başına çorap örer.

Başına gelmedik hal kalmaz. Şeyh olmadan şeyhlik yapmaya kalkanlar, mürşid olmadan mürşidlik yapmaya kalkanlar, gizliden açıktan, bunlar kendi kendilerini helaka doğru götürürler. Ama bir kimse gerçekten kemalermiş olsa, o kemale erenlerin sevenleri doldur, şeyh efendinin tabiriyle, sövenleri doldur, öyle derdi. Oğlum kemale bana öyle dedi, Mustafa efendi oğlum kemale erenin dedi, seveni de eksik olmaz, söveni de eksik olmaz dedi. Bu ikisi eksik olmaz oğlum dedi, evet doğru, bu ikisi, o ikisi onda eksik olmaz, onda eksik değildi. E şimdi eğer onda bir kemalat ehli varsa, kemalat ehliyse o bir kimse bir mürşid-i kamillik vasfına, mürşid-i kamillik elbisesine büründüyse onlar için önemli değildir.


Mesnevî 1835. Beyit — Kemal Ehli ve Sahte Şeyhlik

Hz. Üftâde gibi sözü söylerler, onların hakkıdır da, onların üzerinden keramet de görülse haktır. Ama asıl keramet bunu hiçbir zaman unutmayın. Asıl keramet bu zamanda Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyeyi yaşamak ve bunun yaşatma mücadelesi vermektir. Asıl keramet budur, yolumuzun kerameti, yolumuzun kerameti Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyeye sımsıkı yapışıp onu yaşama ve onu yaşatma mücadelesidir. Sadece yaşamak değildir, onu yaşatma mücadelesi vermektir. Önce kendi nefsimize, sonra etrafımıza, eşimize, çoluğumuza, çocuğumuza, akrabalarımıza, komşularımıza, etrafımıza yaşatma mücadelesi vermektir. Bu zor bir mücadeledir. Bunda Âyet-i Kerîme’de o müminler ki kınanmaktan korkmazlar diyor ya, o kimse kınanmaktan korkmadan tebili vazifesini yapacak.

Emr-i bil-mahruf yapacak. Kınanmaktan korkmayacak. Yolundan korkmayacak. Yolundan pıtırsmayacak. Lan benim derviş olduğum belli olmasın, senin için bozuk o zaman. E bu kim? Hacı babamız misafirliğe geliyor bize. Kim söyledi? Şeyh Efendi. Söyleyen kim? Onu çok seven derviş. Allâh da duyurdu beni. Dedim Şeyh Efendi’nin huzuruna gelince, efendim, üstadım, babacım, bu kim diye sana sorduklarında seni ziyarete gelen hacı baba, öyle mi dedim? Abi ya şöyle de böyle de filan da. O yüzden mi oğlu camide yanına gelemiyorsunuz dedim. Öldükten sonra en çok onlar sevdi gene. Öldükten sonra mı? Sağolken oğlu camide yanına gelemedi büyük bir çoğunluğu. Uzaktan sevmek açlıların en güzeli. Selam veriyorlar. Neden korktun?

Kınanmaktan mı korktun? Ticaretin sekteye mi uğrar diye korktun? Cicili bicili kadınlar dükkanına gelmez diye mi korktun? Neden korktun? Kapalı çarşı esnefi vay lan bu derviş olmuş, sufi olmuş derler diye mi korktun? Neden korktun? Hangi kınayıcının kınanmasından korktun da bu benim şeyhim diyemedin? Hangi kınayıcının kınanmasından korktun da bu benim üstadım, manevi babam diyemedin? Sahtekarsın. Bu benim şeyhim diyemedin. Hangi kınayıcının kınanmasından korktun da bu benim üstadım, manevi babam diyemedin? Sahtekarsın. İçin ayrı dışın ayrı. Hakiki aşık değilsin. Hakiki derviş de değilsin. Sen dervişin hakiki’si olmuş olsaydın, uzaktan gelen misafirimiz, hacı babamız demezdin. Ben de böyle söyleyince sen de muhalif olursun bana.

Umrunda değil. Umrunda değil. Tabii o zaman bir şeyhe intisap ettin. Beyaz çember sakalı birisiyle kapalı çarşıda yürümeker babayiğidin işi değil. Evet değil. Bayındır’da da değildi. Ödemiş de de değildi. Bayındır’da öyle çember sakalı hiç kimsede yoktu. Hala da yok zaten. Bana da soruyorlardı. Birader yanında bönbe sakallığı birini gördük ya kim o? Şeyhim diyordum, üstadım benim. O zaman eski dervişler vardı, Tire’de. Ya öyle demesen ya neden demeyeceğim? Ümmet korkak mı, pısırık mı? Ümmet sevdiğini seviyorum diyemeyecek noktada çünkü. Bu benim şeyhim diyemiyorsan intisap etme git nereye intisap ediyorsan et. Nereye bağlanıyorsan git bağlan. Benim şeyhim Nevşehirli Abdullah Efendi’ydi. Yıllarca da bağırdım çağırdım söyledim.

Dağa taşa söyledim.


«Bu Benim Şeyhim Diyemedin» — Kınanmaktan Korkmamak

Bilmeyen yoktu. Ben de resmi dairede çalıştım. Orman işletmesinde çalışıyordum. Herkes biliyordu benim derviş olduğumu. Müdüründen genel müdürlüğe kadar herkes biliyordu benim derviş olduğumu. Saklamaya ihtiyacı duymadım. Saklamaya ihtiyacı duymadım. Ben yolumun hak olduğuna biliyorum ki. Ben o kimsenin mürşid-i kâmil olduğunu da biliyorum. Tuttuğum elin mürşid-i kâmil olduğunu da biliyorum. Saklamadım hiç. Benim şeyhim dedim. Bir kimsenin mürşidi kamilli sabit ise. Evet o kimse hikmeti saçar ortalığa. saçar dedim avama değil. Eyvallâh. Onun hakkıdır. Ama sen kalkar da ben şöyle şeyhim ben böyle şeyhim. Ben böyle mürşidi kamilim. Ben şöyle mürşidi kamilim. Bu doğru değil. Bu doğru değil. Bir insan kendisini etrafa şeyhliğini ispat etmek için konuşmaz.

Bu yolumuzun adabı değil. Bu yolumuzun adabı değil. O kimse kendi şeyhliğini kendisi ilan etmez. Bu yolumuzun adabı değil. Onu ya şeyhi ilan eder. Ya da millet manevi olarak rüyasında görür. Gider ona intisap eder. Yolun adabı budur. Sen bunu yapmıyorsan sende sıkıntı var. Sende sıkıntı var. Allâh muhâfaza eylesin. E şimdi gerçekten de bu zamanda insanın bir şeyleri yapmıyor. Allâh muhâfaza eylesin. E şimdi gerçekten de bu zamanda bu tip şeyler çoğalır hale geldi. Önceden belli bir baskı vardı. O baskıdan korkuyorlardı. O baskıdan korktukları için fazla kımıldanamıyorlardı. E şimdi enflasyon oldu be. Türkiye’de enflasyon var, bunlarda da var. Herhalde enflasyona göre bunlar da hareket ediyorlar.

Enteresan bir şey. adam canhıraş nasıl büyük şeyh olduğunu, nasıl büyük mürşid olduğunu bunun kavgasını veriyor. Bırak canım kardeşim Allâh seni kendine seçtiyse senin bir şeyin kavgasını vermene gerek yok. Sen hak ve hakikati konuş, Kur’ân ve sünneti konuş. Yeter bu sana. Allâh bizi affetsin. Düşmanların kem gözleri, kin ve gayızları, hasetleri kovalardan su boşalar gibi başına boşalır. Sen böyle bu yolun adabına, erkanına uykun hareket etmezsen sen olmadan oldum davasına düşersen senin baya başına sıkıntı gelir. Allâh muhâfaza eylesin. 1840’a kadar okuyup vereyim bitsin. Düşmanlar kıskançlıklarından onu parça parça ederler. Dostlar da ömrünü hevâ-heves ile zayi eder geçer geçirler. Bahar zamanı ekin ekmekten gafil kişi bu zamanın kıymetini ne bilsin?

O zaman normalde bakın tekrar bunun altını çiziyorum. Allâh dilediği kulunu kendine seçer, dilediği kulunu kendine seçer ve kendisini, onu kendisine yönelterekten onu hidayetine kavuşturur. Allâh dilediği kulunu kendisine seçer. Bu veliliğin bir çatı üstü mertebesidir, makamındır. Bunlar benim tabirime göre pir hükmünde olanlardır. Bunun bir üstü zaten nebilerdir. Nebiler, nebilerin arasında da fark vardır. Onların bir altında da pir seviyesinde. Onun bir üstü resullerdir. Nebilerle resullerin arasında da fark vardır. Resuller kitap verilmiş olan peygamberlerdir. Nebiler kendilerine kitap verilmemiş olan peygamberlerdir. bizim birler, üçler, beşler, yediler dediğimiz pir seviyesindeki zatlardır.

Bu zatları, bu sıraladığım bu zatları peygamberlerin kitap verilenlerini, nebileri ve pir seviyesinde okalan zatları Allâh kendisi seçer. Bunları Allâh kendisi seçer. Bunda dilediği kulunu kendisine seçer ve onu hidayet nuruyla nurlandırır. Onu katından nimetlendirir. Ona katından hikmet verir. Allâh kime hikmet verirse, onda dinde ince bir anlayışa sahip kılar. İnce bir anlayışa sahip kılar. Bunlar seçilmiş zevattır. Kitap verilen peygamberler, kitap verilmeyen nebiler, ondan sonra pir seviyesinde okalan zatlar. Bunlar Allâh kendisi seçmiştir. Kendisini seçince Cenâb-ı Hak kendi katından onları nurlandırır, kendi katından hidayet verir, kendi katından nimetlendirir. Bu zatlar, bu zatlar cevherlerini de saçarlar.

Bu zatlar bu noktada hürdürler. Eğer sen bu halde değilsen, sen bu halde zaten peygamberlik bitti, nebirlik bitti, bu ikisi bitti. Ya sapıktır ya delidir nebirlik peygamberlik taslayanlar. Yıllar önce hatırlıyor musunuz? Dediydim. Kim ben peygamberim, ben nebiyim, ben resulüm diyorsa ya sapıktır ya delidir. Çok kızdılar bu sözüme benim. Evet tekrar söylüyorum. Kim ben peygamberim, ben nebiyim, ben resulüm diyorsa ya delidir ya sapıktır. İkisinden biridir, başka bir şey değildir. Bakın başka bir şey değildir. Diyenler deliydi zaten raporları vardı. İnsanlar bunların normalde raporlarının olduğu da sonradan çıktı hepsinin de. Ama bunlar nedir? Bunlar akli dengesi, bozuk bunların. Bunlar normalde psikolojik tedaviye ihtiyaçları var.

Sanrılarının üzerinden gidiyorlar. Sanrı. Biz onu sufilik dininde hayal diyoruz. Kendi kendine hayal kuruyor. Kendi kendine hayalinde Allâh’ı da konuşturuyor. Kendi kendine hayalinde peygamberi de konuşturuyor. Ona peygamber diyor ki sen de nebisin. Kendi kendine konuşturuyor. Tam senin dalındı. Değil mi Abdullah? Bıraksaydın bunlarla uğraşacaktın. Kendi kendine evet. Bunu bizatihi bana söylüyorlar. Diyor ki Muhammed geldi, haşa. Böyle söylüyor. Muhammed geldi dedi ki diyor senin benden bir farkın yok. Dediğim şekli nasıldı? Nasıl gaza getirecek bak insanı. Sana benziyordu diyor. Hiç alakası yok diyor. Bana benzemez o diyor ben. Bakıyor şimdi. yutmadım ben. Bana benzemez o diyor ben. Ya senle ben karışımıydı diyor.

O sana da benzemez diyor. Senle hiç alakası yok diyor ben şimdi. O kalıyor şimdi. Ya sen biliyorsun onun neye benzediğini. Yok diyor mu sana söylemiş ya diyor ben. Senle benim aramda bir fark yok demiş diyor. Peygamberliğini ilan edecek. İlan ederken de Mustafa Öz bu eşe ait tutacak. Yanımdan ayrılacak diyecek ki söyledim o da tasdik etti. Tabii sonra savcılıkta ben ifade vereceğim. Sen bir de peygamberlik iddia etmişsin diyecekler.


Sanrı, Sahte Peygamberlik İddiâsı ve Namaz-Oruc-Zekât Kaynağı

Şimdi sanrı. Bunu zannedersin ki sadece bu Müslümanlarda da var Hristiyanlarda da var. Hristiyanlarda diyorlar ki ben İsa’yım. Kadınları da diyor ki ben Meryem’im. Bizde ne diyor mesela o tabi ilaçta o 28 Şubat’a ilaçta o hale getirdiler. Ben İsa’yım diyor şimdi. Kim? Hasan Mezarcı. Çok âlim bir zat. Rabbim şifalandırsın inşallah. Ve normalde o zatlar bir kelam söylerler. Hallâc-ı Mansûr gibi Ene’l-Hak derler. Muhyiddîn-i Arabî gibi konuşurlar eyvallâh ama geri kalının öyle konuşmaya hak yok. Söylemeye hak yok. Sen kendini seçilmişlerden göstermek için mücadele etme. Değilsin. Allâh muhâfaza eylesin. Olsan böyle konuşmazsın zaten. Rabbim muhafaza eylesin. O zaman bahar zamanı biz ekin ekelim. biz bu dünya hayatı bizim için bahar zamanı.

Biz ahiretlik ekin ekelim. Ne yapalım? Biz Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışalım. İbadet edelim. Haramlardan uzak duralım. Emri bil maruhupalım. Ne yapalım? Hayır anlatalım. İyiliği anlatalım. İnsanları kötülüklerden men edelim. Önce kendi nefsimizi.


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış Tevhîdi ve Kurtuluş Duâsı: «Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün Resûlullâh» kelime-i tevhîd — Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153; Hakk’ı hak bilip bâtılı bâtıl bilmenin duâsı — Müslim, Du’â 73 («Allâhumme erine’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâ’ahû»); Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sarılma emri — Âl-i İmrân 3/103 («Hep birlikte Allâh’ın ipine sarılın»); Nisâ 4/59; Muvatta, Kader 3 («Size iki şey bıraktım: Kitâbullâh ve Sünnetim»); Siyonizm’in târihî kökleri (1897 Basel Kongresi, Theodor Herzl, Der Judenstaat) ve İsrail zulüm mücadelesi; Masonluk’un târihî gelişimi — John Robison, Proofs of a Conspiracy; Hârith el-Mu-hâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh, bâbu’l-du’â.
  • Mesnevî 1825. Beyit — Tâcir’in Ölü Dûdû Kıssası: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, 1547-1848 arası beyîtler (Tâcir-Papağan/Dûdû kıssası); Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/374; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1/522-542; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi 1/520-545; Reynold A. Nicholson, The Mathnawî of Jalâlu’ddîn Rûmi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Dûdû kelimesinin «tûtî» (papağan) karşılığı — Ali Ekber Dehhudâ, Lugatnâme; «daneyi sakla, ot ol» manası — Ferdüddîn At-târ, Mantıku’t-Tayr, sûret-i şeyhlik kritiiği; Furkân 25/63 («Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevâzu ile yürürler»); kafesten kurtuluş alegorisi — Senâ’î, Hadîkatu’l-Hakîka; Mustafâ Kara, Mesnevî Okumaları.
  • Nâme-Terennüm ve Belâgat Aldatmacası: Türk kültüründe makam sistemi (Uşşâk, Hicâz, Karciyar) — Hüseyin Sâde-ddîn Arel, Türk Musikîsi Nazariyatı; Saadettin Nüzhet Er-gün, Türk Musikîsi Antolojisi; belâgat ve fesâhat arâsındaki fark — Ali el-Cürcânî, et-Ta’rîfât; Sek-kâkî, Miftâhu’l-U-lûm; Hatîb el-Kazvînî, Tel-hîsu’l-Miftâh; süslü sözle aldatanlara uyarı — Hadîd 57/14-15; Bakara 2/44 («Insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?»); Şüarâ 26/224-226 (belâ-gatli şâirlere uyarı); vaaz-nasîhatin taraftar toplamak için araç yapılmasının zemmi — Gazzâlî, İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu Â-fâti’l-Lisân; İbn-i Cev-zî, Telbîsü İblîs, bâbu’l-va’ız ve’l-kıssas; «sen konuştığında dütyemiş bülbül gibi kalırsın» ifâdesi — klasik Türk mevlidlerinde rastlanan tarz.
  • Ölmeden Önce Ölmek Sırrı: «Ölüm gelip çatmadan şehvânî ve nefsânî hislerinizi terk etmek sûretiyle bir nev’î ölünüz» hadîs-i şerîfi — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/291 (hadîs no 2808); Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Mu-râkabetu’n-Nefs (mütû kâble en temûtû); Âl-i İmrân 3/157 («Allâh yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allâh’ın bağışlaması ve rahmeti biriktirdiğiniz şeylerden daha hayırlıdır»); Âl-i İmrân 3/158 («Allâh’ın huzûrunda toplanacaksınız»); Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 1/165 (Hazret-i Ali: «Ayn-ı nefsiyle Rabbini bilen, ölmeden önce ölmüş olur»); Abdulkâdir Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî, 60. Meclis; Necmüddîn Küb-râ, Fevâihu’l-Cemâl; Âśık Paşa, Garîbnâme, bâb-ı fenâ; Yûnus Emre, Dîvân («Ölürse tenler ölür, cânı ölesi değil»); Ibn Atâullah el-İs-ken-derî, el-Hikem.
  • Tevbe 9/111-112 Cihâd Âyetleri ve Tevîl Sapkınlığı: «Şüphesiz ki Allâh mü’minlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır; onlar Allâh yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler…» Tevbe 9/111; Tevbe 9/112 («O tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyâhat edenler, rüküûa gidenler, secde edenler…»); Taberî, Câmiu’l-Beyân; İbn Kesîr, Tefsîr; Fah-ruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Kur-tubî, el-Câmi’ li Ah-kâmi’l-Kur’ân; Zemahşeri, el-Keşşâf; «Cihâd bitti» iddiâsının reddi — İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müc-tehid, Kitâbu’l-Cihâd; İmâm Şâfiî, el-Ümm, Kitâbu’l-Cihâd; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ek-ber; modernist te’vil akımları — M. Hayri Kırbaşoğlu, Cihâdı Yeniden Düşünmek eleştirisi; M. Sa’îd Ra-ma-zân el-Bûtî, el-Cihâd fi’l-İslâm; Yusuf el-Kara-dâvî, Fıkhu’l-Cihâd; Yunanistan, ABD, İngiltere’nin Doğu Akdeniz’deki askerî varlığı (6. Filo, NATO tatbikatları); PKK-YPG’nin kuzey Suriye yapılanması — TSK operasyonları (Fıratkalkanı, Zeytindalı, Barışpınarı, Pen-çe-Kilit); 12 şehîd verilmesi (Aralık 2023) — Milli Sa-vun-ma Bakanlığı tebliğleri.
  • Tebûk Gazvesi (9H/630M) ve 30 Bin Mücâhid: Hicrî 9. senenin Receb ayında Bizans Kayseri Herakleios’un Arap sınırına hareket ettiği duyumuyla Resûlullâh’ın yaz ortası (şiddetli kuraklıkta) ordû toplamasŋ — İbn İshâk, es-Sîre; İbn Hişâm, es-Sîre 4/159-180; Vâkıdî, el-Meğâzî 3/989-1025; Taberî, Târih 3/100; İbn Sa’d, Tabakât 2/165-167; Buhârî, Meğâzî 78-81; Müslim, Tevbe 53 (Ka’b b. Mâlik kıssası); Muhammed Hamîdullâh, İslâm Peygamberi 1/279; Şiblî Nu’mânî, Sîretu’n-Nebî; Martin Lings, Muhammed: His Life Based on the Earliest Sources; 30 bin mücâhid rakâmı ve ceyş-u’l-usre (zorluk ordusu) tâbiri — Tevbe 9/117 («güç saati»); Hazret-i Ebû Bekir’in bütün malını getirmesi, Hazret-i Ömer’in yarısını vermesi, Hazret-i Osman’ın 300 deveyi yükleri ile tümünü bağışlaması — Ebû Nuaym, Hilye 1/59; İbn Hacâr, el-İsâbe; Ebû Zerr-i Gıfârî’nin çölde yükü sırtında yayan yetişmesi ve «yalnız yürür, yalnız ölür, yalnız haşrolur» hadîsi — İbn Sa’d, Tabakât 4/221; Hilyetü’l-Evliyâ 1/156.
  • Ebû Zerr-i Gıfârî ve Şöhret Zemmi: Ebû Zerr Cündüb b. Cünâde el-Gıfârî (vef. 32H/653M, Rebeze) — İbn Sa’d, Tabakât 4/219-236; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 2/46; Es’ad Şârânî, et-Tabakâtü’l-Kübrâ; zühd ve denklik (tevhîd-i inükâdî) örneği — Muhammed Hamidullâh, İslâm Peygamberi; Ebû Zerr’in Hazret-i Muâviye’ye muhâlefeti — Mas’ûdî, Murûc’uz-Zeheb; Rebeze’ye sürgün edilişi ve orada vefâtı — Hakîm, Müstedrek 3/344; şöhret elbisesi hadîsi «Kim dünyâda iken şöhret elbisesi giyerse Allâh onu mâhşer gününde alçaltır» — Ebû Dâvûd, Libas 4; İbn Mâce, Libas 24; Nesâ’î, es-Sünenü’l-Kübrâ; Ahmed, Müsned 2/92; Tirmîzî, Libas 4 («men lebise libâse şühretin fi’d-dünyâ»); İbn’ü’l-Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn, menzil-i züh-d; «libâs-ı şöhre» yasağı — İmâm-ı Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn, bâbu’l-Libâs.
  • Takvâ Esası: Taneyi Gizle, Gonca’yı Sakla: Takvâ üstünlüğü — Hucurât 49/13 («Şüphesiz Allâh katında en değerli olanınız takvâca en üstün olanınızdır»); Vedâ Hutbesi («Arab’ın Acem’e, beyazın siyaha üstünlüğü takvâ iledir») — Ahmed, Müsned 5/411; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/132; nesep ve mal kibri — Lokman 31/18; Nahl 16/23; İbn-i Mübârek’in nemmam hakkındaki sözü — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 8/176; dünyaya bağlanış uyarısı — Buhârî, Rikak 3 («Dünyâda garîb veya yolcu gibi ol»); Tirmîzî, Zühd 25; İbn-i Mâce, Zühd 3; «abayı gözle, onu iki elinle tut» temsili — Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’l-Menkûlât ve’l-Müzzekkirât; Ferî-düddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, Seyyidü’t-Tâife Cüneyd-i Bağdâdî bölümü; şöhret ve şehâmet arasındaki fark — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb.
  • Dünyâ, Dirhem, Mide ve Kadın Esâreti: «Dünyanın esîri helâk oldu, dirhemin esîri helâk oldu, midesinin esîri helâk oldu, kadının esîri helâk oldu» hadîsi — Buhârî, Cihâd 70 («teb’ōu abdu’d-dînâr ve’d-dirhem»); İbn Mâce, Fiten 18; dört fitne — mal, şöhret, şehvet, mide — Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Mühlikât (4. cilt); Mısrî Niyâzî, Dîvân; helâl-harâm keskinliği — Buhârî, Îmân 39 («Helâl bellidir, harâm bellidir»); Müslim, Müsâkât 107; mide iftitâçı — Ayet: A’raf 7/31; dünyâyı mide ve şehvetle doldurmanın zemmi — Mühâsibî, er-Ri’âye; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, bâbü’l-cû’; açlık âdâbı — İbn-i Mâce, At’ime 16; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme 51 («Insan mideden daha kötü bir kab doldurmamıştır»); modern tüketim kültürü eleştirisi — Karl Marx, Kapital; Jean Baudrillard, The Consumer Society; Necip Fâzıl Kısakürek, Çile.
  • Hazret-i Ebû Bekir’in Oğlu Abdullâh’ın Eşini Boşaması ve Anadolu Müslümanlığı Tenkîdi: Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh’ın oğlu Abdullâh’ın eşi At-ke bn. Zeyd’i boşattıran vakıa — Buhârî, Adab 83; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 7/312; İbn Sa’d, Tabakât 8/265; Şâfiî fıkhında babanın oğlu eşini boşattırma yetkisi meselesi — Şâfiî, el-Ümm, Kitâbu’t-Talâk; Nevevî, Mec-mû’, Kitâbu’n-Nikâh; cemaate gecikmenin nikâhı etkilemesi — Ebû Dâvûd, Salât 45; Buhârî, Ezân 29 («Kişiyi cemaatten geri tutanı yakmayı düşündüm»); «Anadolu Müslümanlığı» kavramı ve eleştirisi — Hasan Onat, Türkiye’de Din Anlayışında Değişim Süreci; İlhan Başgöz, Türk Tarihinde Din ve Devlet; ºbiz azıcık alkol almayı haram görmeyiz» siyâsî söylemler ve hudûd ihlâli — Mâide 5/90-91; Muhammed Hamidullah, İslâm Hukuku Etüdleri; yılbaşı kutlamasının gayrı müslim şiârı oluşu — İbn-i Teymiyye, İkti-dâ’u’s-Sırâtı’l-Müstekîm; Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi Hazretleri (1921-2011) silsilesi — Mustafa Özbağ Efendi-Cihârdehî hattı — Musta-fa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları.
  • Üftâde Hazretleri’nin «Hakk’a Âşık Olanlar» Nefesi: Mehmed Muhyiddîn Üftâde (895H/1490M-988H/1580M), Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin mürşidi — Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ 2/308; Hüdâyî, Vâki’ât (Üftâde ile meşreb sülûk günlüğü) — M. Sâfî Tul-ga, Üftâde Efendi Divânı; Bursa Celvetî geleneği — M. Baha Tanman, İstanbul Tekkeleri; «Hakk’a âşık olanlar zikrullâh’tan kaçar mı?» nefesi — Üftâde, Dîvân, İlâhî 22; «gevher» (hikmet) saçmak — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Külûb, bâbü’l-hik-me; Mat. 7/6 (hikmetin hâlkı olmayana atılmaması) benzer tem’îh; «bir koruk sevisin» ve «palaz yavru» teşbîhleri — tasavvuf edebi yâtında ham sofu-pişkin sufî ayrımı — Mesnevî 3. Defter 1297. beyt (ham-pişekîn farkı); «dervişlere taş atanın imânı ile göçmesinden endişe» — Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Birr 32 (ev-liyâya muhârebe nehyi — hadîs-i kudsî «Kim bir velîyye düşmanlık ederse ona harp ilân ederim»).
  • Mesnevî 1835. Beyit — Kemal Ehli ve Sahte Şeyhlik: «Kim güzelliğini mezada çıkarırsa, ona yüzlerce kötü kazâ yüz gösterir» — Mesnevî 1. Defter, 1835. beyit; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî Şerhi 1/378-380; kemâlat ehlinin kendilerini ilân etmesi yasağı — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbü’l-müdâvele; İbn-i Arabî, Fütûhât-ı Mek-kiyye, bâbu Ahvâli’ş-Şuyûh; «şeyh olmadan şeyhlik yapma» ikazı — Bâ-yezîd-i Bistâ-mî, Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; şatahat ve tabî-î tasavvuf arasındaki sınır — Necmüddîn Kübrâ, F-evâihu’l-Cemâl; «Hallâc-ı Mansûr gibi Ene’l-Hak sözü» — Ferîdüddîn Attâr, Tezkire, Hallâc bölümü; Muhyiddîn-i Arabî, Fusû-su’l-Hikem; mürşid-i kâmilin işaretı ya şeyhinden veya hâzâ mânevî işaretlerle gelir ilkesi — Ahmed Sirhindî (İmâm-ı Rabânî), Mektûbât 1. cilt 31. mektûb; sahte ş-eyhlik çeşitleri — İmâm G-azzâlî, İhyâ, Kitâbü Âfâti’s-Sohbe; Muhammed Mus-tafâ el-K-âsımî, el-F-elsefetü’l-Is-lâm-iy-ye fi’t-Tas-avvuf.
  • «Bu Benim Şeyhim Diyemedin» — Kınanmaktan Korkmamak: «yûminûne fi sebîli’llâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim» — Mâ’ide 5/54 («Allâh yolunda cihâd ederler, kınayıcının kınamasından korkmazlar»); Tirmizî, Birr 43 («Az veya çok, her söyleyenin sözünü söylemeyi murad eden kınamaktan korkmaz»); Tevbe 9/73 (münafıklarla cihâd); İmam Nevevî, Şerhu Müs-lim, Kitâbü’l-Îmân; intisâbın açıktan sö-ylen-mesi şeyh-mürid ilk buluşması âdâbı — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câ-miu’l-Usûl; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-K-ulûb; Bayındır (İzmir) ve Ödemiş Orman İşletmesi hâtıraları — Musta-fa Ö-zbağ Efendi’nin resmî dâireden emekli oluşu; Nevşehirli Abd-ullâh Gürbüz Efendi’nin misafir gelişleri (1990-2010 arası) — İr-ş-âd Der-gisi hâtırâ-tı; şey-hin kabir hâline i-ltifâtın sürmesi — Sa-fûrî, Neuzhetü’l-M-ecâlis; vefânın üstünlüğü — Buhârî, Edeb 68; Müslim, Birr 28 («Kim şeyhini sever ve onun ha-k-kını ö-derse, o gün onunla haşro-lunur»); Tirmizî, Zühd 50; hakîkî mürid-i kâmil — Muh-yiddîn Üftâde, Vâki’ât 1/127.
  • Sanrı ve Sahte Peygamberlik İddiâsı, Namaz-Oruç-Zekât Kaynağı: Nübüvvetin hatm edildiği (Hazret-i Muhammed aleyhisselâm’ın sonüncü peygamber oluşu) — Ahzâb 33/40 («M-uhammed sizin adamlarınızdan herhangi birinin babası değildir. Fakat o Allâh’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur»); Buhârî, Menâkıb 18; Müslim, Îmân 238 («Benden sonra peygamber yoktur»); Tirmîzî, Fiten 63; nebî ve resûl arasındaki fark — İmâm Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye; İmâm Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tev-hîd; Eş’arî, el-İbâne; sahte peygamber iddiâlarının tarihî örnekleri (Museylimetü’l-Kezzâb, Mirza Gulâm Ahmed Kâdiyânî, Hasan Mezarcı) — Ahmed Ebu Zehra, el-M-ezâhibü’l-İslâmiyye; modern psikiyatride grandiyöz sanrı (messianic delusion) — DSM-5, Schizophrenia Spectrum Disorders; hayal ve kendini aldatma — Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âfâti’l-Vehm; namazın Kur’ân’-daki delili — Bakara 2/43, 83, 110, 177; Nisâ 4/103, 162; En’âm 6/72; İsrâ 17/78-79; orucun delili — Bakara 2/183-187 («Ramazân ayı ki Kur’ân o ayda indirildi»); geçmiş ümmetlere de farz kılındığı («kemâ kutibe ’ale’llezîne min kablikum»); zekâtın delili — Bakara 2/43, 110, 177, 277; Tevbe 9/5, 11, 18, 60, 103; En’âm 6/141; A’râf 7/156; Meryem 19/31, 55; Enbiyâ 21/73; Nûr 24/37; Müzzemmil 73/20; Beyyine 98/5; namaz-oruç-zekâtın «İslâm’ın beş şartı» içinde yer alışı — Buhârî, İmân 1; Müslim, İmân 21-22 (Cibrîl hadîsi); Ebû Cemre, Behcetü’n-Nüfûs Şerhu Muhtasari’l-Büha-rî.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Mürşid, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sülûk, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı