Tevhîd Açılışı ve Duâ Faslı
Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefeslerinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı hak bilip Hak yolunda mücâdele edenlerden eylesin. Bâtılı bâtıl bilip bâtıldan kaçıp, bâtılın yeryüzünde silinip atılması için cihâd edenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışanlardan eylesin. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin yaşanması ve yaşatılması için mücâdele edenlerden eylesin. Davasını Kur’ân’a, Sünnet’ine, vatanına, milletine, ümmet-i Muhammed’e adayanlardan eylesin. Rabbim cümlemize afiyet nasip eylesin. Maddi manevi bizlere afiyet nasip eylesin.
Maddi manevi her türlü şerlerden, belâlardan, musîbetlerden, sıkıntılardan bizleri muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed’e her türlü maddi ve manevi hastalıklardan, maddi manevi her türlü belâlar, musîbet, sıkıntılardan uzak eylesin. Ümmet-i Muhammed’i deccâliyetten uzak eylesin. Şeytâniyyetten uzak eylesin. Nefsâniyyetten uzak eylesin. Hevâ ve hevesine uymaktan uzak eylesin. Ümmet-i Muhammed’i, Cenâb-ı Hak cümlemizi ve Ümmet-i Muhammed’i kendisini, ailesini, ülkesini, milletini helâk edecek her türlü şeyden korusun, muhafaza eylesin. Âmîn. Âmîn diyen dillerimizi, nâr-ı cehennemden âzâd eylesin. Âmîn. Âmîn diyen dillerimizi, hayrı konuşanlardan eylesin. Âmîn. Âmîn diyen dillerimizi, Allâh’ı zikreden, kendisini zikreden dillerden eylesin.
Âmîn. Geceniz hayır olsun. Âmîn. Allâh râzı olsun. Evet.
İbn Arabî’nin Deprem Öngörüsü
Bazı haber sitelerinde ve videolarda Muhyiddîn İbn Arabî Hazretlerinin Büyük İstanbul Depremi ile ilgili bir öngörüsü olduğu konuşuluyor. 27 Mart Pazar günü Büyük İstanbul Depremi’nin tezâhür edeceği ile ilgili bir bilgi verdiği söylenmekte. Bugün İçişleri Bakanlığı tüm okullarda yarın saat 10’da zorunlu deprem tatbikatı yapma kararı aldı ve tüm okullara tebliğ etti. Acaba devletin aldığı bu kararın Muhyiddîn İbn Arabî Hazretlerinin öngörüsü ile ilgili olma durumu var mıdır? Saygılar. Bununla alakalı çok rivayetler var, çok sözler var. Muhakkak ki evliyânın kerâmeti vardır. Bu tip böyle bir şeyler için söz söylemiş olabilirler. Ben bugüne kadar bu tip şeylerin hiçbirisine inanmamazlık etmedim.
Bunlara göre hayatımı ve günümü dizayn etmedim. bir Mehdî meselesini çıkarıyorlar. Ye’cûc-Me’cûc meselesini çıkarıyorlar. Dâbbetü’l-Arz meselesini çıkarıyorlar. Böyle gayba müteallik, geleceğe müteallik bazı şeyler söylüyorlar. Herkes bir şey diyor. Bu Ümmet-i Muhammed’in tâ’ayyünsüzlüğünü gösteriyor. Bu Ümmet-i Muhammed’in bir şey üretemediğini gösteriyor. Bu Ümmet-i Muhammed’in kılıcı eline alıp veya kitabını eline alıp Kur’ân ve Sünnet dairesinde bir şey yapamadığını gösteriyor. Böyle olunca, muhakkak Mehdî gelecek, muhakkak Ye’cûc-Me’cûc çıkacak, muhakkak Deccâl çıkacak, muhakkak ben bunlara inanmıyor değilim. Bunlar oluncaya kadar sen ne yapacaksın? Madem böyle bir deprem olacak da bunu tespit ettiler de depreme karşı ne önlem aldılar?
Normalde okullarda deprem tatbikatı yapmak depremi mi önlecek? Depremin hasarını mı önlecek? Muhyiddîn İbn Arabî’nin sözüne gerek yok ki.
Belde Harâmları ve Peygamber’in Hadîsi
Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü var. Bir beldede, bir beldede harâmlar artarsa ben kısacasını söyleyeyim. Orada fuhuşu söyler, orada kumarı söyler, orada zekât vermemeyi söyler, orada haksızlığın, adâletsizliğin olduğunu söyler. Bunlar var ise der, o beldede kuraklık, depremler, ânî ölümler, hastalıklar, salgın hastalıklar orada baş gösterirler. Bırakın Muhyiddîn Arabî Hazretlerinin söylediği sözü, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği söz var, Hadîs-i Şerîf var. Yaşadığınız dünyada ve yaşadığınız topraklarda fuhuş serbest mi? Serbest. Var mı bir cezası? Yok. Dileyen dilediğine dilediği kadar fuhuş yapabiliyor mu? Evet. Bana söyleyen de kim?
Nilüfer Polis Karakolunu da bir memur yerinde söylüyor. Bir gün Çanakkale’den gelirken oradan yoldan aldılar, oraya götürdüler. orada normal bir kadın görmedim gece boyunca orada durduğumda. Normal bir insan da görmedim, hepsi de sarhoş, uyuşturucu almış kadınlar öyle. Polisin birisi tanıdı, hocam sen Mustafa Hoca değil misin dedi. Estağfirullâh dedim. Ne işin var burada dedi. E dedim bunları görecekmişim dedim ben. Bu ne hal dedim ya. Hocam sadece dedi. Görükle’de dedi, 5 bin kadın var fuhuş yapan dedi. Devletin kaydı olay işlemişler, olaydan dolayı kayda geçirilmiş oldu. Bursa’da, Görükle’de de. Ben onun yalancısıyım. Vardır yoktur, atmıştır, doğru değildir bilemem. Fuhuş serbest mi? Serbest.
Eşcinsellik serbest mi? Serbest. Kumar serbest mi? Serbest. Her türlü harâm serbest mi? Serbest. Ve zekât bu noktada insanlara ağır geliyor ödemiyorlar mı? Evet. Hadîs-i şerîf de var mı? Var. Diyor ki bunlar yaşanıyorsa, bunlar işleniyorsa orada depremler olur, orada sel felaketler olur, orada bereketsizlik olur. ekersiniz bir şey bitmez. Ticaret edersiniz ticaretinizden bir şey bulamazsınız. Para kazanırsınız bereket bulamazsınız. Bunların hepsi yaşanıyor canım kardeşim. Allâh Allâh. Bunlar için çok uzağa gitmeye gerek yok. Bunlar orta yerde. Uyuşturucu almış götürmüş mü kendini? Evet. İçki almış götürmüş mü kendini? Evet. Evet. Ateistlik almış götürmüş mü kendini? Evet. Dinsizlik almış götürmüş mü kendini?
Evet. Biz halkı Müslüman olan bir ülkeyiz. Müslüman’ım deyip Âyet-i Kerîmeleri inkâr edenler, ortalıkta dolaşıyorlar, özgür bir şekilde Âyet-i Kerîmeleri inkâr ediyorlar mı? Evet. Hadîs-i şerifleri inkâr ediyorlar mı? Evet. Meslepleri inkâr ediyorlar mı? Evet. Ehli zikri, ehli zikirle alay ediyorlar mı? Evet. Ehli zikri susturuyorlar mı? Evet. Kur’ân ve sünnet yolunda mücâdele eden koşturan insanları durdurmaya çalışıyorlar, susturmaya çalışıyorlar mı? Evet. Ya taş yağmadığına duâ edelim biz. Asıl deprem manevi her gün bu. Onu görecek göz lazım. Deprem olsa kurtuluş, îmân edenler mü’min olarak şehîd olup gidecek. Asıl manevi her gün deprem. Onu gören yok ki. Biz işin zahir tarafındayız. Allâh bizleri affeylesin inşâallâh.
Tarîkatlar Arası Toplantı Meselesi
Parantez içerisinde sorum ile haddimi aşar isem hakkınızı helâl edin. Cahilliyimdendir. Sizin sohbetlerinizden Abdullâh Efendi zamanında şeyhlerin bir araya geldiği toplantılardan bahsetmiştiniz. Sizin bu konuda hiçbir girişiminiz oldu mu? Ülkemizdeki diğer tarîkat, cemâat, vakıf, İslâmî topluluklarla neden bir araya gelip beyin fırtınası yapmıyoruz da birbirimizle uğraşıyoruz. Bu konuda Peygamber Efendimiz’in bir önerisi var mı? Örneğin sizi Mahmud Efendi Menzil Gavs’ı, Nûr Talebeleri ve Nicesi ile aynı masada görmeyi ve birlikte organizasyonlar yapabilmenizi çok isterdim. Cuma’nız mübârek olsun. Biz böyle büyük, böyle geniş kapsamlı bir kimse değiliz. Ben birey olarak kendime öyle söyleyeyim.
Bizim topluluğumuz da öyle değil. O yüzden böyle bu büyük büyük tarîkat ve başlarındaki büyük büyük adamların bizi kâle alıp bizi dinleyeceklerini zannetmiyorum. Bizi de kâle alacaklarını, bize de değer vereceklerini ve hatta bizimle bu konuda bir şey görüşeceklerine de inanmıyorum. Bu bir. İkincisi, bu tip toplantıların yapılması yasak. O zaman 28 Şubat’ta böyle bir toplantı yapılıyordu. O zaman da yasaktı. Şeyhler bir araya geliyordu. Bazen 40 kişi, 50 kişi, bazen 20 kişi, 30 kişi. Onlar gelemediği zaman halîfelere geliyordu. Toplanılıyordu orada. Ben açık konuşmak gerekirse 3-4 toplantıya gittim. Şimdi tam Ankara iki sefer, Polu üç, ondan sonra Eskişehir dört, Bursa oldu beş. Demek ki beş toplantıya gitmişim.
Bu beş toplantının neticesinde ben bu toplantıların bir fayda sağlayacağını düşünmedim. Üç toplantıya iki ya üç olacak. Şeyh Efendi ile beraber git dedik. Sonra o, oğlum ben gelmeyeceğim, bundan sonra sen git dedi. Ben öyle dedikten sonra iki veya üç toplantıya gittim. Şimdi tam şey olmasın, yalan olmasın. O toplantıların neticesinde de ben bir sonuca ulaşılabileceğini düşünmedim. Sonra Şeyh Efendi vefât etti. 28 Şubat girdi. Zaten 28 Şubat’tan sonra ortalık bir dağ oldu. Sonra Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin vefât etti. Sonra bir şeyhlerden birisi geldi, ziyaret etti. Söyledi bana aramızda görmek isteriz biz toplantıya devam ediyoruz diye. Ben de müsait olmadığımı ondan sonra zamanımın olmadığını güzel bir dilde izah ettim.
Sonra tekrar haber gönderdi o zat. Yine ben uygun bir dille gelemeyeceğimi, katılamayacağımı söyledim. Böyle bir toplantı olsa uygun olur mu? Evet olur. Böyle bir toplantıda insanlar faydalı olur mu olur ama hiçbir yaptırımı, hiçbir kuvveti manevisinin olacağını düşünmüyorum. Bu acı bir şey. Çünkü böyle bir toplantının devletinin haberi olmuş olsa basar devlet orayı. Teröre katar hepsinde, teröre katıp hepsinde canını okur. Evet. Yapıyorlardır yapmıyorlardır bir bilgim yok. Bilirsiniz böyle bir şey saklıyormuş gibi değil. Bir bilgim yok yalnız. Yapıyorlar mı, devam ediyorlar mı, etmiyorlar mı? Bana teklif ettiler. Ben gitmedim baya da oluyor zaten. Ama devam ediyorlar mı, etmiyorlar mı bilmiyorum.
Böyle bir şey yapıyorlar mı, yapmıyorlar mı? O yüzden bu konuda bir şey diyemeyeceğim. Bilmediğimden dolayı. Ama muhakkak birlikte olmakta fayda vardır. Dağılmak zararlıdır. Ama ve lakin bu şimdi uzun bir mesele. Böyle Türkiye’deki komple cemaatleri, tarîkatları analiz etmek lazım. Böyle bu analize etmeye kalkarsak şimdi cemaatleri, tarîkatları laf atmış gibi olacağız. O yüzden o da sıkıntılı. Benim bu konudaki görüşlerim belli. Bu cemâatler, tarikatlar adına bu tip oluşumlara ne dersek diyelim. sıkı sıkı Kur’ân ve Sünnet düstûrlarına bağlı olmaları lazım. İçlerine para girmemesi lazım. Makam girmemesi lazım. İçlerinde böyle akçeli işlerle bağlantılarının olmaması lazım.
Cemâatlerde Para ve Şeyhlik Ölçüsü
Bana söyler misiniz böyle bir tarîkat, böyle bir cemâat var mı? Ciddi ciddi para toplamayan, devletten belediyelerden nemalanmayan bana bir Türkiye’de tarîkat ve cemâat söyleyin. Söyleyemezsiniz. Şu sıraladıklarınızın içinden hiçbirisini de söyleyemezsiniz. Sıralamış ya arkadaşımız. Menzil demiş. Başka ne demiş? Soru erkeklerden, bayanlardan mı, buradan mı, içeriden mi? Demek ki içeriden. Ne demiş? Mahmud Efendi, Menzil, Gavs’ı, Nûr Talebeleri ve nicesi. Evet. Bunların içerisinden cemâatten para toplamayan, akçeli işleri olmayan, belediyelerden veya devletten nemalanmayan birisini söyleyin. Benim sözlerim acı geliyor insanlara. Acı şeyler bunlar. Ben bu sözleri söyleyince beni bir yere davet ederler mi?
Benim örtüm meydanda bir kimse bugün daha yazdım onu hatta. bir yerde sohbet ediyorsa, hocaysa, tarîkat şeyhi ise, bir cemâatın başında bir kimse ise, siyasetçiyse, bürokratsa, bunlar eğer ki bir iş yapmadıkları halde zenginleşiyorlarsa, o zaman sıkıntı var bir şeyde. adamın işi ne? Bir şey efendi, işin ne senin? Yok işi. İşi ne? Yok bir işi, bir ticaret yapmıyor, bir şey yapmıyor. Eee bu mal mülk nereden geldi sana? Siyâsetçi daha önce ne normal bir vatandaş ama avukat ama mimar ama bir şey bu tıplardan yapıyorlar ya milletvekili. Eee neyisi vardı bu adamın önce? Kırık dökük bir arabası vardı, bir evi vardı, geçiniyordu. Şimdi? Adam villası, villası, dayası, döşesi var. Nereden geldi kardeşim bu ya?
Bildiğin milletvekilliği maaşın belli. Eee? Ve ne? Belediye de belediye başkanı. İyi canım kardeşim ya belediye başkanı maaşı belli. Bu villayı nereden yaptın diye sormuyorlar mı? Adam devasa villa yaptırıyor. Ne? Belediye de adam bir yerde imar müdürü yok mecliste bilmem ne. Adamın hiçbir şey yoksa ona zengin oluyor adam. Allah nereden geldi bu ya? Şimdi bir kimse çalışıyordur, iş yapıyordur dersin ki ya adamın işi var çalışıyor. bazen bana soruyorlar ya ben Bağ-Kur emeklisiyim diye neden Bağ-Kur emeklisiyim diyeyim. Ben işverenim. Ben hala da vergi mükellefiyim. Ben vergi mükellefiyim. Ben emekliyim, vergi mükellefiyim. Ben ticaret yapıyorum. Ben iş yapıyorum. Ben dervişlere şey’en lillâh demiyorum.
O yüzden diyorum bir kişi söylesin çıksın benden para istedin dergâh içindesin. Hemen burada sarığı tak diye bırakacağım gideceğim. Borç almışımdır bu ayrı mesele. Bu ayrı mesele. Ölçü bu. Hangisinden bir araya geleceğiz ki? Ben böyle söyleyince kim beni yanına katar kimse katmıyor. Siyâsetçiyle aramız bozuk, bürokratlarla aramız bozuk, dergâhların şehirleriyle nasıl böyle söylermiş. Diyânet’le aramız bozuk, herkese aramız bozuk. Bir sizde aramız bozulmadı daha. Allâh korusun. Geri kalın herkese aramız bozuk. E şimdi kendi kendime diyorum ulan siyâsetçi kötü, bürokrat kötü, Diyânet kötü, hocalar kötü, cemâatler kötü. Mustafa Efendi bir tek sen mi iyisin diyorum. Bırak diyorum çekil kenara diyorum ben bırak boş ver diyorum ben.
Sonra düşünüyorum Kur’ân’ı biliyorum kendimce, Sünnet-i Seniyye’yi biliyorum kendimce. Harâm-ı helâl’ı biliyorum kendimce. Para toplanmayacağını biliyorum kendimce. Para istenmeyeceğini biliyorum kendimce. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Âyet-i kerimeyi biliyorum kendimce. E diyorum söylediklerinde bir yanlışlık yok bilmiyorum varsa düzeltin zaten. Bunu da söylüyorum böyle diyorum Kur’ân’ın sünnetini imâmların içtihâdının dışında bir şey söylersem lütfen Allah rızası için bana bir şey söyleyin. Ben size önünüze ama âyet-i kerimeden ama hadîs-i şerîflerden ama imâmların içtihâdlarından bir delil getiremezsem geri döneceğim. Tövbe edeceğim rücû edeceğim. Ben de insanım hata yapabilirim.
Heyecanlı insanım ben şekerim de var. Bazen konuşurken Allah ne verdiyse yürüyor gidiyor. Sonradan da sözümü geri alacak değilim. Öyle gerif test de bilmiyorum. Geri dönüş yok bizde hiç. Arabalarda var Mustafa Özbağ’da yok. Herkes laf söyledi mesela dışardan keman dinliyorlar diye. E hadîs-i şerîfleri paylaştım. Caiz olduğuna dair. Hatta bizim vahit gönderdi bir hadîs-i şerîf. Ben onu daha öncesinden biliyordum hiç paylaşmadıydım. Bu milletin dedim kafası uçar şimdi dedim ben. Aklı kalmaz milletin dedim. Ben onu paylaşmadıydım hiç. Vahit gönderince bana dedim sırası gelmiş demek ki.
Habeşli Kadınlar Hadîsi ve İdrâk
Caminin içerisinde Habeşli kadınlar oynuyor mescidin içinde. Hadîs-i şerîf bu. Dedim bunu ümmet-i Muhammed’in bilhassa bizim Türkiye’deki Anadolu’daki bugünkü Müslümanların bunu idrak etmeleri bunu kaldırmaları mümkün değil dedim. Ben o hadîs-i şerîfi daha öncesinden tespit ettim. Hiç paylaşmadım. Hiç konuşmadım. Bunu dedim kaldıramazlar şimdi dedim. Vahit gönderince bana hadîs-i şerîfi İmâm Ahmed b. Hanbel’den dedi değil mi o hadîs-i şerîfi İmâm Ahmed b. Hanbel’den. Vahit gönderince bana hadîs-i şerîfi dedim. Mustafa Özbağ vakti gelmiş dedim. Paylaş bir millet dedim kafayı kırsın. Zaten okudularsa hadîs-i şerîfi herkes kafayı kırmıştır. Aslında hadîs-i şerîften çıkan bir sonuç daha var. Ben sustum tabi konuşmadım.
Ne? Ne? Oynayan kadını Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri seyretmiş. Hazret-i Âişe annemizle beraber. Hazret-i Âişe’yi seyrettirirken kendi gözünü kapattı değil ya. Kafa uçtu değil mi? Kafa uçar. Yarın küfrüme fetvâ hazır. Kafa uçar. Sebeb Kur’ân ve Sünnet’teki Âyet-i Kerîmeler’deki ve hadîs-i şerîfler’deki İslâm ile hep bunu söylüyorum. Bu İslâm ile insanların algıladıkları, anladıkları, yaşadıkları İslâm farklı. Farklı. Dayanmışlar. Hadîs-i şerîf var orada. Hadîs-i şerife bakmamış bile. Bir fetvâcı başı bir fetvâ vermiş. Fetvâcı başı çok. enflasyon miktarı kadar fâizle de fetvâ veriyorlar ya. Bunun gibi fetvâcı başları var. Fetvaları veriyorlar. Allâh muhâfaza eylesin.
O yüzden bizi sevmezler fazla. Fetvâ fazla. Bizi de böyle o arkadaş da davet etti. Eski günlerin hatırına davet etti o da. Ama o böyle seni aramızda görmek isteriz. Bir de beni gaza getirmeye çalıştı. Senin görüşlerine, düşüncelerine ihtiyacımız var. orada senin gibi birisinin konuşması lazım dedi. Dedim Allâh râzı olsun. Teşekkür ederim ama dedim benim vaktim yok. Öyle gidemedim. Allâh iyi etsin inşâallâh. Mevzu uzadı hakkınızı helâl edin.
Fiş Fetvâsı ve Fetret Ehli
Şahıs veya kurumsal şirket işlerinde uğraşan kişiler vergi diliminde indirim almak için sağdan soldan başkasının fişlerini kullanarak bunu kendi harcaması gibi gösteriyor. Dinimizde buna ne hüküm verirler? Darül İslâm’da caiz değil. Darül İslâm’da haksız kazancı giriyor. Bundan 5-6 ay önce bir hal yaşadım. Sahur davulları çalıyordu. Ve arka arkaya depremler oluyordu içime kalbime. Gelelim bu sene Ramazân. Az önceki soruyla bir bağlantısı olabilir mi? Olabilir. Depremler oluyor gönlümde. İslâm dini yayılmadan önce vefât eden insanlar nereye gider? Cennete mi cehenneme mi? İsa Aleyhisselâm’a eğer bî’at ettilerse, o zaman bir şey yapar mı? İsa Aleyhisselâm’ın bir şey yapar mı? İsa Aleyhisselâm’ın bir şey yapar mı?
İsa Aleyhisselâm’ın bir şey yapar mı? İsa Aleyhisselâm’ın bir şey yapar mı? İsa Aleyhisselâm’a eğer bî’at ettilerse, dosdoğru şirke düşmeden Hazret-i Îsâ’nın dîninde durdularsa muhakkak ki cennete gidecekler. Arkadaşlar burada ben içimden bir soru okuyamam. Hakkınızı helal edin. buraya bir soru gönderiyorsanız ben burada okurum ya da okumayın diyorsanız ben hiç okumam. Sebep. içinizden okuyun diyor. O zaman ben normalde bu soruyu alayım cebime koyayım sonra okuyayım ben bunu. Burada neden sizin vaktinizi alayım? Hastalıklarla aşırı mücâdele etmek, kaderle savaş açar gibi isyan mıdır? Olmuyorsa kabullenip boynumu bükmek gerekir.
Hastalık, Tedâvî ve Üstâda İntisâb
Hiçbir hastalık yoktur ki Cenâb-ı Hak önce onun şifasını yaratmamış olsun. Hadîs-i Şerîf. Öyle olunca şifâyı aramak bulmak bizim üzerimize vâcib. Bir kısım Selef ulemâsından bazıları hastalıklarına şifâ aramamışlar. Onların kendilerine münhasır bir hali bu. Bu Ümmet-i Muhammed’e ölçü olmaz. Bir kimse kendince hastalığıyla mücâdele etmez. O onun yoludur, ümmetin yolu değildir. Ben burada din anlatıyorum. Bildiğim kadarıyla din anlatan bir kimse kendi yolunu söyleyecekse de şerhtüşmesi gerekir. Bu benim yolum arkadaşlar. Buna uymayın. Ama dinin yolu nedir? tedâvî olmaktır. Tedâvî olunuz diye emir var. O yüzden hastalıkla mücâdele etmek, kaderinle savaşmak değil. Hastalığın gerginlikleri yüzünden bir gün ibadet beş gün boş ya da anlık yaşamak bu psikolojiye olumsuz yansıyorsa, insan kendini işe yaramaz, yetersiz, fosil hatta kendini ot gibi hissediyorsa, sorguluyorsa ben hala yatağa bağımlı niçin yaşıyorum diye bu olumsuz duygulardan kurtulup yoluna nasıl devam edebilir?
Herkesin başında kendine göre belâsı, musîbeti, sıkıntılısı, derdi, gamı, kasaveti, hastalığı var. Herkes bunlarla mücâdele edip hayatına devam edecek. Bunun benim bildiğim yol bu. Gece zikir yaparken havadaki genleşmeden dolayı duvar ve eşyalardan ses geliyor. Hem bunlardan hem de sebepsiz yere korkuyorum. Buna nasıl bir çözüm bulabilirim? Muhakkak bir üstada bağlanıp onun vermiş olduğu virdleri yerine getireceksiniz. Eğer bir üstada bağlanmadan insanlar kendi kendilerine virt çekerlerse bu doğru bir yol değil. Bu sefer kendilerine kendileri şeyhlik yapmış oluyorlar. Bu sıkıntılı bir yol. O yüzden o kimse istihâre yapacak, istişâre yapacak, gidecek bir üstada intisâb edecek. O üstadın vermiş olduğu virdleri yerine getirecek.
Yine kendi kafasından virdi oluşturmayacak. Bu işin ölçüsü bu. Ya da Hadîs-i Şerîflerde var olan Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, İbn-i Mâce gibi veya Kütüb-i Sitte’deki Hadîs-i Şerîflerde var olan Hadîs-i Şerîflerde geçen 100 adetse 100 adet, 33 ise 33, 5000 ise 5000, 3000 ise 3000. O virdleri çekecek, başka bir virt çekmeyecek. Bazen herhangi bir üstad bir kimseye teberrüken ders verebilir, tevhîd verebilir. O kimse de onu yapabilir. Teberrüken ders verir. Ona der ki sen tevhide devam et. O teberrüken tevhide devam edecek. Ona dedi ki 5000 tevhîd günlük çek. Veya da çekebildiğin yere kadar çek. Veya günde en az 1000 tane tevhîd çek, teberrüken veriyorum diyorsa, o da o derse devam edecek.
O da ondan dışarı çıkmayacak. Kendi kafasından virt oluşturmayacak. O zaman da o kimse o virdi verenin Allâh’ın izniyle manevi bir şemsiyesinin altına girmiş olur. Öbür türlü manevi şemsiyenin altında değildir o kimse. Dersli değilse, dersini geri verdiyse, veya dersi alındıysa, o kimse bu. O üstadın manevi şemsiyesinin altında değildir artık o. O yüzden kendine bir üstad bulacak. Veya da kendine bir yol çizecek inşâallâh.
Esneme, Tevhîd Kal’ası ve Kadın İtâati
İnsan salavât çekerken neden esner? Ben hep salavâtta esniyorum ve geçmiyor. Esneme gafletendir der hadîs-i şerîfte. Hapşırmak Allah’tandır der. Her esneme gafletle alakalıdır. Rabbim gafletten kurtarsın inşâallâh. Harici esneme geldiğinde salavât çekiyorlar. Harici esneme geldiğinde salavât çekiyorum ama esneme durmuyor. Sebebi nedir? Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerine birisi geldi karın ağrısından şikayet etti. Ona dedi ki bal şerbeti iç. Ertesi gün yine geldi yine aynı karın ağrısından şikayet etti yine bal şerbeti iç dedi. Üçüncü gün yine geldi dedi ki geçmedi. Bu sefer dedi ki senin karnın yalan söylüyor. Bal çerbeti iç dedi tekrar. Ondan sonra tekrar bal şerbeti içti karnının ağrısı geçti.
Şimdi bu zaman zaman kardeşlerin arasında oluyor. Bir şey oluyor diyorum ki tevhide devam et. Ben çekiyorum zaten diyor. Çekmemişsin demek ki düzgün. Düzgün çekmiş olsaydın tevhîd şifâydı. Tevhîd benim kalandır. Tevhîd benim kalandır. O ne metin kal’adır. Hadîs-i Kudsî. Tevhîd kale. Sen o tevhidi çekersen o tevhîd düşüncesi aklında kalbinde fikrinde oluştuysa sen Allâh’ın kal’asına sığındın. Sen neden bunu basit alıyorsun hafif alıyorsun? Ve eğer sen salavât-ı şerîfe çektiğinde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemle görüşüyorsun. Eğer sen bu idrakla salavât-ı şerîfe çekersen esneme kalır mı sende? Kalmaz. O zaman salavât-ı şerîfeyi senin dilin çekti sadece. Veya tevhidi benim gibi ben kendimden örnekliyim yalam yapacak çektin gittin.
Lâ ilâhe illallâh lâ ilâhe illallâh lâ ilâhe illallâh akıl başka yerde. Veya Allâh’ım sallallâhu aleyhi ve sellem seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ âlihî ve sahbihî ve sellim dedi ama akıl başka yerde. Öyle olunca evet tesir olmadı. Ara sıra yatarken YouTube’dan bakarak Suresini dinliyorum anda da neredeyse bitene kadar çok esniyorum. Tüm bunlara dikkat etmem gereken nedir? Allâh gafletten uzak eylesin. Âmîn. Kadın eşine nasıl itaat etmeli özellikle israf konusunda ve çocukları yetiştirme konusunda kocasını ne ölçüde dinlemedi. Kadın eşine Kur’ân ve Sünnet dairesinde itaat eder. Çocuklarını da Kur’ân ve Sünnet dairesinde yetiştirmeye çalışır. İsraf konusunda da her ailenin ve her bireyin hayat standartı farklıdır.
Buna ekonomisi girer, kültürü girer işin içerisine, buna sosyal çevresi girer. Öyle olunca bir başkasına göre israf olan bir başkasına israf olmaz.
Annem ve Sarmaşık Menkıbesi
Ben şimdi içinizden tanıdıklarım var benim mesela oturduğunda yarım kuzu yiyor. Onun için israf değil o. Mesela öyle kültürü olanlar var. etsiz yemeği yemekten saymıyor. Aileden öyle görmüş. Bu kültürle alakalı. bu parayla, pulla alakalı değil. annem rahmetli otçuydu. Onun için ot olmazsa yemek yemek değildir. Otu severdi. Annemin ailesi sülalesi komple otçuydu. Babam da gene etçi ve kuru bakliyatçı. Babama sabah akşam börek yap, sabah akşam kuru bakliyat pişir, sabah akşam et pişir. Hiç başka bir şey yok. Otu görünce adamın saçları diken gibi oluyordu. Sarmaşı biliyorsunuz siz değil mi? Sarmaşık tarifini. Var mı bilmeyenler? Oo baya varmış ya. Şimdi bizim orada bahar mevsiminde sarmaşık çıkıyor taze.
Babam annemin yemeğine karışmıyor. Bir patlıcan muhabbeti var bir de sarmaşık muhabbeti var. Ahmed Özbağ geldi mi? Orada mı? İçeride mi? Tamam. O da biliyor da tariften sorumluyum o yüzden. Şimdi sarmaşığı annem almış pazardan ot bildiğimiz kavurmuş yumurtalamış onu. Annem kendisi yiyor onu. Ondan sonra tabi babamın yemeği mutat onun yemekleri neyse. Sarmaşık bir gün böyle bir yemeğe kadar ot almış. Bir gün sofrada, ikinci günde sofrada. Hacı abi üçüncü gün mü oldu? O ikinci gün mü oldu ya? Ahmed Özbağ. Ne dedi? Heee şeker vurmuş demek ki ona. Normal değil o zaman ya. İsmail Abla onu dikkat et eve kadar götürürsün. Zannediyorum ikinci gündü galiba. Annem rahmetli sarmaşıyı koydu gene böyle sofranın üzerine koydu.
Hatası o. aşağıda dursaydı bir sıkıntı olmazdı. Böyle bu dedi hala daha soğuk. Bir sürü sarmaşığı koydu. Bir sürü sarmaşığı koydu. Bir sürü sarmaşığı koydu. Bir sürü sarmaşığı koydu. Bu dedi hala daha sofraya mı geliyor dedi duvara. Bir koydu. Ama çok böyle simetrik atıyordu. tabak böyle kenarından falan vurmuyor. Tabak böyle duvara bütün bir şekilde böyle vuruyor. Şakır şakır aşağıya iniyor. Gerçekten öyle simetrik tabak vuranı ben kendim dahi yapamıyorum ona. Biz deneyemedik tabi öyle bizde adamlık nerede var. Ondan sonra tabi onu vurdu. Ses kesildi. Kalktı sofradan. Bitti yemek faslı. Çıktı. Tabi gelecek gene. Hemen annem ortalığı temizledi. Zaten önceden kireç badanâ. Hemen kireçledi. Elinde köfte ekmekle geldi.
Koyduk sofrayı tekrar. Bizim Bayındır’ın meşhur yağlı köfte ekmek. Ondan sonra yoğurt. Yanında tahîn helvası. Hatırladın mı Hacı abi şimdi? Tabağı hatırladı. Tabakta kalmış o. Arkasını takip edememiş. Bu böyle geçti zaman geçti. Bir şey daha anlatayım şimdi size gene bir şey olsun. böyle bir hayat hikayesi gibi. Bunun üzerinden böyle bir zaman geçti. Böyle birkaç ay veya bilmiyorum birkaç sene filan. Şimdi kuyucu dayımlığı oluyor ya. Kuyucu dayımlığı oluyor ya. Onların evleriyle anneannemlerin evleri karşı karşıya. Anneannemlerin evinin önünde orada bir küçük bir bahçe var. Oraya ekip dikiliyor böyle sebze, yaz sebzesi, kış sebzesi. Annem oradan iki tane patlıcan koparmış. Bizim Bayındır’ın yerli yemeği pirinçli patlıcan yapıyorlar.
Pirinçli patlıcan yapmış. Annemin kendine ait yemek. babam gene yemiyor onu. Böyle annem yemeğe başladı. Anamın patlıcanı dedi mis gibi patlıcan kokuyor dedi. Bizde hemen projektörler babaya yöneliyor böyle bir şey olunca. tepki ne olacak? Bir kaş gitti geldi onun. İçimden dedim eyvah. Fırtına öncesi bu dedim. Annem ikinciyi bir daha söyledi. Mis gibi patlıcan kokuyor dedi. Böyle onu ben hissediyorum. Renk değişti bunda. Annem rahmetli illaki söyleyecek ya. Üçüncüyü söyledi. Anamın bahçesinden mis gibi patlıcan kokuyor dedi. En son tabağı ben duvarda gördüm yine. Yine çok simetrik. Tabak öyle bir duvarda böyle seyrediyorsun böyle ağır çekim gibi. Tabak gidiyor, güğürür, çıkır çıkır aşağı iniyor.
Hacı abi tabak mıydı, sini miydi ya? Hatırladın mı onu?
Patlıcan Tabağı ve Bayındır Köftesi
Bakır tabak. Evet. Bakır tabak. Evet. Tamam hafıza yerine gelmeye başladı. Şakır şakır şakır şakır indi gene. Gene kalktı babam. Annem oturuyor şimdi. Annemin ritmik olarak hemen ortalığı temizleyip toparlaması lazım. Gelecek çünkü. Baktım annem kızdı böyle somurtuyor oturuyor böyle. Anneme dedim kalk temizle gelecek şimdi dedim senin ağzını yüzünü köpeğe giderim dedi. Bir bana yüklendi tabak kalktı temizledi. Babam Allâh rahmet eylesin hiçbir şey yokmuş gibi güle güle geldi gene. Çok rahat gülüyor bir sıkıntı yok geldi hemen sofraya kurulduk gene yine köfte ekmek. Tabii normalde onun bir muhsin vardı ya Tahsin’in âbisi. O asker arkadaşı. Bize gidin diyor muhsin’e bazen köfte yapsın gelsin veya helvâ alın veya yoğurt alın.
Biz oradan alışveriş ediyoruz. Onun asker arkadaşı bir de çok samimi. Gene oradan kendisi getiriyor. Bizim orada ayıp söylemesi. Ekmek yağlanıyor içine köfte dolduruyorlar böyle. Biz o böyle Bayındır’ın kendi böyle güzel bir köftesi var şimdi Nuri yapıyor onu. Reklam da yapayım biraz da. Muhakkak Nuri’ye gidip köftesinden yiyin. Nuri yüzde değil mi isterim. Bu tabii geldi. Burası bu sefer daha enteresan. Annem böyle yüzü asık. Anneme tokat. Sen ne yüzün asık diye. Annem ne yapayım yapayım dedi. Evet yapacaksın dedi. Gerçekten de kadın gülmeye başladı sonra. Allâh rahmet eylesin her ikisinden de. Şimdi annem böyle şeydi. annem böyle bir şey dedi. Allâh rahmet eylesin her ikisinden de. Şimdi annem böyle şeydi. ota yönelikti yemesi içmesi.
Babamınki de şey göçmen adam dedi aç göçmeni. Sabahtan akşama kadar ne o mâcer böyle yap. Sabahtan akşama kadar kuru fasülle, nohut, pilav ondan sonra et yemeği, yahnî falan böyle. Ağır yemekler öyle şey değil size ağır gelir şimdi bize ağır gelmiyor da bizim kültürümüz o. Böyle şeyin bir de ne o dede ağacın ne kadar şeyi varsa kültürü babamda var. Akıtmayı bilmezsiniz siz. Etli salçalı yağnili. Siz yapıyonlardır sizde yufkadan. Yapıyolar değil mi? Böyle kocaman kocaman et de var üzerinde. Nohutlar yapar sizinkini nerede yapıyordur? Tabi. Öyle babamın şeyi börek sabahtan akşama kadar. Evet kültür bu. Şimdi ona kalkıp da ona israf diyemezsin onu. Hele babama o diyeceksin bu israf diye sen duvardan soluklanırsın.
Allâh iyi etsin inşâallâh. O yüzden israf denilince kültür giriyor işin içerisinde. Ne bileyim o ekonomi giriyor sosyal gösteriş olmayacak. şat ağız şatafat olmayacak. Yine de israftan uzak durmakta fayda var.
Cep Telefonu, Berât Kandili ve Kapanış
Cep telefonu ile tuvalete girmek ve uzundurmak doğru mu? Bismillâhirrahmânirrahîm. adam şimdi tuvalete giriyor herhangi bir yerde cep telefonu üzerinde. Ne yapacak şimdi? Telefonu bir yere mi bırakacak girecek? Ayrıca telefon ekranında o anda Allah kelimesinin görülüp orada okunması doğru mu? Vallahi bilmiyoruz. Bunların fetvâları yok. Cep telefonu zaten fetvâ ile bizim ülkemize girmedi. Cep telefonun önünde neden Allah kelimesi olsun ki? Böyle şey mi yapıyorlar? Ne o? Ekran resmi yapıyor o Allah kelimesinin öyle mi? Yapmayıverin ya. En iyisi Allâh’ıma sığınırım inşâallâh. Yine bu hadîs-i şerîf bizim kaldı yine. Yine boş zamanında yapacağız inşâallâh. Haklarınızı helal edelim. Tabi bu arada biz normalde kandilden sonraki ilk sohbet.
Öyle değil mi? Kandildeki katılımlardan dolayı hizmet edenler, katılanlar, gönlü bizde olanlar, gelemeyenler her neyse hepsinden de Allâh râzı olsun. Herkese ve hepinize teşekkür ediyorum. Gerçekten zannediyorum güzel bir kandil programı oldu. İnşâallâh önümüzdeki Perşembe değil bir dahaki Perşembe herhalde değil mi şey? Berât Kandili. Önümüzdeki Perşembe değil bir dahaki Perşembe değil. Bir dahaki Perşembe değil. İnşâallâh Berât Kandili olacak. O zaman da burada sohbeti olmayacak. İnşâallâh yine salonda olacak. Tabi bu arada da ayın son pazarıyla Mi’râc Kandili aynı güne denk geldi. Tabi Çanakkale’de ondan sonra Gelibolu Mevlevîhânesi’nde da hem iftâr oldu hem de orada kandil programı hem de Semâ, Dursun, mutat programı da orada devam etti.
O yüzden başta Hâlid kardeşi olmak üzere bütün Çanakkale ve orada hizmet eden ve oraya da katılan kardeşlerden Allâh râzı olsun inşâallâh. Bu da güzel bir mutluluk. Hamdolsun iki yerde birden program çıkarılması, iki yerde birden program olması hem kardeşlerimizin gayretiyle birbirine bir şey yapması, iki yerde birden program olması hem kardeşlerimizin gayretini hem kardeşlerimizin bu konudaki hizmet aşkını aynı zamanda da yapabilirliğini görmek güzel bir şey. Tabi biz böyle bu konuda hamdolsun biraz daha aktifiz. O yüzden birkaç yerde birden böyle bir program yapabilirliğimiz var hamdolsun. O yüzden Çanakkale’de ve Gelibolu’daki kardeşlerin de bu konuda gayretlerinden dolayı onlara da ayrıyeten teşekkür ediyorum.
Allâh hepinizden de râzı olsun inşâallâh. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. El-Fâtiha. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Tevhîd Açılışı ve Duâ Faslı: Sohbet başında okunan selâm ve duâ âdâbı — Müslim, Selâm 3 (“Selâmı aranızda yayınız”); Âl-i İmrân 3/103 (“Hep birlikte Allâh’ın ipine sarılın, ayrılığa düşmeyin”); hakkı hak, bâtılı bâtıl bilme duâsı — Müslim, Duâ 73 (“Allâhümme erine’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâ’ahû, ve erine’l-bâtıla bâtılan ve’rzuknâ ictinâbehû”); Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı sarılma — Nisâ 4/59 (“Allâh’a itâat edin, Resûle itâat edin ve sizden olan ulü’l-emre de”); Tirmizî, İlim 16 (“Size iki şey bıraktım, onlara sarıldığınız müddetçe dalâlete düşmezsiniz: Allâh’ın kitâbı ve Resûlü’nün sünneti”); deccâliyet, şeytâniyyet, nefsâniyyet, hevâ-hevese uymaktan Allâh’a sığınma — Hazret-i Peygamber’in Deccâl’dan namazlarda sığınma duâsı: Buhârî, Daavât 44; Müslim, Mesâcid 128-129 (“Allâhümme innî eûzü bike min azâbi’l-kabri ve min azâbi cehennem ve min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât ve min şerri fitneti’l-Mesîhi’d-Deccâl”); nâr-ı cehennemden âzâd olma — Müslim, Zikir 11 (“Âmîn” duâsı sonrası icâbet); zikrin en üstünü — Müslim, Zikir 19 (“Efdalü’z-zikri Lâ ilâhe illallâh”); Hayrı konuşmak — Buhârî, Edeb 82 (“Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden ya hayır söylesin yahut sussun”)
- İbn Arabî’nin Deprem Öngörüsü: Muhyiddîn İbn Arabî kuddise sirruhû — Fütûhâtu’l-Mekkiyye ve Füsûsu’l-Hikem müellifi; Sahibu’ş-Şeceretü’n-Nu’mâniyye (İstanbul ve Osmânlı akîbetine dâir atfedilen eser) — Abdülhakîm Şeranî, Tabakâtü’l-Kübrâ, 2. cilt; evliyânın kerâmeti ve hakkı — Abdülkâhir el-Bağdâdî, Usûlü’d-Dîn; Teftâzânî, Şerhu’l-Makâsıd 5/72-78 (kerâmetin sübûtu); Mehdî’nin zuhûru hadîsleri — Ebû Dâvûd, Mehdî 1; Tirmizî, Fiten 43; İbn-i Mâce, Fiten 34 (“Ümmetimden benim âilemden ismi ismim, babasının ismi babamın ismi gibi olan bir kimse çıkacak”); Ye’cûc-Me’cûc — Kehf 18/94-98; Enbiyâ 21/96; Buhârî, Enbiyâ 7; Müslim, Fiten 110-118; Deccâl’ın zuhûru — Buhârî, Fiten 26; Müslim, Fiten 91-116; Dâbbetü’l-Arz — Neml 27/82; Müslim, Fiten 39; gayba müteallik konularda teemmülsüzce kehânet yapmanın tehlikesi — Lokmân 31/34 (“Kıyâmet vakti bilgisi Allâh’ın yanındadır”); Cinn 72/26 (“Gaybını kimseye açıklamaz”); kerâmeti hayât düzenleyici yapmanın reddi — İbn-i Teymiyye, el-Furkân; Şâtıbî, el-İ’tisâm; depreme karşı tatbîkât yapmanın sünnetullâha uygun sebeb tutuculuk oluşu — Ra’d 13/11 (“Kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allâh bir kavmin hâlini değiştirmez”); İçişleri Bakanlığı’nın okul tatbîkâtı (27 Mart 2022 civârı) — dönemin basın arşivleri
- Belde Harâmları ve Peygamber’in Hadîsi: “Bir beldede fuhuş, kumar, zekât verilmemesi, haksızlık ve adâletsizlik yaygınlaşırsa orada kuraklık, depremler, ânî ölümler, salgın hastalıklar baş gösterir” rivâyeti — İbn-i Mâce, Fiten 22 (“Ne zaman bir kavimde fuhuş âşikâre işlenir ise, onlar arasında geçmiş ümmetlerde görülmeyen vebâ ve hastalıklar yayılır”); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/94 (zekât verilmediğinde yağmur kesilir); Hâkim, Müstedrek; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân; belde ihmâline dair — A’râf 7/96 (“Eğer o belde halkı îmân edip sakınsalardı, onlara gök ve yerin bereketlerini açardık; fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakaladık”); Nahl 16/112 (“Allâh bir belde halkına misâl verdi: orası güvenli ve huzûrluydu, nimetleri bol bol gelirdi; fakat Allâh’ın nimetlerine nankörlük ettiler; Allâh da onlara korku ve açlık elbisesini tattırdı”); Rûm 30/41 (“İnsânların elleriyle kazandıkları yüzünden karada ve denizde fesâd çıktı”); Şûrâ 42/30 (“Başınıza gelen her musîbet kendi elinizle kazandıklarınız yüzündendir”); Nilüfer Polis Karakolu ve Görükle (Bursa) fuhuş kaydı (2021-2022 dönem) — emniyet müdürlüğü resmî kayıtları; eşcinsellik, kumar ve haram olarak Kur’ân hükmü — A’râf 7/80-81 (Lût kavmi); Bakara 2/219 (kumar); Mâide 5/90 (içki ve kumar rics); fuhuş yasağı — İsrâ 17/32 (“Zinâya yaklaşmayın, çünkü o bir fâhişeliktir ve kötü bir yoldur”); Nûr 24/2 (zinâ cezâsı); zekâtın terki — Tevbe 9/34-35; Buhârî, Zekât 3; uyuşturucu ve içkinin fâsıkâne serbestliği; ateistlik ve dinsizliğin yayılması — Câsiye 45/24
- Tarîkatlar Arası Toplantı Meselesi: Abdullâh Efendi Gürbüz’ün (kuddise sirruhû) zamânında şeyhlerin birbirleriyle toplanması âdeti — sûfî-sosyolojik muhâsebe: Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi; Hamid Algar, Nakşibendîlik; 28 Şubat 1997 post-modern darbesi ve tarîkatlar üzerindeki baskı — Ruşen Çakır, Ne Şerîat Ne Demokrasi; Hakan Yavuz, Turkey’s July 15th Coup; Şeyh Efendi’nin vefâtı ve halefin toplantılardan çekilmesi; tarîkatların bir araya gelmeden birlik oluşturamayışının teolojik arka planı — Âl-i İmrân 3/103 (Allâh’ın ipine topluca sarılma emri); Saff 61/4 (“Allâh sâflar hâlinde bir kurşunlanmış yapı gibi savaşanları sever”); Hucurât 49/10; Ankara, Bolu, Eskişehir, Bursa toplantı mahalleri — dönemin tarîkat şifâhî kayıtları; böyle toplantıların devlet tarafından “terör” isnâdına maruz bırakılma riski — TMK ve hukukî düzenlemeler; Mahmud Efendi Hazretleri (Mahmud Ustaosmanoğlu kuddise sirruhû, İsmâilağa cemâati) — Ertuğrul Düzdağ neşriyâtı; Menzil cemâati ve Seyyid Abdülbâkî el-Hüseynî silsilesi; Gavs-ı Sânî Seyyid Abdülbâkî el-Hüseynî; Nûr Talebeleri ve Bedîüzzamân Saîd Nursî — Risâle-i Nûr Külliyâtı; cemâatler arası birliğin idealite olarak önemi ve pratikte maddî-mânevî engelleri — İbn Haldûn, Mukaddime (asabiyyet); Fethi Gemuhluoğlu, Dostluk Üzerine
- Cemâatlerde Para ve Şeyhlik Ölçüsü: Tarîkat ve cemâatin Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin düstûrlarına bağlı kalma zarûreti — Âl-i İmrân 3/31 (“De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbi olun”); para, makam ve akçeli işlerin dergâha giremeyeceği — Yâsîn 36/21 (“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, bunlar hidâyete ermiş kimselerdir”) — Taberî ve Râzî tefsîrleri; Buhârî, Îmân 35 (“Mü’min kardeşini Allâh rızâsı için sevmek”); İbn-i Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn (ihlâs); şeyhten para talebinin câiz olmaması ve her türlü ücret isteğinin dergâhı ifsâd edişi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt, 252. mektûb (hakîkî zâhid); Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, Bâbü’z-Zühd; siyâsetçilerin, belediye başkanlarının, bürokrat ve imâr müdürlerinin maaşlarıyla orantısız servet edinişlerinin fıkhî tahlîli — haksız kazanç (kesbü’l-harâm) — Mâide 5/42 (“Onlar harâm yiyicilerdir”); Nisâ 4/29 (“Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin”); Bağ-Kur emekliliği ve aynı zamanda vergi mükellefi olarak ticârete devâm etmek — helâl kazanç yolları: Mülk 67/15 (“Yeryüzünde yürüyün ve rızkından yiyin”); Cum’a 62/10 (Cum’a namazından sonra yeryüzüne dağılıp Allâh’ın fazlını arama emri); sözün delilsiz geri alınmaması — Mâide 5/89 (yemîn tutmak); mezheb imâmlarının içtihâdlarından ayrılmamak — İmâm Şâfiî, er-Risâle; Sübkî, Cem’u’l-Cevâmi’ (içtihâdın şartları); hatâ ve rücû — Buhârî, Edeb 24 (“Her Âdem oğlu hatâ edicidir”); tövbe ve rücû — Nisâ 4/17-18; Tahrîm 66/8; şekerli-heyecanlı kimsenin konuşmasında itâat esâsı — Hucurât 49/2
- Habeşli Kadınlar Hadîsi ve İdrâk: Mescidin içinde Habeşli kadınların oynaması / süngü oyunu göstermesi rivâyeti — Buhârî, Salât 69; Buhârî, Îdeyn 25 (“Bir Bayram günü Habeşliler mescidde oyun-eğlence göstermişti, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazret-i Âişe’nin rıdâsı altına Aişe’yi alarak seyrettirmişti”); Müslim, Salâtü’l-Îdeyn 17-22; Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/56, 6/84, 6/136 (Hazret-i Âişe radıyallâhu anhâ rivâyeti: “Rasûlullâh beni rıdâsıyla örttü, ben de O’nun omzundan bakıp Habeşlilerin mescidde oynayışını seyrettim”); Nesâî, Îdeyn 34; Ebû Dâvûd, Salât 245; hadîsin te’vîli ve Ehl-i Sünnet fıkıh ulemâsının izâhâtı — Nevevî, Şerhu Sahîh-i Müslim; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî 2/442-450; delilsiz fetvâcı-başları ve enflasyon kadar fâize cevâz verilmesi tartışmaları (Bakara 2/275-281 kat’î harâm hükmü karşısında) — Diyânet Dîn İşleri Yüksek Kurulu fetvâları; hadîsleri reddeden ve âyetleri kendi algısına göre yorumlayan kimselerin İslâm’ı değil kendi algı-İslâm’larını yaşadığının tesbîti — Şâtıbî, el-Muvâfakât (maslahatın delile tâbi oluşu); âyet ve hadîs arasındaki İslâm ile insânların algıladıkları İslâm farkı — Sehl et-Tüsterî; Hakîm et-Tirmizî, Hatmü’l-Evliyâ; Cübbeli Ahmed Hoca’nın sosyal medyada benzer mevzûlarda suçlanışı (sosyo-teolojik mütalâa) — Mehmet Özyürek, Çağdaş Sûfîlik Tartışmaları
- Fiş Fetvâsı ve Fetret Ehli: Şahıs veya kurumsal şirket işlerinde vergi diliminde indirim almak için başkasının fişlerini kullanmanın (sahte gider belgesi sâhiplenme) dînî hükmü — Dârü’l-İslâm’da câiz değildir; haksız kazanç kapsamında — Nisâ 4/29 (“Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin”); Bakara 2/188 (“Mallarınızı aranızda haksızlık ile yemeyin ve bile bile günâh ile insânların mallarından bir kısmını yemeniz için onu hâkimlere aktarmayın”); Buhârî, Büyû’ 2 (“Alış-verişin temeli dürüstlüktür”); İslâm vergi hukukunda hîle ve fiktif belge — Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc; Maverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; Ramazân’da Sahur davullarının kalbe-gönüle depremler gibi inmesi tasavvufî hâl — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Acâibi’l-Kalb (hâl, makâm, zevk); İslâm dîni yayılmadan önce vefât eden insânların âkıbeti ve ehl-i fetret meselesi — İsrâ 17/15 (“Biz bir peygamber göndermedikçe kimseye azâb edici değiliz”); Fâtır 35/24; Mâide 5/19; fetret döneminde Hazret-i Îsâ aleyhisselâm’ın şeriâtına bî’at edenlerin şirke düşmeksizin dosdoğru İsâ dîninde kalanların cennete gideceği Ehl-i Sünnet görüşü — Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber (ehl-i fetret); Hazret-i Îsâ aleyhisselâm’ın gökyüzüne ref’i — Âl-i İmrân 3/55; Nisâ 4/157-158; Mâide 5/116-117; içten soru okumamanın âdâbı — meclis âdâbı — Buhârî, İlm 49 (sarâhat)
- Hastalık, Tedâvî ve Üstâda İntisâb: “Hiçbir hastalık yoktur ki Cenâb-ı Hakk onun şifâsını yaratmamış olsun” hadîsi — Buhârî, Tıb 1 (“Mâ enzelallâhu dâen illâ enzele lehû şifâen”); Müslim, Selâm 69; Tirmizî, Tıb 2; İbn-i Mâce, Tıb 1; Ebû Dâvûd, Tıb 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/377; şifânın aranmasının vâcib oluşu — Buhârî, Tıb 21 (“Tedâvî olunuz ey Allâh’ın kulları”); hastalıkla mücâdele etmenin kader ile savaşmak olmayışı — Ömer’in radıyallâhu anh tâûn bölgesinden geri dönüşü: Buhârî, Tıb 30 (“Allâh’ın kaderinden yine Allâh’ın kaderine kaçıyoruz”); sebeplere tevessül ve tevekkül — Âl-i İmrân 3/159 (“Azmettiğin zaman Allâh’a tevekkül et”); Selef ulemâsından şifâ aramayanların hâl-i münhasırı; dînin umûmî yolunun tedâvî olmak olduğu — Ebû Nuaym, et-Tıbbü’n-Nebevî; İbn-i Kayyım, et-Tıbbü’n-Nebevî; psikolojik olumsuzlukların mü’mini yetersiz hissettirmesi ve yataktan kalkamayanın ibâdet-i ferdiyyesi — Ankebût 29/2-3 (imtihân); Bakara 2/286 (“Allâh bir kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez”); her insânın kendine göre belâ, musîbet, derd ve hastalığı — Buhârî, Merdâ 1; Müslim, Birr 52 (mü’mine isâbet eden her elem kefâret); gece zikir yaparken havadaki genleşmeden sesler duyulması ve sebepsiz korku — mürşid-i kâmile intisâb ile vesveseden kurtulma; vird verilmesi âdâbı — Kuşeyrî, er-Risâle, Bâbü’l-Vird; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 2. cilt 40. mektûb; Kütüb-i Sitte’de geçen vird sayıları (33, 100, 1000, 3000, 5000 vs.) — Buhârî ve Müslim tesbîh ve tahmîd hadîsleri: Buhârî, Daavât 65; Müslim, Zikir 26 (“Namaz sonunda 33 sübhânallâh, 33 elhamdülillâh, 34 Allâhu ekber”); teberrüken vird verilmesi — Ahmed Sirhindî, Mektûbât; üstâdın izni olmaksızın kendinden vird oluşturmanın sakıncası — Abdülkâdir-i Geylânî, Gunyetü’t-Tâlibîn (silsile ve icâzet); mânevî şemsiye / nisbet — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb, Bâbü’r-Râbıta; Suyûtî, el-Hâvî li’l-Fetâvâ (evrâd ve intisâb)
- Esneme, Tevhîd Kal’ası ve Kadın İtâati: “Esneme şeytândandır / gafletendir, hapşırmak Allâh’tandır” hadîsi — Buhârî, Edeb 128; Buhârî, Bed’u’l-Halk 11; Müslim, Zühd 56; Ebû Dâvûd, Edeb 88; Tirmizî, Edeb 7 (“Tesâûb şeytândandır; sizden biri esnediğinde gücü yettiğince onu gidersin”); esneme esnâsında elin ağza koyulması — Müslim, Zühd 57; Hazret-i Peygamber’e karın ağrısıyla gelip üç defâ bal şerbeti emri alan adamın üçüncü günün sonunda şifâ bulması kıssası — Buhârî, Tıb 4 (“Senin karnın yalan söylüyor, kardeşine bal şerbeti içir”); Müslim, Selâm 92; Dârekutnî, Sünen; “Tevhîd benim kal’amdır; ona giren azâbımdan emîn olur” hadîs-i kudsîsi — Tirmizî, De’avât 42; Kuşeyrî, er-Risâle, Bâbü’t-Tevhîd; İbnü’l-Arabî, Fütûhât (kelime-i tevhîdin sırrı); düzgün ve müdrik tevhîd ile akılsız-kalıpsız tevhîdin farkı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Tevhîdi’l-Erbâb (kalb kıldırması); salavât-ı şerîfe çekerken Hazret-i Peygamber’le görüşme idrâki — Delâilü’l-Hayrât şerhleri, Yûsuf en-Nebhânî, Saadet-i Dâreyn; salavâtta gafletle dilin hareketi ve tesir eksikliği — Ahzâb 33/56 (salavât emri); kadının eşine Kur’ân ve Sünnet dâiresinde itâati — Nisâ 4/34 (“Kadınlar üzerinde erkekler yönetici ve koruyucudurlar; Allâh’ın birini diğerine üstün kılmasıyla”); Nisâ 4/19 (“Kadınlarınızla güzel geçinin”); çocukların Kur’ân ve Sünnet dâiresinde yetiştirilmesi — Tahrîm 66/6 (“Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi bir ateşten koruyun”); Buhârî, Ahkâm 1 (“Hepiniz çobansınız, her biriniz raiyyetinden mes’ûldür”); israfın kültürden, ekonomiden ve sosyal çevreden etkilenişi — İsrâ 17/26-27 (“Saçıp savurma; çünkü saçıp savuranlar şeytânların kardeşleridir”); Furkân 25/67 (orta yol); A’râf 7/31 (“Yiyin için israf etmeyin”)
- Annem ve Sarmaşık Menkıbesi: Bayındır (İzmir) kültürü ve ailevî mutfak — Anadolu otçu-etçi kadîm ayrımı ve helâl gıdâ edebiyâtı; annenin otçuluğu ve babanın et-bakliyatçı oluşu ile ortaya çıkan tabak fırlatma menkıbesi — âile içi adeta-edep örgüsü: Ömer Lütfi Barkan, Türk Yemek Kültürü; Âişe Nevber Gürsoy, Bayındır Mutfağı; “sarmaşık” denen (Calystegia sepium veya sarmaşık otu) bahar otunun yumurtayla kavrularak yenilmesi — Anadolu bitki yemek kültürü; patlıcan ve pirinçli patlıcan yemeği Bayındır yerlisi; ailevî şiddet örnekleri ve mahremiyyet sınırları içinde anlatım — Tirmizî, Birr 71 (“Hayırlınız âilesine hayırlı olanınızdır”); Nisâ 4/19 (“Kadınlarınızla güzel geçinin”); Müslim, Radâ 60-67; ailevî şakalar ve hikâye dilinde hâtıra aktarımı — sûfî halakalarda “menkıbe-i sağîra”; Ahmed Özbağ Efendi’nin bu hâtırada şâhid oluşu ve şifâhî teyîd; âile hikâyelerinin torun nesle aktarılmasının ehemmiyeti — Lokmân 31/13-19 (Lokmân’ın oğluna nasîhati); babanın-annenin hayırla yâd edilmesi — Buhârî, Edeb 1-9 (ana-baba hakkı); ölmüş anne-babaya sadaka ve duâ — Müslim, Vasıyye 14 (veledü’l-insân kat’î üçten sonraki hayır)
- Patlıcan Tabağı ve Bayındır Köftesi: Menkıbenin ikinci sahnesi — anneannenin bahçesindeki iki patlıcanın pirinçli patlıcan olarak yapılışı ve “anamın bahçesinden mis gibi patlıcan kokuyor” sözünün tekrârıyla gelen bakır tabağın duvarda simetrik izi; bakır tabak / bakır sini dökümü ve Osmanlı sofra mirâsı — Ömer Asım Aksoy, Atalar Sözü; Haşan Akay, Osmanlı Sofra Kültürü; kireç badanası / kireçleme — geleneksel Anadolu ev tamiri; kireçleyip sofranın yeniden hazırlanması ile yağlı köfte ekmek ve tahîn helvası getirilişi; Bayındır köftesi meşhûru ve Nuri’nin bugün bu köfteyi devâm ettirmesi — yerel esnaf kaydı; Tahsin’in âbisi Muhsin’in asker arkadaşı olarak mahalle-dükkân ilişkisi ve ticârette samîmiyyetin bereket sebebi oluşu — Buhârî, Büyû’ 15 (“Satıcı ve müşteri doğru konuşur izâh ederlerse alış-verişleri bereketlenir”); Müslim, Mesâkîn 37; etli salçalı yağlı akıtma (Bayındır-Yörük mutfak terimi) ve yufkadan yapılan nohut-etli böreklerin Anadolu’da bölgesel varyantları — Nevin Halıcı, Anadolu Mutfağı; baba tarafının göçmen kültürü ve kuru fasülye, nohut, pilav, et yemeği, yahnî ağırlıklı mönü — Muhâcirîn Anadolu mutfak etkileşimi; kültürel israfın mutlak değil nisbî oluşu — Kenz sûresi (Tevbe 9/34) zenginlik haddi ve kulların farklı hayât standartları; nihâyetsiz şatafat ve gösterişten kaçınma — İsrâ 17/27 (müsriflik şeytâniyeti); orta yol — Furkân 25/67; fakr-u zarûretten uzak ama taşralı samîmiyyete yakın sofra kültürü — Ahmed Hamdi Tanpınar, Beş Şehir (taşra sofraları)
- Cep Telefonu, Berât Kandili ve Kapanış: Cep telefonuyla tuvâlete girmenin ve orada Allâh kelimesinin ekran resmi olarak görünmesi meselesinin fıkhî-âdâbî boyutu — Kur’ân ve Sünnet’te doğrudan nass bulunmadığı için kıyâs yoluyla cevâb: Mâide 5/6 (tahâret emri) + İbn-i Hacer el-Heytemî, Tuhfetü’l-Muhtâc (helâya girerken Mushaf veya isim-i celâl bulundurmamak); Nevevî, el-Ezkâr, Helâ âdâbı; Remlî, Nihâyetü’l-Muhtâc; cep telefonunun fetvâ ile değil teknolojik dayatmayla girişi — modern fıkıh akademisi tartışmaları: Mecelle-i Fıkhiyye-i İslâmiyye (Cidde), modern vesâil kararları; ekran arka planında Allâh veya Resûlullâh isminin bulundurulması için muhkem bir sebep olmadığı îkâzı — sûfî edeb-i ism-i celâl; Miraç Kandili ile aynı güne denk gelen ayın son pazarı ve Çanakkale-Gelibolu Mevlevîhânesi’nde iftâr, kandil programı, Semâ ve Dursun (devrân) — Mevlevî âyîn-i şerîfi usûlleri; İsmâ’îl Ankaravî, Minhâcü’l-Fukarâ (Semâ âdâbı); Çanakkale’deki Hâlid kardeşin hizmeti ve cemâatin iki merkezde aynı programı çıkarabilme kâbiliyyeti; Berât Kandili — Duhân 44/3 (“Biz onu mübârek bir gecede indirdik”); Tirmizî, Savm 39; İbn-i Mâce, İkâmetü’s-Salât 191 (Şa’bân’ın 15. gecesinin fazîleti); Berât gecesi duâları — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’t-Tertîbi’l-Evrâd; kapanış: Efdalü’z-zikr “Lâ ilâhe illallâh” — Müslim, Zikir 19; Tirmizî, Deavât 9; salavât ile bitirme — Ahzâb 33/56; El-Fâtiha mâ-a’s-salavât kapanış âdâbı — meclis kapanışı Buhârî, Daavât 65 (“Meclisiniz kapanacağı vakit Sübhâneke duâsını okuyun”); Sürç-i lisân ettiysek affola âdâb-ı tasavvufiyye.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı