Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Mesnevî #7 — Nöbet, Nefs ve Cihâd-ı Ekber

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Mesnevî #7 — Nöbet, Nefs ve Cihâd-ı Ekber. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


1370. Beyt: Nöbet ve Ebediyet Şarabı

Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir fali mennehu. La ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. Hak, Muhammeden Resûlullah, cemiyye, enbiyyâ-yü ve el-mürselîn. Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn. Selâmünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâallâh. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Îmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâallâh. Îmîn. Rabbim cümlemizi hakkı, hak bilip, hak yolunda mücâdele eden kullarından, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Îmîn. Son nefesimize kadar Kur’ân ve sünnet-i seniyyeye îmân edip, onu yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşâallâh. Îmîn. 1370. Beyt’ten devam ediyoruz inşâallâh.

Geçen hafta bu nöbetle alakalı konuşmuştuk. işte bu Kur’ân ve sünnete hizmet etmekle alakalı bir vazifeyle alakalı, vazife yapmakla alakalıydı. Ne diyor? Saltanatı nöbetten üstün olan, iqbali ebedi bulunan nöbet davulunu yedi yıldızdan üstün bir yerde çalıyorlar. Nöbetten üstün olanlar, baki padişahlardır. Onlar daima ruhlara sâkidir. Öyle insanlar vardır, öyle seçilmişler vardır ki, bu seçilmişleri Cenâb-ı Hak kendi fazlından, lütfundan, ikramından ihsân etmiştir. Fâtihâ-i Şerîfe’de Cenâb-ı Hak’ın inâm ettiği, ihsân ettiği, bizim de duâ ettiğimiz bu kullarından ehlâ denilen kullardır. Bunlar, âyet-i kerime mûcibince, dünyada da onlara korku ve hüzün yoktur. Onlar âhirette de mahzûn olmayacaklardır diye bahsedilen, imanın kemal noktasına eren peygamberler, ondan sonra da velîler, ondan sonra da mü’min kullardır.

Bunların normalde hem dünyada hem de âhirette, bunlar korku ve hüzün görmeyecekler. Ve bunlar normal insanlar gibi nöbeti bitince, vazifesi bitince, bir daha böyle bir vazifeyle vazifelenmeyecek diye bir ibare yok. Bunlar normal nöbetten üstün, ikbali, ebedi bunlar. bir peygamberin peygamberliği ebedi. Âdem’den Muhammed Mustafâ’ya kadar, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e kadar peygamberliği ebedi. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretlerinin velîliği ebedi veya bütün velilerin velîlikleri ebedi. Bunlar normalde siz onlara ölü demeyiniz. Sırrınca onlara ölü dememiz mümkün değil. Onlar Hay’dır, Yaşarlar sırrına vakıf olmuş olan kimseler. Böyle olunca onlar normalde nöbetleri gelip geçici değil. Mukayyet dediği gelip geçici.

Onların nöbetleri gelip geçici değil. Onlar normalde gel git yaşamazlar. Onlar dün veliydi, bugün velilikten düştü. Böyle bir şey yaşamazlar. Onlar dün peygamberdi, bugün peygamber değil böyle bir şey yaşamazlar. Onların peygamberlikleri ebedidir. Bakın Âdem aleyhisselâm hâlâ da peygamberdir. Veya diğer peygamberlerin hepsi de peygamberdirler. Ve peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’ın ve Selam Hazretleri de peygamberdirler. Onların değişik âlemlerdeki peygamberlikleri devam eder. bununla alakalı bir hadîs-i şerîf söylediğim ya bir sohbet ettiydik. Onların değişik âlemlerde, değişik perdelerde peygamberlikleri, velîlikleri devam eder. Onlar ebedidir, onlar seçilmişler. Bir iki gün su içmeyi terk edersen ağzını ebediyet şarabına daldırır.

O hakikat şarabını içersin. Ve normalde bir iki gün su içmeyi terk edersen dedi, buradaki sudan kasıt, dünyevi lezzetler zevkler. Eğer normalde siz heva hevesinizden vazgeçer, dünyevi lezzetlerden, dünyevi tatlardan kendinizi beri tutarsanız, o zaman normalde sana ebediyet şarâbı tattırırlar. Yoksa bu hevâ ve hevesin içerisinde, bu nefsaniyetin, bu deccaliyetin, bu şeytaniyetin içerisinde sen kendini korumaz muhafaza etmezsen, o ebediyet şarabından içicilerden olmazsın. O zaman kendini muhafaza edeceksin, kendini koruyacaksın, kendini sakındıracaksın. Sakınanlar takvâ sahibi. O zaman ebediyet şarabından içersen ve eğer ki o ebediyet şarabından içersen, Âyet 19. Çevrelerinde ölümsüz gençler dolaşır ki, onları gördüğünde saçılmış bir inci sanırsın. bu ebedi olarak cennete girdiğinde, cennette öyle ölümsüz gençler görürsün ki, onlar normalde saçılmış inci sanırsın.

Demek ki onların makamları gelip geçici değil, makamları gelip geçici olmadığından dolayı ebedi olarak etraflarına inci saçıyor. Nereye baksan orada bir nimet ve büyük bir mülk görürsün. Sen o zaman o ebedi şarapla nimetlendiğinde, nereye baksan, Cenâb-ı Hak sana ebedi bir nimet ve büyük bir mülk gösterir. Üzerinde ince yeşil ipekli ve parlak atlasından elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Rabbler onlara tertemiz bir içecek içirmiştir. bu sizin işlediklerinize karşılık olduğu. Sahihimiz meşgul olmuştur. İnsan Suresi, âyet 19, 20, 21, 22. Demek ki o nöbeti gelgit olmayan, nöbeti geçici olmayan, Kur’ân ve Sünnete sımsıkı yapışmış ve Allah’ın dostluğunu kazanmış olan kimseler ebedi bir şekilde geçici olmayan nimetlere kavuşuyorlar.

Allah’ım cümlemizi onlardan eylesin. Îmîn.


Küçükten Büyük Cihâda: Tebuk

Konu başlığı, küçük muharebeden büyük muharebeye döndük sözünün tefsiri. Ey padişahlar! Dışarıdaki düşmanı öldürdük. İçimizde ondan beter bir hasın var. Bunu öldürmek aklın, fikrin işi değil. İçerideki aslan öyle tavşan maskarası da olmaz. Tavşan, bu şimdi Hazret-iPir örnekliyor bunu. Diyor ki öyle bir düşmanı öldürdük ama diyor içerimizde öyle bir biz düşman taşıyoruz ki bu düşman böyle dışımızdaki aslan, dışımızdaki düşmanlar gibi böyle ahmak değil, kafasız değil, ufak tefek oyunlara kancak değil. Tabii bu büyük cihattan, küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz veya döndünüz hadîs-i şerîflerde çünkü bu iki ibare var. Bir ibare var, küçük cihattan büyük cihada döndünüz. Bir ibare daha var, küçük cihattan büyük cihada geldiniz.

Bu ibare nerede kullanılmış? Tebuk seferinden sonra. Özür dilerim, hakkınızı helâl edin. İsterseniz bir de helâl etmeyin yani. Benim bayındırılığımı unutmayın, ona göre. Bu tabii küçük cihattan büyük cihada dönme sözünü Ehl-i Tasavvuf çok kullanmış. Hala da kullanır, tarih boyunca kullanmışlar. Ben hadîs-i alimlerinin tartışmalarına girmek istemiyorum, onları boğmak istemiyorum size. Biliyorsunuz ben bu tip teknik konulara çok girmem. Bir şey mana itibariyle sahihse ben onun üzerinde tartışmam bile. Küçük cihattan büyük cihada dönme meselesi mana olarak sahih. İnsanın nefsiyle olan cihâdı kadar büyük bir cihâd olamaz. Çünkü bunu destekleyen yine hadîs-i şerifler var. O ne? gerçek mücâhid odur ki nefsine karşı cihâd edendir.

Tirmizî de geçer. Yine senin en zararlı düşmanın nefsindir der. Yine başka bir hadîs-i şerifte Aclûnî de geçer. Şimdi küçük cihattan büyük cihada geçme tebukta Bizanslıların 20.000 kişilik ordusu var. Ve bu 20.000 kişilik, 20.000’den fazla hatta bazı rivayetlerde 30.000’in olduğu söyleniyor. Böyle büyük bir orduya karşı bir avuç Müslüman savaş veriyor. Ve bir avuç Müslüman o koca devasa Bizans ordusunu dağıtıyor. Tabiri caizse yerle eksan ediyor. Müslümanlar çok sevinçli. Sahâbe çok sevinçli. Çok az bir kuvvetle devasa bir 30.000 kişilik orduyu dağıtmışlar. Ve bu sevinçle Medîne’ye, Medîne Münevvere’ye dönünce Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri diyor ki Küçük cihattan büyük cihada döndünüz. karşınızda 30.000 kişilik bir mükemmel bir şekilde müteşekkil bir Bizans ordusu vardı.

Silahça üstünler, ondan sonra ekonomik olarak üstünler, sayı olarak üstünler, stratejik olarak üstünler bir sürü üstünlükleri var. bu zamandaki gibi. Şimdi Müslümanlar korkuyorlar, ürküyorlar ya. karşılarında kocaman bir Batı ordusu var. Kocaman bir Deccâl ordusu var. Ve Müslümanlar kendilerinin için bu korkuyla siniyorlar. Ve onlar ne diyorlarsa Batılılar, Müslümanlar emredersiniz komutanım, emredersiniz deyip esas duruşa geçiyorlar. Ve hatta Müslüman liderler diyorlar ki, Batı’nın bütün kurallarına, kanunlarına uyacağız. Batı neyi nasıl istiyorsa öyle yerine getireceğiz diyorlar. Sözler veriyorlar. Aman bizim ekonomimizi bozmasın. Aman bizim siyasi miktimizi bozmasın. Aman bizim ülkemize bir zarar vermesinler.

Aman bizim ülkemizde bir avuç zengin var. Onların zenginliklerine bir zarar gelmesin diye bütün Müslüman ülkelerin üç aşağı beş yukarı hepsi de aynı. Hatta dünya ülkelerinin büyük bir çoğunluğu diyebiliriz. düşünebiliyor musunuz? Dünya nüfusunun %25’i Müslüman ortalama ve Müslümanların dünya üzerinde hiçbir etkinliği yok, hiçbir ağırlığı yok. Müslümanlar çünkü bir de kendi içlerine düşmüşler zaten birbirlerine. O ona savaşıyor, o ona savaşıyor, o ondan uğraşıyor, o ondan uğraşıyor. Oraya girmek istemiyorum şimdi. Şimdi küçük cihattan büyük cihâda dönüyor.


Nefis Terbiyesi ve Ümmetin Handikapı

Bu hadîs-i şerîf, nefis tezkiyesiyle alakalı. Nefsi terbiye etmekle alakalı. Ve sûfîlerin en büyük derdidir bu. Ve insanlığın en büyük derdidir nefis terbiyesi. İnsanlığın hangi dinden olduğu önemli değildir. Hangi milletten olduğu önemli değildir. İnsanlığı insanlıktan çıkaran azgın nefsidir. Ve İslâm bunu çok önemser, nefsiyle mücâdele etmeyi. İslâm’ın içerisindeki sûfî meşref bunun üzerinde daha da fazla titizlikte durur. Çünkü eğer ki bir kimse nefsini tezkiye etmez, nefsini terbiye etmezse, onu savaş meydanına çıkarsanız dahi ondan gerekli olan randumanı alamazsınız. savaş meydanına çıktı, birisi kalktı, Allah’a ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah dedi, müşriklerden birisi, sahâbe doğradı onu.

Bunun peygambere söylediklerinde dedi ki, kalbini mi açtın yardın? Eğer o kimse nefsine hâkim olmuş olsaydı, o kimsenin kelime-i şehâdet getirdiğini görüp onu katletmeyecekti. Ama nefis terbiyesinde eksiklik ve noksanlık olduğundan onu katletti. Bugün Müslümanların en büyük sıkıntılarından birisi bu, insanların nefis terbiyesi görmemelere. Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın denilen noktada olması. Ali kalın olana getirsene bu incesi. Müslümanların en büyük handikapı, Allah’ın emirlerine uyma noktasında nefislerine uyması. Bu ne? Bir, haramları işleme. İki, ibadetleri işlememe. Müslümanların şu andaki handikapı bu, bir nefis terbiyesi altına girmediklerinden dolayı, bir, haramı çok rahat işliyorlar.

Haramı çok rahat işliyorlar. İki, ibadetlerde geri kalıyorlar. İbadetleri yerine getiremiyorlar. Şimdi bir kimse eğer ki, hakkınızı helâl edin tekrar, isterseniz helâl etmeyin dermişim bir daha. Şuradan inşaallah. Tamam olsun, dursun. Öyle bir şey olmasın. Süsümüz eksik olsun. Ali başar. Zaten bir nefisler, bir nefisler, bir nefisler, bir nefisler. Bir nefisler, bir nefisler, bir nefisler, bir nefisler, bir nefisler, bir nefisler, bir nefisler. Zaten bir nefis terbiyesi görmeyen bir kimseye veya nefsini bu noktada belli bir kategoriden geçiremeyen bir kimse, görüyoruz zaten İslâm dünyasında. Onu siz bir makama getiriyorsunuz, bozuluyor. Bürokrat da bir makama geliyor, orada bozuluyor. Siyasette bir makama geliyor, bozuluyor.

Parayı mı görüyor, bozuluyor. Kadını görüyor, bozuluyor. Şakşağı görüyor, bozuluyor. Bunları ben söylediğimde kızıyorlar. Müslüman görünümündeki siyasetçiler ve bürokratlar bana kızıyorlar. Benim umurumda değil. Bana kızıp kızmamaları. Siz de kızabilirsiniz. Siz de bu noktada böyle konuşmasa iyi olur, bak şöyle oluyor, böyle oluyor diyebilirsiniz. Benim umurumda değil. Hiç olmadı zaten. Ben hak gördüğümü, hak bildiğimi anlatırım. Şimdi bu nefis tezkiyesinden, nefis terbiyesinden geçmeyen bir kimse, Mücâhid sonra it oldu, sonuç oldu diye bir kimse, sonra şu oldu diyorum ya. Çok kızıyorlar bu sözüme. Ama öyleler, bu nefis tezkiyesinden, terbiyesinden geçmeyen bir kimse, siz bir makam veriyorsunuz, önce Müslümanlara silahını doğrultuyor.

Bir makam veriyorsunuz, önce Müslümanlardan rüşvet alıyor. Bir makam veriyorsunuz, önce Müslümanlara zulmediyor. Bakın önce Müslümanlara zulmediyor. Sebep? Çünkü nefis tezkiyesinden geçmedi. Nefis terbiyesinden geçmedi. Bir Müslümanı gördüğünde, bir Müslümanı gördüğünde içi daralıyor onun. Canın sıkılıyor. Ya sen bu Müslümanın oyunu alarak belediye başkanı oldun. Sen bu Müslümanın oyunu alarak milletvekil oldun. Sen bu Müslümanın oyunu alarak bir yere geldin. Şimdi onu görünce neden canın sıkılıyor? Veya sen neden onun herkes gibi davranmıyorsun ona? Neden onu öteliyorsun? Neden onu iteliyorsun? Neden onun yüzüne bakmıyorsun? Neden ona şimdi kardeşim demiyorsun? O adamın dünkü sakalıyla bugünkü sakalının arasında bir fark yok.

Ama sende fark var. Sen sakalını gün geçtikçe kısalttın. Gün geçtikçe kısalttın, gün geçtikçe kısalttın. Sen bir müddet sonra sakalını da kestin. Ama milletvekil oldun, ama belediye başkanı oldun, ama bir yerde bir bürokrat oldun. Nefis tezkiyesi yok. Kıymetli dostlar, dünya Müslümanlarının en büyük problemi nefis de cihâd. Dünya Müslümanlarının en büyük problemi ve dünya İslâm topluluğu nefis de cihâd meselesini halledemezse yemin ediyorum hiçbir konuda başarılı olamayacaklar. Hiçbir alanda başarılı olamayacaklar. Hiçbir alanda. Hiçbir dairede sözleri geçmeyecek. Ama bu nefis de cihâdın böyle bence psikolojik tarafı var, sosyolojik tarafı var. Nefis de cihâdın teknolojik tarafı var. Nefis de cihâdın politik tarafı var.

Nefis de cihâdın ekonomik tarafı var. Bakın bunların farklı farklı alanlar bunlar. Bakın farklı farklı alanlar ve normalde nefis de cihâd kültürel alanı var. Kültürün içerisinde kılık kıyafet, yeme içme kültürün içerisinde bakın bu. Müziki, kültürün içerisinde sanat, kültürün içerisinde sanatın içerisinde resimdi, filmdi, şuydu buydu. Bunların dalları budakları var. Nefis de cihâdı tam teşekküllü bir şekilde ele alan, ele alan, İslami bir tefekkür yelpazesi lazım. Bu yok İslâm dünyasında. Ve bunun oluşmasına müsaade etmiyorlar. İslâm dünyasında ilk kapatılan nefisle mücâdele verecek olan kurumlar, tarîkatlardır.


Tarîkat Düşmanlığı, Hallâc ve Nesîmî

İslâm dünyası tarîkat düşmanı oldu. İslâm dünyasında nefis terbiyesi veren yegane kuruluşlar, ehli sûfî topluluklar, tarîkatlardır. İslâm dünyasında kapısına kilit vurulan, kapatılan, İslâm dünyasında yerle yeksan edilen ve asılan, öldürülen, katledilen, dağıtılan topluluklar ehli sûfîler. Bu yeni değil ama. Bakın bu yeni değil. Hallâc-ı Mansûr’u taşlayan biziz. Bu yeni değil. Seyyid nesiminin derisini yüzen biziz. Bu yeni değil. Velileri sürgünden sürgüne gönderen biziz. Onları şehrin dışına çıkaran biziz. Onların hakkında dedikodu, gıybet, iftira eden de biziz. İslâm dünyası. Bir başkası değil. Sebep, çünkü nefse zor geliyor. Nefse ağır geliyor söyledikleri. Örnekliyorum, şimdi bir yerde az ye, az uyu, az konuş.

Hadi şerif bu. Dediğinde tüyler diken dikan oluyor. şatıahat yapma, şatafat yapma, gösteriş yapma, israf etme, hava atma ortalığa. Ne bu kılık kıyafet dünyanın parasını yatırıyorsun. Ne bu şöhret, ne bu şatafat, ne bu eşyaya bu kadar tahta parçasına para veriyorsunuz. Dediğinde tüyler diken diken oluyor. Ne bu gösterişli evler. Ne bu kocaman kocaman evler. Ne bu siz bu dünyada kalıcı mı kalacaksınız dediğinde kıyamet kopuyor. Ve İslâm dünyasında bu tasavvufî eğitim, sûfî öğretimi, nefisle mücâdele yok. Olmayınca da, olmayınca da İslâm veyahut da Müslümanlar bir adım ileriye gitmiyorlar. Gidemiyorlar. Gitmeleri mümkün değil. Müslümanları veyahut da kendilerince, onlar kimisi İslâm’ı temsil ettiklerini söylüyorlardı.

Bu çok büyük hata. Kendilerince Müslümanları temsil ettiğini söyleyen kimseler. Şatafata, şataata, gösterişe, harama, rüşrete, ihale sıkıntısına, ne bileyim memurların, amirlerin, bürokratların rüşrete dalması. İnsanlara zulmetmesi. Bunlar oluşunca herkes İslâm bu mu demeye başlıyor. Veyahut da herhangi bir İslâm topraklarında batılılar bir örgüt kuruyorlar orada. Dayış gibi, el kaide gibi. Bakın bunları böyle açık açık konuşuyorum. bunlar böyle bunları atlandırdığım zaman boş durmuyorlar. CIA’ya kuruyor bunları, Mossad kuruyor, MI6 kuruyor. Bunları göz yuman bürokratlar var. Bunları göz yuman savcılar, hakimler, valiler, emniyet müdürleri, emniyet amirleri var. Bunlara göz yumiyor. Bunlar çünkü Batı adına çalışan, Batı’da yetişmiş, Batı’da eğitim almış.

Bilhassa İngiltere’de, Amerika’da eğitim almış. Mossad ajanı bunlar bilerek veya bilmeyerek. Bilerek veya bilmeyerek. Bunlar orada eğitimlerini almışlar, İslâm ülkelerinde gönderilmişler. İslâm ülkelerinde sizdenmiş gibi görünüyorlar, bizdenmiş gibi görünüyorlar. Hadîs-i şerîf tecellî ediyor. Biz de beraber namaz kılıyorlar. Ama tecellîyete çalışıyorlar, şeytaniyete çalışıyorlar, Mossad’a çalışıyorlar, CIA’ya çalışıyorlar, MI6’ya çalışıyorlar. İngiliz bozması, bunlar Amerikan yosması. Bunlar böyle. Ve bunlar, fark etmiyor ümmet bunları. Bunları ümmet fark etmiyor. Çünkü bir kimsenin ne söylediğine değil, ne yaptığına bakacaksınız. Ümmet ne yaptığına bakmıyor. Ve ne yazık ki bu nefis de terbiye edilmemiş, azgın, şehrine düşkün, dünyaya düşkün, makama düşkün, mevkiye düşkün.

Onlara bir vadi dolusu altın versen, ikinci vadiye gözlerini dikecek kadar aç. Bir vadi dolusu altın versen, ikinci vadi dolusu altını isteyecek kadar aç bunlar. Her şeyleri aç. Evet. Çünkü nefis terbiyesi görmemişler. Bunları durduracak, dizginleyecek, bunlara söz dinletecek manevi bir önderleri yok. Bir şeyhi olsa otur oturduğun yerine, bu caiz değil, harâm bu dese yapmayacak adam. Bunlar şeyhlere de karşı. Bunlar mürşidlere de karşı. Bunlar velilere de karşı. Bunlar nefsi terbiye edecek kurum ve kuruluşlara da karşı. Bakın bunların hepsi de Müslüman. Bunların hepsi de Müslüman. Nefsini terbiye edecek, nefsini teskidi edecek kurum, kuruluş ve insanlara karşı. Ya Allah edecek, ya küçük görecek, ya hakîr görecek, ya cahil görecek, oraya gitme diyecek.

Siz bunları ben çok duydum, siz de duyuyorsunuzdur. Ailelerinizden duyarsınız, memur olsanız, amirlerden duyarsınız. Benim müdürüm öyle diyordu. Oğlum lan, memleketi sen mi kurtaracaksın? Senden başka memleketi kurtaracak kimse yok mu? Bırak oğlum bu işleri. Söyledikleri laf bu. Ama bunlar normalde nefis ile cihâdı yok görenler. Sebep, çünkü o hırsızlığı rahat yapacak. O zinayı rahat yapacak. O haramı rahat işleyecek o. O rüşreti rahat edecek. Rüşreti rahat edecek. Onu örtecek bir şeyler. Hâkimse rüşreti rahat edecek. Savcı ise rüşreti rahat edecek. Vâlî ise rüşreti rahat edecek. Bürokraside bir bölüm müdürü ise rüşreti rahat edecek. Belediye başkanı ise rüşreti rahat edecek. Milletvekili ise rüşreti rahat edecek.

Bakan, bakan yardımcısı, müsteşar ne bileyim oradaki personel daire başkanı ıvırı zıvırı ne varsa rüşreti rahat edecek. Ona nefis terbiyesi lazım değil, ona şeyh lazım değil. Bir de tırnak içerisinde böyle bir şey varsa külliyen yanlış bu. Topyekün savaş açılması lazım. Topyekün. Bunların sesinin kısılması lazım. Çünkü bu seçilmiş, o nefisle mücadelesini vermiş, o nefisle tezkiye hâlinde olan kimse Allah’tan başka kimseden korkmuyor. En büyük sıkıntı bu. Neden? Amirden korkacak, memurdan korkacak. Neden? belediye başkanından korkacak, milletvekilinden korkacak, validen korkacak, kaymakamdan korkacak. Emniyetten korkacak, polisten korkacak, müdürden korkacak, korkacak da korkacak. Ama o seçilmiş olan kimse de korkuyor, bilmiyor.

Böyle olunca tehlikeli asker. Sıkıntı büyük. Ama onlar nefis tersi. Bakın bu yüzden istemiyorlar. Gerçekten Kur’ân ve sünnet tarihindeki bir nefis tezkiyesi veren bir yer, deccalı sisteme karşı çünkü. Az yiyin ne demek biliyor musunuz? Değil mi? Hadîs-i şerif var. Az yiyin, az uyuyun, az konuşun. Değil mi? Az yiyin ne demek biliyor musunuz? Değil mi? Hadîs-i şerif var. Az yiyin, az uyuyun, az konuşun. Değil mi? Az yiyin ne demek biliyor musunuz? Ey deccâl sistemi! Sen bizim önümüze tüketmek için devasa oyunlar, tezgahlar kuruyorsun. Tüketmek için. Hayır, biz tüketmeyeceğiz. Biz tüketim toplumu olmayacağız. Çok gömleğimiz olmayacak bizim. Çok ayakkabımız olmayacak. Çok paltomuz olmayacak. Biz iki senede bir perde değiştirmeyeceğiz.

Üç senede bir mobile değiştirmeyeceğiz. Üç senede bir mobile değiştirmeyeceğiz. Biz her sene kreasyonu yenilemeyeceğiz. Az tüketeceğiz.


Deccâl Sistemi ve Tüketim Esareti

Deccâl sistemi battı. Az tükettiğiniz için kredi kartlarınız borçlu değil, bankalara borçlu değilsiniz. Hiçbir yere borçlu değilsiniz. Dünyanın 350 trilyon dolar borcu var. 350 trilyon dolar dünya borçlu. Amerikan devleti en büyük borçlu. Bu alacaklılar kim acaba ya? Bu alacaklılar kim acaba ya? Bu alacaklılar kim acaba ya? 350 trilyon doların içerisinde Türkiye de var. 500 milyon dolar borçlu. Daha fazladır da. Biz 500 milyon dolar diyelim. Borçlusunuz. Şimdi bu topluluğa desem, bak borçlular ellerini kaldırsın. Burda çok azı kaldırır herhalde. Bir bakayım borcu olanlar elini kaldırsın. Gene de varmış ya bak. Evet indir. Evet. Bakın borçlu. Herkes borçlu. Dünyayı yöneten deccâlist sistem bütün ülkeleri ve ülkelerdeki insanları borçlandırıyor.

Ve siz tüketikçe tüketiyorsunuz. Harcadıkça harcıyorsunuz. Bir cuma indirimi var. Önceden kara cuma idi şimdi mübarek cuma oldu. Neredeyse cuma’nın başına bir tane başörtü, altına da bir tane sakal koyacaklar. başörtü kadınlara hitap edecek, sakal da erkeklere hitap edecek. Kara cuma Türkiye’ye geldi, İslâm dünyasına geldi mübarek cuma oldu. Tabii. Kara cuma idi batıda. Buraya gelince İslâm oldu. Yılbaşı geliyor ya biz yakında neydi o ho ho ho diyen? Noel Babı’yı da biz Müslüman ederiz. Prens çarısı Müslüman ettik ya biz Noel Babı’yı da Müslüman ederiz. Hatta deriz ki ya Müslüman da o. Sakladık ya Müslüman da o. Biz bunu da yaparız. Onu da Müslümanlaştırız. Neden? Yutacağız çünkü biz onu. Yutacağız.

Kedi enceğini yiyeceğiz zaman kendi enceğini görmezmiş onu. Kedi enceğini yiyeceğiz zaman kendi enceğini görmezmiş onu. Siz hiç kedinin kendi yavrusunu yediğini gördünüz mü? Görenler elini kaldırsın. Evet. Şimdi millet böyle hayvan sevgisi ya herkeste. İnsan sevgisi yok, hayvan sevgisi var. Kedi kendi yavrusunu yer. Evet. Döner kendi yavrusunu yer kedi. Ben şahidim. Ben hayret ettim kedi nasıl kendi yavrusunu yer diye. Kedi kendi yavrusunu yer. Acımadan yer. Sizin o çok sevimli gördüğünüz hayvan yavrusunu yer. Müslümanlar da bir şey harâm işleyecekler ya. Harâm işleyecekler ya. Onu Müslümanlaştırarak yapmaya çalışıyor. bizim İzmir’de öyle diyorlar ya. Ya bir kadeh harâm değildir ya. Ya harâm bu.

Azı da harâm çoğu da harâm. Ama şeyden marmaradan şuradan bandırmadan aşağı doğru ta Antalya’ya kadar hatta Antakya’ya kadar bütün Ege ve Akdeniz kıyısında dolaştığında bunu inandırmışlar kendilerine. içki içtin böyle bağırış çağırış kavga görüntü olmadıysa bu harâm değil. Öyle inandırmışlar kendilerine. Sebep yiyecek onu o. İslâm dünyası da aynı. O nefisle olan cihadını bitiremediğinden yapmış olduğu haramı İslamlaştırarak yapıyor. Onu kendine caiz görüyor. Ona cevaz veriyor. Şimdi belli bir oranda ondan sonra faize cevaz verdikleri gibi. az yeme. Arkası ne? Az uyuma. Ya bu adam az uyursa üretecek. Az uyuyan bir kimse tembellik yapmayacağına göre üretecek. İşine bakacak, çalışacak. Devasa bir zaman kalacak onun önünde.

İşimi yetiştiremiyorum demeyecek. Üretecek o kimse. İslâm dünyası çok uyuyor. Üretmiyor. Öbürküne az konuşma. Çok basit bakın bunlar. O kimse az konuşsa o kimse az konuşsa meleğaneye düşmeyecek, harama düşmeyecek, heva evese düşmeyecek. Diliyle olan günahlardan uzak duracak. Kalbi ve beyni perdelenmeyecek. Feraseti açılacak o kimsenin. Bakın çok basit bir, üçlü bir şey. Ne o? Tasavvufî bir ölçüden dem vurduk. nefisle mücadelede, nefisle mücadelede İslâm dünyası ne yazık ki sınıfı geçemiyor. Sınıfı geçemeyince de ne yazık Allah muhafaza eylesin dağılıp gidiyor. O yüzden maskara oluyor Müslümanlar. Müslümanlar maskara oluyor. Ve mücâdele etmiş olsa, nefisle cihâd etmiş olsa Ankebût 69 Allah’ın vaadi haktır.

Ankebût da diyor ki bizim yolumuzda, uğurumuzda mücâhede edenlere yollarımızı açarız. Allah’ın vaadi mutlak. Allah muhafaza eylesin. Ve içimizde taşıyoruz da nefsi.


1375. Beyt: Cehennem Bu Nefistir

Hazret-i Pîr buyurur bunu daha önce bu beyti işlemiştik. 772. beyt bu. Birinci cidden. Nefis putların anasıdır. Hatırlayın şimdi. İnsanların yaptıkları put yılan ise nefis ejdarhadır. İnsanların elleriyle yaptıkları putlar kırılır, yok edilir. Ama nefis her daim kıvılcım üretmeye meyilli çakmak gibidir. Siz dışarıdaki insanların elleriyle yaptıkları putları kırabilirsiniz. Yıkabilirsiniz. Ama içinizdeki putları yıkmazsanız nefisle mücâdele etmemiş olursunuz. 1375. beyt. Cehennem bu nefistir. Bakın şimdi Hazret-i Pîr buyurur bizim cehennem algımızı farklı bir noktaya götürüyor. Cehennem bu nefistir. Cehennem bir ejdarhadır ki harareti denizlerle eksilmez. Yedi denizi içerde yine koca karıya benzeyen nefsin harareti ve coşkunluğu azalmaz.

O zaman o nefsi emmârede duran insan, nefsi emmârede yaşayan insan. haramı tanımayan, helâl tanımayan, Allah’tan korkmayan, kendince bütün haramları fitûrsuz bir şekilde işleyen ve o haramları da kendisine hak gören. Helâl dairede durmayan, ibadetleri durmayan, Allah’ı ve kanunlarını tanımayan, bilmeyen, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerine uymayan, bu işin bir çıt daha içi. Allah’ı tanımaktan uzak olan. Çünkü insanların yaratılış sebebi cinnîlerle beraber olup, Allah’ı tanımaktan ve bilmekten uzak olan kimseler cehennemi kendi içlerinde taşıyorlar. Cehennemi kendi içlerinde büyütüyorlar. Çünkü diyor. Hazret-i Pîr, cehennem bu nefistir. Ve cehennem bir ejderhadır.

Ve öyle bu nefistir, cehennem bir nefistir. Ve cehennem bir nefistir. Ve cehennem bir ejderhadır. Ve öyle bu cehennem de bir ejderhadır. İçinde türlü türlü oyunlar, içinde türlü türlü ızdıraplar vardır. Ve normalde bu eğer ki sen Allah’ı tanımadan, bilmeden uzak isen ve Allah’ın yolunu bilmekten uzak isen, sen normalde bütün her şey körsündür. Ve kendi kendine kendi odunu, kendi taşını, kendi cehennemini kendin örüyorsunuz yaptıklarınla. Nasıl Allah’ı zikreden Subhanallah ve bihamdihi Subhanallahil Azim diyen kimsenin adına cennette bir ağaç dikiliyorsa, cennete bir ağaç dikiliyor. Kur’ân ve sünnetten uzak bir harâm işleyen kimse de cehennemde bir ağaç dikiyor kendisine. Nasıl burada Allah yolunda bir tuğla koyuyorsa, cennette Cenâb-ı Hak ona köşk yapıyorsa, o kimse Kur’ân ve sünnetin dışında bir tuğla koyuyorsa, cehenneme kendine bir tuğla yapıyor. o kimse cehennemi kendi üzerinde, kendi içinde taşıyor.

Başka bir yerde taşımıyor. Hazret-i Bir de ona diyor zaten. Diyor ki cehennem senin içinde ve bu cehennem yedi denizin suyunu içse yine harareti sönmez. Sebep, sen bu nefsi emmârede durduğu müddetçe o senin içini yakacak. O hararet sende sönmeyecek. Sen nefsine uydukça daha fazla uymayı isteyeceksin. Uydukça daha fazla uymayı isteyeceksin. Haramı katmerleyeceksin. Haramı işlerken bir daha katmerleyeceksin. Bir daha katmerleyeceksin. Çünkü nefis öyle bir ejderhâ ki, haramı katmerleyerek yaptırmak ister. Birisiyle kavga edeceksin, daha şedid kavga ettirir sana. Eşinle tartışacaksın, daha şedid tartıştırır seni. Küfrettirir sana. El kaldırttırır sana. Çocuğuna tokat vurdurtturur. Çocuğuna zulmettirir.

Bir insan çocuğunu alır yere çarpar mı? Alır yere çarpar. Nefis böyle bir ejderhadır. Bir insan eşini 68 kez bıçaklar mı ya? İnsan eşini 68 kez bıçaklar mı? 68 kez. Nefis böyle bir ejderhadır. İnsanı yalar yutar. Sen nefsini uymaya gör. Sen emmâreye uymaya gör. Öldürsen dersin ki ya canım rahat etmedi. Adam öldürmüş, ölünün üzerine bir şey yap. Nefis böyle bir ejderhadır. Nefis böyle bir ejderhadır. Adam rahat etmedi. Adam öldürmüş, ölünün üzerine bir carcer daha sıkmış.


Nefs-i Emmârenin Ejderhâ Yüzü

Nefis böyle bir şeydir. Adam öldürmüş, parçaları ayırıyor. Bunu gazetelerden, basından okuyoruz. Nasıl bir nefis var insanda? Öldürdüğün insanı nasıl kasap gibi parçaları ayırdığında, parça parça poşetlere koyduğunda, hiç mi için sızlamadı? Hiç mi vicdanın sızlamadı? Hiç mi bu da Allah’ın kuludu? Bu da bir insan evladıdır demedin? Demez. Nefis böyle bir ejderhadır. Bakın böyle bir ejderhadır. Kendi çocuğunu ateşe attırır. Kendi eşini ateşe attırır. Nefis böyle bir ejderhadır. Bak şimdi dünyaya. Bak etrafına. Nefsinin heva hevesine düşenleri gör. Nasıl eşlerini, çocuklarını zulmeye maruz bırakıyorlar? Nasıl Müslümanları zulme maruz bırakıyorlar? Nasıl kendi rahatlarını düşünüyorlar? Nasıl kendi paralarını, pullarını, makamlarını düşünüyorlar?

Nasıl kendi hayatlarını, şatatını, şatafatını düşünüyorlar? Nasıl hayatlarını böyle ultra zenginliğin içerisinde sefil bir şekilde yaşıyorlar? Nefis böyle bir ejderhadır. Bakın böyle bir ejderhadır. Onunla mücâdele etmediğin müddetçe, onun başını ezmediğin müddetçe senin başına sarmayacağı hiçbir şey yoktur. Sana işletmeyeceği hiçbir harâm yoktur. Her haramı sana işletir. Her haramı. Düşünebileceğin en uç haramı da işletir sana. Öyle ben kendi kendime ben adamım, ben erkeğim, ben efeğim, ben yiğidim, ben şöyleyim. Sakın! Nefsin alt edemeyeceği hiç kimse yoktur. Nefis onu alt eder. Allah muhafaza eylesin. Taşlar, taş yürekli kafirler ağlayıp inleyerek mahcup bir halde cehenneme girerler. Hazret-i Pir diyor ki taşlar, taş yürekli kafirler ağlayıp inleyerek mahcup bir halde cehenneme girerler.

Bu da normalde Allah alem Tahrîm âyet 6. Tahrîm süresi âyet 6. Âyet 6. E, îmân edenler kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakacağı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun üzerinde iri gövdeli haşin tabiatlı melekler vardır ki onlar Allah’ın kendilerine emrettiğine katiyen isyan etmezler ve emrolunduklarını yaparlar. O yüzden nefsinize uyup, nefse emmârede yüzüp eşlerinizi ve çocuklarınızı göz göre göre cehennem taşı yapmayın. Kadınlar erkekler. Hanımlarınızı demiyor, kocalarınızı da demiyor. Eşler diyor. Çünkü eşler birbirlerinin velileridir. Kadın adamdan sorumlu değil diye bir ibare yok. Dini ve ahlâkî konularda kadınlar da sorumlu. Dini ve ahlâkî meselelerde erkekler de sorumlu. Dini ve ahlâkî meselelerde çocuklar da sorumlu.

Çocuklar da anne babalarına nasîhat edecekler. Kadınlar kocalarına nasîhat edecek. Babalar eşlerine ve çocuklarına nasîhat edecek. Onları nefse emmârede bırakmayacak. Eğer bir eş karısını, kocasını, çoluğunu, çocuğunu seviyorsa göz göre göre onu cehenneme odun, cehenneme taş haline getirmeyecek. Ona nasîhat edecek, ona anlatacak, ona söyleyecek. Ona anlatacak, ona söyleyecek. Eğer bir kimse arkadaşıysa, dostuysa, onu göz göre göre cehenneme gitmesine müsaade etmeyecek. Ona nasîhat edecek, ona anlatacak, bir daha anlatacak, bir daha anlatacak, bir daha anlatacak. Harâm-ı helâl’ı ona tebliğ edecek. Yoksa senin arkadaşınmış, senin dostunmuş, senin eşinmiş, senin çocuğunmuş, senin çocuğunmuş, gidecek cehenneme yuvarlanacak, gidecek.

Cehennemin yakacağı insanlar ve taşlar. Cehennemin yakacağı bu. Hangi insan eşinin cehennemde cayır cayır yanmasına müsaade eder? Gözünü kapatır. Hangi anne baba çocuğunun cehennemde yanmasına gözünü kapatır? Vicdanı olan bunu yapabilir mi? Merhameti şefkati olan yapabilir mi? Yapamaz. Ama o nefse uyarsa, o nefse emmâreye zebûn olur. Nefse emmâreye boyun eğerse o yapar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden herkes sorumlu. Herkes etrafındakini, etrafındakileri Allah’a itaat etmeye nasîhat edecek. Resulüne itaat etmeye nasîhat edecek. İmamların fetvasına itaat etmeye nasîhat edecek. İtaat edin Allah’a, itaat edin Resulüne, itaat edin sizden olan emir sahiplerine. İtaat belli. Heva hevesine değil, nefsine değil.

Heva ve hevesine uyanları sen diyor, onları bırak. Âyet-i Kereme’de. Heva hevesine uyanları bırak diyor. Onlara sakın aitat etme. Âyet-i Kereme men ediyor. Bir kimse heva hevesine uydu mu uydu. Kim olursa olsun ona itaat edilmez. Emir açık, Allah muhafaza eylesin.


Kâf Sûresi ve Allah’ın Ayağı

Hak’tan ona şu nida gelmedikçe bu kadar azaba da kanaat etmez. Doydun mu denir. O kurt ve sırtlan gibi hayır doymadım der. sana ateş, sana hararet. Bütün bir alemi bir lokma edip yutar ve yine de midesi daha fazla yok mu diye bağırır. Kâf Sûresi âyet 30. Cehennem doymuyor yani. O gün cehenneme doldun mu der. O da daha da var mı der. Cehennem aç. Cehennem büyük. Onca cehennem içeri konur ve bir nidacı melek nida eder. Doydun mu? Cehennem der ki doymadım. Daha cehennem kendisine gelecek yakıncası yok. Cehennem der ki doymadım. Daha cehennem kendisine gelecek yakıt ister. Nihayet hak onun üstüne lâmekân âleminden ayağını koyar da o vakit derhan sakinleşir. cehennem ne varsa yutuyor. Yalıyor yutuyor, yalıyor.

Alıyor içine, çekiveriyor, alıveriyor. Böyle bir topluluk düşünün. Bir ateş, ahtapot gibi bir ateş, bir hortum gibi. O topluluğun içerisinden kimi alacaksa onun kafasından tutuyor böyle tam bu alnının ucundan çekiveriyor o debelene debelene anında. Cehennem yutuyor. Böyle topluluğun içerisinde görüyorsun. Ateş böyle ahtapot gibi dolaşıyor. Yanındakine ateş hararet vermiyor. Yanındakine. Topluluğun içerisinden çekiveriyor böyle. Enteresan bir şey. Onca o mahşerin içerisinden çekiveriyor. Ve Cenâb-ı Hak nida ediyor. Doydun mu? O diyor ki doymadım. Daha da gönder. Buhârî’de geçiyor adı şerif. Ve diyor. Cenâb-ı Hak ona doydun mu diye nida eder. O da doymadım deyince diyor. Daha var mı dair diyor.

Ve Allah diyor cehennemi, cehennemin üzerine ayağını koyar. Şimdi bu ne o selefîler diyecekler ki Allah’ın ayağı mı var? ayette de var diyor. Allah’ın ayağını koyar diyor âyet-i kerimete de. Biz Allah’ın ayağı nasıldır bilemeyiz. Bir şeye benzetemeyiz. Biz benzetemeyiz. Allah ayağını koyuyor cehennemin üzerine koyar. Ve cehennem diyor ki yeter. Ve başka adı şerifte diyor ki cehennem küçülmeye başlar. Ayağını koyunca daralır. Büyük bir şey olur. Büyümez, daralır. Bir hadîs-i şerifte diyor ki katlanır. Bunların üzerinde ayrı ayrı tefekkür etmek lazım aslında. katlanması nasıl, daralması nasıl. Ondan sonra bu böyle enteresan şeyler bunlar. Tabii ben böyle cehennem sohbeti çok yapmak istemem. Ama cehennemle alakalı hadîs-i şerîflerde farklı ibareler var.

Birisinde diyor ki daralır. Birisinde diyor ki katlanır. Katlanıyor böyle yelpaze gibi perde perde. Öyle düşünün. böyle açıyorsunuz, akordeon gibi açılıyor perde düşünün. Kapatıyorsunuz kaplanıyor. Önceden şeyler vardı böyle albümler vardı. Hiç gördün mü Salim öyle bir albüm? Değil mi böyle akordeon gibi? Evet. Böyle bir şey tefekkür edin. Cehennemde perde perde böyle katlanıyor. Bakıyorsun büyüyor böyle akordeon gibi. Sonra katlanıyor. Perde perde düşünün onu. Perde perde düşünün onu. Her perdede ayrı bir cehennem ezası, cefası var, cezası var. Perde perde devam ediyor. Bunun gibi Allah muhafaza eylesin. Hatta bir hadîs-i şerîf bu böyle biraz uzun. Bunu buraya not olarak aldım. Hazret-i Peygamber buyuruyor.


Cennet-Cehennem Hadîsi ve Doğru Ok

Cennet ve cehennem çekeştiler. Cehennem büyüklenenler ve zorbalar için seçildim dedi. Cennette niçin bana sadece insanların zayıfları ve değersizleri sokuyor dedi. Allah cennete dedi ki, sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediğimi seninle rahmet ederim. Cehenneme de sen benim azabımsın. Kullarımdan dilediğimi seninle azap ederim. İkinizden her birileri de dolacaktır buyurdu. ikisi de dolacak. Cennette de olacak, cehennemde de olacak. Cehenneme gelince o dolmayacak ve sonunda Allah ayağını onun üzerine koyacak da cehennem yeter, yeter diyecek ve o zaman dolacak ve dürülüp, burada enteresan bakın, dürülüp birbirine sarılacak, iç içe geçecek dürülüp birbirine sarılacak. dürüyorsunuz bir şeyi, katlıyorsunuz öyle değil mi?

Veya da yuvarlıyorsunuz. bir şeyi yuvarlıyorsunuz veya dürüyorsunuz, katlıyorsunuz. Dürüp birbirinden sarılacak. Allah-u Teâlâ yarattıklarından hiç kimseye asla zulmetmez. Cennete gelince şüphesiz Allah onun için başka yaratıklar var edecektir. Demek ki cennet halkı içinde başka yaratıklar da var olacak. Cennet için. Bu da ayrı bir not olarak bir kenara koyun. Bizim nefsimiz cehennemin bir parçasıdır. Onun için cüzler daima tüllün tabiatındandır. bizim üzerinde terbiye edilmemiş olan nefsi emmâremiz cehennemden bir parçadır. Öyle olunca parça bütüne gitmek ister, aslına gitmek ister. Böyle olunca da normalde o emmâr olan nefis asla ve asla hep fazlasını isteyecektir. Cehennemlik ameller isteyecektir.

Nefsi öldürecek ayak da ancak hakkın ayağıdır. Zaten nefsin yayını haktan gayrı kim çekebilir? O zaman bu nasıl ki cehennemi Cenâb-ı Hak kendi la mekan noktasında ayağını basarak cehennemi daratacaksa, küçültücekse ve cehennemi daha az insan alır hale getirecekse bizim nefis de olan mücadelemizde de ancak Cenâb-ı Hakk’ın yardımı, ihsanı, lütfu, ikramı olmadıkça biz de onda başarılı olamayız. O zaman biz ne yapacağız? Biz bu konuda Cenâb-ı Hak’tan yardım isteyeceğiz. Tevbe edeceğiz, Allah’ı zikredeceğiz, nefisle mücâdele edeceğiz ve muhakkak Nasûh tövbesiyle tevbe edip günahlarımıza tekrar dönmemeye söz vereceğiz. Eğer öyle olursak o zaman biz nefsimizin üzerine ayağımıza basmış olacağız. Yaya ancak doğru ok koyarlar, yay okun yayı yani.

Ona ancak doğru ok koyarlar. Bu yayın ters ve eğri okları da vardır. Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her doğru okun yaydan fırlayacağına şüphe yok. siz yayı kendiniz normalde sizin hayatınız olarak görün. Oku da kendiniz olarak görün. Ok doğru olursa ok doğru olursa o zaman hedefine varır. Ok doğru olmazsa hedefine varmaz. Hedefine varmaz.


Sûfîliğin Esasları ve Pekmez Kıssası

Biz bir sûfî topluluğumuz. Bu sûfî topluluğunda dost doğru olabilmesi için kendi içerisinde kaideleri olmalı. Eğer o kaideleri uyulmazsa o zaman bu topluluk o eğitimi vermemiş ve bu topluluğun içerisindeki tabileri tabiri caizse hedefine ulaşmamış olur. Ne eğri bir ok hedefine ulaşmayacaksa o zaman o eğri okun düzeltilmesi gerekir. Veya hatta bir avcı eğri oku yanına alır mı? Almaz. Ancak özel bir iş vardır. Özel bir iş için eğri oku avcı yanında dolaştırır. Özel bir iş. Ok eğri bir tarafı vurmak için değil oradan korkutmak için onu atar. Oradaki av hayvanı korkar. Asıl tezgaha düşer. Vurulacağı yere gelir. Veya bir taraftan birisini ürkütür o eğri oklu avcı. O doğru yolu bulsun diye. O yüzden nefis terbiyenin, nefis terbiye etmenin en önemli okullarından birisi olan sûfîlik’in kendine göre ana esasları kaideleri vardır.

Sebeb, kendisine tâbi olanlar düzgün olsunlar diye. Eğer o düzgünlüğü yakalayamazsa, o nefsi terbiye edemezse bir kimse Allah’a dostluk menziline ulaşamaz. Bizim disturumuz bellidir. Bir kimse îmân eder. Allah’a, Peygamberine, meleklerine, kitaplarına, din gününe, hayra şerre, kadere îmân edilmesi gereken bütün unsurlara îmân eder. Farzları yerine getirir, hadisi kutsi. Nâfilelerle Allah’a yaklaşır, Allah’ı sever. Bize düşen vazife budur. Biz kendimizi nefis terbiyesine koyacaksak, muhakkak ve muhakkak farzları yerine getirip, haramlardan uzak durma yolunda duracağız. Bizim olmazsa olmamız ne? Sonrası ne? Allah’ı sevmek. Bir kimse Allah’ı sevme yolunda olacak. Seven sevdiği kadar da korkar. Ben insanlara korkmayı öğretmem.

Ben insanlara sevmeyi öğretirim. O kimse Allah’ı sevecek Allah sevgisiyle yoğrulacak. O insan cennete gidip, cennette Peygamberlerle, velilerle, müminlerle beraber olmayı isteyecek. Cenneti bu manada isteyecek, sevecek cenneti. Ve o insan ölüm sonrasını düşünecek. İmanı için mesela. Ölüm sonrasını düşünecek, ölümü düşünecek, ölümü tefekkür edecek. Anında ölebileceğini düşünecek. Anında ölebileceğini düşünmeyen bir kimse her şeyi yapar. Allah muhafaza eylesin. O insan da ibadet sevgisi olacak. Doğru gidecek ya, ibadet sevgisi olacak o kimsede. O kimse namazı sevecek, orucu sevecek, tesettürü sevecek. O kimse helâl dairede yaşamayı sevecek. O kimse şatafatı, şatıatı, gösterişi sevmeyecek. O kimse haramları sevmeyecek.

Haramlara karşı kendinde bir iştah, haramlara karşı kendisinde bir istek olmayacak. O helâl dairede duracak. Olmazsa olmaz ana ilkeler. O kimse sıkıntıların karşısında Allah’a da yaslanacak, Allah’a da yansanacak. Allah’a tevekkül edecek. Bela, müsibet, sıkıntı, dert, gam, kasavet, baskı, varlık, yokluk her ne gelirse başına Allah’a tevekkül edip Allah’a yaslanıp, Allah’a da yanıp öyle mücâdele edecek. Başına gelen olumsuzlukları Allah’ın bir cilve-i rabbâniyesi olarak görecek. Sakin olacak. Sakin olacak. Ve bilecek ki Allah onun vekilidir. Allah’a tevekkül edecek. Bu kimse muhakkak ve muhakkak çok şedid bir şekilde nefsiyle mücâdele edecek. Bunu hep defalarca söylüyorum. Bu böyle, zatın birisi 40 yıl canı pekmez istemiş de o pekmez yememiş, nefsiyle mücâdele etmiş.

Ya otur canım kardeşim ya, onu konuşmuyorum ben şimdi. O da neymiş de bunu ciddi ciddi söylüyor bana. O da hocam ben de nefsimle mücâdele ediyorum, pekmez yemiyorum dedi. Gıybet ediyor musun dedim, ha? Kaldı. Sen gıybeti bırak önce. Sen önce dedikoduyu bırak, sen önce iftirayı bırak, sen önce yalanı bırak, sen önce dilinin haramlarından kurtul, sen önce gözünün haramlarından kurtul, sen önce elinin haramlarından kurtul, sen önce ayağının haramlarından kurtul. Sen önce namazını kıl, sen önce orucunu tut, sen önce zekâtını dostları ver, sen önce kimsenin kalbini kırma, kimseyi üzme, kimseye zulmetme. O da nefsiyle mücâdele etmiş de o pekmez yemiyormuş. Onu da kendince nefis muhâsebe mi, ne o nefis mücadelesi diyor.

Ben bunları söyleyince telefonda kaldı hanımefendi. Söylediği şey çok hoşuma etti sonradan. Hocam sizin yolunuz zormuş ya dedi. Bizim dedi hiç öyle değil dedi. He dedim sen pekmez yemeden kurtulacağını düşünüyorsan söyleyecek lafım yok dedim. Allah muhafaza eylesin. Değil nefisle mücâdele etçek o kimse. Bu olmazsa olmaz bizim yolumuzun disturlarındandır, döneminimizde. Bakın sûfîliğin ana ilkesidir bu. Benim ana ilkelerinden birisidir.


Dönemin Bozulmaları ve Hadîs İnkârcıları

Her dönemin bozulması vardır. Bir şeyden bozulur insanlar. Bakın ben Allah affetsin yaptım diye söylemiyorum. 30 yıldan beri hadîs inkarcılığını, mezhep inkarcılığını hep gündemde tutuyorum. Diyordum ki eski arkadaşlar hatırlarlar bir gün gelecek Kur’ân’ı değiştirmeye çalışacaklar diyordum. Bakın çalışıyorlar şimdi. Kur’ân ayetlerinin üzerinde çalışıyorlar. Geçtiler hadisleri. Meslepleri geçtiler. Kur’ân ayetlerinin üzerinde çalışmalar yapılıyor. Kur’ân’ın cihatla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Faizle alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Hukukla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Evlilik hukukuyla alakalı ayetlerin üzerinde çalışmalar var. Bunlar saklı gizli değil bir de.

Şu anda ilahiyatlardan hadîs inkarcısı öğrenciler çıkıyor. İmamatiplerden hadîs inkarcısı, mezhep inkarcısı çocuklar çıkıyor. İlahiyatlardan bildiğiniz hadîs inkarcısı, bildiğiniz mezhep inkarcısı, bildiğiniz âyet inkarcısı ilahiyatçılar çıkıyor bu ülkede. Bunlar dönemin hastalıkları. Koca koca fıkıh profesörleri enfesiyon miktarı kadar fâizin alanı bilineceğini söylüyorlar. Koskoca fıkıh profesörleri bu ülkede söylüyorlar. Tokinin almış olduğu fâizin fâiz olmadığını söylüyorlar. Toki fâiz alıyor ya, bunun fâiz olmadığını söylüyorlar. Devletin almış olduğu fâizin fâiz olmadığını söylüyorlar. Koca koca fıkıhçılar artık enfesiyon miktarı kadar fâizin alınabileceğine dair Türkiye’de fetvâ veriyorlar.

Bunlar dönemin hastalıkları. Bunlar gündemin dönemin hastalıkları. Sûfîler Kur’ân ve sünnet mücadelesi verirler. Sûfîler hak ve hakikat mücadelesi verirler. Sûfîlerin başları, canları, malları nelerine zarar gelirse gelsin, sûfîler Kur’ân ve sünnetin mücadelesini verirler. Hak yolda yürürler, derilerinin yüzüleceğini bilseler bile. Hak yolda yürürler, dar ağaçlarında sallanılacağını bilseler bile. Hak yolda yürürler, hakkı söylerler, istediği ne hangi zulme maruz kalırsa kalsınlar. Bunu önemsemezler çünkü sûfî ölmeden önce ölünün sırrına kavuşmuştur. Bir sefer öleni siz bin sefer öldürseniz de onu öldürmemişinizdir. O yüzden döneminde, kendi döneminde meydana gelen bu tip hastalıklarla mücâdele eder.

Olmazsa olmaz kaidesidir bu. Benim anladığım sûfîlik bu. Sûfîler bunu da kendilerine ölçü olarak Kur’ân’dan, sünnetten ve ashabın düşünce ve davranış biçiminden kendilerine ölçü alırlar. Olmazsa olmazdır ve sûfîlerin olmazsa olmaz kaidesidir. Dünya hayatının zevklerinden uzak dururlar. Bu sufilin olmazsa olmaz kaideleridir. Girmeyin canınız istiyorsa yola. Geri dönebilirsiniz buradan. Herkese sözüm açık. Ya biz yapma. Ben dünya hayatının, dünyaya bir daha gelecek değilim diye yiyeceğim eğleneceğim eğleneceğim diyorsanız geri dönebilirsiniz.


Sûfî Disturu: İdâreci, Zengin, Şöhret

Sûfîlerin olmazsa olmasıdır. Olmazsa olmazıdır. Sûfîler dönemin idarecilerinden bürokratlarından, dönemin siyasetçilerinden uzak dururlar. Onlara yalakalık yapmazlar, onlara yanaşmalık yapmazlar. Onların önünde el pençe durmazlar, düğme iliklemezler. Onların önünde parendatmazlar. Başlarına ne gelecekse gelsin. Ama onlara doğruyu nasîhat etmekten de geri durmazlar. Bu sûfîlerin olmazsa olmazlarıdır. Onlara nasîhat etmeye devam ederler. Ama dönemin o münki amirleri diye tabir edilen, dönemin padişahı, dönemin kadısı, dönemin valisi, dönemin belediye başkanı, dönemin milletvekili, sûfîler gidip onlara yalakalık yapmazlar. Sûfîler gidip onlara yanaşmalık yapmazlar. Sûfîler gidip onların önünde el pençe durmazlar, parende atmazlar.

Bunlar sûfîliğin genel kaideleridir. ben bazen derim ya biz ilk sûfîlerin yolundan gideceğiz diye. Bizim genel kaidelerimizdir bunlar. Sonradan yanıldım demek yok. Açık her şey. Sûfîler gidip zenginlere yalakalık yapmazlar. Olmazsa olmazımız. Zenginlere yalakalık, onların önünde taklatmazlar. O zengin diye onu başka bir baş köşeye oturtturmazlar. Yaparlarsa dinlerinin yarısı gider imanlarının. Sûfîler bunu yapmazlar. Olmazsa olmazdır bunlar. Şöhretten uzak durma. Sûfîler şöhretten uzak dururlar. Etraflarına insan toplamaya çalışmazlar. Çok derviş olsun. Sûfîlerin böyle bir dertleri yoktur. Kali teli derviş olsun. Sûfîlerin derdi budur. O yüzden topluma nasîhat ederler. Herkese nasîhat ederler.

Ama velakin kendilerine adam toplamazlar. Kendilerine insan toplamazlar. Bu en büyük hastalıklardan birisidir. Bizim şu kadar müridimiz var. Alkışladık seni. Sûfîler hak ve hakikati teblih edip yaşarlar. Çünkü o doğru olacak ki menziline varsın. Yamulmayacak yani. Ve çevrelerindeki insanlara kendi üzerlerinden olağanüstü bir keramet zuhur ederse onu Allah’tan bilirler. Kendi nefislerini orta yere koymazlar. Kendilerini ne yaparlar? Bu noktada hiçliğe atıp lâ fâile illallâh. Allah’tan başka fâil yoktur deyip geri çekerler kendilerini. Allah. Bu benim kendimce dost doğru, okun dost doğru olmasını gerektiren unsurlar, ölçüler. Haklarınızı helâl edin. Biraz uzadı bu akşam sohbet ama konuyu da böyle bölmek istemedim.

O yüzden sürçü lisan ettiksek affola. El-Fâtiha. Îmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • 1370. Beyt: Nöbet ve Ebediyet Şarabı: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt 1370. beyt (nöbet davulu ve yedi yıldız); “Onlara ölü demeyiniz, onlar haydır” — Bakara 2/154; Fâtihâ-i Şerîfe’de ni’metlendirilen ehallâ kulları — Fâtihâ 1/7; evliyâ için korku ve hüzün olmaması — Yûnus 10/62; ölümsüz gençler ve tertemiz içecek — İnsân 76/19-22; peygamberliğin ebedîliği ve âlemlerdeki devâmı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât
  • Küçükten Büyük Cihâda: Tebuk: “Küçük cihâddan büyük cihâda döndük” — Beyhakî, ez-Zühdu’l-Kebîr; Aclûnî, Keşu’l-Hafâ; “Gerçek mücâhid nefsine karşı cihâd edendir” — Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned; “En zararlı düşmanın iki yânın arasındaki nefsindir” — Beyhakî, ez-Zühd; Tebuk seferi ve Bizans (Rum) ordusuna karşı 9 H. yılı seferi — İbn İshâk, Sîre, Buhârî, Megâzî 78; Tevbe 9/117-118; kelime-i şehâdet getirenin öldürülmesi olayı — Müslim, Îmân 158 (“Kalbini mi açtın yardın?”)
  • Nefis Terbiyesi ve Ümmetin Handikapı: “Mücahid, nefsiyle cihâd edendir” hikmeti — Tirmizî; nefsâniyetin makâm/mevki vesilesiyle bozulması — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rûbu’l-Mühlikât, Kitâbu Riyâzeti’n-Nefs; “Âdemoğluna bir vadi dolusu altın verilse ikincisini ister” — Buhârî, Rikâk 10; Müslim, Zekât 116; harâmdan kaçınma ve ibâdet zaafı olarak iki temel handikap; işleyen eli tutan, bilen dili duyan kulak hadîs-i kutsîsi — Buhârî, Rikâk 38 (Ebû Hureyre); Nahl 16/97 salih amel va’di
  • Tarîkat Düşmanlığı, Hallâc ve Nesîmî: İslâm dünyâsında tarîkatların kapatılması ve ulemâ çatışması; Hallâc-ı Mansûr’un şehâdeti 309 H. Bağdad — Feridüddîn Âttâr, Tezkiretu’l-Evliyâ; Seyyid Nesîmî’nin Hürûfî şehâdeti 820 H. Halep — Lâmiî Çelebî, Nefâhâtu’l-Üns Tercemesi; “Az ye, az uyu, az konuş” — Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh, Suhreverdî Avârifu’l-Maârif; israftan men — A’râf 7/31, İsrâ 17/26-27; gösterişten kaçınma — Nisâ 4/38; “Sakınanın bir gramı hacının bin menziline bedeldir” — İmâm-ı Gazzâlî; Batı eğitimi/ajanı kritik yaklaşımı ve ümmet şuûru — Hücurât 49/10
  • Deccâl Sistemi ve Tüketim Esareti: Deccâl fitnesinin iktisâdî boyutu — Müslim, Fiten 110 (Deccâl’ın sağı ve solı); fâiz yasağı — Bakara 2/275-279, Âl-i İmrân 3/130 (kât-kat fâiz); ifrâta ve tefrîte düşmeme — Furkân 25/67; tüketim toplumu eleştirisi — Tekâsûr 102/1-2; karâ cuma/”mübârek cuma” (Black Friday) eleştirisi; Noel ve yılbaşı tâklidi yasağı — “Kim bir kâvme benzerse onlardandır” — Ebû Dâvûd, Libâs 4; kendi yavrusunu yiyen kedi mesîli ve Müslümanlık kisvesi altında harâm yeme; “bir kadeh” cevâzı safsatasına karşı Nisâ 4/43, Mâide 5/90-91 (azı harâm olanın çoğu da harâmdır — Ebû Dâvûd, Eşribe 5)
  • 1375. Beyt: Cehennem Bu Nefistir: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt 772 ve 1375. beyitler (“Nefis putların anasıdır”/”Cehennem bu nefistir”); nefsin ejderhâya teşbîhi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ III. cilt, Kitâbu Acebûu’l-Kalb; Ankebût 29/69 (“Bizim yolumuzda mücâhede edenlere elbette yollarımızı gösteririz”); putların kırılması ve bâtınî putların kırılma farzı — İbrâhim 14/35; “Nefsini bilen Rabb’ini bilir” kelamı — İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem; nefsin yedi denizi içse de sönmeyecek olan harâreti — Gazzâlî, Kîmyâ-yı Saadet
  • Nefs-i Emmârenin Ejderhâ Yüzü: Nefs-i emmâre — Yûsuf 12/53 (“Muhakkak ki nefis kötülüğe şiddetle emredicidir”); eş katli, 68 bıçaklama, çocuğu yerle çarpma türünden cinâyetlerde nefsin rollü — Furkân 25/68 (adam öldürme yasağı), Mâide 5/32 (bir canı haksız yere öldürmek bütün insanlığı öldürmektir); Tahrîm 66/6 (“Ey îmân edenler kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun”); Tağâbûn 64/14 (eşlerin ve çocukların fitnesi); eşlerin biribirinin velîsi olması — Tevbe 9/71; birbirine nasîhat — Asr 103/3 (“Hakkı ve sabrı tavsiye edenler”)
  • Doydun mu? Kâf Sûresi ve Allah’ın Ayağı: Kâf 50/30 (“O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ deriz, o da ‘Daha var mı?’ der”); “Allah ayağını cehennemin üzerine koyar da cehennem ‘yeter, yeter’ der ve dürülerek iç içe sarılır” — Buhârî, Tefsîr Sûre Kâf 1; Müslim, Cennet 35-38; müteşâbih sıfatlar hakkında Ehl-i Sünnet’in “kâfü ‘alâ mâ kâl” yaklaşımı ve selefî-kelâmî çatışması; cehennemin akordeon gibi perde perde katlanması — Buhârî, Tefsîr; hevâ ve heveslere uyanların bırakılması — En’âm 6/70, Necm 53/23, 53/29; emir sahiplerine itaat şartı — Nisâ 4/59, 4/83
  • Cennet-Cehennem Hadîsi ve Doğru Ok: “Cennet ve cehennem çekiştiler…” uzun hadîs-i şerîfi — Buhârî, Tefsîr Sûre Kâf; Müslim, Cennet 36; Cenâb-ı Hakk’ın zulmetmeyeceği va’di — Nisâ 4/40, Yûnus 10/44, Zülhâf 50/29 (“Benim katımda söz değiştirilmez, ben kullarıma zulmedici değilim”); nefsi öldürecek ayağın ancak Hakk’ın ayağı olması ve kulun Nasûh tevbesi mecbûriyeti — Tahrîm 66/8; yay-ok teşbîhi ve sûfî terbiyesinin ana kaideleri — Mevlânâ, Mesnevî; cinlî-insanın yaratılış gayesi — Zâriyât 51/56 (“Ben cinleri ve insanları ancak bû’uruyorum diye yarattım”)
  • Sûfîliğin Esasları ve Pekmez Kıssası: Sûfî terbiyesinin distûru — İmân, farzları yapma, harâmdan kaçınma, Allah sevgisi, ölümü tefekkür, Cennât arzusu, ibâdet sevgisi, tevekkül — Suhreverdî, Avârifu’l-Maârif; Küşeyrî, Risâle; Kütûrnûbî, Hîlyetu’l-Evliyâ; “Nâfilelerle kuluma yaklaşırım” hadîs-i kutsîsi — Buhârî, Rikâk 38; Ali İmrân 3/31 (“Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin”); Muhabbet — Bakara 2/165; tevekkül — Âl-i İmrân 3/159, Talâk 65/3; Hamd 11/88 (“Başarım ancak Allah’tandır”); pekmez kıssası ve dîl/göz/el/ayak harâmı öncelenmesi — Muhâsibî, er-Riâye li Hukuki’llâh; gıybet yasağı — Hücurât 49/12
  • Dönemin Bozulmaları ve Hadîs İnkârcıları: Hadîs inkârcılığı ve mezheb inkârcılığına karşı sünnetin hüccetliği — Haşr 59/7 (“Peygamber size neyi verdiyse alın, neyi yasakladıysa ondan da vazgeçin”), Nisâ 4/80, Âl-i İmrân 3/32; dönemde Kur’ân âyetlerine el atma girişimleri; fâiz fetvâsı bahanesi olarak enflasyon oranı kadar fâizi meşrûlatırma girişimleri — Bakara 2/275-279 karşı okuması; Tokî ve devlet fâizi meşrûlaştırmaya karşı klâsik Hanefî çizgi (Kudûrî, el-Muhtasar; Serahsî, el-Mebsût; Mergınânî, el-Hidâye); “Bir zaman insanlara gelecek fâizi yemeyen de tozundan nasibini alacaktır” — Ebû Dâvûd, Büyû’ 3; ümmetin 73 fırkaya ayrılması hadîsi — Tirmizî, Îmân 18; ilahiyat-ümmîtler düzeyinde eğitim eleştirisi
  • Sûfî Disturu: İdâreci, Zengin, Şöhret: Sûfîler dünyevî zevklerden uzak durur — Hucurât 49/10, Lûkmân 31/6; münıkâr âmirlerine yanâşıncayı yasaklama — “İdârecinin sözünden önce hakkı söyleyen” fazileti — Ebû Dâvûd, Melâhim 17, İbn Mâce, Fiten 20; “İsticnâbı meşhur lemmâ evşâ aleyh” sûfî âdâbı — Kütûrnûbî; sahte kerametin Cenâb-ı Hakk’a havalesi “lâ fâile illallâh” — Sâffât 37/96; mürîd toplama derdinin haramlığı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “Şöhret iftenâdır” — Tirmizî, Zühd 13; silsile-i şeref — Pir Abdülkâdir-i Geylânî, Ahmed er-Rifâî, Ahmed el-Bedevî, İbrâhîm-i Düsûkî, Ebû’l-Hasan eş-Şâzelî, Şâh-ı Nakşibend, Celâleddin-i Rûmî, Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Bayrâm-ı Velî, Muhyiddîn-i Üftâde Hazretleri — Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e uzanan silsile; Fâtihâ duâsı — Fâtihâ 1/1-7

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Makâm, Mürîd, Tarîkat, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı