Kulluk Nedir? Müşrik-Mü’min Ayrımı
Sözün en güzeli nedir? Diyor ki 500 sayfayı, 5 kelime 5 cümlede şey yap. Söyle, kulluk nedir dediğinde 500 sayfanın. Ama kulluk nedir dediğinde bir kimse bu manada müşrik veya değil, iman etmiş. Bütün, yaradılan bütün insanlar insan manasında Allâh’ın kuludur. Kulluk nedir? Cenab-ı Hakk’ı yaratmış olduğu bütün insanlar kuldur. Allâh’ı ister kabul etsin, ister kabul etmesin. Bakın ister kabul etsin, ister kabul etmesin. Herkes kuldur. Cenâb-ı Hak ona bir nefes vermiş, kendi ruhundan ruh hüflenmiş, Allâh’ın kulu. Kafirdir, kafir. Münafıktır, münafık. Müşrik de müşrik. Mümin de mümin. Sıkıntı yok ama Allâh’ın kulu. Şimdi kulluk nedir dediğinde, kulluk nedir dediğimizde burada işin iman tarafı giriyor.
Bir kimse eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü dedi. Müslüman oldu. Bu sefer Müslüman olunca Müslümanca bir kulluk yaşayacak. Müslümanca kulluk yaşamak ne demek? O zaman Allâh’ın farzlarını yerine getirecek. Cenâb-ı Hak’ın haramlarından uzak duracak. O kimse Müslümanca kulluğunu yerine getirmiş olacak. Bir de neydi? Şahadetle alakalı. Kullarıma söyle diyor. Cenâb-ı Hak. Sözün en güzelini söylesinler. Evet kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesin. Sözün en güzeli kelime-i şahadet. Sözün en güzeli tevhid. Lâ ilâhe illallah. Sözün en güzeli. Şimdi bu tabi sözün en güzeli tevhid dediğimizde lâ ilâhe illallah dediğimizde kelime olarak lâ ilâhe illallah demek değil.
Aynı zamanda mânâ olarak da lâ ilâhe illallah demek. mânâ olarak lâ ilâhe illallah demek dediğimizde bunun bir ilmel-yakîn noktası var, aynel-yakîn noktası var, hakkel-yakîn noktası var.
Ayn-e’l-Yakîn ve Şehâdetin Üç Mertebesi
Lâ ilâhe illallah demenin üç farklı tecelliyatı var. Lâ ilâhe illallah şerîata göre o kimse diyor ki Allâh’tan başka ilah yoktur eyvallâh. Şimdi bunu bütün herkes söylüyor mu? Söylüyor. Üç aşağı beş yukarı Müslümanların hepsi de söylüyor mu? Söylüyor. Bu ama normalde ilmel-yakîn noktasında söylüyorlar. Neden böyle bir ayrıştırma yapıyorum? adam lâ ilâhe illallah diyor ama velakin örneğin tam mânâsıyla tevhide ulaşmış değil. lâ ilâhe illallah’ın mânâ olarak onun üzerinde tecelliyatı yok ve hatta o kalbi olarak lâ ilâhe illallah’ı kalbi olarak da ne yapıyor? Mânâ olarak da, yaşantı olarak da üzerinde tecelli etmiyor. Biz ama kim lâ ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah derse biz onu Müslüman olarak kabul ediyoruz.
Geri kalan bizi ilgilendirmiyor ama bu lâ ilâhe illallah demenin ilmel-yakîn noktasında o kimse. Çünkü haram işliyorsa üzerinde değişik bir sürü tevhid noktasında, akâyet noktasında sıkıntıları var ise onun lâ ilâhe illallah demesi ilmel-yakîn noktasında onu kurtarır mı? Hadis-i şerifte kim lâ ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah der imanıyla göçerse o sonunda cennete girer diyor. Yelpazî’yi geniş tutmuş Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Biz daraltmayalım. Orası bizi ilgilendirmiyor. Ama bunun normalde ayn-e’l-yakîn noktası olunca o kimse gerçekten artık Allâh’ın varlığıyla alâkalı ve Allâh’ın indirdiği dinle alâkalı o böyle daha hassas davranmaya başlıyor. Artık o ayn-e’l-yakîn noktasında.
Ayn-i görmek demek. o gerçek mânâda tevhid noktasında yürümeye başladı. Aslında burası dediğim gibi 500 sayfa bile yetmez. Tevhid noktasında yürümek. tevhid noktasında yürümek dediğimizde o kimsenin hem akidevi olarak akâyeti sağlam olması lazım ki her meselede Cenâb-ı Hak’a şehâdet etsin. Her meselede. Artık onun akâyeti kuvvetli olması lazım ki o kimse tabiri caizse hiç şirke düşmesin. Akâyeti sağlam artık onun. O normalde farzları yerine getiriyor. Haramlardan uzak duruyor. O Allâh’a yakîn olma yolunda gidiyor. Artık o ayn-e’l-yakîn noktasında. Ayn-i görmek demek bu mânâda. O yüzden o şehâdet ettiği Allâh’ı, şehâdet ettiği Allâh’ı. Çünkü şehâdet edecek. Tabi dînânetçisi, ilahiyatçısı hopur hopur hopluyor burada da şehâdet ettiği Allâh’ı görme, ayn.
Ayn görme noktasına doğru gidiyor. Bu neyle? Sıfatlarıyla görme noktasına doğru gidiyor. Artık o sıfatsal tecelliyatları izliyor. Sıfatsal tecelliyatları görüyor. Artık onun kalbine sıfatsal tecelliyatların ilhamı geliyor. Ayn-el-yakîn noktada şehâdet ediyor. Ayn-el-yakîn noktada. Artık o gizli şirkten de ne yapıyor? Kurtulmaya başlıyor. Bulaşıklık kalmamaya başlıyor. Bunun bir adım ilerisine Hakk’el-yakîn noktada şehâdet etmek. O zaman Hakk’el-yakîn noktada şehâdet ettiğinde ne tarafa dönerseniz dönün. Allâh’ın vecih oradadır. Onun sırrına ulaşıyor. Artık o kimse tevhide ulaştı. Tevhide ulaşınca onun asla ve asla hiçbir şekilde soru şareti kalmadı. Hiçbir şekilde Allâh’ın dışında güç, kuvvet, kudret, Allâh’ın dışında bir tecelliyat, Allâh’ın dışında herhangi bir şey kalmadı.
O tam manasıyla tevhide ulaştı. Tam manasıyla tevhide ulaşmak demek o halk arasında cebriye olarak nitelendirilir. Halk arasında denir ki ya, yok böyle bir din mi olur? O artık bütün la fâile illallah, Allâh’tan başka fâil yoktur. Onun artık olmazsa olmaz sırrıdır. Allâh’tan başka fâil yok. Ona dışarıdan bakan bir kimseye söylesen, o der ki ya bu kaymış. Bu ne alakası var? Onun için bütün la fâile illallah deyince bütün fiiliyat Allâh’ındır.
Şehâdetin Zevki ve Hâl’in İstismârı
Ve orada herkes, tekrar bunu söyleyeceğim, burası böyle halka açık konuşulacak bir şey değil. Halka açık bunu konuştuğunuzda halk sizi cebriyeci olarak bilir. Veyahut da der ki bu din kalmamış bunda der. Çünkü la fâile illallah dediğinde bütün fiiliyatı yaratan Allâh’tır. Bütün fiiliyatı yaratan Allâh ise o zaman sen bir tecelliyatta Ahmet’ten Mehmet’ten bilmez artık kendi iç aleminde. Çünkü o fiiliyatı yaratan, o fiiliyata müsaade eden, o fiiliyata ol diyen, o fiiliyatın önünü açan, o fiiliyatın önü ardı sağı solu Allâh’la alakalı. Seninle alakalı değil, etrafındakilerle de alakalı değil. O yüzden cebriye gibi gelir dedim ya, o zaman seni şikayet edeceğim bir alan olmaz. O zaman senin şikayet edecek olduğun bir alan olmadığı gibi her ne geldiyse sen gözün başım üstüne deyip öpüp başına koyarsın ki bu insanlar arasında cebriye gibi görünür.
İnsanlar arasında kaderiye gibi görünür. O yüzden bu insanlara din olarak anlatılmaz. Bu ancak ne yaparsın? Kendi içerisinde bunu tevhidi zevk edinmek denir. Tevhidi zevk edersin. Olan hadiseydi bir başkasına da böyle Allâh böyle istedi demezsin. Sen kendi içinden onu zevk edersin ki bunu bir taraftan da belamet derler. Buna bir taraftan da melamet derler. Melamet budur aslında. Ama ne yazık ki bizim melamelerin melameti değil bu. Ben açık açık konuşayım da böyle alınan alınsın, satılan satılsın. Bizim Türkiye’deki büyük bir melamelerin %99.9’un melameti değildir bu. Melamet tevhide ulaşan insanın konuşacağı sözdür. O da herkese konuşulmaz. Her toplumda da konuşulmaz. birisi senin gözünü çıkaracak gözümü çıkaran Allâh diyen. birisi eve girdin hatun tavaya kafana vurduk.
Kafama tavaya vuran Allâh diyen. Bu böyle insanı da şirke götürür. bunu bilmeyen dışarıdaki kimse şirke düşer. O tevhid ehli kendisine bir şey dua etmez, kendisine bir şey istemez, kendisiyle alakalı hiçbir şey yoktur. Bilir ki hakikatte işleyen odur. Daha ileri bir çift daha söyleyeyim, konuyu bitireyim. Bilir ki hakikatin hakikatin de ne yazıldıysa o tecelli edecek. Ama bu onun zevki. Bu onun tadı. Bu o hale erişenin yaşayacağı bir şey. O hale erişenin. Bunu ayağa düşürdüler şimdi. İşinin acı tarafı bu. birinin ayağına bastan ana uğraş söyleyeceksen o kendisini hakikat ehli gösteriyor. Melamete ermiş. Ben bazen diyorum, onu melamete erdim diyor. Canını yak bakalım. O canını yakandan da şikayetçi olmayacak çünkü.
Al bakalım birisinin parasını da görelim. Bir canını yak birisinin. Görelim. Veya çok basit bir şey söyleyeyim. Eve girdi, dağın kafasına tavayı vurdu evdeki hatun. Görelim senin hak mısın, hakikat misin, nesin. Çok basit. Bu hakkel yakî noktası. O artık bu bazı böyle yüksek derecede olan kimselerin kendi risalelerinde yazdıklarının üstünde bu benim anlattığım şey. Onlarda kapalı yazmışlar. Örtülü yazmışlar. Hazret-i Mevlânâ diyor ya, sen bunu cebir anlarsın, bu cebir değil diyor. Evet, millet onu cebir anlar. Ama bu tevhidde ulaşılacak olan bir nokta. Ancak o zaman o kimseye imanı kemale erer. Ancak o zaman şehadet eder. Sen olan hadiseleri hala da Ahmet’ten Mehmet’ten görüyorsan bu dışarı karşı böyle konuşabilirsin.
Neden? Dışarı karşı dinin şeriatını koruyorsun. Bakın şeriatını koruyorsun. Hallâc-ı Mansûr şeriat korumadığından dolayı canın nadiyeti ödedi. Söylediği hak mıydı? Evet. Evet. Dediği hak mıydı? Evet. O hakkı mevzupane bir şekilde dışarı aktardık, haykırdık. Mevzupane bir şekilde dışarı hakkı haykırınca, dışarıdaki bu manada zahir ulema dini korumak adına, dini korumak adına onu katletti.
Her Şey Hak — Vahdet-i Vücûd Kritiiği
Dini korumak adına, din adına katledildi. Oysa söylediği haktı. Söylediği doğrudu. Söylediği nasıl doğrudu? Tevhid deryasına düşen bir kimsenin enel hak demekten başka bir çıkış yolu yoktur. Enel hak demek ben Allâh’ım demiyor. Orada sonradan teknikleşen bir vahdedi vücut düşüncesi var. O hali var. Arabi sonradan onu teknikleştirmiş, kaideye koymuş. Oysa Hallâc-ı Mansûr’da o teknik yok. O sıfatsal deryanın içerisinde ne tarafa baktıysa baktı, her yerde hakkın sıfatlarının tecelliyatına gark oldu. Nereye bakarsa baksın ona gark oldu. İçine baktı hakkın sıfatları, dışına baktı hakkın sıfatları ve hakkın sıfatının dışında hiçbir şey görmedi. Hakkın sıfatlarının dışında zaten hiçbir şey yok. Bakın zaten yok.
Ama velakin bunu böyle dışarı haykırınca o günkü bilinç, o günkü din bilinci bunu kabullenmek istemedi. Dediler ki sen küfre düştün. Bu sözden geri dön. Hakça yürüyorsa bir kimse o sözünden geri dönmez. O sözünden geri dönmedi. O da onun can pahası oldu. var ya ben onun canını alırım, onun pahası budur diyor ya Hadisi Kutsi’de. O onu yaşadı Hallâc-ı Mansûr. o Hadisi Kutsi’de yaşanan onun pahası bana aittir dediği nokta bu oldu. Ve Hallâc-ı Mansûr söylediği sözde bir yanlışlık yoktu. Bir eksiklik yoktu. Bir şirk de yoktu orada. Küfür de yoktu. Aslında apaçık tevhiddi. Bakın apaçık tevhiddi. Ama apaçık tevhidi insanlar dini klasik manada algıladıklarından ve anladıklarından, dine yüzeysel baktıklarından dolayı onu anlamakta ve algılamakta güçlük çektiler.
Anlayamadılar, algılayamadılar. Dini koruma adına ne yaptılar? Şehit ettiler onu, katlettiler. Bakın şehit ettiler, katlettiler. Ama bakın onları şehit edenlerin adı sana unutuldu ama Hallâc-ı Mansûr’un adı sana unutulmadı. Şehitlik fetvasına altına imzasına atanların adı sana unutuldu ama onun adı sana unutulmadı. Çünkü o sözüyle de davranışıyla da haliyle de evet o hak hakikatini yaşıyordu. Bakın dikkat edin Enel Allâh demedi. Ben Allâh’ım demedi. Ben Hak’ım dedi. Sen de haksın ben de Hak’ım. Buradaki kimler de hak. Her şey hak. Bu her şey hak ne demek? Evet Cenâb-ı Hak seni bir varlık üzerine yarattı, bir ruh üfledi. Sen haksın, gerçeksin yani. Bu konuda bunun Enel hakkı da yorumlayacak olursak onun da ilmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın ve çelir olur.
Gözünüzün gördüğü her şey haktır. Bu ne manadadır? Çünkü Allâh yaratmıştır. Cenâb-ı Hak’ın sıfatsal tecelliyatı vardır. O manada haktır. Küfür de haktır. Bu küfür doğrudur manası çıkmaz burada. Müşrik de haktır. Müşrik doğrudur manası çıkmaz burada. Ağaç da haktır, ot da haktır, su da haktır. Bütün mükavanatı gördüğünüzde haktır. Ama bunlar doğru manası çıkmaz. Biz hakkı sadece bu manada doğru bir şey olarak algılıyoruz. Yanlış da haktır, küfür de haktır, müşrik de haktır, müşriklik de haktır. vardır bu. Bu manada haktır. Bu ilmel yakın noktasında enel hak noktası. Aynel yakın noktasında hak ise ayrı. Ama bir de hakkel yakın noktasında hak demek o bütün mükavanat, bütün her şey bu manada hakkın sıfatları tarafından kuşatılmıştır.
Çalışan, işleyen hakkın sıfatlarıdır. Ne tarafa bakarsanız bakın Allâh’ın vecci o taraftadır. O yüzden hakkel yakın noktasında her şey haktır. Ama o günkü din anlayışı yine bugünkü din anlayışından çok farklı değil. Bugünkü bakın din anlayışından da çok farklı değil. hadîs-i şerifler var Allâh’ın sıfatsal olarak görülebileceğini. Bugünkü din anlayışı da bunu reddediyor. Bunun mahkemesini oldum. Dava açıldı sonuçta bana. Cenâb-ı Hakk’ın görünmesiyle alâkılığı ben mahkemede yargılandım.
Bakara 2/115 Tevîli — «Hangi Yöne Dönerseniz»
Yani Halac-i Mansur’un zamanında olsaydı belki de beni de katleteceklerdi. Küfrüme fetva verdiler bütün hepsi de. Kaktı Bursa il müftüsü, cuma vaazını bana yırdı. Hâl neydi söz konusu olan? Allâh’ın normadî kardeşimizin, Allâh olarak, beni normadî Allâh olarak görmesi. Onun rüyasından ben mahkemeye girdim. Bir başkası rüya söylüyor, rüya anlatıyor. Rüya anlatana mahkemeye vermiyorlar. Rüyayı dinleyin, rüyada görüleni mahkemeye veriyorlar. Allâh’lık iddia ettin sen diyorlar. Sen istediğin kadar hadîs-i şerif, hadîs-i kudüsün ne döküyorsan dök orta yere. O kalıplaşmış bir din anlayışı var. İlahiyat, dîanet toplanmış. Diyor ki bu hadîsler var diyorsun. Allâh görülebilir, rüyada da görülür. Ben daha değil herhâsını söylüyorum.
Rüyaya da gerek yok, Allâh gerçekte de görülür. Ayet-i kerime de ne tarafa yüzünüzü döndürürseniz döndürün. Allâh’ın yüzü oradadır, cemalî oradadır dediğin müddetçe sen rüyada mısın, rüyada değilmişsin, âyet-i kerîme ayırmıyor. size Kur’ân yeterdi, Kur’ân diyor ki ne tarafa dönersen, Allâh’ın cemalî oradadır. Kur’ân yeter dediysen ben ne tarafa dönersem döneyim, Allâh’ın cemalî olarak göreceğim. Sana ne? Veya hatta birisi ne tarafa dönerse dönsün, kimi görürse görsün. Allâh’ın cemalî olarak görecek. Sana ne? Ama yok, öyle değil. O diyor ki benim istediğim gibi inanacaksın, benim istediğim kadar inanacaksın, benim söylediğim dine itaat edeceksin diyor. O öyle söylüyor. Hallâc-ı Mansûr da o yüzden zaten asıldı, o yüzden darâcına çekildi.
O zamanki de dini otorite ve siyasi otorite diyordu ki sen bizim istediğimiz gibi inanmıyorsun. Aynı şeyi Mekke müşrikleri de yapıyordu. Ben şimdi işi biraz daha arttırayım. Mekke müşrikleri de diyordu ki Hz. Muhammed Mustafa’ya sallallâhu aleyhi ve sellem’e bizim istediğimiz gibi bizim atalarımızın dinine tâbi olacaksın. Bu senin söylediğin dine değil ya bizim atalarımızın indirdiği dine tâbi olacaksın. Aynı şey şimdi, yerleşmiş bir oligark sistemi var. O oligarşi diyor ki benim istediğim dine tâbi olacaksın. ben dersem ki ne tarafa dönerseniz dönün Allâh’ın vecih oradadır. Ben de bunu görüyorum, zevk ediyorum dediğinde sen bunu göremezsin diyor. Veyahut da bir kimse zevk edindi, ben böyle gördüm dedi.
Rüyamda da seni Allâh’ın suretinde bürünmüş olarak gördüm dedi. Yandı ortalık. Kim gördün? Mustafa Özba. Gel bakayım, hadi çık mahkemeye sen Allâh’lık yapıyorsun. Ne yaptım ben kudret benim, kuvvet benim mi dedim? Ne yaptım dünyayı halk eden benim mi dedim? Ne yaptım? Ben bir Allâh’ım deyip de orta yere mi çıktım? Ben yeni bir kitap mı getirdim? Kaldı ki Allahlığını iddia eden insanlar da oldu. Kaldı ki peygamberliğini iddia edenler var İslam toplumunda. Peygamberliğini iddia edenlere sen bir şey diyor biliyor musun? Diyemiyorsun. Hz. Muhammed Mustafa bile demedi. Yalancı peygamber çıktı, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona savaş açmadı. Peygamberliğini ilan etti. Kim? Hüseyin’e Mütülkezzap.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında peygamberliğini ilan etti. Dikkat edin buraya. Hazret-i Peygamber ona savaş açmadı. Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh hazretleri o Müseyle Mütülkezzap Hazret-i Peygamber vefat ettikten sonra dedi ki Peygamber Muhammed haşa onun ağzıyla söylüyorum Muhammed öldü dedi ki bundan sonra zekat yok, vergi yok, şu yok, bu yok bir sürü ibareleri kaldırdı. Hazret-i Ebû Bekir efendimiz haber gönderdi. Dedi ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde ne yapıyorsanız aynısını yapacaksınız. Eğer yapmazsanız dedi.
«Ben Görüyorum» İddiâsının Tehlikesi
Vallahi sizi kılıçtan geçiririm. Hatta Hazret-i Ömer efendimiz dedi ki sen la ilâhe illallah Muhammeden Resûlullâh diyenleri öldürmek mi istiyorsun dedi. Onun bu iştah adına karşı çıktı. Bu sefer Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh hazretleri dedi ki vallahi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizgisinden zerrece aşan bir kimseye dedi kılıçtan geçiririm. Hazret-i Ömer efendimiz ondan sonra kalbi mutmain oldu. Birden bir mutmainlik geldi ona. Ve dikkat edin. Hazret-i Ebû Bekir efendimiz ona savaş açtı. bir kimse dese ki ben Allâh’ım onun deliline hükmedilir. Der ki bu deli. Ben Allâh’ım dediğine göre. Şimdi biz bugün böyle bir şey demiş olsa bir kimse derler ki ya bu adam deli, divane. ben Allâh’ım diyen adamın normalde divaneliği şart.
Ama bir kimse dese ki filanca ben rüyamda Allâh olarak gördüm. Kimi gördün? Mustafa Özbağ olunca öyle oluyor. Gel Mustafa Özbağ. Ne oldu? Filanca demiş ki rüyamda ben bunu Allâh olarak gördüm. Ondan sonra sen Allâh’lık iddia ettin. Gel buna koskoca büyüktü, koskoca vali, koskoca bürokrasi, koskoca insanlar bu algıya kurban gittiler. Bakın bu algıya kurban gittiler. Ya birisi seni rüyasında çok affedersin şimdi. Biri rüya gördü filanca dedi ki şöyledir. Rüya gören kim? X kimse. Şöyledir dedi ki filanca. Rüyayı göreni mi tutuklarsın söylersin, görüleni mi söylersin? Yok. büyük bir hukuk karaveti var. Birisi rüya görmüş. Anlatmış. Rüya görmüş anlatmış. Orada da sohbet bitmiş. Ama birisini yutacaklar ya onun haysiyetini, onun şerefini, onu böyle al aşağıya indirmek isteyecekler ya, onun üzerinde operasyon yapmak isteyecekler ya, operasyon yapacaklar ya. operasyon yapacaklar.
Ben diyeceğim ki, Murtazay’ı Allâh olarak gördüm, rüyamda, örnekliyorum şimdi. Bunu söyleyeceğim açık açık. gelecek at diye Murtazay’a diyecek ki gel buraya. Ne oldu? Sen Allâh’lık iddia ettin. Nasıl yani? Böyle. Ya rüyayı gören benim, Murtazay ile ne işi var? Yok. Murtazay’a gel diyor. Düşündüğünüz zaman çıldırırsınız. Ve bunu koca koca böyle bürokrat, böyle yol yordam görmüş, böyle okumuş, böyle belli bir makama ermiş kimseler. Hadi diğerlerini attık kendine. Din bilmezler, diyanet bilmezler diyeceğiz. O mufti dediği zaman din, diyanet bilmesi lazım. Hele bir de il müftüsü olmuş. İl müftüsü olduğu zaman adamın kendi kendini düşünmesi lazım. adam ben rüyamda kendimi Allâh olarak gördüm demiyor ki.
Sen Allâh’lık iddia ettin gel bakayım desin. birisi şimdi rüyasında dese ki rüya gördüm, müftü efendi şöyle bir pislik bir iş yapıyordu dese, rüya görüp anlatanı mı alacağım pislik iş yapıyor dedi diye, yoksa müftüyü mü alacaksın? Ama hukuk böyle çalışıyor. Diyor ki Allâh’lık iddia ettin. Aynı şekilde Hallâc-ı Mansûr’a dediler. Hallâc-ı Mansûr’a dediler ki sen Allâh’lık iddia ettin. Enel hak demekle. Biz bir de enel hak da demedik yani. Enel hak demiş olsak demek ki gerçekten dumanımızı çıkaracaklar bizim. Ama tehidin zirvesinde o kimse enel hak dese onun hakkı mıdır? Onun hakkıdır. Hak’yı yakın noktasında bir kimse haykırsa ben hakkım diye hakkı mıdır? Hakkıdır. Şibli bunu şöyle tarif eder.
Şibli der ki bir demiri alsan, ateşin içine koysan, körüyü bassan, kızdırsan demir lale gibi olsa dese ki diyor demir ben ateşim diye haykırsa hakkıdır diyor. Ateşin hem yanıcı hem yakıcı özelliklerini üzerinde taşır diyor. O esnada yakıcı ve yanıcı özelliklerini taşırdığından dolayı o ben ateşim diye haykırmak onun hakkıdır diyor. Ama demiri ateşten dışarı çıkarsan diyor, soğuduğunda ben ateşim dese kimse ona inanmaz diyor.
Makam-Ermiş Kimselerin Sapışı ve Din Bilmezler
Şimdi tevhid deryasına dalan bir kimse tevhid deryasının zirvelerinde dolaşırken ben hakkım dese hakkıdır onun. Ama ben bunu böyle aşkın yüksek seviyede tecelli etmesi olarak seslendiririm. Aşk o kimsenin üzerinde yüksek noktada tecelli etse o ben aşkın ta kendisiyim dese hakkıdır onun. Ama o esnada o hali nefsinden söylemediği müddetçe o söz de ondan değildir aslında. Ben aşkın ta kendisiyim sözü de kendinden değildir. Ya o da aşkın ondan tecelli etmesidir. O da kendini görürse o da ikiliye girer. O söz de onundur çünkü. Nasıl lafaili illallah ise o söz de lafaili illallah’ın içine girer. Söz de onundur, kelam da onundur, harf de onundur. Ve kimden çıktığına bakılmaz o zaman. Kimden çıktığına bakılmaz.
Kelam ona aittir. Ve Allâh dostlarının velilerin, aşıkların öyle kelamları vardır ki onlar kitaba sığmaz. Ama o kelam da onlara aittir, ona aittir daha doğrusu. Onlar da bu konuda mazur görülür. O yüzden tevhidin bu manada deryasına dalan bir kimse evet şehadette hakkel yakin noktasına varır mı? Varır. Vardığında da ona söylenecek söz kalmaz. Efendim fenadan bahsederken Allâh’ın cemaat sıfatında fenâ fillat da bahsetmiştiniz. Fena fi şeyhte ve fenâ fi resulle de böyle sıfatların tecelliyatları olur mu? Bir de cisimle ilgili fenâ durumu var mı? bir müridin şeyhinin sakalında, bıyığında, kaşında hal ve hareketinde fenâ olması gibi. Var. Başlangıç olarak zaten sakalı üstadının sakalına benzer. Bir bakar ki sarık sarması şeyhinin sarık sarmasına benzer.
Bir bakar ki gözleri üstadının gözlerine benzer. Bu onun fenaya doğru gittiğine işaret. Adım adım gidiyor. Bakarsın bir başkasında başka tecelli eder, şak kadar fenâ olur. Bu normalde görülebilecek şeylerdir. Ama bunları bir derviş seyri sülükte yaşar bunları. O derviş bu tip şeyler yaşıyorsa seyri sülükü belli mertebeye gelmiş denir. Belli bir dereceye doğru geliyor denir ki bu haktır. Bu manada bir sıkıntı yoktur. Benim dediğim o Allâh’ın cemalinde fenâ olması fenalın zirvesidir. O normalde o fenalın zirvesini biraz Mesnevî sohbetlerinde adı geçtiği için mecbur kaldık, söyledik. O fenanın zirvesidir. O zirveyi böyle Allâh affetsin. İnsanları küçücük müsemek için değil pir seviyesindeki kimseler o zirveyi yaşar.
Bu kadarı yeter herhalde. Geçmiş cumartesi sohbetlerinden birisinde siz buyurdunuz ki Cenab-ı Allâh Celle Celaluhu sadece Adem’e üflemedi. İnsanlığın tümüne üflemedi. Yok öyle demedim. Tüm insanlara üflemedi. Adem’e üfle dedi. Yok o esnada. Adem’i yarattığında Adem’e üfle dedi. İnsanlığın tümüne üflemedi dediniz. Orayı ben iyi dinledim. O zaman hata yapmışım. Orada bir karışıklık olmuş. Sağ ol Allâh. Ben oradan şunu demek istiyorum. Karışıklık olmuş. Bütün insanların ruhlarını Allâh kendi ruhundan üfle. Ruhları yarattı. Bütün ruhları yarattı. Bütün ruhları yarattığında ruhları öncesinden yoktu. Cenâb-ı Hak ruhları yarattı. Ve ruhların hepsine de ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi. Ondan sonra dünya üzerine gelince oradaki ruhu buradaki insana üfledi.
Ben hata yapmışım konuşurken öyle dediysem. Sağ ol Allâh. Efendim selamünaleyküm. Aleyküm selâm. Peygamber asr. ve selam hazretlerinin aşkı mı çok büyüktü efendim yoksa, Rabbim tarafından hazır bir âşık mı yaratıldı? Peygamber asr. ve selam hazretleri. İster öyle olsun. Bir şey değişmez. Her şey bütün lafâili illallahî ise, zirve noktasında her şeyin fâili o. O dilediğini kendine seçer. Allâh razı olsun. dedim ya buradan konuşunca cebriye veya kaderiye gibi gelir insana. Şimdi mesela Hz.
Fenâ’nın Zirvesi ve Mesnevî’de Adı Geçenler
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sonradan mı âşık oldu? Yoksa âşık olarak mı yaratıldı? Şimdi soru bu değil mi? Evet efendim. Şimdi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde ben kendim olarak söyleyeyim, kendi nefsim olarak söyleyeyim. Sonradan bir âşıklık yok. Allâh kendine seçti yaklaştırdı. Allâh onu âşık olarak yarattı. Mikrofonu getirin bu tarafa doğru. Efendim bir sohbetinizde hiçbir şey yok kendi öncesinde Allâh’ın ilmi ilahiyyesinde zikrullâh yaparken gördü kullarını demiştiniz. Oradaki zikredenlere hayran kaldı. gene bu böyle kitaptan değil bu. Öyle bunu böyle kendi kendinize diyeceksiniz ki böyleymiş diyeceksin. Bunlar soruya gelecek şeyler değil.
Bu tip şeylerde soruya gelmez bazı şeyler. o esnada sohbetin akışı içerisinde akış zirveden konuşturur insanı, konuşur insan. Ondan sonra normal aklıyla onu toparlayacağım demeye uğraşırsa toparlayamaz. Toparlar, onun çok uzun sohbet etmesi lazım toparlayınca. Neden? Kendisi için toparlamayacak. Dinleyenler için toparlayacak. Anlatabildim mi? Ben şimdi kendi kendime derim burada da böyle oldu. Vardır bir tecelliyat o tecelliyatın üzerine böyle oldu dersin. Ama o kimse normalde onu yaşamadı. O kimse normalde onu yaşamadı. Onu bilmediği için burası nasıl oldu burası nasıl gitti sanki yaşayan orası nasıl olduğunu biliyor mu ki? Bir merdiven bir yol vardır o merdiveni çıkarsın merdiven merdiven.
Bu birinci kat bu ikinci kat bu üçüncü kat merdiven çıkmıyorsun ki. Bir anda teller yandı bir baktın zirvedesin ee nesini anlatacaksın onun? Nesini tarif edeceksin? İnsanların normal gidiş yolunu anlatırsın tarif edersin. Ama bazı yollar vardır tarif edilir tarifi yoktur. Bir anda insan kendisini orada görür. Nasıl tarif edecek? Tarifi mümkün değil. İmkansız nedir? Sufi dilinde imkansız diye bir şey yoktur. Bu dün akşam attığım şeyle alakalı ne o? Bir ey nefsim diye başlayan o sözle alakalı. Bu normal insanlar için attım onu. Siz imkansızı isterseniz o imkansız tecelli etmez. Tecelli etmeyince de siz kendi kendinizi kendi ellerinizde mutsuz edersiniz. O zaman bir kimse kendi isteklerini de analiz edecek.
Hazret-i Mevlânâ mesnevisinde der ya sen bir saman çöpüsün dağı nasıl kaldırabilirsin der. Burada Hz. Aslında Beyt biraz benim söylediğim şey biraz o Beyt’in açıklaması gibi. sen bir saman çöpüsün, sen dağı kaldırmaya çalışıyorsun. İmkansızı istiyorsun. İmkansızı istiyorsun. Ve sonuç itibariyle o imkansız tecelli etmeyince kendi kendine mutsuz oluyorsun. Kendi kendine mutsuz diye itiyorsun. Çok özür dilerim. Bir erkek hamile kalır mı? Kalmaz. İstediği kadar ameliyat olsun, istediği yerini istediği kadar kestirsin, biştirsin, döndürsün. Sonuçta onun hamile kalması mümkün değil. Normal bir erkekten hamile kalması mümkün değil. İmkansız mı? İmkansız. o yüzden bu tip ameliyat olanlar sonuçta akli dengelerini bozuyorlar.
Sebep? imkansızlığa doğru sen kanat çöptün. İmkansızlığa doğru gittin. Sen illa ki ben kadınım, ben kadın olacağım diye çaba sarf ediyorsun. İmkansız. İmkansızı istiyorsun. Ve sonun mutsuzluk, ya sonun intihar, ya sonun kendi kendine kilitleyip kendini psikolojik problemler içerisinde yaşaman, hatta devamlı ilaç kullanman, hatta uyuşturucuya düşmen, hatta hiç ayırmamasına kendini uyuşturucuya vermen. Sonucun bu senin. Sebep? Sen çünkü imkansızlığa kanat çırptın. Şimdi bir kimse de imkansızlığa kanat çırpmasın. İmkansız bir şeyi hedeflemesin. Ona ulaşamayınca, ona ulaşamayınca mutsuz olacak çünkü.
Kendi İsteklerini Anal-iz Etmek ve Mesnevî Hikmeti
Ve kendi var ya siz kendi ellerinizle kendi nefsinizi ateşe atmayınız. Bir kimse kendi elleriyle kendi nefsini ateşe atacak. Ha sufi dilinde imkansızlık var mı? Yok. Allâh deveyi, iğn-i deminden geçirir mi? Her cevap geçirir. Allâh’ın kudretinde, kuvvetinde bir eksiklik noksanlık yok. Ama sen kendi fıtratının üzerinde, kendi kaderinin üzerinde şeyler istiyorsun. İki şeyde mağlup olursun. Fıtratın ve kaderin. İki şeydeki mağlubiyetin mutlaktır. Biri fıtratındır, biri kaderindir. Kendi mutlak kaderimizin ne olduğunu bilmiyoruz. Bununla savaşılmaz. Ne olduğunu da bilmiyorsun çünkü. Bununla ne olduğunu bilmediğin bir savaşa girme. Normal hayatını makul bir şekilde yaşa. Asıl bizi ilgilendiren önemli nokta insanın kendi fıtratıyla alakalı.
Kendisini ilgilendiren şey o. E sen fıtratınla savaşıyorsun. Veyahut da kendimizi ilgilendiren şey. İmkansızı istiyorsun. İmkansızı istiyorsun. Ben bazen zaman zaman arkadaşlar Allâh razı olsun böyle iş önerileriyle geliyorlar. Diyorlar, benden medet beklemeyin. Ben bir şey yapamam. Sebep, benim bir meşgalem var. Benim başka bir şeye zaman ayıracak zamanım yok. Ben imkansıza doğru koşacağım. Bu saatten sonra benim öyle bir koşuşturmam mümkün değil. O zaman imkansıza doğru o kimse yol almayacak. Kendi durumunu, konumunu, halini, ahvaline bakacak. Ona göre kendisine bir hayat yolu ve standart koyacak. E o kimse bunu görmedikçe, bunu analiz etmedikçe imkansıza koşacağım diye uğraşıyor. Allâh muhâfaza eylesin.
Ben bazen arkadaşları diyorum hayal güzel bir şeydir. Hayalini kurgulayıp, hayalin peşinden de koşmak güzel bir şeydir. Ama kurgulamış olduğun hayal imkansız olmasın. İmkansız bir hayal kurgular da ben bu hayali gerçekleştireceğim diye uğraşırsan o zaman kendini mutsuz edersin. Hatta yolun sonunu beklemene gerek yok. Bir müddet sonra mutsuzluk başlar. ticaret kuracaksın, iş yapacaksın, hayat kuracaksın, evlilik kuracaksın. Makul şeyler seç. Makulliyeti ara. Sen makulliyeti seçmezsen, imkansızlığın pençesinde kıvrım kıvrım kıvranırsın. Kıvrım kıvrım kıvranırsın. O yüzden ve kendini de mutsuz edersin. Allâh bizi affetsin. böyle şey olarak insana makul yaşamak basitmiş gibi gelir. Oysa makul yaşamak kadar zor bir şey yoktur.
Asıl zor makul yaşamaktır. Rabbim cümlemizi bize onlardan ayırasın. Ahmet senin elin kalktıydı. Rasulullah Efendimiz insanı, yaratılışını tarif ederken iki tane kırk günden bahsediyor. İlk kırk günde anne rahmine yerleşir, ikinci kırk günde murga olarak rahime yapışır. Ve o esnada diyor bir melek gelir. Cenâb-ı Hak ona diyor, dört şeyi ruhu üflediğinde dört şeyi tespit eder. bunlardan bir tanesi rızkıdır diyor, bir tanesi ömrüdür. Bir şey daha vardı ama onu tam hatırlayamadığım için söylemek istemiyorum. Cinsiyeti dedi sanki ama o hatırımda kalmamış tam. Bir de saitlerden veya şakilerden olacağıdır. Hadisin devamında diyor ki, eğer bir insanın diyor, saitlerden olacağı yazıldıysa bütün hayatını şakiyi geçirse dahi en sonunda o diyor, sait olarak vefat eder.
Eğer diyor, şakilerden yazıldıysa, şakilerden gibi yaşar, ölümünde şakilerden olarak ölür. Orada bu hadîs çıkınca karşımıza cebriyeciler veya kaderiyeciler aslında boşuna da cebriyeci veya kaderiyeci olmamışlar. Ama biz bu hadisin son kısmını Cenab-ı Hakk’a sığınıyoruz muhakkak. Muhakkak. Ya Rabbi sen bizi saitlerden yaz. Zaten yazılmış da saitlerden olmayı ümit ederek belki havf ve reca arasında müminin olması gibi şey yapacağız diye düşüneceğiz ama bu hadîs-i şerîfi biz amelimizde nasıl yansıcaz?
Makul Yaşamak Basit Değildir — Kıvrım Kıvrım İstek
O açmazdan nasıl kurtarcaz kendimizi? Bunu soracaktım efendim. Hadis-i şeriflerde normalde aynı konuyla alakalı çokça hadîs bulmanız mümkün. Bu çokça hadislerde ilmel-yakin, aynal-yakin, hakkal-yakin derecelerine verilecek olan cevaplardır. Bu normalde söylenen bu hadîs-i şerîf, hakkal-yakin derecesindeki bir hadîs-i şerîf. O yüzden buna birisi normalde dışarıdan birisi bunu sorsa bana derim ki senin hadisin şu. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Bu normalde bir dışarıdan söyleyecek olan bir kimseye söylenecek laf bu. Bu hadîs-i şerîf üzerinden daha zirve bir şey söyleyeyim. O kimse sahip yaşasa da son noktada ilmi-i ilahide yazılan şakî ismi tecelli eder şakîlerden olur.
Kaldı mı burada cüzîrâde şimdi? Kalmadı bak herkes burada cebriyacı oldu çıktı şimdi. Veyahut o kimse şakî yaşasa son nefese kadar son nefeste ilmi-i ilahiyedeki kader dediğimiz ilmi-i ilahiyedeki yazılı onun başına önüne gelir o sayit olarak vefat eder. Bu hadîs-i şerîfi böyle şerh etsem herkes cebriyacı olur mu burada? Olur. Olur. Demek ki böyle şerh edilmezmiş avamın içinde. Avam içinde bu böyle şerh edilmez. Ama bunun hakikatinin hakikati bu mudur? Budur. Lafımı da esirleyecek değilim. Bak hakikatin hakikatinin hakikati bu mudur? Evet. Ama o zaman de sahabe de dedi ki o zaman neden insanlar haramdı helaldi imandı dindi bununla uğraşıyor? Allâh Resûlü de dedi ki normalde siz dedi cennetlik olanlar cennetlik amel işlerler cehennemlik olanlar cehennemlik amel işlerler. bu hadîs-i şerîf bu anlatın hadîs-i kutsu olması lazım.
Muhtemelen. Evet. Bu efendim bilen var mı bunu hadîs-i şerîf muadis-i kutsu mü diye? Efendim bir hadîs-i şerifte yeryüzünde sahabe de ne yapmamız lazım diyor sahabe. Sahabe diyor ki biz artık bunu böyle duyunca ne yapalım? Siz çalışınız diyor efendim aleyhisselâm. Neye çalışınız? said olmaya. Evet. amelinizi yapın. Orada zirveyi aşağı çekti. Anlatabildim mi oradaki zirveyi aşağı çekti. Muhyiddin İbn Arabi kaderi sınıflandırır. Der ki kader-i mutlak vardır değişmez o da. Mesela kaderi normalde mutlak vardır o değişmez diyor. Ama levhalar inin levhalar olarak iner. Bir de diyor levhalar içerisinde böyle değişkenler vardır. O aslında değişiyormuş gibi görünür ama kaderi mutlaka yürür diyor. Bu zirveyle alakalı.
Normalde o kimse tevhidin deryasında yüz lüzum bu hadîs-i şerifini okusan hel cevap tamam der. Bunda bir sıkıntı yok çünkü namazı bırakmaz orucu bırakmaz bu hadîs-i şerîfi dinleyince. Nasıl olsa sâkîsem şâkî olacağım, sayitsem sayit olacağım deyip öyle bırakmaz. Anlatabildim mi bu tevhid hadîsleri öyle diyelim. Ama bu iş böyle zirve ya. Bu mesela örnekliyorum ben bu hadîs-i şerîfi hiçbir sohbette anlatmam. Söylemem de konuşmam da ilmi gizlemek değil bu. Benim söylememem konuşmamam ilmi gizlemek değil. Ya kardeşim sen bunu dinlediğin zaman kendi ilminin yetersizliğinden dolayı cebreci olacaksın çıkacaksın. Veya diyeceksin ki bana sayit yazıldıysa son nefeste zaten sayit gideceğim. Ondan sonra bana şâkî yazıldıysa son nefeste de şâkî gideceğim.
O zaman benim şimdi bir şey yapmamı gerek yok der. Tekrar söylüyorum. Bunlar böyle zirve hadisler, zirve hadisi kutsiler. Bunların böyle çok özür dilerim sizi, avam gördüğümden dolayı değil ama izleyenler var ya canlı yayında. Adam 5 yıl sonra 3 yıl sonra YouTube’a giriyor orada sohbet ediyiz diyor. Diyor ki ya bunlar da işte ayrı bir din sahibisiniz siz tasavvuf ehlisiniz, ayrı bir din sahibisiniz deyip çıkıyor.
Kader-i Mutlak ve Kader-i Muallâk
Bunlar zirve olan şeyler böyle bunları böyle yumuşatıp da orta yere koymak lazım. Buyur hocam. Efendim selamünaleyküm. Büyüküm selam. Allâh razı olsun. Bu Kader’le alakalı ben de soracaktım efendim. bazen hak arasında söyleniyor Allâh yazdıysa bozsun. Alakalı Allâh-u Teala yazdıysa bozma durumu durumu oluyor mu? Olur. İkinci sorun da var. İkinci sorun da efendim bu geçen hafta dini geçim aracı kullanmayınız diye söylediğiniz sohbetle imamlar müezzinler yani devletten maaş alıyor. Bu da dinle geçinme midir? Devlet memuru. Devlet. Bitti. Devlet memuru. Onda bir sıkıntı yok. normalde maliyede çalışanla, diyanete çalışan arasında bir fark yok. Devlet memuru. Bunda bir sıkıntı yok. Şey diyecektim birinci konuyla alakalı.
Neydi şey? Allâh yazdıysa bozsun. Allâh yazdıysa bozsun. Bozsun. bu konuklu da bir sıkıntı yok. Neden? Onu da dayana Kadı Şerif söyleyeyim. Miras ile alakalı çıkıyor. Bu cızırtı ne diyor. Cehburahilalel Aleyhisselâm’a? Diyor kalemin cızırtısı. Ne yapıyor diyor? Allâh hala da yazdığını siliyor. Yeniden yazıyor dedi. O zaman sadaka ömrü uzatır. Bu Hadîs-i Şerîf’i. Evet. Uyuyor o zaman. Evet. Normalde az önceki söylenen Hadîs-i Şerîf’i unutma. Onu oraya bir kenara koy. Normal din anlatacağın zaman o Hadîs-i Şerîf din olarak anlatılacak bir Hadîs-i Şerîf değil. Anlatabildim mi? Bizim için anlatılacak olan Hadîs-i Şerîf ne? Kalem hala da çalışıyor. Cızırtısı devam ediyor. Cenâb-ı Hak yazdığını siliyor.
Tekrar yazıyor mu? Yazıyor. Dua değiştirir mi her şeyi? El cevap değiştirir. Bizim insanlara söyleyecek kuldumuz. Din bu. Dua et kardeşim. Gerçekten de ben buna inanırım cüz-i irade noktasında. Beni orası ilgilendirmiyor çünkü. az önce bizim Ahmed’in naklettiği Hadîs-i Şerîf beni ilgilendiren bir şey değil. Ben neyin ne olduğunu bilmiyorum sonuç itibariyle. Bana düşen az önceki şeyin bizim Salim’in sordu. Kulluk. Ben kulluğuma bakarım. Ben dua ederim, zikrederim, yalvarırım. Örneğin. Allâh’tan isterim. Bir şey değiştirmesini isterim. Neden değiştirmesin? Kudret, kuvvet onun elinde. Yazdığını bozar mı? El cevap bozar. Ben herkese de anlatacağım. Din bu. Dua et kardeşim. Yoksa sen çalışmazsın, gayret etmezsin, dua etmezsin, zikretmezsin, tövbe etmezsin.
Hiçbir şey yapmazsın sen o zaman. Ama din bu değil. Allâh bizden çalışmamızı, gayret etmemizi, tövbe etmemizi, zikretmemizi istiyor. Biz çünkü mutlak kaderi bilmiyoruz. Ben neden bir de şüphe diyeyim? Sağ kim öleceğim, şakim öleceğim. Said mi öleceğim, şakim öleceğim. Ben Said öleceğim. Örnekliyorum. Bununla da inanıyorum ben. Bak buna da inanmıyorum. Böyle milleti gaza getirmek için söylemiyorum. Vallahi de billahi de tillahi de bu duvarı gördüğüm, inandığım gibi inanıyorum Said öleceğime. Ben bu ümitle yaşıyorum çünkü. Benim hiç Allâh’tan ümidim kesilmiyor. Ben hiç Allâh’tan ümidimi kesmedim hayatım boyunca. Ve kendi kendimi de düşünürüm. var ya bir hadisi kutsine kul getirildi mizana. Cenâb-ı Hak kulağına eğildi.
Sen bu güzel işleri yaptın. Allâh bunları kabul etti dedi. Kul sevindi. Bir daha eğildi kulağına. Hadisi kutsi bu da. Dedi ki Allâh bu sen bu güzel işleri yaptın ama bu kötülükleri de yaptın. Kul üzüldü. Sonra Allâh tekrar kulunun kulağına eğildi. Allâh onları affetti dedi. Kul bir daha sevindi rahatladı. Sonra Allâh kulunun kulağına tekrar eğildi. Dedi ki yapmış oldun yanlışlıkları eksiktikleri haramları var ya evet onlara hayra çevirdi dedi. Kul o kadar sevindi o kadar sevindi dedi ki ben ne güzel Rabbim’sim sen de ne güzel Allâh’mışsın.
Duâ Yazılmışı Değiştirir mi? Takdîrin İlâhî Kudreti
Allâh buna tebessüm etti dedi. Bu söze Allâh sevindi. Ben bu hadisi kutsiyi kendime övç alıyorum. Evet ben kulum günah değişeceğim hata değişeceğim kusur değişeceğim. Tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Bir de Halak’ı zikrullâh kim katılırsa geçmiş günahları hayra çevrilmiş olarak gitsin dedi mi? Dedi hadîs-i şerîf var mı? Var. Tövbeden hiç günah işlememiştir. Var mı? Var. Hem tövbe ettim hem Allâh’ı zikrettim. Geldim Allâh’tan ümit ediyorum umut ediyorum ve inanıyorum buna. Biz buradan şimdi kalktığımızda geçmiş günahlarımızda her ne var ise hayra çevrilmiş olarak ben buradan çıkacağım. Ben buna inanıyorum. Buraya gelen kardeşlerin üzerinde de buna inanıyorum. Bazen kardeşlerinin hatalarının kusurlarını söylüyorlar bana.
İçimden diyorum ki adam per seme gün gelecek Allâh’ı zikredecek. iman ehli. İman ehli olmayan burada ne işi var? Ancak bizi takibi tuğ kube geldiyse onun işi olur. Öbür türlü bizde ne işi var? Adam kalkıp da zaten normal akıllı bir insan gelip de ulan burada ne işi olsun adamın? Her birinin bakışı deli deli bakıyor herkes. Tabi Cikurla hissesinde böyle baksa adam her biri normal kafayı kırmış deli deli bakıyorlar deli deli hareket ediyorlar. Adam ürker burada. Adam iman ehli olmayan burada duramaz. Gerçekten. Bakın bizim gibi sufi topluluklarının içinde iman ehli olmayan duramaz. Sıkıntı gelir ona. Afakanlar basar. Ben buraya ne yapmak geldim burası benim için değil der doğru söylüyor. Bana diyorlar hocam sen çok iyisin hoşsun ama topluluk benim için değil doğru söylüyorsun diyorum neden?
Yok kaldırmaz burası. Böyle enteresan bir yer. Ben şimdi bazen arkadaşlar birbirleriyle bir şeyler yaşıyorlar bazen bana aktarıyorlar şöyle oldu böyle oldu şu oldu bu oldu. İçimden diyorum ki ne güzel bir kapı. Ben kendim için de öyle söylüyorum. Ben bütün hafta içinde günah işlemiş olsam hepimiz için geçerli. Benim de sizden bir farkım yok. Geleceğim buraya oturacağım Allâh’ım bir Allâh’ı zikredeceğim. Bir karman çorman olacak bir orası mıydı burası mıydı öyle mi fenâ böyle mi fenâ velâde’n-nâs. Tertemiz olarak kuş gibi kalk yürü git. Ha daha kapının önünde yeniden kirleneceğiz mi kirleneceğiz. Adam o mas atıyor kirlenmekten korkmayın diyor. Tevvab olan Rahman olan Rahim olan Allâh var. Ben mi korkacağım kirlenmekten.
Müşriki korksun kafiri korksun ne bileyim ne yediği belirsiz insan korksun. Ben ne korkayım hasbel kadar. Kirlendiysem kirlendim. Nefsimi oydu ya nefsimi de temize çıkarınlardan değilim. Buranın en günahkarı ben olayım varayım ya. Ha ne olacak ki en günahkarınız benim. Birazdan zikrullâh başlayacak mı başlayacak. Cenâb-ı Hak bu zikrullâh alakasında bulunanları affedecek mi? Hadisi kutsiyle sabit. Bu sufili dışarıdan kem gözle bakan çatlasa da patlasa da kabul etse de etmese de neresini yararsan yar. Zikrullâh alakasına oturan kimse Allâh affedecek ya. Vaad etmiş. Sen istediğin kadar doldunbek çal. İslam’da böyle ibadet yok böyle zikrullâh mı olur böyle ibadet mi olur siz bunu nereden çıkardınız?
Siz bunu nereden yaptınız? Ya senin hadîs bilgin yoksa cahilin tekiysen. İstediğin kadar ilahiyat bitir istediğin kadar üniversite oku istediğin kadar imama tıblu ol. İstediğin kadar diyanetçil ol hiyanetçil ol beni ilgilendirmiyor. Zikrullâh alakası hadisi kutsiyle sabit mi sabit. Orada bulunanların hepsini affettim diyor mu hadisi kutsiyle sabit mi sabit. Bir de hadîs sahih mi sahih. Bütün hadîs kitaplarında hadisi kutsi olarak geçiyor mu geçiyor. İster senin kör gözüne ister senin kör kalbine ister sen kör kulağına ister dinle ister dinleme. Ben affolmuş olarak buradan kalkacağım. Çatlasan da patlasan da kabul etmesen bu zikrullâh alakasına oturan kimse affolmuş olarak kalkacak kardeş. Vaad bu söz bu.
Ya böyle ben bunu kabul etmiyorum. Allâh yolunu açık etsin nereye istiyorsan oraya git. Hangi taşı kendine büyük görüyorsan oraya o taşı vur kendine. Ya da çırpın ya bunlar ne yapıyorlar de böyle şey olmaz de. Benim umurumda değil. Benim umurumda değil. Ben göreceğimi görmüşüm duyacağımı duymuşum.
Tertemiz Kuş Gibi Git — Ervâha Fâtiha ve Kapanış
Benim kendi elimde kendime ait. Hayat-i kerimeler hadîs-i şerîfler hadisi kutsiler. Bir de ki benim kendi yaşadıklarım ve gördüklerim var. Bunlar bana yeter. Var kendinden sorumlu. Bana diyorlar böyle bir ibadet var mı? Aman karı cevap bile vermiyorum. Cevap bile vermiyorum. Sen bunu soruyorsan zaten dinden haberim yok. Öğrenecek olsan ya biz böyle bir şey bilmiyorduk bunu bize öğret demek ayrı bir şey. O sorgulayacak kendince laf söyleyecek. Allâh bizi affetsin inşallah. Nerede mikrofon? Ertan’a ver mikrofonu. Üç Eylül Asmi Fatiha şerife. Âmîn. Seyyidatül Kadir Geylani, Seyyid Ahmed el-Rufai, Seyyid Ahmed el-Vediv, Seyyid İbrahim el-Dusuki, Şeyh Ebul Hasan Ali el-Şazili, Şahı Nakşibendi Mehmet Bahattin, Şahı Mevlânâ Celaleddin Rumi, Şahı Hacı Bektasü Veli, Hacı Bayramü Veli Mehmet Muhittin İftada Hazretleri, Aziz Mahmud Duda’yı Hazretleri, Niyazi Müsri Hazretleri, Muhittin Arava Hazretleri, Veysel Karani Hazretleri ve tüm Pir-i Pir’an Efendilerimizin ruklarına ayrı ayrı hediye eyledik ve asıl ve hissedar eyle ya Rabbi.
Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. İmmetlerini, fevzatlarını, bereketlerini, tebeccühlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Üç İhlâs bi Fatiha şerif. Âmîn. Ya Rabbi geçmiş büyük Üstatlarımız Abdurrahman Tantabiyi, Abdurrahim Neşâbihi, El Hacı El Hafızeybu Bekir-i Sıttıgı Çorumi, Hacı Ali Aydar Efendi, El Hac Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Neb-i Şehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi, Kaçuni Dergâhı’nın Kabahat-i Şehri Dergâhı’nın geçmişlerine gelişir. Geçmiş bütün mürşid-i kâmillerin, velîlerin, evliyâ’nın, dervişlerin, müminlerin ruhlarına, Üstadımız Sultanımız, canımız, cananımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Hızbâ Efendi Hazretleri’ne, Ruhaniyet-i Kutsiyelerine, Ceyed ve Ceddat’ların rûhaniyetlerine, yaşayan bütün mürşid-i kâmillerin, velîlerin, evliyâ’nın, dervişlerin, müminlerin ruhlarına, Turûk âliyemizden, akrabayt âli katımızdan, Osman âliyeden, geçmişlerimizin ruhlarına, yaşayanlarımızın ruhaniyetlerine, ayrı ayrı hediye edip, asıl ve hissedâr eyle ya Rabbi.
Haberdâr eyle ya Rabbi. İmmetlerine, şefaatlerine, fevzuatlarına, bereketlerine, duaların üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Estağfirullah el azîm el kerîm el rahîm el lezi ilâ ilâhe illâhu el hayy el kıyûme ve tuğ ile. Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. İnna Allahe yuhibbu tevabine ve yuhibbu l-mutatakhirin, sadaqallahu l-azim. Estağfirullah el azîm, estağfirullah el azîm, Estağfirullah el azîm, Estağfirullah el azîm, Estağfirullah el-azim Ya malükel mülkül kadim Estağfirullah el-azim Ya malükel mülkül kadim Estağfirullah el-azim Ya malükel mülkül kadim Estağfirullah el-azim Ya malükel mülkül kadim Estağfirullah el-azim Estağfirullah eman Ya Rabbi Min küllü zembin tövbe Ya Rabbi Estağfirullah eman Ya Rabbi Min küllü zembin tövbe Ya Rabbi Estağfirullah eman Ya Rabbi Min küllü zembin tövbe Ya Rabbi Estağfirullah eman Ya Rabbi Min küllü zembin tövbe Ya Rabbi Estağfirullah tübdil Allâh Ve neheytu kalbi anmasi vallah Estağfirullah tübdil Allâh Ve neheytu kalbi anmasi vallah Estağfirullah tübdil Allâh Ve neheytu kalbi anmasi vallah Estağfirullah tübdil Allâh Ve neheytu kalbi anmasi vallah Ya Rabbi tövbelerimizi kabul eyle Atalarımızı kusurlarımızı eksikliklerimizi affeyle Bizlere merhamet eyle Ya huzü billahi min ash-shaytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm İnnehu min Süleymane ve innehu Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Subhan, Yâread, YâAllah Ya Allâh ya Subhan ya Sultan ya Allâh Ya Ziyan ya Burhan ya Allâh Ya Deyyan ya Burhan ya Allâh Ya Deyyan ya Burhan ya Allâh Ya Deyyan ya Burhan ya Allâh Allâh.
Ya hennan ya mannan ya Allâh, ya hennan ya mannan ya Allâh, ya hennan ya mannan ya Allâh, ya settar, ya gaffar, ya Allâh, Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh, Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh, Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh Ya Rabbi, Settar ismine inanıyoruz. Ya Rabbi, bizleri ve cümlemizi, Muhammed’in günahlarını setreyle. Ya Rabbi, Gaffar ismi şerifine inanıyoruz. Bizleri ve cümlemizi, Muhammed’in günahlarını affe mağfiret eyle. Âmîn. Âmîn. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. İnna allaha ve melaikete huyu salluna ala el nebi. Ya eyyühellezine amenü sallü aleyhi ve sellimü teslima. Sadakallahu laziim. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyyü ve âlihî ve sellimü.
Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyyü ve âlihî ve sellimü. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyyü ve âlihî ve sellimü. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyyü ve âlihî ve sellimü. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyyü ve âlihî ve sellimü. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyyü ve âlihî ve sellimü. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftali zikir falemennehu. Lâ ilâhe illâllah.
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Selamı ve Gündem: «Selâmün aleyküm» selâmının sünneti ve karşılığının farzlığı — Nûr 24/27, 61; Nisâ 4/86; Buhârî, İsti’-zân 1, 3, 9; Müslim, İmân 63; selâmın yayılması ile toplumsal muhabbet — Tirmizî, Birr 25 («Selâmı yayınız, ârânızda muhabbet meydana gelsin»); «hayırla gündüz-gece geçirme» duâsı — Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Da’avât 14.
- Kulluk Nedir? Müşrik-Mü’min Ayrımı: «çalın ve cinleri ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım» — Zâriyât 51/56; kulluk (ubûdiyyet) tarifi — İbn-i Teymiyye, el-Ubûdiyye; İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Cenbeti’l-Kulûb; müşrik olmama şarttır — Nisâ 4/48, 116; Lokmân 31/13; mü’minin tarifi — Hucurât 49/14-15; Mümtehine 60/1; «bütün insanlar potansiyel abdullâh’tır» yaratılış prensibi — Âraf 7/172 (beni âdemin misâk âyeti); Muhammed Hamidüllâh, İslâm’a Giriş.
- Ayn-e’l-Yakîn ve Şehâdetin Üç Mertebesi: İlme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn üçlüsü — Tekâsür 102/5, 7 («Kellâ lev ta’lemûne ’ilme’l-yakîn»; «Sümme le-teravunnehâ ’ayne’l-yakîn»); Vâkı’a 56/95 («İnne hâzâ le-hüve hakku’l-yakîn»); Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Tekâsür tefsîri; İmâm Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Îmân; Ibn Atâullah el-Iskenderî, et-Tenvîr fî Iskati’t-Tedbîr; şehâdet kelimesinin «gözüyle görme» mânâsı — Şânî, Kerî-mü’l-Lügat; imâmı Kâşânî, Is-tılâhâtu’s-Sûfiyye.
- Şehâdetin Zevki ve Hâl’in İstismârı: Tasavvufta hâl (geçici mânevî tecellî) ve makâm (sürekli mertebe) ayrımı — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbü’l-ahvâl ve’l-makâmât; Serrâc, el-Lüma’; Muhyiddîn-i Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, bâbü’l-ahvâl; hâlin sahiplenilmemesi — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb; müridin kendi zevkini iddiâ etmesinin yasaklığı — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/266; 2. cilt mektûb 77 (sâ-hih hâl ile sahte hâl ayrımı); İbn-i Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn, menzil-i hâl.
- «Her Şey Hak» Söylemi ve Vahdet-i Vücûd Eleştirisi: «Her şey Hak’tır» ifâdesinin tasavvufî mânâsı — Muhyiddîn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem, her fassta sadece tecellîden bahs; Abdurrahmân Câmî, Ne’-Levhât; vahdet-i vücûd ile vahdet-i şuhûd ayrımı — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 31, 272, 308. mektûblar; Abdul-kâdir ed-Dehlevî, Risâle-i Nakşibendiyye; vahdet-i vücûdun reddî yaklaşım — Ibn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 2/396-403; Ömer Ziyâüdîn Dâğıstânî, Ahkâm-ı Ittifâk; yaratıcı-yaratılan ayrımının Kur’ânî zarûreti — Şûrâ 42/11 («Leyse ke-mislihî şey’»); İh-lâs 112/1-4.
- Bakara 2/115 Tevîli: «Hangi yöne dönerseniz dönün, Allâh’ın vechi oradadır» — Bakara 2/115; İbn Abbas rivâyetiyle kıble değişimi sebebi nüzûl — Buhârî, Tefsîr, Bakara 2/115; Taberî, Câmiu’l-Beyân; Kurtubî, el-Câmi’; Fahr-ud-dîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âyetin sûfî yorumu — İbn Arabî, Fusûs-u’l-Hikem, Fass-ı Şuaybî; Abdu’l-Vehhâb eş-Şaa-rânî, el-Yevâkît ve’l-Cevâhir; «v-ahdet-i rü’-yet» ka-yıpları — Rûzbihân Bak-lî, Şerh-i Şathiyyât.
- «Ben Görüyorum» İddiâsı ve Tehlikesi: Hâlin ortaya ilân edilmesinin yasaklığı — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu Hıfzu’l-Hâl; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb 2/46; Şatahât fıkhının disiplinsizligi — Necmüddîn Kübârâ, Fevâihu’l-Cemâl; Hallâc-ı Mansûr’un (309H/922M) fetvâ ile idâmı — Attâr, Tezki-re-tü’l-Evliyâ, Hallâc bölümü; Massignon, La Passion de H-u-s-ayn ibn Mansûr Hallâj; Bayezîd-i Bistâmî’nin şatahâtı — Menâkıb-ı Bâyezîd; «sahve» (ayıklık) ve «sekr» (manevî sarhoşluk) hâlleri ayrımı — İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn, menzil-i sekr ve sahv.
- Makam-Ermiş Kimselerin Sapışı ve Din Bilmezler: Âlim-i sû’un (kötü âlim) tarifi — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 2/288; Deylemî, el-Firdevs; Gaz-zâlî, İhyâ, Kitâbu’l-İlim (bâbu âlim-i sû’); Tirmizî, İlim 10 («En hayırlı âlim ümmetin âlimi, en kötü âlim ümmetin âlim-i sû’’udur»); makam erme iddiâsı ile kurnazlığın örneği — İbn-i Cev-zî, Telbîsu İblîs, bâbu t-elbîsi’l-mütesavvifa; İbn Arabî, Fütûhât 1/271 (halkın yönlendirilmesinin tehlikesi).
- Fenâ’nın Zirvesi ve Mesnevî’de Adı Geçenler: Fenâ makâmları — fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-Resûl, fenâ fillâh — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbü’l-fenâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 290-292. mektûblar; Abdulkâdir Geylânî, el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hak; Mesnevî’de fenâ ile alâkalı beyitler — Mevlânâ, Mesnevî 1. Defter 1383-1400 (hâl terci-hâtı); 3. Defter 1299 (ham sofu-pişkin sufî ayrımı); 4. Defter 518 («Kendini bilmek Hakk’ı bilmektir»); Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Furuzanfer, Ta’rîhât ala’l-Mesnevî.
- Kendi İsteklerini Analiz Etmek — Mesnevî Hikmeti: «Kendi isterükleri» (n-e-fis arzuları) ile «hâcât» (gerçek ihtiyaçlar) ayrımı — Mesnevî 2. Defter 1625. beyt (nefsin isterleri ile akıl’ın gerektirdiği); Muhyiddin-i Arabî, Fütûhât, bâbu’n-nefs; Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu’l-irâde; duânın takvâının özü oluşu — Tir-mi-zî, Da’a-vât 2 («Duâ ibâdetin özüdür»); Ebû Dâvûd, Vitr 23; Furkân 25/77 («Rabbim, duânız olmazsa size kıymet vermezdi»); Mümin 40/60 («Duâ edin cevap vereyim»).
- Makûl Yaşamak Basit Değil — Kıvrım Kıvrım İstek: Orta yol (el-vasat) prensibi — Bakara 2/143 («Sizi vas-at bir ümmet yaptık»); Fükahn 25/67 («onlar harcadıklarında ne isrâf ne cimrilik yap-m-azlar»); A’râf 7/31; itidâl âdâbı — İbn Miske-veyh, Tehzîbu’l-Ahlâk; İsfahânî, ez-Zerî’a ilâ Mekârimi’ş-Şerîa; azınlıkları kı-vı-ran istek ve mutsuzluk döngüsü — Tirmizî, Zühd 10 («İki aç kurt koyun sürüsüne salınsa da üzerine iki dir-hemle kıskanan ve şe-ref tutkunu insandan daha zararlı değildir»); Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’l-hasâ’is; mutluluğun içte oluşu — Ra’d 13/28.
- Kader-i Mutlak ve Kader-i Muallâk: «Kader’de hayrı ve şerri Allâh’tandır» — Kâf 50/29; Tevbe 9/51; Kamer 54/49 («innâ kulle şey’in halaknâhu bi-kader»); İmam Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye; Beyhakî, el-İ’tikâd; İmâm-ı Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, bâbü’l-kader; kader-i mutlak ve kader-i muallâk ayrımı — Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhü’l-Akâid; levh-i mahfûz ve levh-i kütübetü’l-muhâfız — Burûc 85/22; Kasas 28/11; Nes-efî, Bahru’l-Kelâm; levhaların yere inişi ve meleklerin yaz-dığı — Ra’d 13/39 («Allâh dilediğini siler, dilediğini sâbit bırakır»); Ibn-i Kayyim, Şifâ’u’l-‘Alîl fî Mesâ’ili’l-Kadâ ve’l-Kader ve’l-Hikme ve’t-Ta’lîl.
- Duânın Takdîri Değiştirmesi: «Duâ kaza-yı reddeder» — Ahmed, Müsned 5/277; Tirmizî, Kader 11; Hâkim, Müstedrek 1/493; İbn Mâce, Mukad-d-i-me 10; Ebû Ya’lâ, Müsned; duânın ku-vveti — Mümin 40/60; Furkân 25/77; Bakara 2/186 («Kullarım sana Benden sorduğunda, şüphesiz Ben onlara yâ-kınım. Dua ettiği zaman duâ edenin duâsına icâbet ederim»); İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’d-De’avât; İbn Atâullah el-Iskenderî, el-Hikem, bâbu’d-duâ; takdîrin değişimi mes’elesi — Ra’d 13/39; kaderi muallâk değişiminin şartları — Fahruddîn Râzî, Mefâtîh (Ra’d tefsîri); Ebû Dâvûd, Vitr 24-25 (duânın fazîleti).
- Tertemiz Kuş Gibi Git — Ervâha Fâtiha ve Kapanış: Mü’minin mânevî temizliği — A’raf 7/179 («kalpleri vardır anlamaz, gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmez»); Hadîd 57/16 («îmân edenlerin kalpleri Allâh’ın zikrine huşû ile yumuşaması zamanı gelmedi mi?»); ruhlara Fâtiha okuma âdâbı — Buhârî, Cenâiz 34; Müslim, Cenâiz 26; geçmiş mürşidlere, velîlere, evliyâ’ya Fâtiha armağı — Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; İmâm Rab-bânî, Mektûbât 2. cilt 66. mektûb (ehl-i ku-bûra Fâtiha); Mustafa Özbağ Efendi silsilesinin değeri — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; sohbet kapanışı «ÉlFâtiha» tavsiyesi — klasik tasavvuf âdâbında Şeyh tertibi.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Fenâ, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı