Giriş, Mesnevî ve Cibrîl Hadîsi
Selamün aleyküm, hayırlı geceler. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gününüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bir cumartesi akşamı yine beraberiz. Allah izin verirse inşallah Mesnevî okumalarımıza devam edeceğiz. Birincisi cilt 910. beytten inşallah Allah izin verirse inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz. Rabbim bizleri anlayıp yaşamak, sizleri de dinleyip yaşamak nasip eylesin. İnşallah cümle ümmet-i Muhammed Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp Kur’ân ve Sünnet’i yaşayanlardan eylesin. Önemli olan yaşamak. Eğer bir kimse îmân etti, dini yaşayamıyorsa, inandığı bir felsefi hayata geçiremiyorsa, bu gerçekten büyük bir tenakus, büyük bir eksikliktir. O yüzden bir kimse Kur’ân ve Sünnet’e îmân ettiyse, dini yaşamak için de mücadele etmeli.
Bunun için gayret sarf etmeli. Dinin en ince noktasına kadar yaşama savaşı vermeli. Eğer bu yaşama savaşı vermezse, ne yazık ki o inandığını hayata geçiremeyenlerden olur. Rabbim bizleri onlardan eylemesin inşallah. Geçen cumartesiden kaldıydık. av hayvanları tevekkülü çalışıp kazanmaya tercih etmelerine alakalı sohbet devam ediyordu. dedilerdi ya, kaderden çekinmekte perişanlık ve kötülük vardır. Yürü tevekkül et ki tevekkül hepsinden iyidir. aslana diyorlardı ki sen çalışma, sen avlanma. Çalışmadan, avlanmadan biz senin önüne senin yiyeceğini getirelim. Böylece bütün herkes rahat etsin diyordu ve devam ediyorlardı aslana nasihat etmeye. aslana dediler ki sen kaza ile pençeleşme, kaza da seninle kavgaya tutuşmasın.
Kaza nedir? Kaza, ilahi kaderin, takdir edilen kaderin zamanı gelince gerçekleşmesidir. bir şeyin fiiliyata dökülmesi, söze dökülmesi, bir şeyin batından zahire çıkmasıdır. Buna kaza deriz. Ama bu kaza kaderin dairesindedir. Kaderin bir alt elemanı gibidir. O zaman kader nedir? Cenab-ı Hakk’ın Kamer süresinde âyet 49’da beyan ettiği, şüphesiz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır dediği yaratılıştır. O yüzden insanın yaratılışı, gözleri önde, kulakları kenarlarda, dağların yaratılışı, denizlerin yaratılışı, hayvanların yaratılışı, insanların kadın ve erkek olarak yaratılışları, uzuvları, bunların hepsi de nedir? Bir ölçüye göre yaratılmıştır ve bunlar kaderin içindedir. Hiçbir kimse yoktur ki, çok çok özür dilerim, cinsel uzuvları göbeğinde olsun ve hatta cinsel uzuvları boğazında olsun.
Bir ölçü üzerine yaratılmıştır çünkü. Hiçbir kimse yoktur ki elinde örneğin bir kadın uzvu olsun. Bu sebep, çünkü bu ölçü üzerine yaratılmıştır. Fıtratı neyse hepsi de o fıtrat üzerine yaratılmıştır. O yüzden İslam fıtrat değişikliğini küfür olarak görür. Allah’ım affetsin. O yüzden Hazret-i Peygamber kadınlaşmaya çalışan erkeklere lanet eder. O yüzden yine Cenab-ı Hak erkekleşmeye çalışan kadınlara lanet eder. Sebep onlar çünkü Cenab-ı Hakk’ın yaratmış olduğu o fıtrata karşı gelirler. Meseleyi toparlayacak olursak bir kimsenin kadın veya erkek olması onun kaderidir. Biz o kaderi bilmiyoruz. Biz yaratılmazdan önce Cenab-ı Hak kaderi var etti, yazdı. O yüzden bizim kadın olmamız veya erkek olmamız Allah’ın yaratması kaderi ile alakalı.
Ve bizim anne karnında ruhumuzun üflenmesi bunun kaza olması. bu işin yaratılış merhallesine geçmesi veya anne karnında bir kadının hamile kalması artık kaderin kazaya dönüşmesi. Doğması, kaderin kazaya dönüşmesi. O yüzden kadere ihman muhakkak ve muhakkak imani kaidelerin içerisinde tutulmuştur. Bir kimse kadere îmân etmek zorundadır. Ve o kadere îmân etmeyenler de ebedi cehennemlik olacak olanlardır. Bakmayın siz, kadere imanı bir kısım profesörler imanı kaidelerin içerisinde görmezler. Siz onlara takılmayın. Kadere îmân imani meselelerin içerisindedir. biz Allah’ın varlığına, birliğine, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hesaba çekilmeye, hayırın ve şerrin yaratılmasının Allah’tan olduğunu ve kadere îmân ederiz.
Bakın kadere îmân ederiz. Ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de, tadın cehennemin tadını, şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır. Ayetini okuyup şöyle buyurdu. Bu âyet ümmetimden bir takım insanlar hakkında nazir olmuştur ki onlar ahir zamanda gelecek ve Allah’ın kaderini yalanlayacaklardır. Bakın bu ahir zamanda normalde Allah’ın kaderini yalanlayanlar var mı? Var. Şimdi biliyorsunuz uzun senelerdir ben bu tip meselelerle alakalı isim zikretmek istemiyordum. Ama Türkiye’de kadere imanın imani meselelerin içerisinde olmadığını beyan eden bir Mustafa İstamoğlu çıktı. Ve Mustafa İstamoğlu kaderi imani meselelerden görmediğini ilan etti. Bakın Âyet-i Kerime’nin tefsirini yapan Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri O diyor ki bu âyet tadın cehennemin tadını şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
Âyet-i Kerim’sini okuyor ve şöyle buyuruyor. Diyor ki bu âyet ümmetimden bir takım insanlar hakkında nazir olmuştur ki onlar ahir zamanda gelecek ve Allah’ın kaderini yalanlayacaklardır. bu kaderi yalanlayanlar cehennemin tadını tadacak olanlar. Yine Hadîs-i Şerîf’te Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Allah’tan yardım dile ve aciz olma. Başına bir iş geldiğinde Allah böyle takdir buyurmuş o dilediğini yapar de şayet ben yapmış olsaydım şöyle şöyle olurdu deme. Zira bu ifade şeytanın amelinin açılışı, başlangıcıdır buyurdu. Kıymetli dostlar biz kadere îmân ederiz ama ben kaderi bir kimsenin doğumu olarak görürüm. Ben kaderi bir kimsenin ölümü olarak görürüm. Ben kaderi bir kimsenin yaradılışı olarak görürüm.
Bir kimse kendi elinde değildir yaradılıp yaradılmaması. Cenab-ı Hak bize sormadı ben sizi yaratayım mı yaratmayın mı diye. Cenab-ı Hak takdir etti ve bizi yarattı. Kimimizi erkek olarak yarattı kimimizi dişi olarak yarattı. Ne dişi olarak yaratılanın kendi yaratılmasında bir kendince dahli var ne de erkek olarak yaratılanın kendi yaratılışında kendince bir dahli var. Çünkü daha henüz hiçbir şey yok iken Cenab-ı Hak bunları tanzim etti. Daha henüz insanoğlu zuhur etmeden ilk yarattığı Cenab-ı Hak’ın kalemdi ve kaleme yaz dedi. Kaleme yaz deyince kalem sordu neyi yazayım diye ebediyete kadar olacak olanları yaz dedi. O yüzden daha henüz hiçbir şey varlık alemine henüz daha şehadet alemine zuhur etmedi iken henüz daha adem yok iken kalem bunların hepsinde yazdı ve zerreden küreye her ne var ise her ne olacaksa hepsinde Cenab-ı Hak kaleme lef-i mahfuz’a o kitapların anasına yazdırdı.
Biz kadere îmân ederiz. Kaderin ne olduğu ne olmadığıyla alakalı tartışmanın içerisine girmeyiz. Çünkü Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bu kader tartışmasını da hadis-i şeriflerde yasaklamıştır. Yine meşhurdur ya bu Cibril hadisi. O Cibril hadisinde Cebrâîl Aleyhisselâm Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine diğer sahabeler Dıhye suretinde görmüştü. Bakın diğer sahabeler onu Dıhye suretinde görmüştü. Cebrâîl Aleyhisselâm Dıhye suretindeydi demiyorum. Buranın altını çizelim burası ayrı bir sohbet konusu çünkü. Cebrail aleyhisselamı sahabeler Dıhye suretinde gördüler. Cebrâîl Aleyhisselâm Dıhye suretinde görünmedi. Sahabeler onu Dıhye suretinde gördü. Sahabeler onu Dıhye suretinde gördü. onların görüşü öyleydi.
Çünkü Hazret-i Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri onu Dıhye suretinde görmedi. O hakikat penceresinden bakıyordu. O hakikatinde hakikatinden baktığı için ve hakikatinde hakikatine vakıf olduğu için onun Cebrail aleyhisselamı olduğunu biliyordu. Cebrail aleyhisselamın olduğunu bildiği gibi sahabenin onu gerçek surette, Cebrail’in gerçek surette görmediğini de biliyordu. Bakın bunlar ince meseleler. Bunlar tasavvufi meseleler. Siz kitaplarda okurken bunu veya hadis metinlerini, Türkçesini okurken veya bunların şerhlerini okurken şöyle okuyorsunuz. Cebrâîl Aleyhisselâm Dıhye suretinde tecelli etti. Hayır. Cebrâîl Aleyhisselâm kendisi ne ise öyle tecelli etti. Sahabeler onu Dıhye suretinde gördü.
Sahabeler onu Dıhye suretinde gördü. Bir başkası da onu bir başka surette görebilir mi? Evet. Bir başkası da onu bir başka surette görebilir mi? Evet. Herkes kendi hakikat penceresinden Cebrail aleyhisselamı farklı bir surette görebilir mi? El cevap görebilir. Gördüklerinin hepsi de Cebrâîl Aleyhisselâm mıdır? El cevap Cebrail aleyhisselamdır. Çünkü Cebrail aleyhisselamın şekline şemaline şeytan giremez. Cebrâîl Aleyhisselâm ister rüyada, ister yakaza halde, ister gözü açık, ister gözü kapalı her ne şekilde görünürse görünsün el cevap onun görünmesi haktır. Asla ve asla şeytan onun suretine giremez. Asla. O yüzden bir kısım ne yazık ki cahiller Cebrail aleyhisselamın da şekline şemaline şeytan bürünebilir diye ne yazık ki cahilce sözler kullanıyorlar.
Cahilce laflar ediyorlar. Allah muhafaza eylesin. Cebrail aleyhisselamın şekline ve şemaline asla ve asla şeytan giremez. O yüzden sufi kardeşler rüyalarında, yakaza halde gözü açık veya gözü kapalı. Cebrail aleyhisselamın gördükleri vakit onun şekline şemaline şeytan giremez. Gördükleri o tecelliyat sahihtir. O yüzden bunların da bilinmesi lazım. Cebrâîl Aleyhisselâm yine Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ashab-ı sufye sohbet ederken ona dedi ki imandan haber ver. Îmân nedir? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe îmân etmendir. Ayrıca hayır ve şerriyle birlikte kadere inanmandır.
Kadere de hayırıyla şerriyle Allah-u Teala’dan olduğuna îmân edersin diye buyurmuştur. Bu Cebrâîl Aleyhisselâm malum Kütüb-i Sitte’ye vardır. Hemen hemen bütün hadis kitaplarında farklı rivayetlerle, farklı kanallardan vardır.
Tevekkül ve Deveyi Bağlamak
Bu hadis tabiri caizse tevâtür derecesinde olan bir hadis-i şeriftir. Bunun üzerinde şek şüphe etmek, bunun üzerinde soru işareti bulunması küfürdür. O yüzden araştırma noktasında bir kimse şek şüphe edebilir. Onun için bunu söyleyemeyiz. Ama velakin Cibril hadisini inkar etmek, Cibril hadisinin üzerinde şüphe beyan etmek ve Müslümanların kalbine bu manada fitne sokmak küfürdür. Allah muhafaza eylesin. Ve kadere bu noktada ve hayrı ile şerriyle bunun Allah’tan olduğuna biz îmân ederiz. Ve bu imanımızda da dururuz. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden kaza, o yazılı olan Lef-i Muhafız’daki kaderin bu şehadet alemine tecelli etmesi, şehadet aleminde zuhura geçmesi olarak göreceğiz. Kıymetli dostlar, o yüzden biz kazanın yaratılma olarak Allah’tan olduğuna da îmân ederiz.
Neden bu böyle oldu, niçin bu böyle oldu? Ondan muhakkak bir ders çıkarırız. Ondan tefekkür ederiz. Ama biz bu manada kadere rahatsız oluruz. Rabbim bizi onlardan eylesin. Müthiş bir hadis-i şeriftir. Tabi Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah’a, Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona söylüyor bunu. Ey oğul hazır mısın sana bir şeyler söyleyeceğim bunu iyi belli diye üç sefer söylüyor. Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah radıllahu an Hazretleri de hazırım buyur Ya Resulallah diye ona cevap verince diyor ki ona, bil ki bütün halk, bütün toplum Allah’ın senin lehine yazmamış olduğu bir şey ile sana fayda vermek üzere birleşse hiçbir fayda veremez. bütün insanlar toplansalar sana faydalı bir şey yapmak isteseler.
Ama Allah izin vermediyse senin kaderine bunu yazmadıysa bu topluluk bu insanların sana bir iyiliği dokunması mümkün değil. Yine Allah’ın senin aleyhine yazmamış olduğu bir zararı sana eriştirmek üzere bir araya gelmiş olsalar sana hiçbir zarar veremezler. Ve bütün topluluk bütün insanlar toplansalar sana zarar vermek isteseler. Eğer Cenab-ı Hak senin o lehine mafuzdaki defterine kitabına onu yazmadıysa o topluluk sana zarar veremez. O yüzden başına gelecek olan zararı da başına gelecek olan iyiliği de ondan bil. İşin hakikati budur. Sen Ahmet’ten Mahmet’ten görürsen ikilikte kalırsın. Gerçek manada sufi kendi başına gelen her türlü iyiliği ve kötülüğü bu manada, iyiliği Rabbisinden bilir. Ama insanlardan gelen bu manada kötülük onun da Rabbisinin yazmasıdır.
Ama der ya siz kötülüğü nefsinizden bilin diye o yüzden bizim elimizden sudur eden kötülük ise nedir? Bizim nefsimizdendir. Ve çünkü kalemler kurumuş, sayfalar dürülüp kapanmıştır der. O yüzden biz kadere ve kazaya îmân ederiz. Kaderi takdir edip, tayin eden, yarattıkları da bu kadere ileten Allah’tır. Ehl-i Sünnet imamları bu ayeti kerimeyi Allah’ın yarattıkları hakkında önceden belirlenen kaderini ispat olarak, delil olarak bu ayeti kerimeyi görürler. Ha bir başkası başka şeyler söyleyebilirler. Ben elhamdülillah ehl-i Sünnet vel cemaata müntesip bir kimseyim. O yüzden ehl-i Sünnet imamlarının iştahatlarına, ehl-i Sünnet imamlarının getirmiş olduğu bu tip tevhirleri ve tefsirleri genel olarak kabul ederim.
Çünkü Allah hiçbir şey daha yaratmazdan önce yaratacak olduğu bütün her şeyin kaderlerini lef-i mafıza yazmıştır. Ve yine Haris el-Muasibi şöyle buyurur. Rıza kalbin Allah’ın hükümleri altında sükunet bulmasıdır der. Bakın Rıza kalbin Allah’ın hükümleri altında sükunet bulmasıdır. Sufiler Allah’tan razı olmanın yolunu seçerler. herkes Allah’ı razı etmeye çalışır, sufiler de Allah’tan razı olmaya çalışırlar. Bizim için doğru Allah’tan razı olmaktır. Neden? Çünkü o bizim başımıza bir çorap örerse de biz ondan razı olmamız gerekir. İsyan etmememiz gerekir. O yüzden yine büyük sufilerden Cüneyd-i Bağdadî Rıza kazanın zuhuru neticesinde kalbin sürur duymasıdır der. başınıza bir şey geldi, bir mevla geldi, bir müsibet geldi, sıkıntı geldi veya sevinç geldi.
O zaman bizim kalbimiz hem sıkıntıya hem sevinçe sürur içerisinde olmalı, teslim olmalı. Ve başına gelenlerden Cenab-ı Hak’a şikayet etmemeli, başına gelenlerden razı olmalı. Bu demek değildir ki hastalıkla mücadele etmeyecek. Bu demek değildir ki bela ile, müsibet ile, kötülükler ile mücadele etmeyecek. Bunlardan şikayet etmeyecek, bunlardan öf demeyecek, bunlara karşı isyan geliştirmeyecek. Ve bunlarla nasıl böyle mücadele edilmesi gerekiyorsa öyle mücadele edecek. Çünkü asla ve asla Sufiler başlarına gelen bu nefislerine ağır gelen şeyler için şikayet etmezler. Rabbim muhafaza eylesin. Ve Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Hakk’ın kazasına rıza gösterene dua ederekten şöyle buyurur.
Allah kendini bilen, dilini kötü şeyler söylemekten muhafaza eden kimseye rahmet eylesin. O kimse ki Allah’ın verdiği nimete sabreder, kazasına ise razı olur. Rabbim cümlemizi böyle kullarından eylesin inşallah. Şimdi aslanın çalışıp kazanmayı tevekküle, teslimiyete tercih etmesi konu başlarına geçiyoruz. Tabi av hayvanları ona çalışma, sen tevekkül et Allah’ın kazasına teslim ol demişlerdi. sen avlanmaya çıkma, çalışıp kazanmana gerek yok. Sen böyle ormanın bir köşesinde otur, her gün senin bir yiyeceğini getirelim demişlerdi ona. Bununla alakalı av hayvanların kendi arasında konuşmaları devam ediyor. Burada şunu da belirtmek istiyorum. Bizim toplumumuz ne yazık ki Lafante’nin karga tilgi muhabbetini bilir.
Okullarımızda Lafante’nin hikayelerinde kargayı konuşturur, tilkiyi konuşturur, hayvanları konuşturur. Biz onu alkışlarız böyle. Vay Lafante’nin ondan sonra kargayı, tilkiyi konuşturur. Beşşurdur ya Lafante’nden hikayeler. Şimdi Lafante’nin kimdeseler? Evet bir Fransız hikayecisidir. Bir Fransız edebiyatçısıdır. Ama bizim kendi topraklarımızda neşu neva olmuş kendimizden olan Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri’nin aslan ve av hayvanları veya bir kuşu konuşturması veya diğer hayvanları konuşturması, eşyayı konuşturmasını biz bilmeyiz. Veyahut da edebiyatta kinaye yapmak derler buna. Edebiyatta konuşması mümkün olmayan bir kimseyi konuşturmak kapıyı konuşturmak, bardağı konuşturmak veya ölen bir kimseyi konuşturmak bunlar kinaye edebiyatıdır.
Biz bunları da bilmeyiz. Bakın biz bunları da bilmeyiz. Kapı bana şöyle dedi desek vahiy adam kafayı üşütmüş de kapı konuşurmuş da başlarız biz. Veyahut da köpek bana şöyle dedi desek vahiy köpekle konuşulurmuş da köpek böyle denirmiş mi diye biz adamın delilinden tutun da mezhuplundan tutun da herşey deriz biz ona. Neden? Çok özür dilerim cahiliz. Okumuyoruz. Bilmiyoruz. Bilmediğimizi de bilmiyoruz. Bakın bilmediğimizi de bilmiyoruz. Ne yazık ki böyleyiz. Mesela ben Atatürk şöyle dedi dedim kıyamet koptu ama aynı şekilde o tarihçi neydi adı? Fesli. Kadir Mısırlıoğlu. Biz Atatürk’ün ruhaniyetini çağırdık. Ona bunu neden yaptın, şunu neden yaptın diye sordum ki. Ona hiç kimse mıkını çıkarmıyor.
Mustafa Özbağ olunca herkes bir laf söylüyor. Kadir Mısırlıoğlu olunca hiç kimse bir laf söylemiyor. Bizde böyle bir cahillik var. Ne yazık ki. Ve bizde böyle bir saplantı halinde şahıs perestlik var bizde. Kadir Mısırlıoğlu biz Atatürk’ün ruhunu çağırdık. Ben ona neden şeriatı kaldırdım, neden şunu şöyle yaptım, neden bunu böyle yaptım deyince ona kimse itiraz etmiyor. Mustafa Özbağ Atatürk’ü konuşturunca ona herkes bir laf söylüyor. Herkes bir şey diyor. Bizde böyle bir şahıs perestlik de var. Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rumma Hazretleri de aslanlarla av hayvanları konuşturuyor. Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rumma Hazretleri mesela jünüvası konuşturuyor. Tarihten bir protipi konuşturuyor. Ve bir Yahudi Padişahı konuşturuyor.
Bir Yahudi Veziri konuşturuyor. Onları konuşturuyor ve onların dilinden söylüyor. Anlayın diye. Anlayın diye. Veya da anlamayın diye. Sebep çünkü mesnevi her şeyden bir şey. Anlayın diye. Anlayın diye. Veya da anlamayın diye. Sebep çünkü mesnevi herkesin böyle bir şekilde okuyup anlayabileceği bir eser değil. Avamın anlayacağı bir eser değil. Bakın avamın anlayıp okuyup anlayabileceği bir eser değil. O yüzden mesnevi mevlevihanelerde kilitli sandıklarda saklamışlar. Ancak ona okumaya ve tevil etmeye müsaade edilenler okuyup tevil etmişler onu. Sebep çünkü içinde 4000’ün üzerinde âyet-i kerime 6000’ün üzerinde hadîs-i şerîf var. Siz hangi beytin hangi ayetin tefsiri olduğunu, hangi beytin hangi hadisin tefsiri olduğunu bilebilecek ilmi yeterliliğiniz yok ise okumayın canım kardeşlerim mesnevi.
Ya da okuyorsanız bilmediklerinizi bir bilene sorun. Kim bir bilen? Zikir ehli. Zikir ehliyle bir meselenin alimine bir meselenin ilmine vakıf olana soracaksın. Mesnevi’deki bir beyti matematikçiye sorarsan işin içinden çıkamazsın. Mesnevi’deki bir beyti kalkar da sosyoloji profesörü olan kimseye sorarsan işin içinden çıkamazsın. Aslan çalışıp kazanmayı tevekküle teslimiyete tercih etmesi ile alakalı konuştu. Aslan dedi ki, evet tevekkül kılavuşsa da bu sebeple teşebbüs de peygamberin sünnetidir. Peygamber yüksek sesle tevekkülle beraber yine devenin ayağına bağla dedi. Çalışan kimse Allah sevgilisidir işaretini dinle. Tevekkülden dolayı esbaba teşebbüs hususunda tembel olma dedi. Aslan dedi ki, evet tevekkül yolu Hak’ka vasil eden bir yoldur.
Hak’ka yaklaştıran bir rehberdir. Bu red olunmaz. Bu red olunacak bir şey değildir. Ama velakin sebebe tevessül etmek, sebebe sımsık yapışmak ve bu sebepler dairesinde hareket etmek de peygamberin sünneti ve adaletidir. Çünkü bir kimse geldi de Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretine orada bakın. Bu peygamber yüksek sesle tevekkülle beraber yine devenin ayağına bağla dediği şey. Bedevî’nin birisi geldi. Mescidin önünde dedi ki ey Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e ben devemi bağlayayım mı Allah’a tevekkül edeyim bağlamadan mı Allah’a tevekkül edeyim?
Tevekkül Mertebeleri ve Rızâ
Ona Bedevî’ye dedi ki sen deveni bağla da Allah’a tevekkül et. Sen deveni bağla. geçen derslerde bu mesele ile alakalı kısacık bir sohbet etmiştim yine bu mesele ile alakalı. Neydi? Orada Bedevî’nin dediği tevekküldü. Ama bu meseleye biraz daha batini gözle bakarsak deve nefistir. Sen nefsini Kur’ân ve sünnete bağla. Sen nefsini Kur’ân ve sünnete bağlamadan tevekkül etmeye kalkma. sen haramı işlerken Allah bana böyle takdir etti. Ne takdir ettiyse o gelecek deme. Deveni sen Kur’ân ve Sünnet kazına sımsıkı bağla. Deveni sen îmân, İslam, ihsan kazına sımsıkı bağla. Sen deveni îmân, İslam, ihsan kazına bağlamazsan ne yazık ki delalete düşenlerden olursun. O yüzden sen ne yap yap sımsıkı azı dişlerinde Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapış ve nefsini îmân, İslam, ihsan kazına bağla.
Ve bu noktada da Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri kazanan Allah sevgilisidir dedi ya. sizin için en helal rızık alnınızın teriyle kazandığınız rızıktır. Sizin için en hayırlı rızık elinizin emeğidir dedi. bu ne demek? Senin çalışarak kazandığın, senin bir emek sarf ettiğin, sen alın teri döktüğün rızık senin için en hayırlıdır. Bir meselede çalışıp çabalaman gayret etmen ve onunla elde etmen en hayırlıdır dedi. Ve Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri böyle söyleyerekten ne yaptı? Bizi çalışmaya, bizi gayret etmeye yönlendirdi ve Âyet-i Kerime de aklıma geldi. Cenab-ı Hak dedi ya, yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız. Yine Cenab-ı Hak Âyet-i Kerime de yine dedi ki Aklıma gelmedi, notuma bakacağım şimdi.
İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. İnsanın yaptığı amelin karşılığı mutlaka görülür. Necm Suresi âyet 39-40. O zaman Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin yoludur. Biz çalışmak, gayret etmek, Cenab-ı Hak’ın bize emridir çalışıp gayret etmek. Rabbimin bize Kur’ân’ında beyan ettiği emridir. Biz çalışırız, gayret ederiz, mücadele ederiz. Allah biz onlardan eylesin. Ama tabii tevekkül de var mıdır? Evet vardır. Şimdi biraz da tevekkülü konuşalım. Biz çalışırız, mücadele ederiz, gayret ederiz. Sonucuna tevekkül ederiz. Bakın, sonucuna tevekkül ederiz. Ve bir şey olmadıysa, başaramadıysa döner, nerede hata yaptık diye tekrar bakar, tekrar çalışır, gayret ederiz.
Bizim için yol budur. Tevekkül, sufi eğitimde, sufi dairede bir makamdır. Bir hal olarak kabul edilir. Bu çünkü sufilerce çok önemli bir haldir bu. Bazen sufi dünyada bu tevekkül meselesi farklı algılanmış. Bir kısım sufiler çalışmayı, gayret etmeyi, mücadele etmeyi, savaşmayı bırakmışlar. Tevekkülü farklı daireden algılamışlar. Ben öyle algılayanlardan değilim, bunu baştan söyleyeyim. Benim için akletmek, çalışmak, gayret etmek, mücadele etmek, cihat etmek, savaşmak olmazsa olmazlardandır. Bunun disiplini ederim. Ama muhakkak bunların karşılığını verecek olan Cenab-ı Hak’tır. Eğer vermezse ben dönerim kendime, bir yerde hata yaptım, bir yerde eksiklik yaptım, bir yerde noksanlık yaptım, bir yerde bir şeyin matematiğini tam yapamadım derim.
Geriye dönerim, tövbe ederim, yeniden mücadeleye koyulurum. Geri dönmek, mücadeleyi terk etmek, yolda bırakmak, yolu bırakmak veyahut da yoldan çıkmak Allah muhafaza eylesin. Benim uygun gördüğüm, nefsime uygun gördüğüm şeyler değildir. Ben gücümün yettiğince, mücadele etmeye, gayret etmeye, savaşmaya çalışırım. O yüzden sufiler bunu bir hal, bir makam olarak görürler. Ama benim bildiğim tevekkül, çalışmadan, gayret etmeden, mücadele etmeden, kenarda oturmak olarak görmüyorum. Tevekkül, kalbî bir hal aslında. Kalbî bir tecelliyat. Bu tevekkülü ben Allah’a itimat etmek, ona yaslanmak, ona dayanmak olarak görüyorum. Yoksa tevekkülü böyle tembellik edip kenarda oturmak olarak görmüyorum. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden zaman zaman bir kısım sufiler bunu farklı algıladıklarına inanıyorum. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Benim için tevekkül her ne halde olursa olsun, o kimsenin Allah’a itimattan kendisini kesmemesi, Allah’a dayanmaktan, Allah’a yaslanmaktan kendisini uzak tutmaması olarak görüyorum. Zaman zaman hep atıfta bulunurum. Benim için Fatiha, Kur’ân’ın hadis-i şerifte buyurulduğu gibi, Kur’ân’ın böyle özü, fihristesi gibidir. Kur’ân’ın içerisinde de, Fatiha’nın içerisinde de, Bismillahirrahmanirrahim. Bismillahirrahmanirrahim. İyyâ kenâbüdü ve iyâ kenâstâin sadakallâhu’l-azîm. Bu Fatiha’nın da benim nazarımda sırrı gibidir bu. ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Bizim bütün her şeyimiz Allah’adır.
Yardım beklememiz de Allah’adır. O yüzden bu tevekkülün de önemli sır âyet-i kerimelerinden birisidir. Allah’a yaslanır, Allah’a dayanır, Allah’tan ister, Allah’tan bekleriz. O yüzden Allah’a yaslanmamızı, Allah’a dayanmamızı, Allah’tan istememizi ve her şeyimizi Allah’la halletmemizi ben tevekkül olarak bunu görürüm. Bu demek değildir ki çalışmayacağız, gayret etmeyeceğiz. ancak Allah’a ibadet ederiz. Bizim çalışmamız, gayretimiz, mücadelemiz, her şeyimiz Allah içindir. Çoluğumuzun çocuğumuza helal rızık götürmek için çalışmamız da Allah içindir. Bizim evimizi de mal-i nimet içerisinde yürütmemiz de Allah içindir. Gösteriş için değil, nefsimiz için değil, şatahat için değil, şatafat için değil.
Ya Allah içindir. Biz Allah için eşlerimizi, çocuklarımızı, arkadaşlarımızı, dostlarımızı, annelerimizi, babalarımızı Allah için daha iyi bir hayat sürsünler diye çalışır çabalar onlara harcarız. Veyahut da Allah için her şeyimizi Allah yolunda heba edilecekse heba ederiz. Bakın kıymetli dostlar bu hal kalbin halidir. Bu hal kalpte tecelli etmesi gerekir. Ve bu halin kalpte tecelli etmesi için o kimsenin her daim zikirle hemhal olması gerekir. Ve bu tevekkül halini kalbimizde bizim oluşturmamız gerekir. Ha bütün müminleri kapsayan bir haldir aslında tevekkül. Bütün müminleri kapsar mı? Evet. Bütün müminler içinde bu tevekkül hali var mıdır? Evet. ben bazen zaman zaman ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakkel yakin diye Kur’ani bir tabirle Müslümanların müminleri de bu üç sınıfa ayırırız.
Allah’a ilme’l-yakîn olan Müslümanlar müminler. Allah’a ayne’l-yakîn olan Müslümanlar müminler. Allah’a hakkel yakin olan Müslümanlar müminler. O zaman tevekkülün de bu üç hali vardır. Tevekkül de ilme’l-yakîn olmak, ayne’l-yakîn olmak, hakkel yakin olmanın da nedir? Tecelliyetleri vardır veya bunu sufi kitaplarda has, havas ve hasül has olarak da tanınarlar ya üç grubu. Evet. Bu tevekkülü de biz bu üç dairede, üç merhalede veyahut tevekkülü de ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakkel yakin derecelerinde alabilir miyiz? El cevap evet. Maide âyet 11. Ey îmân edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. bir kavim size el uzatmaya kalkışmıştı da Allah onların ellerini üzerinizden çekmişti? Allah’tan korkun, îmân edenler sadece Allah’a tevekkül etsinler.
Maide âyet 11. Bu birinci haldir. umumi olarak, tevekkül olarak adlandırılabilir. İlmel yakin derecesinde bütün Müslümanların tevekkülü böyle olmalı. Ve bu kimse Allah’ın vaadine güvenip huzur bulur. Birinci derecede, birinci mertebede kulun kulluğunun gerektiğini, gereklerini yerine getirmeye gayret etmesi, kalbini Rabbine bağlaması, Allah’ın kendisine yeterli olduğuna inanması, verdiğine şükredip vermediğine sabretmesi esastır bu dairede. Sufilerin de tevekkül, nefsin aldığı tedbiri terk etmek, güç ve kuvvetten soyutlanmaktır şeklinde tanımı tevekkülün bu mertebesiyle alakalıdır. Ama tevekkülün ikinci mertebesi, aynı yakin mertebesi de var mıdır? El cevap vardır. Ben buraya birkaç tane, üç tane âyet-i kerim almışım ama böyle inşallah okuyayım yine başınızda, aklınızda bulunsun inşallah.
Şüphesiz ki Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, daha sonra kudretiyle arşı kuşatan Allah’tır. Bütün işleri nizama koyan O’dur, tedbiri alan Allah’tır. Yine Raat Suresi âyet-i kerim. Suresi âyet-i kerim. Suresi âyet 5 Ve la havle ve la kuvvete illa billah sözü kulun güç ve kuvvetini terk etmesi demek ve Allah’a teslim etmesi demektir burada. bu âyet-i kerime ve İbrahim Suresi 12. âyet-i kerimeyi de okuyayım. Bunlar ikincilerin, hastaların veya aynı yakinlerin tevekkülüdür. Allah’a nasıl güvenmeyelim halbuki O bizi doğru yolumuza sevk etti. Bize verdiğiniz eziyetleri elbet tesavvur edeceğiz. Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etsinler. Ayeti bu ilme’l-yakîn olan kimselere anlatan âyet-i kerimedir.
Ve Allah onun halini bildiğini ilme olarak bilir ve bundan kul iktifa eder. Bunu yeterli görür. Havas veya arif denilen müminlerin tevekkülü Allah için, Allah ile ve Allah’a tevekküldür. Bu tevekkülde dünya ve ahiret menfaatleri bunlarla ilgili sebepler dikkate alınmaz. bir sufinin bu mertebede nefsi gassalın önünde yatan ölü gibidir. Sufinin bu hali böyledir. tevekkülle alakalı bu noktadadır. Ve burada sufinin hala da iki yönü vardır. Bir yönü onun daha henüz tam yetişmemiştir. Halka yönelik yönü, bir yönü de Hakka yönelik yönü vardır. Asıl üçüncü mertebedeki tevekkül hakka’l-yakîn olan hasül hasların tevekkülüdür ki Âyet-i Kerimede Talak Suresi âyet üçtür karşılığı ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır.
Kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter. Allah emrini mutlaka yerine getirir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur. bu tevekkül de hasül hasların tevekkülüdür. Ve bu tevekkül hakka’l-yakîn olanların tevekkülüdür. Ve bu kimseler direkt Hakk’ın hükmüne razı olanlardır. Ne verdiğinden, ne aldığından, ne verdiğine sevinir, ne aldığına üzülür durumu böyle bir şeydir.
Rızık Peşinde Koşmanın Âfâtı
Artık o kaybetse de üzülmez, o kazansa da ne yapar? Sevinmez. Kaybettiğine de hamd eder, kazandığına da hamd eder. Bu herkesin işi değildir. Ve bu tevekkül halini yakalayanlar her daim Allah’la alışverişte, her daim Allah’la cemalleşmede, her daim gönüllerinde Allah’ın sıfatları sonsuz derecede tecelli etmektedir. O yüzden onlar hüzünlenmesi, Allah’tan sevinmesi, Allah’tan sinirlenmesi, Allah’tan her hal ve hareketleri artık Allah’tandır. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Nemrut İbrahim’i ateşe atacağı zaman İbrahim hiç itiraz etmiyordu. İbrahim’in ellerini kollarını bağladılar. İbrahim hiç isyan etmiyordu. İbrahim öyle bir teslimiyetle teslim olmuştu ki tam Allah’a tevekkül idi ve tam Allah’a razı idi.
Ve mancılaya koyduklarında dahi kalbinde Allah sevdası, kalbinde Allah aşkı, kalbinde Allah’ın muhabbeti Allah’ı, kalbinde Allah’ın sonsuz zikrullahı vardı. Ve belki de o sonsuz zikrullahın haşmetiyle, sonsuz zikrullahın haşyetiyle, sonsuz zikrullahın zevki, tadı, muhabbetiyle o belki de ateşi bile görmüyordu. Ve o zikrullahın değişik değişik perdedeki ve değişik değişik Cenab-ı Hak’ın sıfatsal tecelliyatlarına mahsar olduğundan dolayı mancılık da onun için bir hiçti. O ateşte, o odunlarda bir hiçti. Günlerce yakılan, o koz kor haline gelinen ve bütün Orta Doğu’nun uzaktan yakından ve dumanını ve ateşini seyrettiği, gördüğü o ateşi İbrahim aleyhisselâm görmüyordu bile. Ve öylesine tevekkül eyledi, öylesine tevekküldü, öylesine razı idi.
Öylesine razı idi ki Allah’ın zikri, Allah’ın muhabbeti, Allah’ın aşkı kalbinde zerrece bir an bile olsa eksilmiyordu. Ve Cebrâîl Aleyhisselâm dahi o bir anlık, bir nebze onu ikiliğe düşürmemişti. Ve tam ateşe düşeceği esnada Cebrâîl Aleyhisselâm demişti ya Allah’a yavvar, Allah’a yakar, Allah’a dua et, Allah seni bu halden kurtarsın dediğinde müthiş cevabı vermişti ona. Demişti ki Allah halimi bilmiyor mu? Allah’ın halimi bilmesi, Allah’ın halimi bilmesi dua etmeme ihtiyaç göstermiyor demişti. Ve o esnada Allah’ı, Allah’a kendisini o halden kurtarması için dua etmiyordu. Ve halini değiştirmesi için Allah’a yalvarmıyordu. Cenab-ı Hak’a beni bu ateşten koru, beni bu ateşten muhafaza et diye bir yalvar ve yakarışta bulunmuyordu.
Ve Cebrâîl Aleyhisselâm onu uyarmak için geldiğinde dahi onun o uyarısına kulak asmıyordu. Ve kalbini ve gönlünü ve aklını ve içini dışını ve bütün zahir ve batınını her şeyini Allah’a teslim etmiş, Allah’a yaslanmış, ona dayanmıştı. Ve diyordu ki Rabbim benim halimi görüyor, Rabbim beni duyuyor, Rabbim beni biliyor, benim başka bir şey söylememe, dudağımı kıpırdadıp Allah’ın zikrinden Zatullah’tan ayrı düşmeye, Zatullah’la perdelenmeye gücü yoktu. Zatullah’la perdelen dua bu manada Zatullah’la arasında perdeydi. Bu esnada Zatullah’la duayı kendi arasında perde olarak görmüştü. Bunu kendisinde perde olarak gösteren de Allah’tı. O yüzden bu hal ancak aşıkla maşûn arasındaki haldir. Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rum’a Hz.
Mesnev’sinde der ya, benim sevgiliyle öyle bir halim vardır ki bu hale ne bir melek ne bir peygamber araya girer der. Bu hal öyle bir haldir ki artık sadece ve sadece Allah vardır. bu tevekkülün, bu rızanın, bu aşıklığın, bu sevgili olmanın, bu sevmenin zirve noktasıdır. Artık onun için hatta ve hatta bütün vücut bütün içi ve dışı zikir olur. Bütün içi ve dışı zikir olduğundan artık bütün içi dışı sadece ve sadece, sadece ve sadece Allah lafzıyla hemhal olur. Artık onun için esma kalmamıştır. Artık onun için sıfat kalmamıştır. Artık onun için sıfatsal tecelliyatta kalmamıştır. Artık o Zatullah’tan beslenir. Artık o Zatullah’tan neşelenir. Artık o Zatullah ile hemhal olur. Bu ancak Zatullah ile hemhal olanlara mahsus bir şeydir ki bu ancak kutuplara ait bir haldir.
Kutuplara ait bir haldir. O yüzden bu tevekkülün zirve noktasıdır. Ama onlar artık bu hali yakaladıklarından bu hali de sırlarında gizlerler. Bu hali asla açmazlar ve insanların içerisinde insanlar gibi davranırlar. Hazret-i Ömer Radıyallahu anh hazretlerinin yıkılan duvardan kaçması, insanların önünde kaçıyor. İnsanlar öyle bilsinler. Sebebe tevessül ettiklerini görsünler. Çünkü Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sünneti seneyesini delmek yok. Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sünneti seneyesini asla ve asla yıkmak yok. Sünneti seneyede durmak. Halk seni sebeplere bağlı olarak görmeli. Halk seni sebeplere bağlı olarak bilmeli. Sen ailenle beraber yemek yiyeceksin. O yemek sana zor gelse de yiyeceksin.
Sebep çünkü sen tevessül edeceksin. Neye? Sebeplere. Oysa seni doyuran Rabbindir. Oysa seni gözeten Rabbindir. Oysa senin yaslandığın Rabbindir. Oysa senin dayandığın Rabbindir. Oysa senin ilahın Rabbindir. Oysa senin elinden, gözünden, yüreğinden, her şeyinden, azalarından tutan Rabbindir. Oysa senin vücudunun her zerresi Allah Allah Allah diye atmaktadır. Ama sen zahiren yine avama tevessül edip sen sebepler dairesinde yaşamak zorundasındır. Aslında zamanın kutuplarına en zor gelen şey de budur. O zamanın kutupları ne yazık ki sebepler dairesinde yaşamak zorunda ve dünyanın zul gelmesi, dünyanın karanlık gelmesi, dünyanın onlara acı gelmesi. dünya milyondur dedi. Dünyanın milyon gelmesi. dünya ahirete aşık, Allah’a aşık olanlara zehirdir denmesi.
Veyahut da dünyanın karanlık bir zindan olması o yüzden böyledir. O çünkü sebepler dairesinde ne yazık ki son nefesini verinceye kadar bu dünyanın karanlığını, bu dünyanın zulmetini, bu dünyanın ne yazık ki sebeplerini yaşamak zorundadır ki bu imtihanın en zorudur. Bakın bu imtihanın en zorudur. Çünkü o bir üvek kuşu gibi sevgilisine koşmak ister. Futursuzca aslında o bir anka kuşu gibi. Kaftanın arkasında sevgilisiyle her an hemhal olmak ister. Ama gel gör ki kader onu bağlar, ayağını dünyaya ve bir serçe kuşun tuzağa girdiği gibi inim inim iner dünya tuzanın içerisinde. o tevekkülün o halidir ki onlar o hallerini sadece Allah’la hemhal olarak yaşarlar. Allah cümlemizi böyle tevekkül hallerine ulaşanlardan eylesin inşallah.
Tevekkülle alakalı çok şey yazmışım ama bu kadarlık yetsin herhalde. 915. Beyt. Hayvanlar ona çalışıp kazanma. Bir ki halkın itikat zayıflığı yüzünden harislerin boğazları miktarınca bir yağ lokmasıdır dediler. O av hayvanları dedi ki çalışıp kazanma. Halkın itikat zayıflığından oldu. Onlar bir yağ lokmasıdır bu çalışıp da kazandığı yedikleri dediler. sebeplere teşebbüs etmek. Rezak olan Allah’ın Allah’a itimatı zayıflatır. bir kimse böyle üzerindeki nimetleri sadece çalışıp kazanmaya bağlar ya. o çalışıp kazandı ya Allah’ın takdiri yok yani. Orada tevekkül yok. Veya çalışmadı da olmadı yine Allah’ın takdiri yok. Allah muhafaza eylesin. Bunlar tehlikeli şeyler. işte av hayvanları dediler ki aslana çalışıp kazanmak bir rüyadır, gösteriştir.
Allah’la olan itimatı zedeler. Allah’a olan itimatı ortadan kaldırır dediler. Tevekkülden daha güzel kazan çoktur öyle diyorlar av hayvanları. Esasen hakka teslim olmadan daha sevgili ne var? Evet tevekkül büyük kazançtır. yine aklıma geldi. Geçen derslerde yine aklıma geldiği gibi söylüyorum. Bir hadîs-i şerîf nakletmiştik. Demiştik ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki ümmetimden 70.000 kişi sorgusuz sualsiz cennete girecek. 70.000 kişi. Sahabe sordu ki kim bunlar ya Resulallah? Hata yapabilirim hakkınızı helal edin. Aklımda kalındığı kadar söyleyeceğim. Bir yaralarını dağlamayanlar. böyle bir önceden kılıç yarası, ok yarası bir şey oluyor. Bunları dağlamak Sünnet, şifa aramak, hadis-i şerifte hiçbir hastalık yoktur ki Cenab-ı Hak hastalığı yaratmazdan önce şifasını yaratmamış olsun. bütün hastalıklar yaratılmazdan önce Cenab-ı Hak önce şifasını yarattı.
Bunun gibi bir kimse yaralandı, bir kimse ok yarası, kılıç yarası yaralandı. Yarayı dağlatmak Sünnet ya diyor ki bu 70.000 kişi için yarasını dağlatmayanlar. Yarasını dağlatmıyor. Bir de bir kimse ay başım ağrıda okutur ya baş ağrı okutur, kulu ağrı okutur. Bir okuyuverin. Nazar da okutur. Bir rivayette öyle diyor yine aklımda kaldığı gibi söyleyeceğim onu. Hasta olup da okutmayanlar. hasta ama kendisini okutmuyor. Diyor ki bu hastalık Allah’tan o yüzden bu hastalık Allah’tan olduğu için ben ondan razıyım. Tevekkül ediyor. Ve üçüncüsünde de üçüncü, bunların üç önemli hastaları vardı. Üçüncüsü de yine bunu geçen yine Mesnevî sohbetlerinde bu Hadîs-i Şerîf aktarmıştım. Allah’a tevekkül edenler.
Bakın bu üç özellik bir mümin de bulunuyorsa bu sorgusuz suasiz bunlar nereye gidecekler? Cennete gidecekler. bu av hayvanları diyorlar ya tevekkülden daha güzel bir kazanç yoktur. Sonuçta Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu Hadîs-i Şerîf’te beyan etti. O zaman diyor sen çalışma, tevekkül et. Ve esasen hakka teslim olmadan daha sevgili ne var? işin esası olarak Allah’a teslim olmaktan daha güzel, daha sevgili ne olabilir? böyle Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de bunu böyle yatarken dua ederdi. Yatarken genelde aklında kaldığı kadarıyla hakkınızı helal edin derdi ki nefsimi sana teslim ettim. Yatarken onu yaptığı duaydı. Nefsimi sana teslim ettim. bir de her türlü halimi sana bıraktım.
Ve sana dayandım, sana yaslandım diye dua ederdi. Şimdi Allah’a tevekkül etmek ve her şeyi ona bağlamak, ona yaslamak sevgili gelmez mi? Sevgili gelir. Tabii hakka teslim olmuş bir nefis kadar Allah’a sevgili gelen başka bir şey de yok. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Çokları beladan belaya, yılandan ejderhaya sıçrarlar. bu rızık peşinde koşanlar, böyle çalışanlar çokları diyor beladan belaya, yılandan ejderhaya sıçrarlar.
Gelinlik, Tesettür ve Çarşaf
İşte bu çok kimseler böyle bir kazadan kurtulmak için başka bir büyük kazaya giderler. Bir bela müsübetten kurtulmaya çalışırken daha büyük bir bela ve müsübete çarparlar. bir sıkıntıdan kurtulmak için daha büyük bir sıkıntıya çarparlar. Farkında varmazlar. kaçtıkları bir şey yılansa ejderhaya yapışırlar. Öyle ya? Şimdi ben bazen arkadaşlara şunu derim. Arkadaşlar üzerinizde sizi böyle çok rahatsız etmeyen bir hastalığınız var. Bu sizin hayat kalitenizi aşağı düşürmüyorsa, uğraşmayın onunla derim. Sebebi şu. sen onunla çok uğraşırsan böyle kafeye takarsan sende daha büyük şeyler açılabilir. Bu yalnız böyle sufiler ait bir şeydir. Sufilerin de avamına ait değildir bu. Bu sufileri de biz şimdi insanlar üçe böldük, müslümanlar üçe böldük.
Avam has hasül has. sufi diliyle bu sufilerin avamına ait değildir. Bu sufilerin haslarına aittir. Sufinin avamı ise o sivilceyi bile önlemeye çalışsın. Hazret-i Mevlânâ diyor senseli baştan önle. Bunu herkese ilme’l-yakîn söyleriz. Eyvallah. Ama meşhurdur ya. Biraz illet, biraz güllet, biraz zillet sufiye lazım diye. Evet. Bu biraz lazımdır. O yüzden bazen olur insanı yılandan kaçarken ejderhaya kapılabilir mi? El cevap kapılabilir. Saat 22.49. Biz 1 saat aslında 45 dakika sohbet etmeyi planlıyoruz. Ama 1 saat oldu. Burada keseceğiz inşallah. Allah’tan bir şey gelmezse önümüzdeki hafta Allah izin verirse Cumartesi gün kaldığımız yerden devam edeceğiz. Şimdi ben size kaldığımız yeri de not olarak düşeceğim inşallah. 915, 916, 917, 918’den kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. 920, 918, 917’den. 917. beytten önümüzdeki Cumartesi Allah’tan bir şey gelmezse devam edeceğiz inşallah.
Şimdi sorularınıza inşallah başlayacağım. Cenab-ı Hak bizleri muhafaza eylesin inşallah. Arkadaşlar yine arayanlar olmuş. Tekrar söylüyorum. Bu numarayı aramayın. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm. Kendi görev yetkimiz içinde. Geneli ve sizi ilgilendiren bir durumda sizin istişare etmeden hareket etmek doğru olur mu? Bu meselede alaikum selam arkadaşlar beni ilgilendiren meselelerde benimle istişare etmeleri iyi olur. O yüzden hakkınızı helal edin. Bazı meseleler beni ilgilendiriyorsa eğer beni ilgilendiren meselelerde arkadaşların kardeşlerin benimle istişare etmeleri doğru bir davranış olur. Şimdi bir kimse ulaşamaz. Ulaşamazsa kendi kendisine istişare edeceği hiç kimseyi bulamazsa kendi kendisine kalbiyle istişare edip hükmedebilir.
Eyvallah. Ama şimdi Cevdet Usta burada. Ben Cevdet’le alakalı bir karar vereceksem eğer ben Cevdet Usta’ya istişare etmem lazım. Bunu ben kendim için söylemiyorum. şimdi burada yanlış anlaşılır. Ben Cevdet’in Usta’nın istediği hükmü yaparım. Onunla istişare etmeme gerek yok. Ama başka bir kimse Cevdet’le alakalı bir şey istişare edecekse Cevdet de istişare edecek. Ve ya Cevdet benimle alakalı bir şey yapacaksa benle istişare edecek. Bana soracak. Diyecek ki örneğin bu arabayı satabilir miyim satamaz mıyım? Satayım mı satmayayım mı? Örnek. Ben ona dersem ki sen istediğin zaman alırsın satarsın yan yatırırsın çamura batırırsın o zaman benle istişare etmesine gerek yok. Şimdi ben bunu bir türlü istişare edeceğim.
Sorum şu. Kur’ân’ın Türkçesini anlamaya çalıştığımda Rahman Suresinde Cennette Yakut-u Mercan’dan bahsediliyordu. Yakut’u araştırdığımda ışıt tutulduğunda Hazret-i Süleyman’ın mührü olarak bilinen altı köşeli yıldız çıkıyormuş. Anladığım kadarıyla kalbinizi Yakut eyleyin demek istiyor fakat o zaman mercan nedir? Bir de iki deniz birbirine karışmıyor. İkisinde de inci mercan çıkar deniyor. Mevlânâ’nın marifet incilerinden bahsettiğini okudum. Mercan nedir o vakit? Ve bu denizlerin bir bahtını yorumu var galiba biraz bahsedebilir misiniz? Sufiler deniz için mana olarak görür. Deniz mana dünyasıdır veya okyanus veya derya denildiğinde bu mana ile alakalıdır. Karada şehadet alemi olarak nitelendirilir.
O yüzden denizlerden Yakut mercan çıkması, inci mercan çıkması bu deryadan, manadan dökülen hikmettir. Şimdi ilim ikidir. Bir kitaptır, iki hikmettir. Cenab-ı Hak peygamberlerden bahsederken Kur’ân-ı Kerim’de biz onlara kitap ve yanında hikmet verdik der. O yüzden kitap ve hikmet en önemli ilim kaynağıdır. Kitap içinde bütün her şeyin saklandığı gizlendidir. Hikmet ise o saklılığın gizliliğin dışarı yansıması, dışarı vurmasıdır. O yüzden biz hikmetin üzerinden batiniliği tanırız. Hikmet olmazsa batinilik ne yazık ki tecelli etmez. O yüzden Sünnet-i seniyyeye harfiyen bağlanmak batiniliğe açılan, maneviyata açılan kapıdır. Eğer bir kimse sünnete bağlı değilse onun maneviyatı yoktur, maneviyata kapısı da yoktur ve maneviyata kapısı da aralanmaz.
Neden? Çok özür dilerim o hikmetsizdir çünkü. Ve Kur’ân ona kendisini açmayacaktır. mana ona kendisini açmayacaktır. O yüzden Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gitmeyenlerin hiçbirisinin de manası yoktur. Sizle telefonda görüşmek mümkün mü? telefonda sohbet etmiyoruz. Telefonda görüşmek mümkün ama böyle telefonda uzun sorular veya telefonda uzun sohbetler yapma zamanım olmuyor. Hakkınızı helal edin. Böyle bazen kendilerine münhasır, bu söyleyen kardeşi tenzih ediyorum. Bazen böyle telefonumuzu eline geçirenler kendilerine özel münhasır sohbet istiyorlar. soru soracaklar telefonda. Biz de saatlerce onların sorularına cevap vereceğiz. Veyahut da Whatsapp’tan sorular yazıyorlar. onların sorularına her daim cevap vereceğiz.
Veyahut da Twitter üzerinden veya Instagram üzerinden soru soruyorlar. burada herkesin sorusuna cevap vermeye gayret ediyoruz. O yüzden soracak olduğunuz soruları burada sorabilirsiniz. Sorduğunuz zaman da burada herkes cevabını alır inşallah ve herkes de faydalanır. O yüzden arkadaşlar dan ricam, bütün dinleyenlerden ricam, ricam, Whatsapp üzerinden böyle uzun sorular sormanıza gerek yok. Gerçekten bir kimse bir şey de tereddüt eder. O esnada ben iki kelimelik, üç kelimelik bir şey derim. Eyvallah. Onlara bir şey dediğim yok. Selamun aleyküm. Yaşadığımız birçok olumsuzluklara karşı yaşam sevincimizi yitirmemek için, hayata karşı olumlu düşünmemiz için ve mutlu olmaya başarmamız için. Önerileriniz nelerdir?
Allah razı olsun sizden. Bu yayının kaliteli bir şekilde bize iloşturanlardan Allah cümlemizden razı olsun. Şimdi insanlar olumsuzluklar yaşayacaklar. Olumsuzluk yaşamamak mümkün değil veya sıkıntı, bela, müsibet, dert, gam, kasevet, nefsimizin hoşuna gitmeyen şeyler hep olacak. Bunlarla mücadele edeceğiz. Muhakkak üzüleceğiz, kederleneceğiz, muhakkak canımız sıkılacak, muhakkak kendi kendimize darlanacağız ama hayat devam ediyor. Ve biz bunlarla yaşamayı ve bunlarla mücadele etmeyi disiplini bir şekilde devam edeceğiz. Ve muhakkak mutsuz olduğumuz anlarda olacak. böyle her daim mutlu olacaksın. Ya bu yolun başında mümkün değil. Bir kimse siz yolun başında veya belli bir sevincisi yapmadan her daim mutlu olacaksın.
Böyle bir şey yok. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri üzüldü de incindi de, öfkelendi de, aç da kaldı, yemek de yedi, parası da oldu, parasız olduğu da oldu, malı da oldu, malsız da oldu, zorlandı da, sıkıntıya da geldi, yaralandı da. İnsanın hepimiz her şeyi yaşayacağız. O yüzden insanın hepimiz her şeyi yaşayacağız derken de biz kendi kendimize böyle ya hiçbir şey olmayacak diye bir şey düşünmeyelim. Canım kardeşim az önce sana numarayı verdim, sen arıyorsun. Ben canlı yayındayım. Ben sana nasıl cevap vereyim şimdi? Mübarek insan az önce sen dedin ki telefonun telefonunda görüşebilir miyiz? Ben de sana özel numaramı verdim. Sen mübarek insan canlı yayındayım burada sohbet ediyorum.
Beni neden numaradan arıyorsun? Canım kardeşim benim. Kendini kaybettin herhalde. Ne yapayım şimdi? Sana canlı yayında cevap mı vereyim? Allah iyiliğini versin senin inşallah. Evet. Selamun aleyküm. Sorum şu bir derviş neden kapı zaline girer ve nasıl çıkabilir? Allah razı olsun. Olabilir insan kapı zalide olur. bir şeyde darlık yaşamak, bir şeyde sıkıntı yaşamak olabilir. İnsanın sebebimizde yaşayabiliriz. Allah razı zikrettiğinden insan kapı zaline yaşar. Dersinizi çekin, namazınızı kılın, Kur’ân ve Sünnet’i sımsık yapışın. Haramlardan uzak durun inşallah. Cenab-ı Hak genişletendir. Selamun aleyküm hocam. Eşimle beraber İslam’ı yaşamaya çalışan dört kişilik aileyiz. Eşim namaz kılmak istiyor fakat kendine bir türlü veremiyor.
Ve son iki haftadır gördüğü rüyayı bana sorup duruyor. Ben de bilgim olmadığını söyledim. Kendisine kısaca size anlatmak isterim. Hocam rüyasında gelinlik üstüne çarşaf giydiğini ve bir başkasıyla evlenirken düğün günü geri bana gelmiş ve ben de bundan iki hafta önce de rüyamda benden en küçük oğlum Yusuf’u istediler. Ben de o daha küçük dedim. O zaman sen bir ay sonra olacaksın dediler. Dün de rüyamda bir genç Müslüman olmak istiyorum dedi. O da, kendini kelimeye şehadet getirdi. Ben de ardına kelimeye tevhid getirdim ve kalbimden bir bağ ile beyaz bir noktaya doğru sanki kalbimden bir şey çekiliyormuşcasına hissettim. Ve uyandığımda kalbimde bir şey varmış gibiydi hocam. Bu rüyaların birbiriyle bağlantısı var mı?
Bizim için ne anlam taşıyor, tevhid edebilir misiniz? hep beraber Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışın ve namazlarınızı kılın. O eşinin gelinin üzerine çarşaf giymesi tesettürüne dikkat edecek ve mahramlarını dışarıda göstermeyecek. O yüzden gelinin üzerine çarşaf giydiği bu tesettürle alakalı. Muhakkak ve muhakkak tesettürüne dikkat edecek, Kur’ân ve Sünnet’ine sımsıkı yapışacak.
Rüya, Teslimiyet ve Livâta Yazısı
Rüyanda senin oğlunu istemişler, sen de daha küçük demişsin. O yüzden sen de Kur’ân ve Sünnet’ine sımsıkı yapış, İbrahim gibi teslim ol. O oğlunu teslim etti. Teslimiyetin biraz daha inşallah kuvvetli olsun. Selamünaleyküm, ben çalıştığım yerde bazen işe dalıyorum ya da o an kalkıp namazı kılmak nefsime ağır geliyor. Ben de ceme niyet edip evde öğle ve ikindi namazlarını ceme ediyorum. Bu halimle ben namazı kılmayanlardan mı olmuş oluyorum veyahut hakkıyla namaz kılmamış oluyorum hayırlı akşamlar. çok zaruret olursa cemi yapın, zaruret olmazsa bu nefsinizden olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden namazlarınızı vaktinde kılmaya gayret edin. Selamünaleyküm hocam, konuyla alakalı değil ama ben bir şey soracaktım.
Abimin elinde ve benim sağ elimde sihirler var. Daha önce doktora gittim ama faydasını göremedim. Sihir ile ilgili önerebileceğiniz bir şey var mı şimdiden Allah razı olsun. Nerede yaşıyorsunuz bilmiyorum. Bir sihire okunan dua var ama ben o duayı şu an hatırımda değil bilmiyorum. İkincisi bir de bu incir ağaçlarının ucunda böyle en ince filizleri vardır. Filizlerini kırdığınızda o incir ağacının, o filizin içinden süt çıkar. O süt de sihirlere iyi gelir. Onu sürebilirsiniz şu anda mevsim zaten. Selamünaleyküm Resûlullah Efendimizin sallallâhu aleyhi ve sellem ve sahabe efendilerimizin ruhlarına Fatiha-i Şerife gönderdiğimizde bizden ismen haberdar olurlar mı? Çünkü hadis-i şerifte buyruldu ki kim bana salat ve selam getirirse ümmetimden getirilirse benim başımda bir melek der ki Ey Muhammed ümmetinden filanca sana salat ve selam getirdi denir diye hadîs-i şerîf var.
O yüzden Hazret-i Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ve Ashab haberdar olur. Dua gök ile yer arasında durur. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e salavat getirince kadar o duadan hiçbir şey Allah katına yükselmez. Tirmizi. Efendim ben çoğu zaman duanın sonunda salavat getirmeyi unutuyorum. Dua’larım kabul olmaz diye korkuyorum. Hadis-i şerif öğrenmekten sonra her unuttuğumda vesveseleniyorum. Ancak Rabbimiz kalbimizdeki her şeyi bildiğine sığınıyorum. Bu konuda tavsiyeniz nedir? Dua’nın başında ve sonunda muhakkak Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne salat ve selam getirin. Dua’nın başında hamd ve salat ve selam. Dua’nın sonunda da hamd ve salat ve selam ile duayı da sonlandırın.
Allah dualarımıza tecelli etsin inşallah. Selamünaleyküm. Bir sabah namazına kalkamayan kişi öğlen ezanına kaç saat kala sabah namazının sünnetini ve kazasını kılabilir. Öğlen keraat vaktine kadar normalde bir kimse sabahın kazasını öğlen ezan okununcaya kadar kılabilir. Sabahın kazasını. Ama nafile veya başka bir namaz kılamaz. Sabahın kazasını kılabilir. Ama o zamana kadar geciktirmeyin. Mademki zamanında kalkamadığınız, kalkar kalkmaz. Hemen kılın sabah namazınıza. meşhur ya. Bir genç sahabe vardı eşi geldi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. onu şikayet etti. Dedi ki, bir, beni oruç tutturmuyor nafile oruç. İki, ondan sonra sabah namazına kalkmıyor. Üç, bir de ne dedi? İkisi aklıma geldi.
Döndü, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. dedi ki, Sen neden onu oruç tutturmuyorsun? O da dedi ki, Ya Resulallah ben gece çalışıyorum. Bazı rahabeler onun fırıncı olduğunu söylüyordu. Gece çalışıyorum. Gece çalıştığım için sabaha karşı eve geliyorum. Uyuyorum. Uyandığımda da eşimle ilişkiye girmek istiyorum. O da ben oruçluyum dedi. O yüzden oruç tutmuyorum deyince, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Kadına dedi ki, ondan izinsiz oruç tutma. Kadınların eşlerinden izinsiz nafile oruç tutmama bahsi buraya bağlıdır. İkincisi sabah namazını kılmıyor deyince, dedi ki ben sabaha karşı yatıyorum. Sabah namazına kalkamıyorum. Kalktığımda kılıyorum deyince, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. onu dedi ki, Kalktığında hemen sabah namazını kıl.
Onu hemen namazı dedi, kıl. Bu birinci. İkincisi, bir gün yolculukta, Bilal-i Habeş’i ben seni uyandırırım Ya Resulallah. O da uyuyakaldı. O da uyuyakalınca güneş çıktı. Güneş çıktıktan sonra Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. uyandı. Dedi ki, hızla burayı terk edelim. Hızla orayı terk ettiler. Ve dedi ki sabah namazının sünnetini kılanlar yine kılsınlar. Ardından da farzına kaldılar. O yüzden sabah namazını vaktinde kılamıyorsanız, kalkamıyorsanız hemen kalktığınızda kılacaksınız. Bu iki hadise hemen kalktığında kılmaya delil hadisedir. Ve sünnetini de kılacaksınız mümkünse. Selamun aleyküm. Hayırlı geceler. Bir sorum olacak. İnternet üzerinden maaş hesabımda gram altın alıp satmak caiz midir?
Faize girer mi? Bu konuda değerli görüşünüz benim için çok önemlidir. Şimdiden teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin. Bu soruyu daha önce sormuşlardı. Ve bu soruyu birkaç seferde ben cevaplandırdım. Caiz midir dediklerinde? Caiz derim ben ona. İslami olmayan bir düzende ve sistemde her türlü banka alışverişi caizdir. Bunda bir sıkıntı yok. Faiz de alışverişi de caizdir. İslami bir sistem yok çünkü. Ama velakin İslam hukukuna göre bu altın nakit alışverişine girer. O yüzden bunun vadelisi çöz konusu değildir. Canlı olması gerekir. işte dolar alıp vereceksiniz, TL’yi vereceksiniz dolara alacaksınız. Altın alacaksınız, TL’yi vereceksiniz, altın alacaksınız. Veya altını vereceksiniz dolara alacaksınız.
Ne alıyorsanız. Şimdi şöyle söyleyeyim. Örnekliyorum. Bugün bankada dolar, atıyorum bankalar arasında dolar 2720 lira. Örnekliyorum bunu. Piyasada 2750 lira. Şimdi siz deseniz ki piyasada 2750 lira, banka 2750 lira ödemiyor onu. Bunu nereden biliyorum? İhracat yaptığım zamandan biliyorum. Bankaya dedim ver kardeşim dolarımı benim. Ben gideceğim dışarıda satacağım. Ondan sonra dedi ki ceza yersin. Ceza yiyeyim dedim. Ya burada ucuza satmayacağım dedim ben. Aldım hem de ceza yedim. Ama öyle bir şey ki devlet de seni bankaya mecbur kılıyor. Ve bankalar kar ettikçe kar ediyor. Şimdi örnekliyorum şimdi. Altını banka bir fiyat belirlemiş. Altını kaçtan satacak? Örneğin altın 500 liraysa 480 lira diyor.
Sen bankayla pazarlık yapamıyorsun ki. Banka istediği fiyata diyor ki benim için bankalar arası Merkez Bankası’nın fiyatı bu. Bu fiyattan alırım satarım diyor. Piyasada daha pahalı o zaman ne olacak? O zaman ne olacak? Burada vatandaşın zararı oluyor. İnandığımı hayata geçiremiyorum. Bu durum beni ümitsizliğe sevk ediyor. Ne yapabilirim? Yapılacak olan şey belli. İnandığını hayata geçir. Bunun için garip ettim. Bu durumda ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Ne yapabilirim? Doyumsuz bir insanın sufilik yolunda ilerleyişine belli bir mertebede duraksaması doyumsuz değilmiş demek ki. Keşinin kanaat etmesi, fazlasını istememesi mi?
Yok. o sufiliği bilmiyor musun? Sufiliği tatmamış o. Sufilik de kanaat diye bir şey yoktur. Sufilik hayretten hayrete, hayretten hayrete, perdeden perdedir. Aa tamam ben geldiğim noktaya Allah muhafaza eylesin. İnsan perişan eder o. Olmaz. Günü günü müsave olan zarardadır hadîs-i şerîf. Selamünaleyküm. Benim oğlum doğduğundan beri çığlık sesinden ve ani seslerden korkup ağlıyor. Şu an 9 aylık bu durumda ne yapmalıyız? Okuyacaksınız. Allah şifa versin. Anne karnında böyle bir korku, ürküntü, sıkıntı olduysa çocuk anne karnındayken etkileniyor bunlardan. Allah bizi affetsin işte. Evet bu İstanbul Sözleşmesi ile alakalı bir yazı. Bu İstanbul Sözleşmesi malum gündemde ya, gündemde olunca da herkes sözleşmeyi iyice araştırmaya başladı.
Tabii biz yıllardır her soru geldiğinde, her konu açıldığında bu sapkınlıklarla, eşcinselliklerle, livâta ile alakalı hep konuştuk, hep anlattık. Hep böyle bizi eleştirdiler. Edepsizlik yapıyor, edepsizce konuşuyor, taciz ederek konuşuyor diye bizi eleştirdiler hep. Ama şimdi şimdi işin hakikatini görmeye başladılar. Biz yıllardan beri söylüyoruz, ne nifakçılığımız kaldı, ne böyle fitne çıkarmamız kaldı. Herkes tatlı tatlı bizi eleştirdi. Hatta değişik sebepler oluşturarak üzerimize geldiler. Biz neden geldiklerini biliyoruz. Bunda bir sıkıntı yok. Şimdi sözleşmeden bir paragraf bu. Ben sözleşmeyi çünkü kendimce inceledim, okudum yıllardan beri zaman zaman alakalı olan yerleri de okuyorum. İş bu sözleşme hükümlerinin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşe sahip olma, ulusal veya sosyal menşe, bir ulusal azınlığa bağ, mülkiyet, doğum, cinsel tercih, cinsel kimlik, yaş, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma durumu veya başka statüller temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır.
Zaten burası sıkıntılı. bütün cinsel tercihler güvence altında. devlet bütün cinsel tercihleri güvence altına alacak. Bütün cinsel kimlikleri de güvence altına alacak. Yaşı ne olursa olsun dikkat edin. Sağlık durumu ne olursa olsun. Bakın sağlık durumu, birisi Eys hastası, onu da güvence altına alacak. Eys hastası da cinselliğini rahat bir şekilde yaşayacak. Böyle manyakça bir şey bu. Böyle delice bir şey bu. Bu böyle akılsızca bir şey. Bu İstanbul Sözleşmesi’nin altında, bunlar böyle gizliden sokuşturulmuş şeyler bunlar. Bir de beni eleştiriyorlar. Sen okumadan, ben okudum canım kardeşim. Ben o yüzden tehlikeye, burada tehlike var diye, ben yıllardan beri bağırıyorum. Dilipak bağırmaya başlayınca millet duydu.
Bizim sesimiz duyulmuyor. Ben yıllardır bağırıyorum bunu. Bakın, livâta’la alakalı benim yazıma bakın tarih kaç. Ben onu kendi sayfamda yayınlatmıştım. Bak tarihi el-livâta’yla alakalı. Altına not düştüm onun be.
İstanbul Sözleşmesi ve Ensübiyet
Bulamadım mı? Eskisi tepkiler. Bunun için bana haber ver. Toplumsal cinsiyet kaçmış? 08.12.08.2009 12.08.2009 Konu başlığımızda cinsel kimlik açılımının adı livâta. 2009’da yazmışız yazıyı. 2009. Şu anda 2020. Herkes bangır bangır şimdi bağırıyor. Bangır bangır bağıran da belli üç beş kişi bağırıyor. İnsanlar neye milletvekilleri, neye el kaldırdığını bilmiyor mecliste. Bakın bir arkadaşımız buraya atmış mıdı sözleşmeyi. Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşler sahip olma. hangi dinden olursan ol, hangi siyasi görüşten olursan ol, hangi ırktan, hangi cinsiyetten olursan ol. Ulusal veya sosyal menşe. hangi ulustan olduğun önemli değil, hangi sosyal tapukadan olduğun önemli değil.
Bir ulusal azınlığa bağ. bir ulusal azınlığa da bağ olabilir. Mülkiyet, doğum, cinsel tercih, cinsel kimlik, yaş, sağlık durumu, yaş ve sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma durumu veya başka statüller temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın tarahlarca uygulanması güvence altına alınmıştır. Ya bu sapkın. bir kimse dese ki ben ensübiyet ilişki istiyorum, bu benim cinsel tercihim. Bunu da almak zorundasınız. Bir kimse dese ki ben pedofilliden çocuk yaştaki kızlardan hoşlanıyorum. Bunu da siz güvence altına almak zorundasınız. Bir adam dese ki ben 10 yaşındaki erkek çocuklarla cinsel ilişkiye girmek istiyorum. Bunu da güvence altına almak zorundasınız. Böyle bir ahlâksızlık, böyle bir sapıklık olabilir mi?
O yüzden bağırıyorum. Bu sadece hiç cinselleri ilgilendiren bir mesele değil. Bugün Avrupa’da 13 yaşında cinsel ilişkiye bir kız girebiliyor. Cinsel ilişki yaşı 13 bazı ülkelerde. Bazı ülkelerde Avrupa’da cinsel ilişki yaşı 12, 13 var, 14 var, 15 var. En yüksek 15 yaşı. sizin evinizdeki kızınız, 15 yaşındaki kızınız istediği erkekte cinsel ilişkiye girebilirim derse, devlet bunu garanti altına alacak. Kanun çıkarmak zorunda devlet bu İstanbul Sözleşmesi ile alakalı. bugün İngiltere’de kızların cinsel ilişki yaşı 15 ve 15 yaşındaki bir kız annesine babasına danışmadan, hiç kimseye danışmadan, hiç kimseye bir şey söylemeden istediği erkekte cinsel ilişkiye girebiliyor. Ve devlet bunu sağlamak zorunda, bunu güvence altına almak zorunda.
Bu aile yapısını yok eden bir şey. Bugün babalara sesleniyorum. Hangi baba bugün 15 yaşındaki kızının herhangi bir erkekle özgür bir şekilde cinsel ilişkiye girmesini hoş görebilir? Bunu hak görebilir. Bugün babalara, annelere sesleniyorum. Hangi erkek evladınız 15 yaşında ben eşcinsel olacağım, bu benim özgürlüğüm derde. Çok affedersiniz. livâta yapmaya kalkarsa hangi anne baba bunu karşı gelebilir, bunu karşı gelmeden bunu özümseyebilir? Yapmayın Allah aşkına ya. Ya insanın çoluğu çocuğu varsa tüyleri diken diken oluyor ya. Bunlara bu zaten İstanbul Sözleşmesi’ni, bu maddelerini bildikleri halde buna karşı çıkmayanlar neyin diyetini ödüyorlar Allah rızâsı için ya. Ya uykum kaçıyor benim. Uykum kaçıyor bu toplum nereye gidiyor diye.
Ya istediği cinsel tercihi o kimsenin sen hak göreceksin. İstediği cinsel tercihi. bir kimse dese ki benim cinsel tercihim ben bir tane, çok affedersin merkep aldım evime ben merkeple cinsel ilişkiye giriyorum dese devlet ona müsaade etmek zorunda. Böyle bir sapkınlık var mı? Şimdi bir hayvana cinsel ilişkiye giriyor diyor herkes onu lanetliyor. Neden lanetliyorsunuz? Yarın öbür gün bu ad devlet bütün cinsel tercihleri kendince, bütün cinsel tercihleri kendi emanını alırsa, garantisini alırsa bir kimse derse ki ben hayvanlarla cinsel ilişkiye gireceğim. Ne diyeceksiniz ona? Bir kimse dese ki ben pedofiliyim ben küçük çocuklarla cinsel ilişkiye gireceğim. Ne diyeceksiniz ona? Ya böyle bir ahmaklık var mı?
Böyle bir sapkınlık var mı? Bıraktım erkek erkeğe olan ilişkiye. Onu zaten yapıyorsunuz. O zaten Türkiye Cumhuriyet’i kanunlarına göre yasak değil. Fuğuş yasak değil, erkek erkeğe cinsel ilişki yasak değil, sevici yasak değil ülkede. Bir cezası yok. Cezası yok. Bu yeni değil. Osmanlı’dan itibaren cezası yok. 1800’lerden itibaren cezası yok. 1800’lerden itibaren cezası yok. İlk Osmanlı’da kaldırıldı zaten. Osmanlı’da da cezası kaldırıldı. Batıllaşma adı altında. Bunu sadece Cumhuriyet’i atfetmek doğru bir şey değil. Eşcinselliğin yasaklanması Osmanlı’da kaldırıldı. 1800’lerde kaldırıldı. Kalkıp da bunu Cumhuriyete düşmanlık vesilesi olarak yapmayın. O yüzden buradaki cinsel tercih ve cinsel kimlik, yaş ve sağlık durumu.
Yaş ve sağlık durumu ne demek biliyor musunuz? Adam 80 yaşında, kız 10 yaşında. Adam 80 yaşında, kız 15 yaşında. Yaş söz konusu değil. Adam 100 yaşında, kız 20 yaşında. Kız 20 yaşında, kadın 60 yaşında, erkek 20 yaşında. O 60 yaşındaki sanatçı, sanatçımız 20 yaşında sevgili etti. Alkışladık. Herkes hoş gördü onu. Hiç kimse bir şey demedi. Torunu yaşındaki adamla cinsel ilişkiye girdi kadın. Ama bir erkek 18 yaşındaki bir kızla ilişkiye girdi. Çarmıha gerdi onu. İstanbul Sözleşmesi’ne göre yaş söz konusu değil. oluyor zaten şu anda. Otel resepsiyonda çalışan bir arkadaş anlatıyor bana ağlayarak anlatıyor. Diyor ki fuhuş yasak olması kaldırıldı. 70 yaşındaki adam 18-20 yaşındaki kızı alıyor. 4 yıldızlı, 5 yıldızlı otele gidiyor fuhuş yapıyor.
Yasak değil ki. İstediğiniz Türkiye bu. İstenilen Türkiye bu. Cinsel özgürlükler sonuna kadar açılsın. Kim kimle, kim ne yapıyorsa yapacak. Bu İstanbul Sözleşmesi bu. İstanbul Sözleşmesi bu. İstanbul Sözleşmesi bu. İstanbul Sözleşmesi bu. Bu İstanbul Sözleşmesi bu. İstanbul Sözleşmesi bu. evliymiş evli olsun ne olmuş. Bakın ne diyor buradaki sağlık durumu, engellilik, cinsel kimlik, yaş, sağ hiçbir şey söz konusu değil. bir kadın evli, başında kocası var. Başka bir erkekle de cinsel ilişkiye girebilir. Dil, din, siyasi veya başka görüşe sahip olma. Hiçbir şey önemli değil. Bir erkek eve evli mi evli başka bir kadını eve getirebilir. Evin bütün fertleri bütün bireyleri istediği gibi cinsel ilişkiye girebilir.
Siz onu nâmus diyemezsiniz. Bak medeni hal de giriyor çünkü. Medeni hal onun cinsel özgürlüğünü kısıtlayıcı bir şey değil. erkek evliymiş kadın evliymiş önemli değil bu. Bunları nasıl görmezsiniz siz? Bunlara nasıl evet dersiniz? Evli olan kadınlar eşlerinizin eve yeniden birer tane daha bayan arkadaş kız arkadaş veya bir eş daha getirmesini kabul eder misiniz? erkekler evliymiş kadın evliymiş. erkekler bir daha evleniyorum deseler dini hukuka göre bütün herkes ayağa kalkar. İstanbul Sözleşmesi medeni halinin önemi yok. Bir evin tapusu adamın üzerindeyse istediği kadını eve getirebilir. Sen bu benim kocam deyip de sen o kadını evliyebilirsin. Siz ne yapıyorsunuz ya? Medeni hal o kimsenin cinsel özgürlüğünü kısıtlayıcı bir şey değil.
Evli ise evli. İstediği adam istediği kadın evliymiş. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. İstediği adam istediği kadına istediği kadar cinsel ilişki girebilir. Evli, sevli bir kadın istediği kadar adamla cinsel ilişki girebilir. Medeni hal onun normalde hiçbir ayrımcılık olmaksızın onun cinsel özgürlüğünü garanti altına alacak devlet. Daha ne söyleyeyim ki ben size? Ondan sonra kızıyorlar. Hiçbir bağ deyince hiçbir bağ. Hiçbir bağ. Çünkü o sözleşme öyle bir şey ki. Irk, renk değil din. İslam hukukuna göre ben kendi kardeşlerimin çocuklarıyla nikâh alabiliyor muyum? Hayır. Onlarla cinsel ilişkiye girebilir miyim?
Ebediyen hayır. Ebediyen de nikâh alamam. İstanbul sözleşmesine göre bu söz konusu değil. İstanbul sözleşmesine göre bir kimse yeğeninle de cinsel ilişkiye girebilir, kardeşiyle de girebilir. Böyle rezilce, böyle pislikçe bir şey bu. Din söz konusu değil. Annesiyle de ilişkiye girebilir. Din söz konusu değil. Babasıyla da cinsel ilişkiye girebilir. Böyle bir pislikçe bir şey bu. Ya bunu nasıl görmüyorsunuz siz? Din söz konusu değil çünkü. Eğitimler, ne yapalım? Eğitimler, ne yapalım? Eğitimler, ne yapalım? Din söz konusu değil çünkü. Normalde siyasi, ırk, renk değil, cinsiyet de söz konusu değil. iki erkek kardeş eşcinsel bir evlilik yapabilirler. İki kız kardeş lezbiyenin bir ilişkiye girebilir.
Yasak değil. Devlet onu güvence altına alacak. Böyle rezilce bir şey bu. Ve insanlar, bakın Lût Aleyhisselâm’ın kavmi erkek erkeğe cinsel ilişkiye girdi diye helâk oldu. Bu mesele Lût Aleyhisselâm’ın kavminin helakını da geçiyor. Uyanın ey ümmet-i Muhammed. Bu mesele Lût Aleyhisselâm’ın kavmi yanında bunun zayıf kalıyor artık. Bu normalde ensübiyet ilişkiler, ev içi ilişkiler girebiliyor, pedofili girebiliyor bu işin içine. Her türlü ilişki serbest ya. Ana, bacı, kardeş önemli değil bu İstanbul Sözleşmesi’ne göre. Bakın renk değil, din, siyasi hiçbir görüş onun cinsel özgürlüğüne ve cinsel tercihine şey sağlamıyor. Önlem değil, yasaklamıyor. Bitti. Ayrımcılık olmaksızın taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır.
Bitti. Güvence altında. Kimin nasıl bir cinsel ilişki sapkınlığı var ise hepsi de güvence altında. Bunlar dile getirilmiyor ya. Böyle açık bir şekilde konuşulmuyor. Burada taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır. güvence altına alındı. Dinin ne olursa olsun, ırkın ne olursa olsun, cinsin ne olursa olsun istediğin cinsel ilişki güvence altında. Kıymetli kardeşim bunun arkasını bir doldursana sen. İslam hukukuna göre sen babanı erkek olarak, anneni, annenin annesini, onun annesini erkek olarak, bak erkek olarak, sen eşini, eşinin annesi, onun annesi erkek olarak sen kendi çocuğunu, çocuğunun çocuğunu asla nikâhını alamazsın. Ama bu dini kaide. Ama bu İslam hudus sözleşmesine göre bir kaide geçerli değil.
Sapkınlığın Aileye Verdiği Zarar
Ne yapıyorsunuz ya? Ne yapıyorsunuz? Bu mesele sadece eşcinsel ilişkilerle alakalı değil. Bunun altını çiziyorum. Bu eşcinsel ilişkilerden daha ağır meseleler bunlar. Allah muhafaza eylesin. Örnekliyoruz şimdi, kardeşimiz atmış buraya. Murat Başoğlu ve yeğeni Burcu Başoğlu. Evet, bu magazin basınında uzun süre yer etti ya, sonra Cumhuriyet Savcılığına gittiler, geldiler, ilişki var mı, yok muydu, şöyle miydi, böyle miydi diye. Adamın karısı boşandı bundan. Buyurun cenaze namazına. İstanbul sözleşmesine göre yasak değil. İstanbul sözleşmesine göre yasak değil. Siz onu yargılayamazsınız da. Ne diyeceksiniz? Allah’ın yes. O yüzden İstanbul Sözleşmesi büyük bir faciadır. İstanbul Sözleşmesi büyük bir pisliktir.
İstanbul Sözleşmesi, İstanbul sözleşmesinde öyle gizli maddeler vardır ki, bu milletin aile birliğini, bu milletin ahlakını yok edecek, bu milletin ahlakını ne yazık ki sıfırdan değil, eksinin de eksisine getirecek bir sözleşme. Allah bu devleti idare edenlere akıl versin, izan versin, îmân nasip eylesin. Uludağ Üniversitesi’nden selamünaleyküm. Aleykümselam. Canım kardeşim ya. Allah etmesin. Derviş ne demektir? Kur’ân ve Sünnet’e sık sık yapışan ve ince ahlâk sahibi olmaya çalışan ve bunlar için bir mürşid intisap eden kimseye derviş adayı dedir. Derviş olma yolunda koşmak nasıl olur? Derviş olduğunu yola intisap eden nasıl anlar? Dur bakalım ya. Yunus demiş ya, ele geleni yersin, dile geleni dersin.
Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Olacaksın inşallah. Selamünaleyküm hocam, Allah razı olsun bilgileriniz için. Ben her gördüğüm rüyada üç harfler ile uğraşıyorum. Sebebi ne olabilir, ne yapmam gerekir? Başlar ya, onlar da iyiler. Bazı insanlardan iyi onlar. Az önce aradım ama sanırım geç oldu, yarın ararım sizi. Allah iyiliğini versin senin. Canlı yayında izlemiyor musun ya? Allah iyiliğini versin senin inşallah. Kabız hali tam anlamıyla nedir az önce anlattık. Virdimi çekerken üst üste Subhanallah’a eş şükür duydum ve bürençsiz bir şekilde üst üste Subhanallah’a eş şükür dediğimi fark ettim. Devam virdinizi çekmeye. Selamünaleyküm sabah namazının farzından sonra kaza kılınır mı hayırlı geceler kılınır keraat vakti girmediyse.
Selamünaleyküm. Sohbetleri canlı yayında kaçırmadan izlemeye gayret edin. Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki videoda görüşürüz. Gayret ediyorum izlerken harika ertesi gün sohbette ne anlatıldı denesini hatırlamıyorum. Ne tavsiye edersiniz. Allah muvinin olsun. Cenab-ı Hak hatırlatsın inşallah. Selamünaleyküm Allah’ın laneti eş cinsellerin üzerine olsun mu demeliyiz yoksa eş cinselliğinin üzerine mi? Eş cinselliğinin üzerine ama normalde o kimse ona devam ediyorsa zaten o zaman oldu lanetlik bir işi yaptığından dolayı lanetlik oluyor. hadis-i şerifte diyor ya ümmetim îmân üzerine fuhuş yapamaz. Şimdi o esnada fuhuş yaparken ölürse imanı gidecek onun. İmansız ölecek. ümmetim îmân üzerine hırsızlık yapamaz.
O esnada hırsızlık yaparken ölürse imansız ölecek. Veya îmân üzerine içki içemez diyor ya o esnada içki içerken ölse imansız gidecek. Allah muhafaza eylesin. Bu da onun gibi. Eş cinselliği yaptığı müddet Allah’ın laneti onun üzerine. Eş cinsellikten döndü, tövbetti. Eyvallah yapacak bir şey yok. Allah tövbeleri kabul eder. Şimdi böyle sağlıkla alakalı soru sormaya başladılar. Allah razı olsun. Hakkınızı helal edin. Kıymetli kardeşler ben sağlıkçı değilim. Ben kendimce kendi üzerimdeki sağlık problemlerine, ottan çöp denen böyle bir şeylerden faydalanıyorum. Bana böyle sağlıkla alakalı şuram duşu var, buram dubu var diye sorarsanız ben kendi dalımın dışına çıkmış olurum. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden sağlıkla alakalı problemlerinizi doktorlara gidin. Doktorlardan inşallah sorun. Onlardan şifa arayın inşallah. Erkeklerin evde atletle namaz kılması uygun mudur? Göbek deliğiyle diş kapağının arasını örttüğü müddetçe söyleyecek bir lafımız olmaz şeriatan. Selamun aleyküm. Kurban bayramında eşimin varlıklı bir arkadaşı kendi kurban etinin dağıtması için eşime veriyor. Fakat eşimin kurban kestiği halde bu arkadaşının etinden de bir miktar kendimizi alıyor. Bu et helal mudur? Olmaz. Normalde onu dağıtması gerekiyor. Biz koç kesiyoruz, o kişi dana kesiyor. Eti farklı diye alıyormuş. Olmaz. Böyle bir hakkımız var mı? Yok. Kafama takılıyor. Ben arkadaşına biz de bir miktar aldık vs. şeklinde söyle en azından diyorum.
O kılsma sanki es geçiyor bence. Öyle olsa kurtarıyor mu? Gerçi bunda dahi emin değilim. Olmaz. Bakın bu işler emanet işlerdir. Bir kimse bir kimseye bu benim kurban etimi dağıt diyorsa onun sonuna kadar dağıtacak. Sıkıntılı bunlar. Bu işleri üzerine alınan insanlar dikkat edecekler buna. Ona dağıtması için verdi. İstediğin gibi tasarruf et demedi ona. İstediğin gibi tasarruf et. Bunun tasarrufu sana ait derse o kimse kendine de ayırır, dışarıda verir, istediğini yapar. Ama dağıt diye vermiş, dağıtacak onu. Son noktasına kadar dağıtacak. Hatta ve hatta kendi kurban etimizden kendi kesen akrabasına da tatması için ve diğer etten de bir miktar koyar ama cidden içim pek rahat değil. Normalde bir kimse bakın kurban eti fakir fukaranın hakkıdır.
O yüzden kurban etini tasadduk edecek olan kimseler fakir fukaraya tasadduk edecek. Tasadduk ederken. Kurban etini annesine verebilir mi? Verebilir. Babasına verebilir mi? Kesmiyorsa. Kurban etinden. Kardeşine verebilir mi? Verebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Ama bir kimse kurban kesmiş. Bu ayrı bir mesele. Olmaz. Eğer bunların tümün bir hata ve günah hissi nasıl telafi edebilirse, bir kimse kurban kesmiş. Bu ayrı bir mesele. Olmaz. Eğer bunların tümün bir hata ve günah hissi nasıl telafi edebilirse. bu olmaz böyle bir şey. Nasıl telafi edecek? Gidecek şimdi o kimse diyecek ki ben senin kurban etinden kendime daldım hakkını helal et. Ama o sana zaten dağıtman için vermiş ki. Nefsine uymuşsun orada.
Bunun bir gramıyla beş gramı arasında fark yok. Doğru değil. Kimisi de kurban etin, dağıt diye veriyorlar, götürüyorlar, difrize koyuyorlar, oraya buraya koyuyorlar. Bu da doğru değil. Dağıt kardeşim. Sana dağıtman için verilmiş. Ha beytülmalden hırsızlık yapmışsın, ha birisi dağıtmak için sana bir kurban vermişsin, onu kendine ayırmışsın. Bir fark yok. Bir fark yok. Bir de buna benzer yine zekatta da aynı kişi eşine güvenip zekatını eşime bırakıyor. Fakirlere vermesi için bence. Ancak eşin borçlu. Ama evi olan dul kendi akrabalarını öngörüyor. Buna eş olarak da ben de dahilim evimiz var ama benim borcum var. Eşim benim borcumu da kendi borcu olarak görmüyor. Böyle bir hakkı var mıdır bilmiyorum.
Kendisinin de borçları var ama yine de yeni bir mülk edinebiliyor aynı zamanda. Biz zekata dahil olabiliyor muyuz? Burada da gene hak geçti mi kafam çok karışık. Çok daha açız fakir insanlar varken. Burada bir kimsenin borcu var ise o kimseye yine dağıtmak için ona zekat verdiyse o yine dağıtacak kendine almayacak. Bakın zekatı verirken derse ki tasarrufu sana ait. Bu zekatı sana verdim. Ne yapıyorsan yap. O kimse normalde o zaman kendi borçlarını tasarrufu ona ait. İster kendine onun varsa borcu ödeyebilir. İster kendine harcayabilir. İster ihtiyacı olan. Kendisinin ihtiyacı varsa kendi ihtiyacını görür. İhtiyacı yoksa ihtiyaç sahiplerine dağıtır. Yine geçtiği için telafisi var mıdır? Allah affetsin.
Eşinden mi yoksa akrabalarından mı bir hal geçmiştir? Bilemem. Kimden geçti? Soru 3. Eşim ile nikahımızda mehir mühendis olarak anlaşmıştık. Eşim mehrimi muhtemelen asla ödemeyecek. Çünkü şu zaman ya da bu zaman öderim şöyle ödemeye başlarım vs. tarzında asla bahsi geçmiyor. Hatta ödemeksizin hırsız hükmünde vefat etmiş olursun. Hadis var diyorum. Bunun üzerine sen de o zaman emekli maaşımı yemeği verirsin dedi. Ölünce kendi emekli maaşını nasıl yiyor kendisi? Böyle bir hakkı var mı? Yok. Ya da bırakacağım mal ve mülke ama böyle bir şey söylemedi. Bunu da ben söylüyorum. size sormak istiyorum. Yine olmaz. Bir kimse ödeyebileceği mehri söyleyecek ve mehri ödemek kastıyla söyleyecek. Ödemek kastıyla söylemezse yine hırsızlık oluyor.
Soru 4. Hakkımı helal etmiyorum deyince bir kimse yedirdiği içirdiğini de mi helal etmiyordur? Tabii. Hakkımı helal etmiyorum deyince her şey var içinde. Yoksa sadece kırıldığı bir husus var ise bu hususa mı sadece diyordur? O zaman diyecek, sen benim bardağımı kırdığın için hakkımı helal etmiyorum. Bardağı telafi edince hakkı helal olacak ama ben sana hakkımı helal etmiyorum deyince her şey girer içine. O şahısıyla bir şekilde halen irtibatlıysak oradan yiyip içmeyi kesmene miyorsun? Evet. Adamın birisi dedi ki, hakkım helal değil, ne yok ne dedi, yedirdim içirdim zehir zıkkım olsun dedi bana. Ben de hesapladım dedim, bu kadar sene içerisinde bu kadar evinde yemek yemişimdir. Her yemek şu kadar para olsa şu kadar para yapar dedim.
Ben o parayı ona verdim. Onu verdim. O da gönderdim daha doğrusu parayı ona. Adam zehir zıkkım olsun dedi, helal etmiyor. Bu sefer geldi parayı dükkanda masanın üstüne attı. Dedim ben sana helal etmemişim, zehir zıkkım etmişim. Para senin yok dedi, ben almıyorum parayı attı. Bizim Cafer de orada oturuyordu. Cafer al parayı dedim, ihtiyacı olan bir kimse ver, onun gözünün önünde dedim. O yüzden helalleşecek insanlar. Bir erkeğin hanımına parası varken sürekli yok demesi var olduğunu biliyorum çünkü örneğini akşam çıkardı, kenara koydu, gördüm. Yalan söylüyor. Hanımını borçlandırması, sonra da o borçları kendine yaptın demesi, paralarını sürekli eşinden saklaması, saklı sayması, sonra hep paraların belli yeri var demesi veya eksik demesi, daha önceden bir sürü yer var diye sayması, hanımını icrarlık durumlara kadar getirmesi, bu bayan ne yapsın, Allah muhafaza eylesin, diliminun içine kadar dedi demeyeyim ben, geldi demeyeyim.
Allah yardımcın olsun senin. Cenab-ı Hak muhine olsun ya. Vay vay vay vay vay vay. Ne adamlar varmış ya. Selamün aleyküm, İstanbul’da emlak işi yapıyorum. Daire sattığımız kişilerle sözleşmeye karşılığında kapora alıyoruz. Bazen bazı müşteriler sözleşmeye aykırı olarak cayıyorlar.
Emlak Kaporası ve Kapanış
Biz de kaporayı yakıyoruz, doğru mu yapıyoruz? Bu noktada bugünkü mevcut sistemin kuralları neyse onları uygulamanızda bir sıkıntı yok. Bayındır’dan kucak dolusu selamlar sevgiler ve aleyküm selam. Geleceğiz inşallah. Selamün aleyküm. Rüyada eltim ile oturuyorduk, kapı açıldı içeriye ablam geldi, elinde yemekler vardı. Sonra zikir yapmaya başladı. Ben ve 6 yaşında oğlumla zikir yapmaya başladık. Ablamın yaptığı zikirde erkek sesler ve ilahi sesleri geliyordu. Ablamın bu sesler nereden geliyor diye sordum. Televizyonu açtı. Mehter aleyhisselâm ve ordusu halaka yapmış zikir yapıyordu. Çölde Mehter aleyhisselâm elinde asa ya da kılıç vardı. Havaya renkli toz halinde kızmızı bir şeyler atıyordular.
İnşallah Mehter aleyhisselâm zikirlerle tevhidlerle çıkacak. İnşallah yakın olsunlar. Şu zulümden kurtarsın cümle Mehmet’i Muhammed’i inşallah. Selamun aleyküm kızımın ismini İsa Nur. İkinci kızım olacak. Nasipse isim karar veremiyoruz. Önerebileceğiniz isim var mı? Çocuğun anne babasından hakkı üçtür. Doğduğunda hayırlı isim konulması. O yüzden hayırlı bir isim koyun da ne koyarsanız koyun. Bizim isimler size şey geliyor. Alengirli isimler değil Fatıma, Hatice, Kübra, Ayşe. Hep böyle Hazret-i Peygamber’in, Sahabelerin, Eşlerinin isimlerinin gelir bizim aklımıza. Ehlibeyt’in hanımefendilerinin isimleri gelir aklımıza. O yüzden bu isimler size şey. Allah affetsin birisi öyle dedi. Demode isim dedi.
Çok üzülmüştüm. O yüzden o günden beri böyle tedbirli davranıyorum. Allah muhafaza eylesin. Sohbetiniz hayırlara vesile olsun. Üstadım İstanbul anlaşmasını bu halk desteklemiyor mu? Sizce çok haksızlıklar olduğu halde bazı dostlarımızın çıkarı olduğu için üç ve beş lira için ülkenin ve halkın kişiliklerini, haysiyetini satıyorlar bile bile. Bile bile ne güzel açık açık anlatıyorsunuz. Çok üzülüyorum. Müslüman insan çalışarak her istediğine sahip olur ve çıkar için kimseye desteklemez. Çok üzülüyorum. İzmir’den saygılar. Saygılar der ya. Selamünaleyküm İstanbul. Selamünaleyküm Efendi. İstanbul sözleşmesini konuştuğunuz bölümü ayrı paylaşmanız mümkün mü? Kız, iyi dinletmek istiyorum. Allah’a emanet olun Efendi demiş.
İnşallah. Salim ayrı yayınlayacakmış orayı. Günümüzde pornografi çok yaygınlaştı ve her türlü cinsel sapıklığın pornografi ile servis edildiğini düşünüyorum. Çocuklarımızı bu sapkınlıklarda nasıl koruyabiliriz? Koruyamazsınız canım kardeşim. Evet. Koruyamazsınız. Hiçbir şey de yapamazsınız. İstanbul sözleşmesine göre Türkiye şartlarında şimdi 18 yaş sınırı var bizde kanunla. Eğer 18 yaş Avrupa standartlarına göre indirilecek 15’e 16’ya 14’e indirilecek derse 15, 16, 14. İstanbul sözleşmesine göre 18 yaşını doldurmuş bir kız isterse gider amcasıyla, isterse gider dedesiyle cinsel ilişkiye girer. Koruyamazsınız. 18 yaşını doldurmuş olan bir kız İstanbul sözleşmesine göre istediği erkekte, istediği kadar, istediği gibi cinsel ilişkiye girer.
Koruyamazsınız. 18 yaşını doldurmuş bir erkek istediğiyle, istediği gibi cinsel ilişkiye girer. İster erkek erkeğe, ister erkek kadına, ister kıza, istediğini istediği gibi yapar. Koruyamazsınız. Koruyamazsınız. Neden bangır bangır bağırıyoruz? Koruyamazsınız. Nikahlı eşinizi de koruyamazsınız. İstanbul sözleşmesine göre bir kadın nikahlı da olsa istediği erkekle ilişkiye girer. Siz ona hiçbir şey yapamazsınız. İstanbul sözleşmesine göre bir erkek nikahlı da olsa, evli de olsa istediği kadar kadınla veya erkekle cinsel ilişkiye girer. Siz ona hiçbir şey yapamazsınız. Koruyamazsınız. Türkçe konuşuyorum canım kardeşim ya. Ne korumaktan bahsediyorsunuz siz? Koruyamazsınız diyorum size. Sen bizim dinimiz 18 yaşını doldurmuş veya kız veya erkek veya evli bir erkek veya kadın dinimizin emri bu.
Diyemezsiniz. İstanbul sözleşmesine göre diyemezsiniz. İstanbul sözleşmesine göre benim bu nâmus anlayışıma aykırı diyemezsin. Bu benim dini anlayışıma aykırı diyemezsin. Benim örf, gelenek, göreneğime aykırı diyemezsin. İstanbul sözleşmesine göre bizim köyümüzde bu geçerli değil, bizim kasabamızda bu geçerli değil, bizim sülalede bu geçerli değil diyemezsin canım kardeşim. İstanbul sözleşmesine göre bu İslam hukukuna göre böyle İslam nikahı böyle İslam’la alakalı böyle diyemezsin canım kardeşim. Diyemezsin. O yüzden koruyamazsın da. Bitti. Koruyamazsınız. Aile diye bir şey kalmaz. Koruyamazsınız. Bir adam nikahlı mı nikahlı bir adamla, bir kadın nikahlı mı nikahlı istediği erkekler ilişkiye girer.
Koruyamazsınız da. İstanbul sözleşmesine göre diyorum. Yapamazsınız hiçbir şey. Herkes özgür. Herkes özgür. Ne ailenizi koruyabilirsiniz, ne çocuklarınızı koruyabilirsiniz. Şimdi bunu sunarken kadına şiddet örtüsü altında sunuyorlar. Kadına şiddet örtüsü altında. İstanbul sözleşmesine karşı çıkmak sanki kadın şiddetini desteklemek gibi söylüyorlar. Değil canım kardeşim. Değil. İster kadına ister erkek şiddet şiddettir. Yasalarca belli. Yasalarca belli cezası. Ama sen kadına gitti başka bir erkekle cinsel ilişkiye girdi değil mi? Sen ona namussuz dahi diyemezsin kadına. Sen fuhuş yaptın, faişesin diyemezsin sen kadına. Veya erkek gitti evliliken başka bir kadınla cinsel ilişkiye girdi. Sen erkeğe namussuzsun, sen faişesin, sen şerefsizsin diyemezsin.
İstanbul sözleşmesine göre. Devlet onu muhafaza altına alacak, emanetini alacak. Şimdi bunu kadınlar, böyle feminist kadınlar savunuyorlar hesapta kadına şiddet hayır diye. Hah canım kardeşim benim. Sen yarın öbür gün kocanı tutamayacaksın evde. Buranın tapusu kime ait? Adama ait değil mi? Erkeğe ait. İstediği kadar kadın getirir eve. Benim cinsel tercihim bu dar. Her gün başka bir kadın getirir eve. Benim cinsel tercihim bu dar. Ne yapabileceksiniz? İstanbul Sözleşmesi böyle bir sözleşme. O yüzden bu sadece bakın burası çok önemli. Kadına şiddet örtüsü altında bunlar oluyor. Kadına şiddet örtüsü altında. Efendim mehir 1 veya 2 kilo 24 ayar altın mehir kabul edin kardeşlerime. Rabbime deme kolaylığı versin en azından ben öyle söylemem herhalde selamun aleyküm demiş.
Neden? Sen de bakarsın söylersin. Öyle büyük konuşma söylemem diye. Evlenemezsin sonra. Selamun aleyküm. Üstadımıza bir sorum olacaktı. Bir süredir 8 yıldır panik atak ve bazı psikolojik sorunlar yaşıyorum. İlaçlar kullanmamıza rağmen bir türlü toparlayamıyorum. İşimde istikrarlı olamıyorum. Bu konularda bize tavsiyeniz ne olur iletebilirsenize memnun olurum. Ben böyle arkadaşlara genelde tevhidi Allah’a yaslanmayı, Allah’a tevekkül ehli olmayı öneriyorum. Ama bugün bir kardeşimiz telefonda bana bu panik atakla alakalı bir bitki söyledi. O bitkiyi kullanıyorum. Panik atakla alakalı bir şeyim kalmadı dedi. O arkadaş şu an sohbeti izliyorsa buraya o bitkinin adını atsın inşallah söyleyelim. Bir durumun var iletmek istiyorum.
Bir süredir 8 yıldır. Evet bunu okuduk. Aynı şeyi okumuşuz. Belçika’dan kucak dolusu selamlar ve aleyküm selam. Hadis-i şeritte müminin, müminin üzerindeki hakları olarak gördüğü zaman selam vermesi, hastalığında ziyaret etmesi vs. gibi fiiller zikrediliyor. Fiziksel olarak görüşüp irtibat kurma dahali bir kimse, başka bir kimse üzerinde duygu anlamında da hak sahibidir. Eyvallah bütün müminler, müminlerin üzerinde hak sahibidir. Hocam kolay gelsin benim yıllardır aklıma takılan bir soru var. Yaratıcının kainatı yaratıp insanlara sorgulamasının ödül ceza sistemi uygulamasının cennet cehennem gibi sebebi ne olabilir? Kün fey kün diyor. Kur’ân’da oldar olur bu kadar güçlü her isteği olan bir yaratıcını dünyayı yaratıp insanlığı gönderip dediklerimi yapmazsanız cn’e gönderirim demesine sebep ne olabilir?
Hocam sorumu cevaplar mısınız? Yayındayım. Cenab-ı Hak tanınmakla sevdim demiş. Bizim onu tanımamızı istiyor. Biz onu tanırsak bizi ödüllendirecek cennetine koyacak. Biz onu tanımaz, onu bilmezsek o zaman da diyecek ki sizi yaratan benim, her şeyinizi tam eden benim, rızkınızı veren benim, her şeyinize ilgilenen benim, saçınızı büyütüp kaşınızı büyütmeyen benim ama beni tanımadınız, beni bilmediniz, nankörlülerden oldunuz diyecek cezalandıracak. Geliboldan selamlar ve aleyküm selam. Arkadaşım bu pazartesi askere gidecek gitmeden yanınıza gelmek istiyoruz. İnşallah Allah yardımcınız olsun. Rabbim iyilik versin inşallah. Kıymetli dostlar hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin.
İnşallah Allah’tan bir şey gelmezse Perşembe günü akşam eğer korona yasakları devam ederse burada yine sohbette devam edeceğiz, burada olacağız inşallah. Ama yasaklar kalkarsa o zaman Perşembe günü de namaz yağdaki vakfın yerinde inşallah zikrullahı devam edeceğiz. Biz de sizler gibi yasakların kalkmasını ve zikrullahlarımızın devam etmesini istiyoruz, arzu ediyoruz, temenni ediyoruz. Ama herhalde bu korona böyle olursa yasaklar devam edecek gibi. Allah hakkımızda hayırlısını versin inşallah. Yine zikrimizi yapıp geceyi sonlandıracağız. Hakkınızı helal edin inşallah. Destûr. Efâdalu’z-zikri fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh el-Fâtiha maa salamu alaikum. Amin.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî-i Şerîf — Birinci Cilt 910-917. Beyitler: Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, I. Cilt, tevekkül-rızık-sebep tartışması (“Çaresi küffârın türlenir hîlesi, Hakk’a tevekkül edenin ise Rûzigâr ona râm olur”); Rıza Tevfik Çevirisi ve Şârihlerden İsmâil Ankaravî Mecmûatu’l-Letâ’if, Abidin Paşa Tercemetü ve Şerh-i Mesnevî-i Şerîf, Tahirul Mevlevî Şerh-i Mesnevî, Ahmed Avni Konuk Mesnevî-i Şerîf Şerhi (İz Yayıncılık); beyitlerin ana mefhûmu: “Deveni bağla da Allah’a tevekkül et” hikmet-i nebeviyyesine tefâkuhî istidlâl
- Cibrîl Hadîsi — Îmân, İslâm ve İhsân: Müslim, Îmân 1 (37); Buhârî, Îmân 37; Ebû Dâvûd, Sünnet 16; Tirmizî, Îmân 4; Nesâî, Îmân 5; İbn-i Mâce, Mukaddime 9 — Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh ve Hazret-i Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh rivayetleri; hadîsin tevâtür derecesi üzerine İbn-i Hacer el-Askalânî Fethu’l-Bârî ve Nevevî el-Erbaîn; Kütüb-i Sitte’de gerçek farklı rivayet kanallarıyla yer alması ve iî’tikâdî esasların metin olması (Âmidiyyû’l-Ân Şerhu’s-Sünne)
- Tevekkül Mertebeleri ve Sebebe Tevessül: Âli-İmrân 3/159 (“Karar verdiğin zaman artık Allah’a güvenip dayan; çünkü Allah kendisine güvenip dayananları sever”); Tâlâk 65/3 (“Kim Allah’a tevekkül ederse O ona yeter”); Enfâl 8/2; “Deveni bağla ve Allah’a tevekkül et” (Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 60 — Enes Radıyallâhu Anh rivayeti); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ’û Ulûmi’d-Dîn, Tevekkül Kînâbe (IV. Cilt); İbrâhîm Hakkı Erzurûmî, Marifetnâme; Hâris el-Muhâsibî, er-Riâye li-Hukûkillâh; Kelabâzî, et-Taârruf; tevekkülün ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn derecelerinde tatbîki
- Rızık Telakkîsi ve Hûd 6 Âyeti: Hûd 11/6 (“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın”); Zariyât 51/58 (“Allah rızk verendir, sarsılmaz kudret sahibidir”); Şûrâ 42/19; Ankebût 29/60; “Hırs kadar insanı yoran hiçbir şey yoktur, helal peygamberlere rızkı demiştir” (İbn-i Mâce, Ticârât 2 — Mıkdâm ibn-i Maîdi Kerib rivayeti); İbn-i Kayyım el-Cevziyye, Medâricu’s-Sâlikîn, tevekkül bâbı; Süleymân Çelebi, Vesileü’n-Necât; Mustafa Özbağ’ın rızıkı Hakk’tan bilmek ile “beladan belaya yılandan ejderhaya sıçramak” temŞili
- Tesettür, Gelinlik ve Mahremiyet: Nûr 24/30-31 (“Mümin kadınlara söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırz ve nâmuslarını korusunlar… zînetlerini kendiliğinden görünen kısmı dışında açmasınlar, baş örtülerini yakaları üzerine sarsınsınlar”); Ahzâb 33/59 (cilbâb âyeti); 33/32-33 (ev kararları ve câhiliye zîneti); Nisâ 4/22-23 (mahremler tespiti); İmâm-ı Nevevî el-Mecmûu ve İbn-i Âbidîn Reddu’l-Muhtâr (kadının örtünme hükümleri); Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli (örtü âdâbı); gelinin nübetlerinde teşhîr ve mahrem ihânesinin reddi
- Livâta ve Abdurrahman Dilipak’ın 2009 Tarihli Yazısı: Abdurrahman Dilipak, “Cinsel Kimlik Açılımının Adı: Livâta” (Vakit Gazetesi, 12 Ağustos 2009) — İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal cinsiyet açılımına on yıl önce yapılan îkâz; A’râf 7/80-84 (“Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz?”); Hûd 11/77-83; Ankebût 29/28-35; Lût Aleyhisselâm’ın kavmine tabaşuttuğu taş yağmuru ve toprağın ters çevrilmesi (Hicr 15/74); “Livâta yapanı da yapılanı da öldürün” (Ebû Dâvûd, Hudûd 29; Tirmizî, Hudûd 24; İbn-i Mâce, Hudûd 12)
- İstanbul Sözleşmesi’nin Ensübiyet ve Mahârim Hududını İhlâli: Nisâ 4/22-23 (“Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeş çocukları, sütanalarınız ve süt kız kardeşleriniz, kayınvalidelerinizi… nikâhlamanız size hârâm kılındı”); Furûan 25/54 (neseb ve sihr bağı); İstanbul Sözleşmesi Madde 4/3 cinsel yönelim ve cinsel kimlik ayrımcılık yasağının mahârim hükümlerini zimnen lağvetmesi; İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, Mahârim bâbı; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, Munâkahât kînâbe (ana, kız, kız kardeş, hala, teyze, erkek kardeş kızı, kız kardeş kızı, süt-anne, süt-kız kardeş, kayınvalide ile nikâhın ebâden hârâm olması)
- Sapkınlığın Aile Birliğine ve Nesle Verdiği Zarar: “Bir toplumda fuhuş açığa çıktığında onların aralarında önceki atalarında görülmeyen bulaşıcı hastalıklar ve acılar yayılır” (İbn-i Mâce, Fiten 22 — İbn-i Ömer Radıyallâhu Anh rivayeti); Rûm 30/21 (“Aranıza sevgi ve merhamet koyması”); Tahrîm 66/6 (“Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”); Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî, Mâzâ Hasire’l-Âlemu bi’n-Hitıtıl-Muslimîn (Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti); Ahmet Tomor, Aile Saadetine Giden Yol; Mahmud Esad Coşan, Aile İçi İlişkilere Tasavvufî Bakış; Türk Medeni Kanunu madde 185 sadakat yükümlülüğü
- Alış-Verişte Kapora, Cayma Tazmînatı ve Şer’î Hükmü: Türk Borçlar Kanunu madde 177 (bey’ata — cayma tazmînatı); İbn-i Mâce, Ticârât 22 (“Kapora akdi” tartışması — bey’u’l-urban); Mâlikî mezhebinde urbûn (kapora) caizdir; İmâm Şâfiî, İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe ve İmâm Mâlik’in urbûn hakkındaki ihtilâfları — Kâsânî Bedâiu’s-Sanâi’ Buyu bâbı; İbn-i Kudâme el-Muğnî; Ahmed b. Hanbel’in kapora bâbındaki yumuşakluğu (Mesned, Ömer ibn-i Şuayb yoluyla); Türkiye Diyanet Vakfı İSAM İslâm Ansiklopedisi, “Urbûn” maddesi ve günümüz fetvâlarında muâmelât-ı kesbîye
- Rüya Tabiri ve Teslimiyet (İbrâhîm Aleyhisselâm Örneği): Sâffât 37/100-107 (“Yavrucuğum, gerçekten ben rüyâda seni boğazladığımı gördüm; düşün bakalım, ne dersin?… Babacığım emrolunduğun şeyi yap; înşâallah beni sabırlılardan bulursun”); Muhammed b. Sîrîn, Müntehabu’l-Kelâm fî Tefâsîrli’l-Menamat (rüyâ tabirlerinin mahrec-i ilmî); Hasan Kamil Yılmaz, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatler; Said Nursî, Mektubât (rüyâ ve üç kısım mânâsı); Feridun Yılmaz, Rüya Yorumları; İbrâhîm Aleyhisselâm’ın teslimiyeti ve rüyâların vahy olmadığı halde vahye delalet edişi (Buhârî, Tabir 2)
- Âhir Zaman, Korona ve Zikrullahın Muhâfazası: Müslim, Fiten; Ebû Dâvûd, Melâhim (âhir zaman hadisleri); Ra’d 13/28 (“Kalpler ancak zikrullah ile mütmaınn olur”); Ahzâb 33/41-42 (“Allah’ı çok zikredin”); Cuma 62/10; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbânî; Said Nursî, Mektubât (15. Mektub ve Âhir Zaman Bâbı); Niyâzî-i Mısrî, Dîvân-ı İlâhiyyât; korona salgınında zikir meclislerinin yürütülmesinin şer’î hikâyesi ve devılet hükümlerine itaat (Şûrâ 42/38); sohbetin kapanışındaki “Efâdalu’z-zikri fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh” hadîsi (Tirmizî, Daavât 9; Nesâî, Îmân 36)
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı