Giriş ve Hediyenin İki Hali
Selamünaleyküm, geceniz hayır olsun inşallah. Rabbim cümlemizi ve cümlenizi Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışan, Kur’ân ve Sünnet’in izinden peşinden giden, Kur’ân ve Sünnet’in yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi dilinde zikir, gönlünde Allah ve Resulünün sevgisi olan kullarından eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i her türlü beladan, müsibetten, sıkıntıdan, her türlü terör faaliyetlerinden, her türlü zalimlikten muhafaza eylesin. Gün geçmiyor ki Müslümanların başına bir çorap örülmesin. Gün geçmiyor ki Müslümanlar ne yazık ki bir sıkıntıya dürçar olmasın. Her ne kadar böyle kendilerini barışçı gibi gösteren Batı dünyası ve kendilerini barışçı gibi gösteren katil İsrail Devleti ne yazık ki her gün Müslümanların kanını dökmekte, kanını emmekte, her zaman Müslümanların işlerini karıştırmakta ve ne yazık ki Müslümanlar da derin bir uykuya dalmışlar.
O derin uykudan uyanmamakta ısrar ediyorlar. Ne yazık ki bütün dünya Lübnan’daki büyük bir patlama ile uyandı. Bütün dünya ne yazık ki Suriye’deki insanların zalimane bir şekilde Dayiş’in öldürülmesine göz yumarken, bütün dünya Dayiş terör örgütünün Orta Doğu’yu kasıp kavurmasına sessiz kalırken, bütün dünya Libya’daki iç karışıklığı, Libya’daki kardeş kavgasını, Libya’daki Batılıların desteklediği Hafter yanılarının oradaki Müslümanlara kan döktürürken, seyrederken, hatta Hafter’i Mısır’ın Suudi Arabistan’ın ve diğer körfez ülkelerinin destekleyip Müslüman kanı döktürdüğünü göz yumarken ve hatta bütün Müslüman gibi görünen Mısır’ın ve hatta bir kısım Afrika ülkelerinin ve Müslüman ülkelerinin Yunanistan’la Fransa’yla, İsrail’e iş tutup Türkiye cephe oluştururken ve yine Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin başına çorap örmeye çalışanlar ve bu çorap örmeye çalışanların başını çeken Suudi Arabistan, Mısır, İsrar gibi ülkeler burnumuzun dibinde istediklerini yaparlarken ve ne yazık ki Müslümanlar uyurken yine büyük bir bombayla ve katliam derecesinde ve soykırım derecesinde bir patlamayla Lübnan’ın altını üstünü getirdiler ve dünya buna yine seyirci.
Buna seyirci olurken en önemlisi Müslümanlar uykudalar ve bu uykudan uyanamıyorlar. Ve gizliden gizliye İsrail, Orta Doğu’da ve yakın bölgede istediği gibi operasyonlar yapmaya devam ediyor. Ürdün’ü işgal etmeye başladı. Filistin’i zaten işgal ediyor. Ve Ürdün’ün de en güzel topraklarını bugün bir Ürdün’de okuyan kardeşimiz vardı. O ziyaretime geldi. O söyledi. Dedi ki televizyonlara yansımıyor ama Ürdün’de dedi, Oralarda devamlı yürüyüşler var. İsrail, Ürdün’ün böyle cennet gibi sayılabilecek bir vadisini işgal etmiş. Ve bayraklarını çekmiş. Orada genelde de Filistin halkı yaşıyormuş zaten. Orayı işgal etmiş. Göz açıp kapatıncaya kadar. Ürdün buna sessiz. Bütün İslam ülkeleri buna sessiz. Böyle bir dünyada yaşıyoruz.
Ve dışarıda bu tip şeyler oluşurken içeride de ne yazık ki ülkemizin içerisinde korona denilen bir virüsün çıkarmış olduğu handikap devam etmekte. Ve bugünkü açıklamalara baktığımızda hasta olanlarda, tespit edilenlerde yine bir yükselme var. Çünkü insanlar fitursuz bir şekilde bu bayram tatilinde sahil kenarlarını doldurdular. Onlar tabi asla ne sosyal mesafe dinlediler, ne maske dinlediler, ne korunma dinlediler. O sahil kenarlarındaki her türlü eğlence yerlerinde hiçbir korumaya, hiçbir mesafeye, hiçbir maske gibi virüsle mücadelede hiçbir önlem olmadan alabildiğine hunharca ve zalimce eğlendiler. Ne yazık ki. Ve herkes ömrücilere laf söylerken, yok ömrüciler virüsü patlattı filan derken, camilere laf söylerlerken kendilerinin ne yaptıklarına bakmadılar.
Ve içeride de kadın cinayetleri devam etti, eşcinsellikler devam etti, fuhuş devam etti, kumar devam etti. Ve ne yazık ki Müslümanlar ülke içerisinde de uyumaya, kargaşaya, ne istediklerini belli etmemeye devam ediyorlar. Ne yazık ki Müslümanlar da ülke içerisinde bir İstanbul sözleşmesi tartışması başladı. Bu tartışmayla herkes kılıçlarını çekti, birbirlerine karşı mücadele ediyorlar. Sanki İstanbul Sözleşmesi ile kadınlar korunacakmış gibi veya hatta İstanbul Sözleşmesi ile kadın cinayeti bitecekmiş gibi böyle bir hava oluşturuyorlar. İstanbul Sözleşmesi duruyor, kadın cinayetleri de devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi varken de kadın cinayetleri devam ediyor. Eğitimsiz, kadınlara karşı olan hor, kaba davranışlar ne yazık ki devam ediyor.
Hiçbir sufiden böyle bir kadın cinayeti görülmemiştir. Bakın hiçbir sûfî, sûfî eğitimini almış bir kimse kadın cinayetin içerisine girmez. Hiçbir sûfî kolay kolay eşini dövüp çarpmaz. Dövüp çarpıyorsa sûfî değildir zaten. O yüzden hiçbir sûfî küçük çocukları taciz etmez. Taciz ediyorsa sûfî değildir. Ama ne yazık ki böyle bir dünyada yaşıyoruz ve böyle bir dünyanın içerisinde yaşarken Kurban Bayramı’na geçirdik. Şükür hamdolsun kurban kesebilenler kurban kestiler. Etlerini dağıtabilenler etlerini dağıttılar. Kurban kesemeyenler kesemediler. Keseme işinin sebebi kesecek yer bulamadılar. belediyelerin bu konuda hizmetleri yetersiz kaldı. basından öğrendik İstanbul’da kurban kesmek isteyenler ne yazık ki belediyenin yetersiz hizmetinden dolayı perişan olmuşlar.
Ve gerçekten belediyeler kurban kesimiyle alakalı. Hemen hemen her yerde sıkıntılar yaşanıyor. Sıkıntılar yaşatılıyor ve sanki şuraya doğru yönlendiriliyor. Ey îmân edenler, ey Müslümanlar! Siz kurban keseceğinize vekaletle kurban kesin. gidin yıl 12 ay içki satan, yıl 12 ay kumar oynatan, yıl 12 ay domuz et satan, yıl 12 ay her türlü harâm mamulleri kendi uhdesinde barındıran ve bunu satan marketlere gidin. kurbanlık alın orada. Kurbanlığın orada kesin dercesine böyle bir şey var. Davranış biçimi görüyorum ben. Ne yazık ki büyük şehirlerde belediyeler Müslümanların kurban ibadetleri için bir altyapı çalışmaları yok. Bu konuda bir gayretleri yok. Bu konuda bir çabaları yok. Çok acı bir şey. Ve insanlar kurban ibadetlerini yerine getirebilmesi için gidebilecekleri belediyelerin tahsis ettiği bir yer yok.
Belediyeler acı bir şey. Pop şarkıcısı için alanlar tahsis ediyorlar. Ne bileyim tiyatrolar için alanlar tahsis ediyorlar. Valeler için alanlar tahsis ediyorlar ve bunu da böyle muhafazakar yapıdaki belediyeler yapıyor. Ama kurban kesimi için alanlar tahsis etmiyorlar. Bu konuda imkanları zorlamıyorlar. Zaten insanlar kendi yakın dairelerinde kurban kesmeleri yasaklandı. o zabıta, diğer güvenlik görevliler, insanlar bu konuda rahatsız ediyor. Haklı yönleri var, haksız yönleri var. Ve böylece bir kurban geçirdik. Bugün de dolar uçtu. Bir de ekonomik boyutu var. Bugün kime telefon açsam esnaflar, ticâret yapan kimselerin ağızlarını biçak açmıyor. Dolar bir anda sıçradıkça sıçrıyor, sıçradıkça sıçrıyor.
Sıçradıkça da ticâret yapan insanlar tedirgin oluyor haklı olarak. Altın altın başına gitti, gümüş aldı başına gitti, dolar aldı başına gitti, euro aldı başına gitti. Diyeceksiniz ki sûfî sohbetinde bunların ne alakası var? Var canım kardeşim. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Hepimiz bu ülkenin acısını, tatısını, hepimiz bu ülkenin çirkinliğini, güzelliğini, hepimiz bu ülkede ne yaşıyorsa hepimiz bir gemideyiz. Bu geminin içindeyiz. Biz sûfî olmakla ekonomiden uzak, siyasetten uzak, sosyal hayattan uzak, sûfî olmakla yanlışlıkları görmemek, yanlışlıkları düzeltmek için gayret etmeme noktasında değiliz. O yüzden hepsinden de haberdarız. Hepsinden de haberdar olmaya gayret ediyoruz. Ve ne yazık ki yaşadığımız dönem böyle bir dönem.
Cenab-ı Hak inşallah hem ülkemizi hem İslam dünyasını düzleye çıkarsın inşallah. 73. Hadîs-i Şerîf’te bugün ders yapacağız inşallah. Allah’tan bir şey gelmezse. Cenab-ı Hak gayret kuvvet versin. Bizlere anlatma kabiliyeti ve feraseti versin. Sizlere de anlamak ve dinleme feraseti ve kabiliyeti versin inşallah. Cessame radillahu an hazretleri naklediyor. Sahab radillahu an Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme evba ve ve dan da iken vahşi bir eşek zebramsı bir eşek hediye etti. Fakat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu geri verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona geri verince onun yüzünün renginin değiştiğini gördü. Yüzünün renginin değiştiğini görünce ona şöyle dedi. İhramlı olmasaydık onu sana iade etmezdik.
Bu hari Müslüm Ebû Dâvûd Tirmizî, Nesâî İbn-i Mace, Darimi, Muvatta, Müsnet gibi böyle hadis kitaplarında bu meşhur bir hadis-i şerifi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendisine hediye edilen yabani eşeği geriye iade etti. Geriye iade edince hediye edenin yüzü değişti, buruştu tabir-i caizse. Üzüldü o kimse. O zaman ona dedi ki, ihramlı olmasaydık onu sana iade etmezdik. Tabi bu hadis-i şerifi ben başka kaynaklardan da böyle bu konuyla alakalı araştırma yapınca, Rudani’de haçla alakalı hadis-i şeriflerin içerisinde buna bir ilave bir hadîs-i şerîf var, bir rivayet daha var. İbn-i Abbas dedi ki sahabın Kudeyde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e yabani bir eşeği etinden kan damlar halde hediye etti diye bir farklılık var.
Kan damlar halde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onu almayıp onu geri çeviriyor. Bunu da Ebû Dâvûd Nesâî ve Tirmizî naklediyor. Burada bir şey çıkıyor. Demek ki bir hediye mazeret sağlam ise, mazeret bu konuda geçerli bir şey ise, hediyenin geri çevrileneceğini, hediyenin kabul edilmeyeceğine dair bir işaret var. Çünkü demek ki bu hadis-i şerife göre Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri zebra bir eşek alıyor. İhramını kesmesi mümkün mü? Kesmesi mümkün değil. Kesmesi mümkün değil. Onun normalde kesemeyeceği için onu ne yapıyor? Onu iade ediyor. Veyahut da canlı değil ise de avlanması şüpheli olabilir. Nasıl avlandığı ile alakalı? Hz. Çünkü diğer rivayette kan damlıyordu diyor.
Kan damlıyorsa avlanılmış hayvan. Çünkü yabani bir zebra ancak avla yakalanabilir. O avlanma esnasında bir şüphe oluşmuş olabilir. Böyle bir şüphe olunca da onu, ihramlı bir kimsenin onu alması, yemesi yine uygun değil. Tabii Şafiler böyle bir hediye almayı caiz görmüşler kendilerince ama. Pardon Şafiler caiz görmemişler. Hanefiler caiz görmüşler ama Şâfiîye göre böyle bir hediye ihramlı kan almayı uygun görmemişler. O yüzden hediye de bir şüphe söz konusu ise. Çünkü bu geçerli bir mazeret oluyor.
Şüpheli Hediye ve Ret Sebebi
Mesela hediye de şüphe ne olabilir? örneğin hediye harâm yoldan kazanılması gibi. Mesela gasb edilmiş bir mal, mesela hırsızlık malı, mesela zalim bir hükümdarın, zalim bir idarecinin zorla kendi tebaasından almış olduğu bir gaspî bir mal olabilir. Böyle olunca o hediyeyi reddetmek, o hediyeyi kabul etmemek de sağlam bir gerekçi oluyor. Mesela bu takvâ dairesinde duran insanlar gelen hediyenin veya gelen bir şeyin geçen derste de Feraye’ye anlatmıştık. Gelen bir şeyin silsilesini geldiği yeri eğer bilirlerse, öğrenirlerse o hediyeyi reddetme, o hediyeyi almama hakkına sahip olurlar. Burada bir Zin’in-i Mısır’ı tutukluyorlar. Zin’in Mısır’da çok eziyet çekmiş, çok eziyet görmüş velilerdendir.
Ve veliler ne yazık ki tarih boyunca böyle bir tek Hulefâ-i Râşid’in döneminde rahat durmuşlardır, rahat yaşamışlardır. Devletle aralarında problem çıkmamıştır. Hulefâ-i Râşid’inden sonra ne yazık ki devletler tam bir Kur’ân ve Sünnet’e dayalı devlet olmadığından dolayı velilere karşı, evliyalara karşı hep bir zalimâne, zulümâne bir tavır takılmışlar. Onların çünkü Kur’ân ve Sünnet’i anlamaları, yaşamaları ve tebliğ etmeleri zalim devlet yöneticilerini hep rahatsız etmiş. Kur’ân ve Sünnet’e uymayan, Kur’ân ve Sünnet’in içerisinde durmayan o zalim devlet yöneticileri hep velilerle mücadele etmişler. Hep onları rahatsız etmişler, onları eziyet etmişler. Zin’in Mısır’ı da bu tip kimselerden birisi hatta rivayet edilir Mısır’daki o zalim yöneticiler onun boynuna bir fetvâ asmışlar.
Hiçbir yere yerleşmesi uygun değildir, yerleşilmeyecek diye ve o fetvâ ile uzun müddet Zin’in Mısır’ı bel de bel de dolaşmak zorunda kalmış. onu da bir ara tutukluyorlar. bunlar böyle velilerin, Allah dostlarının başına gelebilen şeylerdir bunlar. Bunlar böyle uyduruktan bir şeyle, iddialarla tutuklanırlar, cezaüllerine atılırlar, cezaüllerinde onlara eziyet ederler, cezaüllerinde rahat ettirilmemişler. Hep bunlar yaşanmış. Abdülkadir Geylânî Hazretleri sürgüne gitmiş, Niyazi Mısır’ı sürgüne gitmiş. Onun gibi bu zatlar ne yazık ki hep böyle kimseler zalim yöneticiler tarafından, zalim devletler ve sistemler tarafından eziyet edilmiş. Zin’in Mısır’ı da tutukluyorlar. Atıyorlar hapise, o hapiste tutukluyken Zin’in kendince karnı acıkıyor.
Kendi içinden böyle tabiri caizse açlığını şikayet etmiyor ama aç. Aç olunca da bir salihâ bir kadın bunu kendi perdesinde kendi halinde onun aç olduğunu görüyor. Bir yemek hazırlıyor. Yemek hazırladıktan sonra tutuklu olduğu ceza öne gidiyor. Tutuklu olduğu ceza önde diyor ki bu yemeği Zin’in ona götür. Ona yemesi için getirdim diyor. Ve gardiyan o yemeği alıyor. Tabii hâlâ da öyledir. o dışarıdan gelen kaplarla yemeği ceza üllerine vermezler. Muhakkak o kapları boşaltırlar. Kendi kaplarıyla ceza öndeki içeriye yemeği götürürler. Veyahut da ceza öne o yemek oradaki gardiyanların eliyle gelir. o gardiyanlar götürür o yemeği. Böyle olunca tabii Zin’in ona o yemeği getirmiş gardiyan ama bakıyor o yemekten yemiyor.
Ve özür behan ediyor. Diyor ki yemeği gönderen hanıma karşı şunu söyleyin diyor. O yemeği zalim bir kimsenin tabağı üzerinde geldiği için yemedim diyor. Çünkü o tabak bir o zalim yöneticinin ceza öndeki zalime yardım eden bir sistemin tabağı. Öyle olunca Zin’in o tabakta yemek geldi diye yemiyor ve özür behan ediyor. Çünkü diyor onu bana getiren kuvvet güzel bir kuvvet değildi. o yemeği ona getiren bu arada yemeği getiren kuvvet o zalim yöneticilerin kuvvetiydi. o gardiyanın getirmiş olduğu yemekti. Gardiyan kimdi? O zalim yöneticinin memuruydu. Ve tabaklar neydi? Kimindi? Oradaki o tabaklar da zalim yöneticinin ceza öndeki tabaklardı. O yüzden Zin’in Mısır’ı o yemeği yemedi. Bunlar böyle tabii ben kendi nefsim için söyleyeyim insanların zor elde edebileceği takvâ hareketleri Ve böyle bir kimsenin gönül gözünün açık olması lazım ki kendisine gelen hediyenin evveliyatını bilsin, evveliyatını çözsün.
Veyahut da ona bu şekilde bir işaret gelsin. O işaret gelince o kimse artık o gelen hediyeyi kuvvetli bir mağzirette ne yapar? Geri çevirir. Şimdi hediye denilince, hediye bizde Türkçe’de karşılığı armağan denir ya bir şeyi armağan etti, bir şeyi hediye etti. Ve genelde insanların kendi arasında sevgi ve dostluk nişanesi olarak böyle bir ilişkinin böyle muhabbetin bir nişanesi olarak insanlar birbirleriyle hediyeleşirler böyle karşılıksız verilen karşılıksız olması gereken bir nesne, bir para neyse bir şeydir. Karşılık beklenmemesi gereken bir nesnedir. Ve ama bu böyle bununla alakalı çok üç aşağı beş yukarı aklıma gelen bir âyet-i kerimi yok hediyeleşme ile alakalı ama peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin çokça hadîs-i şerîf var hediyeleşme ile alakalı.
Buna baktığımızda mesela eski ahitte de yeni ahitte de muhsevilikte de, iyi sevilikte de hediyeleşme önemli bir yer tutmuş. Mesela krallara hediyeler verilmesi, hakimlere ve hediyeler verilmesi ve hediyeleşilmesi önemli bir şey olmuş. Hatta Hristiyan iyi sevillerin, ne o yortu günleri mi deniyor? Yortu günlerinde birbirlerine hediye almaları, birbirleriyle hediyeleşmelere veya hatta Hristiyan dünyasının adeti olan, geleni olan anneler gününde hediyeleşme, yılbaşında hediyeleşme. Bunlar yeni ahitte dediğimiz iyi sevilin, methettiği, iyi sevilin çok önemsediği disturlar, öyle söyleyelim. Muhammedilikte İslam’da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de hediyeleşmeyi önemsemiş mi?
Evet, önemsemiş bir kimseye böyle hediyeleşmeyi methetmiş mi? Evet, methetmiş. Kendisi de hediyeler kabul etmiş mi? Evet, kabul etmiş. Bununla alakalı böyle birkaç tane hadis-i şerifi inşallah nakletmeye gayret edelim. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün kendisine hediyelen bir nevi ipek kaftanı giydi, çok geçmeden sırtından onu çıkarıp Ömer’e gönderdi. Denildi ki neden onu hemen sırtından çıkardın? Şöyle cevap verdi. Cibril onu giymekten beni alıkoydu. Sonra Ömer ağlayarak gelip şöyle dedi. Ey Allah’ın Resulü, kendinin hoşlanmadığın şeyi bana neden veriyorsun? O da şöyle buyurdu. Ben sana onu giymen için değil, satman için verdim. Bunun üzerine Ömer onu iki bin dirheme sattı. bakın çok kıymetli bir şeymiş.
İki bin dirheme satmış. İki bin dirhem. Şimdi demek ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hediye kabul etmiş. Ama gelen hediyeyi Cibril aleyhisselâm uyarıyor. İpek bir kaftan, ipek bir kaftanı onun giymesinin uygun olmadığını söylüyor. Çünkü ipek ile alakalı başka hadis-i şerifler de var. ahirette nasibi olmayan erkeklerin ipekten elbiseler giyeceği. Bu dünyada erkekler ipekten elbiseler giyerlerse, cennette onların elbiselerinin olmayacağına dair rivayetler var. O yüzden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendisine Cibril aleyhisselâm ile uyarlanan bir elbiseyi hemen kalktı. Ne yaptı? Onu Hazret-i Ömer efendimiz’e verdi ve dedi ki onu sat. Onun parasını sen kendine harçlık et.
Bakın kendisi satmadı. Şüpheli bir şeye Hazret-i Peygamber için şüpheli olan, giyilmesi şüpheli olan şeyin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri parasını da almadı. Onu Ömer efendimiz’e verdi ve Ömer efendimiz’e dedi sat. Onun parasını kendine al. Demek ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şüpheli bir şey olduğunda onu elden çıkarmış. Onu kendi gözünden, gönlünden, kendi dairesinden, onu çıkarmış, dokunmamış hatta. Hatta bir rivayet var. Necasinin bir sudan, habeş, taşlı işlemeli bir altın yüzük gönderiyor. Rivayet ediliyor. Onu bir çubukla alıyor. Onu bir çubukla dokunuyor. Onu başka bir üvey kızına veriyor. Diyor ki bunu al, bunu sen kullan diyor.
Çünkü o altının üzerine işlemeli, habeş kaşlı bir yüzükmüş o. O yüzden ona dokunmuyor bile. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şüphelilerden kaçınınız hadis-i şerifi mucibince şüpheli olan şeylerden uzak duruyor. Elini dahi ona sürmüyor. Yine Rum Kralı, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ince ipekten bir giysi hediye ediyor. Ve o esnada onu giyiyor. Sanki onu giydikten sonra hemen onu Cafer’e gönderiyor. Cafer de kim? Amcasının oğlu. Hazret-i Ali radıllahu an hazretlerinin kardeşi. Ca’fer bin Tayyar. Ona gönderiyor. O da giyerek Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanına geliyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona diyor ki onu ben sana giymen için göndermedim.
O da diyor ki peki onu ben ne yapayım ya Resulallah? Onu diyor kardeşin Necasiyye gönder. Habeş Kralı’na gönder. Ona hediye olarak ona gönderiyor. Demek ki böyle bir hediye geldi. İpek giysi Müslümanlar açısından uygun değil. Ama Habeş Kralı için uygun. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o hediye alıyor. Ne yapıyor? Habeş Kralı’na tekrar hediye olarak gönderiyor. Yine Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri oysa hediyeleşmeyi çok metheden, çok öven hadisleri var. bunlardan birisi de birbiriniz de el çıkışın ki kalplerdeki kin gitsin. Hediyeleşin ki birbirlerinizi seversiniz ve aradaki dargınlıklar böylece kalksın. Demek ki hediyeleşmek insanların birbirlerinin aralarındaki dargınlığı kaldıracak. birisine sufiler de bu ahlaki bir öğretidir.
Birine karşı kızgınlığın varsa, kırıklığın varsa ona bir hediye gönder derler. sen o kızgın ve kırgın olduğun kimseye hediye göndererekten onunla aralığındaki muhabbeti geliştir. Onun olan muameleni düzgünleştir bu bağlı. O yüzden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yine Hazret-i Âişe annemizin nakline göre hediye kabul etmiş. Bunların karşılığını da vermiş hep. Karşılıksız bırakmamış. hediyeleşme Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin asabı arasında devam etmiş. Ama bu hediyeleşmeler belli bir ölçü dairesinde, belli adab ve erkan dairesinde. O yüzden normalde bu hediyeleşme adabın ve erkanın dışında olmamış. Mesela Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bir kabile eden bir kimse, genç bir deve getiriyor ona hediye olarak.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de ona 6 tane genç deveye hediye ediyor. Ama o bedevye, o hediyeye kabullenmek istemiyor. ben bir verdim, 6 geri verdim diye bunun dedikodusunu yapıyor, lafını yapıyor.
Bedevî ile Peygamber Kıssası
Sonra da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle onun bu memnun olmadığını görünce diyor ki ben bundan sonra kureyşilerden, ensariden, sakafiden ve Devsî kabilelerin haricinde hiç kimseden hediye kabul etmeyeceğim diyor. Dikkat edin. O bedevinin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir devesi hediye ettirmesine, 6 deve hediye etmesine karşılık o memnun olmadığını görünce Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendisine ölçü getiriyor. Çünkü bundan sonra kureyşlilerden, ensariden, medinelerden, sakafi kabilesinden ve Devsî kabilesinin dışında hiç kimseden hediye kabul etmeyeceğim diyor. Ve böylece hediyeyi ve kendince kendi hediyeleşmesine sınırlıyor. kureyş kabilesi kendi kabilesi zaten.
Ensar malum, Ensar medineliler. Bununla bir problem yok. Sakafi ve Devsî kabileler de. Cömert bu konuda Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine çok tutkulu, çok bağlı kabileler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hediye kabul edeceğini bu kabilelerle ne yaptı? sınırladı. Demek ki bir kimse kendince de böyle bir hediyeleşmeyi kendi ölçüsünde sınır koyabilir mi? Evet. Koymalı mı? Yine evet. Bakın koymalı mı? Yine evet. Mesela ben hep derim ya, zakir kardeşler, çavuş kardeşler, ders yaptıran kardeşler bu konulara dikkat edecekler diye. Sebep sen zakir olmamış olsaydın bu insanlar sana hediye getirir miydi? Veyahut sen çavuş olmamış olsaydın, sen ders yaptırmamış olsaydın bu insanlar sana hediye getirir miydi?
Veyahut sen zakir olmamış olsaydın bu insanlar senin evine yemeğe davet eder miydi? Veyahut sen çavuş olmamış olsaydın bu insanlar senin evine yemeğe davet eder miydi ki? Düşünerekten ince davranmaları lazım. Evet, mesela şikayet edilsin bizim yemeğe davet ediyoruz gelmiyor gibisin ama şu şikayet olmasın ya veya şu gevşeklik olmasın ya bu adam yiyici ya. Ne bulursa yiyor içiyor, ne bulursa davetlere icabet ediyor filan. Böyle bir şey olmasın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hediyeleşmek güzel ama insanın bir sınırının, bir dairesinin bir böyle ölçüsünün olması lazım. Yine başka bir hadis-şevhte Hazret-i Peygamber Salulü Aleyhi ve Selam Hazretleri birbirlerinizi hediye verin çünkü hediye kalpteki kuşkuları giderir.
Bir kadın komşusu olan kadına verdiği hediyeyi bir koyun paçası bile olsa küçümsemesinler. hani komşulukların arasında komşu bir şey pişirmiştir az da olsa komşum tatsın diye gönderir ve o gönderilen komşu ikaz ediyor diyor küçümseme. Hediyeyi küçümseyen başka bir hadis-şevhte hediyeye muhtaç kalır diyor çünkü. Allah muhafaza eylesin. evet bir kimse kendince bir ölçü koyabilir bu mesela bu değişik ölçüler olabilir herkesin kendince kendi konumunca durumunca. Ama bu normalde bir hediye geldiyse de hediyeyi küçümsemek onu böyle nazar itibara almamak da hoş bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yine hadis-şevhte diyor ki bana bir koyun paçası dahi hediye edilse kabul ederim.
O paçanın yemeğine çağırılırsam icabet ederim dedi. bu ne demek? işte koyun paça nedir? çok affedersiniz. Kelleden ve hatta ayaktan yapılmış bir çorbadır. Bunun biraz iyisi veya kelleden olur. Biraz daha düşüyor ayaktan olur. Ama aslında ayak paçası da çok şifalıdır. Şimdi bir de bu tarafı var kemik rahatsızlıkları olan veya vücudunda bağışıklı sistemi biraz böyle kuvvetsiz olanlar ayak paça veya kelle paça çorbasını çok içmeleri lazım, tüketmeleri lazım. Ne yazık ki bizim insanımız bu kültürden uzaklaştı. Şimdi uzaklaşıyor böyle. Uzaklaştıkça da kendi dayanıklıklarını kaybediyorlar. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri tevazunun en zirve noktasında o diyor ki benim bir paçaya da davet edilsen ben icabet ederim.
Tabii bu hadis-i şeriflere bakaraktan şöyle bir algı oluşuyor bazı kimselerle. ben bir şeye hediye ettim kabul etmedi. kibirlilik yaptı. Veyahut da davet ettik davetimize icabet etmedi. Canım kardeşim insanlar müsait olurlarsa davetini icabet ederler. Veyahut da konumu durumu gereği belki de davetleri icabet edemeyebilir olabilir. orada ona karşı çok mesela şatafatvari bir davranış içerisinde bulunuyorlardır. O kimse gitmeyebilir konumu dairesince. Veyahut da böyle bir yiyici tayfasından görülecekmiş gibi görülebilir. O yüzden gitmeyebilir. Kendince takvâ noktasında düşünebilir insan. Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle hediye eden malını veren parasını veren kimseler böyle hedefsiz gayesiz vermezler bunlara. bir kimse hedefsiz gayesiz yemek yedirmez.
Ya bu gayesi uhrevidir ya da dünyevidir ikisinden birisi. bir kimse malını gayesiz neden harcasın saf salak değil parasını neden gayesiz harcasın saf salak değil. Eğer bu hediyeleşme malını harcama parasını harcama bir Allah’tan sevap umuduyla yapılıyorsa bunda bir sıkıntı yok. Allah için hediyeleşmek, Allah için tasadduk etmek, Allah için bir kimseye yemek yedirmek, Allah için bir kimseyi giydirmek, Allah için bir kimsenin ihtiyacını görmek, Allah için bir kimseye yardımcı olmak, Allah için bir kimseye tebessüm etmek, Allah için bir kimsenin elinden tutmak bunlar çok güzel şeyler bunlar harika şeyler. Ve Allah için birisine hediye verip onun dine ısınmasını sağlamak, Allah için bir kimsenin sıkıntısını giderip onun dine ısınmasını sağlamak bunlar gerçekten harika şeyler.
Ama bazı hediyeleşmeler vardır bu ahirette sevap karşılığı düşünülmez o kimse ahireti düşünmüyordur. Ama ahireti düşünüyorsa mesela onu mesela bir kimse alim bir kimsedir. O ahalimin ilmi çalışmalarını devam ettirebilmesine sebep olması için ona bir hediye verebilir. Ve o kimse böyle Allah yolunda koşturan bir kimsedir. Allah yolunda daha iyi koştursun, daha fazla koştursun diye bir kimse Allah için ona bir şey verilebilir. bunların hepsi de böyle Allah için olabilecek olan şeyler. Eyvallah! Şimdi bu malı sahibi olan kimseler, bu malı bu hediye alan kimseler eğer gerçekten bunlara muhtaç iseler bunlara helâl olur. Bakın burası ince bir ayrıntı. Bunlara muhtaç iseler bunlara helâl olur. Ama muhtaç değiller ise onlar bu gelen hediyeleri başka muhtaç ihtiyacı olan kimselere devretmeleri, onlara göndermeleri gerekir.
Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hazret-i Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah’a da gönderdi ya hediye gönderince Abdullah dedi ki ya Resulallah benim buna ihtiyacım yok ki. O da dedi ki sen Allah’tan gelen kendinden geleni kabul et. İhtiyacın yoksa ihtiyacın olan kimselere ver, onlara döğüt dedi. Şimdi o zaman böyle bir şeyse bir kimsenin yaptığı şey buna da söylenecek bir laf olmaz. Eğer bir kimse mesela şerefli bir soya sahibi olduğu söyleniyor. bunu böyle söylüyorum şimdi daha açık net konuşayım. Mesela bir kimse kendisini seyyid veya şerîf olarak tanınıyor. bir seyyid sülalesinden, bir şerîf sülalesinden gibisinden veya ben seyyidim diyor bunu böyle söylüyor. ben seyyidim deyince insanlar da ona böyle hediyeler götürüyor.
İnsanlar ona daha farklı davranıyor. Seyyid çünkü. O seyyide davranış biçimi Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin olan muhabbetten, sevgiden mütevellit. Ama o kimse bunu kendi zatından biliyor, kendi zatına devşiriyor bunu. Böyle olunca yine o mal onun kendisine helâl olmaz. Veyahut da bir kimse seyyid olmadığı halde böyle insanlardan mal toplamak, hediye toplamak, insanlar kendisine temana etsin diye seyyidim derse o topladığı mallar da ona helâl olmaz, cahiz olmaz, uygun olmaz. bu da uygun bir davranış biçimi değil. Veyahut da alim kimse dedik ya ilminden dolayı ona insanlar hediyeler veriyorlar, ilminden dolayı ona mal veriyorlar, ilminden dolayı ona böyle temana ediyorlar.
Eğer o kimsede de böyle bir alimlik yok ise, o kimsede de böyle ilim sahibi değilse, onun da o hediyeleri alması, o malları, o infakları alması cahiz olmaz. Veyahut da yine de bir kimse dindar olmasından dolayı ona hediyeler geliyorsa, dindarlığından ötürü, ama o kendi iç aleminde kendisinin fasık olduğunu biliyorsa, öyle ya, insan kendini bilir. Ona çok dindar, çok takvâ diye hediyeler getiriyorlar. vardır ya böyle kadınların arasında, erkeklerin arasında, onlar takvâ satarlar böyle. Allah muhafaza eylesin. Eğer böyle bir kimseyiz, böyle bir kimse ise kendi iç aleminde kendisinin aslında fasık olduğunu biliyorsa, onun da hediyeleşmesi, kendisine hediye alması çok uygun değil. Ona da cahiz değil, o da harâm işlemiş oluyor.
Allah muhafaza eylesin. Tabii böyle öyle Allah dostları vardır, öyle kimseler vardır ki, böyle onlar orta yerde çok görünmezler. Onlar böyle kendi dindarlıklarıyla tanınmasını da istemezler. Ve dindarlığında tanınacaksa, dindarlığıyla görünecekse o tip insanlar kendileri de bizatihi birinci dereceden ticâret yapmamayı tercih ederler. Bunlar ne yaparlar? Bunlar da geçinecekler, sonuçta iş yapacaklar, ticâret yapacaklar, belli ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Dilenmeyeceklerine göre ihtiyaçlarını karşılayacaklar veyahut da onlar da sonuçta kendilerince kendi masrafları var, kendi yapacakları var. O zaman o insanların vekil tayin etmeleri, o vekillerle işlerini götürmeleri gerekir. işte X kimseye adı soyadı belli olunca ona bir kolaylık sağlayacak.
Adı soyadı belli olunca ona bir indirim yapacak. Adı soyadı belli olunca ona daha müsaimakar davranacak. Bu o zaman benim kendi şahsi düşüncem. O zaman o kimsenin kendi ismini orta yere çıkarmaması, kendi adına ticâret yapmaması, kendi adını orta yere koymaması bence takvaca daha uygun. O zaman ne yapacak? Bir araba alıp satacaksa vekaleten araba alacak satacak. Bir tarla alıp satacaksa vekaleten tarla alıp satacak. Veyahut da bir ticâret yapacaksa vekaleten ticâret yapacak. Kendi şahsiyetini ve şahsını orta yere koymayacak. Sebep? çünkü onun ismi iş yapacak artık. Why? Sen X efendisin. Sen X efendisin. Sana indirim yapmayacağız da kime yapacağız? Kalsın kardeşim senin malın. Ben senden böyle indirim istemiyorum.
Neden? Çünkü o kimsenin dini hüviyeti meydana çıkacak. Dini hüviyeti iş yapmaya başlayacak. onun ticâret hüviyeti değil artık dini hüviyeti iş yapıyor.
Dini Kimlikle Ticâret Yapmak
X kimse bir mal alacak ona indirimle yapılan. X kimse mal satacak biz onun malını alalım satalım ona yardımcı olalım filan. Bunlar aslında çok uygun şeyler değil. O yüzden bu tip insanlar kendi at soyatlarını meydana çıkarmadan kendilerini orta yere dökmeden gizli bir şekilde bir vekil tayin edip hadi sen onunla pazarlık yap. Sertarken sen sat veya alırken sen al. Bunların üzerinden iş yapmaları takvaca daha uygun. Sebep? Çünkü dindarlıklarını veya dini kart vizitlerini dünyaya ve dünyeviliğe çevirmemesi lazım. bazen derim ya derviş kardeşlere nasihat ederken bir ticâret yapıyorsunuz alışveriş yapıyorsunuz. biz hangi dergahın müntesi biliyor musunuz filan biz yalan söylemeyiz. Otur kardeşim ya derganı söylemek zorunda mısın?
Şeyhini söylemek zorunda mısın? Yolunu söylemek zorunda mısın ticâret yaparken? Onu söylediğin anda yolunu da şeyhini de dinini de diyanetini de isimar ettin yapma. Buna dikkat et. Ticaret yapıyorsun senin yolunu soran mı var? Ticaret yapıyorsun senin şeyhini soran mı var? Ticaret yapıyorsun senin meşrebini soran mı var? Ticaret yapıyorsun senin dinini soran mı var? Sen neden bunu söyleme zorunluğunu da hissediyorsun? Bunu söylemeyi hissediyorsan bunu söylüyorsan istismar ediyorsun sen. Dinini de istismar ettin yolunu da istismar ettin şeyhini de istismar ettin. beni Şeyh Efendiye sorun. Ticaret yapıyorsun sen. Seni neden bana sorsunlar? Alan sensin satan sensin, kar edecek olan sensin, zarar edecek olan sensin.
Beni neden bana neden seni sorsunlar? ve onun ne kadar namuslu olduğunu biz teyit edeceğiz. Dicez ki biz o namuslu bir kardeşimizdir. ondan alın satın. Bunlar istismar meseleler. Allah muhafaza eylesin. Bir zakirsin. Asla ismini belli etme. Asla kendini belli etme. Ticaretini git kendi ismin üzerine yap. Dini konumun üzerinden ticâret yapma. Dini konumun üzerinden dünyalık toplama. Dini konumun üzerinden kendine bir şeyler verilmesini, kendine bir şeyler aktarılmasını isteme. Bunu bekleme. Allah muhafaza eylesin. Bu sohbetim Sûfî kardeşlerimiz içindi. O yüzden kardeşlerimiz bu konulara dikkat edecekler. Ve kardeşlerimiz derviş oldukları için hediye beklemeyecekler. Derviş oldukları için kendilerine müsahamalı davranmalarını beklemeyecekler.
Derviş oldukları için kendilerine ayrı bir ayrıcalıklık sağlanmasını istemeyecekler. Derviş oldukları için kalkıp da benden alışveriş edilsin, bana iş yaptırılsın, veyahut da ben yapayım. Böyle bir şey beklemeyecekler. Bunlar yollarını, dervişliklerini istismara götürür insanlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden din ile biz dünyayı elde etmekten uzak duracağız. Benim en çok nefret ettiğim konulardan birisi budur. Bir kimsenin dini ile dünyayı elde etmesi, siyaseti konumu ve durumu ile dünyayı elde etmesi, devlet teşkilatındaki makamı ile dünyayı elde etmesi. Bunlardan nefret ediyorum. Bu tip insanlar ne yazık ki hem dini istismar ediyorlar hem siyaseti istismar ediyorlar hem de devletteki makamlarını istismar ediyorlar.
Zaten dünya insanlığı bu üç istismarcıdan çekiyor, ne çekiyorsa. Bir, dinini istismar eden, dini ile dünya malına ve dünya makamına göz diken insanlar. İki, siyaset istismarcıları, siyaset ile dünya malına ve dünya makamını işgal edenler ve bu noktada dünya malına sahip olmak için siyaseti istismar eden insanlar. Üç, devlette edindikleri makam ile mevkileri ile dünya malını elde etmeye çalışanlar ve devlet makamını istismar eden kimseler. Devletin içerisinde adalet mekanizması olabilir, karar verme mekanizmaları olabilir, belediyeler olabilir, bunların içerisinde dahil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de devlet erbabının hediye almasını da uygun görmemiş.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla ve asla devlet teşkilatında çalışan kimseler, devlet teşkilatında çalışan kimseler halktan hediye almamaları gerekir. Halktan hediye alıyorlarsa böyle o hırsızlık malı gibidir, gas malı gibidir. Allah muhafaza eylesin. O haramdır. meşhur ya Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kabul eden bir kimseyi zekat memuru olarak tayin ediyor. Onu zekat memuru olarak tayin edince o zekatları topluyor, zekatları topladıktan sonra geliyor. Bu devletin aldığı zekat, bu benim diyor, bana hediye ediyor. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yüzü kızarıyor, damarları şişiyor, kabarıyor, hızla hutbeye çıkıyor. Diyor ki zekat toplamak için gönderdiğim kimse eğer diyor o evinde oturmuş olsaydı ona kim hediye verecekti?
Şimdi diyor gelmiş bunlar devletin malı, bunlar da bana hediye edildi diyebiliyor diyor. Ve diyor ki bu kimse evinde oturmuş olsaydı kendisine hediye verilir miydi? Hayır. Ve bu konuda da Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri asabın içerisinde çok açık bir tavır koyuyor. Ve bu çok açık bir tavır. Bu açık tavırdan çünkü Müslümanlar kendilerine bir hukuk çıkarıyorlar. Yine başka bir hadisefte Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zekat memurlarına verilen hediyeler devlet malına hıyanettir diyor. Dikkat edin. bu ne demek? Devletin memuruna verilen hediye hainliktir noktasına getiriyor. Çünkü yine başka bir hadisefte de devlet başkanına söylüyor. Diyor ki imama hükümdara verilen hediyeler hile ve irtikaptır. hile onun içerisinde muhakkak bir hile vardır ve irtikaptır o. muhakkak bir şeye o onda bir namussuzluk, bir şerefsizlik, bir haysiyetsizlik yapmıştır manasında söylüyor.
Tabarhanede geçiyor bu hadîs-i şerîf. O zaman devlet memurları bu konuda daha hassas olmalı. Ehli siyaset bu konuda daha hassas olmalı. Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, belediye başkan yardımcıları bu konuda daha hassas olmalı. Devletin içerisinde görev yapan adli personeli bu konuda daha hassas olmalı. Hakimler, savcılar bu konuda daha hassas olmalı. bunların duyulması, halkın içerisinde böyle bir bunların konuşulması dahi adli mekanizma için çok acı verici bir şey. Malum Bursa’da FETÖ ile alakalı bir sürü mahkemeler görüldü ve şayialar dolaşıyor. Ne şayialar dolaşıyor? Milyon dolarlık şayialar dolaşıyor. Gazeteler yazıyor, basin yazıyor. FETÖ davalarında çok büyük paraların döndüğüne dair.
Veyahut da ülke basınında yazılan şeyler FETÖ davalarında büyük paraların döndüğüne dair. Hatta siyasetçilerin bu işin içerisinde olduğuna dair ülke basında yazılan yazılar var. Ve atla adli personelin veya mahkemelerin bunlarla alakalı olan meselelerde bu tür şeylerde basına yansıyanlar var. Gerçekten çok üzücü bir şey. Ve devleti içeriden çürüten, devleti içeriden yıkan şeyler. Veyahut da belediyelerde rüşvetsiz işin dönmediğine dair söylenen şayialar gerçekten devletin ve kurumlarını çökerten, çürüten en önemli meseleler. O yüzden Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu konuda çok ince davranmış, bu konuda çok sert davranmış. Hz. Abubekir, Ömer, Osman, Ali kendilerine getirilen hediyeleri beytülmalıya devretmişler.
Asla kendi şahsi uhdelerini almamışlar. Bakın, asla kendi şahsi uhdelerini almamışlar. Gelen her hediyeyi hazineye irad ettirmişler, hazineye kaydettirmişler ve hazine malı olarak kabul etmişler. Tabii bu dört halife döneminden sonra artık ne oldu ne gitti, oraları ayrı bir tartışma konusu. Bugün dünya üzerindeki devlet başkanlarının, devlet yöneticilerinin, siyasetçilerin, bürokrat kesiminin ne yaptı ne etti basına yansıyanlar çok şeyler değil. O yüzden hediyeleşme ile rüşvetin arası ayrılmalı. Veya hediyeleşme ile bir kimseye bir yemek yedirip onu tahakküm altına alma. Bir kimseye evine misafir edip onu tahakküm altına alma. Veya bir kimseye küçük bir hediye veya büyük bir hediye ile onu tahakküm altına alma. onu böyle idare etmeye çalışma, onu böyle arkasında yönetmeye çalışma gibi.
Hediye alacak olan kimseler bunları sezinlerlerse o hediyeyi almamak için haklı gerekçeleri olur. Bunu zaman zaman zakirlimiz zamanlarında gördük. böyle bir zakire yemek yedirip veya onu evine misafir edip ona ya abi ya şunu şöyle yapsak daha iyi olmaz mı? Aslında kendi dediğini dikte etmek istiyor. Yok olmaz öyle deyince abi neden öyle dedin ya olur öyle ya? Mübarek kardeşim sen misin. Zakir o mu kardeş? O mu Zakir? istişareyse istişare ayrı bir şey. Ama bir zakire borç para vererekten, bir zakire hediye vererekten, bir zakire yemek yedirerekten, bir zakire hakikaten yedirerekten bir zahire hakikaten yedirerekten. bir zakiri hediye vererekten, bir zakiri yemek yedirerekten, bir zakirin sıkıntısını giderekten onu yönetmeye çalışmak bu farklı bir şey.
Veya bir zakire yakın durarak onu yönetmeye çalışmak farklı bir şey. Veya bir şey efendiye yakın durduğunu görüp onu idare etmeye çalışmak, onu sek etmeye çalışmak, onu yönetmeye çalışmak bunlar farklı farklı şeyler. O yüzden hediye alacak olan kimse bu tip davranışları sezinlerse, bu tip davranışlar olabileceğini düşünerekten hediyeyi tatlı bir şekilde reddedebilir mi? Evet, reddedebilir. Allah bizi iyilerden eylesin. Cenab-ı Hak bize Kur’ân ve Sünnet’i sımsıkı yapışıp, Kur’ân ve Sünnet’i sımsıkı yaşayanlardan eylesin. Eğer mesela hiç böyle bir şey yok, bir kimse kendisine gelen bir hediyeyi kabul edip, ihtiyacı olan bir kimseye de bunu verebilir mi? El cevap verebilir. Bu da çok uygun bir davranış, bu da Sünnet-i Seniyye’de var.
Böyle kapıyı tamamiyetle ketun bir şekilde kapatıp, kitleyip, Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin hediyeleşme sünnetini terk etmek bu da uygun değil. Veyahut da komple reddetmek, almamak bu da uygun değil. Çünkü Sünnet-i Seniyye’ye aykırı bir durum. Ama burada o kimse ince düşünmeli, takvaca düşünmeli, böyle kardeşlerini düşünmeli, kendisine ihtiyacı olmayabilir ama bu böyle kendi uhdesini almayacak bakın bunu. İhtiyacı yok o kimsenin. O zaman kendi uhdesini almayacak, ihtiyacı olan kimselere ne yapacak? Onu devretecek, onu sevk edecek ve devrederekten, sevk ederekten de bir hayra sebep verecek. Bu da sünnetin içerisinde mi var? Var. Veyahut da onu ihtiyacı olan bir yere yönlendirmek.
Canım kardeşim Allah razı olsun benim ihtiyacım yok ama filanca kardeşe bunu verebilirsin. Güzel. O ki kardeşe gönderdi, onun da ihtiyacı yok.
Hediyenin Muhtâca Yönlendirilmesi
O da filanca kardeşe verebilirsin. Bu da güzel. O da güzel. Onun da ihtiyacı yok. O da filanca bir kardeşe hediye edebilirsin. Veya bunun gibi böyle daha muhtaç kimselere onları yönlendirmek. Daha muhtaç bir kimseye onu göndermek. Veya gönderilen kimse aslında ona da ihtiyacı olmayabilir. O da bir başkasına göndermek. Allah muhafaza eylesin. Ve mesela sahabeden var böyle bir örnek. Sahabeden bir kimse sarıklık vermek istiyor. Sahabi bir kardeşine diyor ki bunu sana hediye etmek istiyorum. O da diyor ki filanca kardeşimize ver. Ona gidiyor o diyor filanca kardeşimize ver. Ona gidiyor o da filanca kardeşimize ver. 7 kişiyi dolaşıyor sahabe. 7. kişi hediyeyi kabul ediyor. 7. kişi hediyeyi kabul edince Haşr süresi âyet 9 inzal oluyor.
Muhteşem bir şeydir bu. Ben çok böyle beni derinden etkiler bu. Ashab öyle birbirinde fena olmuşlar. Bakın. Bir sarıklık kumaş 7. kişiye geliyor. O ona gönderiyor, ona gönderiyor, ona gönderiyor, ona gönderiyor. O ona gönderiyor. Herkes birbirine gönderiyor. Ve 7. kişiye gelince o alıyor ve âyet-i kerime inzal oluyor. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. Her kim nefsinin tamahkârlığından korunabilmişse onlar felaha erenlerin kendileridir. O zaman nefsimizi tamahkârlıktan temizeceğiz. Dünya malı düşkünü olmayacağız. Bir kardeşimiz size bir gömlek hediye etmiş. Gömleğe ihtiyacınız yok sizin. Gidip bir başka kardeşinize o gömleği hediye edeceksiniz.
Bir kardeşimiz size bir şey hediye etmiş. Siz ihtiyacı olan bir kimseye ne yapacaksınız? Hediye edeceksiniz. Ve siz aynı o kardeşin sizi hediye ettiği kadar siz de sevap almış olacaksınız. Burada ihtiyaç sahiplerini gözetmek, ihtiyacı olanları gözetmek önde olmalı. Ve dervişlik, sûfîlik kardeşlerinde fâne olmaktır. Kendi nefsini tercih etmemeli, kardeşlerinin nefsini tercih etmeli. Kendisi yememeli, onlara yedirmeli. Kendisi içmemeli, derviş kardeşlerine içirmeli. Ve derviş kardeşlerine yardımda bulunmalı. Derviş kardeşlerine tasadduk etmeli. Derviş kardeşlerini görüp gözetmeli. O kimsenin ona ihtiyacı olmayabilir. Gerçekten onu söylememiş de olabilir. ona birisi zekat vermiş olabilir. O kimse de der ki, benim zekata ihtiyacım yok, bunu başkasına ver.
Demekten de utanabilir, çekinebilir, olabilir. O kimse de ne yapacak? Gidecek ihtiyaç sahibi bir kimseye, zekat almaya müsait olan bir kimseye gidecek. Ne yapacak? Vercek. o yüzden, hakiki nefsini temizleyen ve nefsini bu noktada kurtuluşa edilen kimseler kardeşlerini tercih eden, etrafındaki insanları tercih eden sûfî kardeşlerimizdir, derviş kardeşlerimizdir. Allah bizi onlardan eylesin. Birbirimize dua edelim, birbirimize bu noktada inşallah Allah’ın izniyle yardım edelim ve biz derviş kardeşlerimizi düşünelim. Dünyayı elde etmek için sufilimizi, dervişliğimizi, çavuştuğumuzu, zakirliğimizi, şehrimizi kullanmayalım. Dünyayı elde etmek için manevi hâllerimizi kullanmayalım. Dünyayı elde etmek için dergamızı, tekkemizi kullanmayalım, istismar etmeyelim. dünyayı elde etmek için bu siyasetçilere sözüm, siyasi makamlarınızın, mevkilerinizi istismar etmeyin.
Halk çünkü sizden bu sefer iğreniyor, sizden nefret ediyor. Devlet teşkilatında çalışanlar, dünyayı elde etmek için ne yapacaklar? Kendi makam ve mevkilerini kullanmayacaklar. Gerçekten devletin batmasına ve devletin bu noktada yara olmasına sebep oluyorlar. Allah muhafaza eylesin. Adalet ve devlet mekanizmasının düzgün çalışması lazım. Ne yazık ki bununla alakalı insanların kafasında şüphe söz konusu oluyor. İmamlar, mühtüler, içinde bulundukları makamlardan dolayı insanların kendilerine bir şey getirmelerini, insanlardan geçinmeyi kabul etmemeleri lazım inşallah. Haklarınızı helâl edin. Sürç, lisan, ettiysek affola. Sözlerimiz herhangi bir şahsiyet değil. Bu bütün toplumun katmanlarına ait hediyeleşmenin ve hediyeyi reddetmenin bir ölçüsü olması gerekir.
Dilimizin döndüğünce biz de bu ölçüyü anlatmaya çalıştık. İnşallah Cenab-ı Hak cümlemizi anlattıklarımıza, anlattıklarımızın doğru olan kısımlarıyla inşallah amel eden kullarından eylesin inşallah. Şimdi inşallah sorularınıza geçeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Selamün aleyküm. Birlikte olduğum kişiyi sürekli rüyamda görüyorum. Onun sonrasında yapacağı şeyleri görüyorum ve kendisine anlattığımda olur mu öyle şey deyip beni susturuyor. Aradan kısa zaman geçiyor ve rüyamda gördüğüm şeyi yaşıyoruz. Kimi zaman da bana söylemedi ama ağzından kaçırdı da oluyor. Kendime de kızıyorum neden bu kadar derin düşünüp rüyamda da uğraşıyorum sorunları ile diye. Ben nasıl kurtarabilirim bu bağlılığımdan psikolojik olarak da çok etkileniyorum.
Rüya görmeye korkar oldum. Rüya görmeye korkma. Bunlar bizim Sûfî kardeşlerin içerisinde olan şeyler. Sûfî olmayanlarda böyle şeyler görülebilir mi? El cevap görülebilir. Bunu bir lûtuf, bir ikrâm olarak gör ve Allah’a hamd et. Ama bunu gördüğün kimselere anlatmasan daha uygun olur. Hiç belli etme, böyle renkli sinema seyreder gibi olacak olanları seyret. Bunları izle. Cenab-ı Hakk’ın böyle bir hususiyet verdiğinden dolayı da Allah’a zikret, Allah’a hamd et inşallah. Selamünaleyküm hocam. Peygamber efendimiz miraca çıkarken dünyanın yuvarlak olduğunu görmüş müdür? Ve bu hadislerde geçmekte midir? Hayırlı geceler. Mirasla alakalı meseleler dünyanın yuvarlak olduğuna dair bir hadis-i şerifle karşılaşmadım.
Hakkınızı helâl edin. Hayırlı geceler. Selamünaleyküm hocam. Akşam bir rüya gördüm. Yatağa yatınca birisi üç parmağıyla sol omuzuma dokundu. Kızım sakın üzülme. Senin de çocuğun olacak. Sabret. İsyan etme dedi. Simsiye kadın sülü yetiydi. Yüzünü görmedim. Sadece sesini duydum. Ben cevap vermeden gitti. Sonra o anda uykuda daldım. Tevil eder, yasaklıyım. Daldım. Tevil eder bilir misiniz? Hakkınızı helâl edin. İnşallah Cenab-ı Hak sana hayırlı evlatlar verecek. Bu konuda Cenab-ı Hak sana da bir müjde vermiş. Rabbim müjdeni arttırsın inşallah. Cenab-ı Hak hayırlı evlatlar nasip etsin. Cenab-ı Hak İslam’a hadim, Kur’ân’a, Sünnet’e hadim, anne-babaya öf day demeyen evlat nasip eylesin cümleye inşallah.
Selamünaleyküm ben Aksar’dan arıyorum. Benim eşimle hep sıkıntılar oluyor. Sürekli beni her fırsatta bulduğunda beni insanların yanında, yalanlarıyla beni kötülemeye çalışıyor. Her zaman dargınlıklar oluyor, küfürler ediliyor. Ben insan olalım dedikçe o yine küfür ediyor. Anlaşamıyoruz. Ayrılalım dediğimde seni öldürürüm diyor. Boğazıma sarılıyor. Benim yüzüme baka baka benim hakkımda yalan söylüyor, iftiralar atıyor. Ne yapmam lazım teşekkür ederim. Bu gerçekten psikolojik olarak rahatsız bir kimseyle yaşıyorsun. O yüzden o beynin psikolojik olarak bir tedavi görmesi bu konuda yardım alması lazım. Bu normal bir psikoloji değil. Onun bu psikolojiden çıkması lazım. ayrılmak istiyorum, boşanmak istiyorum diyen kadının, öldürürüm deyip de boğazına sarılıyorsa bir kimse gerçekten onun psikolojik olarak dengesi bozuk.
Onun muhakkak tedavi edilmesi lazım. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm hocam. Nefes kitabından istiyorum lütfen. Gönderelim inşallah. Ama bunu nasıl kaydedip gönderecektim ben şey… Ama masaj üstünde not eftir açıp adres oraya atacaktık değil mi? Evet. Masaj üstünde masum sandık kitabınızda orada çıkıyor. Tamam. Tamam. İnşallah. Sohbet şeyi, onun en altından yazayım ya. Bu gönderdiğimiz kimse olabilir. Ümraniye göndermiş miydin? Üsküdar’a mı gönderdim? Tamam. Tamam aldım adresi sıkıntı değil. İnşallah. Kitaptan göndereceğiz Allah izin verirse inşallah. Kur’ân-ı Kerim okumak Allah’ı zikir midir? Evet. Zikir çok zikir. Zikir çok geniş bir yelpazedir. Kur’ân okumakta Allah’ı zikir olarak addedilebilir.
Namaz da zikirdir. Kur’ân okumak da zikirdir. Oruç da zikirdir. Ama bunların içerisinde en önemlisi oturup Allah’ı zikretmektir. La ilahe illallah ve Allah Allah Allah demektir. İhyade de veya diğer eserler de bu çok methedilmiş. Bu kadar da zikir. Zikir de bir yıla kalan hem de daha önceden atmışlar. Ben tekrar söylüyorum. Canım kardeşlerim biz bu numarayı sadece ve sadece sohbet günleri açıyoruz, kullanıyoruz. Diğer günler bu numara çalışmıyor. O yüzden buraya bayram tebreyi, cuma tebreyi veya hatis paylaşımları yapmayın. Onları es geçmek zorunda kalıyor. Hakkınızı helâl edin. Canım. Bu Hanefî mezhebinde nikahda kifayet, denklik lazımdır. O halde hanım küffü dengi olmayan birisiyle evlendiği zaman veliler nikahı fesedebilir.
Kuduri. Evet. Hanefî mezhebinde bir kimse hiç evlenmemiş olan bir bayan bir erkekle nikahlanabilir, nikahlayabilir. Nikahtır. Ama velakin velisi kızın anne babası veya velisi hükmündeki kimse eğer denklik yok ise nikahı fesedebilir. Soru şu arkasından gelen soru. Maddi olarak ailesine bağlı olmayan ve ayrı bir şehirde tek başına yaşayan bir hanım evlendiğinde de aynı hüküm mü geçerlidir. Evet. Bu önemli değil hangi şehirde yaşadığı. Bunların yeniden iştahat edilmesi gerekir mi? El cevap iştahat edilmesi gerekir. Çünkü mesela Hazret-i Ali Radıllahu An Hazretleri böyle kendi başına evlenen bir velisinin izni olmadan evlenen bir kadının bir kızın nikahını fes etmiyor. Hatta adamı tehdit ediyor döverim seni şimdi diyor.
Böyle bir ibare var. O yüzden bu şeyde Kudur’de veya diğer Hanifi mezhebinin bütün fıkıh kitaplarının nikah bölümünde geçer bu ibare. Ben kendim için söylüyorum bunu. Kendi iştahat etme gibi değil. Bunların yeniden iştahat edilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü fes edilmeyeceğine dair de ibareler var. Öyle olunca şimdi örneğin bayanlar belli bir yaşa geliyorlar, belli bir olgunluğa ulaşıyorlar. Ve belli bir yaşa ve olgunluğa ulaşınca bunun için ailesinin izni alma veya ailesinin kabulünü arama aramamayla alakalı tereddütler olabilir. Bunu yeniden iştahat edilebilir mi? El cevap edilebilir. Ama ve lakin bunu iştahat edecek bir makam da yok şu anda. Sıkıntılar bunlar zaten. Bir kardeşimiz on maddelik bir sıralamış böyle bir Müslüman toplumu nasıl çökertirsiniz, aileleri nasıl çökertirsiniz diye.
Allah razı olsun canım kardeşim. Okuyamayacağım için üzgünüm. Allah yesin inşallah. Kusura bakma. Kusura bakma. İnsana selamun aleyküm. İnsana Allah için sevmekten alıkoyan, uzak tutan hasretler, davranışlar nelerdir? Allah için bir şey birini sevmeye muhabbeti artırmanın yolu var mıdır, nelerdir? Sevmek fıtri bir şey midir? Karşı taraftaki kişinin sevmesiyle bir etkisi var mıdır? Allah sizden kardeşlerden razı olsun.
Sevgi ve Sevmenin Gerekçeleri
Amin. İnsanı sevmekten alıkoyan şeyler bir haklı gerekçeler vardır, iki haksız gerekçeler vardır. Haklı gerekçeler nelerdir? Sevmek için. O kimsenin Allah dostu olması, veli olması, mümin olması gibi o karşıdaki kimsenin iyi, doğru, güzel hasretlere sahip olması, sâlih insanlardan olmasıdır. Haksız gerekçeler nelerdir? O kimse eğer Kur’ân ve Sünnet tarihisinde değil ise, o kimse eğer Allah’ın sevdiği Resûlullah’a sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sevdiği şeyleri yapmıyorsa, Allah ve Resulünün çizgisinin dışına gidiyorsa, evet o kimseye sevilmez. Allah dostlarını, müminleri, Kur’ân’ın, Sünnet’i Allah’ı Resulüne sevdirmeyen şey de insanın nefsidir. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Sevmek fıtri midir?
Herkes de fıtri olarak vardır. Rabbim bizi sevenlerden eylesin inşallah. Bakın, en önemli, burada sevmekten laf açılınca, en önemli aklıma geleni, kalbime geleni söyleyeyim. En önemli şey şu, bizim seviyorum dememiz de nefsimizden olmamalı. Bizim ülkemizde, bizim topraklarımızda şöyle bir şey var. Ben Barbaros’u seviyorum, Barbaros da beni sevmeli. Barbaros, ben seni seviyorum bak sen de beni sev. Bu akşam Barbaros var misafir olarak İstanbul’dan. O yüzden ondan görüneyim biraz. Bu şimdi böyle bir olgu ki, seviyorum lafıyla karşıdaki kimseyi tahakküm altına alma. Bunu görüyorum ben bazen insanlarda. Ama ben seni çok seviyorum. Ya ne yapayım seviyorsan, senin emrine mi gireyim sen çok seviyorsan?
Bunu Şeyh Efendi Hazretlerinin zamanında da görürdüm, şahit olurdum. Almanya’dan gelmiş, Ankara’da uçaktan inmiş, telefon açıyor. Selamünaleyküm, aleykümselam. Efendim biz Ankara’ya indik, bizi alacak bir arkadaş var mı? Allah Allah. Allah Allah. baba dayanamadım da senin hasretine de Ankara’dayım da, aşina olduğum bir şey anlatayım size. Beni buradan aldırsan da. Şeyh Efendi dedi, evladım benim arabam mı var dedi ben seni oradan aldırayım. Ve Ankara’da kime söyleyeyim şimdi ben dedi, bak filanca kimse gelmiş oradan havaalanından onu alın getirin diyeyim dedi. Kapattı telefonu. Biz Nevşehir’deyim ben de, ertesi gün Sivas’a gideceğiz biz. Aslında o gün gidecektik, bir Şeyh Efendi’nin Allah rahmet eylesin bir böyle bir işi çıktı.
Mustafa Efendi bu gece kal oğlum burada dedi, yarın gidelim, gidelim efendim dedi. Benim ben müsaitim dedi, ben o gece orada kalacağım. O adam Nevşehir’e şey inmiş, gelmiş akşamüstü oldu Nevşehir’e otogara inmiş. Arıyor, Selamun aleyküm bu efendi babam ses ben duyuyorum mikrofonla normal ev telefonu. Ben Nevşehir’de karajdayım çok hızlı gelmek istiyor ya birisi onu alması lazım. Çok seviyor çünkü Şeyh Efendi. Şeyh Efendi dedi, evladım ben şoförlük bilmem arabam yok bunu daha önce de söyledim. Ne yapayım şimdi dedi, oğlanı uşağı dedi, boyun eğeyim, oğlum işinizi gücünüzü bırakın, dükkanı kapatın, gidin karajda bir derviş var onu alın mı diyeyim dedi. Ve ne yapayım Mustafa Efendi burada misafir şimdi dedi, evladım kalk karaja git bir kardeş arkadaş gelmiş onu al mı diyeyim dedi.
Oradan taksicilerden birisine git, de ki dedi, Kuppa Hasan oldu ondan sonra Kuppa Hasan’ı almış, ondan sonra Kuppa Hasan oğullarının evine gitmek istiyorum, ondan sonra Kuppa Hasan oğullarının Abdullah Efendinin evine gitmek istiyorum dedi, bütün taksiciler seni getirir der dedi. Kapattı telefonu. Gerçekten bir taksi geldi kapının önünde indi. Ondan sonra geldi içeriye. Böyle bir sarıldı Şeyh Efendi’yi çok seviyor ya, ondan sonra bir sarma açtı bir sıktı Şeh Efendi’ye. Gayrı ihtiyar işte. Ben böyle baktım gözünde yaş falan var mı diye, ne gözünde yaş var, ne bir şey yaptı böyle bir ondan sonra oturdu. Hoş geldin Beşikli, nasıl arkadaşlar iyiymiş bu mu? Bu mu? Ondan sonra bir sofra hazırlandı.
Tabii akşam yemek vaktine yaklaştı artık yiyeceğim. Oturduk üç kişi yemek yedik ondan sonra. Şeyh Efendi’ye dedi ki, Efendim dedi, benim buradan dedi. Aksaraya kadar götürecek bir arkadaş var mı acaba ki dedi. Çok seven adam, karnını doyurdu, gidecek yani. Bitti işi, gördü, sarma açtı, bir yaptı, bir titredi. Tamam bitti işi ya. Şeyh Efendi dedi ki, evladım ben hiç kimseye diyemem böyle bir şey dedi. Sen dedi tekrar bir taksi çağır dedi. Garaja git oradan Aksaraya otobüslerine bin dedi. Ben döndüm efendim müsaade ederseniz ben bırakayım dedim. Sen birisin. Mustafa Efendi dedi. Benim içim şişti ya. Ben onu aldım arabaya. Dedim ya sen nasıl bir edepsiz insansın. Sen nasıl bir insansın dedim ya.
Hiç mi Allah’tan korkmadan, hiç mi peygamberden utanmadın? Dedim Ankara’da indin, Ankara’da indinde kendine özel araba istedim. Utanmadın mı dedim Şeyh Efendi’den özel araba istemeye? Ne var bu araba? Ne var bunda Mustafa kardeş? Sen de dedikleri gibi çok sertsin ha dedi. Ne serti ya? Azım seni. Dövmek istiyorum seni. Anlattım, anlattım, anlattım. Karnımın şişini indirdim. Garajın kapısını bıraktım. Ben buradan nereye gideceğim? Git nereye gidiyorsan dedim. orada dedim otobüsler görünüyor dedim. Döndüm. Şeyh Efendi dedi. Karnımın şişini indirdin mi Mustafa’n dedi. İndirdim Mustafa’n dedi. İndirdim efendim. Âlâ oldu dedi. Öğrensinler edebi erkânı dedi. Şu dedi. Hollanda’dakınlar, Almanya’dakınlar dedi.
Nasıl bir şeylerse dedi. Hepsi de kendine özellik istiyorlar dedi. Allah iyi etsin efendim dedi. Şimdi derviş kimse seviyorum deyip özellik istemez. O seviyorum lafını istismar ediyor. bugün dini istismarı, siyaset istismarı, devlet istismarıdan anlatıyor. Açıldı ya. Sevmenin de istismarı var. Canım kardeşim seviyorsan daha ince davranacaksın. Daha ince düşüneceksin. Seviyorsan karşındakini tahakküm altın almaya çalışmayacaksın. Ona, onun emrine gireceksin. Seviyorsan onun yörüngesinde dolaşacaksın. Seviyorsan onun işaretine bakacaksın. Seviyorsan onun kalbinden geçene göre davranacaksın. Bu sevmek böyle bir şey. Seviyorsan sen fedakarlık edeceksin. Ben seviyorum sen fedakarlık et. Öyle bir şey yok.
Seviyorsan sen fedakarlık edeceksin. Seviyorsan sen alttan alacaksın. Seviyorsan sen peşinden koşacaksın. Seviyorsan sen onun yörüngesinde duracaksın. Seviyorsan sen affedici olacaksın. Seviyorsan sen küsmeyeceksin. Senin küsmeye hakkın yok. Seviyorsan senin tavır koymaya hakkın yok. Seviyorsan senin mesafe koymaya hakkın yok. Seviyorsan senin aramama gibi lüksün yok. Seviyorsan sen aracaksın. Sen soracaksın. Sen temanna edeceksin. Sen peşinden koşacaksın. Ama ne yazık ki bizde bu iş tersine. Allah muhafaza eylesin. Bu repliği söylüyorum ya. Ben heykeldeyim. Beni buradan alır mısın ama ben seni çok seviyorum. Hala da bekliyor yıllardan beri heykelde. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin.
Selamünaleyküm. Kişinin maddi manevi rızkı yaptığı iş ile alakalı mıdır? Rızkının atması kendi elimizde midir? Bunun için ne yapmalıyız? Rızk Allah’a ettir. Artıp artmaması mağlû nimettir. Biz mağlû nimet istemek ayrıdır. Rızk ayrı bir şeydir. O yüzden biz Allah istenilmeyi sevdiği için Cenab-ı Hak’tan hayırlı rızk temenni ederiz ve hayırlı rızk isteriz. Yoksa ev mağlû nimettir. Araba mağlû nimettir. Eşya mağlû nimettir. Bu dünyada kalacaktır. Allah’tan helâl ve hayırlı rızk isteyin. Allah’tan hayırlı öbür isteyin. Allah’tan afiyet isteyin. Afiyet ile yiyebileceğiniz mal, afiyet ile geçineceğiniz eş, afiyet ile yaşayacağınız evlatlar, afiyet ile yaşayacağınız ev, afiyet ile bineceğiniz mağlû nimet araba isteyin.
Afiyetsiz bir şey istemeyin. Allah muhafaza eylesin. Allah’ın vaatleri çok güzel. Şüphesiz ki vaatler gerçekleşecek. Ama ben vaatler için değil de sadece Allah’ı sevdiğim için ibadet etmeyi istiyorum. Sizin de sohbetlerinizde bahsettikleriniz gibi zikir halakalarına katılıp ve o meclisten kalktığımız zaman geçmiş günahlarından arınır dediğiniz gibi hem zikretmeyi sevdiğim için, sizi sevdiğim için o mecliste bulunmayı, sizi kardeşleri sevdiğim için bu yolda hizmet etmeyi istiyorum. Kalbimi bu yöne çevirmek için ne yapmalıyım? Son olarak da aklıma bir soru takıldığı zaman bu işlemi yapıp tevhid çekmeye başlıyorum. Sanki yanımdaymışsınız gibi size sorular soruyorum ve cevap alıyorum. Kalbim de mutmain oluyor.
Bu hak mıdır? Hatta bir gün yine böyle yaparken siz bu kadar yeter deyip önümüzdeki kitapları topladınız, ayağa kalkıp giderken benim gözlerim kapıydı. Çektiğim tesbihim bittiğini fark ettim. Bu şekilde davranmamın bir sakıncası var mı? Yok. Zaten bizim zikrulluğumuz Allah için olmalı. Gelişimiz, gidişimiz Allah için olmalı. Sevişimiz Allah için olmalı. Her şeyimiz Allah için olmalı. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamünaleyküm. Ablamı isteyen biri var. Biz hanefiyiz. İsteyen kişi Caferi. Evlilikte bir sıkıntı olur mu? Teşekkürler. Caferiliğin çok hiz bir kolu var. O yüzden hangisinden olduğunu bilmiyorum. Her mezhebde bir sapkınlık yoktur. Mezhebden sudur etmiş, sonradan oluşmuş sapkınlıklar vardır.
İmam Caferi’ye saygımız, sevgimiz sonsuzdur. Bu noktada İmam Cafer Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin mübarek torunundan birisidir. Ama bugünkü Caferi’likle İmam’ın Caferi’yi ayırt etmekte fayda var. Veya bugün hanefiyim diyenler ne kadar Hanefî, aynı şey hanefiler içinde geçerli. Ayırt etmekte fayda var. O evlenecek olan kardeşimizin dini akidesini bilmediğimiz için buradan hükmetmemiz biraz zor. Bir İmam-ı Cafer, İmam-ı Azam’ın hocalarından birisidir. O yüzden İmam-ı Cafer ile alakalı bir sıkıntımız yok. Ama Caferi dediğinizde o kadar çok hizif var ki, Caferilikten çıkma örneğin Batiniler var, Fatimiler var, Caferiyim deyip de Hz. Ebubekir’e, Ömer’e, Osman’a, Ayşe’ye lanet olsun diyenler var.
O yüzden biraz sıkıntılı bir durum. O kardeşimizin dini akidesini bilmediğimiz için bir şey söyleyemeyiz. Aynı şeyler hanefiler içinde geçerli. o kimse Hanefî ama hanefinin ne olduğunu bilmiyor. Veya o kimse şafi ama şafiliğin ne olduğunu bilmiyor. Veya mezhebin ölçülerinin uymuyor. Hatta bazı hanefiler var dinden çıkmış. Veya şafiler veya marekiler veya sünniyim diyenler var. Dinden çıkmış vaziyetteler. Allah muhafaza eylesin. Evlilik görüşmelerinde birbirlerimizi tanımak için, yaptığımız görüşmeler için bir süre sonra flörte dönmeye başlıyor demiştiniz.
Flört ve Evlilik Görüşmeleri
Harâm olan bu flört nedir biraz açar mısınız? Görüşen insanların birbirlerine karşı sınırları ne olmalı? Şimdi evlilik görüşmeleri dediğiniz şey, eğer hiç kimse birbirini tanımıyorsa iyi bir, iki, üç, dört görüşsün neyse. Ama bu iş çıkmaya giriyorsa, çıkmak olarak nitelendirdikleri flört devresine giriyorsa, bunda sıkıntı var. bu görüşmeler çok mâsumâne görüşmeler olmaktan çıkıyor. Hadi beraber sinemaya gidelim, hadi beraber parka gidelim, hadi beraber gezmeye gidelim. Bu iş tabiri caizse dikişten dikiş tutmuyor. Maakul olan, ya bir kimse, bir de işin en enteresan noktası şu, insanlar salt, Kur’ân, Sünnet arıyorlarsa birbirlerinde, ya çok fazla bir şey sıkıntı yok ki. Herkes Kur’ân ve Sünnet’e uymaya, hanefiyse Hanefî fıkhına göre hayatını yaşamaya taaüt eder, mesele biter.
Bu kadar basit. Ve sonra bir problem çıktığında Kur’ân, Sünnet belli, Hanefî fıkhı belli, kimin ne yapacak, kimin ne uyacağı belli. Atla deve değil. İş en sıkıntılı şey şu, insanlar din örtüsü altında fuhuşa doğru gidiyorlar. Din örtüsü altında rüşvetler, din örtüsü altında istismarlar, din örtüsü altında kayırmacılar, din örtüsü altında hukuksuzluk, haksızlık, din örtüsü altında arsızlık, uğursuzluk, bunlar beni üzüyor. Ve İslam dünyasının bence en önemli problemleri bunlar. din örtüsü altında flört hayatı yaşıyor insanlar. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun tüm kardeşlerimizi inşallah. Eskiden düğünlerde görüp tanışıp evlendiği gibi artık insanlar sosyal medya üzerinden tanışıp evleniyorlar.
Bu konuda ne düşünüyorsunuz? düğünlerde tanışıyorlardı, düğünlerde oğlanın annesi bir kızı beğeniyordu. Düğünlerde tanışmak yoktu. Oğlanın annesi bir kızı beğeniyordu. Bakıyordu, süsü püsü yerinde, alı pulu yerinde, boyu posu kendi oğluna uygun. Orada da makyajdı, orada beğeniyordu. Sonra aradan bir iki gün geçince, makyajsız görünce beğendim kız bu muydu, o muydu diye karıştırıyordu yaşlı anneler. İşin latifesi bir tarafı. Oradaydı, o zamanlar öyleydi ama şimdi öyle değil. Sosyal medyada tanışıyorlar, tanışıyorlar ama çok bu konuda sıkıntılı şeyler yaşayanlar da var. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm. Rüyamda siz hâlâ hazırda var olan bir hastalığımız için falanca bitkiyi şu şekilde kullan deseniz, bunu tevil ettirmemiz gerekiyor mu?
Evet. Yoksa bu rüyaya tabi olabilir miyiz? İletişimimiz açık olduğu için tevil ettirmekte fayda var. Selamun aleyküm. Bir sohbetinizde size düşmanlık besliyorlarsa bir kişi siz ona bir tesbih, Fatiha-i Şerîf okuyun hediye edin demiştiniz. Aynı şey kafası karışmış, zor durumdaki kardeşlerimiz için de geçerli olur mu? Olsun. Ne buyurursunuz? Ne buyurursunuz? İnşallah hayırlı Cumalar, sen de Cuma-ı Merak olsun. Selamun aleyküm. Rüyamda siz elinizi yemek masasına koyup üç tehdit çekip bana da bunu yapmamış söylediniz. Ne buyurursunuz? Affınıza sayınlarım. Bu dergah adabıdır. Ben bu dergah adabını da hemen hemen her yerde yemek yerken kullanmaya, yapmaya bu adabı yerine getirmeye gayret ederim. Her daim.
Ben iki kişide yemek içsem hemen üç parmağımı koyarım. Nolsun? İşaret parmağım, orta parmağım ve onun yanındaki yüzük parmağımı. Üç sefer La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah diye tevhid çekerim. biz üç elif piktanla la’yı uzataraktan tevhid çekerim. Evimde de böyle yaparım. Çocuklarımla yemek yerken. Misafirlikte de yaparım. Lokantada da yaparım. Lokantada böyle sesli yatmam. Orada masadakiler duyacağı kadar üç tevhid çekerekten yemeğimi yerim. Tevhid yemeğin başı zikir, ortası tefekkür. Sonunda hamd şükürdür. Sonunda da hamd etmek gerekir. O yüzden yemeği zikirle başlamak, zikirle başlamak sünnettendir, adaptandır, berektir, lütuftur, ikramdır. O yüzden bütün kardeşlerime tavsiye ederim.
İnşallah. Selamun aleyküm. Allah katında nasıl rızıklanır kul? Bunun için ne yapması lazımdır? Bunun bir manevi tarafı vardır, bir zahiri tarafı vardır. Manevi tarafı bir şey yemeye ihtiyacı hissetmezsin. Allah’ı zikredersin, açlık da hissetmezsin. Bu işin manevi tarafıdır. Ama bu insanın normalde kendisinin doyması ile alakalıdır. Açlığının giderilmesi ile alakalıdır. Ama bir de malın nimet lazımdır. Bunun için de Cenab-ı Hak sana böyle umumaz bir kapı açılır, bilinmez bir kapı açılır. Bir iş yaparsın. Herkesin 20 liraya yaptığı işi sen 2 liraya yaptırırsın. Herkesin 50 liraya aldığını sen 5 liraya yapırsın. Herkesin 5 liraya sattığı işi 50 liraya satarsın. Cenab-ı Hak da böyle bereketlendirir insanı.
Selamünaleyküm. Pihirim demiş birisi. Ben pihir falan değiliz. Allah bizi affetsin. İnsan uykudayken ruhunun… bilmiyoruz da böyle bir şey yani… Kalkıp da biz şimdi değiliz demeyelim. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Cenab-ı Hak muhafaza etsin. Yalan konuşmaktan da bizi Allah korusun. Estağfurullah. İnsanın yüzüne karşı övülmesi hoş bir şey değil. Sünnet aykırı. Maşallah ne kadar çok soru sormuş kardeşimiz. İnsan uykudayken ruhunun bedeninden ayrıldığını söylemiştiniz. Yakazada da ya da hal görürken ruh bedenden ayrılır mı? Yakazada ayrıldığı zamanlar olur ama hal görürken yakaza halinde hal görüyorsa aynı şey olmayabilir. farklı bir şey olabilir çünkü. Dervişler de genelde ayrılır ama belli bir noktada gelenlerde ayrılır diyemeyiz.
O çünkü onun yakazasıyla dervişin yakazası aynı değildir. Belli bir noktaya gelen bir kimsenin yakazası farklı olabilir veya hali de farklı olabilir. İllaki kesin kes böyle olacak diye bir kaydı yok. Gözü açık ya da kapalı hal görürken yakazada veya rüya görürken gören nedir? Beyim midir, ruh mudur veya farklı bir şey midir? Oradaki normalde beyne akla akseder o. Beyin görmez onu. Beyin sudan ibaret ne görecek o? Beyin dediğiniz şey. İnsanın onu kalbine kalp görür onu. Ruhun da gördükleri vardır. O ruhun gördükleri yaşadıkları kalbden de akla tecelli eder. Çünkü idrak edilmesi lazım onun. İdrak edileceği için sonunda akla tecelli eder o. Akıl onu idrak eder, anlar, tanımlar onu. Bu akıl kendisindeki bilgilerde, kendine ait olan bilgilerde onu tanımlama, onu idrak etme bilgisi yok ise o zaman yine kalpteki ama zikrullâh’tan oluşan kalbi velediden ama Cenab-ı Hakk’ın direkt nurani tecelliyatından bilgiyi alır.
Öyle onu idrak eder, onu akleder. Rabbim her an her şeyi yaratması ben gizli bir hazinedim. Biliniyim istedim hadisi kudüsünce bizleri biliniyim istedim. Anını içindem alır. Eyvallah. Rabbim Adem’e ruhundan üflemesi nedir? İnsan Rabbisinden bir parça mı taşır? Bunu böyle tanımlıyorlar bu doğru değil. Cenab-ı Hak’tan bir parça değiliz biz. O yüzden bize bir ruh üfledi, bu ruh üflemesi üfledi. Ruhu üflemesi bizim ondan bir parça olduğumuzu göstermez. Allah’ıma muhafaza eylesin. Kulun nefsinden bilerek kendini Rabbinden bir parça olarak görmesi şirk olur mu? Direkt şirkem. Allah’ıma muhafaza eylesin. Tecd-i îmân tecd-i nikah gerekli. Rabbimin meleklere, Adem’e secde ettirdiğine göre Adem yaratılış olarak meleklerden güzel midir?
Başta Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Peygamberler ve Rabbimin Veli kullarının ruhları ruhan ettir. Meleklerden parlak ya da nurludur diyebilir miyiz? Evet. Her şey aslında rüce eder demiştiniz. Biz müminlerin aslı nedir? Mümin isen aslında rüce edeceksin. Mümin olarak Allah’ın bir sıfatı olarak, sıfatının tecelliyeti olarak geriye dönüşün olacak. Yaratılmış her şeyin başlangıcı ve sonu olduğuna göre ahiret hayatı, cennet cehennemde yaratıldığına göre bir sonu olması gerekmez mi? Her şeyin başlangıcı vardır, her başlangıcı olanın sonu vardır diyemeyiz. Eğer onların da bir sonu veya farklı bir perdesi var ise diyemeyiz öyle bir şey yok. Yanlış kelam ettiysek affola. Estağfurullah herkes öğrenmeye çalışacak.
Biz de bildiğimizi aktarmaya çalışacağız. Hayırlı geceler ben namaz kılarken aklıma bir sürü şey gelir. Böyle olunca namazı gerektiği gibi kılmadığımı düşünüyorum. Ve acaba yeniden mi kılsam diye düşünüyorum. Sizce bu durumda ne yapmalıyım? Namazına devam et yeniden kılma. Bu senin imanın olduğunu ve namaza sık sık yapıştığını eşar et. Bir de utanarak söylüyorum bundan bir süre önce sizinle ilgili kötü bir şey söylendiğinde cevap verememiştim sizi savunacak bir şey söyleyememiştim. Sonrasında bu duruma çok üzgünüm ve sizden helalik almak gerektiğini hissettim. Hakkınızı helâl ederim. Sizi tanımıyorum tanımadığım bir kişiye nasıl hakımı helâl edeyim ki? O yüzden diğer numaramı her kim iseniz mesaj atabilirsiniz.
Cibilliyet manada ve zahirde nedir? Cibilliyet bir kimsenin fıtratı. Ben öyle biliyorum. Selamünaleyküm. Hadis-i şerifin şerrini yapar mısınız? Benden bir hadis duyduğunuzda kalpleriniz onu kabul ediyor. Tüy ve ciltlerinizi yumuşak geliyor. Ve onu size yakın görüyor musunuz? Benden bir hadis duyduğunuzda kalpleriniz onu kabul ediyor. Tüy ve ciltlerinizi yumuşak geliyor. Tüy ve ciltlerinizi yumuşak geliyor. Ve onu size yakın görüyorsanız bu takdirde ben o hadise sizden daha yakınım. Ama siz gene benden nakledilen bir hadisi duyarsanız kalpleriniz onu inkar eder. Tüy ve ciltiniz ondan nefret eder ve kendinden uzak görürseniz bilin ki ben o söze ve sizden en uzak olanı daha uzak. Bu kitapta okumadığınız hadisler için.
Birisi bu böyle bir hadis diyor ama ravisini söylemiyor. Buhârî Müslüm Tirmizî, Ebû Dâvûd veya sayfasını söylemiyor. Böyle bir ravi yok ama hadis diyor, söylüyor. O zaman bu hadîs-i şerîf bununla alakalı olabilir. Selamünaleyküm. Birkaç sorum olacakca, verirseniz sevinirim. Ben birine yüklü miktarda borç verdim. Geri alamıyorum. Bir video da sadakaya borç verip anlamayan paralar kul hakkını ödemeye kefaret oluyormuş. Bu ne kadar doğru? Bir borç verdin. Borç verdin. Para senin hakkın. Ve sen o hakkın olan parayı almaya gayret edeceksin. Karşıdaki kimse borç para aldıysa bunu ödemeye gayret edecek. Ve ödemezse sen de hakkını helâl etmezsen, Cenab-ı Hak ahirette onun tabiri caizse ciğerinden söke söke alacak, sana verecek.
Bir kimse borcunu ödemeye gayret ediyor ama bir türlü eline geçmiyor. O borcu ödeyecek kadar para. Ama çalışıyor, çabalıyor, gayret ediyor. Bir türlü o parayı toplayamıyor. Bu farklı bunun fetvası. Bu niyetle çalıştı, gayret etti, olmadı bir türlü, ödeyemedi.
Borç, İflâs ve Altın Yatırımı
Mesela 100 bin lira borcu var, 1 lira götürdü, iflâs etti, battı, sel aldı, yel aldı, âfât oldu, ne bileyim iflâs etti. Eyvallah herkesin başına gelecek olan bir şey. Ödemek için gayret ediyor, ödeyemiyor. Allah onun kefili. Bir de hocam para için paramı alırsam umre yapabilirim dedim. Arkadaşlarıma alamazsam günahlarıma kefayette olsun dedim. Yanlış mı? biz yanlış doğru demeyiz. o paranı almak için gayret edeceksin, alacağını tahsil etmek için gayret edeceksin. Cenab-ı Hak inşallah tahsil ettirsin. Allah iyi etsin inşallah. Bayramlaşmaya gelemedim, geçmiş bayramız mübarek olsun. 10 TL mi isterim? Yok, bir dahaki bayramı bekleyeceğim. Bitti, bayramlaşmadaydı o. Sana söylersen şimdi bayramlaşmaya gelemeyen herkes sıraya girer.
Canım kardeşim benim. Allah bizi affetsin inşallah. Selamünaleyküm ben 6 yıldan beri dersliyim ama bir türlü kendimi size tanıtamadım. Daha önceki sohbetlerinizde ders alan oldu. Ders alan kişiler kendilerini tanısın demiştiniz. Eşim de eşim ve kızım da ders aldı. Ona rağmen hala tanışamadık. Ne zaman müsait olursunuz ailece tanışmak istiyoruz. Bayramlaşmaya geldik. Evet sizi tanıdım. Bayramlaşmaya geldiğinizde tanıştık dediniz siz orada. Biz yeni ders aldık diye. Eşim ve çocuklarımla eşim ve kızım da ders aldı diye. Tanıştık canım kardeşim sizi tanıyorum. Sufilik yolundaki disiplinli oluşunuz hangi yola bağlı? Kur’ân ve sünnetime azimli olmaya mı? Âşıklığınıza mı? Allah ve Resul sevgisine mi?
Hırsınıza mı? Fıtratınıza mı? Metafizik merakı var ise ona mı? Yoksa kendinizle savaşmanız mı? Aklıma gelenler bunlar hepsi de alışverişler. Bunlar yoksa bu saydıklarımın hepsine mi borçlu? Hepsi. Soruyu sorma sebebim disiplin konusunda çok sıkıntı yaşıyorum. Bir ipin ucundan tutmak istiyorum. Beni buna bağlayan ne olmalı ki yardımcı olunursanız sevinirim. Vallahi disiplin benim böyle çok hoşuma gider. Bir de bu konuda bir şey yapmak istiyorum. Bir de bu konuda bir şey yapmak istiyorum. Bir de bu konuda bir şey yapmak istiyorum. Vallahi disiplin benim böyle çok hoşuma giden bir ahlak öyle söyleyeyim. O yüzden mesela iyi bir mümin disiplini olur. Kur’ân ve sünnete bağlı olan disiplin olur. Bir üstada bağlı olan disiplin olur.
Seven insan disiplin olur. Aşık olan insan disiplin olur. Hırslı olan insan disiplin olur. Metafiziyi açık olan kimse disiplin olur. Bunlar hepsi de Kur’ân sünnet şemsiyesinin altında birbirini tamamlayan unsurlar. O yüzden Allah beni affetsin. Disiplin insanda böyle ciddiyeti getirir. Disiplin insanda sammiyeti getirir. Disiplin insanda sımsıkı yapışmaya getirir. Mesela Hadîs-i Şerîf’te Kur’ân ve sünnete sımsıkı bağlanın diyor. Hadîs-i Şerîf’te. O yüzden mesela azı dışından sımsıkı sıkmak, dini azı dışından sımsıkı tutmak. Bu disiplin isteyen bir şey. insanın en kuvvetli organı azı dişleridir. Özür dilerim. Dini sımsıkı tutmak. O yüzden ben kendimce sımsıkı tutmayı severim, sımsıkı tutanları da severim.
Dersim varsa ben ödün vermem. Düğün varmış, dernek varmış, hastaymışım, ustaymışım, şekerim artmış, öksürüyormuşum, tinsiriyormuşum. Ben önemsemem. Bir yerde bir sohbet varsa, bir yerde bir ders varsa, bir yerde zikir varsa ben giderim. Disiplinli olmaya çalışırım. Saatinden önce gitmeye çalışırım. Bakmayın artık son dönemlerde yaşlanıyorum yavaş yavaş böyle daha doğrusu yaşlılık değil. İhtiyarlıyorum. İhtiyarlılık çökünce de bazı şeyler farklı tecelli ediyor ama ben disiplini severim. Disiplinli arkadaşları da severim. İşinde disiplinli, dergahında disiplinli, eşinde disiplinli, ailesinde disiplinli insanlar iyidir. Ve disiplinin insanlardan zarara gelmez. Zikir yapacağımız sıra bazen yorgunluktan dil ile söylemeye mecal olmuyor.
Ya da yatağa yatınca bir süre dil ile sonrasında içimden çekiyorum tevhidi. İçimizden dilimizi kıpırdatmadan aklımızla kalbimize çekmek ne kadar zikir izlediler. Devam edin zikir zikirdir. Evet. Üstadım ben rüyamda kardeşlerimle oturuyorum. Birden telefonda bizim canlı yayınız belirdi. Ve siz şöyle dediniz bizi unuttular. Bir de hiçbir şey olmuyormuş gibi izliyorlar dediniz öfkeli bir şekilde. O zaman öyle izleme. Canlı izle. Geçmiş zamanlardaki vird kazalarımızı yeni çektiğimiz vird ile mi kaza edeceğiz? Yoksa önceki çektiğimiz vird ile mi kaza edeceğiz? Yeni virtlerle de kaza edebilirsiniz. Annem mide ameliyatı geçirdi. Dua eder misiniz? Allah tüm hastalığa şifa versin inşallah. Selamünaleyküm.
Benim 18 yaşında bir oğlum var. Ve gün geçtikçe birbirimize de ters düşüyoruz. Bazen yaptıklarına göz ardı ediyorum, susuyorum. Bazen dayanamayıp ben bağırıyorum. Ergendir deyip idare etmeye çalışıyorum. Ama kendim çok üzülüp ağlıyorum. Sanki oğlum anne baba kavramını kaybetmiş gibi davranır. Konuşuyorum, olmuyor. Nasihat ediyorum, olmuyor. Nasıl davranacağımı bilemiyorum. Sizden bizim için dua etmenizi rica ediyorum. çocuklarınızla iletişiminizi kaybetmeyin. Çocuklarınızla iletişim kurun. Anne baba olarak sizler de çok tövbe edin. Çocukta isyankallık varsa anne babanın da bunda katkısı vardır. Herkes kendini çekidüzenine katarsa inşallah iyi olur. Selamünaleyküm. Helallar ve haramlar kitabında bir hadisle alak olarak bu.
Hadisin raviler arasında büyük yalanlar söyleyen birisi vardır. Şeklinde bir ibare var. Sonrasında İbni Tehmi’nin bir tezi çürütülüyor. Zannediyorum. Yukarıdaki ifadede İbni Tehmi’ye dikkat çekiliyor. Araştırdığımızda kendisi hakkında üç noktalarda çeşitli görüşler var. Siz nasıl bahsedersiniz İbni Tehmi’ye kimdir? İbni Tehmi üzerinde gerçekten tartışmaları olan bir kısmının iyi olarak nitelendirdi. Bir kısmının iyi olmayarak nitelendirdi bir kimse. O yüzden ben bu nitelendirmelerin içerisine girmek istemiyorum. Okumuyorum kendisini. Çok böyle onunla alakalı derinlemesine bir bilgi sahibi değil. Selamünaleyküm. Ferahsat sahibi nasıl olunur? Allah’ı zikrederekten, haramlardan uzak durarakten.
Selamünaleyküm. Anneme 72 gram bilezik borç verdim. Şu an bilezikleri almadım. Bir yoldur ben bu altınların zekatını vermem gerekir mi? Gerekmez. Altınlar eline geçecek. Altınlar eline geçtikten sonra bir yıl daha duracak. Ondan sonra onun zekatını versin. Aklımda kalan bu. Selamünaleyküm. Bir, çocukluğu huzursuz suçluluk ve eleştiri içerisinde geçmiş birinin ilerleyen yaşlarda maddi manevi güzellikleri kendine layık görmeyerek o güzellikleri yaşamakta eksik ve dirençli davranmasını nasıl değerlendirirseniz? eğer bir kimsenin çocukluğu huzursuzluk içerisinde suçluluk ve ağır eleştiriler içerisinde geçtiyse O çocuk normalde bir, bunun farkındaysa çocuk dediğinize göre iki yaşı küçük. Anne baba onu bu halden uzaklaştırması lazım.
Anne baba onu bu halden uzaklaştıramıyorsa o çocuk kendi kendine özgüvenini sağlayıp kendi kendini tedavi edecek büyüdüğünde. Onda farklı davranışlar olabilir, farklı zıplıklar olabilir. Bunlar fark ettikçe bunu tedavi edecek. Bunu da tedavi edecek. Fakat bunu kendi kendisine bu zamanda tedavi etmesi çok zordur. Mesela bunun tedavi yöntemlerinden birisi hadislerdeki ahlak hadislerini okuyup kendince ahlak hadislerine distür edilmesi lazım. Bunun tedavi yollarından birisi Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışıp bunu yaşaması lazım. Onun tedavi yollarından en rahat, en güzel, en selametli yolu doğru bir sûfî yolu bulup oraya gidip intisap edip orada kendi özgüvenini yeniden sağlaması gerekir. 2. Hazret-i Ali radıyallahu anh’dan Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu, bir cemaat toplu halde bir yere vardıktan da işlerinden birinin onlara selam vermesi kâfi gelir.
Oturanlardan birisinin onlardan selam almasa da kâfi gelir. Soru, bu hadîs-i şerîf WhatsApp ve BİP gibi sosyal iletişim gruplarımızda da uygulanabilir mi? Evet, mesela normalde benim görevli kardeşlerle hem bayanlarla hem erkeklerle paylaşım yaptığım bir gruplar var. Ben oraya bir selamünaleyküm dedim de orada birisi aleyküm selam dedi de mesele bitmiştir. Oradaki grupların hepsinde aleyküm selam demesine gerek yok. Bunun gibi uygulanabilir mi? Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm, geçmiş yıllara yönelik kaza namazlarını kılmaya çalışıyorum. Sorum şu ki kurban bayramında geçmiş zamanın farz namazının kazasını kılarken de sonunda tekbir getirmeli miyim? Evet, yoksa sadece bayram namazının farzından sonra getirmem yeterli midir?
Hayır, farz kılıyorsun. Kurbanın geçmişte de kurban bayramında kılmadığın kazalar var. Onları da getirirken tekbir de getirmiş ol, güzel ol. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Bayramda eşimin köyüne gittik, elinizi öpmek kısmet olmadı. Rabbim kısmet eder inşallah demiş. Eyvallah, bir dahaki bayrama inşallah. Cenab-ı Hak nasip eder, gelirsiniz inşallah. Hayırlı akşamlar Mustafa hocam. Bundan yaklaşık iki ay önceye kadar uyuşturucu kullanıyordum. Bir gece alkoluyken rüyamda mürşid olarak bildiğim bir zatı dumanlar içerisinde çıkıp bana gülümsedi ve tekrar dumanlar içerisinde kayboldu. Ben bu rüyadan sonra uyuşturucudan uzaklaşmaya çalışıyorum ve yakalayabildiğim vakit namazlarımı kılmaya çalışıyorum.
Bu rüyanın baya etkisinde kaldım. Bana bir cevap yazarsanız sevinirim. Canım kardeşim buradan yazamıyoruz. Allah muvarek eylesin. Muhakkak o bir mürşid, bir zattır. Onun yolundan gitmeye gayret edin, tövbe edin, gidin ondan ders alın, gidin ona intisap edin. İnşallah ve inşallah Allah yolunuzu açık etsin. İnşallah. İyi akşamlar. Dokuz yaşından lise zamanına kadar dergaha annem ile geliyordum. Semaya başladığım zaman ceset ile toprak kokuluyorlar. Şimdi bir koku alıyordum. Sema ederken sonrasında normal yaşamında da almaya başladım. Normal yaşamında bu koku aldığım zamanlarda bazen mezarlıktan geçiyor olduğumu fark ediyorum. Bazen de mezarlık olmadığı yerlerde dalıyorum. Bunun neden olduğunu bilmiyorum.
Acaba bir hikmeti var mıdır? Cenab-ı Hak’a zikretmeye, Cenab-ı Hak’a sevmeye ve sevmeye devam et canım kardeşim. Selamünaleyküm. Az miktarda birikmiş para var köşede. Altın olarak mı tutmak daha doğru olur? TL olarak mı tutmak daha uygun olur? Bu tip işlerde çok kafam basmıyor. Hakkınızı helâl edin. arkadaşlar, kardeşler böyle şeyler soruyorlar. İster altın yap, ister ne bileyim ama altın en güvenilir yer, en güvenilir mekan. Gönül arzu eder ki arkadaşlar, ticâret yapmıyorlarsa yatırımlarını birikimlerini altında toplasınlar.
Zikrullâh Hali ve Üstâda Bağlılık
İkinci sorum, bir derviş zikrullâh esnasında hal yaşamaması, işlediği günahlardan dolayı mıdır? zikrullâh gelmesinin kadar büyük bir hal var mı bir kimsede ya? Ben şunu merak ediyorum kıymetli kardeşlerim. Bu hangi üstâd olursa olsun bir kimsenin bir üstada bağlı kalması en büyük hallerden birisidir. O yolda yürümesinden daha büyük bir kerâmet tanımıyorum. Bir kimsenin halkayı zikrullâh’a oturmasından daha büyük bir keramete tanımıyorum. Daha büyük bir halde tanımıyorum. Allah bizi affetsin. Allah muhafaza eylesin inşallah. Sakın zikrullâh halkasına oturmayı, günlük virdinizi çekmeyi, beş vakit namazınızı kılmayı ve bir üstada bağlı olmak kadar büyük bir hal, büyük bir kerâmet yok canım kardeşim.
Allah bizi onlardan eylesin. Zakir veya çavuşların yakın çevresinde bulunan dergah dışındaki davranışlarımızda onlara karşı ölçümüz, edebimiz nasıl olmalı? Bu konuda özel hayat ve dergah hayatı dengesini nasıl kurabiliriz? çok fazla bir fark olmaz ki dergahın içerisinde de dergahın dışında da. Zakir, zakirdir. Biz edebimizi bozmayız hiç. Ama o da bir şey değil. Mesela örnekliyorum şimdi. Ben Barbaros’u bir derviş gözüyle, bir şey gözüyle bakmam ki. Barbaros’a bir şey söyleyeceksem söylerim örneğin. Sebep onun hukukunu ben böyle derviş mürit, mürşit türkü, derviş mürşit türkü, derviş mürşit türkü, derviş mürşit türkü, derviş mürşit türkü, derviş mürşit türkü, ben böyle derviş mürit, mürşit hukuku olarak görmem ki örneğin.
Sebep yıllardan beri beraberiz biz onunla artık. Belli bir sınırı aşmışız biz onunla. Ama bunu bir başkasına yapamam. Sebep onunla bir mürit, mürşit ilişkisi olur. Bunun gibi Zakir kardeşlerin de etrafında böyle insanlar muhakkak vardır. Öyle olunca da illaki böyle farklı bir pencerede durmamak lazım. Burada Zakirler’in, Çavuşların kendi nefislerine dikkat etmeleri lazım. Kendi özel işlerine, kendi özel dairelerine insanları koşturtturmamalı, hizmet ettirmemeli. Buna dikkat edecek. Dervişlerden geçinmemeye gayret edecek. Yoksa onlar da insan, onlar da kardeşimiz. Bir şey yapacağız, içeceğiz, beraber dolaşacağız, gezeceğiz, beraber işler yapacağız. Ama bu böyle Allah bizi affetsin, demokrasin kılıcı gibi başımızda durmayacak hiçbir şey.
Ben de dairim buna. Ben mesela Allah affetsin kendime aşırı bir şekilde temanna edilmekten hoşlanmam. Evet, edep adab açmayalım eyvallah. Aman böyle gereksiz şahdakatvari temanallara da gerek yok. Evet. Subhanallah ve Elhamdülillah ve Lâ ilâhe illallah ve Vellâhe ve Ekber ve Lâ havle ve Lâ kuvvete illâhe billâhi l-alîl. İnşallah. Zikrullâh edin, Allah’ı zikredin, Cenab-ı Hak şifanızı arttırsın inşallah. Selamun aleyküm. Herhangi bir ortamda muhabbet edilirken her mürit mürşidinden öğrendiklerini anlatabilir mi? Yoksa sadece müsaade almış kişiler mi anlatmalıdır? Herkes anlatabilir. İlim, Müslüman’ın yitik malıdır. Nerede bulursa alır demiş hadisi kudside. O yüzden bunda bir sıkıntı yok. Bizim için yok.
Selamun aleyküm. Aniden ayağa kalktığında baş dönmelerim oluyor. Bunun için önerebileceğiniz bir şey var mı? Bu tansiyonla alakalı olabilir. O yüzden bu tansiyon düşüklüğünden de olabilir. Veya tansiyon yüksekliğinden de olabilir. Bir tansiyonuna baktır ve tansiyonu dengele et. İnşallah aklıma gelen bu. Selamun aleyküm. Mekruh nedir? Mekruh, harama yakın olan şeyler. Veya hatta sünnetin dışında olan şeyler. Tayhi mekan nedir? Bir kimse bir yerde otururken aynı zamanda beytullah’ı alır. Bir kimse bir yerde otururken aynı zamanda beytullah’ı alır. Bir kimse bir yerde otururken aynı zamanda beytullah’ı alır. Bir yerde otururken aynı zamanda beytullah da olması. Öyle sormuşlar. Biz de kısakasa cevap verelim.
Selamun aleyküm hocam. Benim kardeşim boşandı, geldi. İki kız çocuğuyla evde kimseyle konuşmuyordu. Evde herkese resti çekti. Başka şehre yerleşti ve herkesi irtibatı kesti. Biz din açıdan ne yapmamız gerekiyor? Senin kardeşin kız mı? Senin kardeşin erkek mi? Onu bilmiyoruz. O yüzden ama sonuçta kız dahi olsa, kız kardeşin de olsa evlenip ayrılmış bir kadın hür. İstediği şehre yerleşebilir, istediği gibi bir hayat kurabilir kendine. Erkekse zaten yapabilir. Dini olarak sizin de ona yapacağınız bir şey yok. Entrasa, sevgili canlarım, yeğenimin eşi korona C19 tanısı ile Manizat’a hastaneye tedavi olunmuştur. Hayırlı dualarınızı bekliyoruz. Bak korona içinde. Allah hayırlı şifa versin. Ben 17 senelik de, ben de, ben de, ben de, ben 17 senelik evliyim, eşim ve ben dersliyiz.
Ama ben çok gelemesem de, eşim sizin sohbetlerinizi hiçbir zaman kaçırmaz. Yalandan, banka faizlerinden, sosyal medyadan, normalde de hiçbir türlü vazgeçmeyen, bu raka cana dair sözleri, hatta çocukların üzerine yemin edip hala devam eden, ilgisiz baba ve ilgisiz eş. 17 yıldır ben bu durumla savaşıyorum, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. İki çocuğum var, hiçbir türlü çıkış yolu bulamıyorum. Güvenim asla yok, hiçbir şekilde güven vermiyor. Eşim o kadar bağlı ki bu bağlıına rağmen hala devam ediyor. Onu böyle gördükçe beni dergâhtan uzaklaştım. Ama benim size sevgim, hürmetim, muhabbetim çok. Sizi Allah için seviyorum. Allah rızası için bana akıl verin, yardımcı olun, ne yapmalıyım. O bize bağlı değil o.
Onun hepsine bağlanmış o. O çünkü bize bağlı olmuş olsa asla böyle bir şey yapmaz. Çünkü bize bağlı olan bir kimse böyle yalan söylemez, bize bağlı olan bir kimse böyle eşini üzmez, sorumsuz bir insan olmaz. Kabul etmiyorum öyle bir bağlıla. Allah bizi affetsin, Allah onu da affetsin. Cenab-ı Hak ona tövbe nasip etsin de tövbesin inşallah. Devlet teşkilatındaki hediye kabul etmedim dediğimiz. Ben öğretmenim. Öğretmenler gününe çocuklar ufak tefek bir şeyler getirir. Kabul ediyorum, yanlış mı yapıyorum? Yok. Bunlar sizler için değil. Bir yerde yüksek bürokrat veya alçak bürokrat. Hiç önemli değil. Onlar hediye adı altında neler götürüyorlar, neler. Onlarla alakalı. Efendim bir de Kuşehir’e Risale-i Sokur’um.
Orada geçen bir hikayede birisi veli birzahtan dua etmiş. O da diyor ki senin için bu yol varsa sana zaten bu dünyaya gelmeden veliler, pirler, peygamberler dua etmişler. Yoksa da benim şimdi dua etmemin bir anlamı yok. Genel olarak kaderiye karşı bir kitap ama bu hikaye anlayamadım. Nasıl anlamalıyım? Böyle bu Kuşehir’i Risalesi’nde böyle şeyler vardır. Bunu gönlünüz idrak etmesi lazım. Aklınız değil. Gönlünüz idrak etmiyorsa bırakın öyle dursun. Zamanı geldiğinde idrakiniz açılır. Benim kaza oruçlarım var. Kadir gecesi gibi günlerde tutarken kaza emniyet edeyim. Canım kardeşim, Kadir gecesi zaten Ramazan’ın içerisinde Ramazan’da nasıl kaza edeceksin? Bir de tam uykuda dalacağım zaman sanki yavaş yavaş yol oluyor.
Ben seyrediyorum, musluk oluyor, ruhumuz mu? Harika. Hayırlı geceler. Rüyamda sizi gördüm. Namaz ile olan hassasiyetimden beni uyarıyordunuz. Sizi çok uzun seneler önce de görmüştüm rüyamda. Çok farklı hissettim. Gerçekten dikkatlisi olduğum bir zamanda uyardınız yine rüyamda. Söylemek istedim. Allah razı olsun. Allah yardımcınız olsun inşallah. Cenab-ı Hak’a iyilik versin. Kimisi de böyle işte. Allah iyilsin inşallah. Efendim, işle ilgili sıkıntılılar ve olumlu diye istihare yapmak doğru olur mu? Günün saati var mı? Bir de kardeşlerimiz evlerde toplanabiliyorlarmış. Altı parmak civarında bir kardeşimiz var mı? Benim de aralarını alabilirler mi? Selamünaleyküm Allah’a emanet olun. Allah’a kim nerede toplanıyor bilmiyorum canım kardeşim.
Bu konuda sen mahalledeki görevli kardeşleriyle inşallah irtibat kur. Geceniz hayır olsun. Kur’ân-ı Kerim’in bir ayetini yedi daha fazla anlam olduğu söyleniyor. Somuncu Baba’nın olacağımız açılışında Fatiha tefsirinden anlıyoruz. Biz meâl okurken kalbimize gelen anlamı da tefsir olarak bazı alabilir miyiz? Olabilir. O zaman kendi yorumumuzu katmak olmaz mı? O da olabilir. Doğrusunu nasıl bilebiliriz? Mürşidine mi sormak uygun olur? O da olabilir. Hayırlı akşamlar. Ben bayramlaşma öncesinden ders almak için hayırlısıyla alabileyim diye dua ettim. Ve bayramın ilk günün gecesi sizin elinizden ders aldığım bir rüya gördüm. Rabbim nasip etti. Sizden ders aldım. Allah mübarek eylesin. Allah daim eylesin.
Cenab-ı Hak kabul etsin inşallah. Selamünaleyküm. Ben rüyamda hastaneye yatmışım. Beni tedavi ediyor. Eden de derviş kardeşlerden biriydi. Benim sorum acaba bedensel bir tedavim yoksa ruhsal bir tedavim mi acaba? Her ikisinin de ihtiyacı mı var? Her ikisi de tedavi olmuştur inşallah. Neden ayırıyorsun? Allah şifa versin inşallah. Selamünaleyküm. Cennette sadece Müslümanlar kabul edilecekse, pekir isteyenler de Allah’a inanıyor. Tanrım konuşsun diyorlar, sevap işliyorlar. Kimileri fakirlere yardım ediyor. Onları Rabbim cennette sokmayacak mı? Gecenin hayırlı olsun. Canım kardeşim sen cennete gir de. Ondan sonra kimin kaçacaksa kaçacak ya. Allah’ım bize ne ya? Onun tartışmasını mı yapalım? Allah iyilsin inşallah.
Benim babam ne zaman namaz kılsa gece cinnelerin musallat olduğunu söylüyor. Bu yüzden namaz kılmıyor. Bu durum nedir? Böyle olan biri namazdan muaf olur mu? Olmaz. Namazını kılacak. Ben Çorlu’dayım. Şimdi sizden ders alsam yüz yüze görüşmeyeceğiz. Çorlu’dayım. Şimdi sizden ders alsam yüz yüze görüşmeyeceğiz. Böyle bir durumda sizden ders almanın faydası olur mu? Olur. Bayramlaşma videosu yayınlanacak mı? İzleyebilecek miyiz? Ya bunu böyle bana şey olarak da ne o? Telefonda da sordular. Şimdi burada da soruyorlar. Ben video yayınlanmadı mı Salim? Neden bunu bana söylemediniz yayınlayalım mı, yayınlamayalım mı diye ya? Allah iyilsin inşallah. Yayınlanmadı. O yüzden benim de haberim yok yayınlanıp yayınlanmadığından.
Öyle olmuş diyelim. Allah geceniz hayır etsin. Rabbim iyilik, güzellik hoşluk versin, tatlılık versin. İnşallah Cumartesi gün meslemin sohbetlerine devam edeceğiz. Allah’tan bir şey gelmezse. Cumartesi gün meslemin sohbetlerine buluşmak üzere. Geceniz hayır olsun inşallah. Şimdi yine kısa bir üç tehvi çekip. Fatiha diyeceğiz. Geceyi sonlandıracağız inşallah. Eftal zikir falem ennehu. La ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. El Fatiha. Amin. Geceniz hayır olsun. Allah mübarek etsin. Allah yar ve yardımcınız olsun. Selamünaleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Hediyeleşmenin Meşruîyeti ve Karşılıklı Mahabbet: “Hediyeleşiniz, birbirinizi seversiniz” (Buhârî, el-Edebu’l-Müfred, 594; Mâlik, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk 16; Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh rivayeti); “Hediye kalbin kinini giderir” (Tirmizî, Velâ’, 6); Âl-i İmrân 3/92 (“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe bir’e eremezsiniz”); Bakara 2/177 infak âyeti; Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “Hediye” maddesi
- Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Hediye Kabulü: “Hazret-i Peygamber hediyeyi kabul eder ve karşılığını verirdi” (Buhârî, Hibe 11; Tirmizî, Birr 34 — Âişe Radıyallâhu Anhâ rivayeti); bedevîye altı genç deve hediye etmesi ve “Ben bundan sonra yalnız Kureyşli, Ensar, Sakafi ve Devsî dışında kimseden hediye kabul etmeyeceğim” buyurması (Ahmed, Müsned, II/292; Ebû Dâvûd, Buyû’ 83); zebra/vahşî eşek hediyesini ihrâmlı olduğu için Sa’b bin Cessâme’den reddetmesi (Buhârî, Hac 105; Müslim, Hac 50)
- Şüpheli Mallardan Gelen Hediyenin Hükmü: “Helâl bellidir, harâm bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır ki çoğu kimse bunları bilmez. Şüpheli şeylerden sakınan dinini ve ırzını korumuş olur” (Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsakıt 107 — Nu’mân bin Beşîr Radıyallâhu Anh rivayeti); gasb ve hırsızlık malının mülkiyeti — Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılahât-ı Fıkhıyye Kâmûsu, “Gasb” ve “Hibe” babı; zalim idareci hediyesi — Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Helâl-Harâm Kitâbı
- İhrâmlıya Av ve İhrâm Hediyesi Meselesi: Mâide 5/95-96 (“Ey îmân edenler, ihrâmda iken avı öldürmeyin”); Hanefî mezhebinde ihrâmlıya hediye edilen avın kabulü — Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’; Şâfiî mezhebinde reddi — Şirâzî, el-Mühezzeb; Mâlikî ve Hanbelî tafsîlâtı; Sa’b bin Cessâme hadisinin fakîhlerce tahlîli — İbn-i Kudâme, el-Muğnî; Türkiye Diyanet Vakfı, İlmihâl, Hac Babı
- Dindarlığı Ticârete Âlet Etmenin Kötülüğü: “Âhiret amelleriyle dünyayı talep eden kimse cennetin kokusunu bile duymaz” (Ebû Dâvûd, İlim 12; Ahmed, Müsned, II/338 — Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh rivayeti); Bakara 2/41 (“Âyetlerimi az bir para karşılığı satmayın”); Hûd 11/15-16 (dünya hayatını tercih edenler); İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 29. ve 73. mektub (ihlâs ve riyâ); Seyyid Şerîfî nisebinin istismârına karşı sûfî edebi — Keleşî, Nakibü’l-Eşrâfı Müessesesi
- Hediyenin Muhtâca Devri ve Însar Misali: Haşr 59/9 (“Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile ötekileri kendilerine tercih ederler” — isâr); Ensar’ın Muhâcirlere ikrâmı; “Sizden biri kendi nefsi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe îmân etmiş olmaz” (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71); sahabe içinde sarık ve giyecek hediyesinin elden ele dolaşması rivayetleri — İbn-i Esir, Usdü’l-Gâbe; Mahmud Esad Coşan, Bir Sufi Hayatı
- Sevginin Şer’î Gerekçeleri ve Hübb-i Fillâh: “Allah için sevmek, Allah için buğz etmek îmânın en sâğlam kulpudur” (Ebû Dâvûd, Sünne 2; Ahmed, Müsned, IV/286 — Berâ bin Âzib Radıyallâhu Anh rivayeti); “Yedi sınıf insan kıyamet gününde Allah’ın gölgesinde gölgelenir; ikisi Allah için sevişen iki kişidir” (Buhârî, Ezân 36; Müslim, Zekât 91); Mevlânâ, Mesnevî, c. I, beyit 1720-1780 (sevgi ve muhabbet bâbı); İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, Mahabbet Kitâbı
- Nikâh Öncesi Görüşmeler ve Harama Düşmenin Önü: Nûr 24/30-31 (gazıl-basar — gayr-i mahreme bakmama ve örtü); Nûr 24/32 (bekârların ev1endirilmesi); İsrâ 17/32 (zînâya yaklaşma yasağı); “Bir erkek bir kadınla başbaşa kalırsa ili ilerine şeytân üçüncü olur” (Tirmizî, Fiten 7; Ahmed, Müsned, I/18 — Ömer Radıyallâhu Anh rivayeti); “Nikâhlanmak isteyen biri görmek istediği yeri görsün” (Ebû Dâvûd, Nikâh 18 — Câbir Radıyallâhu Anh rivayeti); flört ve nişanlılık döneminde mahremiyet sınırları — Ahmet Tomor, Aile Saadetine Giden Yol; Halil Günenç, Günümüz Meselelerine Fetvâlar
- Borçlu ve İflâs Edenin Hükmü: Bakara 2/280 (“Borçlu dar durumda ise eli genişleyene kadar mühlet verin; sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır”); “Kim halkın malını ödemek niyetiyle alırsa Allah onun adına öder” (Buhârî, İstikrâz 2 — Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh rivayeti); umre ni1y yetinin borçlu iken ertelenmesi — Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, Fetvâlar; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, Hac Babı
- Birikimin Altın ile Muhâfazı ve Rıbâdan Kaçınma: Bakara 2/275-279 (rıbânın hârâmlığı); Âl-i İmrân 3/130 (kât be kât rıbâ yasağı); “Altının altınla, gümüşün gümüşle mûbâdelesi eşit olmalıdır” (Müslim, Musâkât 75 — Ubâde bin Sâmit Radıyallâhu Anh rivayeti); zekât nısâbı 85 gram altın; kâğıt para enflasyonu karşısında altının muhâfazakar işlevi — Hayreddin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Meseleleri; Hamdi Döndüren, Çağdaş Ekonomik Problemlere İslâmî Yaklaşımlar
- Zikrullâh Halkası ve Üstâda Râbıtanın Kerâmeti: Ahzâb 33/41-42 (“Ey îmân edenler, Allah’ı çokça zikredin, sabah akşam tespih edin”); Ra’d 13/28 (“Kâlbler ancak Allah’ın zikriyle mûtma’in olur”); İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 293. mektub (râbıta ve sûhbet); Şâh-ı Nakşibend’in “Vukûf-i Kalbî” ilkesi; Mustafa Özbağ Efendi, Kâşifu’l-Esrâr ve Mi’yâru’t-Tarîkat — zikir ve halvet terbîyesi; Ömer Ziyâüddîn Dağistânî, Tâcü’l-Ârifîn; Mustafa Özbağ Sohbetleri, Mustafa Özbağ ile Tasavvuf ve Dergah Hayatı; “Kerâmet istikâmettir” düstrüru — Ebû Alî Cezzârî, Keramât-ı Evliyâ nazariyâtı
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı