Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2022 ·

2022 Mesnevî #09 — Hakk’ı Hak Bilip Bâtıla Karşı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2022 Mesnevî #09 — Hakk’ı Hak Bilip Bâtıla Karşı. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış Selâmı ve Hak-Bâtıl Duâsı

Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâallâh. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi Hakk’ı, Hakk’ı, bâtılı, bâtıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı, Hakk’ı bilip Hak yolunda mücâdele eden koşturanlardan eylesin. Batılı, bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden, mücâdele eden kullarından eylesin. Rabb’im cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışanlardan eylesin inşâallâh. Bugün vakıf binasını arayan bir bayan soruyu size ulaştırmamı istedi.


Aldatmanın Binbir Türlüsü

İslâm’da bir erkeğin eşini aldatmasını dünya ve ahirette Allâh katında cezası nedir? Eşi tövbe etmiş sizin sohbetlerinizde geliyormuş. Sanırım bu akşam da buradaymış. Bayan sohbeti YouTube’dan izliyormuş. Eşi erkeklerle geldiği için gelemiyormuş. Aldatmadan kastı ne? mehir şu kadar dedi de vermedi mi? Sana ev alacağım dedi de almadı mı? Sana bir söz verdi de sözünü yerine getirmedi mi? Sana yalan mı söyledi? Aldatma nasıl bir aldatma? Aldatma deyince bir sürü aldatma var. Ha yok toplumun kendi içerisinde böyle aldatma olarak atlandırdığı adamın başka kadınlara gitmesiyle alakalıysa bu aldatma mı oluyor? Bu ayrı bir tartışma. Evet. Aldatmanın nesi? Meselâ adam ben seninle evlendikten sonra üstüne ikinciye bir daha eş almamaya söz veriyorum dedi de böyle bir sözünden mi döndü?

Ne yaptı? bunu aldatmanın net bir şekilde açıklanması lazım. Bu şekilde böyle bulanık suda balık avlamaya benzer. Soru net olacak. Aldatma deyince çünkü çok aldatma var. Aldatma yalancılıkla hileyle buğdayı Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri pazarı denetliyordu bir buğday çuvalı. Buğday çuvalına elini soktu. 6 yaş üstü kuru. Sonra böyle elinden buğdayı attı. Aldatan bizden değildir dedi. Hadîs-i şerif. Bu ne? Ticarette aldatma. tartıda ölçüde yanlışlık yapma. Ticarette aldatma. Malın iyisini üstte koyup altına kötüsünü koyma. Ticarette aldatma. Hepsi 5 metrelik kumaş satıyor ama 5 metre değil meselâ 4.70 kesiyor ama 5 metre yazıyor. Bu normalde ölçüde aldatma. Tartıda aldatma. Bir kiloluk diye alıyorsun 950 gram geliyor.

Bu normalde tartıda aldatma. Aldatmanın binbir türlüsü var. Eşi aldatmanın da binbir türlüsü var. Adam aldatıyorsa kadını örneğin sana bin liralık mantı alacağım dedi 500 liralık aldı aldattı. Nereden aldattı? Nasıl aldattı? Yok böyle kadına gitmek ise onun adı aldatma değil. Adamın normalde eğer ki zinâ ettiyse adamın zinâ suçu var. Adam zinâ etti. E zinâ ettiyse adam zinâ ettiğini itirâf etti mi etmedi mi? Bir de o var. Kadın, adam diyor ki eşim beni aldatıyor. Erkek diyor bunu. Diyor mu gördün mü zinâ ederken? Hayır. İtiraf etti mi? Hayır. E nereden diyorum hükmettin buna? Allâh muhâfaza eylesin. Bugün üzüntülü bir mes’ele ile ilgili kızıma Allâh bizi seviyor diye mesaj yazdım.


İyi İş Yaptığını Sananlar ve Fetvâ Sorma Hastalığı

Üzülme diye. O anda siz oysa onlar iyi işler yaptıklarını sanıyorlardı. Ayetini paylaştınız. Tereddüt ettim. Allâh’tan bir uyarı diye düşündüm. Aynı anda olma sebebiyle bu tarz tesadüfler ilâhî kudretin uyarısı mıdır? Böyle mi anlamalıyız? Bilemeyiz. sonuçta bir telefonda daha doğrusu daha açık konuşayım. Ahmed Özbağ geldi mi? Gelmedi mi? Evet. Bugün onunla bir şey konuşuyorduk telefonda. Ben bir mevzu açıldı. Ben dedim ki âyet var bu konuda dedim. insan hevâ hevesine uyuyor, şeytana uyuyor ama dedim kendince kendisinin güzel işler yaptığını söylüyor. Meselâ Kur’ân Sünnet’in dışında bir şey davranışı içerisinde bulunuyor. Allâh’ın harâm ettiği bir şey yapıyor. Ve o insan kendi kendisine bir yerde fitne çıkarıyor, bir yerde bozgunculuk yapıyor, bir yerde Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey yapıyor.

Öyle olunca o kimse bunu yaparken de kendince iyi şeyler yaptığını düşünüyor. Canım kardeşim burada Kur’ân Sünnet belli, Allâh’ın emirleri belli, yasakları belli, helalları belli, haramları belli. Sen bir şey konuşurken Kur’ân Sünnet tarihisinden konuş. Bilmiyorsan bilene danış. Git kitaptan oku. Bakın insanlar şu anda bilmediklerini de bilmiyorlar. Bilmiyor, bilmediğini de bilmiyor. Zîr-câhil, kara-câhil. bir şey oluyor ya, bunda Kur’ân ve Sünnet’ten bir şey var mı bununla alakalı? Sen Kur’ân Sünnet’i biliyor musun? Sanki Buhârî adamın hıfzında, sanki bütün ayetler adamın hıfzında, sanki o kimse fıkıhı komple yutmuş. Bizim insanımıza böyle bir hal tecelli etmeye başladı. Gençler de, orta yaşlılarda.

Kur’ân’da var mı? Var. Hadi olmadığını söylesen. Sen olmadığını ispatla. Bu şuraya gidecek artık, bu öyle bir noktaya gidiyor. Kahvenin helâl olduğuna dair Kur’ân’da, Sünnet’te hüküm var mı? Hatta Kur’ân’da hüküm var mı? Ya sen harâm olduğuna dair hüküm getir, biz kahve içmeyi bırakalım. Biz içiyoruz. Sen Kur’ân’dan bir âyet getir, kahve haramdır diye içmeyelim. Veya Sema var ya bizim şimdi, bu âyet de hadiste var mı? Olmadığına dair âyet getir bana. De ki Sema haramdır. Âyet var. De ki Sema haramdır. Hadîs var. Biz de bırakalım. İnsanlar öyle bir noktaya geldi. Neredeyse ekmeği soracak. Ekmek Kur’ân’da geçiyor mu? Helal mı? Herkes din alimi. Herkes bilgin. Herkes şeyh. Herkes derviş. Bir şey yapıyorsun soruyor.

Bu Kur’ân’da var mı? Allâh Allâh. Biz Hazret’e hemen sordu ya, hemen âyet ona göstereceğiz. Böyle bir noktaya gidiyor. Sanki insanlara din ispatlayacağız biz. Birisi dinle alakalı bir şey yazınca hemen herkes diyor, bu Kur’ân’da var mı? Bu sünnet. biraz makul düşünen sünneti de soruyor. Makul düşünmeyen bu Kur’ân’da var mı?


İlâhiyatçı Maaşı ve Susturulmuş Hakîkat

İyi senin hayatının %90’ı Kur’ân’da yok. Hadi terk et hayatını. Yok. Bunları soranların %90’ında yok. Yok. Asıl sorgulanması gereken yerler sorgulanmıyor İslâm dünyasında. İslâm dünyasında vurgulanması gereken yerler vurgulanmıyor. Sebep ne biliyor musunuz? İlâhiyatçılar, Diyânetçiler maaşlarını düşünüyorlar. Kariyerlerini düşünüyorlar. Asıl konuşması gereken yerleri konuşmuyorlar. Şeyhler, üstâdlar, mürşidler, hocalar asıl konuşulması gereken yerleri konuşmuyorlar. Çünkü işin savcılık boyutu var. Mahkeme boyutu var. Konuşmuyorlar. Konuşanı da taşlıyorlar. Konuşanı da taşlıyorlar. Ben Allâh sıfatlarıyla görünür, Allâh zâhirdir her şeyle diyorum kıyamet kopuyor. Televizyonlarda bunu konuşuyorlar.

Saklı, örtülü konuşacağız diye uğraşıyorlar. Koskoca pıtır pıtır âlimler var. Konuşanlar konuşuyorlar. Bunlar para alıyorlar bir de televizyonlardan. Gelin karşıma konuşun, bakın burada her şey serbest. Herkes soracağını soruyor. Ama yok. Yapamıyorlar. Diyânetçi kendi bastırdıkları Diyânet vakfı, Diyânet vakfı, Diyânet vakfı, Diyânetçi kendi bastırdıkları Diyânet vakfının ansiklopedisinden haberi yok. Müftü kendi kurumunun bastığı kitaptan haberi yok. Müftü. Adam Bursa müftüsüydü. Diyânet ansiklopedisi’nün kendisinin, Diyânet’in bastırdığı kitaptan haberi yok. Oradaki hadislerden haberi yok. Oradaki hadîsleri muhalif laf söyledi. Adamı tavsîf ettiler Mustafa Özbağ düşmanı diye. Diyânet vakfının başkanı oldu adam.

Adamın Diyânet’in bastırdığı, kendi kurumunun bastırdığı hadîs ansiklopedisinden haberi yok. Bir haber. böyle bir mevzu var. Bununla alakalı Diyânet’in görüşü ne? Bununla alakalı din işleri yüksek kurulunun işin görüşü ne? Bununla alakalı bizim kurum olarak görüşümüz ne diye açıp bakmamış bile. Câhil. Bildiğiniz câhil. Okul yazar câhil. Bir adam Diyânet’te görevlisin. Oku bak maaş alıyorsun orada. Maaş alıyorsun. O kurumdan maaş alıyorsun. Maaş. O kurumun bu konudaki yazdığını açıp bakıp okusana. Açıp bakıp okumaz adam. Tembel, câhil, yobaz. Eğitimsiz. Eğitimsiz, eğitimsiz. Zîr-câhil. Alevere de alevere bir makama gelmişler. Eğitimsiz. Biraz eğitim olsa, biraz insanı olmuş olsa açar okur bakar.

Profesörler de öyle. İzmir’deki bu mevzuyu konuştuğumuz profesörler diyorum ki bu konuda hadîs var diyorum. Hadîs. Bildiğiniz hadîs var. Yok öyle hadîs diyor adam. Ya diyorum Rü’yetullâh ile alakalı hadîs var. Birisi hadîs alimi, profesör. Birisi tefsir profesörü. Birisi fıkıh profesörü. Birisi şey ne o? İslâm tarihi profesörü. Dört tane, beş tane profesör. Hadisten haberleri yok. Diyanetin yazmış olduğu, yazdırmış olduğu, ansiklopediden haberleri yok. Allâh görülmez, Allâh görülmez. Rüyâda da görülmez, o cennette görülecek diyor. Koro hâlinde böyle söylüyorlar. Ya diyorum hadîs var. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Ben rüyâmda Allâh’ı genç bir erkek suretinde gördüm diyor dedim.

Hadîs var. Yok öyle bir hadîs diyor. O yüzden Türkiye’de her şey normal. Ve en acı olan şu, çaylarınızda için. insanlar diline pelesenk ettiler. Bu Kur’ân’da var mı? He sen o, ben artık işin kolayını buldum. Bir şey derlerse size de ölçü olsun. Sen olmadığına dair âyet getir. Evet sen olmadığına dair bir âyet getir bize. Allâh bizi affetsin. Her gün elimden geldiğince 100 tövbe, 100 salavât, 100 Fâtiha, 100 İhlâs ve sayısız tevhîd çekiyorum.


Dersli Olmayanın Virdi ve Dışlama Yerine Tebliğ

Bir de 70 bin tevhide niyet edip çekiyorum. Dersli değilim. Tüm bunları yapmak kendine şeyhlik yapmak olur mu? Not bazen bunları akşamda tekrar ediyorum. 100 tane tövbe hadîs-i şerîfle sâbit. 100 tane salavât hadîs-i şerîfle sâbit. 100 Fâtiha, 100 İhlâs bunlar hadîs-i şeriflerle sâbit olan 70 bin tevhîd, hadîs-i şeriflerle sâbit olan zikirler. O yüzden bir kimse dersi olmasa dahi bunları kendine vird edinebilir mi? El cevap edinebilir. Bunları normalde kendi kendine çekebilir mi bir kimse? Çekebilir. Ama bir kimsenin üstadı var ise, üstadın ne vird verdiyse onu çeker. Size sorum şudur. Evladım herhangi bir dine inanmadığını söylüyorsa, biz de tebliğ yapmamıza rağmen kabul etmiyorsa nasıl davranmalıyız?

Onu dışlamalı mıyız? Bu akrabamız da davranışımız nasıl olmalı? Tebliğ ettikten sonra. Şimdi böyle bir zamanda çocuklar veyahut da akrabaları dışlamak çözüm değil. Onları dışlarsak temelli onların îmânsızlığa gitmelerine sebep olabiliriz iyice. Elimizden geldiğince onları nasihat etmeye, dini tebliğ etmeye devam edelim. Çünkü dışlamak çözüm değil, itmek çözüm değil, ilişkiyi kesmek, koparmak çözüm değil. O kimseyi böyle yaptığımızda bizi yeniden kazandırmaz o kimseyi. O yüzden biz çevremizde bu tip insanlar olabilir. Allâh muhâfaza eylesin. yeni yeni bu tip şeyler başladı böyle. ben sizin inandığınız Allâh’a inanmıyorum. Veya da sizin dininize inanmıyorum. Veya ben hiçbir dine inanmıyorum. Bunlar çoğalmaya başladı hızla.

Ne yazık ki Müslümanlar bütün teşkilatlarıyla insanların hidayetine vesile olması için, sebep olması için uğraşacaklarına, çaba sarf edeceklerine birbirlerine düşüyorlar. Birbirlerini çekiştireceğiz diye uğraşıyorlar. Birbirlerini hedef tahtasına koymuşlar. Kur’ân Sünnet dairesinde insanları ne anlatabiliriz? Bırakmışlar. Biz de dahilizdir bunun içerisine. Kendimizi ayırmayalım. O yüzden ümmet-i Muhammed inşallah uyanır. Hiç olmazsa bu dinsizlik akımının önünde insanların hidayetine vesile olmaya çalışır. İnşallah Cenâb-ı Hak bu tip insanların gönüllerine îmân nasip eyle.


Dilenme Âdâbı ve Duhâ 10

Âmîn. Kur’ân-ı Kerîm’de Duhâ Sûresi’nin 10. âyetinde el açıp isteyeni de sakın boş çevirme deniyor. Bunu biraz açar mısınız? Günümüzde bunu siz istimal eden insan çok oluyor. Bu normalde Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle davranmış. Bu konuda da hadîs-i şerîf var. İsteyene az da olsa veriniz diye. Ama bu ne yazık ki İslâm’da dilenmekte câiz görülmemiş. Ancak dilenmek Dârü’l-Harp’te câiz görülmüş. Dilenmenin de Dârü’l-Harp’te câiz olmasının sebebi o kimsenin aç ise doyacağı kadar dilenmeyi câiz görmüşler. Bakın aç birisi doyacağı kadar. gelmiş birisi Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretlerine şey’en li’llâh demiş. Onun tâbîr-i câizse heybesine bakmış. Heybesinin içerisinde buğday var.

Almış onu devesinin önüne dökmüş bir devenin önüne. Çıkarmış ona akçe vermiş. Demiş şimdi senin dilenmen câiz oldu. Bunun içerisinde demiş bir günlük yiyeceğin vardı. O yüzden bir kimsenin bir günlük yiyeceği varsa dilenmesi câiz değildir. Ama insanlar bunu meslek hâline getirdiler. Meslek hâline getirince bunu verip vermemekte insanlar serbest.


Allâh’ın Güneş-Ay-Asr Yeminleri

Kur’ân-ı Kerîm’de Allah güneşe aya kuşluk vaktine gündüze geceye gibi bunlar üzerine yemin ediyor. Bu yemin etmesinin hikmeti nedir? Biz de böyle yemin edebilir miyiz? Siz böyle yemin edemezsiniz. Cenâb-ı Hak kendi yaratmış olduğu varlığının üzerine böyle yemin ettiği âyet-i kerîmeler var. Allâhu âlem en böyle kısa kestirmeden söyleyeceğimiz şey. Bakın dikkat edin. Burası çok önemli. Elzem. Allâh bu meseleyi yemin ediyor. Burası elzem. ve’l-ʾasr sûresinde de asra yemin olsun diyor ya. zamana yemin olsun. Burası önemli. Gerçekten de Asr sûresi’nin sonraki ayetlerinde gerçekten de çok böyle elzem, öz bir işin böyle kalbin noktasındaki âyet-i kerimeyi söylüyor. Bunun gibi Allah yemin eder. Böyle yemin etmiş, yemin ettiği meselelerin arkası çok önemli.

Bunu beyan etmek üzere. Allâhu âlem doğrusunu Allah bilir.


Şeyh Efendi’nin Nevşehir Yasağı

En son hatırladığım kadarıyla sizinle görüşmek için büroya gelmemizi, telefon ve Telegram aracıyla görüşmemizi buyurmuştunuz. Fakat duyduğumuz kadarıyla erkek veya bayan derviş arkadaşların bireysel ya da toplu halde büroya geldikleri sokakta ve büronun çevresinde, arabada veya dışarıda bekledikleri bazen bize de, efendiye görüşmeye gideceğim diye söylüyorlar. Bu konuda kafam çok karıştı. Sizinle yine istediğimiz zaman görüşmeye gelebiliyor muyuz? Şimdi Şeyh Efendi Hazretleri Allâh rahmet eylesin. Bana derdi ki, Mustafa Efendi, arkadaşları ilan et, hiç kimse gelmesin oğlum Nevşehir’e. Ben emredersiniz efendim derdim. Eski arkadaşlar bilhassa sağımdakiler, solundakiler bilir bunları. Ben derste arkadaşlar Şeyh Efendi Hazretleri’nin hepinize selamı var.

Nevşehir’e hiç kimse gelmesin dedi, emretti, böyle buyurdu. Derim ben. Tamam. İlan ederim, tamam. Aradan birkaç gün geçer, kendisini özel görenler, binerler arabalarına filan Nevşehir’e giderler. biz de duyarız bunu. işte, bilhassa onlar böyle Mustafa Özbağ’ın söylediklerine muhalefet etmekle meşhurlar. Giderlerdi Nevşehir’e, duyuyordum ben şimdi. Bir, iki böyle, bu iş böyle şeyhlik hâlini aldı. Böyle adet oldu. Tabii bu sefer başladılar arkadaşlar, bana dönmeye, sen bunu böyle söylüyorsun. Biz de senin sözünü dinliyoruz, gitmiyoruz. Ama bazı arkadaşlar gidiyorlar. Döndüklerinde de, gittiklerinde bizi beyan ediyorlar, söylüyorlar. şöyle oluyor, böyle oluyor. Bu bir iki, bir iki olunca hatta bir gün birisine dedim, aha telefon şurada dedim, ara Şeyh Efendi’yi söyle dedim.

Sanki ben Şeyh Efendi’nin söylemediği bir şeyi söylüyormuşum gibi algılandı çünkü. Dedim ara. Benim yanımda aratıyorum şimdi. Ara dedim, bana ne söylüyorsun? Aradı Şeyh Efendi. Selamünaleyküm, aleykümselam. Efendim siz arkadaşlar Nevşehir’e gelmesin demiş, demişiniz. Mustafa ağabey de bunu ilan etti. Ama bazı arkadaşlar Mustafa ağabeyi dinlemedi, Nevşehir’e geldiler. sizi ziyaret ettiler, döndüler. Biz de aynısını mı yapalım? Öyle ya. Şeyh Efendi’nin söylediği söz şu, oğlum edebe uymayan laf dinlemiyorsa ben ne yapayım dedi. Söyletiyorum Mustafa Efendi’ye gelmesinler diyorum dedi. Çıkıp geliyorlar, ne yapayım kapıdan gelene misafiri geri mi döndüreyim dedi. Laf dinlemiyorlar dedi. Şimdi o zaman içinde kimlerin gittiği belli.

Neyse kapattı telefonu. Cevabı aldın mı dedim ben aldım. Şimdi o arkadaşlara söyle dedim. Ben Şeyh Efendi’ye aradım. Ondan sonra böyle böyle oldu. Şeyh Efendi de bana böyle dedi. Oğlum edebe uymuyorlar, Mustafa ağabeyini dinlemiyorlar, geliyorlar. Ben ne yapayım kapıdan geri mi çevireyim dedi dedim. Bu zaman zaman bizim daha önce de bu tip şeyler yaşandı. Şimdi hala da yaşanıyor. Bazen arkadaşlar böyle gelmeyin dememize rağmen geliyorlar. oralarda yollarda duruyorlar. Buna söyleyecek bir laf yok. her perşembe buradayım. Elinin altındayım herkesin. E cumartesileri yukarıdayım, salıları yukarıdayım. Sorulacak sorular varsa buraya geliyor hepsi de. mümkün olduğunca Telegram’dan sorulara cevap veriyorum.

Mümkün olduğunca böyle uzun sorulara değil. Ama velakin bazı arkadaşlar, bazı kardeşler kendilerini özel görüyorlar. Öyle olunca da geliyorlar. bunları söylememize rağmen geliyorlarsa yapacak bir şey kalmıyor. Bir de defalarca dedim orada yolda beklemeyin. Kapının önünde beklemeyin. Orada kıyıda köşede beklemeyin. Biraz uzakta beklemeyin.


Kapı Önü, Polis ve Hususî Ziyâret

Şimdi toplum buna alışkın değil. Senin için normal geliyor. Sen şeyhini ziyarete gelmişsin veya bir şey soracaksın. Veya bir şey diyeceksin. Oradaki etraftaki komşular, etraftaki esnaflar böyle bir tarîkat adabına, erkanına, sûfî adabına, erkânını bilmiyorlar. Bilmeyince onlar böyle farklı şeyler dolaştırıyorlar kafalarında. Meselâ bayan kardeşlerin gelip gitmesin dedim gelip gitmesinler. Örnekliyorum bunu. Şimdi biraz daha açık konuşayım. Mehmet Emin okumuştur. Mahalleden bir kimse telefon açmış polise. Bu adamın yanına bir sürü kadın kız geliyor. Öyleydi değil mi ibaret? Böyle böyle diye telefon açmış polise şikayet etmiş. Örnek. Şimdi bekledik onunla alakalı bir şey olursa karşı dava açmak için herhalde açamıyormuşuz değil mi?

İttiham boş. Evet. Örneğin bu tip şikayetler bu sefer yol üstünde orada bekleyen polisler bir rahatsızlığım yok. Ama velakin bizim arkadaşlara bizim kardeşler rahatsız olacak. orada döndürüyorlar kimlik soruyorlar. GBT’sine bakıyorlar. Yok kimlikleri ver. Kimliklerin fotoğraflarını çekiyorlar kendi cep telefonlarına. Kim geldi kim gitti. Bunlar önemli değil rahatsız ediyorlar. Ben bir arkadaşın bir kardeşin rahatsız olmasını istemiyorum. Ben o yüzden diyorum ki arkadaşlar gelip gitmeyin buradayım ben. Ders bitiyor genelde sağlığım el verdiği müddetçe de burada oturuyorum zaten. Ne söyleyecekseniz ne konuşacaksanız gelin burada söyleyin konuşun bitirin işinizi. E bayanlar için de cumartesileri buradayım gündüz.

Bayanlar da ne soracaklarsa ne yapacaklarsa onlardı burada. E özel bir şey soracaklarsa bütün iletişim kanallarım açık. Telegram meydanda kadınlar topluluğu var, erkekler topluluğu var. Cep telefonu meydanda. Ama bazen bu tip şeyler yaşanıyor. Bazen gerçekten de bana özel dönüp bizim görüş bir konu var bir mes’ele var deyip de benim randevu verdiklerim var. Bunlar hariç eyvallâh. Onun muhakkak gelmesi lazım. Onun muhakkak görüşmesi lazım. Eyvallâh bunlara söyleyecek bir söz yok. Ama ne yazık ki bu da aşılıyor. Sonra birbirlerini görüyorlar. Birbirlerini de haberleşiyorlar. Birisi geliyor ardından orada söyledi ya ben efendiye ziyarete gideceğim diye. Yarım saat sonra bir başkası mesaj çekiyor.

Gelebilir miyim? Şimdi ben müsait değilim diyorum. O gene kapının önünden geçiyor. Ya geliyor kapıya. Bu böyle aslında şey değil, çok âdâba, erkâna uygun değil. Bir de ben bu tip şeyleri çok seven bir kimse değilim. Hakkınızı helâl edin. Böyle bana hususî ziyarete gelinsin. Böyle hususî bir şey olsun. Bunları ben çok böyle uygun gören bir insan değilim. Ben de sizin gibi bir insanım. Burada oturuyorum, sohbet ediyoruz, konuşuyoruz, çay içiyoruz, kahve içiyoruz. Cumartesi’de bayanlara ne soruyorlarsa sorularını bitiriyorum, öylesi kalkıyorum. O yüzden biz biraz daha böyle sufiliğin üzerine düşsek, sufilikte derinleşmeye çalışsak daha iyi olacak gibi geliyor bana.


Liyâkat Ehline: Beytullâh Anahtarı

İşe girmek için araya tanıdık birilerini aracı olarak koymak caiz midir? Bu tip soruları da burada soruyorsunuz bana. Evet, İslâm hukukuna göre uygun değil. eğer ki siz bir İslâm hukukunun yaşandığı bir yerde yaşıyor olmuş olsanız, orada birilerini araya katıp da bir yerlere işe girmek caiz olmaz. İslâm çünkü liyâkata önem verir. O yapılacak olan işe o kimse ehil mi değil mi? İslâm ona bakar. Eğer o işe ehilse İslâm onu görevlendirir. Bunun en açık örneği, en açık örneği bakın. Mekke fethedildiğinde Beytullâh’a hizmet eden müşrik bir aileden Hazret-i Ali Efendimiz anahtarları alıyor. O ailenin en yetkilisi, en etkilisi geliyor Allah Resûlü’ne. Diyor ki sen de bilirsin ki İbrahim’den beri diyor biz aile olarak, sülale olarak bu Beyt’e hizmet ediyoruz.

Bu Beyt’e hizmet ederiz. Ama dâmâdın Ali diyor geldi, bizden anahtarı aldı. Biz diyor bu hizmetin içerisinde o Beytullâh’a ve oraya gelen hacilere hizmet etmekte tâbîr-i câizse ordinaryüs olmuşlar. Bunun ehliler her şeyiyle. Ehli. Bu sefer Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri anahtarı o müşrik olmasına rağmen anahtarı ona veriyor. Anında âyet-i kerîme geliyor. Emânetleri ehline vermeniz Allâh’ın hoşuna gitti. O müşrik diyor ki senin dininin diyor hukuku bu mu? Evet diyor. Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Benim diyor dinimin hukuku bu. Biz işi ehline veririz diyor. Biz işi ehline veririz. Senin dininin hukuku buyursa ben diyor senin dinine îmân ettim diyor. O esnada îmân ediyor.

Bir ölçü daha. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke’den Medîne’ye hicret edeceği zaman yolları en iyi bilen kimsenin önderliğinde yürüdü. Onun mihmandârlığında gitti. Bu müşrikti. Bakın bu müşrikti. O yüzden İslâm işin ehline verilmesini emreder. Ehline. Ama ne yazık ki şimdi İslâm hukuku ile hukuklanan, İslâm adabı erkanına riayet eden, İslâm’ın liyâkat ölçülerine uyan dünya üzerinde bir devlet sistemi yok. Ya da ben bilmiyorum. Olabilir. Ben yok biliyorum. Böyle olunca orada bir kimsenin kendi hakkını koruması için, kendi hakkını savunması için, kendi hakkını alabilmesi için bu tip araya adam katmalar, bu tip ondan sonra ne davranışlar, hatta rüşvet vermeler caiz oluyor.

Bunları yapın demem. Ama çok zora kalırsanız, çok zora kalırsanız, yapmak zorunda kalırsanız yapacak bir şeyiniz kalmıyor. Çünkü benim üzerimde çok örnek var da şimdi böyle konuşmak istemiyorum. normalde 5 liraya, 10 liraya, 20 liraya, 50 liraya, 1000 liraya tenezzül edip imza atmayan amirler, memurlar, şefler, müdürler var.


Hakkını Alamamak ve Rüşvetin Zarûreti

Senin hakkın olanı vermiyor. İmzalamıyor adam. Bildiğiniz imzalamıyor. Veyahut da sizden 5 lira, 10 lira, 20 lira, 50 lira istiyor. Duruma göre dava açacak yoksa diyor. Sen efelik yapıyorsun, açarsan aç ben haklıyım diyorsun, cezayı yiyorsun. Bakın bir değişim bu tarafı var. Sen sonra uğraşıyorsun. Allâh’a, uğraşıyorsun onu düzeltmek için, uğraşıyorsun düzelmiyor. Sonra kendi kendine diyorsun ki, ulan 100 milyar istedikleri 100 milyardı, vereydim 100 milyarı da bu iş böyle olmasaydı diyorsun. Sebep? Çünkü o normalde sen haklılığını ispat edemiyorsun. Senin haklılığını görmüyor. Hiç kimse. Hele birisi böyle bir anlı şanlı bir kimse ona hükmettiyse, bir karar verdiyse, hiç kimse de o kararı bozma yoluna da gitmiyor.

Sen uğraşıyorsun boyuna yalnız. Dediniyorsun boyuna. O yüzden şimdi öyle bu tip şeyleri de bizatihi yaşadığından, birisi bir şey dediğinde bir şey yaptığında diyorum ki, aman kardeşim bana sorma, ne yapıyorsan yap. Sebep? Çünkü olmuyor işe o kimsenin. Bakın olmuyor. Adam bileğinin hakkıyla gelmek diyorlar ya, zor. Bir de son dönem ne yaptılar? Adam, ne o? KPSS’den kaç puan alırsa alsın. Bir de ne diyorlar ona sözlü? Mülakata girecek. Mülakat ne demek biliyor musunuz? Söyleyeyim mi? Kimin torpili varsa o girecek. Kimin Ankara’da dayısı, ağası, paşası bir şey varsa, milletvekili, ne bileyim amiri, memuru, müdürü o girecek. Mülakat varsa bir işin içerisinde, affedersiniz, onda bir sıkıntı var. Bir hinlik var, bir hınzırlık var o işin içinde.

Askeriye alacaksındır, hadi onu mülâkata, spora katacaksındır. Ondan sonra koşturacaksındır, ne bileyim takla attıracaksındır, tırmandıracaksındır. Kabul ederim. Adamı komando yapacaksındır, adamı belli bir spor sınavına katarsın. Kabul ederim. Ve adamı polis yapacaksındır, özel harekâta katacaksındır. Adamı bir spor sınavına katarsın. Kabul ederim bunu.


KPSS, Mülâkat ve Gözlerdeki Işık

E canım kardeşim ya sen bildiğin memur ağacın, bu mülâkat ne? Bu dönüyor geriye. Daha önce de vardı mülâkat. Ne soruyorlardı? Fethullâh Gülen hakkında ne düşünüyorsun? Muhterem Hoca Efendi’dir, severiz, sayarız. Veyahut onların klişle sözleri var. Geç, mülakattan geçtin. Aynı soruyu gene soruyorlarmış şimdi. Muhterem Fethullâh Gülen hakkında ne düşünüyorsun? Vatan hâini, nâmussuz, şerefsiz diyorsun, tak memur oluyorsun. Ulan bu nasıl bir şey? Bunu sınava giren anlatıyor başka bir kimse değil. Daha önce giren muhterem hocamızdır. Saygılarımızı, sevgilerimizi sunarız. Pensilvanya’ya selam olsun. E bunu hepsi de yaptı zaten herkes yaptı. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil.

Bu da bir şey değil. E bunu hepsi de yaptı zaten herkes yaptı. E aradan bir yıl geçmedi, yine aynı soru. Ne düşünüyorsunuz? Vatan hâini, nâmussuz, şerefsiz, haysiyetsiz. Tamam memur oldu. E ne bu ya? Gülünç, gülünç. Acı şeyler bunlar. Bu ülkede bunlar gerçekten acı şeyler. KPSS’de birinci olan kadın, öğretmen atanamıyor. Haberlerde vardı birinci miydi? İlk bilmem kaça girmiş. Atanamamış ya. Ne bu mülakattan? Zulüm kimdense kimden ya. Zulüm zulüm zulümdür ya. Allâh kahretsin zulmedenlere ya. Âmîn. Gerçekten artık 60 yaşındayım. komedi yaşıyoruz ya. Hüzün komedisi yaşıyoruz ülkede. Bildiğiniz hüzün komedisi. o kadar artık böyle seyrediyorum, söylenecek laf yok diyorum, dinliyorum. Allâh Allâh diyorum ya.

Adam ekonomiden konuşuyor gözlerimin ışığına bakın diyor. Ulan bana rakam konuş. Ne yapayım gözünün ışığına ben senin? Allâh’ım diyorum ya. Ekonomist, ekonomiden sorumlu devlet bakanı. Gözlerimdeki ışığa bakın. Cevabı verdi cevap bu. Ya 60 yaşındayım. Tecrübem, aklım, fikrim, düşüncem. Âyet bilgim, hadîs bilgim, fıkıh bilgim, siyaset bilgim. Al kenara koy ya. Ya bu laftan sonra al kenara koy. Kendi kendime diyorum Allâh’ım diyorum ya. Bunları da görecekmişim Mustafa Özbağ diyorum. Ya sokaktan geçen adamı götür sen. Mahalleye bakanısın sen desen. Adam utancından kafasını kaldıramaz bu işleri ben nasıl yapacağım diye. Ona nasıl yapacaksın? Bir şey söyle diyorlar. Onu biz söylesek tefe koyarlar bizi.

Soru sormayın gözlerimin ışığına bakın. Bütün sorularınızın cevabı gözlerimin ışığında. Toplamışsınız buraya. Bunca da soru sormuşunuz. Beyhuda hepsine verilecek olan tek cevap var. Bu soruların bir şey. Toplamışsınız buraya. Bunca da soru sormuşunuz. Beyhuda hepsine verilecek olan tek cevap var. Gözlerimdeki ışığa bakın. Gözlerimdeki ışığı sizin sorularınızın hepsine de cevap verin. Aha Türkiye bu. Ama bu. Adam şeyheye gidiyor. Diyorum soruyorum. Soru soruyor musunuz? Soru sormak yasak diyor. Sohbet ediyor musunuz? Size bir şey sohbet ediyor mu?


Bakışmakla Feyz ve Kur’ân-Sünnet Çağrısı

O da yasak diyor. Senin birader söylüyordu. En büyük. Onun bir arkadaşı gitmişler bir şeyhe. O şimdi Erzurum şivesiyle bana söylüyor. Demiş ne yapıyorsunuz? Diyormuş ki mübarek bakırım, bakırım, bakırım. Feyz alıyorum demiş. Demiş o da baki, baki, baki. bize baki. o baki, o bakire, o bakiyor. Feyz alıyorlar birbirlerine. Sohbet yok. Soru yok. Bakın soru var mı? Yok. Sohbet var mı? Yok. Ama birbirlerine bakıyorlar, bakıyorlar feyz alıyorlar. Şimdi dergahların, tarîkatların, cemâatlerin durumu bu olunca öbürü kide bakan olmuş. O da diyor ki sizin sorduğunuz sorulara gözlerimin ışıltısına bakın. Ya tamam ya biz de ahmakız ya zaten. Hazırız. Gözlerinin ışıltısına kurban olduk. Meftûn oldum gözlerinin ışıltısına.

Bir baktım arkana peşine düştüm gittim ben. Öyle gözleri var. bu hale gelmişiz. Bakın bu hale gelmişiz. O yüzden Allâh cümlemizi affetsin. Cümlemizi en hayırlı yöne çevirsin. İslâm dünyasına Kur’ân, Sünnet şuuru versin. İslâm dünyasına Kur’ân ve Sünnet sevgisi versin. İslâm dünyasına Kur’ân ve Sünnet’i sık sıkı sarılmayı nasip eylesin. Kıymetli kardeşler her zaman bunu söyleyeceğim yine söyleyeceğim. her hafta buraya geldiğimde belki de defalarca bunu söyleyeceğim. Hakkınızı helâl edin. insanlar Kur’ân’dan, Sünnet’ten çok affedersiniz. Yangından kaçar gibi kaçıyorlar. Kur’ân’dan, Sünnet’ten, zikirden yangından kaçar gibi kaçıyorlar. Bir yer Kur’ân ve Sünnet’te sıkı duruyorsa, Kur’ân ve Sünnet’te muhkem duruyorsa, oradan yangından kaçar gibi kaçıyorlar.

Biz belki de bu halimizde, biraz da dilimiz sivri ya, eğilmiyoruz ya biraz da, dilimizi de eğip bükemiyoruz ya, kıramıyorlar ya belimizi. böyle uğraşıyorlar ama olmuyor. Belki de bu halimizde, biz belki de az olacağız ama Allâh’ın huzuruna çıktığımızda verilmeyecek hesabımız olmayacak. O yüzden Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışın. Kur’ân ve Sünnet’e uyun, harâmlardan uzak durun. Dinde belli olan, esas olan haramlardır. Haramlardan uzak durun. Dinde esas olan belli olan ibadetler de bellidir. Farz ibadetler bellidir. Nâfile ibadetler bellidir. Bakın bellidir bunlar. Bunlar oturmuş, yerleşmiştir. Siz yeni bir nâfile ibâdet icat edemezsiniz. Siz yeni bir farz ibâdet icat edemezsiniz. Siz yeni bir din veya dinin hükmü getiremezsiniz.

Harâmlar belli. Haramı arttıramazsınız, haramı eksiltemezsiniz de. Din bu konuda başını bağlamış bunun. Harâm belli, sen artı bir harâm edemezsin. Farzar belli, sen artı bir farz da yapamazsın. Dini bu minval üzerinde inanıp, bu minval üzerinde yaşamaya devam edeceğiz. Ve bunu tebliğ edeceğiz arkadaşlara, kardeşlere, etrafımıza. Bakın bunu tebliğ edeceğiz. Bu bizim Kur’ân ve Sünnet’i yaşamayan veyahut da laf atanlara gerekli olan cevap bu. Çok basit. Kur’ân ve Sünnet’e uymayan bir yerimizi getirin, biz orayı düzeltelim. Bu kadar. Hem birey bazında hem de topluluk bazında. Ama gerçekten bu tespitimde Allâh beni yanıltmasın. Gün geçtikçe geçmiş günleri arar hale geldik. Çünkü insanlar yangından kaçarcasına Kur’ân ve Sünnet’ten, Kur’ân ve Sünnet’in doğrularından, sufiliğin Kur’ân ve Sünnet’e uygun esaslarından kaçıyorlar.

Allâh bizi affetsin inşallah. O yüzden Cenâb-ı Hak ne tarafa doğru döndürürse bütün ümmet-i Muhammed’i o tarafa döndürecek, Rabb’im cümlemizi hayra döndüren kullarından eylesin. Eûû zübi’llâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Efdalü’z-zikri fa’lem ennehu. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. El-Fâtiha. Âmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış Selâmı ve Hak-Bâtıl Duâsı: “Selâmün aleyküm” ile sohbete giriş — Nûr 24/27 (ev girerken selâm); Buhârî, İstî’zân 1; Müslim, İmân 63 (“Selâmı yayınız”); gece ve gündüzün hayırla geçmesi duâsı — Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 14 (Peygamber’in sabah-akşam duâları); “Hakk’ı Hak bilenlerden, bâtılı bâtıl bilenlerden eyle” duâsı — Ebu Hanife eseri Fikhu’l-Ekber bu ayrımı “ma’rifet-i Hakk” çerçevesinde formüle eder; A’râf 7/157 (iyiyi emredip kötüden sakındırmak); Âl-i İmrân 3/104, 110 (emr-i bi’l-mârûf – nehy-i ani’l-münker); Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışma — “Size iki şey bırakıyorum: Kitâbullâh ve Sünnetim. Bunlara sıkı sıkı tutunduğunüz müddetçe dalalete düşmezsiniz” — Muvatta, Kader 3; Hâkim, Müstedrek 1/93; İbn-i Abdülberr, Temhîd 24/331.
  • Aldatmanın Binbir Türlüsü: “Aldatan bizden değildir” hadîs-i şerifi — Müslim, İmân 164 (Peygamber’in pazar denetlemesi, buğday çuvalı kıssası); Ebû Dâvûd, Buyû’ 52; Tirmizî, Buyû’ 72; İbn-i Mâce, Ticârât 36; tartıda ve ölçüde doğruluk — Mutaffifîn 83/1-3 (“Vay haline ölçüde hile yapanların”); En’âm 6/152 (“Ölçüyü ve tartıyı tam yapın”); Hûd 11/84-85 ($u’ayb Aleyhisselâm’ın tartı şikâyeti); eşi aldatma — zinâ — Nûr 24/2-4 (zinânin cezası, 4 şahit veya itirâf); İsrâ 17/32 (“Zinâya yaklaşmayın”); 4 şahid veya itirâf zorunluluğu — Buhârî, Hudûd 21; Müslim, Hudûd 16; iki kimsenin kalpten eşini suçlaması caiz değil — Hucurât 49/12 (“Zannın bir çoğu günahtır”); mehir sözünü yerine getirmemek — Nisâ 4/4 (“Kadınların mehrini gönül rahatlığıyla verin”); verdiği sözü yerine getirmeme — Münâfık âlâmeti — Buhârî, İmân 24; Müslim, İmân 106 (“Münâfığın âlâmeti üçtür: konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde cayar, emanete hıyânet eder”); Mihmandâr Ebu Dâvud, Sünen, Kitâbü’n-Nikâh; zinâ suçlaması için en az 4 şahit şartı yoksa kadına iftirâ eden kimseye 80 değnek — Nûr 24/4.
  • İyi İş Yaptığını Sananlar ve Fetvâ Sorma Hastalığı: “O kimseler, o anda söylediğin gibi oysa onlar iyi işler yaptıklarını sanıyorlardı” — Kehf 18/103-104 (“Kâfirlerin en çok zarara uğrayıp da dünyada çalışmaları boşa giden, kendilerini iyi iş yaptıklarını sanıp yanılan kimseler”); tesâdüfte ilâhî uyarı (istihâre-havâtır) — Ankebût 29/69 (mücâhede edenlere yol açılır); “her şey için Kur’an’da var mı?” sorusu üzerinden “din ispatlamaya zorlanma” tenkîdi — Şûrâ 42/21 (“Allah’ın izin vermediği şeyleri din adına getirenler”); ictihâd ı re’y ayrılığı — kıyâs, icmâ, istihsân, örf delilleri — İmâm-ı Şâfiî, er-Risâle; Şâtıbî, el-Muvâfaqât; Hanefî fıkhında delil hiyerarşisi — Serahsî, el-Usûl; amel-i ehl-i Medîne — Mâlik, Muvatta; “bilmeyen ehline sorsun” — Nahl 16/43 (“Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun”); Enbiyâ 21/7 aynı âyet; “ehl-i sünnet ve’l-cemaat” — Tirmizî, İlim 16; İbn-i Mâce, Mukaddime 17 (yetmişüç fırka hadîsi); Kahve ve semâ haramlığı iddiâsının reddi — “eşyada aslolan ibâhadır” kaidesi — Mecelle md. 11; İmâm-ı Şâfiî, er-Risâle; Semâ hakkında — Kelâbâzî, et-Taarruf; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, semâ bâbı; İbn-i Teymiyye’nin semâ tenkîdi ile Müdâ-faâ eden Şâzüeliyye-Mevleviyye-Halvetîyye âlimleri — Ebûi’l-Hasan el-Şâzili; İmâm-ı Suyûtî, el-Ef.
  • İlâhiyatçı Maaşı ve Susturulmuş Hakîkat: Dîn âlim ve hocalarının “maaş kaygısı”yla hakkı söylemekten geri durması — Tevbe 9/34-35 (maldan yüzçevirme); Bakara 2/159 (“Allah’ın indirdiği açıklayıcı delilleri gizleyenler”); İbn-i Mâce, Mukaddime 17 (hakkı gizleyen âlimin la’neti); Diyânet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA) — 44 ciltlik bu ansiklopedinin kendi çalışanları tarafından okunmaması tenkîdi; Bursa müftüsü (Mehmet Emin Ay) misali üzerinden — genı tartışma; rü’yada Allâh’ı görme hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/285 (“Rabbimi en güzel sûrette gördüm”); Tirmizî, Tefsir 38 (Sâd sûresi 69. âyet tefsirinde); İmâm Ahmed, Kitâbü’s-Sünne; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cild 283. Mektûb (rü’yada Hak Teâlâ’yı müşahede); Münâvî, Feyçü’l-Kadîr; Rü’yetullâh cennette — Kıyâme 75/22-23 (“Yüzler parıl parıl, Rablerine bakacaklardır”); Yûnus 10/26 (ziyâde – cemâlullâh); Buhârî, Mevâkîtu’s-salât 16 (cennette Rab’bi görmek); Müslim, İmân 299-301; Ehl-i Sünnet’in ittifâkı — İmâm-ı Nevevî, Müslim şerhi; Kâdî Iyâz, eş-Şifâ; “susturulmuş hakîkat” — Tevébe 9/36 (dinin ikmâli); Allâh’ın sıfatlarıyla zâhir olması — Fussilet 41/53 (“Âfâkta ve enfüste âyetlerimizi göstereceğiz”); Bakara 2/115 (“Hangi yöne dönerseniz Allâh’ın vechi oradadır”); İbn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem, Fas-ı Âdem; İbn-i Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, tecellî bahsi; İmâm-ı Gazâlî, Mişkâtü’l-Envâr.
  • Dersli Olmayanın Virdi ve Dışlama Yerine Tebliğ: “100 tövbe, 100 salavât, 100 Fâtiha, 100 İhlâs, 70 bin tevhîd” virdinin hadîsle sabit oluşu — Müslim, Zikr 41; Tirmizî, Daavât 65 (100 sübhânallâh); Ebu Dâvûd, Vitr 32 (100 salâvât); Nesâî, Amelu’l-yevm ve’l-leyle 83; “Efdalü’z-zikri Lâ ilâhe illallâh” — Tirmizî, Daavât 9; İbn-i Mâce, Edeb 55; 70 bin tevhîd ile cennete gitmek rivâyeti — Abdulkâdir Geylâni, Gunyetü’t-Tâlibîn; İmâm-ı Şârânî, el-Yevâkît; “bir kimsenin üstâdı varsa üstâdın virdi çekilir” âdâbı — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Hâlid Bağdâdî, Risâle-i Hâlidiyye; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; dinsiz evlâd ve akrabaya yaklaşım — dışlama değil tebliğ — Lokmân 31/14-15 (“Ana-babanı Allâh’a ortak koşmaya zorlarlarsa itaat etme, ama onlarla marûf üzere yaşa”); Furkân 25/63 (“Câhiller lâf attığında selâm derler”); Nahl 16/125 (“Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et”); Âl-i İmrân 3/159 (yumuşak davranış); İbn-i Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn, davet bâbı; dinsizliğin çoğalması — âhir zamân alâmeti — Buhârî, Fiten 25 (“İnsanlara öyle bir zamân gelir ki din karla yanında kor tutan gibi olur”); Tirmizî, Zühd 57.
  • Dilenme Âdâbı ve Duhâ 10: Duhâ 93/10 (“El açıp isteyeni de sakın azarlama, geri çevirme”) — Taberî, Câmiu’l-Beyân, Duhâ tefsiri; İbn-i Kesîr tefsiri; Kurıubî, el-Câmi’; “isteyene az da olsa verin” hadîsi — Ebû Dâvûd, Zekât 33; Nesâî, Zekât 87; dilenmeğin İslâm hukukunda câiz olmayışı — “Kim ihtiyâcı yokken dilenirse kıyâmet gününde yüzünde et bulunmayan bir kimse olarak çıkar” — Buhârî, Zekât 53; Müslim, Zekât 103; “bir kimsenin bir günlük yiyeceği varsa dilenmesi câiz değildir” hükmü — Hazret-i Ömer radıyallâhu anh kıssası (heybeye bakma, buğday çuvalı örneği) — İbn-i Ebî Şeybe, Müsannef; Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî, Menâkıbu Emîri’l-Müminin Ömer; dilenmeğin meslek hâline getirilmesi tenkîdi — Tirmizî, Zekât 38; İbn-i Hacâr el-Askalânî, Fethü’l-Bâri 3/341; Dâru’l-Harp’te dilenmeye câiz hükmü için yeterli nafaka/doyacak kadar şartı — Serahsî, el-Mebsût; Kâsâğî, Bedâi’u’s-Sanâi’.
  • Allâh’ın Güneş-Ay-Asr Yeminleri: Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk’ın mahlûkâtı üzerine yemin etmesi (kasem) — Şems 91/1-8 (“Güneşe, ayın ona uymasına, güneşi açığa çıkaran gündüze, onu örten geceye, göğü ve onu yapıklaştırana, yere ve onu yaylayana andolsun!”); Fecr 89/1-5 (fecr, on gece, çift-tek, geçen gece); Leyl 92/1-3 (gece-gündüz); Duhâ 93/1-2 (kuşluk vakti ve karanlık gece); Bürûc 85/1 (burçlar); Târık 86/1; Tîn 95/1-3 (incir, zeytin, Sînâ); Vel-ʾasri 103/1 (“Asra and olsun”); Beled 90/1 (Mekke); “Allâh kendi yarattıkları üzerine yemin edebilir ama mü’min Allâh’tan başkasına yemin edemez” — Buhârî, Eymân 3; Müslim, Eymân 3; Tirmizî, Nuzûr 8; “Kim Allâh’tan başka bir şey üzerine yemin ederse küfr etmiş olur” — Tirmizî, Eymân 8 (İbn-i Ömer rivâyeti); “yemin edilen şeyin ardında büyük hikmet vardır” — Zemahşerî, el-Keşşâf, Şems tefsiri; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb (kasem bâbı); İbn-i Kayyım, et-Tibyân fî Aksâmi’l-Kur’ân; Asr sûresinin ardından gelen “illâlleğîne âmenû” ayrıcalığı — İmâm Şâfiî (ehemmiyeti: “İnsanlara bu sûre yetse bile kâfi gelir”).
  • Şeyh Efendi’nin Nevşehir Yasağı: Şeyh Muzaffer Ozak Efendi / Ken’an Rifâî yoluyla gelen Nevşehir bağlı şeyh efendinin “hiç kimse gelmesin” emri ve Mustafa Özbağ Efendi’nin bu emri tebliğ edişi — sûfî âdâbında şeyhin emrine itaat aslı — Serrâc, el-Luma’; Kelâbâzî, et-Taarruf li-mezhebi ehli’t-tasavvuf; Kuşeyrî, er-Risâle, şeyh-mürîd âdâbı bâbı; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Ahmed Sirhindî (İmâm-ı Rabbânî), Mektûbât 1. Cild 31. Mektub (mürîdin şeyhe itâati); Şeyhe muhâlefet edip hususî ziyârete gelenin âdâba aykırı davranışı; Mevlânâ Hazret-i Pîr’in Burhâneddîn Muhakkık Tirmizî ile olan münâsebeti — Sipehsâlâr, Risâle-i Sipehsâlâr; Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn; yeni bilgi Şems-i Tebrizî ve Mevlânâ — aynı eserler; kapıdan gelen misafirin geri çevrilmeyişi — Müslim, Îmân 74 (“Allah’a ve âhiret gününe îman eden misafirine ikram etsin”); Buhârî, Edeb 85; Tirmizî, Birr 43; Ebû Dâvûd, Et’ime 5.
  • Kapı Önü, Polis ve Hususî Ziyâret: Tekke ve zâviye kültürü erkeğın öğrenmesi gereken âdâb — Kuşeyrî, er-Risâle, Âdâbü’l-Muhâberât bâbı; Ebû Nasr es-Serrâc, el-Lumâ, tarikatin âdâbı kısmı; Ömer Şemseddîn Fenârî, Âdâbü’t-Tarîkati’ş-Şettâriyye; Mehmet Emin (karışan dede takipçisi) polisle ilgili olayı — tarıkat karşı propagandasının Türkiye tarıkatının tarihi seyri üzerinden — İsmail Kara, Din ile Modernleşme Arasında; Şerif Mardin, Türkiye’de Din ve Siyâset; 1925 Tekke ve Zâviyeler Kanunu; bayan dervişlerin ev-kıyı-köşede bekıemesinin sakıncası — Nûr 24/30-31 (gaza bahsi); Ahzâb 33/33 (“Evlerinizde karar kılın, câhiliye tefekbürü gibi süslenip çıkmayın”); “efendiye görüşmeye gideceğim” sözünün şöhret afetine dönüşmesi — İmâm-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Rub’u’l-Mühlikât, Zemmü’l-Câh bâbı; İbnü’l-Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn, ihlâs menzili; “ders bitiğinde gelin” ve Telegram üzerinden iletişimin savunuşu — modern tarıkatta idâri şekilci ayarlama; Salı-Cumartesi-Perşembe ders zamanları düzeninin Halvetî-Celvetî koluyla aktarımı — Muhammed Nasûhi Üsküdarî; Mustafa Fevzi b. Numan, Mir’âtü’l-Makâsıd.
  • Liyâkat Ehline: Beytullâh Anahtarı: “Emânetleri ehline veriniz” — Nisâ 4/58 (“Allâh size emânetleri ehline vermenizi emreder”) — Taberî, Câmiu’l-Beyân bu âyet için Mekke fethindeki Şeybe bin Osman kıssasını nakl eder; Mekke fethi (8H/630M) — Kâ’be’nin anahtarının Beni Şeybe âilesine verilmesi — Buhârî, Hac 99; Müslim, Hac 390; İbn-i İshâk, es-Sîre; İbn-i Hişâm, es-Sîre 2/412; Vâkıdî, el-Meğâzî; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/142 (anahtar teslimi); “anahtarın Kıyâmete kadar Beni Şeybe’de kalacağı” hükmü — bugün dahi Hicâbetü’l-Kâ’be bu âilede devâm eder; Hz. Ali’nin anahtarı alıp Peygamber’e getirmesi ve Peygamber’in müşrik olmasına rağmen geri vermesi — İbn-i Kesîr, es-Sîre; Hicret mihmandârı Abdullâh bin Uraykıt — Mekke’den Medîne’ye yolu en iyi bilen müşrik kılavuz — Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 45 (hicret rivâyeti); İbn-i İshâk, es-Sîre; İbn-i Hişâm, es-Sîre 2/99; Taberî, Târîh 2/379; “işi ehline verme” kâidesi İslâm devlet felsefesinin temelidir — Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; İbn-i Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye fî Islâhi’r-Râî ve’r-Raiyye; Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc; “o müşrik anında îmân etti” rivâyeti — İbn-i Kesîr, el-Bidâye.
  • Hakkını Alamamak ve Rüşvetin Zarûreti: İslâm hukukunda rüşvetin yasaklığı — Bakara 2/188 (“Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin; insanların mallarından bir kısmını bildiğiniz hâlde günahla yemek için onu hâkimlere aktarmayın”); Mâide 5/42 (“Onlar yalana kulak verir, harâm yerler”); “Rüşvet veren de alan da ateştedir” — Ebû Dâvûd, Akdıye 4; Tirmizî, Ahkâm 9 (“Allâh rüşvet veren ve rüşvet alana lânet etsin”); İbn-i Mâce, Ahkâm 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/164; “zarûret hâlinde” rüşvetin câiz görülmesi — zorâkî alma hakkı için ödeme — Hanefî fıkhında Serahsî, el-Mebsût 16/81; İbn-i Nüceym, el-Eşbâh ve’n-Nezâir (zarûret kâidesi: “eş-Zerûrât tubîhu’l-mahzûrât”); Mecelle md. 21; İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, rüşvet bâbı (zorunluluk hâlinde almanın günahının ödeyen üzerinde olmayışı); “imza atmayan memur” — İslâm devlet hukukundaki müflüd ahkâm — günümüz demokrasi-bürokrasi eleştirisi; “zulmedene karşı dava açmak ancak zulmü durdurmak içindir” kâidesi — Nisâ 4/148 (“Allâh bir kimsenin zulme uğradığı hariç sözün açıkça söylenmesini sevmez”); “hakkı alamamak” âfeti — Tirmizî, Zühd 52.
  • KPSS, Mülâkat ve Gözlerdeki Işık: KPSS (Kamu Personel Seçme Sınavı) ve sözlü mülâkat sistemi eleştirisi — liyâkatın torpille yer değiştirmesi; FETÖ yapılanmasının kamu kadrolarını doldurma tarihi (2000-2016) — 15 Temmuz 2016 sonrası aydınlatma raporları (TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Raporu); “Fethullah Gülen’e muhterem hocamız” cevabı ile aynı sınavda “Vatan hâini, nâmussuz, şerefsiz” cevabı üzerinden mülâkat sisteminin iç tutârsızlığı — İslâm’ın ehliyet ölçüsü ile modern mülâkat sisteminin çatışması; Pensilvanya — Fethullâh Gülen’in 1999-2024 arasında ikâmetgâhı (Saylorsburg); Zaman gazetesi kapatılışı (2016); KHK’larla ihrâçlar; “birinci olan öğretmen atanamıyor” olayı — kamuoyu hassasiyeti; “ekonomiden sorumlu devlet bakanı” ve “gözlerimdeki ışık” sözü — Nurettin Canikli / Berat Albayrak dönemi ekonomik tartışmaları (2018-2020); hüzün komedisi — Necip Fâzıl Kısakürek, Çile; Cemil Meriç, Bu Ülke; “60 yaşındayım, tecrübem, aklım, fikrim, düşüncem… al kenara koy” monologü — Mustafa Özbağ Efendi’nin kişisel ikrârı; “mahalle bakanı” tenkîdi ve Peygamber’in kim liyâkatli kime iş vereceği ölçüsü — İmâm-ı Mâverîdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye, vezîr ve vâli bâbı.
  • Bakışmakla Feyz ve Kur’ân-Sünnet Çağrısı: Bir şıpta “mübârek bakırım, bakırım, bakırım; feyz alıyorum” parodisi üzerinden içeriksiz tarikat eleştirisi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1/42 (sahte şeyhlerin tenkidi); İmâm-ı Gazâlî, Eyyühe’l-Veled; Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-Zühd; Hakîkî tarikat-sohbet âdâbı — zâkir ve çavuş ile soru-cevap, âdâbı Mustafa Özbağ Efendi ekolünde — Kenzü’l-İrfân; Abdurrahmân Sâmî-yi Uşşâkî, Tasavvuf Âdâbı; Şeyh, derviş bakışmakla değil “sohbet-soru-zikir-vürûd” ile ileri gider — Mevlânâ, Mesnevî 1. Defter, Sohbet-i pîr bâbı; Sünbül Efendi’nin meclislerinde soru-cevap geleneği — Yahyâ Âgâh b. Sâlih, Câmiu’l-Âdâb; Kapanışta “Hakkımızı helâl edin” niyâzı — helâlıeşme geleneği — Buhârî, Mezâlim 10; Tirmizî, Kıyâmet 2 (“Mezlûmun hâinîne karşı alacağı hakı kıyâmete bırakılmasın”); “Dinde harâmlar bellidir, sen artırıp eksiltemezsin; farzlar bellidir, sen yeni farz icat edemezsin; bid’at iddasıyla din koyamazsın” ilkesi — Buhârî, Îtisâm 1 (“Bizim bu işimize ait olmayanı ileten merduddur”); Müslim, Akdiye 18; Ebû Dâvûd, Sünne 4; Nesâî, Buyû’ 21; İbn-i Teymiyye, İktidâu’s-Sırâti’l-Müstıkîm; Şâtıbî, el-İ’tisâm (bid’at bâbı); “yangından kaçar gibi Kur’ân ve Sünnet’ten kaçış” — âhir zamân fitnesi — Müslim, Îmân 186-187; Ebû Dâvûd, Fiten 2; Hz. Ali’nin sözü: “Kim Kur’ân’a muhâlif bir şey derse atın duvara” — İbn-i Ebî Âsım, es-Sünne.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı