Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2022 ·

2022 Sohbeti #45 — Ma’rifet Kapısı Kendini Bilmek

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2022 Sohbeti #45 — Ma’rifet Kapısı Kendini Bilmek. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Ramazân Açılışı ve Hakk’ı Bilmek Niyâzı

Cenâb-ı Hak Ramazânlarınızı mübârek eylesin. Âmîn. Oruçlarınızı makbul eylesin. Âmîn. Dualarınızı, ibâdetlerinizi kabul eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e, Hakk’ı Hak bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakk’ı Hak bilip, Hak yolunda mücâdele eden, koşturan kullarından eylesin. Âmîn. Bâtılı bâtıl bilip, batılla cihâd eden, bâtıla karşı mücâdele eden kullarından eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Âmîn. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin yaşanması ve yaşatılması için mücâdele eden kullarından eylesin. Âmîn. Allâh gecelerinizi ve gecelerimizi hayırla eylesin. Âmîn. Yeniden selâmünaleyküm. Aleykümselâm.

İki seferdir sabah uyandığımda sağ elimin şehâdet (baş) parmağının kınalı olduğunu gördüm. Allâh hayırlısını eylesin. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye yapışmayı nasip eylesin cümleye inşâallâh. Evet. Ramazân malum, oruç ayı. Ramazân malum, oruç ayı. Başladı mı bitti say. O yüzden bu oruç ayını inşâallâh ibâdetlerle, zikirlerle, duâlarla, tövbelerle geçirmeye nasip eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemize. Dilimize sahip olup, boğazımıza sahip olup, inşâallâh dilimizle günâh-ı kebâirden uzak durup, boğazımıza da sahip olup çok yemeden inşâallâh Ramazân’ı geçirip bitirenlerden eylesin. Âmîn. İnşâallâh bayramı da bayram olsun. Âmîn. En azından af oldunuz hitabına naîl olan kullarından eylesin. Âmîn. Çünkü eğer bir kimse gerçekten kendini disiplin eder, gerçekten kendini Ramazân’da tövbeye, zikre ve kendisini toparlamaya niyet eder, öyle toparlarsa inşâallâh Rahman son on günün içerisinde de on günü ibâdetle geçirir, Kadir Gecesi’nde ararsa, Rabbim inşâallâh henüz daha sağlığındayken o müjdeyi alan kullarından eylesin inşâallâh.


Orucun Dil İmtihânı ve Nefs Ma’rifeti

Âmîn. O yüzden değerli kardeşlerim, orucun bu mânâdaki ehemmiyetine idrâk edip dilimize sahip çıkalım. Orucun ehemmiyetini idrâk edip yalandan, yeminle, gıybetten, dedikodudan, iftirâdan, dilin âfâtlarından Allâh muhâfaza eylesin inşâallâh kendimizi koruyalım. Bazı mezhepler dilin korunmadığı orucun bozulma hükmünü vermişler. bir kimse gıybet etti, iftirâ etti, dedikodu etti, yalan söyledi, oruçluyken orucunun bozulduğuna hükmeden mezheb imâmları olmuş. Her ne kadar İmâm-ı A’zam, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlikî, İmâm-ı Hanbelî, dört mezheb imâmı buna katılmamışlar. Ama velakin malum meşhur olanlar, şu anda ayakta duranlar bunlar. Yoksa otuz küsûr mezheb imâmı var. O yüzden onların içerisinden bazıları bir kimse eğer yalan söyler, yemin eder, gıybet ederse orucunun bozulduğuna hükmetmişler.

Ehl-i Sûfî de mânen orucunun bozulduğuna hükmetmiş. O yüzden bu Ramazân ayında dilimize sahip çıkalım. Bu insanın en fazla böyle bu ara imtihan olduğu açıya düştüğü yerler üçüncü, dördüncü, beşinci şahıslarla alakalı, ikinci şahıslarla alakalı. Kendisinin dışındaki şahıslarla alakalı açıya düşüyor. Bir bakıyorsunuz bir başkasının arkasından, hepimiz de var bu, Rabbim cümlemizi affetsin. Bir bakmışsınız onun aleyhine atıp tutuyoruz, bir gıybet ediyoruz, haklı görüyoruz kendimizi. Bilhassa bu siyasetçiler bizi çok günâha katıyor. Kendi kendimizi haklı görüyoruz. Şunu şöyle yaptılardı, bunu böyle yaptılardı, şöylelerdi, böylelerdi. Allâh muhâfaza eylesin, günâha giriyoruz. Veya da tanımadığımız, bilmediğimiz bir kimseyle alakalı bir yorumda bulunuyoruz, gıybet ediyoruz, günâha giriyoruz.


İftâr Zikri ve Kendini Toparlamak

Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden dilimizi koruyarak, dilimizi muhafaza ederek inşâallâh bu mübârek Ramazân günlerini geçirelim. Çokça tövbe edelim. Çokça tövbe edelim. Günahlarımıza yanalım, günâhlarımıza, bu noktada kusurlarımıza, hatalarımıza, Allâh’tan tövbe ederek, Allâh’a tövbe ederekten inşâallâh onların affolması için Cenâb-ı Hak’a yalvaralım. Çokça zikredelim. Bilhassa iftâr vaktinde, bayan kardeşler, kadınlar, iftâr vaktine yemeklerinizi geciktirmeyin. Yemek yapacağız diye uğraşmayın. İftara 10 dakika, 15 dakika kala, 20 dakika kala sofranızı hazırlayın. Oturun siz de Allâh’ı zikredin, siz de tövbe edin. Bütün ev halkını zikrullâh’a davet edin. Ve ev halkı zikrullâh yapsın. Son 10-15 dakikada.

Çünkü oruçluğunun iftâr vakti duası müstecâbdır. Cenâb-ı Hak onu geri göndermez. Hep böyle tarif ederim ya, Medîne-i Münevvere’de böyle son yarım saat böyle çıt çıkmaz, bir hışırtı olur. Dua duâ üstüne, zikrullâh zikrullâh üstüne. Kur’ân-ı Kerîm okuyanlar bir tarafta, zikrullâh yapanlar bir tarafta, duâ edenler bir tarafta. Gerçekten o Ramazân’ın tadı, lezzeti o esnada çıkıyor. Böyle son yarım saat 45 dakika, herkeste bir sessizlik, böyle bir huşû’, böyle bir ayrı bir mâneviyyât, ayrı bir derinlik oluyor. Aynı şekilde Mekke’de de aynı oluyor. Mekke’de de son 10 dakika, 15 dakika artık son tavâflarını yapanlar böyle pejmürde bir şekilde düşmüşler. Yavaş yavaş hareket ediyorlar ve ortada hurma dağıtanlar, zemzem dağıtanlar hemen ezân okunur okunmaz, iftâr etsinler diye.

Ve oturanlar orada da Kur’ân-ı Kerîm okuyanlar, Allâh’ı zikredenler, duâ edenler ayrı bir lezzeti tadı oluyor. Cenâb-ı Hak cümlenize nasip eylesin. Âmîn. Gelecek zürriyetlerinize de nasip eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak gelecek zürriyetlerimizin de Ramazân’da veya Ramazân’ın dışında rızkını orada tesis eylesin inşâallâh.


Medîne-Mekke Sükûtu ve Derûnî Ma’rifet

Âmîn. Helâl paralarla, hayırla, sağlıkla, afiyetle cümlenizi ve cümlemizi nasip eylesin. Âmîn. Gerçekten bir kimse kendince Müslüman olduğunu idrâk ediyor. diyorsun ki evet ya Müslümanım ben. Evet biz gerçekten İslamız diyorsun. Gerçekten bu böyle insanın içinde ayrı bir hoşluk, ayrı bir tatlılık veriyor. Siz bakmayın o insanların yok Araplara para yediriyorsunuz, yok şunlara para yediriyorsunuz diyenlerin lafına bakmayın. Cenâb-ı Hak hayırlı rızık versin, hayırlı nasîb versin, hayırlı kazanç versin. Her sene gidin inşâallâh. Âmîn. Efsane. Hele bir de gençler var ya gençliğinizde gitmeye gayret edin. O böyle genç çağda gitmeye gayret edin. Böyle fırtına gibi inşâallâh tavâf edin, duâ edin, orada zikrullâh yapın.

Bu muhteşem bir şey. Yaş geçince artık bakıyorsunuz gerçekten ona mecaliniz yetmiyor, ona gücünüz yetmiyor. Yok orada ayağınız ağrıyor, yok orada ayağınız şişiyor. Bu kolay şeyler değil bu. Ama gençken inşâallâh hepinizin canına bak nasip eylesin inşâallâh. Âmîn. O yüzden hülâsa Ramazânınızı inşâallâh daha derinlemesine geçirmeye gayret edin. Böyle oruç oruç gibi olsun az yiyin. Az yiyerekten böyle vücudunuz düşsün biraz. Orucu idrâk edin yani. Böyle akşama kadar sabaha kadar Mustafa Özbağ gibi hapır küpür hapır küpür yiyip ertesi gün göbek şiş dolaşmayın. İnşâallâh böyle o açlığı hissedin, diliniz damağınız kurusun onu hissedin. Orucu hissedin inşâallâh ve tövbeyle, zikrullâh ile, duâ ile, Kur’ân ile Ramazân’ı derinlemesine geçirin.

Kur’ân-ı Kerîm okumasını bilenler bakın Ramazân ayı Kur’ân ayıdır. Muhakkak en az bir sayfa iki sayfa üç sayfa okuyabilenler bir cüz. Bilmeyenler de bu Ramazân mübârek günlerde kendisine ilke edinsin.


Kur’ân Öğrenmek ve Sûfînin İdrâki

Günde bir harf öğrense yirmi dokuz günün sonunda Kur’ân-ı Kerîm’i bitirmiş olur okumasını. Öğrenir. Bilmeyenler muhakkak Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenin hatta kendi aranızda kurslar oluşturun. Tabii küçük küçük üç kişilik beş kişilik evlerde Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenin. Bir tane biriniz bilen bir kimse o tutursun öbür günlerde öğretsin. 10 günde öğrenirsiniz. 10 günde sizler zeki insanlarsınız. Sûfî zeki insandır. Gerçek bir Sûfî zekidir. İdraki açıktır. Hele bir de böyle mâneviyyâtı var ise o böyle hâl ehli ise daha çabuk öğrenir. Cenâb-ı Hak onun kalbine nakşeder. O yüzden Sûfînin en önemli özelliklerinden birisidir. Sûfînin kalbinin harekete geçmiş olması. Kalpleriniz harekete geçsin. Kalbiniz ilhâm alsın.

Rüyalarınız açık olsun. Kalbiniz açık olsun. İlham alsın kalbiniz. Bu konuda derinleşmeye gayret edin. Bu da çokça zikirle, bağlılıkla, itaatle, harâmlardan uzak durmakla olur. Bakmayın siz kendisi kör olanlar bunun olmayacağını söylerler. Kör onlar. Sûfîlik kalbi bir ilimdir. Onun üzerinde yürür. Kalbidir Sûfîlik. Sûfîlik zahiri korur muhafaza eder. Ama yürüyüşü kalp ayağına uyguladır. Zahirle değildir. Zahiri reddetmeyiz. Zahir kabuk gibidir. Kabuk. Biz şeriatı garraya önem veririz. Şeriatı garraya delmeyiz. Kur’ân ve sünnete tahabip oluruz. Ama yürüyüşümüz kalp ayağıladır bizim. Bu neyle mümkün? hadîs-i kudsî ediyor ya. Kul farzları yerine getirmekte Allâh’a en sevimli iş yapar. Nafilelerle Allâh’a yaklaşır.

Ve Allâh’ı sever. Allah da onu sever. O yüzden Sufiliğin Düstürü budur. Bunun üzerinden yürür. Bu zahiri terk etmek, zahiri önemsememek, zahiri kıymetsizleştirmek değil bu. Bunu böyle anlamayın. Zahirimiz olmazsa olmazımızdır. Biz zahire tabi oluruz. İmamların iştahatlerine tabi oluruz biz.


Kalb Ayağıyla Yürümek — Ma’rifet Yolu

İmamların iştahatlerinin dışına çıkmamaya gayret ederiz. Ama yürüyüşümüz kalp ayağıladır. Bunu körler kabul etmezler. Çünkü başındaki şeyh kör, dervişler de kör. Başındaki şeyh kalp ayağılığa yürüyorsa, dervişlerin de kalp ayağına yönlendirir. Der ki kalbiniz çalışsın. Ama baştaki şeyh körse, hatta bazıları da körün körüdür. Bazıları da körün körüdür. Evet. Onların hiçbir şeyden haberleri olmaz. Şeyh midir? Şeyhtir. Şeyhtir. Kör müdür? Kördür. Ben çok rast geldim onlara. Bakın çok rast geldim. O yüzden Cenâb-ı Hak’a hamd ediyorum ki Rabbim bizi kalp ayağıyla yürüyen bir yerde istihdam etmiş. Adam rüyâ ile amel olmaz deyip çıkıyor. Veya hâl görenleri onlar istidrâc görüyor deyip çıkıyor. Ya istidrâc görüyor dedin.

Kâfir mi bu adam? Kafirler istidrâc görür. Onlara istidrâc gelir. o nedir? Şeytani bir haldir. Adam la ilahe illallah Muhammeden Resûlullah dediyse, Kur’ân ve Sünnet’e bağlıysa, harâmlardan uzak durmaya çalışıyorsa, dervişlik yapmaya çalışıyorsa, Ondaki hâl istidrâc değildir. Bazı kardeşlerimiz neden bu kadar hâl yazılıyor, neden bu kadar rüyâ yazılıyor diye böyle şikayetvari konuşuyorlar. Onlar o dergahın kalp ayağıyla yürüdüğüne delildir. Sûfîlik çünkü kalp ayağıyla yürür. Adamın esması değişecek, rüyâyla değişecek ama hâlle değişecek. Adam ya dervişin kendisi rüyâ görecek ya da şeyh onun üzerinde rüyâ görecek. Ama derviş görecek, aslı bu. Derviş şahiyat edecek. Şahitlendire şahitlendire gidecek.

Şahitlendire şahitlendire. E hâl görecek, şahitlendire şahitlendire gidecek. Ben rüyâ görmüyorum, hâl görürsün o zaman. Ben rüyâ görmüyorum, kalbine ilhâm gelir o zaman. Muhakkak sana bir işaret gelir, muhakkak sana mânevî bir kap açılır. Muhakkak. Çünkü 70 türlü değil, 70 bin türlü hâl vardır. 70 bin türlü hâl vardır. Bunu ancak kalbi ilme vakıf olan şeyhler, mürşidler bilir. Şeyh de demeyeyim onlara. Mürşidler bilir bunu. Şeyh, herkesin şeyh olur.


Kör Şeyh, İstidrâc ve Sâhte İcâzet

Adam birisi, ihtiyar birisi ölecektir, alır onun şeyini, no, icâzetin altına, onun mührünü basar, birisi de imza uydurur oradan, bir tane de şahit uydurur, oldu icazeti adamın, tamam bitti. İcazeti var mı var, kör mü körün körü. Ondan yetmez. O dergâhta rüyâ görenler olacak, hâl görenler olacak. O rüyâyı o Üstad tevil edecek, o hâli o Üstad tevil edecek. Dersi değişecek olanın dersini değiştirecek, değiştirecek olanın esması değişecek. O kimse rüyâ görmüş, hoş geldiniz. O kimse rüyâ görmüş, rüyâ gördüyse onun rüyâsının tevili lazım. Tevil edilecek olan tevil edilecek, tevil edilmeyecek olan tevil edilmeyecek. Dervişin durumuna, konumuna göre orada da ayrı bir eğitim var. Derviş vardır, ona rüyâsında görmüştür, ben Hû Hû Hû Hû diye diye uyandım, o rüyâyı yorumlayan Üstad bakar, buna Hû esması versem nefsine uyacak, ben hu esmasına geldim diyecek, tınk diyecek düşecek.

Ona vermez esmâyı örneğin. Sen tevhîde devâm et der, örnek. Nefsine uymak. Ona Hû esması verilmesi lazımdı, neden vermedi deme, eğitime tabi ol. Senden az mı biliyor o? Binlercesi geçmiş elinden. Otur ama rüyânı ona anlat. Ama yok ben sabaha karşı bir ağacın dalına kuş gördüm, kuş da uçtu, bu ne mânâ gelir, bunu da yazma. Yazacağın şey mânevî olsun. Önemsiz de görme rüyâyı. Çünkü Peygamberlerin 46 cüzünden 100 sahih rüyâ. Bunu inkâr eden küfre düşer. Rüyayla amel edilmez diyenler küfre düşerler. Çünkü neden? Ezân rüyâyla. Ezân rüyâyla. Öyle kalkıp da kendi kafandan ahkâm kesme. Sen görmüyorsan hiç kimse görmüyor diye düşünme. Sen zikrullâh da hal görmüyorsan onlar öyle şey mi olurmuş, işsizraç deme.

Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bu Ramazân’ı derinleşme ayı olarak, çîle ayı olarak görün. Ramazân’da derinleşin. Son on günde derinleşmekte zirveye gidin artık. Zikirle, tövbeyle, tasaddukla, tasaddukla, hiç önemli değil. İstersen bir ekmek al ver. Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşinizi söndürünüz.


Son On Gün, Gizli Tasadduk ve Kapanış

Ramazân Kur’ân ayı, Ramazân Cömerdlik ayı, tasadduk ayı. Ramazân tasadduk ayı, Ramazân Cömerdlik ayı. Sakın ha! O yüzden zikri, tövbeyi, Kur’ân’ı, tasaddukla, asla ihmal etme. 50 kuruş olsun, önemli değil. Birisinin 5 lirası var, 1 lirasını vermiş. 5’te 1 verdi. Birinin 50 lirası var, 1 lira verdi. O da 50’de 1 verdi. Hangisi fazla? 5’te 1 veren. İkisi de 1 lira verdi ama. O yüzden tasadduk edin. Böyle, ya bana zekât düşmüyor. Düşmesin canım kardeşim. 100 lira ver, 200 lira ver, tasadduk et. Bir fukarânın cebine yerleştiriver. Bir ihtiyâc sâhibinin cebine koyuver 5 lira. Belli etme yalnız. Al bu 5 lirayı tasadduk ettim sana. Böyle de yapma. Bunlar son dönem böyle Müslümanlar ne yazık ki şata fata düştü.

Kamyonun yanına filanca kimsenin zekâtıdır. Kamyon gır gır gır gidiyor. Yok böyle İslâm’da tasa tuk etmek. Veyahut filanca’nın erzak paketidir. Yok bunlar. Bunlar bid’at. Sağ elinin verdiğini sol elin görmeyecek. Sünnet bu. Sağ elinin verdiğini sol elin görmeyecek. Bilmeyecek. Sen fark ettirmeden dağıtacaksın zekâtının sadakasını. Fark ettirmeden, göstermeden. İhlas o. Bakın ihlâs o. Şataat yok, şatafat yok, gösteriş yok. Hatta kimin verdiği bile belli olmayacak. O kimse onu gördüğünde üzülmeyecek, erilmeyecek. Onun verdiği belli olmayacak yani. O kimseye bir erzak gelmiş kimden geldiği belli değil. Bir para gelmiş kimden geldiği belli değil. Kimden geldiği belli değil. Yazmayacak orayı. X kimsenin zekâtıdır.

Allâh seni iyi etsin. Yapma, gösteriş yapma. Hiç ol. Kimliğini kaldır ortadan. Veren el ol. O’nun eli olsun senin elin. Sen kimliğini gizlersen onun el olur. Kimliğini açıklarsan onun eli olmaktan çıkar. Kimliğini açıklama. Gizli kal sen. Ver. Eyvallah. Allâh’ım iyi etsin inşâallâh. Rabbim muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi bu konulara hassâs davrananlardan eylesin. Rabbim cümlemizi sûfîlik yolunda kalp ayağıyla yürüyenlerden eylesin. Sûfîlik yolunda şataata düşmeden, şatafata düşmeden, gösterişe düşmeden yürüyenlerden eylesin inşâallâh. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Fâtiha. Âmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • Ramazân Açılışı ve Hakk’ı Bilmek Niyâzı: Sohbet açılışında Hakk’ı hak, bâtılı bâtıl bilme duâsı — Müslim, Duâ 73 (“Allâhümme erine’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâ’ahû, ve erine’l-bâtıla bâtılan ve’rzuknâ ictinâbehû”); Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışma emri — Âl-i İmrân 3/103 (“Vâ’tesimû bi-hablillâhi cemî’an ve lâ teferrakû”); Nisâ 4/59 (“Ey îmân edenler, Allâh’a itâat edin, Resûl’e itâat edin ve sizden olan emir sâhiblerine”); 4 Kapı 40 Makam silsilesinde üçüncü kapı olan ma’rifet kapısının “kendini bilmek” olması — Hacı Bektâş-ı Velî, Makâlât (Kapılar ve Makamlar bâbı); Mustafa Özbağ Efendi ve Halvetiyye-Şa’bâniyye âdâbında ma’rifet tarîki — Mustafa Özbağ Efendi, Risâletü’l-Halvetiyye; “Men arefe nefsehû fe-kad arefe Rabbehû” (Nefsini bilen Rabbini bilir) meşhur sözü — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/343 (isnâdca zayıf, mânâca tasavvufî ıstılâhda muteber); Yûnus Emre “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır” — Yûnus Emre Dîvânı (Tatcı neşri); şehâdet parmağının kınalı bulunması — sûfî rüyâ âdâbında hayır alâmeti (Abdülganî en-Nablûsî, Ta’tîru’l-Enâm fî Tefsîri’l-Menâm); Ramazân’ın ibâdet, zikir, duâ, tövbe ayı oluşu — Buhârî, Savm 6; Müslim, Sıyâm 2 (“Ramazân ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytânlar zincire vurulur”)
  • Orucun Dil İmtihânı ve Nefs Ma’rifeti: Orucun aç kalmak değil dil-göz-kulak terbiyesi oluşu — Buhârî, Savm 8 (“Kim yalanı ve onunla amel etmeyi terk etmezse Allâh’ın onun yemesini, içmesini terk etmesine ihtiyâcı yoktur”); Ebû Dâvûd, Savm 25; dilin âfâtları — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü Âfâti’l-Lisân (yirmi küsûr âfet sayımı); Kimyâ-yı Saâdet, “Dil-i sîret ve dil-i sûret” bâbı; gıybet, yalan, yemîn, iftirâ, dedikodu ile orucun mânen bozulması — bâzı mezheb imâmlarının hükmü: İbn-i Hazm, el-Muhallâ 6/178 (Zâhirîye ekolünde oruç bozulur görüşü); Evzâî ve bazı selef âlimlerinin mukârib görüşü; Ehl-i Sûfî’nin manen oruç bozulduğuna hükmetmesi — Avârifü’l-Maârif, Sühreverdî, Bâbü’s-Savm; dört mezheb imâmı (İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Ahmed b. Hanbel) görüşü — el-Mevsûatü’l-Fıkhiyyetü’l-Kuveytiyye, Savm bahsi; otuz küsûr mezheb imâmı — Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ (müctehid imâmlar listesi); gıybet âyeti — Hucurât 49/12 (“Ey îmân edenler! Zannın bir çoğundan kaçının; zîrâ zannın bir kısmı günâhtır, tecessüs etmeyin, kiminiz kiminizin gıybetini etmesin; biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi?”); Bakara 2/183 (orucun farziyyeti ve takvâ hedefi); siyâsetçiler üzerinden gıybete düşmek — Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/157; Hicr 15/94 (“Sana emrolunanı açıkça tebliğ et ve müşriklerden yüz çevir”)
  • İftâr Zikri ve Kendini Toparlamak: İftâr vakti duâsının müstecâbiyeti — Tirmizî, Daavât 129 (“Üç kişinin duâsı reddolunmaz: Âdil devlet reisi, iftâr edinceye kadar oruçlunun duâsı ve mazlumun duâsı”); İbn-i Mâce, Sıyâm 48; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 3/407; iftâra yakın duâ âdâbı — “Zehebe’z-zama’u ve’btelleti’l-urûk ve sebete’l-ecru inşâallâh” duâsı (Ebû Dâvûd, Savm 22); Medîne-i Münevvere’de iftâr öncesi son yarım saatin sükûneti ve zikir hâli — hâcılık rivâyetleri, Mescid-i Nebevî âdâbı; Mekke-i Mükerreme’de ezân öncesi tavâf halkasının dinlenmesi ve hurma-zemzem dağıtımı — Suûdî Arabistan Haremeyn Vakfı âdâb kitapçıkları; sâdık kulun kendini disiplin etmesi — Âl-i İmrân 3/17 (geceleyin istiğfâr edenlerin sıfatları); Zâriyât 51/17-18 (“Onlar geceleri pek az uyurlardı; seher vakitlerinde de istiğfâr ederlerdi”); Ramazân’ın son on gününün i’tikâf ve ihyâsı — Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5 (“Rasûlullâh Ramazân’ın son on gününde i’tikâfa girerdi”); Kadir Gecesi’nin aranması — Kadr 97/1-5; Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 3 (“Kadir Gecesi’ni Ramazân’ın son on gününün tek gecelerinde arayın”); “af oldunuz” hitâbı — Tirmizî, Kıyâmet 49 (rahmet hitâbları); iftâr sofrasının hazırlanıp ev halkına zikrullâh ettirilmesi — hâne içi ibâdet âdâbı (Hâlid-i Bağdâdî, Risâle-i Hâlidiyye, hâne âdâbı bölümü); çokça tövbe ve istiğfâr — Nûh 71/10-12; Hûd 11/3; Enfâl 8/33; eftalü’z-zikr Lâ ilâhe illallâh — Tirmizî, Daavât 9
  • Medîne-Mekke Sükûtu ve Derûnî Ma’rifet: İftâra son yarım saat kala Mescid-i Nebevî’nin çıt çıkmayan sükûneti — hâc-umre âdâbı (Diyânet İşleri Başkanlığı Hac Rehberi); Mescid-i Harâm’da pejmürde düşen son tavâfçılar tasvîri — Muhammed el-Kürdî, el-Merâsim fi’l-Haremeyn; hurma ve zemzem dağıtan hizmet ehli — Mescid-i Harâm “sikâye” ve “sakf” hizmet an’anesi (Kureyş’in cüz-i sikâyesinden Âl-i Suûd dönemine); zemzemin fazîleti — İbn-i Mâce, Menâsik 78 (“Zemzem ne için içilirse ona şifâdır”); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/357; hâcın helâl rızıkla hayırlı nasîbi — Bakara 2/197 (“En hayırlı azık takvâdır”); gençlikte hac-umreye teşvîk ve yaşlılıkta mecâlin yetmeyeceği — Âl-i İmrân 3/97 (gücü yetenlere farz); Sahîh-i Müslim, Hacc 412 (genç yaşta ibâdete koşma fazîleti); Ramazân’ın derinlemesine geçirilmesi ve az yeme âdâbı — Müslim, Eşribe 182 (“İnsânoğlu midesinden daha şer bir kab doldurmamıştır”); “hapır küpür” Mustafa Özbağ öz-tenkîdi sohbetteki kardeşlerle tebessüm hakikâti — sohbet âdâbı; Kur’ân-ı Kerîm’in Ramazân’da hatim âdeti — Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 5 (Cibrîl aleyhisselâm’ın her Ramazân Peygamber ile Kur’ân’ı müdârese edişi); Müslim, Fadâil 50
  • Kur’ân Öğrenmek ve Sûfînin İdrâki: Kur’ân-ı Kerîm okumasını bilmeyenin bir Ramazân içinde günde bir harf öğrenerek yirmi dokuz günde bitirmesi — et-Tecvîdü’l-Vâzıh (İstanbul Kur’ân kursları müfredâtı); Kur’ân öğrenme ve öğretmenin fazîleti — Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 21 (“Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir”); küçük ev halkalarında Kur’ân eğitimi — Ebû Dâvûd, Vitr 14; tasavvuf yolunda sûfînin “zekî ve anlayışlı” oluşu vasfı — İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, sûfîlerin ahvâli; Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye, Bâbü’l-Fetânetü’l-Vücûh; Cenâb-ı Hakk’ın kalbe nakşetmesi — Kaf 50/16 (“Biz insâna şâh damarından daha yakınız”); Ankebût 29/69 (“Bizim uğrumuzda cihâd edenleri elbette yollarımıza iletiriz”); maneviyâtı olan hâl ehlinin çabuk öğrenmesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’l-İlm (kalbe nûrun dökülmesi fasl); sûfîlik kalbî bir ilimdir — Cüneyd-i Bağdâdî’den aktarılan “Tasavvuf kalbi mâsivâdan temizlemektir” tanımı — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; İbn-i Acîbe, Mi’râcü’t-Teşevvuf ilâ Hakâiki’t-Tasavvuf; kalbin ilhâm alması ve rüyâların açılması — Nûr 24/35 (nûr âyeti); Kehf 18/65 (Hızır aleyhisselâm’a “katımızdan ilim” verilmesi); Bakara 2/282 (“Takvâ üzere olun, Allâh size öğretir”); Enfâl 8/29 (furkân); Şu’arâ 26/89 (“Ancak Allâh’a kalb-i selîm ile gelenler kurtulur”)
  • Kalb Ayağıyla Yürümek — Ma’rifet Yolu: Zâhiri muhâfaza edip bâtıni kalp ayağıyla yürümek — İbn-i Acîbe, Îkâzü’l-Himem: “Zâhir ehli hükm-i şer’î ile, bâtın ehli ise zevk-ı kalbî ile hareket eder, ikisi de hak yoldadır”; şerîat-tarîkat-ma’rifet-hakîkat dörtlüsü — Niyâzî-i Mısrî, Mevâidü’l-İrfân; kalbin ilme muttali oluşu (ilmü’l-kulûb) — Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukûkillâh; nâfilelerle Allâh’a yakınlık hadîs-i kudsîsi — Buhârî, Rikâk 38 (“Kulum bana farzlar ile yaklaştığı kadar sevdiğim hiçbir şeyle yaklaşmamıştır; nâfilelerle yaklaşmaya devâm ettikçe onu severim, sevdiğimde işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum”); İmâm-ı Rabbânî’nin kurb-i nevâfil ve kurb-i ferâiz ayrımı — Mektûbât 1. Cilt 260. mektûb; zâhirin kabuk gibi oluşu ve bâtının özü — Hacı Bektâş-ı Velî, Makâlât, “Ma’rifet Kapısı” bâbı (üçüncü kapı); şerîat-ı garrâyı delmemek — İmâm Şâfiî, er-Risâle; imâmların içtihâdlarına tâbi olmak — İmâm Tahâvî, Şerhu Müşkili’l-Âsâr; “men arefe nefsehû fe-kad arefe Rabbehû” nefs ma’rifetinden Rabb ma’rifetine geçiş — İbn-i Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Bâbü Ma’rifeti’n-Nefs; Dâvud el-Kayserî, Mukaddimât; Mevlânâ’nın “Gel gel, ne olursan ol yine gel” da’veti ile ma’rifetin kapısını açması — Dîvân-ı Kebîr; Âl-i İmrân 3/190-191 (ulü’l-elbâb); Zümer 39/9 (“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”); ilim öğrenme farziyyeti — İbn-i Mâce, Mukaddime 17 (“İlim öğrenmek her Müslümanın üzerine farzdır”)
  • Kör Şeyh, İstidrâc ve Sâhte İcâzet: Kör şeyh ve kör dervişler mâneviyâtı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 210. mektûb (mürşid-i kâmil ile sâlik arasındaki nisbet); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’l-Kelâm (ehl-i dalâlet şeyhleri); “rüyâ ile amel olmaz” diyenlerin reddi — Buhârî, Ta’bîr 2 (“Mü’minin rüyâsı peygamberliğin kırk altı cüzünden biridir”); Müslim, Rü’yâ 6; sâdık rüyâ-kâzib rüyâ-şeytânî rüyâ ayrımı — İbn-i Sîrîn, Ta’bîru’r-Rü’yâ; Nablûsî, Ta’tîru’l-Enâm; ezânın rüyâ ile meşrû oluşu — Abdullâh b. Zeyd radıyallâhu anh’ın rüyâsı: Ebû Dâvûd, Salât 28; Tirmizî, Mevâkît 25 (“Abdullâh b. Zeyd rüyâsında ezânı gördü, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ‘Bu gerçek bir rüyâdır’ buyurdu”); istidrâc — kâfirlere ve fâsıklara imhâl olarak verilen hârikulâde haller — Âl-i İmrân 3/178; A’râf 7/182-183 (“Onları bilmeyecekleri yönden yavaş yavaş helâke yaklaştırırız”); Kalem 68/44-45; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Kelâbâzî, et-Ta’arruf li-Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf (mû’cize-kerâmet-istidrâc ayrımı); Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resûlullâh diyip Kur’ân ve Sünnet’e bağlı, harâmlardan sakınan sâlikin hâlinin istidrâc olmaması — İbn-i Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 11/308; yetmiş türlü değil yetmiş bin türlü hâl — Hakîm et-Tirmizî, Hatmü’l-Evliyâ; kalbî ilme vâkıf mürşidler ancak rüyâ ve hâl tâbir edebilir — Ahmed er-Rifâî, el-Burhânü’l-Müeyyed; ihtiyâr ölecek şeyhin altına sahte mühürle icâzet düzenleme — tarîkat icâzetnâmesi sahteciliği üzerine tarihî mütâlaalar (Abdülbaki Gölpınarlı, 100 Soruda Tasavvuf); Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ (mürşid seçimi âdâbı); Hû esmâsı verilemeyecek nefsin idrâki — Ebû Talib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, esmâ telkîni faslı; tevhîde devâm emri — Kelime-i Tevhîd virdinin sâlike sabır âdâbı; “Peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüz” hadîsini inkâr küfre götürür — İmâm Nevevî, el-Minhâc Şerhu Sahîhi Müslim 15/21
  • Son On Gün, Gizli Tasadduk ve Kapanış: Ramazân’ın son on gününün derinleşme zirvesi olması — Buhârî, Leyletü’l-Kadr 2 (“Rasûlullâh Ramazân’ın son on günü girdiğinde kemerini sıkar, gecesini ihyâ eder ve ehlini de uyandırırdı”); Müslim, İ’tikâf 8; “çîle” ayı olarak Ramazân — Halvetiyye-Şa’bâniyye’de kırk günlük çîle (erbaîn) âdâbı, Mustafa Özbağ Efendi şerhi; yarım hurma ile cehennemden korunma — Buhârî, Zekât 10; Müslim, Zekât 66 (“Yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden korunun”); Ramazân’ın Kur’ân-cömerdlik-tasadduk ayı oluşu — Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 5 (“Rasûlullâh insânların en cömerdi idi, Ramazân’da Cibrîl ile buluştuğunda rüzgâr gibi cömerd olurdu”); Müslim, Fadâil 50; “beş liradan biri” — infâkın miktârına değil oranına bakılması hadîsi: Buhârî, Zekât 8 (dul kadının iki dirhemi); küçük sadakanın büyük amelden olması — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/440; zekât düşmeyen zengine de tasadduk teşvîki — Bakara 2/215, 2/261-274; Teğâbün 64/16-17 (“Allâh’a güzel bir borç verirseniz O bunu sizin için kat kat artırır”); zekât/sadaka kamyonlarıyla afiş açma — bid’at ve riyâ uyarısı: Bakara 2/264 (“Sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmekle bâtıl kılmayın”); Nisâ 4/38; sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi — Buhârî, Ezân 36; Müslim, Zekât 91 (Arş’ın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf hadîsinde “sadakasını gizli veren kimse”); “X kimsenin zekâtıdır” yazmamak — Nisâ 4/114 (Gizli sadakanın fazîleti); Bakara 2/271 (“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel, fakirlere gizlice verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır”); ihlâs — Beyyine 98/5 (“Hâlbuki onlar yalnız dîni Allâh’a tahsîs ederek… ibâdet etmekle emrolunmuşlardı”); veren el — “O’nun elidir” istiâresi — Nahl 16/51 (Allâh’ın tek olması); Hacı Bektâş-ı Velî, Makâlât: “Eline, diline, beline sâhib ol”; Sûfîlik yolunda şatafat, gösteriş, tekebbürden sakınma — Lokmân 31/18-19; Kasas 28/83; kelime-i tevhîd ile hitâm — Tirmizî, Daavât 9 (“Efdalü’z-zikri Lâ ilâhe illallâh”); El-Fâtiha ve salavât ile meclis kapanışı — İbnü’l-Cezerî, Hısnü’l-Hasîn (meclis hâtime âdâbı); Sürç-i lisân ettiysek affola — tasavvuf âdâbında Niyâzî-i Mısrî hâtimesi.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sâlik. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı