Açılış: 30 Ramazân’ın Mutluluğu ve Şükrün Hâli
Eûûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Efdalü’z-zikri fa’lem ennehu. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Hak Muhammedün Resûlüllâh cemî’an enbiyâe’l-mürselîne sebeben ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Selâmün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşaAllah. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hak ve hak, batıl batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip batılla cihat eden kullarından eylesin. Allah hepinizden de razı olsun. Ben bugün böyle mutluyum, sevinçliyim kendimce. 30 Ramazanı bitirdim diye düşünüyorum. Ramazân’da sohbetlerimize, derslerimize, zikrullahlarımıza devam ettik.
Malum herkes biliyor sağlık problemleri var. Ama ona rağmen hem oruç tutmak hem sohbetlere, derslere devam ettirmek benim için büyük mutluluk. Böyle gecikmeli de olsa, yine de sohbetlere devam edebilmek bende büyük bir mutluluk oluşturdu. O yüzden bunda bütün kardeşlerimizin muhakkak ki duaları, muhakkak üzerimizde bir iyi niyetlerinin etkisi olduğunu inanıyorum. O yüzden bütün kardeşlerden Allâh râzı olsun hepinizden de. Cenâb-ı Hak’a hamd ü senâ olsun. Biz bu Ramazanı da oruçlu geçirmenin ve sohbetleri de dersleri de bırakmadan oruç tutmanın mutluluğunu yaşıyorum. Allah hepinizden de razı olsun. Cenâb-ı Hak devam ettirsin inşâallâh. Bir soru var birkaç tane, ondan sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâallâh.
Sahte Gündem: İstanbul Sözleşmesi, Fuhuş Vesikası ve 77 Trilyon Fâiz
Gündemin hangi birine yetişelim ki ya? Gündem, bizim gibi ülkelerde gündem hep sahtedir. Herkes mevcut gündeme takılır gider, mevcut gündeme göre düşünür. İşin hakikatini veyahut büyük resmi veya görünen resmin arkasından hiç kimsenin haberdar olmaz. Bunlar şeytanın görmeyin diye sakladığı yerlerdir. O yüzden bizde o sakladığı yerleri görmek, sakladığı yerleri gün yüzüne çıkarmak önemlidir. Mevcut piyasanın gündemiyle bizim gündemimizin arasında o yüzden fark vardır. Burada İstanbul Sözleşmesi’nden bahsetmiş, ondan sonra Cumhurbaşkanlığı kararıyla çıkılması kararına karşı açılan davaya rekor bir katılımla 100.000 kadın avukat katıldı diyor. Normal. Ama bu normalde Cumhurbaşkanlığı’nın kararıyla zaten bu İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmıyor.
Bu da ayrı bir aldatmaca. İstanbul Sözleşmesi’nden falan Türkiye’nin çıktığı falan yok. Ha bu ayrı tartışılır ama iç politikaya yönelik bir aldatmacadan ibaret bu. Normalde kadınların haklarının savunulduğunu söyleniyor. kadın haklarını o 100.000 avukat bundan uğraşacağına ülkede 100.000 teninden para kazanılan resmi. Bilmem şu evlerde fuhuş yapan tene satılan kadınlar var. Asıl günden bu. kadınlarının savunulmasına rağmen bu. Böyle bir çete var dünya üzerinde. Bu çetenin uzantıları da Türkiye’de de var. Türkiye’de vesika bekleyen, müracaat edilmiş Devletin İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı 100.000 avukat vizyonu var. Yaklaşık 70-80.000 vesikalığı şu anda çalışan kadın var. O genel evi denilen evlerde 80.000’e yakın kadın var. 115.000’de en son, 115.000’den sonra açıklamadılar.
O evde birçok kadın var. belki de artmıştır, eksilmemiştir. Tahmini konuşuluyor. Vesikalı ve vesika bekleyen yaklaşık 250.000 kadın var resmi. Fuhuştan, fuhuş yapan, öyle söyleyeyim. Türkiye’nin asıl evi denilen kadınlar var. Türkiye’nin asıl gündeminin bu olması lazım. 2011 yılından beri cinsiyet değiştirme ameliyatları devlet tarafından bedava yapılıyor. Ek bir ücret alınmıyor. Gündemden bunun üzerine görüşülecekse bu görüşülmesi lazım. cinsiyet değiştirmeyi teşvik ediyor. Ne zamandan beri? 2011 yılından beri aklında kalan o 2011 miydi, 2012 miydi neydi? Cinsiyet değiştirme ameliyatı devlet tarafından karşılanıyor her şeyle. Olacaksa gündemde bu işlerle birleştirilmiş. Bu işlerle birleştirilmiş.
Bu işlerle birleştirilmiş. Bu işlerle birleştirilmiş. Olacaksa gündemde bu olması lâzım. Son üç ayda dört aylık dilimde Türkiye’nin ödediği faiz 77 trilyon lira. Gündemde tutulacaksa bunun gündemde tutulması lazım. 77 trilyon. Evet. Türkiye’nin iç ve dış borcu 500 milyar dolar mıydı? Milyar dolar. Türkiye’nin iç ve dış borcu 500 milyar dolar. Gündemde tutulması gereken asıl konular bunlar. Tabii bunları konuşamazsınız. Konuşsanız da hepiniz de konuşursanız. Tabii bunları konuşamazsınız. Konuşsanız da bir iş elde etmezsiniz. Asıl gündem olması bunlar. İki, dünyada en fazla Türkiye’de üç milyon genç ne okuyor ne çalışıyor. Üç milyon genç evde. Normalde bütün dünyada aynı bu. Sadece dünyada olarak şey yapma.
Türkiye’de değil. Türkiye’de üç aşağı beş aşağı belki de fazla olabilir. Ama bu zaten bütün dünyanın hastalığı bu. Sadece bizdeki hastalık değil. Twitter’ı alan Elon Musk’tan yeni bir karar kimliksiz Twitter’a girilmeyecek. Yüz binlerce bot hesabın sonu geldi. Bu da beni ilgilendiren, bizi ilgilendiren bir şey değil. Evet. Devam ediyoruz.
İstişâre ve Şûrâ: Kur’ân’ın Emri ve Peygamberî Örnek (Hudeybiye–Bedir–Uhud)
Mâtürîdî diye. İnsanların bir araya gelip birbirlerinin görüşlerine başvurarak ortak bir görüşü belirlemek istemelerine istişâre. Bir araya gelip görüş alışverişinde bulunan topluluğu da şûrâ denir. El-Isfahane El-Mufredat’tan. Acaba Kur’ân’da tavsiye edilen istişâre ve şûrâ sadece siyasi konularla mı sınırlıdır yoksa dini konuları da bağlar mı? Bu Ümmet-i Muhammed’in terk ettiği, Kur’ân’ın Peygamberine emrettiği. Bakın Peygamberine emrettiği. Sen işlerini istişareyle götür. Ve istişarede bir karar alındığında da o kararda sen sabit kal diye. Kur’ân’ın emrettiği bir iştir bu. Bu aslında sadece siyasi meseleleri ele aldığını düşünemeyiz. Çünkü Kur’ân bu manada Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem üzerinden bunu emrederken, sadece Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem kimliğinde siyasi devlet başkanına hükmünü koymuş olsaydı, o zaman diyeceğiz ki sadece siyaseti ilgilendirir.
Ama Hz. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem, devlet başkanı olmakla beraber bir dinin peygamberi. Aynı zamanda aile reisi, aynı zamanda askeri bir komutan. bütün toplum içerisindeki tabirci ise önderliklerin hepsinde kendisinde toplayan bir kimse. Ve hayatına baktığımızda istişareyle götürmüş. Mesela örnek Hudeybiye’de yine eşinin istişaresiyle karar vermiş. Şuraya ihrama girdiler, Mekke’ye ömre yapmak için ama Mekke’yler katmadılar. Kurbanlıkların yanında eşi dedi ki, ”Ya Resulallah sen bu konuda çok fazla yıprattın kendini. Sen dedi çık, kurbanını kes, tıraşını ol, ihramdan çık. Ashabım, ashab seni peşinden takip eder.” dedi. Bu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin eşinin iştahıydı.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri çadırından çıktı, kurbanını kesti, tıraşını oldu, ihramdan çıktı. Ve sahâbe o zaman için savaşmayı istiyorlardı. Mekkelîler sözünden döndüler, biz savaşalım diyorlardı. Sahâbe bu sefer o iştahı peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin yaptığını tabi olaraktan herkes kurbanını kesip ihramdan çıkmaya başladılar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri istişareye çık. Ve sahabeyi dinleyen bir kimse, ashabla istişâre eden, Bedir’de istişâre etmiş, Uhud’da istişâre etmiş, Hendek’te istişâre etmiş, enteresan bir şeydir. Bu istişâre kültürünü o gün için câhil bedevîlerin içerisinde oturturan bir peygamber. Ve eşleriyle istişâre ediyor, onu dinliyor, arkadaşları ile istişâre ediyor, onları dinliyor.
Bir kendince istişâre ettiği heyet var, onları dinliyor. Konusuyla alakalı, konusuyla alakalı, ehil insanları dinliyor, istişâre ediyor. O zaman bunu sadece bir devlet başkanına, bir siyasi alan olarak algılamamız, bu istişâre meselesinde çok dar bir dairede kalırız. Ama bunu genişletmel ve çalıştırmalıyız. Bakın genişletmeli ve çalıştırmalıyız. Bu meselede genişletme ve çalıştırmayı Ümmet-i Muhammed yerli yerinde kullanmadığı için zaten bu son 300 yılda sıkıntı yaşıyoruz. Hadi diyeyim ki, 200 yıldayım, 1900’lerden itibaren Ümmet-i Muhammed’de bu darlık var. Ama bir şeyin darlığı meydana çıktığında, biz meydana çıktığında onu tanımlarız. Onun geçmişi vardır, onun arkası vardır. O oluşma sürecinde, bir şeyin kuluçka dönemi olur ya, darlığın da bir kuluçka dönemi olur.
Bozulmanın bir kuluçka dönemi olur. Düzelmenin de bir kuluçka, iyileşmenin de bir kuluçka dönemi olur. O yüzden bir şey bozuluyorsa birden bozulmaz. Bir şey düzeliyorsa da birden düzelmez. Bu mümkün değil.
Osmanlı’nın Dağılışı: İttihât-Terakkî ve Bozulmanın Kuluçka Dönemi
O yüzden bozulmayı biz Osmanlı Devleti açısından ele alacak olursak, çünkü o zaman için İslam topluluğunun önde devleti Osmanlı. Önde devleti, hilafetin de merkezi, o zaman biz baktığımızda Osmanlı’ya 1900’lerden itibaren diyeceğiz. Çünkü İttihât ve terakkinin iktidara gelmesi, hükümeti kurması 1905 filan olması lazım. 1900’lerden itibaren zaten İttihât ve terakkiden sonra zaten 1905’te 1918’ler arasında 18 yıl içerisinde Osmanlı dağılıyor. Şimdi İttihât ve terakkiyi kimse böyle yorumlamaz. Çünkü İttihât ve terakkinin uzantıları var Türkiye’de de hala daha devam eder o uzantı. Devletin içerisinde de devam eder. İttihât ve terakkiyi bizim gözümüzün önünde başarılı olarak gösterirler. Herkes İttihât ve terakkiyi başarılı olarak gösterir.
Halbuki iktidara gelmesi 1905’tir. 1905’te 1918 arasında Osmanlı diye bir şey kalmaz. 1900’e kadar Osmanlı Avrupa’da vardır. Bosna’da, Yunanistan’da, Bulgaristan’da. Ondan sonra Makedonya’da Osmanlı vardır, Yemen’de vardır, Afrika’da vardır. 18 yıl içerisinde Osmanlı paylaşılır. 18 yıl. 18 yıl ha çok fazla değil. 1918 Avrupa işgal altında, Anadolu işgal altında. bunu normalde… Şimdi İslam dünyası açısından baktığımızda zaten İslam dünyasında o zaman Osmanlı, herkes Osmanlı’nın arkasından yürüyor zaten. 1900’den başlamış olsak biz bozulmayı dini açıdan şu anda 2020’deyiz. 1920-2020 yıl. 100 yılda ben o bozulma sürecinde öncesine koyarım Kuluçka dönemi. 50 yıl, 70 yıl değil, 100 yıl değil, 300 yıl.
Şimdi bu istişâre, bu ictihâd, bu şûrâ, bu böyle ortak akıl ve akılla vahyi birleştirip, akılla vahyi birleştirip yeni iştahatlar koyma, yeni açılımlar koymayı terk ettiğinden dolayı İslam dünyası dağılır. Bunu bizde Batılılar şöyle yaptı, kafirler böyle yaptı. Sen ne yaptın? Hala daha devam ediyor. dışarıdan operasyon yiyoruz biz, yiyemem. Yiyemem kardeşim, diren. Mücadele et. İnsanlar neden hükmet seçiyorlar? Mücadele etsin, korusun memleketin hakkını, hukukunu diye. Ama bu bizde farklı tecelli ediyor.
İctihâd Çağrısı: Kız Talebelerin Seyahâti ve Şuurânın Gerekliği
O yüzden ne dinin kendi içerisindeki hadislerle alakalı bir istişâre heyeti kurulmalı, şûrâ olmalı, fıkıhla alakalı şûrâ olmalı, fıkıhla alakalı. En önemlisi de fıkıh. Fıkıh derken, siz sakın abdesti bozan, bozmayan şeyler değil, akâidle alakalı şûrâ kurulmalı. Ama yapamazlar ki. Mevcut anayasa buna izin vermiyor zaten. Sebebi, siz devletin dinini, devletin işleyişini bozmaktan başlıyor. Siz bu konuda bir şûrâ toplayamazsınız ki, akâidle alakalı. Toplasanız dahi ortak bir karar çıkaramazsınız. Bakın çıkaramazsınız diyorum, böyle çok net konuşuyorum. Mümkün değil. o ortak karardan siz anayasayı yıkmaktan içeri girersiniz. Anayasayı değiştirmekten içeri girersiniz. bazı şeylerin kısır kalmasının arka bahçesinde bu var. siz uluslararası bir akâid sempozyumu düzenleyip, akâidteki sıkıntıları orta yere koyup, bunları yeniden akâidî iştahatler getirecek bir sempozyum düzenleyemezsiniz.
Ya da düzenletmezler. İkisinden biri. Yakın tarihte böyle bir şey kulağınıza geliyor mu hiç? Yok. Mesela ülke gündeminde değil mi yeni bir ictihâd gündeme geliyor mu? Hayır. Bakın ben bazen böyle çok basit bir şey söylüyorum. Kız çocukları. Bugün şehirlerde okuyorlar mı değişik şehirlerde? Evet. Aileleri mi getirip götürüyor hepsini? Hayır. Hanefî’ye göre haram işledi bu çocuklar. Bunu eski şehirde üniversitede dile getirdim. Bütün üniversiteleri dolu, bu bitti kocaman bir, ne diyorlar onun büyük salonu? Anfi. Anfi, kocaman büyük salon. Dedim ki eski şehirli olan kızlar elini kaldırsın, iki tane kız elini kaldırdı. Geri kalan hepsi de eski şehirin dışından. Hepinizi dedim anneniz babanız mı getirdi?
Oradaki ilahiyatın profesörleriydi orada. Hayır. Hanefî’ye göre haram işlediniz dedim. Şâfiî’ye göre de haram işlediniz. Bunun ortak ya bunun arkasını besleyecek hadîs-i şerif var. İmâm-ı Aʾzam bu hadîs-i şerif almış, doğru yapmış, geçerli ve Hanifiler bunu söylerlerken yol güvenliğini, can güvenliğini ortaya koymuşlar, akıllarını çalıştırmışlar. E şimdi yol güvenliği, can güvenliği var ise bir kadının tek başına seyahat etmesini ictihâd edilmesi lazım. Yok bu iştahatı verebilecek kimse. ülkenin, devletin parasıyla iş yapan din işleri yüksek kurulu var. Din işleri, dianetin bu din işleri yüksek kurulu ne iş yapar? Bunu kimse sormuyor. Bir milyon üniversitelerde okuyan öğrenci var, bir milyon üzerinde midir?
Bu konuda bir bilgisi var mı? Üniversite okuyanlar yukarıdan, aşağıdan? Yok. Bir milyon üç yüz elli bin kişinin sınava girmiş, bir milyon okuyan vardı. Bir milyonun yarısı bayan olmuş olsa, beş yüz bin tane öğrenci kızımız var. Bunların hiçbirisi de kendi şehrinde okumuyor. Değişik şehirlerde okuyorlar. Beş yüz bin kız öğrenci seyahat ediyor. Okul başlarken bir gitse, bir de sezon bitince dönem bitince gelse iki sefer gidecek gelecek. Mümkün değil. Zıtpır tatil olduğundan itibaren, tatil olduğundan çocuklar bayram tatili, şu tatili, bu tatili gidip geliyorlar mı? Evet.
Hanefî Usûlü, Yol Güvenliği ve Kadının Tek Başına Seyahât Hadîsi
Hanefî’ye göre hepsi de aramış diyor. Topla denişleri yüksek kurulunu, gerekçelerini sun. Yol güvenliği de, yol güvenliği, can güvenliği var ülkede. Yol güvenliği ve can güvenliği var ise sebepleri de şunlar. Sahabeli de böyle olmuş. Bir kadını Normand’a esir almışlar. Hazreti Peygamber çok kızmış sahâbeye. Siz nasıl böyle bir kadını esir alırsınız diye. Derhal kadını kendi kavmine on tane yanına asker koyuyor güvenliğini sağlasın diye. Kadını tek başına kendi kavmine gönderiyor. E hadîs-i şerifler var. Ayrı zamanda bir kimse bilmem nereden yola çıkıp Mekke’ye ondan sonra bir kadın tek başına seyahat edecek diyor. Hadis-i şerif var. Kadın tek başına seyahat edecek. Bakın kadın tek başına seyahat edecek.
Hadis-i şerif var. Ayrı zamanda öyle bir zaman gelecek ki yol ve can güvenliği açısından hiçbir tehdit unsuru kalmayacak. Kadın hadîs-i şerifte beyan ettiği Mekke ve o şehrin arası yaklaşık 1500 kilometre, 1000 kilometrelik yolu kadın tek başına kat edecek. İyi bu hadîs-i şerifi ölçe al. Fiili olan yapılan kadının on tane askerle kendi kavmini de seyahat edecek. De ki can güvenliği ve yol güvenliği var ise kadınlar tek başına seyahat edebilirdi. Yeni ictihâd et ya. Gerekçelerini de sun. Ama bu İslam dünyasında bu yok. Ve hatta yani Diyânet’in fetvâsı. Kürt topı’ı harâm. Fetvası, kürt toparı haram. Neden geçerliliği yok diyor. Gerekçesinde yok ki arkasında geçerliliği yok. Reel yok. İyi dolar da haram o zaman.
Onun da geçerliliği yok. söylemiş olduğu şey komple berbat ediyor. Doların geçerliliği var mı yok. Amerika 1933 yılında 1 doların karşılığında 1 altın veremeyeceğini ilan etti. Cebimizdeki, kasamızdaki, banka hesaplarındaki doların karşılığı yok. Reel karşılığı yok Amerikan Merkez Bankası’nda. Biz sahte paralarla dolaşıyoruz. Bildiğimiz sahte dolar. Yok, real olarak karşılığı yok.
Bitcoin, Dolar Fetvâsı ve Tüm Paraların Sahteliği
Bitcoin’in de yok. Onun da yok. Türk parasının karşılığı var mı? Onun da yok. Dünya üzerinde hangi çok nadirdir devletlerin kendi paralarının karşılığında altın verebilecek. O zaman bütün paralar sahte. Eki sahte. Enflasyon da o yüzden. Enflasyon da ayrı bir hırsızlıktır. E ver fetvasını hadi bunun. De ki dünya üzerinde tedavüde dolaşan paraların hepsi de sahtedir. Hiç birisinin dini de yeri yoktur de. Yetkisi var mı? yetkisi var mı? Bu durum bu. Var. Din İşleri yüksek kurulaşın diye bir kurul kurmuş. İlan et. Kapatan kapatsın. Ceza oynatacaklarsa atsınlar. Onları ilan etsin. Çalışsınlar. önce Bitcoin haram olmaz. Aradan 3 ay geçti. Devlet açıklama yaptı. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası. Bu tip paralarla alakalı çalışma yapıyor dedi.
Ondan sonra Diyânet bir daha açıklama yaptı. Dedi ki üzerinde çalışıyoruz. Ya önce çalışıp da sonra söyleseydin. Yok önce haram dedi şimdi çalışıyor. Bunlar İslam dünyasında olmaması gereken şeyler. Ama bunun altından kalkılmıyor. Sebeb şu. Bir, lâikliğin anlamını ve uygulanışını yeniden ictihâd etmek lazım. Adı lâiklik olarak kalacaksa bakın Mustafa Özbağ olarak söylüyorum. Bir lâiklik karşısı bir insan olarak söylüyorum. Bunun Türkiye’de ya anlam olarak değiştirilmesi ya da tecelliyet olarak değiştirilmesi lazım. Siz lâikliği dîn düşmanlığı olarak uygularsanız herkes lâiklik denince tüyleri diken diken olur. Ve hala da bu köhnemiş, körelmiş, ondan sonra geri kalmış, yobaz bir lâiklik anlayışını bu insanlara siz dayatırsanız olmuyor, yürümüyor işte.
Sığmıyor çuvala. siz lâikliği din ve dindarlılarla savaşmak olarak uygularsanız bu insanlar barışmaz onunla. Nasıl barışacak? Barışmaz. Siz dinle alakalı bir karakola gidin. sizinle alakalı bir karakola gidin, bir karakolda ifadenizi alsınlar, sizin bakın ne sorularla karşılaşacaksınız. O sorular ifadeye yazılmıyor yalnız. Onu soran oradaki seni analiz ediyor. sen ne diyeceksin? Sen kar olsun lâiklik dersen analizeyi değiştirmekten tutanak tutacak sana. Sen mayınlı arazide dolaşır gibi orada ifade veriyorsun. Çünkü anlayış bu. bu sohbetleri yapıyorsun, mayınlı arazide dolaşıyorsun. Nerede ne patlayacağı belli değil. Nerede ne patlatacakları da belli değil. Böyle olunca orada üretilmez bir şey.
Mümkün değil.
Lâiklik, Tarîkatler Meselesi ve Gerekli İstişâre Heyetleri
Bakın Türkiye’de tarikatlar kapalı mı? Kanuna göre. Kapalı öyle değil mi? Real de açık. Real de açık. Tabii tarikat denilince sadece Kâdirî-Rıfâî-Bedevî-Dûsûkî tarikat olarak onlar aklımıza geliyor. Değil Aleviler de var. Biz de tarikatız, biz de yoluz diyor, bektajçiler var. Kapıyı as, Cem evi de hiçbir Allâh’ın kulu oraya dokunamazsın. Evet. Ama kafayı as, Kâdirî evi de her gün baskın ye. Kapıyı as, Cem evi de hiç kimse dokunmasın sana. Ama kapıyı as, Mevlevî evi de her gün baskın ye. Şimdi örnek ülkenin problemi bu. Tarikatlar kapalı mı? Kapalı. İyi. Recep Tayyip Erdoğan İngiltere Kralîçesi ile görüşmeden çıktı. Nakşibendîler olarak açıklama yaptılar İstanbul’da. Biz şu Nakşibendî Dergâhı, bu Nakşibendî Dergâhı, bu Nakşibendî Dergâhı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı destekliyoruz dedi.
Nerede Cumhuriyet Savcıları? Tekke ve Zâviyeler Kanunu’na göre hepsinde onların yargılanmaları lazım. Tuzak soru, bana da soruyorlar ya, siz hangi tarikatlarsınız? Biz tarikat değiliz diyorum ben. Tuzak çünkü. Türkiye’de tarikat yok diyorum, kapatıyorum özlüğü. Çünkü kanunla yasaklanmış. Diyorlar ya siz şeyh misiniz? Değilim diyorum. Ben şeyh değilim. Hiç ağzımdan duymayacaksınız, bu sözleri asla kullanmayacağım diyorum. Neden? Ben şeyhim demenin cezası var ülkede. Ben dervişim demenin cezası var ülkede. Evet. Konuşamazsınız bunu. Bu konularda mesela örneğin Türkiye’deki mevcut tarikatların işleyişi, kontrolü, bunların üzerinde olması gerekenler, olmaması gerekenler, hadi bir sen parçalama. Bakın yapılmazsınız.
Neden? Böyle kalması sistemin hoşuna gider. Hep baskı altında kalacak, kullanacak. Onları istediği gibi övüzecek çevirecek. Fıkıhtı aynı, akaytı aynı, hadisciler aynı. konuşuyor o televizyonda o kimse hadisci mi değil. Konuşuyor ama. bu konularda, bu konularda, bu konularda, bu konularda, bu konularda, bu konularda, o kimse hadisci mi değil. Konuşuyor ama. Veyahut da sûfîlikten konuşuyor. Konuşuyor. Sûfî mi? Hayır. Var mı şeyhi? Yok. Ya ezberlemişsin bir kitabı, oturmuşsun oraya. Yaşadın mı? Yaşadın mı? Onu söyle bana. Yok. Nereden hükmedecek mümkün değil. Çünkü Kur’ân’ı Kerim’deki o istişâre âyeti aslında hayatın bütün alanında olması lazım. Hayatın bütün alanında. Ve hayatın bütün alanında olması lazım dediğimiz şey bir de ehliyle istişâre edilmesi lazım.
Ehli. O meselede ehliyette mi değil mi? biz ekonominin başına birisini getireceğiz. Ehliyetli mi değil mi? Ekonomide ehliyetli mi? Bu adamın uluslararası bir çalışması var mı? Hangi noktada var? Para piyasalarında mı var? Üretimde mi var? Tüketimde mi var? İğracatta mı var? İtalatta mı var? Veyahut da bu adam ekonominin başına gelirken ekip olarak yanında kimleri getirdi? Ayrı ayrı. Ayrı ayrı ekonomiyi ilgilendiren meselelerde her birine yeri bir genel müdür mü getirdi? Ve bunları getirirken, bunları atarken bunlarla beraber mi yaptı? Buna bakmamız lazım. Veyahut da biz eh Milli savunma bakanını birine getireceğimizde milli savunmayla alakalı, askerlikle alakalı bu adamın bilgi birikimine. Buna bakmamız lazım ve ona bir istişâre heyeti kurmamız lazım.
Örneğin Türkiye’nin savunmasıyla alakalı. Hiç bugüne kadar ben duymadım. 61 yaşındayım. daha önce genelkurmay başkanlığı yapmış olan kimselerden bir heyet kur. Türkiye’nin nasıl bir savunmaya, nasıl bir askeri yönlenmesi lazım? Nasıl bir savaş taktiği uygulaması lazım? Nasıl bir koruma taktiği uygulaması lazım? Eskiyle yeni birleştir, böyle bir istişâre heyeti kur. Örneğin? Örnek benim aklıma gelenleri söylüyorum. ekonomideki bu konuda bilgi sahip olmuş, bu konuda yetkin profesörleri topla. Nasıl yapabiliriz de? Bütün ticaret ve sanayi odasının başkanlarını topla. Veyahut da bin tane başarılı iş adamını topla. Ülkeden ne bekliyorsunuz? Devletten ne bekliyorsunuz? Nasıl bir başarı yakalayabiliriz?
Bir yatırım yapılacak, o yatırımla alakalı istişâre yap. Nasıl bir yatırım yapalım? Ve bu insanlar çıksınlar, halka ikna etsinler. Gerçekten böyle bir yatırmaya ihtiyacımız var desinler. Diyorum ya, İslam konuşursa dünya çatırdar. Gerçek İslam konuşursa dünya çatırdar. Bakın bütün dünya çatırdar. Mesela İslam’ın temel anlayışına göre, temel anlayışına göre siz borçla yatırım yapamazsınız. Şimdi İslam’ın temel anlayışına göre, siz bu yatırım yapamazsınız.
Gayrimüslimden Borç Yasağı ve 375 Trilyon Dolarlık Dünya Borç Sistemi
Hele gayrimüslimden borç hiç alamazsınız. Bakın İslam’ın temel anlayışıdır bu. Siz gayrimüslim unsurlardan borç alamazsınız. Osmanlı almış, almış, yıkılmış. Bakın İslam’ın temel anlayışıdır bu. Siz şimdi bunu kalkar söylerseniz, İslam’a göre, İslam gayrimüslimden borç alınmasını yasaklar alamazsınız dediğinde, yüzyıllık değil, iki yüzyıllık Osmanlı ve Türkiye’ye devletinin yapmış olduğunuz işleri hatalı görmüş olursunuz. Sıkıntı? Şuraya otursan, savaş. Oraya otur. Sen lazımsın mali müşahersin ya. Şuraya yukarı otur lan. Ne mi lazım? Kaybetmeyelim seni. tekrar söylüyorum, bu ülkenin 500 milyar dolar iç ve dış borcu var. siz bunu borçlanırken kimle görüştünüz de borçlandınız? Bu ülke vatandaşlarına sordunuz mu?
İslam’ı koynursan, İslam hukukuna göre sen gayrimüslimden borç alamazsın. Harp halindesin çünkü gayrimüslimlerle. Sen harbinden borç alacaksan bir şartla alırsın. O borcun üzerine çökmek için, ütmek için alırsın. Dünya üzerinde bir ekonomik sistem var, bir ekonomik sistem var, bir ekonomik sistem var. Dünya üzerinde bir ekonomik sistem var. Bu ekonomik sistem ne? 375 trilyon dolar dünyayı borçlandırmışlar. 2000 tane şirket var, 2000 şirket bütün dünyayı borçlandırmış. 375 trilyon dolar. 500 milyon doları da bize ait. Bütün dünyayı sömürüyor bu. Ahtapot gibi bunlar. Faizle sömürüyor. Faizle sömürüyorlar. Türkiye kurulduğundan beri dış borcu var. Doğru mu? Doğru. Dış borçla yapılan bir tane fabrika gösterin bana.
Gösteremez kimse. Devletin kurduğu dış borçla bir tane fabrika gösterin. O zaman siz üretime dayalı dış borçlanmıyorsunuz. Ya tüketime dayalı borçlanıyorsunuz. Ya Hollanda’dan tereyağı. Hollanda bize kredi açıyor, tereyağı gönderiyor bize. Peynir gönderiyor, süt ürünleri gönderiyor Hollanda. Fransa bize ekonomik olarak borç veriyor, destekliyor. Bize ne gönderiyor Fransa? Bunları okuyunca var ya çıldırıyor insan. Bize parfüm göndermiş. Makyaj aletleri göndermiş. Makyaj malzemeleri göndermiş. Demiş ki sana 5 milyon dolar borç veririm. Ama 2 milyon dolar bu ürünlerden veririm sana demiş. 3 milyon dolar para veriyor. 2 milyon dolar bu ürünlerden veriyor. Ya Hollanda diyor ki sana 5 milyon dolar borç veririm.
Ama 2 milyon dolar tereyağı peynir alacağım ben de. Bu memlekete tereyağı peynir yokmuş gibi. Gülünç bunlar. siz bir Sûfî toplantısında bunları dinliyorsunuz. Tabi nereden? Mâtürîdî’den girerekten konuşuyoruz şimdi bunu. Hoş siz bunları biliyorsunuz. Ben bunları konuşuyorum da. Bunlar bir Sûfî toplantısında konuşulacak şeyler değil. burada yapmamız gereken şu normal şartlarda. Böyle bir şey yaparsan senin hiç kimseyle derdin yok. Ondan sonra sen bekleyeceksin. Yapacaksın. Herkes böyle yapacak dalga halinde. Buradan herkes çıkacak, soracaklar ne olduğunu.
«Bakıyorum Bakıyorum» Şeyh Parodisi ve Abdullah Efendi’nin İhanetine Cevap
Bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum. Bakıştıkça feyizlenirim. Bunu söyleyecek buradan çıkan herkes. Tam bitti, harika. Tabi. Ondan sonra telefonu ver, ben elimi alacağım. Başlayacağım. Kimin parası var? İlk kimse. Bana oradan 10 bin lira gönder. Fakir fukaraya vereceğim. Ona diyeceğim ki bin lira gönder. Senin durumun az çünkü. Öbür gün durumu iyi. Ev almış. Sen şeyhine danışmadan ev almışsın. Ceza sana 20 bin lira gönder. Uzaklaşma burada. Dur. Senden öyle bir şey yapmayacağım. Kaçar maçar şimdi. Beni buraya oturtturdu. Bunun karşılığında bir şey olacak diye düşünür. Böyle. Bunu yapıyor adam. Ve bu adam şeyh. Bir de utanmadan Abdullah Efendi şeyh değildir diyor. Bunu yapan bunu da söylüyor. Beni zaten söylüyor da.
Bu sohbeti dinleyen de kim? Abdullah Efendi’nin eski dervişleri. Mustafa Yusuf’a düşmanı olanlar toplanmışlar. Bunu dinliyorlar orada. Adamlar Mustafa Yusuf’a delikanlılık bile öğrenmemişler. Kalk sen nasıl benim şeyhime laf söylersin? Gözümüzün içine baka baka gelmiş bizim şeyhimize laf söyleyecek. Yürü git şuradan de. Diyemiyorlar. Soysuz soysuzu buluyor. Ama ülke bu. Ülke bu. Kimse bir şeyin karşılığını veya realitesini sorgulayamıyor ki. Allâh muhâfaza eylesin. Evet. 23-24’de geçeceğiz şimdi. Bu yazıdaki her şey daha öncekiler gibi tamamen alındıdır. Bizim burada kimsenin inancına ve din anlayışına etki etmek gibi bir amacımız yok. Etki etmek var. Bu yazıda değil bende var. Yazıyı bu soruları yazan Hakan’ın kardeşimizin böyle bir şey etki etmek derdi olmayabilir benim var.
Ben gerçekten etki etmek istiyorum. Üzülüyorum çünkü. Ülkem insanları için üzülüyorum. Ülkem toprakları için üzülüyorum. İslam ümmeti için üzülüyorum. İslam ümmeti için üzülüyorum. O yüzden etkilemek istiyorum. Elimde gücüm olmuş olsa bütün İslam dünyasını haykırmak istiyorum. Gücüm olmuş olsa bütün ülkedeki Müslümanları haykırmak istiyorum. Gerçekten. O yüzden ben burada etki etmek gibi bir amacımız yok diyor benim var. Ama bilin ki biz Türklerin inancını inancımıza etki edenler var. Sadece bunu bilin istedik. Evet. Bu ülke Müslümanlarının üzerine sapıkça, hunharca, vahşice inancının üzerinde etki etmek isteyenler var. Edenler de var. Şimdi bizim arkadaşlar bu konuda benim fikirlerimi biliyorlar.
Hâricîlik, Tekfir ve «Bilmezdik, Öğrettiler» Feryadı
Yani biz bakın hariciliği bilmezdik. Müteziliği bilmezdik biz. Bu ülke toprakların Müslümanları bilmezdi. Ayrımcılığı bilmezdi. Bu ülke toprakların insanlar birisi Müslümanım diyorsa Müslümandır biz onu tekfir etmeyi bilmezdik. Sen kafirsin demeyi bilmezdik. Bu ülke toprakların insanları birisine oruçlu musun değil misin diye soru sormanın abes olduğunu inanırdı. Hangi tarikat’tansın, hangi cemaattensin diye sormayı abes görürdü bu topluluğunun insanları. Ben 61 yaşındayım. Ben Bayındır’da birisinin oruç tutup tutmadığını sormayı biz bilmezdik. Biz Bayındır’da birisinin hangi mezhepten, hangi mezhepten olduğunu bilmezdik. Sormazdık da. Biz Bayındır’da normalde hasvel kadar kafir değildik bizde.
Kimsenin küfrüne fetvâ vermezdik. Konuşulmazdı böyle şeyler. Ama şimdi bu toprakların Müslümanların içerisinde atılmış el bombaları var. Pimi çekilmiş vaziyette. Ve cemaatler, tarikatlar veya bu tip dini oluşumlar birbirleriyle dostluk kuracaklarına düşmanlık kuruyorlar. Bu çok acı bir şey. Ve etki ediyorlar bize, cidden etki ediyorlar. Bir baba ağlıyor, oğlu var. Diyor ki oğlu babasına sen kafirsin. Adam kelime-i şehadet getiriyor, namaz kılıyor. Ama oğlunun almış olduğu dini eğitim, oğlunun almış olduğu dini eğitim babasının kafir gösteriyor. Ya bir kız çocuğu düşünün, annesini veya kız kardeşini kafir görüyor. Annesi beş vakit namazında. Ve annesinin yanında ve kız kardeşinin yanında örtüsünü açmıyor.
Siz mahremsiniz bana diyor. Bu etkileşim çok hâinâne ve hunhârca içimizde. bunun öyle bir şekilde bizi çepe çevre sardılar. Siyasetçiler var, bürokratlar var, ilahiyatçılar var, dianetin içinde insanlar var. Dini, algımızı karıştırıyorlar bizim. Bu sistemli bir şekilde yapılıyor. Sistemli. Bu böyle sistemsiz değil sistemli. iki tane zayıf hadisi bulup bütün hadisler uyduruktur diye konuşuluyor olsa bu ülkede. Ya canım kardeşim bu zayıf hadisle amel edilmiyor zaten. Hadis kitaplarında var ama amel edilmemiş. Onun üzerine bir hüküm kurulmamış. Kurulmamış. Imam azamı Müsned’i meydanda, imam azamı hüküm kurduğu bütün hadîsleri Müsned’inde yayınlamış. Müsnette geçiyor mu bu hadîs? Yok. Nerede geçiyor?
Kimin Sünen’inde geçiyor? Şafi’nin Sünen’inde mi? Hanbelî’nin Sünen’inde mi geçiyor? Mâlikî’nin Sünen’inde mi? Adam bunu bilmiyor ki. Bir ara meşhur ettiler ya böyle işte. Devesi koydu adam masanın üzerinde.
Hadîs İnkârcıları, «Kur’ân Bize Yeter» Sapkınlığı ve Komşuluk Kültürü
Alay ediyor hadislerle. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemle alay ediyor. Siz devesidiyi içerekten şifa bulacaksınız. Ya vardır devesidinden de şifa bulunur. Onun ilmi yok bende. Onun ilmi bende yok. Ama sen bu insanların inancını yok ediyorsun. Yerine ne koyacaksın? Hadisleri inkar ettiğinizde yerine ne koyacaksınız? Yaşar Nuri’nin fikirlerini mi koyacaksınız? Hadisleri yok ettin. Kime uyacaksın? Bayraktar’a mı uyacaksın? Hadisleri yok ettin. Kime uyacaksın? Taslâmân’a uyacaksın. Peygamber yerine onu mu koyacaksın? Kur’ân bize yeter diyenin 25 tane kitabı var. Ulusal televizyonda mı? Halk DVD’mine yayını var. Kur’ân bize yeter. 25 tane kitap var indirim yapmışlar. 25 tane kitap 125 lira.
Bir de taksitli. 6 ay taksitli. Kur’ân bana yeterse Yaşar Nuri’nin 25 tane kitabını neden indirimle alayım? Kur’anı okur bitiririm. Yaşar Nuri’nin kitaplarına ne ihtiyacın var o zaman benim? Buhariye ihtiyacın yok. Yaşar Nuri’nin kitaplarına ihtiyacın var. Buhariye ihtiyacın yok. Kur’ân bize yeter diyen bir zırtobozun kitaplarına ihtiyacın var. Ya bu anlayışı koyuyor orta yer adam. Kur’ân bana yeterse sen profesör olabilirsin. Senin kitaplarına ne ihtiyacın var benim o zaman? At senin kitaplarını da kenara. Kur’ân bize yeter tamam bitti. Kur’ana da uymuyorlar da. Uysalar keşke. Şimdi o yüzden normalde inancımızı etki edenler var. Etki edenlere karşı mücadele ediyorum zaten ben de. Diyorum ki arkadaşlar Kur’ân ve Sünnet bu.
İmamların iştahı bu. Bu toprakların dini anlayışı saf ve temizdi. Bu topraklar kardeşlikle, sevgiyle yoğrulmuştu. Meşlebsel, mezhepsel takıntılarımız yoktu bundan 100 yıl önce. Bundan 150 yıl önce yoktu. biz komşusu açken tok yatan bizden değildir hadîs-i şerifini biz. Mümin Müslüman kardeşini açken tok yatan bizden değildir. Mümin Müslüman kardeşini açken tok yatan bizden değildir. Anlayışına sahip değildik. Komşu Ermeni de olsa, Yahudi de olsa, Putberest de olsa, ateist de olsa komşudur. Birinci derecede insandır. Açken sen tok yatıyorsan Muhammed’i değilsin. Biz bunu biliyorduk. Ben bunu biliyordum. bunu nereden biliyordum? Bunu biliyordum. Ben açık açık konuşayım. Bayındır’da normalde annemin evleri, dedemin evleri yukarı mahallede, Bayındır’ın ilk kuruluşlarından, kurulan yerlerden, onların mahallesinin bittiği yerde biz tahtacı diyoruz.
Orada tahtacı mahallesi vardı. Annemin çok arkadaşları vardı oradan. Bizim evden eksik olmazlardı. Gelirlerdi, giderlerdi. Biz hiç onların böyle kem gözle bakmayı öğrenmedik biz onlara. Hiç yatsınmazdı bizim evde. Annemin bu konuda kendine ait bir kültürü vardı. yemek saatinde muhakkak annem gelen misafirin önüne bir şey koyacak. Hiçbir şey bilemezse bir çanak zeytin, bir topan peynir deriz biz. Bir topan tereyağı koyar gelen misafirin önüne. Annem Allah rahmet eylesin öyle muhteşem bir kadındı bu konuda. Hiçbir şey yoksa dahi evde. Muhakkak bunları hemen bir sofraya koyar bunları. Zeytin bol, peynir bol, tereyağı bol. Ekmek zaten var. Yanına salça malça bir şeyler koyar. Bir tepsi koyar önüne.
Gelen misafirin önüne muhakkak koyar. Bizim inancımız, kültürümüz bu. Çok affedersiniz tahtıcımış, çingeneymiş, arnavutmuş, boşnakmış, pomakmış, göçmemmiş, yerliymiş. Ayırmaz annem. Ayırmaz. Biz bu kültürle büyüdük. Ben bu kültürle büyüdüm. İçimize bomba attılar ya. Siz şimdi normalde Türkiye’deki bugünkü mevcut öğretimleri siz dersiniz ki bu tahtacı kafir, bundan oturulmaz, eve de katılmaz. Siz bugünkü kültüre göre, bakın bugünkü kültüre göre siz bir roman kardeşi derviş etmezsiniz. Biz Bayındır’da ilk romanlara ders veren, derganın içerisinde ilk ders veren insanım ben. Böyle bir şey var mı ya? İnsan insandır.
Bilâl Baba Kıssası, Tahtacılar ve Tarîkat İsmi Takıntısının Reddi
Yani bunu Bilâl-i Nâzır Hazretleri’nin bir hikayesini anlatırdı Şeyh Efendi Hazretleri bize. bu Anadolu’da Abdallah derler ya, çalgıcılara. Bilâl-i Nâzır Hazretleri’nin dergahında yemek var, her gün pişiyor. Orada yiyorlar ya, karınlar acıkmış. Gidelim demişler, şey yapalım, orada karnımızı doyuralım. Gitmişler, karnlarını doyurmuşlar. Demişler ki Şeyh Efendi’nin sohbeti var, sohbete gelin. Hep beraber sohbete gitmişler. Bir tanesi kalmış sohbette. Demiş ben gelemeyeceğim. Tabii bir gün, iki gün, üç gün derviş olmuş, aşık olmuş Bilâl Baba Hazretleri’ne. Kalmış orada. Bir ilâhî söylermiş. Şeyh Efendi anlatıyordu Allah rahmet eylesin. Bilâl-i Nâzır Hazretleri onu anlatmış. Sonra onu demiş, evlendireyim Bilâl Baba.
Evlendirmek istemiş, kimse kızını vermiyor ona. Roman diye, Abdallah diye. Anadolu’da Abdallah diyorlar. Onun şeyi, ne o? Yeni, böyle şeyi Roman demeye başladılar. Anadolu’da Abdallah diyorlar, onların hepsine de. Abdallah, iyi. Kimse kızını vermiyor. Bilâl Baba Hazretleri gitmiş bir köye. Onun orada çiftçilik yaparaktan, amelilik yapıyormuş, öyle para kazanıyormuş. Gitmiş köye, demiş, Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın Bilâl-i Habeşî neyse, bu da benim için o demiş. Bilâl-i Habeşî de Suudanlı, esmer, Arap. Bilâl-i Habeşî neyse, bu da benim için o demiş. Bu da benim için o demiş. Köylüler sıraya girmişler, benim kızımı al, benim kızımı ver diye. Neyse, evlenmiş orada. Sonra bir gün ilâhî söylerken, patozun biçer döverin sesini duymamış, öyle ölmüş biçer döverin altında.
Bunu anlatmıştı Şeyh Efendi bana. Biz ayrımı bilmezdik, bize öğrettiler. Biz ayrılığı bilmezdik, bize öğrettiler. Biz Filancaların Camisi, Fişmancaların Camisi bilmezdik, bize öğrettiler. Burası Filancaların Camisi, burası Fişmancaların Camisi, bize öğrettiler. Biz bilmezdik cami bombalamasını, bize öğrettiler. Biz bilmezdik tekke bombalamasını, bize öğrettiler. Biz bilmezdik bu Şia deyip, Şia camisinin bombalanmasını. Biz bilmezdik bu Sünni deyip, Sünnilerin camisinin bombalanmasını. Biz bilmezdik bunlar Kadir’i düşman olalım, bunlar Rıfâî’yi düşman olalım. Biz bilmezdik bu topraklar bilmezdi. Siz Yûnus Emre’nin tarikatını biliyor musunuz? Hiç aklınıza geldi mi, bu Koca Yûnus hangi tarikatandı diye?
Bu topraklar bilmezdi çünkü. Siz ta Bosna’ya giden Sarı Saltuğ’un tarikatını bilir misiniz? Herkes bir rivayet oluşturur değil mi? Siz Bosna’ya kadar Allâh’ın dinini anlatmaya giden Ayvaz Dede’nin tarikatını bilir misiniz? Bana söyler misiniz Ahmed Yesevî’nin tarikatı ne? Bana söyler misiniz Hacı Bayram-ı Velî’nin tarikatı ne? Siz diyeceksiniz ki bana Kadir’i ben diyecektim, ben size diyeceğim ki hayır Kadir’i değil. Örneğin, diyeceğim ki şey, Kalenderî diyeceğim örneğin. Siz diyeceksiniz ki Kalenderî ben diyeceğim, yok ya Celal’in Kalenderî diyeceğim. Kalenderi diyeceğim örneğin. Siz diyeceksiniz ki Kalenderî ben diyeceğim, yok ya Celal’in kendisi. Siz diyeceksiniz Celal’in, ben diyeceğim ne alakası var ya?
O diyeceğim, melami. Ve bunları ispatlayacağım size bir daha. Ben de kaynaklardan ispatlayacağım başka bir yerden değil. Sebebi şu, şahıs ve fikirleri önemlidir. yol muhakkak önemli. Ama takıntı bakın bu. Bilmezdik biz. Biz Üftâde Hazretleri’nin tarikatını bilmezdik. Evet. Biz Mahmûd-ı Hüdâyî’yi Üftâde Hazretleri’nin mürid olarak bilirdik. Biz Mahmûd-ı Hüdâyî’in tarikatı ne olduğunu soran var mı? Evet. Nereden nereye geldik? Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri Mevlevî değildir.
Mevlânâ–Şems–Üftâde Etiketleri, Hakan Dostluğu ve Sohbetin Özeti
Evet. Kimse Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin Mevlevî olduğunu iddia edemez. Bana söyler misiniz Şemseddîn-i Tebrîzî Hazretlerinin tarikatını? Ben şimdi Hakan’a sorsam Hakan şimdi bak ne diyecek. Hakan ne Tebrîzî’nin tarikatı? Kalendri’ye değil, Celvetî’ye örneğin. Aynısı diyor. Evet. Celvetî dese Kalenderî diyeceğim. Kalendri dese yok kadri diyeceğim ya. Tamam bu şimdi bunlar ayrılaya sebep oluyor artık. Sıkıntı bu. Allah o yüzden bize etki ediyorlar ben bu yanlış etkilere karşı durmaya çalışıyorum. O yüzden ben etkilemeye çalışıyorum. Bu konuda sıkıntım yok. Günümüzde deist oranının hızla artması çocuklarımıza koyduğumuz isimler dahil gelenek ve göreneklerimizin değişmesine kadar etkiden bu zihniyete dur dememiz için daha çok okuyup daha çok çalışmamız gerekiyor.
İmâm-ı Mâtürîdî dinin, İmâm-ı Mâtürîdî’nin önerdiği aklı öne çıkarıp paylaşımcı, devrimci, hoşgörlü, çoğulcu, kapsayıcı, gerçek dine özümüze dönmeliyiz. Esen kalınmış. Evet katılıyorum. Komple katılıyorum. Ama tehlike var işin içerisinde. siz burada şimdi hoşgörlü, çoğulcu, kapsayıcı, ondan sonra devrimci bir İslam anlayışına sahip olursanız direkt kanunlara tostarsınız. Evet. Direkt mevcut dünya sistemine tostarsınız. Ama biz en azından kendimiz bu ülkenin insanları olarak, bu ülkenin insanları olarak insanlara karşı empati besleyip hoşgörlü olabiliriz. Bu toprakların çocuklarıyız. Birileri gelip evimize bizim bir işaret koyabilir. Sen şucusun, sen şusun diye. Bizim evimize işaret koydular diye.
Biz de gidip de bir başkasının evine başka bir işaret koymayalım. Bu toprakların çocuklarıyız. Birileri gelip evimize bizim bir işaret koyabilir. Sen şucusun, sen şusun diye. Bizim evimize işaret koydular diye biz de bir gidip de bir başkasının evine başka bir işaret koymayalım. Ama koyuyoruz. Allâh bizi affetsin. Ya normalde bende tipik klasik bir din anlayışı, tipik klasik bir tarikat anlayışı olmuş olsa benim Hakan’la hiçbir dostum olmayacak. Örnek. Adamın birisi öyle yazmış. Bana arkadaşını söyle senin dinini söyleyin demiş. Hakan’ı ben böyle birkaç sefer konuşunca benim arkadaşım kim? Hakan. Hakan da zaten solculuğunu veya kendince devrimciliğini saklayan bir kimse değil. sanki kafir o.
Adam beni ondan vurucumaya çalışıyor. Bakın mantığı düşünüyor biliyor musunuz? Adamın körlüğünü düşünebiliyor musunuz? Bende dedim benim bütün eski arkadaşlarım duruyor hepsinde de samimiğim bayındırdı. Her biri hiç ayılmıyorlar. Elva. Hele bir tanesi var gece saat ikide üçte telefon açıyor. açarsan telefonu yandı keten elva. İki saat konuşuyor. Evet. Yolda olursam açıyorum. Yolculuk boyunca iyi oluyor. Bir bakıyorsun yol bitmiş. Anlatıyor elhamdülillah. Dinliyor mu bende? Evet. Aa sonuna gelmişiz bugün. Evet bitmiş. Alıntılar. Profesör Sönmez Kutlu, İmâm-ı Mâtürîdî ve Mâtürîdîlik. Ulrich Rudolf, Maturidiliğin ortaya çıkışı. Talip Özdeş, Maturidiliğin tevil anlayışına aklın yeri. Bekir Topaloğlu, Maturidiliğin kelamı görüşleri.
Moni Gomori, Maturidi problemi. Profesör Ramazân Altıntas, Maturidi’de din ve siyaset ilişkileri. Evet değerli arkadaşlar, Mâtürîdîlik ile alakalı 25 sayfalık hem soru hem sohbet kıvamındaki bilgilendirme kıvamındaki bu sohbet bugün sona erdi. İyi oldu Ramazân boyunca da biz böyle bir konu üzerinde yoğunlaştık, görüştük, konuştuk. En azından İmam Mâtürîdîlik’nin genel olarak kendi bildiğimiz kadarıyla kendi ulaşabildiğimiz kadarıyla ben kendi nefsim için söylüyorum. İmam Mâtürîdîlik’ni anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Ama gönül arzu eder ki İmâm-ı Mâtürîdî daha fazla konuşulsun bu ülkede. İmam Mâtürîdîlik’nin bu konudaki akâidle alakalı, siyasetle alakalı, din-siyaset ilişkileriyle alakalı, din-siyaset toplum ilişkileriyle alakalı iştahatları bu konudaki duruşu daha fazla anlaşılsın isterim.
Ülke bu konuda çok kısır tartışmaların ve gündeminin içerisinde dolanırken bunlar ülke insanlarının önünü açacağına, düşünce olarak, fikir olarak, felsef olarak önünü açacağına inanıyorum. Ama ne yazık ki biz böyle bir kısır döngünün içindeyiz. Bu kısır döngüden ülke ve ülke Müslümanlar olarak çıkamıyoruz. Ve dünya da böyle kısır bir döngünün içerisinde, dünya da, o kısır döngünün içerisinde dünya da çıkamıyor. Büyük bir bunalım var. Bu bunalım hem ekonomik hem siyasi hem iştihmai, sosyal hayat, aynı zamanda dini hayat ve görüşlerin üzerinde bunalım var. Bakın dini görüş ve hayatların üzerinde de büyük bir bunalım var. Büyük bir kaosik bir yapı var dünya üzerinde. Bu kaosik yapıdan bütün herkes etkileniyor, ülke insanı daha fazla etkileniyor.
Ve ülke insanımızı bu kaosik yapıdan çıkaracak bir çalışma yok. Ne ekonomik anlamda, ne siyasi anlamda, ne sosyal hayat, ne aile hayatı, ne hukuk sistem açısından, ne de dini hayat ve dinin kendince, kendi huku olsun, hadisi olsun, kelamı olsun, dini ilimler açısından da bu kaos devam ediyor.
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Tevhîdi ve 30 Ramazân’ın Mutluluğu: «Eûûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm» istî’âze formülü — Nahl 16/98 («Kur’ân okuduğun zaman kovulmuş şeytândan Allâh’a sığın»); Buhârî, Bed’ü’l-halk 11; Müslim, Zikir 20; «Lâ ilâhe illallâh» zikrinin efdali — Müslim, Zikir 5 («Efdalü’z-zikri Lâ ilâhe illallâh»); Tirmizî, Da’avât 9; İbn Mâce, Edeb 55 («Üç kelime: Lâ ilâhe illallâh»); Fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh emri — Muhammed 47/19; «cemî’an enbiyâe’l-mürselîne sebeben» rabıtası — Delâil-i Hayrât salavâtlarında (Cezûlî); 30 Ramazân oruç — Bakara 2/183-185 («Ramazân ayı ki Kur’ân o ayda indirildi»), 2/187; Buhârî, Savm 1; Müslim, Sıyâm 1; Tirmizî, Savm 1; sağlık problemine rağmen sürdürülen sohbet ve ders — Müslümanın Hakk Teâlâ’ya sabrla şükrü — Bakara 2/155-157; Zümer 39/10; Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, babü’ş-şükr; kardıeşlerin duâsının bereketi — İbnü’l-Mübârek, Kitâbü’z-Zühd, babü’d-du’â.
- Sahte Gündem ve İşin Hâkikati: Şeytânın gizlediği şeyleri görmek ve meşruiyyetî aldatmayla alay — En’âm 6/112 («ins ve cin şeytânları»); Nûr 24/21 (şeytân adımları); İstanbul Sözleşmesi (11.V.2011 Istanbul, 1.VIII.2014 yürürlük) ve 19.III.2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla çıkış — Resmî Gazete sayı: 31429 Mükerrer; iç politika tartışmasına dönüşen hukukî metn; İçişleri Bakanlığı’nın genel ev vesikalı kadınlar verisi — Türkiye’de «genel kadın» olarak kayıtlı yaklaşık 80.000 kişi + vesika bekleyenlerle ~250.000; Frederick Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (1884) — fuhuşun kapitalizmle ilişkisi; Rachid Alaoui (FIR), fuhuş ve mig-rant kadınlar raporları; 2011’den beri cinsiyet değiştirme ameliyatlarının SGK kapsamına alınması — 1998 tarihli Türk Medenî Kanunu m. 40 ve 2011 SUT düzenlemesi; faiz yükü (3-4 aylık 77 trilyon TL ve toplam dış borç ~500 milyar dolar) — Hazine ve Maliye Bakanlığı Borç Yönetim Raporu, TCMB veşitli senelik dış borç istatistikleri; Elon Musk’ın Twitter satın alımı (27.X.2022) ve bot hesap temizliği — «dizî ve sanal gündem» ile karşılaştırma; Rif’at el-Cûdey, ma’rifetu’l-vâkı’ kavramı — İslâm düşünürünün gündemi teşhîs etme vazîfesi.
- İstişâre ve Şûrâ Âyetleri: «İşlerinde onlarla istişâre et» — Âl-i İmrân 3/159; Şûrâ 42/38 («işleri aralarında şûrâ iledir»); «ve işte sebat et» emri — Şûrâ’nın ferdî sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı; Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân, maddeler: şûrâ, istişâre; Hudeybiye Sulhu (6H/628M) ve Ümmü Seleme radıyallâhu anhâ’nın istişâresi — İbn-i İshâk, es-Sîre; İbn-i Hişâm, es-Sîre 2/316; Vâkıdî, el-Meğâzî; Taberî, Târîh’l-Rusul ve’l-Mulûk; Buhârî, Şurût 15 (kurbanlıklar, ihrâm ve trâş olma); Bedir’de istişâre (2H/624M) — Buhârî, Meğâzî 4; Müslim, Cihâd 83; Uhud’da şehıra mı şehirden mi çıkılacak istişâresi (3H/625M) — Vakıdî, el-Meğâzî 1/209; Hendek’te Sel-mân-ı Fârisî’nin hendek tavsiyesi (5H/627M) — İbn-i Hişâm, es-Sîre 2/214-224; Muhammed Hamidûllâh, İslâm Peygamberi, şûrâ bâbı; Kur’ân’da şûrâ sûresinin ismi bu prensibin kurumsallığını gösterir; yöneticinin akıl ve vahyi birleştirmesi — Şâtıbî, el-Muvâfakât, maksıdlar babı; Receb Tayyib, İslâm ve Devlet; Fazlur Rahman, Major Themes of the Qur’ân, şûrâ bâbı.
- Osmanlı’nın Çözülüşü ve Bozulmanın Kuluçka Dönemi: İttihât ve Terakkî Cemiyeti (1889 Selanik / 1908 iktidâr) — Fero Ah-mad, The Young Turks (Oxford 1969); Sina Akşin, İttihat ve Terakki ile Osmanlı İktidarı; Ta-rik Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler c.1-3; 1908-1918 arası Balkan Savaşları (1912-1913), Trablusgarb (1911-1912) ve I. Dünya Savaşı (1914-1918); Osmanlı’nın Balkanlar’dan, Kuzey Afrika’dan ve Orta Doğu’dan çekilişi — Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu; Suraiya Faroqhi, Osmanlı Kültürü ve Günlük Yaşam; bozulmanın kuluçka dönemi olarak 1700’ler (Kar-lofça 1699, Pasarofça 1718, KüçükKaynarca 1774 antlaşmaları) — Halâçoğlu Yusuf, XIV-XVII. Asırlarda Osmanlılarda Devlet Teşkilâtı; Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi; III. Selim (sal-ta-nat 1789-1807) ve II. Mahmud (1808-1839) ıslâhatları ile başlayan Avru-pa merkezli yeniden-yapılanma — Kemal Karpat, Osmanlı Modernleşmesi; Serif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu; istişâre, ictihâd ve şûrânın terk edilmesi — Şâtıbî, el-İ’tisâm, 2. cıld (bid’at bahsi); İbn Hâldun, Mukâddime, devletin asabiyet ve ilim dönemleri babı.
- İctihâd Çağrısı ve Kız Talebelerin Seyahâti: Şehirlera-rası seyahât eden kız öğrenciler ve klasik Hanefî fıkıhda kadının mahremōsiz 3 gün-3 gecelik mesâfâ sınırı — Serahsî, el-Mebsût 4/110; Kâsânî, Bedâi’’s-Sanâi’ 2/127; Margınânî, el-Hidâye, bâbü’l-Hac; Muvatta, Hac 81; Buhârî, Taksir 4; Müslim, Hac 413; âyet ve hadîs delillerinin zamâna uygulanışında «tahkîk-i menât» kaidesi — Şâtibî, el-Muvâfakât, ictihâd babı; can ve yol güvenliği (emn-i nefs ve emn-i tarîk) gerekçesi — İbn Rüşd el-Ced, Bidâyetü’l-Müctehid 1/378; Mâverdî, el-Hâvî el-Kebîr; illetin yok olmasıyla hükmün değişmesi kaidesi («el-hükmü yedûru ma’al-illeti vücûden ve ademân») — Mecelle md. 53; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-Nezâir; Hz. Adıy bin Hâtim hadîsi (kadın Hîre’den Kâbe’ye tek başına gidecek) — Buhârî, Menâkıb 25, Cihâd 96; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/257; sahâbede esir kadının 10 askerle kabilesine gönderilmesi — Vâkıdî, el-Meğâzî, Me-seri’ seferi; Diyânet İşleri Yüksek Kurulu’nun işleyişi — 633 sayılı Kanun (22.VI.1965) ve iş tanımı; İbrahim Hak-kı Ünal, İmâm-ı Ebû Hanîfe’nin Hadîs Anlayışı.
- Hanefî Usûlü ve Kadın Seyahâti Hadîsi: Hanefî delil hiyerarşisi (Kitâb, Sünnet, İcmâ’, Kıyâs, İstihsân, Örf) — Serahsî, el-Usûl; Debûsî, Takvîmül-Edille; Pezdevî, Kenzü’l-Vusûl; İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin el-Müsned’i ve ondan bâhsedilme biçimi — Hâfız Ebû’l-Müeyyed Hârezmî, Câmi’u Mesânîd el-İmâm-ı A’zam; Muhammed bâbnut, İmâm E-bû Hanîfe’nin Müsnedî Üzerine; Kitâbu’l-Âsâr (İmâm Muhammed) ve el-Hüccet ’alâ Ehli’l-Medine; Hz. Peygamber aleyhisselâ’mın «Kadın tek başına Mekke-Hîre hattında seyahât edecek» müj’desi — Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 35, «Bâb Alâmât’ı ’n-Nübüvve»; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/257; Mahrem olmaksızın seyahât yasağı hadîsleri («3 gün yol», «2 günlük mesâfâ», «1 günlük» varyantları) — Müslim, Hac 413-424; tahkîk-i menât ve hükmün illetine göre yeniden dei-erlendirilmesi — Şâtıbî, el-Muvâfakât; Karâdâgî, Mebâhis el-Hükûme; M. Ham-dullah, İslâm Anayasa Hukuku; klasik Hanefî fıkıhda şartın değ-işmesiyle hükmün değişmesi — İbnü’l-Hümâm, Feth’ül-Kadîr; İbn +bidîn, Reddü’l-Muhtâr, Mukaddime; Züfer b. Hüze-yl’in bu metodı uygulayışı.
- Bitcoin Fetvâsı ve Paraların Reel Karşılığı: Dîn İşleri Yüksek Kurulu’nun Bitcoin hakkındaki açıklaması (24.XI.2017): «Bitcoin câiz değil» ve akıbet inde TCMB’nin çalışma duyurusu üzerine «çalışılıyor» diyerek geri adım; 1933 Gold Reserve Act ve 1944 Bret-ton Woods sistemi (ABD’nin 1 dolar = 1/35 ons altın taahhüdü); 15.VIII.1971 Nixon şoku (altın standardının terki); M. Friedman, A Monetary History of the United States; Murray Rothbard, The Mystery of Banking; T. Fasih, Inclusive Growth, Islamic Finance and Fiat Money; fıats par-anın İslâm’da mahiyeti — Necmüddîn et-Tûfî, Kitâbü’n-Nu’ad; Şâfî’li cum-hur görüşü; Yusuf el-Karadâvî, Fikh’ül-Zekât; Hayrettin Karaman, «İslâm’da Paranın Hükmü»; Abdüsselâm Dâ-vûd el-Abâdî, el-Mâl ve’l-Mülkiy-ye fî’l-İslâm; enflasyonun hırsızlık olarak tanımlanması — Friedrich Hayek, Denationalization of Money; Ludwig von Mises, The Theory of Money and Credit; Hz. Peygamber aleyhisselâmın tartı-ölçü adâleti emri — Mutaffifîn 83/1-3; En’âm 6/152; Hûd 11/84-85; Buhârî, Buyu’ 76; Müslim, Îmân 164.
- Lâiklik, Tarîkatler ve İstişâre Heyeti Önerileri: 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı Tekke ve Zâviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedârlıklar ile Bir Takım Un-vanların Men ve İlga-sına Dair Kanun (RG 13.XII.1925) — Azmi Özcan, Türkiye’de Tarîkatler; Türker Alkıncı, Cumhuriyet Döneminde Tarîkatler; Hür-ri-yet Köse, Türkiye’nin Sekülerlik Deneyimi; lâikliğin Türkiye’de uygulanış biçimi (1928, 1937, 1961 Anayasa madd-eleri) — M. Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri; Ni-yazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma; Şerif Mardin, Türkiye, İslâm ve Sekülarizm; İstanbul’da farklı Nakşi-bendî dergâhlarının siyâsî açıklamaları — Kemal Öztürk, Türkiye’de Siyaset ve Tarîkatler; Sabri Orman, Nakşibendilik ve Siyaset; Cum-hu-ri-yet Savcılarının 677 s.k. m. 1-7 uyarınca yapması gereken işlemler — Ceza Hukuku Özel Hükümler kitaplığında ilgili maddıler; istişâre heyeti modelî önıerileri (ekonomî, millî savunma, dîn işleri) — Reşat Kaynar, Mustafa Reşid Paşa ve Tanzîmat; Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye (şûrâ-nâzırı); İbn Teymiyye, es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye fî İslâhi’r-Râî ve’r-Raiyye; Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc; Âlusi, Rûhu’l-Me’ânî.
- Gayrimüslimden Borç Yasağı ve Dünya Borç Sistemi: İslâm hukukunda «Dârü’l-harb» ve «Dârü’l-İslâm» ayrımı — Serahsî, Şerh-u’s-Siyeri’l-Kebîr 4/1416; Kâsânî, Bedâi’ 7/101; Şâfiî, el-Ümm 4/201; Müsel-mânın küffâra olan borçları ve rıbâ — Bakara 2/275-280; Âl-i İmrân 3/130; Nûr 24/37; Osmanlı’nın dış borçlanma tarihi: İlk dış borç 1854’te Kırım Savaşı sırasında alındı, 1881 Düyûn-ı Umumiye ile alacaklıların Türk maliyesini kuşatması — Murat Birdal, The Political Economy of Ottoman Public Debt; Ali Akı, Düyûn-ı Umumiye İdâresi; Şevket Pamuk, Osmanlı-Türk İktisâdî Tarihi; dünya borç ver sistem: 2022 itibariyle ~375 trilyon USD küresel borç — IIF (Institute of International Finance) Global Debt Monitor; BIS (Bank for International Settlements) raporları; Michael Hudson, Killing the Host; David Graeber, Debt: The First 5000 Years; Ellen H. Brown, Web of Debt; MarĚrıt Türkîş, «Dünyayı Yöneten 2000 Şirket» tezi (The Trillion-Dollar Shift) — Andreas S. Ross, 2015; Türkiye’nin iç ve dış borcu ~500 milyar dolar (TCMB Ocak 2022); Dünya Bankası Kalkınma Ra-poru 2022; IMF, Article IV Consultation Turkey 2022.
- Şeyh Parodisi ve Tekke Ahlâkı: Sahte şeyhin müridler-ı üzerinden para talep etmesi tenkîdi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. cild, 203. mektûb (mürşid-i hakîkî ile sahte şeyhin ay-rımı); Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, bâbü’t-Tasavvuf; Kelâbâzî, et-Ta’arruf li-Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf; Kuşeyrî, er-Risâle, bab-ı şeyh; Necmuddîn Dâye, Mirsâdu’l-’İbâd; Es’ad Erbilî, Mektûbât-ı Mevlânâ Hâlid Bağdâdî; şeyhinin müridden bir şey beklememe şârtı — Keşşâfü’l-Istılahatı’l-Fünûn (Tehânevî) «de-hecâne» ve «hiśbe» mad-deleri; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânî, Câmi’u’l-Usûl fî’l-Evliya; müridin malı, canı, âilesi şâyet şeyhe itimaten teslim ederse bundan istifade hâinliktir — İmâm-ı Şârânî, el-Yevâkıt ve’l-Cevâhir; Abdul-lâh ed-Deh-levî, Makâmât’l-Mahzûr; «Abdullah Efendi şeyh değildir» iddiâsı — Mustafa Özbağ Efendi’nin kendi mür-şidi Abdullah Gürbüz Efendi (1921-2011) — İrşad Dergisi arşivi (2010-2020) ve Mustafaözbag.com biyo-grafileri; Muzaffer Ozak Efendi Cer-rahî (ö. 1985) ve Kenan Rifâî silsilesiyle irtibât — Nilüfer Vırgın, Kenan Rifâî ve Yirminci Asır Tasavvufu.
- Hâricîlik, Tekfir ve «Öğrettiler» Feryadı: Hâricîlik fırkası’nın doğuşu (37H/657M Sıffîn Savaşı, Hakîm Olayı) — Taberî, Târîh 4/56; İbn Aśîr, el-Kâmil fî’t-Târîh; Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihâl 1/105; İbn Hâzim, el-Fasl fî’l-Milel; W. Mon-tgomery Watt, The Formative Period of Islamic Thought; Muhammed Ebu Zehra, Târîhu’l-Mezâhibi’l-İslâmiyye; Mü’tezile’nin teşekkülü (Vâsıl b. Ata, 131H/748M) — Şehristânî, a.g.e. 1/42; Câbirî, Akl-ı Arapî’nin Oluşumu; Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat ilkesi — Şâtıbî, el-İ’tisâm; Abdülkâhir el-Bağdâdî, el-Fark beyne’l-Fırak; Tekfirin sahâffet sebepleri — İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466-469, 35/165-167; «Kelime-i şehâdâet getiren tekfir edilemez» ilkesi — Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 158-159 («Lâ ilâhe illallâh diyen cennetliktir»); «bir Müslümanı kâfirle itham etme, o sıfat eğer doğru değilse söyleyene döner» — Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111 («Kardeşine‘yâ kâfir’ diyen iki kişidânlar biri kâfirdir»); evde baba-oğluk / anne-kız tekfiri — İbn-i Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, bâbu’r-Ridde; Ce-mal Uşşâk, İslâm’da Tekfir Âhlâkı; Mustafa İslâmoğlu, Yaşaya.n Kur’ân, tekfir bâbi; 2000’lerden sonra «Deâś, DHKP-C, FETÖ» gibi yapılanmaların tekfirî özellikleri — İsmâ’il Çe-lik, Modern Tekfirciler.
- Hadîs İnkârcıları ve «Kur’ân Bize Yeter» Sapkınlığı: Hadîs inkârcılığı akımının târîhî kökleri — G. Schacht, The Origins of Muhammadan Jurisprudence; Ignaz Goldziher, Muhammedanische Studien; Fazlur Rahman, Islamic Methodology in History; M. Mustafa Azamî, Studies in Hadith Methodology and Lit-era-ture; Nâsiruddîn el-Albânî, ir-Va’u’l-Galîl; Türkiye’de Yaśar Nuri Öztürk, Edip Yüksel, Caner Taślamıan gibi şahsın inkarcı yaklaşımları — M. Hayri Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Sünnet; Ömer Aydın, Kur’ân Tek Kaynak Fikrinin Eleştirisi; İbrahim Saroğlu, Hadîs İnkârcıları ve Cevapları; «Aralız Kuran’ın bize yeter» tezine karşı «Kur’ân’ı en iyi açıklayıcı Peygamber’dir» ilkesi — Nahıl 16/44 («İndiri-le-ni ın-san-la-ra açı-klayasın diye»); Haşr 59/7 («Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neden nehyetti ise ondan saktınınız»); Ahzâb 33/21 («Peygamber’de sizin için güzel bir örnek vardır»); İbn Hacâr el-Askalânî, Fethü’l-Bârî, Kitâbü’l-Îmân; deve sidiğiyle şifa hadîsi («Üküllerin sütünden ve sıydık-lığından içın») — Buhârî, Tıb 5, Vudû’ 66; Müslim, Kasâme 9-11 (Uraniyyûn olayı); modern tıptaki arkaplanı — Farag Fouda, Medical Aspects of Camel Urine; deve idrârı antimikrobiyal öı-zellikleri — «Journal of Ethnopharmacology» (2006) araştırmaları; Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslâm (25 ciltlik seri); Bayraktar Bayraklı, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’ân Tefsiri; Caner Taślamıan, Kur’an’ın Anlaşılması Üzerine.
- Bilâl Baba Kıssası, Tahtacılar ve Tarîkat İsmi Takıntısı: Bayındır (İzmir) özelinde Balıkesir-Edremit-İzmir hattındaki «Tahtacılar» — Alevî-İslam kökenli Türkmen aşireti, Yörük ve Türkmen târihi çalışmaları — Rişvanı Rifat, Tahtacılar; Cahid Öztelli, Türk Halk Oyunları; Nürretin Topçu, Türkiye’nin Maneviyat Kı Davası; Anadolu’da «Abdallar» (Roman-Çingene-gezgin sufî) ve tekke geleneği — İlhan Başgöz, Abdallar ve Kültürleri; Ahmed Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler; Bilâl Baba ve Bilâl-i Habeşî rivayeti (Bilâl-i Habeşî ö. 20H/641M) — İbn Sa’d, Tabakât 3/244-245; İbn Asâkir, Târîhu Medîneti Dımeşk; Şalebî, Sîretu Bilâl el-Habeşî; sûfî kısa-sında «Abdal’ın dergaûha gelip âşık olması, evlendirilmesi ve pa-tozun altında şehîd olması» — Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Menâkıb-nâmeler geleneği (15-17. asırlar); tarîkat ismi takıntısının reddi — İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, bâb-ı Tarîkat; Mevlâna, Fîhi Mâ Fîh, 27. bâb; Sultan Veled, Muâś-sar; Âśık Paśa, Garibnâme; «şahs ve fikir değerōlidir, etiket değil» ilkesi — Şeyh Muhammed emin el-Kürdî, Ten-vîrü’l-Kulûb; Mus-tafa Ke-mal Yılmaz, Cennet Yolu.
- Mevlânâ, Şems, Üftâde, Hüdâyî ve Etiket Ötesi Tarîkat: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (604H/1207M-672H/1273M) — Annemarie Schimmel, I Am Wind, You Are Fire; Franklin Lewis, Rumi: Past and Present, East and West; Sipeh-sâlâr, Risâle-i Sipeh-sâlâr; Ef-lâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn (c.2); Sultan Veled, İbtidânâme, Rebâbnâme; Mevlevî tarîkatı Mevlânâ’dan sonra oğlu Sultan Veled (623H/1226M-712H/1312M) ve Ulu Ârif Çelebi (670H/1272M-720H/1320M) tarafından kurumsallaşmıştır; Şemseddîn-i Tebrîzî (582H/1186M-645H/1247M) — Nev’îzâde Atâî, Hadâiku’l-Hakâik; Şems’in Mevlâna ile ta-nışmışı (642H/1244 Konya) — Makalât-ı Şems-i Tebrîzî (Muhammed Ali Movahhed neśri); Şems’in tarîkat aidiyeti tartışması: kimi kaynaklar Kalın-deri der, kimisi bağımsız sûfî olarak niteler; Yûnus Emre (638H/1240?-720H/1320?) ve tarîkatı — Abdulbâkî Gölpınarlı, Yunus Emre ve Tâsavvuf; Mustafa Tatçı, Yunus Emre Dîvânı; Hacı Bayram-ı Velî (753H/1352M-833H/1430M) ve Bayramî tarîkatı (Melâmî-Halvetî birleşimi) — Abdulbâkî Gölpınarlı, Melâmîlik ve Melâmîler; Fuat Köprülü, Türk Edebi-ya-tında İlk Mutasavvıflar; Ahmed Yesevî (460H/1068?-562H/1166M) — Dîvân-ı Hikmet; Kemâ-leddîn Hüseyin Kâzeruni, Nefahat’tu’l-Üns; Mehmed Muhyiddîn Ü-ftâde (895H/1490M-988H/1580M) ve Mahmûd-ı Hüdâyî (948H/1541M-1038H/1628M) üzerinden Celvetî tarîkatı — Azîz Mahmûd Hüdâyî, Câmiu’l-Fezâil; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ; Sarı Saltuğ (13. yy) Bosna hattı — Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık; Ayvaz Dede — Halk türküleri ve menkıbe derlemeleri; Sohbetin Özeti: Mâtürîdî alıntıları — Sönmez Kutlu, İmâm Mâtürîdî ve Mâtürîdîlik (İstanbul 2003); Ulrich Rudolph, al-Maturidi und die sunnitische Theologie in Samarkand (Leiden 1997) / Türkçe: Mâtürîdîliğin Ortaya Çıkışı; Talip Özdeş, Maturidi’nin Tevil Anlayışına Aklın Yeri; Bekir Topaloğlu, Mâtürîdîliğin Kelâmî Görüşleri (DİA); Moni Komori, Mâtürîdî Problemi; Ramazan Altıntaş, Mâtürîdî’de Din ve Siyaset İlişkileri — Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi; günümüzde Mâtürîdîliğin akıl-vahiy dengesi modeli üzerinden Türk dîn anlayışına katkısı ve ümmet bun-alımında bır çıkış yolu görülmesi.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Nefs, Ruh, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı