Tevhîd Açılışı ve Darü’l-Harb Fetvâsı
Allâh gecenize hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemize Hakk’ı, Hakk’ı, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı, Hakk’ı bilip Hak yolunda mücâdele edenlerden eylesin. Batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Cenâb-ı Hak Kur’ân ve Sünnet’e sınırlı yapışmayı nasip eylesin. Son nefesimize kadar Kur’ân ve Sünnet’i yaşayanlardan eylesin. Son nefesimizde îmân-ı selâmet versin. Son nefesimize kadar buyrun. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû diyerek yaşamayı ve böylece ölmeyi ve böylece dirilmeyi nasip eylesin. Âmin. Selâmün aleyküm. Aleyküm selâm. Geceniz hayırlı olsun inşâallah.
Hepiniz de hoş geldiniz. Önce tabii geçen hafta Perşembe günü kandil vardı. Hem Bursa’da kandil programı oldu. Hem aynı zamanda da Çanakkale’de kandil programı oldu. Her iki programa da katılan, katkıda bulunan, gayret eden, koşuşturan, mücâdele eden bütün kardeşlerimize inşâallah Allah hepsinden de razı olsun inşâallah. Cenâb-ı Hak cümlemizi nice kandillerde bir ve berâber eylesin inşâallah. Bu arada geçmiş olsun sana da. Medrese-i Yûsufiyye bitti mi? Allâh göstermesin bir daha inşâallah. Evet. Bazı cemaatlerden Türkiye için Darü’l-Siyâsî denildiğini duyuyorum. Fıkıhta, Darü’l-Harb, Darül-İslâm terimleri dışında böyle bir şey var mıdır? Sonradan çıkmalar bunlar hep. Şimdi normalde bu Darü’l-Harb, Darül-İslâm meselesi eğer bir baskı söz konusu olursa, bir kimse Türkiye Darü’l-Harb der ise, baskı söz konusu olur da Türkiye Darü’l-Harb der ise bu sefer fikir özgürlüğüne katmazlar onu.
Onu mevcut devletin anayasal düzenini teokratik düzene katmaktan, bağlamaktan, oradan buradan anayasaya aykırılıktan şey yaparlar. Ne o? Dava açabilirler. Korkuları bu. Birinci derece. İkinci derecede bir de şey var. Böyle Kur’ân ve Sünnet’i eğip bükmeyi seviyoruz biz. Rahatımızı bozmak istemiyoruz, huzurumuzu bozmak istemiyoruz nefis olarak. Böyle kendi kendimize dolanbaşlı yollar arıyoruz. Ben Süleyman Demirel’den dinlemiştim bunu. Hatta hiç unutmuyorum ben berberdeydim böyle, tıraş oluyordum. Süleyman Demirel açıklama yapıyordu böyle bir şeyde televizyon programında. Diyordu ki Türkiye bir Darü’l-Harb’dır. Süleyman Demirel söylüyor bunu. herkesin nurlu Süleyman dediği Süleyman. O Süleyman diyor.
Türkiye Darü’l-Harb’dır diye. Tabi bunun fetvâsını aslında şeyde vermiş. Son Osmanlı Şeyhülislâm’ı, ilk Cumhuriyet’in Diyânet İşleri Başkanı Mehmet Sabri miydi? Mustafa Sabri? Mustafa Sabri Efendi’nin fetvâsını vermiş, yayınlamış kitabında. Ondan sonra da Darü’l-Harb’da ikamet edilmez demiş. Hicret etmiş Şam’da medfûn. Bunun üstüne Diyânet bir daha fetvâ vermemiş zaten. Bir başkası da bunun üzerine hayır Darül-İslâm’dır veya Darü’l-Siyâset’ir veya Darü’l-Karışık’tır veya Darü’l-Neydi belirsizdir. Örneğim. Böyle bir fetvâ verememiş hiç kimse. Mustafa Sabri Efendi’nin o fetvâsı duruyor. Süleyman Demirel bazılarına göre hazretti. Bunu ben kulağımla duydum senin şeyhinden daha takva, evliyâdan dedi bana bir Risâle-i Nûr okuyucusu vardı Bayındır’da.
Ondan sonra onlar böyle iyi risalecilerdi. Böyle bir mevzu oldu böyle bir mevzu olunca senin şeyhinden daha takva, evliyâdandır o dedi.
Süleyman Demirel ve 28 Şubat Soruları
Ondan sonra tabi Süleyman Demirel’i onlar o Yeni Asya grubundandı onlar. Süleyman Demirel’i o böyle evliyâdan görüyorlardı. Tabi ben Risâle-i Nûr’a çok uzak bir kimse değilim. Bizim Bayındır’da bir kiraya verdiğimiz bir yer vardı. Korkuyorlardı Risâlecilere ev vermeye hatta Risâle-i Nûr okuyanlar böyle çok aşklı olanlar basılmaktan korktukları için kendi boş evlerini dahi şey yapmıyorlardı. Ne o? Ev yapmıyorlardı böyle orayı okumak için bir çalıştıkları ne diyorlar onlar okudukları yere? Vahit. Dershane. Dershane. Evet dershane yapmıyorlardı onlar. Gelip benden istemişlerdi. Ben de verdim kiraya. Öğrenciler filan kalıyordu. Arada bir karakola çağırıyorlardı böyle. Ondan sonra o yüzden yapmıyorlarmış zaten.
Karakola gitmek var ya sen bunları ne yapma verdin? Bunlar ne yapıyorlar burada? Sen biliyor musun? Filan. Biz de ülkücülükten alışkınız ya karakolmuş polismiş bekçiymiş birkaç gidip geldik o zaman için. normalde onlar Süleyman Demireli evliyâdan görüyorlardı. O evliyâdan gördükleri zat diyordu ki televizyonda Türkiye Darü’l-Harb’tir. Şimdi Hanefî mezhebine göre bakacak olursak İmâm-ı A’zam’a ve İmâm-ı Muhammed’e göre bir yerde İslâm hukuku yok ise orası Darü’l-Harb’tir. İmâm-ı Muhammed’e göre. İmâm-ı A’zam yanına iki dandağ şey ister. Bir Darü’l-Harb’e bitişik olması. İki daha önce eman verilenlerin, emanların kaldırılması. İmâm-ı Şâfiî daha önce Darül İslâm olan bir yer kâfirin tasallutu altına, işgalatına girse de asla Darü’l-Harb olmaz, orası Darül İslâm’dır der.
Yalnız bir televizyon programında bir anım var böyle bir emekli müftümüz vardı Bursa’da. Ondan sonra o böyle televizyonda ben televizyon demişim, radyoda soru cevap program yapıyordum ben. O böyle habire oradan soru soruyordu. Böyle şey yapmak için beni zorlamak için. Dedi İmâm-ı Şâfiî’ye göre dedi. Darül İslâm’dır dedi. Hocam sonra ki ben direkt artık o güne kadar hocam demiyordum ben. Ondan sonra faşettim onu. Dedim sayın emekli müftüm, sayın hocam dedim ikinci paragrafı oku. Durdu dedim sen söyleyemezsin ben söyleyeyim dedim. İmâm-ı Şâfiî dedim ikinci paragrafta der ki dedim orada İslâm hukuku icra edilmiyorsa son Müslüman şehîd oluncaya kadar oradaki Müslümanların cihâd etmeleri farz-ı ayndır der dedim.
Doğru mu dedim sustu. Sonra terörle mücâdele bastı zaten radyoya. Sonuçta o oldu. Şimdi o yüzden burası anayasa olarak bunlar böyle sıkıntılı sorulardır. Herkes bunlara cevap vermez. Bunlar problemli konulardır. bu soru soran arkadaş için söylemiyorum bunu. Birisinin tuzağı çekmek istiyorsanız bilhassa 28 Şubat ve öncesi bunlar tuzak sorulardı. Bu soruların siyâsî şûbe sorardı bana veya terörle mücâdele eden bir polis sorardı. Evet onlar gelirler sorarlardı direkt Türkiye Darü’l-Harb midir? Bunlar 28 Şubat öncesinin soruları. Böyle sorarlardı. Şimdi böyle bir ben böyle kaçamak için cevap verecek bir şey değilim. Anayasası ne diyor. Türkiye? Anayasa diyor ki Türkiye layık demokratik insan haklarına saygılı bir hukuk devletidir.
Doğru mu? Anayasasında diyor mu Türkiye Cumhuriyeti bir İslâm devletidir diye? Demiyor. O zaman kimse Türkiye Cumhuriyeti devleti İslâm devletidir diyemez. Dediği anda yasal süreç başlar cezayı yer. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn.
Dergâh Vazîfesinde Rehâvet ve Disiplin
Dergâhta hizmetin gönüllülük esasına dayalı olduğunu biliyoruz. Fakat görevli arkadaşların bazılarında görevlerine karşı bir rehâvet söz konusu yapılması gerekenlerin yapılmadığını gördüğümüz oluyor. Ya da görevinden dolayı yoğun olduğunu dile getirip şikayetvari konuşmalar duyuyoruz. Gönüllülük esasının beraberinde disiplin yerine rehâvet getirmesi normal mi? Evet. Yaklaşık ben 32-33 yıldır böyle bir topluluğun içindeyim. En büyük sıkıntı budur. Bizde çünkü gönüllülük esası vardır ama gönüllü olan kardeşler bazen böyle bazıları vazîfelerini yerine getirmekte disipline olamıyorlar. Oysa bu vazîfe kimseye zorla bir şey yaptırmayız çay dağıtılacaksa biz zorla kimseye çay dağıtırmayız. Yemek değıtırılacaksa biz zorla yemek değıtırmayız.
Kim gönüllü olmak isterse onlar hizmet yapar. Hiç kimse yapmazsa Mustafa Özbağ yapar. Sıkıntı yok bu konuda. Ama yapan arkadaşların gerçekten böyle rehâvete kapılmaları hoş değil. böyle davranacaklarına bir ben bu vazifeyi yapmak istemiyorum yapamıyorum zamanım yok. Ne vazifesi yapıyorsa yapsın. Bu tip zikir topluluklarının içerisinde şu vazîfe üstün bu vazîfe daha az üstün bu vazîfe daha fazla üstün böyle bir şey düşünülmesi hoş bir şey değildir. Şurayı silmek de vazîfedir. Burada gelene hoş geldin demek de vazîfedir. Ayakkabıları düzeltmek de vazîfedir. Hatta ayakkabılar orada gelen ayakkabıları boyamak da vazîfedir. Çay dağıtmak da vazîfedir. Yemek dağıtmak da vazîfedir. Yemek yiyenlere hizmet etmek de vazîfedir.
Yemeği birden hızlıca yiyelim bitirelim. Arkadaşlara da hizmet eden arkadaşlara da yardımımız olsun demek de vazîfedir. Şimdi eskisi gibi biz yolculuk yapmıyoruz. Öyle yolculuk yapmış olsak veya yolculuk yapanlar şimdi ben de eskisi gibi değilim benim disiplinimi iyi bilirler. Biz 6 otobüs 7 otobüs 8 otobüs ne ev şehire giderdik çıt yoktur. Yemek yenilecek yerler belli abdest alınacak yerler belli. Hızla şakır şakır her şey kurulur. Hızla şakır şakır her şey biter. Hiç böyle zerrece bir şey ortalıkta gevşeklik olmaz. Aynı şey şimdi bu Bosna’ya giderken de uygulanıyor. Bosna’ya giderken Allâh râzı olsun arkadaşlar böyle disiplinli. Ondan sonra anında sofralar kuruluyor hazırlanıyor. Anında yeniliyor kaplar kaldırılıyor anında.
Öyle mesela dergâhta keyif edilmez. Burası keyif yeri değildir burası disiplin yeridir. Akşam iftâr edilecek diyelim ki değil mi iftâr yemeği var. Hızla yemekler dağıtılır hızla yemekler yenilir hızla boşlar toplanılır. Mesela bunu zaman zaman görüyorum ben. Bilhassa bayanlarda ve erkeklerde de bazı arkadaşlar da var. o sofra bitmiyor o işi. Muhabbet ediyorlar bana. Allâh Allâh milletin işi var kardeşim işini bitirecek herkes. Sen muhabbetini sonra yap. Bir an önce yemeğini ye bir an önce yemeğini yedikten sonra sofra toplansın. Boşlar kaldırılsın. O hizmet edecek olanlar da sohbet dinleyecekler. Onların da vazifeleri var adam hem orada. Adam veya bayan hem orada yemek dağıtıyor hem de semâya çıkacak örneğin.
Veya orada çay dağıtıyor aynı zamanda semâya çıkacak. Veya orada mesela örnek şu anda çay dağıtan arkadaşlar var burada. sen hadi çay için söylemeyeyim de bunu. Veya yemek dağıtan arkadaşlar var. Sofralar kurulmuş yemek dağıtılmış. Orada beş kişi var bitmiyor yemekleri. Bir masa kurmuşlar orada yemekleri bitmiyor. Lak lak lak lak lak lak konuş Allah konuş muhabbet Allah muhabbet. Bizim tabiri caizse sarhoş sofrası denir ona. Muhabbet bitmez orada değil canım kardeşim ya burası dergâh. Sofra kummuş hızla yiyeceksin hemen yemeğini yiyeceksin kaldırılacak hizmet edilecek çünkü. Veya ne iş yapıyor kamera iş yapıyor. Hızla yapacak yerini kuracak bitirecek işini. Öbür kül ne iş yapıyor öbür kül başka bir iş yapıyor.
İşini bitirecek hızla. Böyle gönüllülük demek çok özür dilerim böyle lâkaytlık demek değil. Zaman geçiyor böyle bakıyorsunuz bazı şeyler böyle değişmeyince de üzülüyor insan. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden arkadaşlarımız kardeşlerimiz gönüllü kardeşlerimiz hizmet edenler ne iş yapıyorsa yapsın. Herkes işine disiplinliği yapacak diğer arkadaşlar da onlara yardımcı olacak. Hizmeti alan da ona yardımcı olacak inşâallâh.
Çalgı-Çengi ve Mezhep Sorgusu Tuzağı
Çalgı ve çengiyle oynamak bel kıvırmak abdesti bozar mı? Abdesti bozan hallerin içerisinde hiç okumadım böyle bir şey Hanefî mezhebine göre. Abdesti bozan haller belli. Bunları nereden çıkarıyorlarsa çıkarıyorlar böyle. İslâm toplumu ne yazık ki bu tip şeyleri böyle üretmeyi seviyor. Üretiyoruz biz böyle. Şimdi Ramazân geliyoruz biz sakızdan kıyâmet kopar gene. Üreteceğiz ya bir şey bunun gibi Allâh bizi affetsin. Ahirette Rabbimin huzûrunda hangi mezhebe göre sorgu suâl olacak? Normalde mezhepler bizim dini daha rahat yaşamamız için oluşmuş şeyler. Bunlar böyle cahilce sorular. işte mahşerde hangi mezhebe göre siz ondan sonra sorguya çekileceksiniz? Ben Hanefî mezhebine göre çekileceğim. Evet.
Hanefî mezhebi sünnet-i seniyyenin dışında değil ki. Hanefî mezhebi Kur’ân’ın dışında değil ki. Bir Şâfiî dese ki ben Şâfiîye göre sorgu mu suâlimi yaşayacağım. O da câizdir ki. Bunun mezhep düşmanları bunu milletin önüne koyuyorlar. Diyorlar ki mahşerde hangi mezhebe göre sen ben bu sorulara aşinayım. Bundan 30 yıl öncesinden aşinayım. Antrenmanlıyım ben bunlara. Bunlara antrenmanlıyım ben. Sonra bunlara böyle cevap verirken de ben bunların nereden kaynaklandığını söylediğimde kızıyorlar bana. Bu ülkeye mezhepsizliği getiren, mezhepsizliği getiren, Ali Şeriatî’yı getiren, bu ülkeye sünnet düşmanlığını, hadîs düşmanlığını getiren kesin belli. Evet. Bu ülke Ali Şeriatî’yı tanımazdı. Millî Görüşçüler Ali Şeriatî’yı tanıttılar.
Bu ülke mezhepsizliği tanımazdı. Bilmezdi. Onların üzerinden geldi. İstedikleri kadar bana hakaret etsinler. Hakaret etsinler. Bu hakaret edenler de zaten benim gibi 60 yaşında olanlar değil. Yeni yetmeler. Yeni yetmeler. Onlar bilmiyorlar. 1975’leri, 78’leri, 80’leri, 82’leri bilmiyorlar. İhtilâlden sonraki bilmiyorlar. Onlar bilmiyorlar. Onlar bilmiyorlar. Millî Görüş derneklerinde bu kitapların satıldığını, Ali Şeriatî’nın çevrilerinin satıldığını, bilmiyorlar. Mevdûdî’nin satıldığını bilmiyorlar. Evet. Seyyid Kutub’un satıldığını, çevrilerinin satıldığını, tefsirinin satıldığını, ucuza satıldığını, 24 ay taksitle satıldığını bilmiyorlar. İhvân-ı Müslimîn’in kitaplarını, Hasan el-Bennâ’nın kitaplarının çevrilerinin yapılıp satıldığını bilmiyorlar.
Evet. Ben o zaman mesleğimi okuyordum, bana kızıyorlardı. Beni küfürle itham ediyorlardı. Evet. Şimdi, şimdi mezhepsizlik, Türkiye’deki Müslümanların başında büyük bir bela. O gün hadîsler sahi mi değil mi diye, Ali Şeriatî’ın kuyruğuna takılanlar, bugün âyet inkâr ediyor. Bakın o profesörler bu âyet inkâr eden, hadîs inkâr eden, Sünnet-i Seniyye inkâr edenlerin var ya, hepsi de Millî Görüş’ün içinden çıkma. Mustafa İslâmoğlu. Birincisi, adam daha geçen ne diyor? Deist oldularsa diyor, iyi yoldalar diyor, sorgulayan akıl lazım bize diyor. Soruyor, gençler deist oluyor diyor, iyi yoldalar diyor, sorgulayan akıl lazım bize diyor.
Mezhepsizlik — Ali Şeriatî ve İslâmoğlu
Din kendi içerisinde, dinin kendi hükümlerini sorgulayacak akıl istemez. İtaat edecek, yerine getirecek akıl ister. Sen âyet-i kerîmeyi sorgulamazsın, anlamaya çalışırsın, idrâk etmeye çalışırsın, yaşamaya çalışırsın. Sen âyet-i kerîmeyi sorgulayamazsın. Bu senin işin değildir. Allâh’a itâat edin, Resulüne itâat edin, sizden olan emir sahiplerine itâat edin. Sorgulayın demiyor. Tefekkür edebilirsiniz. Varlığı tamamıyla tefekkür et. Ayeti kerimeyi tefekkür et. Hadîs-i şerîfi tefekkür et. Evet, her tefekkür edişinde âyeti kerimeden anladığın değilsin. Her hadîs-i şerîfi tefekkür ettiğinde hadîs-i şerîften anladığın değilsin. Eyvallâh. Bu zaten yasak değil ki. Ama sen bu Allâh’ın ayetini sorgularsan böyle âyet mi olur dersen küfre düşersin.
Böyle hadîs-i şerîf mi olur dersen küfre düşersin. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler, evet Allâh için zorluk yoktur. Mahşere çıktığınızda, örneğin, Hanfiye göre sen vitir namazını vâcib olarak algılamışsın, vâcib olarak kılıyorsun. Muhakkak sen vâcib olarak mahşerde onun hesabını vereceksin. Şâfiîsi onu nâfile olarak görmüş, kılmamış. O da Şâfiîye göre hükmedecek. Ameller niyetlere göredir, niyetin neyse onu göreceksin mahşerde. O yüzden böyle tuzak, mezhep soruları, tuzak bunlar. Bu arkadaş için söylemiyorum. Böyle ortalıkta dolaşıyorlar. Nerede bir namaz kılan Müslüman var ona bulaşıyorlar. Nerede oruç tutan bir Müslüman var ona uğraşıyorlar. Nerede bir ehl-i zikir var ona uğraşıyorlar.
Müslümanların en büyük handikabı bu zaten. Müslüman gidip de bir ateiste, bir deiste konuşacak hali yok zaten. Sebep bu arkadaşlar çapsız. Bunları konu eden arkadaşlar böyle bir ateiste, bir dinsizde mümkün değil konuşamazlar. Bir Müslüman mızrağını Müslümana yönlendirdiyse o şeytanın askeridir. Allâh muhâfaza eylesin. Rabbim korusun inşâallâh hepimizden.
Keman, Düğün ve Habeş Oyunu Menkıbesi
Bir de videonuzda geçen ay kemancı gördüm sizce câiz mi? Haram mı? Bir de altına dolaştığınızda bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de bir de altına not düşmüşler. Dînlerini oyun oyuncak edenler diye. Onlar kim biliyor musunuz? Münâfıklar. Bizim hangi dini bir akîde ile alay ettiğimiz görülmüş? Evet, biz keman da dinleriz, kemanın önünde de şarkı da söyleriz. Kütüb-i Sitte’ye bakın, Kütüb-i Sitte’de sahâbenin bu tip davranışlarını göreceksiniz. Okumaktan acizler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kendi mescidinde Habeşlerin kendi halk oyunlarını oynamasına müsaade etti. Bir de Ayşe annemizi izletti.
Biz dinimizi bilmeyen saf sahil, saf cahil insanlardan değiliz. Evet. Müslüman eğlenir, bayramda eğlenir, seyrân da eğlenir, düğününde eğlenir, nişanında eğlenir. Nikahında eğlenir. Müslüman eğlence zamanında eğlenir, helâl dairede. Biz şarkıda dinleriz, şarkıda söyleriz, şiirde okuruz. Evet. Öğütçümüzde hadîs-i şerîf. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri şiiri de dinletti. Kendisinin şâiri de vardı. Hazret-i Ömer onu susturmaya kalktı. Radıyallâhu Anh Hazretleri ”Sus ya Ömer! Onun sözleri dedi müşriklere, senin mızrağından daha keskindir.” Açın okuyun hadîs-i şerîfi. Habeşlilerin mescidin içinde tekrar söylüyorum bunu. Mescidin içinde, namaz kılınan mescidin içerisinde Habeşler kendi oyunlarını oynadılar.
Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri eliyle tempo tuttu. Bir de onlara dedi ki ”Ha güzel oynayın ha!” ”Neden?” Hazret-i Âişe annemizi istiyor. Âişe annemizi istiyor. Âişe annemizi güzel oyun izlesin. Diye onları teşrik etti bir de güzel oynayın diye. Buradan ekmek çıkmaz kimseye. O yüzden biz bir daha kemancı getirtir, bir daha dinleriz. Ne olmuş ki yani? Ali kaç yıldır dergâhtasın? O kadar yıllık değil. O kadar yıllık değil. O kadar yıllık değil. O kadar yıllık değil. O kadar yıllık değil. O kadar yıllık değil. 13 yıldır biz Ali’yi dinliyoruz. 13 yıldır biz Ali’yi dinliyoruz. Dinleriz. Biz biraz harâbâtız, biraz arabeskiz. Biraz kenar mahalle çocuğuyuz. Bizim harabatlığımızdan da arabeskliğimizden de bir şikayetimiz yok.
Beğenmeyen ders almasın. Ders almasın. Desin ki, ya bunlar harâbât, biraz da böyle arabeskler. Bunlar böyle kafaları esince de böyle bir şey yapıyorlar desin. Almazsın ders. Sıkıntımız yok bizim. Biz dini, Kur’ân, Sünnet, imamların ictihâdı dairesinde yaşıyoruz. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir şey yapmış mı, yapmış? hiç kimse onu yasaklayamaz. Sahabeler onu yapmış mı? Yapmış. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sahabelerin o yaptığını reddettiş mi? Hayır. Hiç kimse yasaklayamaz. Biz düğünümüzü düğün gibi yaparız. Eğlencemizi eğlence gibi yaparız. Biz yaparız canım kardeşim. Biz bu konuda Sünnet-i Seniyye bu hadîs-i şerîf var mı? Var. Bizi kimse durdurmaz.
Sen yapma. Seni de zorla burda şarkı dinletecek değiliz. Dinleme. var ya bir sürü şeylerde söylüyorlar. Açın Kütüb-i Sitte’den okuyun. Size bir eser daha vereyim. Süleyman Uludağ’ın mûsikîyle alakalı doçentlik tezi var. Süleyman Uludağ’ın mûsikîyle alakalı. Bulun, alın, okuyun. Gerçekten. Din adına bize neler yapmış millet neleri yasaklamış görün oradan. Ben düğünler biliyorum. şeyden İslâm öncesi düğünler biliyorum ben. Ağlatacaklar illaki düğünde kadını. En fazla ağlatan hoca, en güzel hoca. Gelini kim daha fazla ağlattı? O daha makbul bir hoca. Evleniyor ya kız evleniyor. En mutlu günü. Yok en iyi ağlayan o olacak. Ve erkeklerde de aynı. Bakın Kur’ân ve sünnetin dışında bir şeye cevap verirken cevap verirken helalı harâmlaştırmamak önemli. kadınla erkeklik vur patlasın, çal oynasın bu düğün câiz mi?
Değil. Evet. Ama bunun karşılığında bir şey yapacağız derken biz Kur’ân ve sünnetin bize serbest bıraktığı bir şey yasaklamayalım. Sanki hayatımızdan, her şeyimizden bunu böyle söyleyenler Kur’ân ve sünneti adapte etmişler de bu din dışıymış gibi gösteriliyor. Allâh muhâfaza eylesin. Haşr Suresi âyet 21 Şayet biz bu Kur’ân’ı bir düğün üzerine indirmiş olsaydık onu Allah korkusundan titremiş ve paramparça olmuş görürdün. bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz. Kur’ân daha indirilse parça parça edebilecek ise Kur’ân biz insanlara indirilmişken insana nasıl tesir etmeli, bu âyeti nasıl düşünmeliyiz. En güzel tesiri onu yaşamaktır. Yaşıyorsan sana tesir etmiştir. İnşâallâh. Cümlemizi yaşayalım inşâallâh.
E defallarca söylüyorum böyle uzun soru yazmayın diye. Okumayacağımı beyan ediyorum. Lütfen. E yine aynı. Lütfen. Soru. Az öncekinler gibi. Kısa, öz.
Uzun Soru Reddi ve Enerji Düşüklüğü Nasîhati
Günlük hayatımda enerjim çok düşük oluyor. Kur’ân-ı Kerîm okurken uykum geliyor. Zamanımı bereketli geçiremiyorum. Bu konuda nasihatlarınızı ve duanızı isterim. Teşekkür ederim. Allâh yardımcın olsun. Disipline edeceksiniz. Haramlardan uzak duracaksınız. İnsanın odağını dağıtan, insanın disiplinini dağıtan haramlardır. Haramlardan uzak durun. Tövbe edin. Allâh’ı zikredin. Bunlar insanı derler toplar inşâallâh. Ya bu yine yetişmeyecek günlerdir. Daha doğrusu haftalardır bu benimle dolaşıyor ama. Hakkınızı helâl edin inşâallâh. Çünkü bu yine yetişmeyecek. Evet bir soru soran varsa bir soru alıvereyim. Ondan sonra sohbete geçeyim. Evet bir soru soran varsa bir soru alıvereyim. Ondan sonra sohbete geçeyim.
Dostlar Meclisi Dost’un ve Cumhuriyet Savcılığı
Buyurun Ahmet. Efendim, Dostlar Meclisi Dost’un, Bâtın Dost’un, dini kutsallarımızla hakaret eden, halin getiren kişiler var. Tasavvuf ehli olarak biz, buna nasıl bir tepki gösterebiliriz? Eğer hepinizde ekip ve ekip halimiz varsa, tecrübe olarak bir şey yapabilir miyiz? Evet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ancak Cumhuriyet Savcılığına gider, suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Başka bir şey yapamazsınız. Ferdi olarak sizin dini ve dini değerlerinizi alay eden, bu noktada hakir gören bir şey oluşuyorsa, gidip Cumhuriyet Savcılığından suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Başka hiçbir şey yapamazsınız. Ne yazık ki böyle ilâhiyâttan bu tip sözler çıkınca, Diyânet susuyor. Herkes susuyor, ilâhiyat da susuyor.
Kendi yetiştirdikleri öğrenciler, kendi yetiştirdikleri profesörler, bunlar önceden böyle, tabiri caizse, fazla böyle ses çıkaramıyorlardı. böyle artık gününü mü beklediler, saatini, dakikasını mı beklediler, bu son zamanlarda, bunlar artık eşkare, âyet-i kerime-i inkâr ediyorlar. Eşkare, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin babasıyla alakalı hakaretler, onun ahlakına, nâmusuna sözler, bir başkası kalkıyor, Hazret-i Meryem annemizin üzerinde nâmusuna leke getirecek sözler gibi, bunlar artık böyle hani, ortam müsait, bunlara tepki gösteren yok, hatta alkışlanıyor, bunlar böyle, kimisi de toplumun bir kısmı da din ve dinle alakalı bir şey duymak istemiyor. Bakın, en büyük tehlikelerden birisi şu, toplumun din ve dinle alakalı meselelerde tepkisizleşmesi.
Bunun sebebi ne biliyor musunuz? Toplum artık din adına bir şey duymak istemiyor. Aldatıldı, kandırıldı, bıktı, yoruldu. Bir onun peşinden gitti, başka bir şey oldu. Onun peşinden gitti, başka bir şey oldu. Onun peşinden gitti, başka bir şey oldu. Artık Anadolu insanı yorgun. Bakın, Anadolu insanı yorgun. Zekatlar toplandı, paralar toplandı, himmetler toplandı, devasa binalar oldu, böyle harıl harıl bir şeyler yapmaya çalıştılar, televizyonlar kuruldu. Sonuç, herkes cebini doldurdu. Sonuç, hiçbir şey yok. Bakın, sonuca bakacağız. Ben hep diyordum, sonunu seyredin. Allah ömür verirsin, sonunu seyredin bir şeyin. Çünkü kendilerince, bu dini topluluklar çok kızıyorlar bana. Cemaatler, tarîkatlar, partiler, şahıslar, hocalar, hacılar, Diyânetçiler, ilâhiyâtçılar, dernekler.
Bu dinle alakalı bütün komplesi, büyük bir çoğunluğu. Herkes kendi şahsına zemin hazırladı. Geçindiler oradan. Hala da öleler. Hala da para topluyorlar, hala da geçim yolu yapıyorlar. Hala da bir makamlara geleceğiz diye uğraşıyorlar. Hala da bir parselleri toplayacağız diye uğraşıyorlar. Ve bunları yaparken de bu çok acı. Bakın, bu çok acı. Evet, dini istismar ediyorlar. Evet. Bu dini istismar ediyorlar. Evet. Söyleyince kızıyorlar. Dünün mücâhidi sonradan müteahhit oldu, sonra it oldu. Sonra ne idi, belirsiz insanlar olup çıktılar. Evet. Ama hepsi de zengin oldu mu? Evet. bazen diyorum ya, bana birisini gösterin. Belediye başkanlığı yapmış ve fakirleşmiş olsun. Milletvekili gösterin. Milletvekili yapmış, fakirleşmiş olsun.
Siyaset yapan, meclis üyeli, osu busu, meclis belediye başkan, yardımcılığı, hangi partiden olursa olsun, birini gösterin, o orada fakirleşsin. Yok. Yok, yok. Ve insanlar bıktılar artık. Din sözü duymak istemiyorlar. Evet.
Anadolu İnsanının Yorgunluğu ve Sessizleşme
O yüzden tepkisiz kalıyor. Adam âyet-i kerimeyi inkâr ediyor. Müslümanların umurunda değil artık. Ne yapsın? Sokağa mı dökülecek? Yapamazsınız. Aşureyi dağıtamadık. Adam dedi ki, izin almanız lazım aşûre ile alakalı. İzniniz olmadığından dolayı dağıtamazsınız dedi. 200 tane polis indirdi oraya. Aşûre, aşûre. Bildiğiniz aşûre. Yapamazsınız. gittik, ne o? Şeyde, Merinos’ta yeri kiralayalım, orada semâ edelim. Yerini kiralayalım, orada semâ edelim dedik. Güvenlik problemi var dedi. İzin vermedi adam. Yapamazsınız. O yüzden öyle sakın ha, böyle agresif işler, agresif hareketler yapmayın. Gidip Cumhuriyet Savcılığına bir dilekçe vereceksiniz. Diyeceksiniz ki şu zamanda şu yerde bu adam âyet-i kerimeleri inkâr etti.
Ve hatta bu kitabında burada Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin mübarek babası için böyle bir, çok üzülürüm ama fuhuşa düşkün bir insanmış gibi gösterdi. Bizim kutsal saydığımız şeylere hakaret etti deyip dilekçe verebilirsiniz. Bir şey çıkacağını zannetmiyorum ama bunu yapabilirsiniz. Evet bir şey çıkmayacak. bunu denedik birkaç seferde biz böyle savcılıkları müracaatta bulunduk, hadîs inkâr edenler falan bir şey çıkmadı hiç. Soruşturmaya gerek kalmadı. O yüzden bu işin acı tarafı. Ondan sonra neymiş? Türkiye Darü’l-Siyâsîymiş. Türkiye’de Kur’ân ve Sünnet’e sıkıntı yok. Türkiye’de Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışanlar susturuluyor. Bu yeni değil. Bu yeni değil. Bu topraklarda 300 yıldır bu var. 300 yıldır.
Gerçekten Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıyorsanız, bunu anlatıyorsanız, teblîğ ediyorsanız bu kolay değildir bu topraklarda. Sizin muhakkak sizde uğraşırlar. Ama Kur’ân ve Sünnet’in dışına çık, sapkınlaş, alkışlarlar sizi. Alkışlarlar sizi. İlim adam olursunuz. Sûfîyseniz en büyük sûfî olursunuz. Kitabınız olmasın varsınız. Siz hikmet sahibi olursunuz. Herhangi bir bilginiz olup olmaması önemli değil. Hikmet sahibi olursunuz. Yeter ki âyet-i kerimeler atın tutun. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini atıp tutun. Sahabeye atıp tutun biraz. Meslepleri komple zaten yok edin. Atın kenara. Bak nasıl baş tac edecekler sizi. Namazı da atın kenara. Ciddi ciddi söylüyorum bunu.
Namazı da atın. Onlar devlet dairelerinde cihâd ediyorlar. O yüzden namazı kılmasalarda olur. Onlar belediyelerde bürokratlar, belediyelerdeki bürokratlar, yüksek bürokratlar, devletteki yüksek bürokratlar, siyasetçiler, bunların hepsi de o işlerle koşarken cihâd ediyorlar. O yüzden namaz kılmasalarda olur. Bunun fetvâsını da almışlar. Bakın bunun fetvâsını da almışlar. Siz diyorsunuz ki, aaa bu şu partiden ya. o camide onun gördüğüne inanma sen. Bakın gidin ama Buhârî’den, Müslim’den, Tirmizî’den, İbn-i Mâce’den veyahut da gidin Kütüb-i Sitte’den fiten hadîslerini okuyun. Fitne hadîsleri. Fitne hadîslerini okursanız, bugünkü zamanı ve bugünkü müslümanları iyi yorumlarsınız. Fitne hadîslerini okuyacaksınız.
Bunlar okutulmaz. Mesela Türkiye’de fitne hadîsleri.
Fitne Hadîsleri ve Ahir Zaman Liderleri
Fitne hadîslerini okuyun. Fitne hadîslerini okuyunca zamanınızı, yaşadığınız zamanı, çevrenizdeki müslümanları, Müslüman toplulukları ne olduklarını göreceksiniz. Yeter ki o Bâbü’l-Fiten hadîslerini okuyun. Ciddiyim bu konuda. Bakın ne okuyacaksınız? Dicek ki ahir zamanda öyle gençler çıkacak ki bu gençler sakalsız olacaklar, yumuşacık konuşacaklar, ümmetin parasını yok edecekler. Siz bağlayın nereye bağlayacaksanız şimdi. Öyle liderler çıkacak ahir zamanda. Sizin dilinizden konuşacak. Ya bu hadîsleri muhteşem biliyor musunuz? Sizin dilinizden konuşacak diyor. Sizinle beraber namaz kılacak. Ama diyor, pikine düşenleri helaka götürecek. Okuyorsun böyle. Diyorsun ya. resmi bir sana doneler veriyor.
Şunu yapacak, bunu yapacak, bunu yapacak. Aaa bakıyorsun. Var. E var tabi. Onlar diyor, o liderleriz konuşuyor. Onlar diyor, Kur’ân okur. Kur’ân diyor, boğazlarından aşağı geçer. Kur’ân okur. Onlar diyor, boğazlarından aşağı geçmez. Haydi. o bizdenmiş gibi görünen lider, Kur’ân-ı Kerîm okuyacak. Ama o Kur’ân-ı Kerîm, boğazından aşağı geçmeyecek. Veya Kur’ân okuyucuları diyor. Kur’ân okuyucu, hadîs-i şerifin tabiri bu. Kur’ân okuyucular. Onlar diyor, onlar Kur’ân okuyucular. Onların okudukları Kur’ân diyor, boğazlarından aşağı geçmez. Bir hadîs-i şerîf de diyor ki, onlar Kur’ân-ı Kerîm’i ücret karşılığında okurlar. Ücret karşılığında okurlar. Onlar Kur’ân-ı Kerîm’i ücret karşılığında okurlar.
Muhteşem. Alimler anlatıyor, ahir zaman alimlerini. Onlar diyor, parayla fetvâ verirler. Evet. İnsanları saptırırlar. Bakıyorsun böyle, ah okuyorsun, ah diyorsun. Çaddak ya Resûlallâh. Adamlar televizyonlarda, aylık 40’ar, 50’ar milyar, 60’ar, 100’ar milyar, 150’ar milyar televizyonda program yapıyorlar. Bir de ağlıyorlar orada. Tabii böyle bir seslerini garipleştiriyorlar. Hadîs-i şerîf. O alimler diyor, sohbet ederlerken, insanları ağlatmak için uğraşırlar. Evet. Bir bakıyorsun, birisi ağlayacağım diye uğraşıyor. Sesini tuhaflaştırıyor. Böyle bir ses çok duygulandığı o hale getiriyor. Allâh’ım diyorsun ya. Hadîs-i şerîf uydu. E bakıyorsun şimdi. Hatta bizim Bayındır’da bir programa gittik.
Kutlu Doğum. Oraya ne o? Vefat etti. Döngeloğlu muydu? Evet. Onu söylediler, o gün üç yerde mi, iki yerde mi ne? Sohbeti varmış. Bizim normalde biz de orada belediyeyle alakalı. Biz ücret mücret yok. Biz de tabii memleketimiz diye gittik. O gün için adam 7 milyar almış. Yarım saatlik konuşmaya. Ben dedim, ne? Dediler ki, burada 20 dakika konuşma yapacak. 7 milyar. Bilmem nerede konuşma yaptı. Oradan geldi dediler. Dedim oradan da 7 aldı. Evet dediler. Buradan başka bir yere de gidecek. Bir 7 de oradan alacak. Adam bir gecede 21 milyar alacak. Asgarî ücret 1500 lira. Ben dedim ya var mı? Bu iş böyle değildir dedim ya. Bu sefer o işin içindeki kimse geldi. Bizim Bayındırlı çeteye sorun. Dediler ki, yok böyle.
Allâh’ım dedim ya Rabbi ya Resûlullah. Cenâb-ı Hak ona merhamet etti de koronadan öldü. Tabii eğer îmân ehliyse koronadan öldüyse temizlendi de gitti. İnşâallâh. Temennimiz o. Müslümanın cehenneme gitmesini istemeyiz. Ama düşünebiliyor musunuz? Onlar sohbetlerinden para alıyorlar. Yani? az önce bir arkadaş diyordu ya normalde keman çalınıyor diye. Ulan sabaha kadar keman çalalım biz de gidip de dinimizi paraya satmayalım. Sabaha kadar kemancı vursun kemana. Gidip de hadîs inkâr etmeyelim. Gidip de âyet inkâr etmeyelim. Gidip de dini paraya değişmeyelim. Gidip de sohbette zikrullâhı, vaazı, nasihati parayla yapmayalım. Bunu görmez ama kimse. Tabii. Gidip televizyonda adam 150 lira alır. Aylık.
Görmez onu kimse. Adam vaazlarda para toplar görmez onu. Kaç tane şeyh bulursunuz bana ülkede dervişlerden para toplamayan? Kaç tane hoca bulursunuz bana Türkiye’de? Dervişlerden para toplamayan? Kaç tane alim bulursunuz bana Türkiye’de? Almini, alimini paraya satmayan? Açık konuşuyorum. Evet. Bunun gideceğim eline yapacağım onun? Kaç tane siyasetçi gösterirsiniz bana? Para toplamayan, para almayan? Kaç tane belediye başkanı gösterirsiniz bana? Din darım diye geçip de yutmayan? Kaç tane milyar tekili gösterirsiniz bana? Din darım deyip de yutmayan? Bunların dinleri imanları para.
Dîni Paraya Değişen Hocalar ve Oy Kullanmama
Yoruldum. Yoruldum kelimesini kullanmak istemiyordum. Yoruldum artık. Yoruldum. Yazık bu ülkeye yazık. Bu vatana yazık. Bu millete yazık. Şu Müslümanlara yazık. Gerçekten yoruldum. Ondan sonra kemancı gel de vurdurmasın aldana aldana diye. Aldana aldana geliyoruz. Evet. Aldana aldana. Aldatıla aldatıla. Kandırıla kandırıla. Kandırıla kandırıla. Tecavüz edile edile. Kandırıla kandırıla. Tecavüz edile edile. Gözümüz açık, kulağımız açık. Tecavüz edile edile geliyoruz. Evet. Birisi de bunları söyleyince ters geliyor herkese. Evet. Tecavüz edile edile geliyoruz. İmanımız dinimiz şanımız şerefimiz, hayşiyetimiz. Evet. Tecavüz edile edile geliyoruz. Ben kendimce kendi dinimi yaşayacak kadar dinimi biliyorum.
Ben dinimi bildiğim için diyorum ki tecavüz arıyoruz. Ben kendimce kendi dinimi yaşayacak kadar dini bilgim var benim. Diyorum aldatılıyoruz, kandırılıyoruz. Mustafa Özbağ, bu kaçıncı kandırılışınız artık diyorum ya. Evet arkadaşlar benim adım Mustafa Özbağ. Ben hiç oy kullanmıyorum. Açıkça ilan ediyorum. Hiç kullanmıyorum. Bir tek anayasa değişsin ülkeye. Başkanlık gelsin diye evet oy kullandım. Ben oy kullanmıyorum Müslüman olduğumdan beri. Evet kullanmıyorum. Ben ilk aldatılmıştığımı çünkü ülkücülüğümde yaşadım. Dedim ki Müslüman bir yerden hadîsleri okuduktan sonra Müslümanı aynı yerden ısırılmaz. Mustafa Özbağ siyasetle işin bitmiştir pılını pırtını topla. Bitti. Bitti. Evet. Öyle böyle siyasetle böyle partiyle pırtiyle cemaatle dergahla tarîkatla.
İslâm gelmez. Aldanmayın. Aldanmayın. Tekrar söylüyorum bunu. Cemaatle, tarîkatla, partiyle, pırtiyle İslâm gelmez. Aldanmayın. Hele ülkedeki bu Müslümanlarla hiç gelmez. Anadolu’daki bu Müslümanlarla İslâm asla gelmez. Evet. Gelmez. Siz her sokağa cami yapsanız, bütün okullar imam atıp yapsanız, bütün üniversiteleri ilâhiyat yapsanız, kafanız, gönlünüz değişmedikçe İslâm gelmez. Sen cami inşaatından bire para götürüyorsan, derneğinle, vakfından, bilmem neyinle, sen tek yapacağım deyip de Müslümanların parasını ütüyorsan, sen Kur’ân kursu yapacağım deyip de Müslümanların parasını ütüyorsan, sen tarîkatım deyip de Müslümanların parasını, emeğini ütüyorsan, sen cemaatim deyip de Müslümanların parasını, pulunu ütüyorsan, haksızlık yapıyorsan, önce İslâm sana gelsin ya.
Bırak kardeşim beni. İslâm önce sana gelsin ya. Sen 200 okuyup da cebine parayı koyuyorsan, İslâm önce sana gelsin ya, bırak beni. Ben razıyım ya, ben keman çalacağım ya. Sana İslâm gelsin önce. Sen dün takaya binerken, bugün eser biniyorsan, din üzerinden, bırak ya İslâm sana gelsin önce ya. Önce İslâm sana gelsin ya.
Önce İslâm Sana Gelsin — Sarhoş Derviş Kapanışı
Sen belediye başkanı olduktan sonra, bir yere yaptırıyorsan, önce İslâm sana gelsin. Hangi parayı öyle yaptırdın? Önce İslâm sana gelsin. Sen gidip bürokrat olduktan sonra villalarına villa katıyorsan, önce İslâm sana gelsin be edepsiz. Sen bakan olduktan sonra namazı bırakıyorsan, önce İslâm sana gelsin ahlâksız. Önce İslâm sana gelsin. Biz dinimizden memnunuz. Biz bu halimizden de memnunuz. Aldanmayın. Kanmayın öyle. Mezhepsizin birisi çıkmış. Önce İslâm sana gelsin ahlâksız adam, satılmış İngiliz bozması. Hades inkârcısı, Yahudi bozmasısın, Moskof bozmasısın, Şeriri bozmasısın. Önce İslâm sana gelsin. Ahlâksız inkârcısı, şerîatsizin dökenlisi, kâfirin dökenlisi, önce İslâm ona gelsin. Onu görence tutar da kâfirin dökenlisi, önce İslâm ona gelsin.
Evet. Önce İslâm ona gelsin ya. Alın ya buradayım, Mustafa Özbağ burada. 78 sayfa yazmanıza gerek yok. Önce İslâm ona gelsin. Sûfî düşmanı, Semâ düşmanı, Zikir düşmanı, Hacis düşmanı, Âyet düşmanı, Mes’ap düşmanı, Müslüman düşmanı, Sakal düşmanı. Düşman. Ne? Müslümanmış. Hadi be. Müslümanmış. Önce İslâm ona gelsin. Önce İslâm ona gelsin. Kıyısından bak oradan buradan, Âyet-i Kerimelerden, Hadîs-i Şeriflerden, oradan buradan bir şeyler çıkaracağım duruşuyor. Dudumun dudunun dudunun dudunun, bilmem ne fetvâsı vermiş de, şu kadar fâiz olurmuş da. Faizci şerefsiz seni. Önce İslâm sana gelsin. Közel bir şey. Közel bir şey. Şerefli bir insan olsan, topraktan şeytan çarpmış gibi kaldırılır mısın? Ben öyle kaldırılmayacağım.
Evet. Eğip bükmek yok. İlahi. Evet. Eyüp bükmek yok. Faiz faizdir, haramdır. Yok Toki’nin fâizi câizmiş de. Yok şunun faizi böyleymiş de. Bırak. Faiz faizdir. Sen küfür ehliysen seninle benim aramda fâiz yoktur. Bitti. Bunu söyleyemiyor. Söyleyemez. Ensesinden tutmuşlar. Söyleyemez. Damadını oraya yerleştir, gelinini buraya yerleştir, küçük oğlanı buraya yerleştir, büyük amcasını buraya yerleştir, sülâlenin hepsini bir yerlere yerleştir, o adam konuşacak. Nereye konuşacak ya? Nereye konuşacak? Onun altına araba ver, ona oradan bir para ver, ona oradan bir şeyini yap, nereye konuşacak o? Konuşamaz o. O konuşamaz. O mahşerde dili böyle dili dili on sekiz metre çıkmış olarak kalacak. Âmîn. Süreyemeyecekler dillerini.
En büyük günah dinle anlatmak. En büyük günah. Evet. O yüzden sizin kemanınıza kurban olsunlar. Evet. Sizin Zeybeğinize kurban olsunlar. Âmîn. Sizin semanınıza kurban olsunlar. Âmîn. Sizin zikrinize kurban olsunlar. Âmîn. Sizin kardeşliğinize kurban olsunlar. Âmîn. Sizin îmânınıza kurban olsunlar. Âmîn. Sizin İslâmınıza kurban olsunlar. Âmîn. Sizin sûfîliğinize kurban olsunlar. Âmîn. Bizim sarhoşumuz sarhoşumuz. böyle yoldan biz yoldan çıkmış deriz ya benim için yoldan çıkmış değildir. Dervişimiz ama içmiş sarhoşumuz var ya bizim. Böyle geliyorlar bazen kabın önünde. Baba. Kuzum diyorum kuzum gel. Gel sen. Onun îmânı bugün alimim diyen geçinenlerden iyi. Onun îmânı şeyhim diye geçinip cebine dolduranlardan iyi.
O kapıyı biliyor. O kapıyı biliyor. O Allâh’ı biliyor. O Allâh’ı biliyor. O ham sopu kabayobaz onun sarhoşluğuna takılıyor. Kendi namazsızlığını görmüyor. Kendi yuttuğunu görmüyor. Kendi katakülleli işlerini görmüyor. Kendi haramını görmüyor. O toparlayacak. Mikser gibi. Yutacak. Yutacak. Evet sohbet CD’lerinin kapının önünden satın almayacaksınız merak etmeyin. Çoğaltabilirsiniz. Yücret de ödemeyeceksiniz. Kitaplara da ücret ödemeyeceğiniz. Ben oturup yazmadım kitabı. Benim öyle bir kitabım yok. Sohbetlerden derlemiş arkadaşlar. Bir bayan var. Neslihan Hanım. O sohbetleri normal dinleyip yazıya çevirdi. Bastırdık kitabı. Dağıttık arkadaşlara. Ücretsiz. Din ücretsizdir arkadaşlar. Din ücreti değildir.
Hiçbir peygamber teblîğinden dolayı ücret almamıştır. Peygamber’in yolundasan ücret alma. Peygamber’in yolundasan teblîğinden ücret alma. Peygamber’in yolundasan ücret alıyorsun. Peygamberin yolundan değilsin. Beni ilgilendirmiyor. O dinle alakalı ne yaptıysa ücret almadı. Nereden geçindi? Cihattan geçindi. Ya cihâd et, ya ticâret et. Ya da sanatla uğraş. Ya da bir mesleğin olsun. Veya memurluk yap bir yerde. Ama dinden geçinme. Ha sen Diyânette mühdüsün. E an devlet memurusun. Diğer devlet memurlarından bir üstününün var. Aynı. Kendini kutsallaştırma. Bir farkın yok. Müftüyle komiserin bir farkı mı var? Ikisi devlet memuru. Kendisini kutsallaştırmasını hiç kimse. Âmîn. Ecibnî. Destur.
Kaynakça ve Referanslar
- Tevhîd Açılışı ve Darü’l-Harb Fetvâsı: Sohbet açılışında okunan Kelime-i Şehâdet — Buhârî, Îmân 1; Müslim, Îmân 29; hakkı hak, bâtılı bâtıl bilme duâsı — Müslim, Duâ 73; Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışma — Âl-i İmrân 3/103, Nisâ 4/59; Medrese-i Yûsufiyye (cezaevi) tabiri — Risâle-i Nûr külliyatı, Said Nursî, Lâhikalar; Darü’l-Harb / Darü’l-İslâm ayrımı ve şer’î hükümleri — Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâi’ 7/130; Serahsî, el-Mebsût 10/114; İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 4/175; İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin Darü’l-Harb tanımı (üç şart: İslâm hükümleri tatbîk edilmemesi, Darü’l-Harb’e bitişik olması, önceden verilen emânların kaldırılması) — Merginânî, el-Hidâye, Kitâbü’s-Siyer; İmâm-ı Muhammed eş-Şeybânî’nin daha hafif tanımı (sâdece İslâm hükümlerinin olmaması) — Muhammed b. Hasan, es-Siyerü’l-Kebîr; İmâm-ı Şâfiî’nin “Darü’l-İslâm olan bir yer kâfirin tasallutuyla da olsa Darü’l-İslâm kalır, fakat orada İslâm hükmü icrâ edilmiyorsa son Müslüman şehîd oluncaya kadar cihâd farz-ı ayndır” fetvâsı — Şâfiî, el-Ümm, Kitâbü’s-Siyer; Nevevî, Ravzatü’t-Tâlibîn; son Osmanlı Şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi’nin 1924 sonrası Türkiye Darü’l-Harb’dir fetvâsı ve Mısır’a (Şam değil; Mısır-Zekâzîk’e) hicreti — Mustafa Sabri, Mevkıfü’l-Akl ve’l-İlm ve’l-Âlem; Mahmut Kar, Mustafa Sabri Efendi; Süleyman Demirel’in televizyon programında “Türkiye Darü’l-Harb’dir” açıklaması dönemin basın arşivlerinde; Risâle-i Nûr dershâneleri ve 1980 sonrası Bayındır-İzmir baskıları — sözlü târih; anayasal düzen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laik demokratik hukuk devleti tanımı — TC Anayasası madde 2; dînî terminoloji ile anayasal düzen arası gerilim — Ali Bulaç, İslâm ve Demokrasi
- Süleyman Demirel ve 28 Şubat Soruları: 28 Şubat 1997 post-modern darbe süreci ve dînî cemaatlere yönelik baskı — Hakan Yavuz, Modernleşen Müslümanlar; siyâsî şûbe ve terörle mücâdele birimlerinin dînî kimliği takibi — dönemin adlî belgeleri; “Türkiye Darü’l-Harb midir?” tuzak suâli ve Müslüman vatandaşı “anayasal düzeni bozmaya teşebbüs” ile suçlama zemîni — Türk Ceza Kânûnu madde 309 vd.; Hanefî fıkhında Darü’l-Harb’de mukîm olmanın hükmü ve hicret mecbûriyyeti — Kâsânî, Bedâi’; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr; İmâm-ı Şâfiî’nin yanlış aktarılması ve tashîhi — Şâfiî, el-Ümm, cihâd bâbı (ikinci paragrafın unutulması); radyo programlarında emekli müftü ile canlı tartışma hâtırası; Süleyman Demirel’in “nûrlu Süleyman” lakabı ve Risâle-i Nûr talebelerinin ona bakışı — Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Said Nursî; Yeni Asya grubu ile ana Risâleci damarın ayrışması — Niyazi Beki, Risâle-i Nûr Ekolleri; 1975-1982 dönemi Millî Görüş yayıncılığı ve Ali Şeriatî/Mevdûdî/Seyyid Kutub/Hasan el-Bennâ/İhvân-ı Müslimîn çevirilerinin 24 ay taksitle dağıtımı — Süleyman Ateş, Kur’ân’ın Evrensel Mesajı önsözü
- Dergâh Vazîfesinde Rehâvet ve Disiplin: Tarîkat âdâbında hizmetin gönüllülük esâsı ile disiplin arasındaki denge — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, Bâbü’l-Hidme; Ebû Nasr es-Serrâc, el-Lüma’, Kitâbü’s-Suhbe; dervişin mürşidine ve ihvânına hizmet edebi — Abdullâh b. Mes’ûd: “İhvânınızı, kendinize tercîh ediniz” (Buhârî, Edeb 27); “en hayırlınız âilesine (ve ihvânına) en hayırlı olanınızdır” (Tirmizî, Menâkıb 63); hizmetin şer’î hükmü — Buhârî, Edeb 6 (“Müslümanın Müslümana hizmeti sadakadır”); sofranın hızlı kurulup kaldırılması âdâbı — İmâm Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Âdâbi’l-Ekl; iftâr âdâbı — Buhârî, Savm 45; Müslim, Sıyâm 29; yolculuk intizamı ve cemâat disiplini — Ebû Dâvûd, Cihâd 88 (“Üç kişi yolculuğa çıktığında birini kendilerine emîr seçsinler”); Bosna ziyâretleri sırasında uygulanan disiplin (şakır şakır sofra kurma-kaldırma); dergâhtaki çay/yemek dağıtma vazîfesi ile semâ icrâsının eşzamanlı yürütülmesi; “sarhoş sofrası” tabiri ile lâkaytlığın reddi — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, edep bâbları; muhabbet ile vakti israf etmenin mekrûh olması — İmâm Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Rubu’i’l-Âdât; hizmet edenin aynı zamanda semâya çıkması ve böylece cem’ hâli — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Fîhi Mâ Fîh, Bölüm 16
- Çalgı-Çengi ve Mezhep Sorgusu Tuzağı: Abdesti bozan hâller — Hanefî fıkhında: el-hades-i asgar (bevl, gâit, rîh, yellenme, kan-irin akması, kusma, kahkaha, uyku) — Mevsılî, el-İhtiyâr, Kitâbü’t-Tahâret; İbn-i Nüceym, el-Bahru’r-Râik 1/37; çalgı ve oynamak abdesti bozan hâller listesinde yoktur — Kâsânî, Bedâi’ 1/23; mahşerde mezhebe göre hesap suâli meselesinin tutarsızlığı — Şâtıbî, el-Muvâfakât 4/118 (niyyetin muteberliği); “Ameller niyetlere göredir” hadîsi — Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1; Müslim, İmâret 155 (Ömer b. Hattâb radıyallâhu anh rivâyeti); Hanefî’nin vitir namazını vâcib, Şâfiî’nin nâfile telakkîsi — İbn-i Kudâme, el-Muğnî 2/143; mezheblerin müçtehid imamlara ve ictihâda dayalı icmâlı sistemler oluşu — Taşköprîzâde, Mevzûâtü’l-Ulûm; Müslümanın Müslümana mızrak yöneltmesi ve şeytânın askeri olması — Müslim, Fiten 18 (“Kim bizim üzerimize silâh çekerse bizden değildir”); Buhârî, Fiten 7; deist/ateist gençlik söylemi ve “sorgulayan akıl” savunması — Mustafa İslâmoğlu’nun 2020-2022 dönemi yayın ve sosyal medya beyânları; itâat âyetleri — Nisâ 4/59 (“Ey îmân edenler! Allâh’a itâat edin, Peygamber’e itâat edin ve sizden olan emir sâhiplerine itâat edin”); tefekkür emri — Âl-i İmrân 3/190-191, Sâd 38/29, Muhammed 47/24
- Mezhepsizlik — Ali Şeriatî ve İslâmoğlu: Mezhepsizliğin Türkiye’ye Millî Görüş yayıncılığı üzerinden girişi (1975 ötesi) — Ali Şeriatî, Dîne Karşı Dîn, İslâmşinâsî; Ali Şeriatî’nin Humeynîci-İran devrim ideolojisi zemînindeki mezhep eleştirisi; Ebu’l-A’lâ Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân ve İslâm’da İhyâ Hareketleri tercümeleri — Pınar Yayınları arşivi; Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’ân ve Yoldaki İşaretler — Hisar Yayınları; Hasan el-Bennâ, Risâleler; İhvân-ı Müslimîn metinleri — Beyân Yayıncılık; hadîs inkârcılığının tarîhi — “Kur’âniyyûn” fırkası ve Hindistan’da Ahl-i Kur’ân hareketi — Mustafa Ertürk, Sünnet Müdâfaası; Türkiye’de hadîs inkârı — Yaşar Nuri Öztürk, Kur’ân’daki İslâm; Mustafa İslâmoğlu, Hayat Kitabı Kur’an ve sonraki “sorgulayan akıl” açıklamaları; “Deistler iyi yoldalar” ifâdesiyle yapılan tartışmalı beyânlar — 2021-2022 televizyon/YouTube programları; 73 fırka hadîsi — Ebû Dâvûd, Sünne 1; Tirmizî, Îmân 18; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/332 (“Ümmetim 73 fırkaya bölünecek”); Sünnet-i Seniyye’nin dinde hüccetliği — Şâfiî, er-Risâle; Sübkî, İhtisâs Sünen; âyet/hadîs sorgulamanın küfre götüren çizgisi — Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye; Ebû’l-Muîn en-Nesefî, Tabsıra
- Keman, Düğün ve Habeş Oyunu Menkıbesi: Müslümanın dînî eğlence sınırı — Buhârî, Nikâh 71; Müslim, Salâtü’l-Îdeyn 17; helâl dâirede eğlence — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kitâbü’l-Hazr ve’l-İbâha; Mescid-i Nebevî’de Habeşlilerin mızraklarla oynaması ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Hazret-i Âişe’ye izletmesi — Buhârî, Salât 69, Îdeyn 2, Menâkıb 15; Müslim, Îdeyn 18 (Hazret-i Âişe radıyallâhu anhâ rivâyeti: “Resûlullâh beni arkasına aldı, yanaklarını yanağıma dayadı, ‘Ha yâ Benî Erfide, güzel oynayın!’ diyordu”); Hz. Peygamber’in şâiri Hassân b. Sâbit — Buhârî, Bed’ü’l-Halk 6; Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe 151; Hazret-i Ömer’in Mescid’de şiir okunmasına müdâhalesi ve Hz. Peygamber’in susturması — Buhârî, Edeb 91, Bed’ü’l-Halk 6 (“Onun sözleri müşriklere oktan daha keskindir”); düğünde def çalma ve câriyelerin şarkı söylemesi — Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 46; Tirmizî, Nikâh 6; Süleyman Uludağ, İslâm Açısından Mûsikî ve Semâ (doçentlik tezi, 1976 Erzurum Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi); İmâm Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Âdâbi’s-Semâ ve’l-Vecd; İbn-i Hazm, el-Muhallâ (semâ ve mûsikî fetvâsı); Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, Bâbü’s-Semâ; Hazret-i Mevlânâ ve semâ — Mesnevî, 1. Defter; düğünde vur-patlasın çal-oynasın’ın kadınlı-erkeklik karıştığı zaman haram oluşu — Diyânet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu fetvâları; Haşr sûresi 21. âyet (“Şâyet biz bu Kur’ân’ı bir dağ üzerine indirseydik, muhakkak onu, Allâh korkusundan huşû ile paramparça görürdün”) — Taberî, Râzî, Kurtubî, İbn-i Kesîr tefsîrleri
- Uzun Soru Reddi ve Enerji Düşüklüğü Nasîhati: Sohbet âdâbında soru soranın kısa ve öz olmasının gereği — Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/287; İmâm Mâlik, Muvatta’, Kitâbü Cemî’u’s-Salât; Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in soruları en kısa hâli ile cevaplaması — Buhârî, İlim 29; Müslim, İmâret 21; enerji düşüklüğü ve ibâdette gevşeklik — Kur’ân okurken uyku gelmesinin sebepleri — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü Âdâbi Tilâveti’l-Kur’ân (kalp perdeleri); İbn-i Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn (fütûr hâli); harâmlardan uzak durmanın disipline edici tesiri — Buhârî, Rikâk 2; Müslim, Müsâkât 107 (“Helâl bellidir, harâm bellidir; arada şüpheliler vardır”); tövbenin kalbe cilâ vermesi — Müslim, Tevbe 20 (“Kul günâh işlediğinde kalbinde siyâh bir nokta oluşur, tövbe ederse cilâlanır”) — ayrıca Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/297; Mutaffifîn 83/14; zikrullâhın kalbe sükûnet vermesi — Ra’d 13/28; zamanı bereketli geçirmenin yolu — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/110
- Dostlar Meclisi Dost’un ve Cumhuriyet Savcılığı: Yûnus Emre Dîvânı’ndaki “Dostlar meclisi dost’un, bâtın dost’un” mısra’ı ve dînî kutsallara hakaretin hukûkî karşılığı; Türkiye’de dînî değerlere hakaretin Türk Ceza Kânûnu madde 216/3 (halkın bir kesiminin benimsediği dînî değerleri alenen aşağılama); tâkip usûlü — Ceza Muhâkemesi Kânûnu madde 158 (suç duyurusu); ferdî hukûkî yollar dışında sokağa dökülmenin mümkün olmaması — 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kânûnu; ilâhiyâttan çıkan Peygamber’in babası hakkındaki hakaretâmiz sözler ve Hazret-i Meryem annemizin nâmusuna leke getirici ifâdeler — 2015-2021 arası Türkiye kamusal dîn tartışmaları (akademik/medyatik arşiv); Diyânet’in ve ilâhiyat fakültelerinin sessiz kalması; “kontrollü müfredât” tartışması — Hatice Yaşar, İlâhiyat Fakültelerinde Paradigma Dönüşümü; ayet inkârına karşı yapılan savcılığa suç duyurularının akıbetsiz kalması — benzer adlî vakaların arşivi; aşûrenin sokak dağıtımının yasaklanması ve 200 polisin müdâhalesi — şehir belediye arşivleri (2010 sonrası izin rejimi); Bursa Merinos mekânında semâ icrâsına güvenlik gerekçesi ile izin verilmemesi — Bursa Büyükşehir Belediyesi kayıtları; agresif reaksiyondan men ve hukûkî yol takibi — İmâm Şâfiî, el-Ümm, Kitâbü’l-Cihâd (devlete tâbi olma); Nisâ 4/59 (ulü’l-emre itâat)
- Anadolu İnsanının Yorgunluğu ve Sessizleşme: Toplumun dîn adına duyduklarından bıkması ve tepkisizleşme dinamiği — Serdar Turgut ve Etyen Mahçupyan’ın toplum analizleri; cemaatler, tarîkatlar, partiler, hocalar, hacılar, Diyânetçiler, ilâhiyâtçılar ve derneklerin dîni istismârı — Necdet Subaşı, Türk Aydınının Din Anlayışı; Hilmi Demir, Türkiye’de Yeni Dînî Hareketler; zekât, himmet ve bağış toplama üzerinden kurulan devâsâ binalar ve televizyonlar — 2000-2020 arası dînî medya sektörünün ekonomi-politiği — Necdet Subaşı, Ara Dönem Din Politikaları; “Dünün mücâhidi müteahhit, sonra it” mecâzı ve İslâmî sermâyenin seyri — Dücâne Cündioğlu eleştirileri; belediye başkanlığı, milletvekilliği ve meclis üyeliği yapanların zenginleşmesi olgusu — Sayıştay raporları, dönem-dönem TÜSAD/TEPAV raporları; siyâsal İslâm’ın kurumsallaşması ve yorgun nesil — Ali Bulaç, Siyasal İslâm Türkiye’de; Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışanların susturulması ve sapkınlaşanların alkışlanması paradoksu — Müslim, Fiten 18; Ebû Dâvûd, Fiten 11; son 300 yıllık Osmanlı-Cumhuriyet döneminde dîndarların başına gelen baskı anlatısı — İsmail Kara, Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi
- Fitne Hadîsleri ve Ahir Zaman Liderleri: Fiten bölümleri — Buhârî, Kitâbü’l-Fiten; Müslim, Kitâbü’l-Fiten ve Eşrâti’s-Sâah; Ebû Dâvûd, Fiten 1-42; Tirmizî, Fiten 1-79; İbn-i Mâce, Fiten 1-36; “Kendi dilinizden konuşan, sizinle namaz kılan fakat pikine düşenleri helâka götürecek liderler çıkacak” hadîsi — Buhârî, Fiten 11; Müslim, İmâret 52; Ebû Dâvûd, Sünne 31 (meâl: “Aramızdan, bizim dilimizle konuşan, lâkin kalpleri şeytân kalbi olan adamlar çıkacak”); Kur’ân okuyan fakat okuduğu boğazından aşağı geçmeyen hâricî/müsta’rib tip hadîsi — Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Zekât 142-148 (Hurkûs b. Züheyr hâdisesi — “Boğazlarından aşağı geçmez, oktan yay çıktığı gibi dînden çıkarlar”); Kur’ân’ı ücret karşılığı okumak — Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 20 (“Kur’ân’ı okuyun ve onunla âhiret kazanın, onu dünyâlık yemek ve kazanç vesîlesi yapmayın”); Ebû Dâvûd, İcâre 36; âlimlerin parayla fetvâ vermesi ve insanları saptırması hadîsi — İbn-i Mâce, Mukaddime 7; Dârimî, Mukaddime 27 (“Âhir zamanda âlimleriniz fitne çıkarır, hâkimleriniz zulmeder”); vâizlerin sesini değiştirip insanları ağlatması — İmâm Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Âfâtı’l-Lisân (süs sözü ve riyâ); “sakalsız, yumuşacık konuşan gençler” hadîsi — Buhârî, İstitâbe 6; Müslim, Zekât 142 (Havâricin vasıfları: “Traşlı başları, kısa kaftanları, sakalsız yüzleri ve yumuşak konuşmaları ile tanınırlar”); yasak olmasa da belgeli yayın programlarında 40-50 milyarlık konuşma ücretleri alan vâizler (Döngeloğlu bağlamı — 2020 Covid-19 döneminde vefât); Bursa Kutlu Doğum programı anektodu ve asgarî ücret mukâyesesi — 2015 TÜİK verisi (1500 lira net asgarî ücret)
- Dîni Paraya Değişen Hocalar ve Oy Kullanmama: Peygamberlerin teblîğ karşılığı ücret almaması — Şuarâ 26/109, 127, 145, 164, 180; Yâ-Sîn 36/21 (“Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidâyete erdirilmişlerdir”); Hûd 11/29, 51; Sebe’ 34/47; dîni geçim vâsıtası yapmanın haramlığı — Nesâî, Hibe 1; Ebû Dâvûd, Büyû’ 36; “Dînle dünyâ kazanan helâk olsun” ve “Kim bir ilmi Allâh rızâsı için değil dünyâ ehlinden bir şey almak için öğrenirse kıyâmet günü cennetin kokusunu bulamaz” — Ebû Dâvûd, İlim 12; İbn-i Mâce, Mukaddime 23; müezzine ezân, imâma imâmet, âlime dîn karşılığı devlet maâşı alması — Diyânet İşleri Başkanlığı ilmihâl fetvâları (devlet memuru olarak maâş almak câizdir, lâkin “kendini kutsallaştırmak” câiz değildir); siyâset-ticâret-sanat-meslek ile geçim ve dînle geçinmeme — Buhârî, Büyû’ 15; İmâm Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Âdâbi’l-Kesb ve’l-Maâş; cemâatlerin ve tarîkatların ders karşılığı para toplaması meselesi — Mahmud Erol Kılıç, Tasavvuf Düşüncesi; ilk aldatılış tecrübesi — 1970’lerde ülkücülük, sonra cemâat, sonra tarîkat, sonra parti döngüsü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; “Mü’min bir yerden iki defa ısırılmaz” hadîsi — Buhârî, Edeb 83; Müslim, Zühd 63 (“Mü’min bir delikten iki defa ısırılmaz”); oy kullanmama ve parlamentoya mesâfe — Hz. Ali radıyallâhu anh’ın Ömer bin Abdülaziz’e tavsiyesi (Câhız, el-Beyân); “Başkanlık sistemi” için evet oy kullanma anektotu (2017 anayasa değişikliği referandumu); cemâat-tarîkat-parti zemîninde İslâm gelmeyeceği tespiti — İsmail Fenni Ertuğrul, Hakîkat Nûrları
- Önce İslâm Sana Gelsin — Sarhoş Derviş Kapanışı: Cami inşaatından, Kur’ân kursundan, derneğinden, vakfından, tarîkatından, cemaatinden para/emek yutarak dîn adına haksızlık yapanlara “önce İslâm sana gelsin” hitâbı — Bakara 2/44 (“Siz Kitâb’ı okuduğunuz hâlde insanlara iyiliği emredip, kendinizi unutuyor musunuz?”); Sâf 61/2-3 (“Ey îmân edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allâh katında büyük gazaba sebep olur”); belediye başkanlarının, bürokratların, bakanların dîndârlık söylemi altında servet edinmesi ve namaz terki — Âl-i İmrân 3/180 (mal yüzünden cimrileşen); Tebbet 111/2-3; İngiliz/Yahûdî/Moskof/şerîr bozması olmakla itham — fitne edebiyâtında klasik tiplemeler; fâizin mutlak haramlığı ve Toki fâizi tartışması — Bakara 2/275-281; Âl-i İmrân 3/130; Rûm 30/39; Diyânet Dîn İşleri Yüksek Kurulu fetvâları (enflasyon/kurumsal fâiz istisnâsı yok); damat/gelin/oğlan/amcanın devletin dînî-idârî kademelerine yerleştirilmesi fenomeni; mahşerde yalancıların dilinin on sekiz metre çıkmış kalması — bir rivâyette Abdullah ibn-i Mes’ûd radıyallâhu anh (İbn-i Ebî Hâtim, Tefsîr, Tevbe 34 tefsîri — altın-gümüş biriktirenin kızgın levhalarla dağlanması); sûfîlikte “yoldan çıkmış” ile “dervişliğini bırakmamış sarhoş” ayrımı — Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ (Bâyezîd-i Bistâmî’ye atfedilen: “Sarhoşun îmânı, uyanık münâfıkınkinden iyidir”); kalender-rind-meczûb tipolojisi — Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler; sohbet CD’leri, kitaplar ve dîni materyalin ücretsiz dağıtılması ilkesi (Neslihan Hanım’ın sohbet transkripsiyonu) — İmâm Şâfiî, er-Risâle (ilmin ticâret metâı olmaması); peygamberlerin geçim yolu: cihâd, ticâret, sanat, meslek, memurluk — Dâvûd aleyhisselâm zırh sanatı (Enbiyâ 21/80), Nûh aleyhisselâm marangozluk (Hûd 11/37), Hazret-i Peygamber’in ticâreti (Buhârî, Büyû’ 3); kapanış niyâzı: dînlerine kurban olsunlar ihtârı ve Destur ile bitiş — Mevlevî âdâbında meclis kapanış kaidesi; El-Fâtiha ma’a’s-salavât rivâyeti — Süleymân Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı