Açılış Duâsı ve İbn Mes’ûd’un Bi’ati
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Cenâb-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin. Amin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakk’ı hak bilen, batılı batıl bilen, Hakk’ı hak bilip Hak yolunda mücadele eden, cihâd eden, batılı batıl bilip batılı yeryüzünden yok etmeye çalışan bir firâset, bir ilim, bir cihâd ruhu nasîb eylesin. Amin. Rabbim ümmet-i Muhammed’i tez zamanda zalimlerin elinden, adaletsizliklerin elinden her türlü Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şeyden kurtarsın inşallah. Amin. Rabbim ümmet-i Muhammed’e birlik, dirlik, beraberlik nasîb eylesin. Amin. Kur’ân ve Sünnet seni sımsıkı yaşayıp yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin inşallah.
Amin. Sorularınıza bakalım, ondan sonra dersimize devam edelim inşallah. İbn Mes’ûd radıyallâhu anh’a ait olduğu söylenen şöyle bir söz vardır. Sizden her kim birine tabi olacaksa ölmüş birine bağlı olsun. Çünkü diriller hakkında fitneden emin olunmaz. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sonra da halifelere tabi olmuş olan İbn Mes’ûd’un bu sözünü nasıl anlamalıyız? Biz sahâbenin hakkında olumsuz bir şey söylemeyiz. Sahâbe bir konuda bir şey söylediyse onun söyleyiş, zaman, zemin, tarzı, tavrı, esbab-ı nüzulüne bakmak gerekir. Esbab-ı nüzulüne bakılınca ona tabi olunur. Bir de sahâbenin sözü Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözünden üstün değildir. Biz bir meselede Kur’ân’a bakarız.
Kur’ân’da bulamazsak Sünnet-i Resûlullah’a bakarız. Sünnet-i Resûlullah’ta direk bulamazsak Ashab’ın sünnetine bakarız. Onda bulamazsak İmamların iştahadına bakarız. İmamların ictihâdında bulamazsak kendimiz ictịhâd ederiz. Sûfîlik adabıdır bu. O yüzden İbn Mes’ûd radıyallâhu anh Hazretleri böyle bir sözü neyi, niçin, nasıl, neden, kimin yanında söyledi? Bir bilgimiz yok. Reddeder miyiz? Hayır. Ama bununla alakalı daha kuvvetli deliller var ise, o zaman o kuvvetli delillere bakarız. Kuvvetli delil nedir? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Hazretleri kim Muhammed Mustafâ’ya öldü derse bu kılıcım ona hakkını verecektir der.
Kabullenemez. Hazret-i Ebubekir radıyallâhu anh Hazretleri onu durdurur, dur der. Biz her daim diri olan, hay olan Allah’a emanettik. Her nefis ölümü tadıcıdır. Peygamber de olsa ölecek dedi. Ve böylece de ne oldu? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra seçim yaptılar. Seçimle Hazret-i Ebubekir radıyallahu anhazretlerini halifeliğinde birleştiler. Ve bütün ümmet-i Muhammed ona bi’at etti. Ardından Hazret-i Ebubekir Efendimiz vefat edince, şehîd olunca, Hazret-i Ömer efendimiz o şehîd olunca, Hazret-i Osman efendimiz o şehîd olunca, Hazret-i Ali radıyallahu anhazretlerine, o da şehîd olunca, Hazret-i Hasan radıyallahu anhazretlerine, o da 6 aylık bir halîfelik dönemi yaptı.
Ondan sonra ne yaptı? Muhaviyyeye halîfeliği ona teslim etti. Mu’âviye halîfeliği teslim ettikten sonra, Mu’âviye de ölmezden önce oğlu Yezîd’i halîfe ilan etti. Hazret-i Hüseyin efendimiz de bu sefer, buradan yanlışlığa, bu eksikliğe, bu zulme, bu sünnet seneye uygun olmayan bu seçime karşı çıktı. Ve şehîd oldu hak ve adalet uğruna. O yüzden eğer böyle bir şey olmuş olsaydı, sahâbenin hiçbirisi de Hazret-i Ebubekir radıyallahu anhazretlerine bi’at etmezdi. Hazret-i Ömer’e etmezdi. Hazret-i Osman’a etmezdi. Hazret-i Ali radıyallahu anhazretlerine etmezdi. Hazret-i Hasan efendimiz’e etmezlerdi. Hazreti sonradan da Hazret-i Hüseyin efendimiz’e de bi’at etmezlerdi. Evet, normalde bir kimse bi’at edecek bir kimse bulamazsa, aramazsa, o zaman ölü bir kimseye bi’at edebilir.
Ölü bir kimseye. Bu ne kadar doğru görünüyorsa size, buyurun o zaman siz bir devlet reisi olarak da ölü bir kimseye bi’at edin. Bunlar son dönem Türkiye’nin içerisine pimi çekilmiş el bombası gibi atılan Neo-Selefîlerin oyunları. O zaman Suudi Arabistan’da hiç kimse krala bi’at etmesin. Hatta yeni çıktı, o araç çıktı ya, kralı bi’at edenler ne yapıyorlardı? Kralın bir tane maketi vardı, maketin önünde de bir tane el vardı. Oradan gidip onun elini öpüyorlardı. Mesela bu caiz değil. Günâh-ı kebâir. Bir kimsenin maket olan elini öpmek, onun önünde saygı durmak, bir kimsenin heykelinin önünde saygı durmak, onun önünde saygıyla eğilmek, onun etrafında dönmek, onun etrafında pervane olmak, bunların hepsi de günâh-ı kebâir.
Hatta ibadet eder gibi secde etmek şirk. Ondan bir şey istemek, ondan bir şey dilemmek şirk. O yüzden bu Selefî Vahhâbî kardeşlerin ne yazık ki böyle en zayıf sözleri, haberleri dahi kendilerine ölçe edip illaki Ehl-i Sûfî’ye laf söylemeye çalışıyorlar. O zaman İbn Teymiyye’ye de bi’at etmesin. İbn Teymiyye neden bi’at etti? İbn Teymiyye’nin üstâdı vardı. O zaman İbn Teymiyye’nin imamı vardı. Çünkü İbn Teymiyye’nin imamıdır. İbn Teymiyye’nin imamı ve hocasıdır. İbn Teymiyye’nin imamı ise İmâm-ı Hanbel’in de bi’at ettiği üstâdı vardır. O zaman İmâm-ı Hanbel de mi yanlış yaptı? Bunlar şey, ne o? Böyle bilgisi olmayan Müslümanların kalplerine, akıllarını çelme yolları. Allah, inşallah Rabbim onlara da hidayet eylesin.
Amin.
Harp Hîlesi ve Dârü’l-harb Mes’elesi
Harp hiledir hadîsini günümüzde dâru’l-harbteyiz deyip kurumlarla olan ilişkilerimizde kullanabilir miyiz? Harp hiledir her türlü savaşın içerisindeyseniz, cihadın içinde isiniz harp hiledir eyvallah. Ama kendi nefsinize kullanmamak şartıyla. Bir kimse kendi nefsine kullanırsa bunu hoş bir şey değil. bir kimse mücadele ediyorsa, cihâd ediyorsa, o mücadelesine ve cihadına, onun böyle inkıtaya uğratmaya çalışanlar var ise, onun yolunu kesmek, onun önünü kesmeye çalışanlar var ise bu doğru. Darül harp ile alakalı mesele de zaten açık. Hiç kimse Türkiye bir İslâm devletidir diyemez. Sakın herhangi bir yerde demeyin. Boğuşluğa kalırsanız da demeyin. Bu suç. Türkiye Cumhuriyeti’nin anâyasasına ve ceza hukukuna göre bu suç.
Biri herhangi bir kimse Türkiye Cumhuriyeti İslâm devletidir diyemez. Bu 24 anâyasasında vardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin devletinin dini İslâmdır diye bir ibare vardı. İkinci maddeydi. Bu sonra 28’de kaldırıldı. Layıklığı getirdiler. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti devleti 1928’den itibaren lâik bir devlettir. Bütün kurumları da lâiktir. Bakın bütün kurumları, Diyânet dahil buna. Bütün herkes de böyle bir aldatmaca var. Diyânet’i sanki dini bir kurummuş gibi görüyorlar. Diyânet işleri, teşkilatı dini bir kurum değildir. O da maliye gibi, o da herhangi bir devletin kurumu gibi bir kurumdur. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti devletinin üzerinde İslami hükümler söz konusu değildir. Bir İslâm devleti de değildir.
O yüzden normal devletlerden bir farkı yoktur. O gün için İngilizlerle beraber kurulmuş bir devlet. İngilizlerin sayesiyle kurulmuş. Ve bunu Yalçın Küçük söyledi çünkü. Profesör Yalçın Küçük. Türkiye Cumhuriyeti’nin devletini o gün için dönmeler kurmuştur. İyi ki kurmuşlar dedi. Demek ki Türkiye… Yalçın Küçük söyledi bu televizyonda kulaklarımla dinledim bunu. Yalçın Küçük sözü. Ha kim kurdu kim kurmadı bu ayrı mı mesela? Bizim devletimiz var, iyi ki var devletimiz. Biz devlet düşmanı değiliz. Devlet yıkacak veya bunu yapacak da değiliz. Öyle bir derdimiz de yok hiç olmadı. Ama Türkiye Cumhuriyeti devleti İslâm devleti de değil.
Üniversitede Yalan ve Yalnızlık Korkusu
Bazı durumlarda kurumların, öğrenciyim üniversitede kurallarını uygulamamak için yalan söylediğim oluyor. Bir yandan da Müslüman yalan söylemez diyorum. Bana ne nasîhat edersiniz? Normalde yalan söylemek zorunda kalırsanız namusunuzu, şerefinizi, haysiyetinizi, malınızı, dininizi, imanınızı koruma adına yalan söyleyebilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Allah’a vuslat olma noktasında çevre faktörlerine takılıyorum. Beyin gerim neden bu kadar yalnız kalmaktan korkuyor olabilir? Bütün insanlığın en büyük handikaplarından birisidir. İnsanlar doğruyu, hakikati sadece hakikati yaşar ve söylerlerse şeytân onlara böyle bir vesvese verir. Etrafında hiç kimse kalmaz der. Etrafında hiç kimse kalmaz deyince o kimse hakikati söylemekten, hakikati yaşamaktan uzak durur.
Bu şeytanın vesvesesidir. O yüzden Kur’ân Sünnet tarihinde kendinizce, kendi nefsinize doğru gördünüz ve doğru olanı işlemene ve yaşamaya gayret edin. Ancak o zaman nefsin vesvesesinden kurtulabilirsiniz.
Cüzdân, Nafâka ve Âile Tasarrufu
Oğul babasının cüzdenden habersiz para alabilir mi? Alamaz. Hiç kimse hiç kimsenin cüzdenden habersiz para alamaz. Ancak cimri bir adam ise o cimri bir adamın böyle evindeki malı, evindeki malından tasadduk etmeye Hind’e müsaade etti ya Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Oradan müsaade çıkarmaya çalışıyorlar. Çok cimri bir adam. benim kocam çok cimri. Ben onun malından tasadduk edebilir miyim? Deyince edebilirsin dedi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Buna normalde müsaade etti. Hiç kimse aile fertlerinin içerisinde, aile ferdinin haberi olmadan birbirlerinin cüzdanlarından birbirlerinin para ve puluna dokunamazlar. Tasarruf edemezler. Ne erkek kadının parasına tasarruf eder ne de kadın adamın parasına tasarruf eder.
Erkek ona diyelim ki ev harçığı için veyahut da evin giderler için bir şey için bir para verdi. Oradan o kadın istediği gibi onu tasarruf eder. Ne diye verdi? Ev harçığı verdi. Kadın ona eve harcanacak. Ne diye verdi? Kılık kıyafet parası verdi. Kılık kıyafetini harcayacak. Ne diye verdi? Umumi dedi. Sen ihtiyaç duyduğun şeyi bu paradan al. Kadın ihtiyaç duyduğu herhangi bir şeyi o paradan alır. Kadın kalkıp da kocasının cebinden para alamaz, aşıramaz. Bu harâm. Bu aile birliğini bozacak sıkıntılı bir işlerden birisi. Bu son dönem bu tip şeyler çok konuşulmaya başlandı. kadın kocasının cebinden para alıyor. Çocuklar babalarının ceplerinden para alıyor. Veya da çocuklar annelerinin ceplerinden para alıyor.
Veya da çocuklar evde bir evin parası var veya babanın parası veya annenin parası. O paradan aşırmaya çalışıyorlar. Bunların hepsi de yanlış ve harâm. Erkekler de kadınların paralarına dokunmayacaklar. Bu da yanlış. Bu da harâm. Kadına babası hediye vermiş. Kadına babası bir şey vermiş. Erkek onun üzerinde tasarruf etme hakkına sahip değil. Onu isteme hakkına da sahip değil. Veya da en fazla çıkan kavgalardan birisi. Düğünde erkeğe takılan erkeğin, kadına takılan kadınındır. Erkek kadına takılan o takılları isteme hakkına, el koyma hakkına sahip değil. Kadın da sahip değil. Kadınlar da eskisi gibi değil öyle. Bakıyorlar, mürisi öyle dedi. Düğünde ona daha fazla, adama daha fazla takılmış. Adamın tarafı biraz daha zengince.
Ne demek ki? Diyor bizim düğünümüzde takıldı. İkisine oradan da pay alacak onu da istiyor. Dedim olmaz, caiz değil. Allâh muhâfaza eylesin. Baba oğlunun cüzdanından habersiz alabilir mi? Babanın habersiz almasına gerek yok. Yine İslâm ahlâkına ve hukukuna göre, baba erkek çocuğunun parasını istediği kadar hükmedebilir. Daha doğrusu baba kız çocuğunda, evlenmemiş kız çocuğunun da parasına hükmedebilir. Baba kız veya erkek hiç önemli değil. Evladının parasını, pulunu hükmedebilir. El koyabilir. Kız çalışıyor bir yerde maaş alıyor. Aylık on bin lira. Babası şunu diyebilir, beş bin lirasını bana getir. Getir buraya, masanın üzerine koy. Koyacak adam yiyecek çatır çatır. Kızının parasını yiyor. Kimse karışamaz ona.
Kız evlendi gitti altın yumurtlayan tavuk. Doktor gitti sen oradan gülme. İç iç iç. Evlendi bitti. Yapacak bir şey yok. Söyle Said. Zorla alacaksın, yatıracaksın alacaksın. Said sen. Sen kız vermiyorsa ne demek? Sen gözlerini bir diksen zaten olmayanı da verir sana. Sen ne mümkün mü sana hayır demek ya? Bu soru sana değil. O yüzden normalde bu kız erkek hiç önemli değil. Ama kız evlendi mi kocasına tabi. Kız evlendi bitti kocasına tabi. Ali de oradan ben evlendirmeyeyim diye düşünüyor. Evlendireceksin Ali çaresi yok. Evlendi. Ya ben okutduydum meslek sahibi ettim. Kim kız çocuğunu kendine yetiştiriyor? Kız çocuğu yetiştiriyorsan evlendi adama yetiştiriyorsun. Böyle. Fise bilillah böyle vakfiye gibi bir şey yapıyorsun.
Yetiştiriyorsun ondan sonra veriyorsun. Gidiyor. Allah yoluna çık gelsin. Ama verirken eliniz yüreğiniz titremesin. Siz aldınız ya. Erkekler aldı ya yüreği titremeyecek. O yüzden verirken de başın selamet olsun. İyi geçinsinler deyip vereceksiniz. Ama üzerinde tasarruf etmeyen hakkınız yok verdikten sonra. Nikahı kıydı dini nikahı veled tâlin amin. Tamam. Kızının üzerinde hiçbir hükmün yok. Kim? Kocası hükümlü. Oğlunun cüzdandan habersiz olmasına gerek yok. Baba oğlunu isterse borçlandırabilir bile. İsmail mesela, bizim lastikçi İsmail. Oğluna gelecek gel lan buraya. Ben decek villa da yaşayacağım sonra. Bundan sonra 5 trilyon liraya ben bir villa alıyorum. Borçtan buraya diyecek. O da seve seve bütün ödemeleri imzaya atacak.
Örnek. Vallahi İsmail buradasın ya şimdi. Oğlan dinliyorsun bana. Nerede? İsmail’in oğlanın nerede? Elini kaldırsın bakayım. Nerede? İsmail’in oğlan nerede? Elini kaldırsın bakayım. Nerede? Duymadı mı yoksa? Arka tarafta. Vallahi başını kaldırmıyordur şimdi. Gidiyor 5 trilyon diye. Elini gözünü kaldırmıyordur şimdi o. Böyle eğmiştir kafasını. Gidiyor benim 5 trilyon diye. Fatih Mercan burada mı? Fatih Mercan yok mu? Fatih Mercan. Duydu mu? Murtaza Mercan. Sen de ona mı bakıyordun? Ama Fatih’e ben söyledim. Nereye imza atacaksan benim haberim olacak. Benden haberin yok. Hiçbir yere imza atmayacaksın. Yasaklıyorum sana dedim. O zaman sıkıntı yok diyorsun. 10 trilyon bile attırırım diyorsun. Tamam.
Evet. Babalar, çocuklarının, oğlan çocuklarının veya kız çocuklarının. Önemli değil. ceplerinden aşırmalarına gerek yok. Aşırmak için uğraşmayın. Gel oğlum bakayım buraya. Sen ne kadar kazandın? 5000 lira. Ver bakayım 4000 lira. Sen benim 1000 lira sana yeter diye. Gönder. Söyleyecek laf yok.
FMF’li Kardeş ve Namazda Zikir
Aynı şekilde kız çocuğu için baba kız arasında hukuk nedir? Bekar ya da evli olması durumunda değişebilir mi? Değişir. Bunu söyledik. Bekarsa kız çocuğunun üzerinde babanın bu noktada kız çocuğunun kazandığına hükmetmeye hakkı var. E bunu okuyayım artık böyle bu farklı şimdi. Ben Bayburt’tan Cânan yeter hasretle ellerinizden öper kardeşlerime selam ederim. Dualarınızı da talep ederim. Amin. Cânan gene yakmış telleri. Namaz bir zikir fakat Kur’ân-ı Kerim’de namaz salât kelimesiyle ifade edilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de geçen zikir ifadelerinden nasıl ifadelerinden asıl miksat nedir? Allah’ı zikretmektir, Allah demektir, Allâhu Ekber demektir, Allâhu Ekber demektir, Allah’ı kül etmektir, Allah’ı korumak istedikleri bir zikir.
Bu zikirden sonra Allah’ı zikretmek. Lâ ilâhe illallâh demektir. Allah’ı zikir bu. Çünkü Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretinin sünnet isenesinde Allah’ı zikirle alakalı fiili ve sözlü olarak yapılanlar bunlar. Böyle bu Allah’ı zikretmek istemeyenler, bunu namazda zikir ya. Namaza salât dedi. Hatta namazı kıldıktan sonra ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken devamlı olarak Allah’ı zikredin dedi. Eğer öyle bir şey olmuş olsaydı, bak salât orada ayırdı ve namazı kıldıktan hemen sonra dedi. Sonra sahâbenin uygulaması, sahâbe namazı bitirdikten sonra topluca Allah’ı zikrederdi. Dışarıdakinden namazın bittiğini topluca olan o zikirlerden anlarlardı. Dört haftadır cemaatinize katılmaktayım.
Sizin cemaatinizden olan bir erkek bana yardımcı oldu. Ben bir bayanım, beni size yöneten o oldu. Böyle bir cemaatin varlığından bile haberdar değildim ben. Ben FMF hastasıyım. Doktor ne oluyor FMF? Âilevî Akdeniz Ateşi. Hayatta hiç kimsem yok, tek başımayım. Çok zor günlerden geçiyorum. Sık ataklarım olmaya başladı. Yataktan kalkamadığım zamanlar bana yemek gönderdi. Hala da gönderiyor. Cemaatinizi bana tarif etti. Öğlelikle geldim, çok farklı bir haz aldım. Huzur buldum resmen. Çok cemaat, eli açık yufka yürekli biri bu insan. Adı da sizin, sizinki Peygamber Efendimizinki gibi Mustafa. Soyadını bilmiyorum. Allah hepinizden razı olsun. Sizinle tanışmak isterim. Numarasını vermiş kardeşimiz.
Tanışalım inşallah. Allah’ım şifa versin. Allah yardımcınız olsun inşallah. Rabbim sıkıntılarınızı def eylesin inşallah. Burada telefon var o yüzden kardeş dinliyorsa aldım bu soru kağıdını. İnşallah oradan telefondan ulaşırız inşallah.
Râhatına Düşkünlük ve Sûfî Vakti
Rahatına düşkün insanın tanımı nedir nasıl anlamalıyız? Bu akşam burada ders var mı? Ders var. Ya ben dinleneyim biraz ya bugün derse gitmeyeyim. Benim hasta olma ihtimalim var ya giderim hasta olurum şimdi ben gitmeyeyim. Ya derse de gideceğim ama bir başım ağrıyor bir başım ağrıyor. bugün gitmeyeyim. Aman bey zaten yorgunsun onca dert çile gam kasvet bir perşembede gitme ya otur şurada iki çay içelim iki muhabbet edelim. Ya tamam ya gitmeyeyim ya. Ya şimdi önümüzdeki ayın kaçıydı Halit? 26’sında Gelibolu’da ondan sonra Şeb-i Arûs programı var. buradan şimdi Gelibolu’ya git oradan bir daha geri dön bir sürü mazot yak benzin yak bir de yorulacaksın. Kaza riski var bela riski var ne olacağı belli değil ama gitmeyeyim ben ya.
Bu rahatına düşkünlük Allah yolunda. Rahatına düşkünlük evde kadınlarda erkeklerde iş yerinde. çalışacak rahatına düşkün hele dur bakalım ya bir çayını içsin kahvesini içsin sabahleyin kafasını bir toplasın ya. Adamın kafası dağınık. Evde kadın ya bir hallolur işler ya. Ya bir dinlen ya senin de hakkın yok mu ya? Rahatına düşkün. Bakın sûfî vaktin çocuğudur der ya büyük sûfîler. Sûfî vaktin çocuğudur o vakitte yapılması gerekeni yapmıyorsa rahatına düşkün. Bu kim olursa olsun. Sûfî vaktin çocuğudur yapman gerekeni anında yap. Bir vazife almışsın vazifeni yap rahatına düşkün olma. Dükkan açılacak kaçta açıyorsun dükkanı? Herkes sekiz buçukta açıyor sen sekizde aç. Örnekliyorum. Ben tabi Bursa’da gördüm dokuzda dokuz buçukta onda açıyor millet dükkanı.
On birde dükkan açıyor on birde dükkanı geliyor esnaf sözde. Yok. Ne iş yapıyorsan yap. Ya çarşı açılmıyor bizim. Çık o çarşıdan. Çarşı on birde açılırsa sen de mi on birde gideceksin? Ben dükkanı çalıştırırken bir AVM’den geldiler bana izlemişler beni oradan. Böyle adam karşıdan bakıyor bakıyor bakıyor iş yerine böyle. Ulan bu adam ne bakıyor böyle diyorum ben. Başlıyoruz artık biz maliyecimi sigortacımı esnafın en büyük korkusu bunlar. Neyse geldi bu yanıma merhaba merhaba. Bir AVM’de dükkan açmayı düşünür müsünüz dedi. Herhangi bir AVM neresi olduğunu bilmiyorum. Dedim açarız. Ama benim çalışma şartlarım farklı dedim. Nasıl dedi ben gece saat ikide üçte sohbetten geliyorum dedim. Giriyorum dükkanı dedim açıyorum ışıkları dedim.
Ben o gün raflarda neler eksilmiş hepsini de fotoğraflıyorum dedim. Ben gece saat iki buçukta üçte dörtte dedim. Necayet atıyorum. Bunlar bak bu raflarda bu eksik burada bu eksik burada eksik. Bu onlar alıştıydı artık. Bunları gör bak ona göre bunları malı tamamla. Aynı şekilde saite de atıyorum veya saite söylüyorum daha gözümü açmadan. Siparişleri geç. Ondan sonra dedim ben dedim gece saat ikide üçte dörtte dedim dükkan açıyorum. Bize dedim sabahleyin erkenden mal geliyor. Kamyonla mal geliyor. Böyle dedim saat koymayacaksanız açarız dedim. Yok onların bir saatleri varmış. Vallahi ben çalışamam öyle dedim hakkınızı helâl edin dedim. Kaldı. Sebeb? Ben çalışacağım iş yapacağım ben. Dükkan açmışım.
Ben senin keyfine mi bakacağım? Rahatına düşkün insan öyle çalışmaz. Rahatına düşkün olmayacak bir kimse. Çalışıyor mu? İşinde ciddi olacak samimi olacak çalışacak. Öğrenci mi? Rahatına düşkün olmayacak çalışacak. Eleman mı? Rahatına düşkün olmayacak çalışacak. Derviş mi? Rahatına düşkün olmayacak çalışacak. Zakir mi? Rahatına düşkün olmayacak koşacak çalışacak gayret edecek. Rahatına düşkün insandan hiçbir şey olmaz. Adamsa koca olmaz. Kadınsa eve hanım olmaz. Bakın adamsa koca olmaz ondan. O evine bakamaz. Çocuklarına bakamaz. Kendine bakamaz. Rezil zebil eder. Kadını da çoluğu da çocuğu da. Rahatına düşkün mü? Uzak olsun. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden rahatına düşkün insandan derviş de olmaz.
Kadın da olmaz. Hiçbir şey olmaz. Kadın erkek. Bir kimse rahatına düşkün mü? Ondan hiçbir şey olmaz. Allâh muhâfaza eylesin. Bir insan ne yaparsa yapsın. Ciddi olacak çalışacak. Hırslı olacak. İnsanlar şimdi şey büyük bir çoğunluğu. Hiç hastalığı bitmiyor adamın. Hasta. Kadının hastalığı bitmiyor. Hep hasta. Çocuğun hastalığı bitmiyor. Hep hasta. Biraz sıkıştır. Ya başı ağrıyor. Ya belli ağrıyor. Bir tarafı ağrıyor. Çalışan elemanlar da öyle. Biraz iş olsun. Biraz sıkışsın. Hasta. Rahatına düşkün. Hele bu şimdiki nesil daha da rahatına düşkün. Ver eline telefonu. Koy cebine kredi kartını. Geçsin dolaşsın. Çalışanlar da aynı. Çalışanların da cep telefonunu al. Çalışmıyorlar orada. Onları sanki cep telefonuna, Instagram’a bakın cep telefonunda, sosyal medyada, sörf yapın diye aldı sanki işveren onları yanına.
Ama herkes de aynı. Öğrenciler aynı. Çalışanlar aynı. Yolda yürüyenler aynı. Beraber arkadaş üç beş kişi oturmuşlar aynı. Bir masada oturuyorlar. Kaç kişi? Üç kişi, dört kişi. Herkes cep telefonuna almış. Cep telefonundan. Ondan ilgileniyor. Sanki her biri şirket çalıştırıyor. Sanki her biri her daim kim havale gönderdi, kim göndermedi, onu kontrol ediyor sanki. Bu hale geldik. kim takipçi, kim takipten çıktı. Kafayı yedi millet ya. Kafayı yedi. Bütün herkes, bakın herkes uyuşturucu müptelası gibi cep telefon müptelası. Kadını, erkeği, çoluğu, çocuğu, kızı, kızıra ne varsa paralı parasız hiç önemli değil. Ya geçinemiyor. Elindeki cep telefonu iki milyarlık, üç milyarlık, dört milyarlık. Ya geçinemiyor.
Geçinemiyor. Bütün her yerde sosyal medyası var, interneti var, her şey bir tamam. Her şey bir tamam. Ama yok, rahatına düşkün herkes. Allâh muhâfaza eylesin. Amin.
Mastürbasyon ve Duâ Kabûlü
Bekar veya boşanmış bir kimse mastürbasyon yapabilir mi? Bu bekarlığa alakalı. Boşanmışlar normalde. Bekar veya boşanmış. Bekar boşanmış, boşanmış da bekar zaten. Evet, ben boşanmış burayı çözemedik ilk önce. Bu noktada hanefiler buna müsaade etmişler. Harama gitmektense böyle bir şey yapabilirler demişler. Ama bu böyle bazı adi şerifler var. Ellerini bu konuda kadın gibi kullananlarla alakalı. bazı imamlar bunu günahı kebair olarak görmüşler. Ama hanefiler harama düşme söz konusu olursa buna müsaade etmişler. Yapabilirse bir ölçüsü ve sınırı var mıdır? Bu insanların cinselliğe düşkün olup olmaması ile alakalı. Ne kadar istekli ne kadar isteksiz bu onunla alakalı. Bunu yaparken birini hayal etmesinde sıkıntı var mı?
Rahatsız eder insanı. Psikolojik olarak problem oluşturur. Başlar o hayalleme, cin tâifesi, cin tâifesi oradan bir yol bulabilir. O yüzden hayallemek hoş değil. Örneğin eski eşini veya TV’de gördüğü birini hayal edebilir mi? Bunlar sıkıntılı şeyler. psikolojik olarak sıkıntılı. Allâh muhâfaza eylesin. Geceleri korkulu rüyalar gördüğümüzde Nâs ve Felak Suresini okuyoruz. Ve anında tesir ediyor. Fakat normal yaşantımızda yıllarca ettiğimiz duâların karşılığı çok geç olabiliyor. Bunun nedeni nedir? Bunu Allah’a sormak lazım bunun nedeni ne diye. Duâ kabul eden o çünkü. Duâ kabul eden o olunca onun adına ben nasıl bunun sebebi şey olabilir diyebilirim? Duâ Allah’a. Tevhidleri bana hep söylediler.
O herifin adını bana söylediler. O herifin adını bana söylediler. O herifin adını bana söylediler. O herifin adını bana söylediler. Ömer’in annesi Nesmâlinin kayınvaadeti var, şey var, Ahmet var. Bir arkadaşın da nesil vefâdetiydi. Bir arkadaşın da nesil vefâdetiydi. Efendim? Ceren’in de annesi vefâdetiydi. Üç kişiye bağışlamaları yapıştı inşallah. Evet. Vakit az kaldı ama bir hadîs-i şerîf okuyalım gene. İnşallah geleneği bozmayalım.
Fal Okları ve Sûret Yasağı
İbni Abbâs anlatıyor. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’ye geldiğinde içinde putlar bulunan Beytullâh’a girmek istememiş. Hazret-i Ömer’e putların çıkarılmasını emretmiş. Putlar çıkarılmış. Ve özellikle İbrahim aleyhisselâm ve İsmail aleyhisselâm’ın heykelleri de ellerinde Ezlâm denilen fal okları olduğu halde çıkarılmışlardı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Allah onları müşrikleri kahretsin. Allah’a yemin olsun ki müşrikler bilmiyorlardı ki Hazret-i İbrâhîm ve Hz. İsmail kısmetlerini hiçbir zaman fal okları ile aramış değillerdi. Bunun üzerine Beyt’e girdi ve her tarafında tekbir getirdi ve namaz kılmadan dışarı çıktı. Buhârî, Ebû Dâvûd ve Müslim.
Müsned’te geçiyor. Şimdi bu hadîs-i şerîfte bir eski peygamberlerin Adem’den Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya kadar ve Muhammed Mustafâ da dahil fal okları ile bir iş yapmadıkları ve fal oklarına karşı oldukları. İki, Beytullâh’ın içinde olmasına rağmen Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazret-i İbrâhîm aleyhisselâm’ın da, İsmail aleyhisselâm’ın da heykellerini dışarı çıkartıp, onlara bir, o heykellere bir itibar göstermeyip, o heykellere ayrı bir ayrıcalıklık göstermeyip dışarı çıkarıp, sonra Beytullâh’ın içine girdi ve dört tarafında da tekbir getirdi. Bazı rivayetlerde de Beytullâh’ın içi temizlenip ondan sonra dört tarafa dönüp namaz kıldığına dair rivayetlerde okuyabilirsiniz herhangi bir yerde.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. sûreti yasaklamıştı. Sûret. Bu sûret deyince bütün heykel ve resimlerin hepsi de yasaklanmıştı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin yine Ayşe annemizin evinde İsâ aleyhisselâm’ın çarmıha giriliş sahnesini tasvir eden bir resim görmüştü. Ve bu normalde böyle heykelimsi bir şeydi. O heykelimsi bir şey Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’i kırdırmıştı. Yine Hazret-i Âişe annemiz böyle bir resimli bir duvara bir duvar halısı asmıştı. Onu da indirttirmişti. Yine Hazret-i Âişe annemizin bir yastık gibi bir şey vardı. Onun üzerinde de resim vardı, sûret vardı. Onu da kaldırttırmıştı. Bu normalde yine böyle bununla alakalı hadîs-i şeriflerde kıyamet gününde en şiddet-i azabı maruz kalacak olan musavvirlerdir buyurdu. bu haride geçiyor bu.
Musavvir bir şeyin şeklini şemâlini çizen. işte tam bir resmini çiziyor ya böyle. Bir at resmi çiziyor, bir normalde dediğim kuş resmi çiziyor. Veyahut da bir şeyin resmini çiziyor. Cenâb-ı Hakk’ın ruhu üfledi bir şeyin resmini çiziyor. Bu onlarla alakalı asıl. ne birinci derecede insan. Onun heykelini yapma, onun heykelinin önünde eğilme, ona temennâ etme yasaklandı. Ve yine kuş resmi böyle bir Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yine Ayşe annemizin evine geldiğinde böyle bir şey görmüştü. Onu da yasaklamıştı. Velhasıl kelam resim yapma. Ruh üflenmiş bir kimsenin resmini yapma tam olarak. Veyahut da bir kuş resmi yapma tam olarak. Ama böyle başı kesilmiş, başı olmayan, sûreti yüzü olmayan bir resim yapılabilir veya bütün bedeninden eksik bir şey de yapılabilir.
Şeyh Fotoğrafına Râbıta Yasağı
Asıl konumuz ne bu akşam buradan gelmek istediğim yer, şurası. Bir kısım ehli tarîkat, şehlerinin resimlerini önlerine alıp, râbıta etmeleri, şehlerinin resimlerine temennâ etmeleri. Bir kısım ehli tarîkat, şehlerinin boydan resimlerini yapıp, bir köşeye koyup ona karşı böyle boyun kesmeleri. Bir kısım ehli tarîkat, üstadlarının resimlerine kutsiyet peyda etmesi. Kutsiyet peyda ediyor. Bir kısım ehli Müslümanın, müminin, bir alimin, bir şeyhin, bir liderin, bir siyasi liderin resimlerine temennâ etmesi. Onlara böyle resme karşı böyle bir saygıda bulunması. Resmin karşında eğilmesi. Veyahut da az önce de bahsettim ya, Suudi Arabistan’da bir kral geçince, kralın maketten olan resmindeki eli gidip öpmeleri, ona boyun bükmeleri, ona resme karşı temennâ etmeleri.
Bunların hepsi de günah-i kebâirdir, caiz değildir. O yüzden şeyhinizin resmine bakarak da râbıta etmek de caiz değildir. Şeyhinizin resmini de alıp önünüze koyup tespihat yapmak da caiz değildir. Yok bizim şeyhimiz ölmedi, hâlâ da yaşıyor, biz onu buradan hatırlıyoruz. Bunların hiçbirisi de caiz değildir. Ehli Sûfî, ehli tarîkat buna dikkat etmelidir. evlerinin en baş köşesine şeyhlerinin boydan resmini yapıp, odaya girerken selam verme, odaya çıkarken selam verme, bunlar caiz değildir. Bu yarın öbür gün heykele döner bu. Allâh muhâfaza eylesin. Veyahut da bizim şeyhimizin manevi makamı burada. burada sohbet ederdi, bu koltukta otururdu, bu koltukta oturduğu için bu koltuk muhakkak makamı teşkil eder.
Eee o koltuğa saygı göstermek gibi. Bunlar doğru değil. Bakın bunlar doğru değil. Biz sufili, Kur’ân, Sünnet imamların ictihâdı dairesinde yaşamaya gayret eden bir topluluğuz. O yüzden bizim ibadet noktasında, ibadet olarak bir şey yapacaksak bu bir Kur’ân’a, iki Sünnet-i Resûlullah’a, üç imamların iştahının içerisinde bir ölçüsü olması lazım. Muhakkak bir delili olması lazım. Delilsiz olmaz. Sen şeyhini ne kadar seversen sev, sen şeyhinin fotoğrafının önünde secde edemezsin. Sen şeyhini ne kadar seversen sev, şeyhinin boydan fotoğrafını salona koy, odaya koy. Yok benim burası özel halvethanem. Halvethanenin önüne koy. İçeri girerken selam ver, dışarı çıkarken selam ver. Bu doğru sûfîlik değil.
Bakın bu doğru sûfîlik değil. Yok ölmedi o hâlâ da yaşıyor. Bizim sevgisi kalbimizde. O yüzden başka bir şeyye de intisâb etmeyiz. koyarız, asarız oraya duvara resmini. Gelir gelir gider ona râbıt ederiz. Onun önünde ders çekeriz. Bu doğru değil. Bakın doğru olmayan, benim kulağıma gelen, değişik cemaatlerden, değişik tarîkatlardan yapılan uygulamalardan bahsediyorum. Bizde böyle bir şey yok hamdolsun. Olmasın da zaten. Sakın böyle bir şeye müsaade etmeyin. Sevgiyi göstermenin yolu budur. Bir kimse üstâdını seviyorsa Kur’ân’a sımsıkı yapışsın. Üstadını seviyorsa Sünnet-i Resûlullah’a sımsıkı yapışsın. Üstadını seviyorsa imanların iştahadlarına sımsıkı yapışsın. Üstadını seviyorsa üstadının nasîhatlerine sımsıkı yapışsın.
Sevgi budur. Vay gördüğü zaman kafası koparılmış, kuşlar gibi titricek. Ondan sonra gidecek her türlü mel’aneti işleyecek. Bu sevgi değil. Onun var olduğu sohbete katılacak, olmadığı sohbete katılmayacak. Üstadı da en fazla o sevecek. Bu doğru değil. Bu doğru değil. O yüzden herkes gücüncü kuvvetince dersleri takip edecek. Gücüncü kuvvetince sohbetlere katılacak. Gücüncü kuvvetince çalışmalara katılacak. Allah yolunda revan olup Allah yolunda cihâd edecek. Öyle evinde oturulup da cihâd edilmez. Rahatını bozmadan cihâd edilmez. O yatak sana batacak. O yatak sana batacak. O rahat sana batacak. O yemek senin midene oturacak. Öyle hapır küpür yemekle cihâd olmaz. Göstereşle şatahatta şatafatta cihâd olmaz.
Öyle cihâd olmaz. Doğru değil. Herkes Kur’ân ve Sünnet’e yapışacak. Herkes Allah yolunda revan olacak. Herkes Allah yolunda ciddi bir şekilde çalışacak ve koşacak. Gündüz işine gücüne bakacak. İşini gücünü dosdoğru yapacak. Kur’ân Sünnet tarihinde, hakikat tarihinde iş yapacak. Ne iş yapıyorsan yap. Kimseye aldatma, aldanma. Kimsenin hakkına, hukukuna girme. İşini yarım bırakma. İşini de düzgün yap. Aşını da düzgün yap. Eşine, çoluğuna, çocuğuna düzgün sahip ol. Evine sahip ol. Eşine sahip ol. Kadın erkek hiç önemli değil. Dervişliğini bir tamam kalem gibi yaşa. Eşler birbirinden memnun. Çocuklar anne babalarından memnun. Ahlâk olarak. Dervişler birbirinden memnun. Ahlâk olarak. Komşular ahlâk olarak memnun.
Çalışanlar ahlâk olarak memnun. Memnun. Bu önemli. Ahlakın düzgün olacak. Eşini koru namusunu. Çocuklarının namusunu koru. Eşinin, çocuklarının namusunu, erkeklere söylüyorum. Eşinizin, çocuklarınızın namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini koracaksınız. Fars. Kadınlar, kocalarınızın şerefini, haysiyetini, çocuklarının şerefini, haysiyetini koracaksınız. Fars. Kadınlar, kocalarınızın gıybetlerini annelerinize, babalarınıza yapmayın. Erkekler, eşlerinizin gıybetlerini annelerinize, babalarınıza yapmayın. Anlatmayın. Onun arkasında, evlerinizin gıybetini annelerinize, babalarınıza yapmayın. Annelerinize, babalarınıza yapmayın. Anlatmayın. Onun arkasından konuşma. Onun şerefi sana ait. Onun haysiyeti sana ait.
Sen eşinin dedikodusunu yapma. Kadınlarda, erkeklerde. Adam kısmı, hanımını gidip de kendi annesine, babasına şikayet eder mi? Etmez. Oturur, neyse eşiyle konuşur, halleder. Bizim öğretimiz ve nasihatimiz bu.
Dervişlik Ahlâkı ve Eş Hukûku
Kadın kısmı, kocasına gidip de annesine, babasına şikayet eder mi? Etmez. Kadının hası yapmaz. Oturur, kocasıyla ne derdi varsa konuşur, tartışır. Didişir, kocasına anlatır. Doğru olan hareket budur. Evin içinde evde kalır. Kadın kalkıp da kocasını, çolunu, çocuğunu başkalarına da anlatmaz. Vay sorma benim adam şunu yaptı da, benim adam bunu yaptı da. Bunlar zayıflık işareti. Bunlar sünnet-i senenin içerisinde olmayan şeyler. Bir erkek eşini başka bir arkadaşına, başka bir kardeşine, abisine, anasına, babasına şikayet etmez. Doğru değil. Doğru değil. O yüzden herkes dervişliğini dostluğru yapacak. Adam adamlığını yapacak, çocuk çocukluğunu yapacak, kadın kadınlığını yapacak. Ve Kur’ân ve sünnetin dışında bir şeyi kabul etmeyecek.
Sûfîlik, Kur’ân ve sünneti en ince detayında yaşamaktır. Sûfîlik. Sûfî deyince o Kur’ân ve sünneti yaşamaya çalışan bir insandır. Haramlardan elini eteni çeker. Bu sakın günahsızlık olarak görülmesin. Hepimizin hatası, kusuru, yanlışı, eksi olacak. Ama biz doğru olanı yaşamaya çalışacağız. O yüzden bir şeyhi sevmek, onun fotoğrafını ne bileyim cüzdanında taşıyıp, beş vakit namazdan önce öpmek demek değil. Ne yapıyorsun sen dedim birisine. Kurban dedi, biz dedi, şimdi böyle onların tabirini söylesem hangi cemaatten olduğunu anlayacaksınız. Suizana düşeceğiz hep beraber. Ondan sonra onlar öperlermiş böyle. Dedim yok. Bu sünneti Resûlullah da yok. Sahâbe her namazdan önce salatu selam getirirdi.
Namazdan önce duâ ederdi. Namazdan önce zikrederdi. Birinin fotoğrafını öpmezdi. Birinin resmini öpmezdi. Nereden çıkarıyorlar bunları bilmiyorum. Buluyorlar şeytân yol buluyor. Bir tane o kırmızı noktalı bir hatun var ya neydi onun adı? Budist. Hindu mu Budist mi ne o? Kocaman bir böyle şişman bir kadın kırmızı noktası var burada. Guru olduğunu biliyoruz adını soruyorum. Efendim? Ha Şii Mataji değil mi? Ara sıra Türkiye gelen. O bir yere git dedi böyle beni çağırdılar ondan sonra. Oraya onun resminin olduğu yere salona giren bir ona selam veriyor. Kırmızı noktaya iki kaşının arasına iki kaşına denk getiriyor. Ona selam verip giriyor çıkan da selam verip çıkıyor. Ben de oturuyorum orada. Beni davet ettiler çünkü.
Dedim valla sûfîler böyle bir şey yapsa dedim tefe koyar dedim. Tefe koyar dünyayı gezdirirsiniz dedim. Bunlar sıpık diye dedim. Ha biz millet dergâhha girerken selâmün aleyküm diyor boynunu büküyor. Nasıl boynunu bükermiş caiz değilmiş. kıyameti koparıyorlar ya. Ulan camiye giriyorsun camiye girerken dahi selam veriyorsun. Evine giriyorsun evde kimse yoksa dahi selam veriyorsun. Allah’ın selamı sünnet. Evde kimse yaşamasa dahi eve giriyorsun selâmün aleyküm diyeceksin. Hatta bir de sesli diyeceksin. Varsa orada cinnoşlar minnoşlar defolup gitsinler Allah’ın selamını duyunca. Giriyorsun selâmün aleyküm diyeceksin. Ve Aleyküm Selâm ve rahmetullâhi ve berekâtuh diyeceksin. Kendi kendine. Ya da selâmün aleyküm dediğinde birisi ve aleyküm selâm diyecek.
Taşlan gitse. Bir de şimdi bu tarafı var. Bakacaksın görünen hiçbir şey yok. Topuk. Gece saat 3 beni arıyor. Ben içeri girdim selam verdim efendim. Eee bir ahleyküm selam diye bir ses duydum. İyi dedim selamını alan olmuş. Efendim ben bu evde kalamam bu gece. Lan saat 3 nereye gitsem dedim. Annemin evine gidiyorum. Efendim ben bu evde kalamam bu gece. Lan saat 3 nereye gitsem dedim. Annemin evine gitsem dedi. Hanımı da yokmuş yanında. Kaçtı gece saat 3 daha anasının evine. Ulan selâmün aleyküm diyeceksin karşılığını bekle. Kabre girdin kabristâna. Esselamün Aleyküm yaa eyyelikumur dedin. birisi çıktı oradan ve aleyküm selam ehl-i dünya dedi. E ayaklarını titremeyecek orada artık. Ses nereden geliyor diye Mevlânâ gibi dönmeye başlama orada.
Bir yerden aldı birisi selamını. Öyle ya. Ama sünnet. Bakın bir kimsenin kabristâna girdiğinde veya bir kabrin başına girdiğinde selam vermesiyle sünnet. Hadisle sabit. Evine girdiğinde selam vermesi hadîsle sabit. Ya adam dergâhha giriyor Allah’ın selamını veriyor. Bırak ellerini versin. Yok veremezmiş. Ne çekiyorsak bu yeni ne o Selefîlerden çekiyoruz. Önüne geleni kâfir ediyorlar. Allah iyiyesin hepsini de. Rabbim hafız eylesin. Tabi benim hakkımda da çok fetvâ var bu konuda. Benim küfrüme de fetvâ veriyorlar sıkıntı yok. alışmışlar böyle. Önüne gelene küfür fetvası. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ama biz kalkıp da bizde genelde yok böyle bir şey hiç bana söylenmedi ama değişik yerlerden böyle sorular geliyor.
Bu tip böyle bu düğümler alıyoruz anlatıyorlar. Bunların hiçbirisi de caiz değil.
Heykele Secde Yasağı ve Tevessül
Fotoğrafa heykele temennâ edilmez. Fotoğrafa heykele temennâ edilmez. Fotoğrafa heykele temennâ edilmez. Fotoğrafa heykele temennâ edilmez. Heykele temennâ edilmez. Fotoğraflardan heykellerden bir şey istenmez. Heykelin başına gidip de ey aziz bilmem kim şu şöyle oldu bu böyle oldu deyip de şikayet edilmez. Onlar duymazlar çünkü. Vesîle edilir mi? Evet. Ama kabristandan bir şey istenmez. Gidip de Emîr Sultan Hazretlerinden bir şey istenmez. Üftâde Hazretlerinden böyle bir şey istenmez. Allah’tan istenir gibi. Ama Üftâde Hazretleriyle görüşebiliyorsan dersin. Efendim bize de bir duâ buyurun. Ne âlâ. Emîr Sultan Hazretlerinin başına gittin. Esselamu aleyküm dedi. Ve aleyküm selam dedi o da. E görüyorsun görüp patısın öyle.
E okudun İhlâsları, fâtihâları. O da duruyor böyle. Ne güzel sen elini kaldırdın duâ ediyorsun. O da sana amin diyor. Mükemmel. En sonunda şunu diyebilirsin. Efendim siz de bize duâ buyurun. Böyle böyle böyle böyle sıkıntımız var. Rabbim’e münâcât etsiniz. Onlar onlara ölü demeyin. Onlar hay diridir. Bunu unutmayın hiç. Veliler bu manada diridirler. Vesîle edilebilir mi? Evet. Allah’a vesîlelerle yaklaşın. Hazret-i Abbâs Radıyallâhu Anh Hazretleri yağmur doğasına çıktığında Hazret-i Ömer Efendimiz de beraber Abbâs’a dedi ki sen peygamberine abdestle gel. Sen peygamberin amcasısın. Dedi sen duâ et. Bir rivayette de kendisi elini açtı. Dedi ki ey Rabbim içimizde dedi peygamberin amcası var. Onun yüzü suyurmetine dedi.
İçimizde peygamberin amcası var. Vesîle edilir. Bunda bir sıkıntı yok. Ama Emîr Sultan Hazretlerinin kabri şerifinin başına gidip de ondan bir şey istenmez. Bir heykelin başına gidip bir resmin başına gidip ondan bir şey istenmez. Heykele secde edilmez. Resme secde edilmez. Resme selam verilmez. Heykele selam verilmez. Bunlar caiz değil. Bakın bunlar caiz değil. Allah bizi affeylesin inşallah. Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Lillallah Hak Muhammeden Resûlullah, cemiyen enbiyâyı ve el-mursalîn ve elhamdulillahi rabbil âlemîn El-Fâtiha Om Mühmm-i Ejim
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Duâsı ve İbn Mes’ûd’un Bi’ati: İbn Mes’ûd Radıyallâhu Anh’ın “Olü bir kimseye tabi olun” sözünün isnâdı — Ebû Nu’aym, Hilyetu’l-Evliyâ, I/136; deliller sıralaması Kur’ân → Sünnet-i Resûlullah → sahâbe sünneti → âlimlerin ictihâdı → kişisel ictihâd — Mûâz ibn Cebel rivayeti, Ebû Dâvûd Akdıye 11; Tirmizî, Ahkâm 3; Resûlullah’ın vefatı, Hazret-i Ebû Bekir’in “her nefis ölümü tadıcıdır” hatırlatışı — Âl-i İmrân 3/144, Enbiyâ 21/35; Hazret-i Ömer’in ilk tepkisi — Buhârî, Fedâ’ilu’s-Sahâbe 5; Rasıyallâhu Anh’ın Sakîfede bi’atı — Buhârî, Hudûd 31; Müslim, İmârat 86; Hazret-i Hasan’ın Mu’âviye’ye hilâfeti devri ve Hazret-i Hüseyin’in Yezîd’e bi’at etmeyişi — Buhârî, Fedâ’il 22; Taberî, Târîh, V/341
- Harp Hîlesi ve Dârü’l-harb Mes’elesi: “Harp hîledir” hadîsi — Buhârî, Cihâd 157; Müslim, Cihâd 18; nefsin cihâdı ve meselenin kişisel menfaate kullanılmaması; 1924 anâyasası ikinci maddesi “Devletin dini İslâmdır” ibaresi ve 1928’de kaldırılması, 1937’de lâiklığın anâyasaya girmesi; Diyânet İşleri Başkanlığı’nın ihdâsı (3 Mart 1924, 429 sayılı kânûn); Türkiye Cumhuriyeti’nin lâik karakteri ve İslâm devleti sayılmaması; Profesör Yalçın Küçük’ün televizyon beyanı atıfları; meselenin şer’î hükmi — Mumtehıne 60/8-9 (“Allah, sizinle din konusunda savaşmayanlara iyilik yapmanızı ve âdil davranmanızı yasaklamaz”)
- Üniversitede Yalan ve Yalnızlık Korkusu: “Yalanın sakınca câiz olan yerleri” — Müslim, Birr 101 (eşler arasında, savaşta, ara bulma); İmâm-ı Nevevî, Şerhu Müslim, XVI/157 (nefs-mal-ırz-din koruması için takiyye/tevriye); “Şeytân yalnız koyma ile vesvese verir” — Tirmizî, Fıten 7; Nisâ 4/120 (şeytânın va’di ve aldayışı); Küşeyrî, Risâle — safına dayanıp hakîkati yaşamaya devam etme; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Dakaiki’l-Âdet (arkadaş-çevre etkisi)
- Cüzdân, Nafâka ve Âile Tasarrufu: Eşler arası mal ayrılığı ilkesi — Nisâ 4/32 (“Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır”); Hint binti Utbe’nin cimri kocası Ebû Sufyân hakkındaki ruhsat — Buhârî, Beyû’ 95; Müslim, Akdıye 14 (“Sana ve çocuğuna yetecek kadarını ma’ruf üzere al”); erkeğin zevcesine kardeşine anasına şikâyeti etmemesi ilkesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âdâbi’n-Nikâh; kız veya erkek evlâdın kazancı üzerinde baba-velayet çerçevesi (Hanefî ictihâdı) — Mergınânî el-Hidâye, İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr; düğün takılarının malîyeti — zifaf sırasında kişiye takılan takının hak sahibineâit olması — İmâm-ı Mâlik, Muvatta, Nikâh 3
- FMF’li Kardeş ve Namazda Zikir: Hastâya yemek gönderme ve adâb-ı muâvenet — Buhârî, Merıdâ 7; namazın salât kelimesiyle ifadesi ile zikir arasındaki ayrım — Nisâ 4/103 (“Namazı kıldığınızda ayaktayken, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allâh’ı zikredin”); namaz sonrası sahâbenin topluca tekbîr getirmesi — Buhârî, Ezân 155; Müslim, Mesâcid 120; Ahzâb 33/41 (“Ey îmân edenler, Allâh’ı çokça zikredin”); lâ ilâhe illallâh zikri — Tirmizî, Da’avât 9 (“Zikirlerin en fâzıletîsi lâ ilâhe illallâh’tır”)
- Râhatına Düşkünlük ve Sûfî Vakti: “Sûfî vaktin çocuğudur” sentencesi — Küşeyrî, Risâle, Vakt bölümü; Cum’a 62/10 (“Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allâh’ın lütfundan isteyin”); Hazret-i Peygamber’in erken kalkıp bereketli iş âdâbı — Ebû Dâvûd, Cihâd 78; Tirmizî, Beyû 6; “Sizden biri bir iş yaptığında onu muhkem yapsın” hadîsi — Tabrânî, Mu’cemu’l-Evsat, I/275; cihâd-ı ekber — nefisle mücâhede — Beyhakî, Zuhd 35; “Beyan edilen hadis-i şerîf: Gençliğinden yalnız nefsini koruyan” — Buhârî, Ezân 36
- Mastürbasyon ve Duâ Kabûlü: Ehl-i bekâr ve boşanmışların harâma düşmektense ruhsatı — İmâm-ı A’zam ve Hanefî ictihâdı, Mergınânî el-Hidâye, Kitâbu Savım; oruçlu iken cimâ ile oruç bozma meselesi; Şâfi’î-Hânbelî ictihâdlarında meselenin harâmlığı; hayal ve vesvesenin psikolojik zararları — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Kesri’ş-Şehveteyn; Nâs ve Felak Sûreleri’nin rüya korkularındaki tesiri — Tirmizî, Şemâ’il 59; duâ âdâbı ve kabûl şartları — Mü’min 40/60, Bakara 2/186 (“Duâ edenin duâsını kabul ederim”); Tirmizî, Da’avât 105
- Fal Okları ve Sûret Yasağı: İbn Abbâs rivayeti — Buhârî, Megâzî 49; Ebû Dâvûd, Cihâd 149; Müslim, Fîten 31; Beytullâh’a girerken putların çıkarılması ve Hazret-i İbrâhîm ile Hazret-i İsmâil heykellerine Ezlâm işletilmesinin kınanması; Mekke Fethi günü 360 putun kırılması — İsrâ 17/81 (“Hak geldi bâtıl zâil oldu”); fal okları yasağı — Mâide 5/3 ve 5/90 (“Ey îmân edenler, şarap, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytân işi pisliktir”); suret ve heykel yapımının yasağı — Buhârî, Libâs 89 (“Kıyâmet gününde en şiddetli azâba uğrayacak olanlar musavvirlerdir”); Hazret-i Âişe’nin ev perdesi/yastığı — Buhârî, Libâs 91; Müslim, Libâs 82
- Şeyh Fotoğrafına Râbıta Yasağı: Fotoğrafa, heykele, maket ele temennâ etmenin günâh-ı kebâir olduğu; râbıta âdâbının Kur’ân-Sünnet-ictihâd üçgen üstünde temellenmesi — Şâh-ı Nakşibend risâleleri; bi’a el-Ridıvân örneğindeki hakikatî râbıta anlayışı — Fetih 48/10; Kehf 18/28 (“Sabah akşam Rablerine yalvaran kimselerle beraber ol”); Şeyhe sevgi göstermenin yolu olarak Kur’ân, Sünnet ve nasîhatlere bâğlılık — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, I/40; Şahın Nakşibend’in “Ne gönlümden Kur’ân’ın ne de sünnetin bir harfi geçer” mektûbâtı; rû’yâ ve yakâzada şeyhi görme — İbn Âta’ullâh Hikem, 243. hikmet; heykel önünde saygı duruşunun şirk-mahiyeti — Nisâ 4/116
- Dervişlik Ahlâkı ve Eş Hukûku: “Sizden en hayırlınız ehline en hayırlı olanınızdır” — Tirmizî, Menâkıb 63; İbn Mâce, Nikâh 50; eşler arası mu’aşeret-i hasene — Nisâ 4/19; “Her biriniz çobandır, her çoban güttüğünden mes’uldür” — Buhârî, Cum’a 11; eşlerin birbirlerinin gıybetini anne-babaya anlatması yasağı — Hıcurât 49/12; Tirmizî, Birr 23 (“Gıybet, kardeşinin hoşlanmadığı şey ile onu anmandır”); dervişliğin ahlâk, zikir, nikâh ve iş-âiledeki tezahürleri — Küşeyrî, Risâle; Tahrîm 66/6 (“Ehlinizi ve çocuklarınızı cehennem ateşinden koruyun”); Sûfîliğin Kur’ân ve Sünnet-i Resûlullah’ı en ince detayda yaşama tanımı — Huceviri, Keşfu’l-Mahcûb
- Heykele Secde Yasağı ve Tevessül: Bedr kuyusuna atılan müşriklere Resûlullah’ın hitâbı — Buhârî, Megâzî 8 (“Rabbinizin size vaad ettiğini hak buldunuz mu?”); velîlerin kabrinde “merhume” olmadığı, âyet şahidiyle hayâtta oluşları — Âl-i İmrân 3/169 (“Allâh yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, onlar diridirler”); Hazret-i Ömer-Hazret-i Abbâs yağmur duâsı — Buhârî, İstiskâ 3; Cuma 5 (Hazret-i Peygamber’in amcasının yüzü suyu hürmetine duâ); Mâide 5/35 (“Ona yaklaşmayı temin edecek vesîleler arayın”); heykel-resim önünde secde-boğum bükme-eğilme yasakları — Fâtır 35/14; Mü’minûn 23/117; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, II/96 (kabir ehline konuşmama âdâbı); Emîr Sultan ve Muhyiddîn-i Üftâde Hazretleri’nin hayâtta-memâtta vesîle olma kıssaları — Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme, II/Bursa bölümü
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Halife, Râbıta. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı