Giriş: Bi’at, İntisâb ve Ahid Kavramları
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Ramazanın son 10 günleri artık insanların müjdeleneceği, Ümmet-i Muhammed’in kurtuluş beratlarını alacağı günler. Bu ilk 20 gün malum oruçlarımızı tuttuk, zikirlerimizi yaptık. Artık son 10 gün itikafların derinleşmenin, zikrin, fikrin, şükrin, hamdinin artacağı zamanlar, tövbenin artacağı zamanlar. O yüzden geceniz mübarek olsun. İnşallah önümüzdeki salıyı çarşambaya bağlayan gecede mübarek Kadir Gecesi. İnşallah Kadir Gecesinde de burada sohbette olacağız kardeşlerimize, arkadaşlarımızla beraber. Çok kardeşimiz itikâfa girdi. O yüzden ne yazık ki erkekler bu sene giremediler.
Onlar evlerinde halvet ediyorlar, öyle söyleyelim. Allah’ı zikrediyorlar. Ama bayan kardeşlerimizden çokçası mihali itikâfa giren oldu. Allah onların da itikaflarını kabul eylesin şimdiden. İnşallah ibadetlerini kabul eylesin. Cenâb-ı Hak inşallah onların itikaflarını kendi katına yükseltsin. Kabul et, itikaflardan eylesin inşallah. Tabii bu sohbet böyle sıra gibi oldu. Velileri konuştuk, şeyhleri konuştuk. Nasıl olmaları gerektiğini konuştuk. Ardından dedik ki nasıl bi’at edilir, bi’at nedir, ne olması gerekir? Bunu da dedik, ardı ardına konuşalım. Hem bir de böyle korona günleri denk gelmez. Gelir belki de bir şey diyemeyiz. Çünkü böyle giderse bu aşısı bulununcaya kadar, tedavisi bulununcaya kadar insanları bir hali üzecek bu hastalık.
Tabii bu hastalık yanında şifasını getirdiği gibi ayrı yeten ayrı hastalıklar da getiriyor. Korona öyle hemen bitivercek bir mesele değil. Allah’a hayır versin. İnşallah biter, inşallah bütün insanlık bu noktada düzelt çıkar. İnşallah Cenâb-ı Hak şifasını buldutturur insanlara. Cenâb-ı Hak bulduttursun inşallah. Böyle korona günleri sokağa çıkma yasağının veya kısıtlamanın olduğu zamanlar, kalabalık toplu derslerin iptal edildiği zamanlar belki de çok zor gelir. Belki de bu nesil torunlarını anlatacak böyle tecrübeler edindi bununla alakalı. Çünkü her yüzyıl, senenin başında böyle hastalıklar olmuş hep tarih boyunca. Bu yüzyılın da başında bu korona gibi şeyler, bunun gibi meseleler herhalde insanlığın başını biraz da ağrıtacak.
Ben bunları çok önemsemiyorum. Bunu normalde defalarca söylüyorum. Asıl önemselecek olan, insanlığın problemi olan devasa hastalıklar var. Açılık gibi, devasa hastalıklar var. Fuhuş gibi, devasa hastalıklar var. Eşcinsellik gibi, devasa hastalıklar var. Kumar gibi, devasa hastalıklar var. Terör gibi, devasa hastalıklar var. Adaletsizlik gibi, devasa hastalıklar var. Emperyal güçlerin, dünya halklarını sömürmesi gibi, devasa hastalıklar var. Bu kapitalist sistemin, vahşi kapitalist sistemin bütün dünyanın yer altı ve yeryüzü zenginliklerini sömürüp, şeytani yollara kullanması gibi. Korona’ya bakınca, bunların yanında korona, vallahi rahmet gibi oluyor. Çünkü geçen sohbette de söyledim. Dünya üzerinde günlük açlıktan çocuk sayılarını bir araştırın.
Günlük açlıktan ölen insanları bir araştırın. Günlük terörden ölen insanları bir araştırın. Günlük fuhuştan, zorla fuhuş yaptırılan kadınların ölüm oranlarını araştırın. Korona onun yanında hiçbir şey değil. Allah bize hidayet eylesin inşallah. Bu akşamki sohbetimiz Mürşid-i Kamil’lere, şeyhlere, üstadlara, erenlere isim çok ya. O yüzden bunlara bi’at etmek ne, intisâb etmek ne, bu akşam bunu konuşalım istedik. Çünkü herkes bi’at etmek olarak nitelendiriyor ya, bi’at etmek neye, kime, nasıl? Bir Mürşid-i Kamil’e, bir üstada bi’at mı denilmeli, intisâb mı denilmeli veya ne anlamalıyız, ne anlaşılmalı? Bununla alakalı sohbet etmek istedik. Bi’at etmek veya intisâb etmek. Bazı dergahlar, tekkeler, sûfî topluluklar bi’at etmek derken bazıları da intisâb etmek veya bazıları ikrâr etmek gibi sözler kullanılıyor.
Mesela örneğin bizim ülkemizde bir hayli var olan Alevi kardeşlerimiz onlar ikrâr vermek derler. Onlar da kendilerini, çünkü büyük bir kısmı kendilerini ehli tasavvuf olarak görürler. Hazret-i Ali radıyallahu anh hazretlerine giden, gidilen yol olarak görürler kendilerini. Onlar mesela ikrâr etmek, ikrâr vermek veya te Bektaşiler bu noktada ikrâr etmek, ikrâr vermek gibi söylenirler. Ne? Tasavvuf’ta sufilikte veya tarikatlarda veya tasavvuf’ta bu kelimeler birbirlerine yakın mana taşır ama tecelliyat açısından biraz daha farklıdır. Mürit adayının talibin veya mühip olarak da söylenir veya derviş adayı veya mürîd adayı veya taliptir. Başlangıçta sufiliye başlangıçta şeyhe onun vereceği emirlere tam anlamıyla bağlı kalacağına dair söz manasında kullanılır tasavvuf’ta.
Tabii işin bir de siyaset tarafı var. İşin siyaset tarafı ne? O da devlet başkanlığı olan. Şimdi ahd vermek, intisâb etmek, inâbe ve el almak, ikrâr vermek gibi terimler de aynı anlama gelir. Bunlar mesela bazı toplulukların durum konumlarına göre veyahut da geleneklerine göre veyahut da kültürlerine göre bu isimler de farklılıklı olabilir. Veyahut da Türkiye’de kullanılan ismiyle tövbe vermek, tövbe etmek gibi, intisâb etmek gibi değişik dergahlarda, tekkelerde, değişik sûfî topluluklarında hem bunların herhangi bir ismi kullanılabilir. Bunların hepsinde mana olarak hemen hemen aynı kapıya çıkar. Bunlardan en fazla kullanılanları ben en başa aldım, ikrâr etmek olarak. İkrâr etmek, inancını söylemek, inanmak anlamına geliyor.
İnkâr etmenin zıddı, ikrâr etmek, kabul etmek, erenler yoluna girmeye, ikrâr vermek. İkrarı hakkı için derler hatta. Hal ehlince bu böyle büyük yemindir. ikrarın hakkı için söyle, ikrarım hakkı için sana söz veriyorum diyorsa bu hal ehli için büyük yemindir. Çünkü onun kutsal gördüğü bütün değerler üzerine yemin ediyor veya kutsal gördüğü bütün değerler üzerine söz veriyor. Bu çok büyük bir yemindir. Çünkü bu sözü yerine getiremezse, bu hali tecellettiremezse Allah muhafaza eylesin. ahdini yerine getirememek, ahdi bozmak büyük günahlardan hatta lanetlik meselelerden birisi. O yüzden eski ate sözü vardır ya, ikrarında durana aşk olsun, inkâr edene yuf sözü, ate sözü de bu ikrarın ehemmiyetini gösteriyor.
İkrâr etmiyor. Anadolu topraklarında bilhassa böyle Alevi Bektaşı kolunda olan dergahlarda, tekkelerde bu söz çok kullanılır. Birisi de ne? İnâbe. Günahlardan tövbe ederek Allah’a yönelmek anlamına geliyor. Ve tarikata giren bir kimse evvelce yapmış olduğu bütün günahlara tövbe ediyor. Bu bakımdan bir şeyhe de derviş olmaya, bir tarikata da girmeye inâbe diyorlar. hatta filan şeyhten bunu eskiler çok kullanırlardı benim yeni sûfî olduğum zamanlar. Eski dervişler, onlara Cenâb-ı Hak bize ikram etti, ihsan etti, onlara ulaştık. Onlar öyle söylerlerdi. Ya o Nazilli Ali Efendi’den inâbe almıştı. O Nazilli Ali Efendi’den inabeliydi. oradan dersliydi, oraya intisaplıydı, oradan ders almıştı. Veyahut da o Halid-i kulundan inabeliydi. o Halid-i kulundan ders almıştı.
Bu manada söylenir. İntisâb ise genelde Allah rahmet eylesin şeyh efendi çok kullanırdı bunu. Bir şeyhe intisâb ettin mi? Bir dergaha intisâb ettin mi? Bir tarikata intisâb ettin mi? bir üstade intisâb etmek lazım. Bir şeyhe intisâb etmek lazım diye intisâb kelimesini Allah rahmet eylesin. Nevşehirli Abdullah Gürbüz Efendi Hazretleri çok kullanırdı. İntisâb etmek olarak kullanırdı. O yüzden bizim de dilimizde daha fazla intisâb etmek benim dilime daha fazla alıştı yerleşti. Biz ikrâr demeyiz, inâbe demeyiz. Biz ya ders aldı deriz ya da intisâb etti deriz. İntisâb etmenin kelime manası da özür dilerim. Özür dilerim. Men’sup olma, bağlanma bir işe, bir mesleğe girme. Sufilikte de bir mürşid-i kamile bağlanma anlamına geliyor.
Bi’at etmek ve intisâb etmek şekil bakımından birbirine benzese de hem içsellik olarak hem hukuk olarak birbirlerinden farklıdır. Bi’at etmek çünkü siyasi olarak meşru bir lidere bi’at edilir. Siyasidir bu. askeri, siyasi, ekrisadi bir devlet vardır. Siz o devlet başkanına veyahut da siyasi bir lidere bi’at edersiniz. Bu biattır. Bu benim böyle bu ayrışma benim daha çok hoşuma gidiyor. Meselenin anlaşılması açısından benim daha fazla hoşuma gidiyor. İntisâb ise bir mürşid-i kamile yapılır, bir şeyhe yapılır. Veyahut da bir dergahın, bir tarikatın, bir sûfî topluluğunun başındaki yetkili, etkili bu konuda bunun sorumlusu olan şeyhe, mürşid-i kamile, velî kimseye intisâb edilir. Bunun ayrılmasında fayda görüyorum.
Çünkü bir kısım meseleden uzak, biraz işin tekniğinden uzak ehli tasavvuf toplulukları veya sûfî toplulukları biatı üstadlarına bi’at ettiklerini ve o biatlarının da siyasi bir boyutunun da olduğunu katıyorlar işin içerisine. Ama bunu bilerek yapıyorlar ama bilmeyerek yapıyorlar. Bu tehlikeli bir daire. Çünkü bir veliye, bir mürşid-i kamile devlet başkanı statüsü ile intisâb edilmez, bi’at edilmez. Bir mürşid-i kamile, bir veliye tasavvuf sûfî ekolunun üstündeki bir kimse olarak ona intisâb edilir. O yüzden biatla intisabın ayrılmasında fayda görüyorum. Bir şeyhe bi’at edilmez, intisâb edilir. Devlet başkanına bi’at edilir. Veya bir askeri komutana bi’at edilir. O aynı zamanda siyasi bir hali var ise bi’at edilir.
Ciharyar-ı gücün efendilerimizin zamanında hem Hazret-i Ebû Bekir, hem Hazret-i Ömer, hem Hazret-i Osmân, hem Hazret-i Ali efendimiz maddi manevi her iki kanat da kendilerinde birleşmişlerdi. O yüzden zaten devlet idaresinde bir sıkıntı olmadı. onlar hem manevi birer kutub, hem aynı zamanda da devlet başkanı statüsün dediler. O yüzden dört halife döneminde hiçbir problem çıkmadı. Çıkmayışının sebebi onların hem zahir, hem batın kanatlarının var olmasıydı. Ama Hazret-i Ali ve Hazret-i Hasan efendimizden sonra malum Mu’âviye ondan sonra onun oğlu Yezîd ve ondan sonra Emevîler döneminde bu mesele farklı cenahlara gitti. Farklı taraflara gitti. Mu’âviye deyince bir kardeşimiz bana yaz yazmış sen Mu’âviye’ye cehennemlik diyorsun diye benim hiçbir sözümde, hiçbir yerde, hiçbir sahâbe için bu cehennemliktir demem.
Ama bunun altını çizeyim. Hiçbir sohbetimde, hiçbir yerde, hiçbir şeyde herhangi bir sahabeye cehennemliktir demem. Demedim demem. Bunu beni eleştiri olarak söyleyen kardeş, bunu nerede söylediğimi eğer bana duyduğu yeri kesip atarsa memnun olurum, tövbe ederim buradan geri dönerim. Bu noktada sürçü lisan etmiş, dert çıkarım. O yüzden Mu’âviye’ye kalkıp da benim cehennemlik deme benim haddim değil. Sadece benim değil, bence hiç kimsenin haddi değil. Çünkü asabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Hadîs-i şerifi orada dururken kalkıp da biz Mu’âviye’ye cehennemlik deme edepsizliğimiz olamaz. Allah muhafaza eylesin. Onu biraz edepsizlik olarak görüyorum. O yüzden bu meseleden, burda bunun parantezi kapatayım.
Şimdi Hazret-i Hasan efendimiz’den sonra maddi ve manevi kanat el değiştirdi. Hazret-i Hasan efendimiz de manevi kanat durdu çünkü kendi sözüyle dedi ben sizin imamınızım bundan sonra ama devlet işlerinde Mu’âviye’ye tabi olacaksınız dedi. Ama kendisini imam olarak kendi konumunu ve durumunu beyan etti. Öyle olunca zahir ve batın ayrıldı. Devlet işleriyle öyle söyleyelim din işleri veyahut manevi işler birbirinden ayrılmış oldu. O yüzden bi’at etmek siyasi meşru bir lidere siyasi meşru dememin sebebi şu her siyasi lidere bi’at edilmez. Siyasi liderin meşru olması gerekir. Meşru olması için birinci derecede o siyasi liderin Kur’ân ve sünneti kendisine ölçü kabul etmesi gerekir. Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın peygamberliğine îmân etmesi gerekir.
Kur’ân-ı Kerim’in hak kitap olduğuna îmân etmesi gerekir. O çünkü müminlerin emiri hükmünde olacak. O yüzden ve meşru olabilmesi için o zatın seçimle gelmesi gerekir. Her ne kadar Abbasilerde, Abbasilerin emevileri devirmesinde imam azamın meşru lideri devirmenin hak olduğuna dair fetvası çünkü fetvasının sebebi emevilerin liderlerinin kendi halklarına zulmetmesinden dolayıdır. Kendi vatandaşına, kendi halkına, kendi dindaşına, kendi tebaasına zulmeden, onları katleden, onlara haksızlık yapan bir siyasi lider meşru değildir. Meşru olmadığı için o Müslümanların o meşru olmayan lidere ayaklanması hak olur. İşin bir de bu tarafı var. Burayı parantezi kapatıyorum. Entisap ise sadece mürşid-i kamillere yapılır.
Gayrimeşru, bakın meşru olmayan, gayrimeşru siyasi liderlere itaat ve bi’at yapılamayacağı gibi, şeyh olmadığı halde, bakın şeyh olmadığı halde, şeyhlik taslayanlara da entisap edilmez. Buranın da altını çizmek lazım. Nasıl gayrimeşru liderlere bi’at ve itaat yapılmıyorsa, şeyhlik dairesinde durmayan, şeyhliğe ehil olmayan, şeyhliğe yetkili olmayan, şeyhliğe liyakatı olmayan bir kimseye de entisap edilmez. Entisap edilirken de her şey intisâb edecek diye de bir kaide yok. Ve bi’at etmek, siyasi, meşru, siyasi bir lidere bi’at etmek mecburidir. Bir kimse bu biatı olmazsa Hristiyan veya Yahudi olarak ölmesinde veya müşrik olarak ölmesinde bir beis yoktur. Eğer Kur’ân Sünnete bağlı, Kur’ân Sünnet dairesinde duran ve Kur’ân ve Sünnetin bütün ahkamlarını kendisine ahkam ve idarenin de ahkamlarını bu noktada ahkam olarak kabul eden bir siyasi lidere bi’at etmek mecburidir, farzdır.
Ama o yüzden ayırt etmek istedim bu meseleyi. Ama bir şeye intisâb etmek bu hadisede mecburi değildir, ihtiyaridir. Gönüllülük esasına dayanır. Çünkü bir kimse illa ki sen bu şeyheye intisâb edeceksin diyerekten onu zorlayamayız. Veya gel benim şeyhime intisâb et, mecbursun bu şeyheye intisâb etmeye. Bu doğru söylem değildir. Çünkü bir kimse rüyasında gördüğü, veyahut da icazeti olan kendince, aklınca, fikrince, dini duygularınca, düşüncelerince, dini argümanlarınca bir kimseyi şeyh görüyorsa ona gidip gönüllülük esasına dayanır. bir ikincisi çıkarsa onu katletmek vacip olur. Veya onu katledilir o ikincisi kendi kafasında. bir ikincisi çıkarsa onu katletmek vacip olur. Veya onu katledilir o ikincisi kendi kafasında. ikincisine bi’at edilmez. bir ikincisi çıkarsa onu katletmek vacip olur.
Veya onu katledilir o ikincisi kendi kafasından çıktı, darbe yapıyor. O yüzden darbecilik İslâm literatürü dairesinde doğru değildir. Darbecilik, yezidilik bir iştir. O yüzden Kur’ân ve Sünnet’e dayanmayan her türlü darbe, yezidi darbesidir. Bunun da altını çizmekte fayda var. Bi’at bu manada tek bir otorite yapılırken intisâb etme yaşayan bütün mürşid-i kamillerden herhangi birisine yapılır. Hadîs-i şerifi de söyleyeyim, Müslim’de geçiyor. İki halifeye birden bi’at edildi mi onlardan ikincisini öldürüverin der. O yüzden asla ve asla siyasi olarak iki halifeye bi’at edilmez. Sûfî oluşumlar veya tarîkat ehli biatın Kur’ân ve Sünnet’e dayandığını, intisabın Kur’ân ve Sünnet’e dayandığının görüşündedir.
Ve Kur’ân-ı Kerim’de de biata ve taşıdığı öneme birçok âyet işaret edilmiştir. Hadîs-i şeriflerde de biatla alakalı ahkam oluşturulmuş ve Müslümanların bi’atları anlatılmış ve yaşanmışlıklardan örnekler verilmiştir. O yüzden biz Kur’ân-ı Kerim’i incelediğimizde, hadîs-i şerifleri incelediğimizde değişik zamanlarda Hazret-i Peygamber’in, Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleri’nin Müslümanlardan bi’at aldığını ve normalde o biatlarını kabul ettiğine dair birçok âyet-i kerime vardır ki bunların en önemlisi Fetih Sûresi âyet ondadır.
Hudeybiye Bi’atı ve Kadınların Bi’atı
Hudeybiye ile alakalı. Çünkü ilk hemen hemen o büyük biatlardan birisidir. Âyet-i Kerime’de de muhakkak ki sana bi’at edenler ancak Allah’a bi’at etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir. Onun için kim ahdini çözerse ancak kendi aleyhine çözmüş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse ona da Allah büyük bir ecir verecektir der âyet-i kerime de. Tabi bu mesele İslâm tarihçilerinde ve hadîs-i şeriflerde Hudeybiye senesi olarak geçer. Malum o sene Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ile bazı rivayetlerde şimdi bunun değişik rivayetler var 1300, 1400, 1500, 1600 kişi 1600 kadar sahâbe sadece Beytullâh’ı ziyaret etmek maksadıyla yola çıkmışlardı. Yanlarında kılıç yok, kalkan yok, mızrak yok silahsız bir şekilde yola çıktılar.
Maksatları savaş değildi. Tabi Hudeybiye’de bir ağacın dibinde bazıları o ağacın deve dikeni ağacı olduğu söylenir. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena olsun. Şimdi orada küçük bir mescit var. Oradan da ihrama giriliyor malum. Biz geçen en son ümreye gittiğimizde bütün kardeşlerle arkadaşlarla böyle benim bir kendi içimde niyetim vardı. Oraya gidip oradan Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin yaptığı gibi ihrama girip oradan da ihramlanıp ömre yapmaktı. Öyle bir niyetim vardı. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena olsun. Rabbim nasip etti. Hudeybiye’nin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin o bi’at-ur rıdvan denilen yerde, hand olsun kardeşlerle orada bulunup orada ihrama girip oradan ömre yapmak nasip etti.
Cenâb-ı Hak cümlenize nasip etsin inşallah. O Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ayak bastığı, nefes alıp verdiği, ter akıttığı, gözyaş akıttığı, o kendi ruhaniyetiyle yoğurduğu o toprakları gidip onlarda göğsümüzü gere gere ömre yapmak, hac yapmak, ibadet etmek cümleye nasîb eylesin inşallah. Oraya tabi geldiler, orada konuşlandılar, oraya haber verdiler, haber gönderdiler elçi olarak. Elçi olarak da Hazret-i Osmân efendimiz gönderdi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Önce Hazret-i Ömer efendimiz’e dedi sen git. Orayı da bu küçük bir parantezi de açayım. Hazret-i Ömer efendimiz de dedi ki sen git elçi olarak. Elçi olarak Hazret-i Ömer efendimiz dedi ki ya Resulallah müşrikler bana karşı çok sertler, ben de onlara karşı çok sertim.
Bana bir kötülük yapabilirler. Hazret-i Osmân gitse daha hoş olmaz mı dedi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin o sözünden dolayı Hazret-i Osmân efendimiz’i gönderdi. Ama bir şey oldu. Hazret-i Osmân efendimiz orada tutuklandı. Orada tutuklanınca bu sefer sahabeler Hazret-i Osmân efendimiz’i almadan geri dönmemek, bi’at etmeden geri dönmemek için kendi kendine kavulleşmeye başladılar. Ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ağacın gölgesine oturdu. Onların içerisinde de bir müşrik vardı. Birkaç tane müşrik vardı. Mekkelilere haber getirip götürüyorlardı. Bu sefer böyle bölük bölük tabiri caizse ölümüne bi’at etmeye başladılar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine.
Hazret-i Peygamber efendimiz elini uzatıyordu. Herkes ellerini onun üzerine koyuyordu. Ondan sonra o sağ elini de bütün o ellerinin üzerine koyuyordu. Böyle bi’at ediyordu. O bi’at ederken ne oldu? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kendi elini Osman’ın eli olarak niyet etti. Ve dedik ki aramızda olmayan Osman’ın da dedi ben kendi adıma bi’at ediyorum dedi. Ve Hazret-i Osmân efendimizin bu noktada vekili oldu öyle söyleyeyim. Ve böylece biatlarını almaya başladılar. Böyle ölümüne bi’at edilmeye başlanınca müşrikleri bir korku sardı. Hepsi de korkmaya başladılar. Hepsi de Mekke’de bir korku humması aldı başını götürdü. Bu sefer Mekkeliler barış elçileri gönderdiler. Bir dahaki seneye bir dahaki zamana rahat bir şekilde geleceklerini taadettiler.
Hazret-i Osmân efendimizi geri verdiler. Bir anlaşma sağlandı. Ve böylece Hudeybiye antlaşması olarak veya bi’at-ur-ridvan olarak bahsedilen ilk bi’at orada gerçekleşmiş oldu. Tabi bununla alakalı müjdeler de var. Çünkü Sûfîler bu müjdeleri de önemserler çok fazla. Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ağacın altında bi’at edenlerden hiç kimse cehenneme girmeyecektir diye hadîs-i şerifi var. Ayrıca Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri cehenneme girmeyecektir dedi. Fetih Sûresi âyet 18’de de yemin olsun ki sana o ağacın altında bi’at ederlerken Allah müminlerden hoşnut olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş de onlara güven indirmiş ve onlar pek yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştır diye Cenâb-ı Hak ne yaptı?
Fetih Sûresi âyet 18’i indirerekten Müslümanları müjdeledi. Ve başka bir ayeti kerimede Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Nisâ 4/80 buyurarak bu itaati perçinledi. Ben şimdi bu tarihi olaylara çok girmek istemiyorum. Birkaç daha ayeti kerimi okuyayım inşallah. Bu biatlerin tarihi süreçlerini sonraki derslerde inşallah tekrar tekrar yaparız. Ey Peygamber! Bu da kadınlarla alakalı. Az önce orada bi’at-ül ridvanı anladık. Bu da kadınlarla alakalı. Mümtehine âyet 12. Bunlar evlerinizde şek şüphe edenler olabilir. Evlerinde Kur’ân mealler olan varsa bunlara bakabilirler. O yüzden ayetlerin veya hadislerin kaynaklarını söylüyorum. Mesele böyle tam otursun yerlesin. Mümtehine âyet 12. Az önceki bahsettim ağacın altında bi’at edenlerden hiç kimse cehenneme girmeyecektir.
Hadîs şerifi de Ahmet bin Hanbel’den. Onu da Ahmet bin Hanbel’in eserlerinden, hadîs kitaplarından bulabilirler. O yüzden bunları böyle ardı ardına söyleyeyim. Kadınlarla alakalı. Ey Peygamber! İnanmış kadınlar Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasından bir iftira düzüp getirmemek, mağrufu iyiliği işlemekte sana karşı gelmemek üzere bi’at etmeye geldikleri zaman biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak Allah gafurdur rahimdir. Mümtehine suresi âyet 12. Bu da kadınların Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine biatlarıyla alakalı ayeti kerime. bir mürşid-i kâmile, bir üstada erkekler bi’at ettiği gibi kadınlar da bi’at ediyor.
Ve kadınların da bu noktada örneği yine ayeti kerime de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bi’at etmeleriyle alakalı ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde onların biatlarını kabul etmeleriyle alakalı ayeti kerime. Tabi yine Hazret-i Âişe radıyallahu anh hazretleri naklediyor hadîs-i şerifte. Mü’min kadınlardan bu şartı kabul edenlere Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ben senin biatını kabul ettim derdi. Bunu sözde söylerdi diyor. bu ayeti kerime Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kadınlara söylüyor ve mü’min kadınlar da bu şartları kabul ettiklerinde ben de senin biatını kabul ettim diye sözde söylediğine dair Hazret-i Âişe annemizin bir nakli var.
Ümmü atiyeden nakil var. O da şöyle demiş biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme bi’at etmiştik. O bize Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak bu mümtehine Suresi âyet 12 okudu ve ilave etmiş. Bize bağırıp çağırarak ağlamayı yasakladı o bağırıp çağırarak ağlamak yasaklanmış. Bir kadın onun elini tutup bir kadın geldi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin elini tutup falanca beni bağırıp çağırarak ağlamaya sevk etti. Onu cezalandırmak istiyorum dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hiç bir şey söylemedi. Kadın gitti sonra dönüp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretine geldi bi’at etti. Bu da hem buharide hem de müslümde var bu mesele. Bu biraz uzunca bir mesele.
Ben bu konuyla alakalı olan kısmı almak istedim. kadın normalde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bi’at ile alakalı ayeti okuyunca kadının birisi geldi onu elinden tuttu. Dedi ki kadının birisi bağırıp çağırmaya beni yeltelendirmişti. Bana onu yaptırmıştı. Ben ondan intikamımı alayım da geleyim dedi. Gitti intikamını aldı geldi tekrar bi’at etti. İbn-i Cebir, İbn Cerîr et-Taberî Afîk Kanâlî ile Abdullâh ibn Abbâs’tan naklediyor ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hattâb oğlu Ömer’e Hazret-i Ömer efendimiz’e emredip şöyle demesini bildirmişti. Onlara de ki bu da Mekke Fethi günü oldu. Mekke Fethi dedi. Mekke Fethi dedi. Mekke Fethi edilince Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir rivayette Sefa Tepesi’nde bazıları başka bir tepeye söylüyor.
Bir tepede durdu diyorlar. Orada onlara de ki Hazret-i Ömer efendimiz’e diyor. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Allah’a şirk koşmamak üzere sizden bi’at almaktadır. kadınlara de ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Allah’a şirk koşmamak üzere sizden bi’at alıyor. Hazret-i Hamza’nın karnını yaran, o şehit olduktan sonra onun ciğerini çıkaran, kalbini çıkaran Rabia oğlu Utme’nin kızı Hint değişik kıyafetler giyerek kadınlar arasında bulunuyordu tanınmamak için. Dedi ki eğer ben konuşursam beni tanır, eğer beni tanırsa öldürür. O Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den ayrı durmak için kendini tanıtmamıştı. Hintle beraber bulunan kadınlar sustular ve konuşmaktan kaçındılar. Hint kendini gizleyerek dedi ki erkeklerden kabul etmeyen bir şeyi kadınlardan nasıl kabul edersin?
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona kulak verip Ömer’e dedi ki onlara söyle hırsızlık da yapmasınlar. Hint dedi ki Allah’a hand olsun ki ben Sufyan’dan bazı şeyler alıyorum. Onlar bana helâl midir değil midir bilmem. Ebu Sufyan da dedi ki kalan veya giden ne aldın ise onların hepsi sana helaldir. Bunun üzerine Resûlullah gülüp sallallâhu aleyhi ve sellem onu tanıdı. Çağırıp elinden tuttu ve ona dedi ki sen Hint misin? O da Allah geçmişi bağışlasın dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ondan ayrıldı ve zinâ etmesinler dedi. Hint ey Allah’ın Resulü hür bir kadın hiç zinâ eder mi dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hayır Allah’a hand olsun ki hür bir kadın zinâ etmez dedi.
Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri çocuklarını öldürmesinler dedi. Hint sen onların içerisinden en iyi bilen kişi olduğun halde Bedür günü onları öldürdün dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elleriyle ayaklar arasından bir iftira düzüp getirmemek, kufi işlemekte sana karşı gelmemek üzere ayetini okudu. İbn Abbas der ki onların yüksek sesle ağlamalarını da yasakladı. Çünkü cahiliyet halkı elbiselerini yırtar, yüzlerini tırmalar, saçlarını keser ve vay vay vay yazık yazık diye bağırırlardı. Burada bir meseleye gelmek istiyorum. Bu normalde biatın kadınlar için de meşru olduğu, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kadınlardan da bi’at aldığına dair âyet ve hadisler okuduk.
Burada bi’at etmekle intisâb etmeyi ayırt etmiştim ya, aslında bunu ayırt etme anlayışı, idraki İmâm-ı Mâtürîdî’den geliyor.
Mâtürîdî ve Sûfî İntisâb Töreni
Çünkü İmâm-ı Mâtürîdî’de Nisâ suresinin 83. ayetinde geçen, buraya dikkat edin, kendilerine emniyet veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar. Eğer onu peygamberlere ve kendilerinden olan emir sahiplerine havale etmiş olsalardı, onlardan hüküm çıkarmaya kadir olanlar onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah’ın üzerinize olan lütfu ve merhameti olmasaydı pek azınız müstesna şeytana uyardınız. Buradaki ulul emir tabirini İmâm-ı Mâtürîdî’de bunu dini ince noktada anlayan, ince noktada idrak eden fakîhler, âlimler olarak yorumlar. Ve bu âyet-i kerimdeki, Nisâ suresi 83’teki bu âyet-i kerimi Allah’ın kitabından hüküm çıkarmak, Allah’ın kitabını anlamak, Allah’ın kitabını idrak etmek, Kur’ân ve Sünnet’ten yeni iştahatlar olabilir, yeni iştahatlar çıkarmak.
Buradaki ulul emir, sizden olan o ulul emir fakîhler, âlimler, mürşidler zamanın kutupları, zamanın velileri olarak hükmü çıkar. O yüzden hatta bu toplumun siyasi olarak yönetiminden daha farklı bir şeydir. Sebep, çünkü bir mesele var, yeni bir mesele var, ona hükmedilmesi lazım, dinin yaşanması lazım, ona ictịhâd edilmesi lazım. Bu iş fakihlerin, âlimlerin, velilerin, mürşid-i kamillerin işi. Bu devlet erkanının, siyasi erkanın işi değil. Çünkü onlar dinin inceliklerini bilmekle hükümlü değiller. Dinin inceliklerini bilmekle hükümlü olan kimler? Âlimler, fakîhler. Dini yaşamakta, bakın dinin inceliklerini bilmek farklı bir şeydir, dinin inceliklerini yaşamak ise farklı bir şeydir. Fakihler, âlimler, dinin inceliklerini bilirler.
Sûfîler, dinin inceliklerini yaşarlar. Arasındaki fark budur. Sûfîler, dini anlamada, dini yaşamada önde olan insanlardır. Onlar yaşayarak örnek olurlar. Fakihler, âlimler ise dini bilme noktasında, yeni iştahatler çıkarma noktasında öndedirler. Onlar çok halkın içerisinde karışmayabilirler, ilimle iştigal ediyorlardır filan filan. Ama sûfîler için, mürşid-i kâmiller için böyle değildir. Onlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinde ve nefesinde dini yaşarlar. Toplum içerisinde dini yaşamada örnek alınacak kimselerdir. O yüzden aralarında farklardır. Nitekim îmân-ı mağturi de herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin ayetini yorumlarken de kanaatini bu yönde belirtir.
O yüzden dini yaşamada, dini ince yaşamada mürşid-i kâmiller ve velilere intisâb edilir. Onlar dini yaşamada ulu-l emir hükmündedirler. Tabi şimdi sıra geldi sûfî veya tarîkat oluşumlarında bi’at ne, intisâb ne nasıl algılamışlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin İslâm’a girmek isteyen kişilerden hicret gibi, cihat gibi önemli faaliyetlere karar verirken sahabilerden iyi ve temiz, böyle düzgün dini hayat yaşamak isteyenlerden bi’at alırdı. Ve o böyle dini illaki savaşta bi’at almazdı. savaş esnasında savaşa çıkılırken alınan bi’atlar farklı bir şeydi. Örneğin az önce kadınlarla alakalı bi’at da anlattığımız gibi ahlaki meselelerin üzerinde bi’at alırdı. Mesela bana kadınlardan birisi geldi, ona dedi ki 30 Ramazân orucunu tutacağına, 5 vakit faz namazı kılacağına ve kocana itaat edeceğine bana söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim.
Gibisinden böyle bi’atlaşmaları oldu. Veya Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh hazretlerine veya sahabelerden başkalarına da mesela hiç kimse, Ebû Zer el-Gıfârî dedi ki, hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine bana söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim dedi. Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh hazretlerine dedi ki, hiç kimseden hiçbir şey söylemeyeceğine, istemeyeceğine söz ver, ben sana cenneti söz vereyim. Hatta ayakkabı, özür dilerim, elindeki kırbacı dahil dedi. Veya başka bir sahabeye dedi ki, ayakkabının bağı da dahil buna dedi. Bakın bunlar özel bi’atlaşmalar veya da bir topluluğa yalan söylemeyeceklerine, gıybet etmeyeceklerine gibi ahlaki meselelerde de bi’at aldı. Bu bi’atlar sûfîler için bir örnek oldu. savaşılacak, savaşmak için bir devlet başkanına veya bir askeri komutana bi’at etmek lazım.
Örneğin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’de var mı? Evet. Ama aynı şekilde de ahlaki meseleler üzerinde de sahabelerden bi’at aldı. O zaman demek ki ahlaki meselelerden de hem âyet var hem ad-i şerifler var, o zaman bi’at alınır. Bu da tarikatlarda, şeyh ile mürid arasında akdedilen bir çeşit bağlılık yemini kabul eden bi’at için örnek teşkil etti. Allah’ı zikredenler için Peygamber’de güzel örnekler vardır. Âyet-i Kerimesi mucibince ehli sûfî Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in dini yaşamakla alakalı bi’atlarını kendilerine örnek aldılar. Ve bütün bu mesele bütün ehli tarîkat için. Aralarında bazı önemsiz farklar vardır onunla o sana. Bu bi’atın şekliyle alakalı, içeriğiyle alakalı.
Ama gayesi hemen hemen bütün tarikatlarda, bütün sûfî topluluklarda aynı gibidir. Çünkü normalde gaye amaç bir, çok fazla bir fark yok. Ama o amaca gidilen yollarda ufak tefek nüanslar var, farklılıklar var. Bunlar böyle mezheb iştahatları gibi algılanabilirler. Veya bir mezhebin içerisinde İmam Muhammed böyle demiş de, özür dilerim. İmam Muhammed böyle demiş de, İmam Yusuf böyle demiş, İmam Züfer böyle demiş gibi. Tarikatlarda, tasavvuf topluluklarında ufak tefek böyle farklılıklar olabilir ama amaçları aynıdır. Eskiden sûfî olmak veya bir tarikata girmek isteyen mürid adayının önceden böyleymiş. İntisaba ehil olup olmada araştırılırmış. Dikkat edin. önceden böyle elini kolunu sallaya sallaya ben bir şeye gideceğim intisâb edeceğim yok öyle bir şey.
Veya aman kardeşim illaki sen bizim dergamıza gir, bizim tarikatımıza gir böyle sûfîler ortalığa düşüp kendilerine mürid toplumak için uğraşmazlarmış. Sebep ya özel bir mesele çünkü bu. Bu böyle özelliğini yitirince çizgisi değişiyor. Bugün günümüzde olanları ben eleştirmek için söylemiyorum bunu. Benim hiç kimseyle bu noktada bir davam bir derdim yok. Benim davam derdim doğrunun bulunması. Önceden sufiye araştırırlarmış. Sûfî olacak olanı araştırırlarmış. Bu sûfî olmaya yetkin mi değil mi buna sabredebilir mi? Bunu götürebilir mi? Bunu son nefese kadar taşıyabilir mi? Bu işe eğil mi değil mi? Yoksa bir müddet sonra tiyansın deyip çekip gider mi? Veya hatta bir zorluğu gördüğünde patinaj mı çeker?
Bir zorluğu gördüğünde ben böyle bir zorluk beklemiyordum deyip kalkıp böyle yana yakıla çeker gider mi? Bunları gördük çünkü hep biz. Sûfîlik hayatımız boyunca. O yüzden böyle onun tabiri caizse cinsine, cibilliyetine, onun efsafına, kalitesine bakarlarmış. ondan her ağaçtan şeyhimin dediği gibi asara, antika bir mobilya olmuyor. Şimdi Cafer’e desek ki ondan sonra kavak ağacından mobilya olur mu? Cafer der ki olmaz. Olur mu Mustafa kavak ağacından mobilya? Olmaz. Döner değil mi her tarafı? Yamulur her şeyde. Yağmuru görür ayrı yamulur. Onun olsun güneşi görür ayrı yamulur değil mi? Evet neden? Kavak ağacı çünkü. şey efsafı sıkıntılı. Gevşek efsafı. O yüzden böyle efsafı gevşek olan kimseden de sûfî olmuyor.
Zor oluyor. Sıkıntılı oluyor. O yüzden bakarlarmış. Ve bu dönemde de o kimseye bakarlarken sûfî de beni inceliyorlar. Vur enseyi, ondan sonra yat aşağı. Yok öyle bir şey. O da oruç tutarmış bu arada. En az 3 gün oruç tutar, boy abdesti alır, devamlı abdesti dolaşır, devamlı nafile namazlar kılar, tövbeler eder, tasadduk eder, istihareler yapar. Ve böylece mürşid veyahut da mürşidin vekilleri, halifeleri, nakibleri, nükabbaları, çavuşları onu yola uygun görürlerse sonra onu şeyhin huzuruna çıkarırlarmış. Çünkü hemen böyle paldır küldür şeyhe gideyim hemen oradan ders isteyim. Böyle bir şey yokmuş önceden. Önce orada dergahın çavuşu, zakirin, nakibi, nükabbası onun durumuna, ahvaline bakacak. Onun müridliğe uygun olduğunu görecek ve o kimse de böyle bir kendisine halvet edecek, oruç tutacak, böyle günahlardan kendini koracak, helallık alacak.
Kimseye de kul hakkı kalmayacağına dair gidip onlardan da helallık alabiliyorsa helallık alacak, alamadıklarına da şeyhe çünkü ahet edecek. Onlarla helallaşacağımı da ahet ediyorum diyecek. Ve böylece şeyhin huzuruna çıkacak. Şeyhin huzuruna çıktıktan sonra da yüzünü kıbleye dönecek şekilde diz çökecek ve şeyhe bütün günün geçmiş günahlardan tövbe ve istihâre ettiğini söyleyecek. Ve şeyh de ona zaten bunu telkin edecek. Dice ki geçmiş günahın ne kadar günahın varsa tövbe et, istihâre et. Üzerinde kul hakkı varsa bunları ödeyeceğine veya helâl ettireceğine dair söz alacak ve ondan sonra şeyh sağ elini uzatıp müridle musafaha edecek. Farz olsun, nafile olsun, bütün şerif hükümleri yerine getireceğine, dinine ve ahlâk esaslarına bağlı kalacağına dair ondan söz alarak bi’at hakkındaki ayetleri okuyarak. tövbe süresi ve el-fetih süresi, ondan sonra el-mümteine süresi, az önce okuduğumuz surelerden bunları okuyacak.
Ve talibe şeyhinin dostuna dost, düşmanına düşman olmasını, refahta ve sıkıntıda ona itaat etmesini, hiçbir emrine karşı çıkmamasını tembih edecek şeyhi ona. Ve kelime-i tevhidi üç sefer okuyup peşinden talipte bunu tekrar ederekten şeyhi, şeyh, Allah’ı, Rab, İslâm’ı, din, Muhammed’i Peygamber, Kur’ân’ı, rehber, Kâbe’yi, Kıble, Efendimiz filanca zat veya Efendimiz Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri gibi veya Ahmed er-Rifâî gibi veya Efendimiz Hazret-i Mevlânâ Celalatül Rumi gibi zatı şeyh. Ve talipte bunu, derviş adayı bunu tekrarlayacak. Sonra ellerini kaldırıp şeyh duâ edecek, müritte amin diyecek. Ve bu merasimden sonra da o sûfî adayı, o derviş adayı kardeşlerin arasına, ihvanın arasına girecek, sohbetlere katılacak.
Ve bi’at sırasında o müride verilmiş olan tavsiyeler, müride verilmiş olan söylenen her şey, mürîd onu kendisine bir vasiyet olarak algılayacak ve buna itaat edecek. Ve böylece itaatini sonuna kadar da son nefesine kadar da devam ettirecek. sûfîler intisâb törenini diyeyim böyle icra ederlermiş. Tabi kadınların biatı da musafaha yapılmadan sözlü olarak yerine getirilirmiş önceden de. Bizim şeyhimiz de Allah rahmet eylesin öyle yapardı. Kadınların biatını sözlü olarak alırdı. Veya bazı tarikatlarda şeyhinin sarığı veya bir ip, bir halat içeride dolaştırılır. Bir ucu da şeyhte bulunur. Öyle bi’atlaşma yapılır bazı dergahlar tarikatlarda. Bu hala da bazı yerlerde devam ediyor. duyuyoruz veya bize soru olarak soruluyor. filancalar şeyhlerinin sarığını tutuyorlarmış.
Öyle bi’at ediyorlarmış doğru mu? Veya filancalar bir halat dolaştırıyorlarmış dergâh içerisinde. Herkes de o halata tutup öyle bi’at ediyorlarmış. Bunların hadîs-i şeriflerde bunların ölçüleri var. Veya hatta bir leğenin içerisinde Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri kadınlarla biatlaşırken erkekler sizinle musafaha ediyor, biz musafaha edemiyoruz deyince bir leğen getirmiş su. Leğenin içerisinde elini sokmuş kadınlar da ellerini sokmuşlar. Öyle biatlaştıklarına dair hadîs-i şerifler mevcut. Ama sonuçta kadınlarla sûfîler tasavvufi topluluklar biatlaştırılarken el ele biatlaşmamışlar. Ben de şeyhimden Allah için hiç böyle bir bi’atlaşma görmedik. Bizde de bi’atlaşma kadın ve mürşid arasında böyle el ele bi’atlaşma olmaz sözlü olur.
Mevlevilerde ise bu biatlaşmada ders alan kimsenin üzerine tekbir getirilerekten sikke giydirilir. normalde mevlevilerdeki biatlaşmanın, mevlevilerdeki ders vermenin veya mevlevilerdeki tören de odur. Tekbirler getirilerekten o dervişe bir arakiye giydirilir. Veya da daha böyle bir zâkirse tekbirler getirilerekten onun daha farklıdır arakiyesi. Öyle bir şey giydirilir. Halife ise ona sikke giydirilir tekbirlerle. Böylece onun da töreni böyle olur. Tabi bi’at veya intisâb talibin veya derviş adayının şeyhine manevi bağlılık ve teslimiyetini simgeliyor aslında. Ve bu yolda mürşidinin manevi yatının o derviş adayının kalbine akan bir feyiz olarak görüyor. mürid o şeyhe intisâb edince kendince ona intisâblı, ona bi’at etti.
O söz verdi ona her şeyde böyle mürşidin manevi yatından kendi kalbine gelen bir feyiz yolu olarak görüyor onu. Çünkü o üstadının kalbindekine bi’at etti aslında.
Ahdi Bozma Tehdîdi ve Âyetler
Üstadının kalbinde ne var? Hiçbir yere sığmadım. Mü’min kulumun kalbine sığdım. Üstadının kalbinde ne var? Nazargah-ı ilahi var. O yüzden biatı aslında üstadıymış gibi görünse de üstadına bi’at etti aslında peygambere etti. Peygambere bi’at ederken de aslında da Allah’a bi’at etti. Sufilerin bakış açıları da silsile olarak öyledir. Çünkü müridin elinin üstünde şeyhinin eli, şeyhinin elinin üstünde de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin eli. Onun üzerinde de Allah’ın eli var. Ama bu ancak silsilesi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine dayalı. Bu şeyhlik, mürşidlik dairesine etkili, yetkili kimse için geçerli. Bunun ölçüsüne sûfî için, bugün için söylüyorum bunu.
O baktı, etti, araştırdı, sordu Kur’ân sünnet dairesinde, rüyasında da gördü. O şeyhe gitti, intisâb etti. Artık onun için manevi olarak bir delili var. O manevi deliliyle beraber onun intisabı ne oldu? Allah’ı oldu. Ve Fetih Suresinin ayeti onda diyor ya Allah’ın eli sayılıyor ya yeddullah olarak geçiyor. Oradaki yeddullah olarak geçmiş hatta sûfî nefesidir bu. El ele el Allah’a diye söylerler. el ele el Allah’a. ne yaptı? Siyihsili olarak o kimse Allah’a bi’at etmiş oldu. Sûfîler öyle düşünürler ve sûfîler bu biatı çok önemserler. Sûfîler için biatı bozmamak, ahdi bozmamak çok önemli bir şeydir. O mürşide bir veliye intisâb etti. Ben onun önemini yeni sûfî olduğum zamanlarda anlamıştım biraz.
Allah rahmet eylesin. O ara Bindr’ın çevresinde birkaç yerde Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinden kalma derviş kardeşler vardı. Onların Şeyh Efendi olan biatlarında sıkıntılar yaşanmıştı. Böyle gelgitler yaşamışlardı onlar. Böyle Şeyh Efendi de buna biraz üzülüyordu o gelgitlerden dolayı. Çünkü bu biatını bozanlar oldu öyle söyleyeyim. Tabii o bi’at bozulunca bunu da gördüm ben. O biatını bozanlar da çok bozuldular. Böyle hem hızla bozuldular. Bunları normalde çok kısa zaman içerisinde de bu fakir gördü onları. O yüzden bi’at bozmak kadar antlaşma bozmak kadar sıkıntılı bir şey yok. Ve bu biatını bozanlar, bu antlaşmayı bozanların manevi sorumlulukları da çok ağır. Bakın kıymetli kardeşler bir şeyhe intisâb edeceğiniz zaman iyi düşünün.
İyi karar verin. Böyle layla öllom olarak bir şeyhe intisâb edilmez. Ya gideyim bir şeyhe intisâb edeyim ya öyle değil böyle bakmayın meseleye. Bu mesele çok ciddi bir mesele. Tabiri caizse hayat memat meselesi bu. O yüzden bu fakir hiçbir zaman hiçbir kimse gel bizden ders al demem ben. Şeyhe efendinin zamanında da ben ona dervişlik anlatırım, sufili anlatırım, yolu anlatırım. Veya rüyasını dinlerim senin bir şeyhe intisâb etmen lazım derim. Veya rüyasında şeyhe efendinin intisâb ettiğini görür. Senin şeyhe efendinin intisâb etmen lazım. Rüyanın anlamı bu ama iyi düşün. Bu konuda bak iyi incele. Kendini iyi analiz et. Sebeb çünkü kolay değil yol. İnsanlar şimdi sûfîlik yolunu insanlara kolaymış gibi gösteriyorlar.
Aldatıyorlar, kandırıyorlar. Canım kardeşim bir ömür boyu nefisle mücadele edeceksin. Herkes nefsine uyup bir yerlerde layla öllom ederken sen edemeyeceksin. Bu senin nefsine acı gelecek. Veya sen kendince, kendi aklınca buradan gidelim diyeceksin. O diyecek ki hayır oradan değil buradan gidelim. Sen kendi kendine diyeceksin ki ben bunun eğitimini aldım da, ben bunun okulunu okudum da, ben bunun şunu yaptım da, bunun yaptım da geç canım kardeşim benim. Şeyhe intisâb etmek böyle değil. Şeyh diyorsa ki yolu bırakacaksın, sen buradan Uludağ’a normal yaracaksın, dağdan öyle gideceksin. Ona da akıl vermeyeceksin. Ya burada yol var, Uludağ’a çıkılan yol var. Buradan gidebilir miyim, buradan gidilmez mi?
Demeyeceksin ona. Sana demiş ki vur Uludağ’a diklemesine çık. Sen diklemesine çıkacaksın ve diyeceksin ki benim nefsime bu zorluk lazımmış. Düş bakalım Mustafa Özbahay yolu. Bu dikenli yollardan, bu ormanlıkların arasından geç. Bu yırtıcı hayvanların arasından geç. Bu dağdan, bu kardan, bu borondan yürü. Uludağ’ın zirvesine varacaksın diyeceksin. Böyle bu mesela. Yok senin aklına göre değil. Şimdi ne yazık ki bu son dönem insanlar kendi akıllarına göre bir mürşid arıyorlar. Kendi akıllarına göre bir peygamber arıyorlar. Kendi akıllarına göre bir Allah, kendi akıllarına göre bir kitap arıyorlar. Ya Kur’ân’da böyle şey olmaması lazım. Be ahmak, be kafası çalışmayan. Allah Kur’ân’ı sana göre mi indirecek?
Bu ne rezillik böyle? Tabi size de hiç kimse bir şey demiyor ya. Sizin paranızı ütecekler ya. Adet koyacaklar orada. Balık istife eder gibi bizim dergamızda bilmem kaç bin tane derviş var diyecekler ya. Veya bizim cemaatimizde bilmem kaç tane cemaat ehli var ya. Siz onlardan zekât toplayacaksınız, sadaka toplayacaksınız, fitre toplayacaksınız. Dergi satacaksınız, gazete satacaksınız, kurbanderisi toplayacaksınız. Okul yaptırıyoruz diyeceksiniz, yurt yaptırıyoruz diyeceksiniz. Kur’ân kursu yaptırıyoruz diyeceksiniz, o adamın parasını alacaksınız, ütceksiniz ya. O yüzden onu siz doğruyu söyleyemiyorsunuz. Yolun vehametini, yolun bu noktadaki ciddiyetini, yolun zorluğunu anlatmıyorsunuz. Ya gelsin canım ya, gel sana ders verelim biz, kurtuluş eğer.
Adam borç batağına batmış, gel ders al. borç batağından kurtul. Ya canım kardeşim kurtulacak olsaydım önce ben kurtulacaktım bir ders almakla. Böyle değil. Kendi kendine kandırmış insanlar böyle değil. O yüzden iyi inceliyin, iyi araştırın. Doğru yere gidin, doğru yerden ders alın. Çünkü bir günlük, üç günlük, beş günlük, on günlük değil. Ahiti bozmak var işin sonunda. Ahiti bozarsan da eyvah eyvah, ayeti kerime bakara. Âyet 27. Onlar ahitleştikten sonra Allah’a verdikleri sözlerini bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği koperlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. Hüsrana uğrayanlar bunlardır. Bakın bir biatını bozarsan sen, bir ahdini bozarsan kime bozdun? Allah’ın dostu mürşidi kamilli olan ahidini bozdun.
Ona vermiş olduğun sözü yerine getirmedin. Ve hatta onun söylemiş olduğu bir emri yerine getirmedin. O sana ma’rûf bir şey söyledi. Bunu yapma dedi, sen yaptın. Buradan gitme dedi, sen gittin. Ya ma’rûfu emretti sana. Sana doğruyu iyi emretti. Senin için lazım olanı söyledi. E sen yapmadın, ahiti bozdun. Bunlar kolay bir şey değil. Bazen de arkadaşlar söylerler. bana bir şey söyle. Bana bir şey söyle. Canım kardeşim sana bir şey söylesem nefsin buna yetecek mi? Bana bir şey söyle diyorsun. Söylüyorum. Bana bir şey söyle diyor. Hiç yalan söyleme diyorum. Sonradan daha ben sana hiç yalan söyleme dedikten bir saat geçmiyor. Yalan söylüyorsun. Yapma. Yapma. Yapamayacağım bir şey söyleme. Efendim bana bir şey söyle.
Bir şey söyle ben onu namel edeyim. Canım kardeşim ağzımızdan bir laf çıkıyor. Yerine getiremiyorsunuz. Yapma. Gücünüzün yetmediği şeylerle uğraşmayın. Sûfîlik yapın, dervişlik yapın. Gücünüzün yettiğince yürümeye çalışın. Kendinizi olgunlaştırın. Allah muhafaza eylesin. Ve ahdinizi bozmayın. En sıkıntılı şey şudur. En sıkıntılı şey. Bir kimse bir üstada söz verir. Ahdini bozar. Bu çok sıkıntılır. Bakın bazen zaman zaman diyorlar bana. neden sen derganın devamı değilsin? Canım kardeşim ben şeyhime söz vermişim. Ben demiştim ki ahd yapmışım. Efendim siz vefat edinceye kadar size ve derganınıza hizmet edeceğim. Siz vefat ettikten sonra size ve derganınıza hizmet etmeyeceğim. Ahittir bu. Sözdür.
Ben bütün cemaatın önüne çıkmışım. Bütün kardeş şeyhim de yanımda. Dedim ki bir gün size şeyh oldum der. Gelirsem sakalımdan tutun yüzüme tükürün dedim. Bu sözdür. Bir kimse şeyhine söz verdiyse o sözde kalır. Ben şeyhime vermiş oldum sözlerinde. Gücümü yettiğince uymaya çalıştım. Gücümü yettiğince yapmaya çalıştım. Neden? Bu konu çok önemli çünkü. Bu konu çok önemli sufilikte. Yine o Allah’a karşı ahidlerini hiçe sayanlarla alakalı. Onların ahirette hiçbir nasip alamayacakları söylenmiş. Bakın dikkat edin. Çok tehlikeli bu bu meseleler. Âl-i İmrân âyet yetmiş yedi. Şüphesiz ki Allah’a verdikleri sözü ve kendi yeminlerini verip karşılığında az bir değeri satın alanlar var ya onların ahirette nasibi yoktur.
Onların ahirette nasibi yoktur. Allah onlarla konuşmayacak. Kıyamet gününde onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. Âl-i İmrân âyet yetmiş yedi. Açın okuyun. Âl-i İmrân âyet yetmiş yedi. Allah onlarla konuşmayacak. Kıyamet gününde onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Mürşid-i Kamillerle, Şeyhleriyle ahidlerini bozanlar akıllarınızı başlarınıza toplayın. Şimdi ben zaman zaman söylüyorum. Abdullah Gürbüz efendiyle ahidleşenler, Abdullah Gürbüz efendiye ahidini bozanlar hadi gidin şimdi kabri şerefinde helallaşabiliyorsanız helallaşın. Helallaşamazsınız. O yüzden siz yeniden bir Mürşid-i Kamil bulamıyorsunuz. O yüzden siz yeniden bir Mürşid-i Kamil intisâb edemiyorsunuz.
O yüzden siz hiçbir Mürşide gidemiyorsunuz. Manevi olarak yollarınız kapalı. Bir zamanın kutbuna, bir zamanın Mürşid-i Kamiline, bir zamanın Mürşid-i Kamiline ahdini bozan kimsenin ahdini bozan kimsenin iki yakası bir araya gelmez. Siz bu işleri bedava zannetmeyin öyle. O yüzden dikkat edin. Dikkatli olun. Ha biz ya korktuk hiçbir şey yapamayacakmışız gibi geldi. Hemen derslerinizi geri alın helallaşın gidin. Tekrar söylüyorum. Sebep? Çünkü canım kardeşim bu iş böyle bedava bir şey değil. Ahitleşiyorsun. Ne ahidini yerine getirmezsen ne diyor bak Cenâb-ı Hak Allah onlarla konuşmayacak. Kıyamet gününde onlara bakmayacak. Ve onları temize çıkarmayacak. Bu büyük bir şedid bir tehdit bu. Bakın şedid bir tehdit.
Ben o yüzden diyorum size canım kardeşlerim iyi düşünün. Siz bakkaldan çok affedersiniz. Krekker almıyorsunuz. Çok özür dilerim. Siz manavdan domates salatalık almıyorsunuz. Siz bir Mürşid-i Kamil’e intisâb edeceksiniz. O Mürşid-i Kamil’e intisâb ettiğinizde son nefesinize kadar diye ölümüne bi’at edin. Deyin ki ben ne olursa olsun ben burada kalacağım. Ne olursa olsun ben onun sözünü yerine getirmeye gayret edeceğim deyip öylesi söz alacaksınız. Ya hiçbir şey yapma. Otur oturduğun yere. Bakın otur oturduğun yere. Dallanıp pıdaklanmayı ver. Bulanmayı ver. Otur oturduğun yere. Ama işin çünkü sıkıntılı. Orada otur sen ya. Yan yat çamura bat orada otur. Yan yat çamura bak. Günaha gir. Cir. Ama orada otur.
Tihansın ben gidiyom deme. Tihansın ben gidiyom dediğinde Allah onlarla konuşmayacak. Tehditini unutma hiç. Allah muhafaza eylesin. Ve ahdin bozulmasını o yüzden sûfîler çok önemserler. Ve ahdin bozulmasını asla istemezler. Ahdin bozulmasını asla istemezler. Ve yine Nahl Suresi âyet 91. Ahitleştiğiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin. Allah’ı kefil tutarak kuvvetlendirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı bilir. Nahl Suresi âyet 91. Yine Ra’d Sûresi âyet 25. Pekiştirdikten sonra Allah’ın ahdini bozanlar. Ve Allah’ın birleştirmesini emrettiğini koparanlar. Ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar. lanet onlara ve kötü yurt olarak cehennemde onlara. Çok teyit itvari ayeti kerimeler.
Çok teyit itvari. Tekrar okuyayım. Pekiştirdikten sonra Allah’ın ahdini bozanlar. Ve Allah’ın birleştirmesini emrettiğini koparanlar. Ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar. lanet onlara ve kötü yurt olarak cehennemde onlardır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar hangi ekole tabi iseniz tabisiniz. Ben o yüzden derim. Arkadaşlar canım kardeşlerim bir dersi bırakacaksınız. Bir mürşidin bir şeyhin yolunu bırakacaksınız. Hakkınız sizin. Gidin helallaşın. Helallaşarak ahdinizi bozun. Deyin ki hakkınızı helâl edin. Bu yol bana ağır geldi. Veya bu yol bana hafif geldi. Veya yolda sizin uygulamalarınız benim aklıma bilincime yatmadı. Hakkınızı helâl edin. Ben ayrılmak istiyorum. Helal olsun.
Allah yolunuzu açık etsin. İşiniz gücünüz rast gelsin. Bakın bu kadar net. Ama böyle helallaşmadan tiansın de çek git. Bu doğru bir davranış değil. O yüzden ben bütün kardeşlere bunu öneririm. Allah muhafaza eylesin. Ve bu ahitten ayrılanlar böyle değişik sıkıntılara Allah muhafaza eylesin. Duçar olurlar. Bir hadisi şerif konuyu sohbeti kapatıyorum. İbn-i Ömer naklediyor bunu. Allah Resulü’nün şöyle buyurduğunu işittim. Kıyamet günü zalim için bir sancak dikilir. Ve bu filancanın zulmüdür denilir. Allah’a şirk koşma koşmuş olma dışında kişinin birine Allah ve Resulünün biatı ile bi’at edip sonra da biatından dönmesi biatını bozması zulümlerin en büyüklerindendir. İmam-ı Ahmet nakletmiş. Son kelam bu meseleyi bitirdim.
Ve İsrâ suresinde şöyle buyruluyor. İsrâ âyet 34. Ahdi de yerine getirin. Doğrusu verilen ahitte sorumluluk vardır. Allah ahitlerimize sık sık yapışan ahitlerimizi yerine getiren sufilerden eylesin.
Anne-Baba Hakkı, Nefs ve Rüyâ-Yakâza
Ahitlerini yerine getiren müminlerden eylesin. Ahitlerde dost doğru duranlardan eylesin. O yüzden ahitlerde bir beşeri ahitler vardır. Ticarettedir, alımdadır, satımdadır. Bunlar da ahittir. Bu ahitlerde de beşeri ahd olarak nitelendirelim bunları. Bir iş yapıyoruz, ahd yapıyoruz, bir mal alıyoruz, mal satıyoruz, bir araç tamir ettiriyoruz, tamir ediyoruz. Veyahut da bu işi yaparım, bu iş yapmam diyoruz. Dünya meşgalesi içerisinde de ahitlerimiz var. Borçlanıyoruz, değişik haller zuhur ediyor. Beşeri ahitlerimiz önemli olduğu kadar manevi ahitlerimiz de önemli. O yüzden Cenâb-ı Hak bütün peygamberlerden söz aldığı gibi bütün insanlardan da söz aldı. Bunlar da ayrı ahitler. Ruhlar aliminde söz aldı.
Bunlar ayrı ahitler. O yüzden Cenâb-ı Hak bütün ahitlerimize maddi manevi, bütün ahitlerimize sahip çıkan bütün ahitlerimizi yerine getiren kullardan eylesin inşallah. Sûfîlik yolunda da bir üstade intisâb ettiysek o ahdimize de sımsıkı duralım. Onda da üzerimize düşen vazifeleri yerine getirelim inşallah. Biz de böyle olur mu olur hata yapmıştır, kusur etmiştir insanlar. O yüzden kardeşlerimizin böyle eksiklikleri, yanlışlıkları olabilir. Düşünerekten bu dersin sonunda bekleyebilenler, uyuyakalmayanlar, uyuklamayanlar için böyle bir ahitleşelim istedim. Ramazân son 10 güne girdik. Son 10 güne girerken ahitlerimizi bozmuş olabiliriz, eksikliğimiz, yanlışlığımız olabilir. Böyle bir tövbe ederekten inşallah ahitlerimizi yenileyelim düşündüm.
O yüzden de arkadaşlara haber verdim. Dedim ki, yayınladım yeniden bir ahidleşme yapacağız diye. Allah izin verirse inşallah sorulara da gücümüzün yettiğince yapabildiğimiz yere kadar yine devam ettireceğiz. Vaktimizin yettiği yere kadar, vaktimizin yetmediği yerde. Cumartesiye bırakacağız. Cumartesi günde yine bir sohbet konusu belirtmeden, cumartesi gün kalan sorularınızı inşallah ve gelecek olan soruları da cevaplandırıp inşallah cumartesi günde öyle programı Allah izin verirse inşallah tamamlayacağız. Salı gününde kandil, inşallah salı günde Miraç kandilini özür dilerim. Kadir gecesini ihya edeceğiz. Sonra da perşembe yine sohbet var. Sonra cumartesi Arife böyle giderse herhalde yasak koyacaklar yine.
Yasak koysalar da koymasalar da artık. Cumartesi gün biz bir daha burada sohbet mutadımızı yerine getireceğiz. Allah izin verirse inşallah pazar günü sabah da bayramı uyanacağız. Sözde korona günleri maşallah biz gene doldurduk. Hamdolsun hamdolsun. Bir sıkıntımız yok. Allah razı olsun inşallah. Şimdi geçen haftadan da bir 30-40 kadar bir soru kaldıydı. Biz geçen haftadan kaldığımız yerden sorulara devam edeceğiz. Belki de konuyla bağlantılı olmayabilir ilk sorular. O yüzden de hakkınızı helâl edin. Kananı da böyle serzenişte bulundu ya geçenlerde bir kardeş rüya da yazmıyorum ama soruma da cevap verilmedi diye. biz kimseye böyle kasıtlı burada sorusuna cevap vermeme keyfiyetinde değiliz. Benim biliyorsunuz bilenler bilir.
Şiarım değildir. Böyle benim özelime girilmediği müddetçe veya benim böyle aşırı methu sena etmedikleri müddetçe veya çizdiğim çizgiler derdinde olduğu müddetçe ben sorulara cevap veririm. Tekrar rica ediyorum bugün derviş kardeşliği olanlarda olmayanlarda rüya yazmasın. Pardon olmayanlar rüya yazsınlar yine ama dersli olan kardeşlerin hiçbirisi de rüya yazmasın. Yazdılarsa da çizsinler inşallah. Geceyi böyle tamamlayalım. Selamünaleyküm evde yaşlı annem var sürekli huysuzluk yapıyor. Yemek konusunda özellikle onu sevmem bunu yemem ben de Allah affetsin kızıyorum. Kızmamak için ne yapmam lazım? Duâ eder misiniz? Biz anne ve babalarımızı üfda edemeyelim. Hele anne ve babanız yanınızdaysa ihtiyarlarınız yanındaysa asla ve asla onlara karşı çıkmayın.
Onlarla iyi geçinin onlarla güzel geçinin kızmamaya gayret edin. Anneleriniz sizin o yüzden onlara hizmet edin. Vefat edip gidecekler veya siz vefat edeceksiniz bilmiyoruz. O yüzden onların bu tip davranışlarını anlayışlı davranmaya gayret edin inşallah. Annelerinizin ve babalarınızın duasını alın. Hadîs-i şerifi unutmayın. Üç söz vardı değil mi? Cebrâil aleyhisselâm söyledi. Birincisi neydi? Dedi ki anne ve babası yanında yaşlanır da cenneti kazanamazlarsa ona lanet olsun. Cebrâil aleyhisselâm böyle dedi. Hazret-i Peygamber Efendimiz de amin dedi. Ramazân gelir de onun günahları affolmazsa ona lanet olsun. Amin dedi. Ramazân geldi oruç tutmadı kasten orucu terk etti. Ona diyor lanet olsun çünkü orucu tutmuş olsaydı geçmiş günahları da affolacaktı.
Üçüncüsü neydi? Bir mecliste senin adın anılır da salâtü selâm getirmezlerse onlara lanet olsun. bir mecliste Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin ismi geçti de onun salâtü selâm getirilmezse ona lanet olsun. O da amin dedi. O yüzden bu üç şeyi asla unutmayalım. Anne ve babalarımızı öfda edemeyelim. Yaşlılıklarına denk geldiysek onları hürmette ve hizmette inşallah gücümüzün yetince devam edelim. Selamün aleyküm. Bir sorum olacak. Dersimizi çekerken abdestli olmamız mı lazım hakkınızı helâl edin. İyi geceler. Dersli olursak harika olur. Çok iyi olur. Pardon abdestli olursak harika olur. Çok iyi olur. Ama abdestli olmadan da Allah zikredilebilir. Dersle çekilebilir. Selamün aleyküm.
İstanbul’dan Muhammed ben Nefis ile. Kıymetli dostlar burada isminizi yazıyorsunuz. Kim ismini yazarsa ben onun ismini okuyorum. Çünkü belki de kendisi birisi için soru soracaktır. bu soru ben böyle soracağım demiştir. Ben bana yazdığınızı burada okuyorum. Sonra benim ismim okundu diye feveran etmeyin. İsminizi yazıyorsunuz. Bu burada sorulan tekrar bunları net söyleyeyim. Burada hiçbirinizin ismi çıkmıyor. Bu telefonlar çünkü kayıtlı değil. Bu telefon da bu canlı yayın yaptığımız yerde duruyor. Ben dahi dokunmuyorum. Normal zamanda telefona burada. Sırf böyle mahremiyete ehemmiyet vermek için kimsenin mahremini bilmemek öğrenmek. Sorunun kimin yazdığını bilmemek görmemek adına ben dahi telefonu açmıyorum.
Bu konuda emin olabilirsiniz. Telefonu burada kapatıp gidiyoruz. Ondan sonra geldiğimizde açıyoruz. Bu kadar. O yüzden isim yazıyorsunuz. Ben de isimleri okuyorum. Hakkınızı helâl edin. İstanbul’dan Muhammed ben Nefis ile hareket etmem ve konuşma halimi dizginleyip yok etmeye çalışıyorum. Kötüye de iyi olmaya çalışıyorum. Sevmediğimde de bazen şah damar denilen noktaya geliyorum. Orada pes noktası geliyor. Tamamen nefis nasıl kontrol altında tutulabilir? Her şeyi görüp nefsi yok sayıp doğru ile hareket etmek için ne yapmam lazım? Muhammed kardeş sen yeni katıldın bize. Hızla riyaj salin al. Hızla edebil müfret al eline. Oradan ahlakla alakalı hadisleri oku. Nerede konuşulup nerede konuşulmayacağını, neye cevap verilip neye cevap verilmeyeceklerini öğren.
Böyle hareket et. devamlı komple susmak bizim işimiz değil. Çünkü siz bir kötülüğü gördüğünüzde eliniz de mümkün değilse diliniz de o da mümkün değilse kalbim buz ederekten önlemeye çalıştınız. Bizim şiarımız. Allah bizi affetsin inşallah. Selamun aleyküm. Geceniz hayır olsun. Ben son zamanlarda uyku sırasında kendimi ya tevhîd çekerken ya ibadet halindeyken görüyorum. Bir anda görmediğim bir şeyin beni aşırı derecede korkuttuğunu hissediyorum. Ve bu korkuyla uyanıyorum. Bu beni çok rahatsız ediyor. Bundan nasıl kurtulabilirim Allah razı olsun. Bu tevhide ve zikrullâh’a devam edeceksiniz. Tevhide ve zikrullâh’a abdestli yapmaya devam edeceksiniz. İbadetlerinizde de devam edeceksiniz. Kolay bir şey değildir.
Sûfî yolunda gitmek bu tip korkular, korkutmalar olacak. Biz asla zikrimizi, tevhidimizi, ibadetlerimizi bırakmayacağız inşallah. Hocam ben bir soru sorduydum ama bir sorum daha olacak. Bir Hristiyan ve Yahudi bir sevap işledi diyelim. Ya da bir Müslüman’a büyük bir yardım etti. Onun mükafatını alır mı? Zerrece iyilik yapanın iyiliği karşılıksız kalmaz. Zerrece şer işlerinin şerri cezasız kalmaz. Burada kim hangi dine mensup olursa olsun. İyiliği karşılıksız kalmaz. Kötülüğü de cezasız kalmaz. Selamünaleyküm hayırlı akşamlar. Ben sizi her gün rüyamda görüyorum. İbadetlerime dikkat ettiğim halde sizi rüyamda görüyorum. İbadetlerime dikkat ettiğim halde sizi rüyamda göremiyorum. Ben her anımda olun istiyorum.
Allah’ım muayeniniz olsun. Tövbe edelim. Kendimizi derleyip toparlayalım. Her şeyde bir hikmet vardır. Bakın şimdi derviş kardeşler bu rüyaya çok takılıyorlar. Rüya peygamberliğin 46 cüzinden 100. Salih insanların gördüğü salih rüyalar müjdeci. Eyvallah. Sufilerde bir müddet sonra uykuda gördüklerini canlı görmeleri gelir. Rüya görmenin bir de uykunun haricinde olanı vardır. Şimdi derviş adayı rüya görüyor. Harika. Bir sene iki sene öyle rüyada devam ediyor. Ama o rüyet uyku halinden dışarı taşmıyor. bu uyku halinden dışarı taşması ne? Artık onun yürürken de rüya görmesi lazım. rüyet denir bunu. Sûfî rüyasında Hazret-i Peygamber’in gördüğü gibi normal günlük hayatında da onu görmesi gerekir artık.
Bu konuşulmayan meseledir sufilerin arasında. Artık o kimsenin rüyadan zikrullahdaki hale, zikrullahdaki halden o gözü açık görmeye geçmesi gerekir. Bakın tekrar söylüyorum. O kimse önce rüyada görmeye başlar uykudayken. Sonra onu rüyada gördüklerini yakâzada görmeye başlar uyku ile uyanıklık arasında. Sonra o zikrullâh halakasında görmeye başlar. Zikrullâh halakasına oturun dememin sebebi budur. O kimse artık zikrullâh halakasında da görmeye başlar. Onun bir çıt üstü, öyle söyleyeyim artık o kimse yolda yürürken de uyanıkken de rüya görür. Asıl rüyanın hakikati uyanıkken görülen rüyadır. Bunu söylemez hiç kimse. Neden bunu söylemez hiç kimse? Bunu böyle şatahat gibi algılamayın. Bunu yaşamaz çünkü hiç kimse.
Bunu yaşamadıkları için bilmezler. Bilmedikleri için de söyleyemezler. Asıl rüya, asıl rüyet uyanıkken görmektir. O yüzden böyle derviş kardeşler bu böyle uykuda görülen rüyaya tabiri caizse çengeldeki et gibi asıldılar kaldılar. Canım kardeşlerim çengeldeki et bir müddet sonra kokar. O yüzden çok özür dileyerekten söylüyorum. Uykularınız kokuyor. Rüyalarınız da kokuyor. Geçin bunları yürüyün yol yürüyün yol. Yol yürüyün. Yol yürüyün. Her gece evet uyu. Sen demek ki fosur fosur uyuyorsun ki uykuda göreceğim diye uğraşıyorsun her şeyi. Fosur fosur uyumak dervişlik işi değil. Senin uykun böyle hafif olacak. Böyle kuş uykusu gibi olacak senin uykun. O yüzden sen kendine geldiğinde Allah’ı zikretcen zaten.
Her gözünü açtığında Allah’ı zikretcen. Siz ne kadar derin bir uyku uyuyorsunuz ki böyle harul harul rüya görmek istiyorsunuz. Hatta bir gün birazcık arkadaşlar bir sayfa rüya yazıyorlar. O bir sayfa rüyaya oku canı git beş tane hadîs oku kendimce söylüyorum. Canım kardeşlerim benim uykudan uyanıklığa geçin artık. Bu dergahta duranlar bu dergahta koşturanlar bu dergahta hizmet edenler bu dergahta nefislerini terbiye etmeye çalışanlar. Uykudan uyanıklığa geçin artık. Rüyaytullah uyanıklıkta olsun. Ahir zaman ümmetisiniz. Kıymetli ümmetsiniz. Halife olarak gönderilmiş bir ümmetsiniz. Ve sizin içinde bulunduğunuz derga rüyayti uyanıkken yaşayacak olan bir derga. O yüzden uyanıkken yaşayın. Yeter uykuda yaşadıklarınız artık.
Böyle kendi kendinize de hayıflanıyorsunuz ya. ben daha önce sizi rüyamda görüyordum. şimdi göremiyorum. Uyanıklığa geçmen lazım o yüzden göremiyorsun. Hale geçmen lazım o yüzden göremiyorsun. Ya da ahdi bozdun canım kardeşim. Bu da işin en ağırı. Rüyasında ve halinde görüp de göremeyenler ahidlerini bozmuşlardır. Onlar da kendilerine dikkat edecekler. Öyle ben fark etmemiştir. Yok görmemiştir. Ah canım kardeşlerim benim. Bu yol öyle değil. Senin görmüyor dediğini görürler. Senin duymuyor dediğini duyarlar. Senin bilmiyor dediğini bildirirler. Alemin boş zannetmeyin öyle. Allah bizi affetsin. Selamünaleyküm hocam.
Dâru’l-harb, Fâiz ve Çevrimıçi İbâdet
Türkiye Dâru’l-harb’tır demeniz ülkemizde fâiz alınıverilebilir mi anlamına geliyor. Geliyor bu özür dilerek de onu soruyorum. Hakkınızı helâl edin. Canım kardeşim Türkiye İslâm hukukuyla yönetilmiyor. İslami kaidelerle de yönetilmiyor. İslâm hukukuyla ve kaideleriyle yönetilmeyen bir ülke İmâm-ı Hanefî’ye göre, İmâm-ı Şâfiî’ye, İmam-ı Maliki, İmâm-ı Hanbelî’ye göre. Onlar diyorlar. Ben demiyorum. Dâru’l-harb’tır diyorlar. Dâru’l-harb ile alakalı, İmâm-ı A’zam Hazretleri’nin iştahı var. Hazret-i Mekkül hadisinde. Harbi ile müminin arasında fâiz yoktur diye. Bunu el-İhtiyâr’dan, bunu Dürer ve Gürer’den, bunu kuduriden, bunu Emânet ve Ehliyet’ten, bunu İbn Âbidîn’den, bunu Serahsî’nin Mebsût’undan, bunu Fetâvâ-yı Hindiyye’den okuyabilirsiniz.
Bakın kaynak eserler söylüyorum. Müminin müminden fâiz alıp vermesi nerede ne şekilde olursa olsun haramdır, caiz değildir. Şeytân çarpmış gibi kabirlerinden kalkacaklar. Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm. Erkek çocuğunun sünnet olmasının en uygun zamanı nedir? 7 yaşına kadar sünnet olabilir. 7 yaşına kadar erkek çocuklarınızı sünnet ettirebilirsiniz. Selamünaleyküm. Kur’ân’ı yeni öğrendiğim için telefondan cüz açıp takip ediyorum. Böylelikle hatim etmeme az kaldı. Takip etmek hatim sayılıyor mu? Takip et. Allah ecrini verir inşallah. Nefsin sağ elinde tespih ve Kur’ân vardır ama yeninde ise hançer ve kılıç saklıdır. Onun musafına, onun gösterişine bakma. Kendini onunla sırdaş ve dost yapma.
Nefis seni abdest almak için havuza götürür sonra seni iter, havuzun dibine alır. Nefis seni kılıçla takip et. Nefis seni kılıçla takip et. Nefis seni kılıçla takip et. Nefis seni kılıçla takip et. Nefis seni kılıçla takip et. Nefsini kılıçla takip et. Nefis seni hukuklu kılıçl없ır sonra seni iter havuzun dibine atar. Bir örnekle açıklayabilir misiniz, hakkınızı helâl edin. Bu Hazret-iM.Celâleddin-i Rûmî Hazretleri’nin tespitidir. Mesnevîde geçer. Nefsin sağ elinde tespih ve Kur’ân vardır diye nefsın. Darling’ı sağdan girmeseler. Nefis, bir insana sağ62 dan girince onu böyle ibadetini güzel gösterir, güzel gösterir, sen bak ne kadar hayır hasene sahibisin. Senin yaptığın zikrullâh gibi kimse yapmıyor. en güzel ilahi sen söyledin, en güzel zikrullahı sen yaptın, en iyi dervişli sen yaptın.
Ondan sonra senin dip aşağı batırır. Allah muhafaza eylesin. Nefsin hilesini, nefsin oyununu anlatıyor. Asla yaptıklarımızı, ettiklerimizi kendimizden görmeyeceğiz. İyilikler Rabbinizdendir âyet-i kerimesini. Önümüze koyacağız. Kendimizi biz iyilik yaptık diye görmeyeceğiz. Kötülükler nefsinizdendir der âyet-i kerime. Biz kötülükleri de nefsimizden bileceğiz. Nefsimizle her daim mücadele edeceğiz inşallah. Selamünaleyküm. İnternetten online cuma namazı ve terâvîh namazı kıldırıyor. Hafız Selman okumuş diye bir zat. Böyle bir şey olur mu? Allah razı olsun. Bu doğru bir davranış biçimi değil. Bunun Kur’ân ve Sünnet’te, iştahatlerde yeri yok. Cuma namazının böyle onlini olması böyle bu mümkün değil.
Terâvîh namazı onlini olması mümkün değil. Bunu böyle kendi kendilerine insanlar yeni icatlar yapıyorlar. Bunlar benim katıldığım şeyler değil. Saygıdeğer efendim ben sizin dervişiniz değilim ama internet sohbetinizi takip ediyorum. Açık söylemem gerekirse bazı söylemlerinizi tamamen katılırken bazısına da mesafeli duruyorum. Geçen gece sizi rüyamda gördüm. Rüyamda annemin evine gelmiştiniz. Ben de oradaydım. Evde sebze, meyve satıyordum. Sebze ve meyve aldınız benden ve ücretini ödeyip gittiniz. Ama ben para görmedim. Ama rüya aleminde almışım. Ben yıllardan beri bir yola bağlayayım. Allah yolunu mübarek eylesin. Canavar inşallah yolunda hidayete sebep eylesin. Şimdi bunu böyle üstadımı görmüşüm.
Ben daha rahat teyil ederdim bunu. Ben üstadımın üzerinden yürüyüm. Senin gönlün rahat etmesi için. Mürşid-i Kamil’ler sadece kendi dervişlerine kendi müridlerine mürşid-i kamil değildir. Mürşid-i Kamil ise o kimse bütün ümmetin mürşid-i kamilidir. Bütün dervişlerin bütün sufililik yolunda gidenlerin mürşid-i kamilidir. O yüzden böyle ben bu Pir seviyesindeyse bizzat o zat bütün ümmetin Muhammed’in mürşid-i kamilidir. Öyle söyleyeyim Pir seviyesinde olanlar. Bazı böyle veliler vardır. Onlar sadece dergahlarına yöneliktir. Kendi tekkelerine yöneliklerdir. Bazı veliler vardır. onların böyle etki alanları biraz daha geniştir. Ama Pir seviyesindeki mürşid-i kamiller bütün ümmetin Muhammed’in mürşid-i kamilidir.
O yüzden böyle bir şey yapmak istedim. Bir mürşid-i kamilidir. O yüzden ümmetin Muhammed’in içerisinde kime ne lazımsa onların üzerine Cenâb-ı Hak tecellî ettirir. O yüzden mürşid-i kamiller içinde de kendi kendilerine sınıfları vardır. Bu tip şeyler çok görülür. ben başka bir dergaha bağlayayım ama sizi rüyamda görüyorum filan gibisinden. Böyle söylerler bunları. Bunlar normal şeylerdir. O yüzden bir mürşid-i kamili görmek bunu aslında siz bağlı bulunduğunuz yola sormanız gerekirdi bu rüyayı. Ama madem ki buraya sordunuz biz haddimizi aşmış olalım. Allah bizi affetsin. Ben kolay kolay başka bir yere intisâblı olan kardeşinin rüyasını yormak istemem. edebe mugayyirdir diye ama burası böyle isteyen sorsun diye açık herkese söyleyince burada söylenenlere cevap vermeye gayret ediyoruz.
Makul dairede. O yüzden bir üsdadi görmek bir mürşidi kamili görmek hayırdır, berektir, lütuftur, ikramdır. Onun sizden bir şey alması ve size bir şey vermesi size lütuftur, ikramdır, berektir. Allah bereketinizi, lütfunuzu, ikramınızı arttırsın inşallah. Bir sohbetinizde 40 gün boyunca sessiz bir kenara geçip üstadınıza rabıta yaparak tehdit çekmemizi ve böylelikle halimizin açılacağını söylemiştiniz. Ne zaman böyle yapmaya başlasam bir ses gelecek veya biri bana dokunacak korkusuyla gözlerimi dahi kapatmıyorum. Yalnız bir yerden ise ev halkının yanında zikrimi çekiyorum. Bu korku bizim halimizin açılmasındaki engellerden bir olur mu? Yok. Bunlar engel olmaz. Korku da engel ama bu sadece korku engel olmaz.
Bizim yaptığımız, yaşadığımız hayatla alakalı. Kur’ân ve sünnete bağlılığımızla alakalı. İşlediklerimizle alakalı. Kalbimizin geçirdiği, kalbimizden geçenlerle alakalı. Bu komplike bir hadise. Selamünaleyküm. Bilim insanları artık ana rahmindeyken bebeğin DNA’sına müdahale edip genetik hastalıklarına veya saç rengine, göz rengine müdahale ediyorlar. Bu dinimizce uygun mu? Bunun bilimle din çatışmaz. Bunun bu noktada insanlar fesat çıkarmadıkları noktada bir sıkıntı yok. Bilim gidebildiği yere kadar gitsin ama yeryüzünde fesat çıkarmasınlar, yeryüzünde bozgunculuk yapmasınlar, yeryüzünde dinsizlik yapmasınlar bir sıkıntı yok. Ama bunun DNA’sına ulaşıp onun göz rengini, saç rengini bozacak. Peki, yarın öbür gün bir kadın kocasını aldattı.
O zaman gidip göz rengini, saç rengini kocasına benzetirse ne yapacağız? Örnek. Bu robotlar devam ediyor robot soruları. Rusya, ABD, İspanya’da 2018-2019 yıllarında robot genel evleri açılmış. Rusya’daki kadınlara da hitap ediyormuş bu robot genel evleri. Allah hidayet eylesin inşallah. Bu çok hayırlı bir şey olmadı. Bu bir şey olmadı. Bu bir şey olmadı. Bu bir şey olmadı. Bu çok hayırlı bir şey olmadı. Bir şey değil. İnsanlar evlenmeyi, nikahlanmayı terk edecekler. İslâm insanları evlenmeyi, ev kurmalarını, çoluk çocuk sahibi olmalarını emreder. O yüzden bu böyle robotik faaliyetler çok uygun faaliyetler değil. Bunlardan uzak durmakta fayda var. Kadınlara da söylüyorum, erkeklere de söylüyorum.
Hızla evlenin. Evliliğiniz makul dairede yürütün. Evliliğiniz makul dairede götürmeye çalışın. Ve Kur’ân ve Sünnet’e sımsık uyun. Böyle robotlarla falan uğraşmayın. Allah muhafaza eylesin. Buradan Çitacılar’a da duyulur. Çita’nın da robotu varmış ama siz yine de Çita’nın aslına bakın, robotuna bakmayın. Selamünaleyküm. Zaman zaman aklım geçmişte yaşadığım güzel günlere takılıyor. Bazen de geçmişteki acı hatıraların peşimi bırakmıyor. Bugüne dönemiyorum hemen. Bu konuyu nasıl aşabilirim? Anı yaşa. meşhur bir sûfîler için bir söz vardır, ibare vardır. Sûfî vaktin çocuğudur diye. Sûfî vaktin çocuğudur. O yüzden sûfî anı yaşar. Bu anı yaşamayı yakalarsanız geçmişten de, gelecekten de kurtulursunuz.
Bakın geçmiş geçti zaten. Gelecekteniz daha gelmedi. O yüzden anı yaşayın. Anı değerlendirin. Hazret-i Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretleri’nin meşhur sözü var. Arkaya bakarsanız önünüzü göremezsiniz. Anı yaşayın, anda durun. Anı yaşar, anda durursanız geçmişten de, gelecekten de kurtulmuş olursunuz. Sûfî vaktin çocuğu. Vakit neye emrediyorsa onu yapın inşallah. Bizleri bugünlerde yanınız bırakmadığınız için teşekkür ederiz. Yayın kalitesi için yayın ekibine teşekkürler. Dikkatlılığından selamlar. Yayın ekibi burada. Can Hıraş bilgisayarların arasında mekik dokuyorlar. Birbirleriyle nöbetleşiyorlar. İhtiyaç molasına giden o birisi oturuyor, öbürküne oturuyor. Böylece Can Hıraş var güçleriyle çalışıyorlar.
Gerçekten Allah razı olsun. İyi iş çıkarıyorlar. Bu programın dışında da böyle arkadaşlar, kardeşler hep böyle canlı yayın, televizyonlardan bile daha iyi deyip teşekkür edenler oldu. Gerçekten hatta böyle bir baktım ondan sonra televizyon ile YouTube’daki yayına ben de bir baktım. Gerçekten televizyonlar sönük kaldı yanında. Allah razı olsun arkadaşlar, kardeşler. Can Hıraş uğraşıyorlar. Saat buraya canlı yayın yapılacak olan yere 6.30-7’de geliyorlar. Ayarlar, düzenler burada iftarlar falan öyle gidiyor. Burası da canlı, heyecanlı yani. Öyle şey değil. Hamdolsun. Benden kurtulamadılar bir türlü işte. Yakalarını kurtaramadılar. Selamünaleyküm efendi. Hazret-i Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazret-i Ali’ye sır vermiş.
Hazret-i Ali sırını göle gidip göldeki sazlara anlatmış. Ney ve saz aleti Hazret-i Ali’nin sırını mı beyan ediyor? Allah’a emanet olun efendi. Böyle bir ibare var neyin hikayesinde. Hazret-i Ali radıyallahu an Hazretleri sırlarını gidip böyle bir göle anlattığına dair suya anlattığına dair. Ondan sonra da oradan neyin zuhur ettiğine dair. Ama böyle söylenirler. Ben böyle Hazret-i Ali efendimizle alakalı olan bu hikayeyi reddetmek değil. Ama ney bilindiği kadarıyla 5000 yıllık tarihe sahip bir esruman. Öyle söyleyelim. Selamünaleyküm istihare yapan kişinin namazdan sonra kalbine gelene göre davranabilmesi için kalbinin harekete geçmesi mi gerekir? Cenâb-ı Hak arıya vahyeden, çiçeğe vahyeden, buğdaya, taneye vahyeden, yağmura, rüzgara vahyeden müminin kuluna da vahyeder.
İnşallah sizin de kulun, kalbinizi ilhâm etsin. Allah’ı yalvarın, yakarın inşallah. Selamünaleyküm hocam. Elazığ’dan selamlar. Ve aleyküm selâm. Elazığ’a selam olsun. Hocam robotik insan üretimi için şeytani zihniyetin çalıştığı bir proje var. Tamamen insana benzeyen, hissedebilen ve dahi gözyaşı dökebilen robotik bayan üretmeyi planlıyorlar. Bu proje tamamen aile yapısını ve üreme sistemini bozmaya yönelik bir çalışma. Hatta aşkın algoritması diye bir filmi dahi çekilmiş. Maalesef dünyayı böyle rezillikler getirmek isteyen insanlık düşmanı bir yapı var. Allah yardımcımız olsun. Duanıza ihtiyacımız var. Allah’a emanet olun. Allah razı olsun. Allah yardımcınız olsun. İnşallah. Selamünaleyküm.
Ben namazı kılarken evde sesli okuyorum. Bunun mahsuru var mı? Yok. Normalde evde tek başınıza namaz kılarken hanefiye göre her şeyi sesli okuyabilirsiniz. Hatta eş ve çocuklarınız namazı öğrensin diye hepsinde sesli okuyabilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Hayırlı yayınlar. Ben namazı durunca hep esniyorum. Esnememek için ne yapmalı? Esnemeği şeytandan görmüş. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri esnicek gibi olursanız bu bir sûfî öğretisidir. Hemen aklınızda Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini getirin. İnşallah esnemeniz geçer. Kalsın. Hocam lütfen bakar mısınız? Baktım. Selamünaleyküm. Eşimde eklem rahatsızlığı var mı? Ne önerisiniz?
Bu konuda bir doktora gidecek. Eklem rahatsızlıklarıyla alakalı hibiskyüz cahide içebilir bildiğim kadarıyla. O yüzden doktora gitmesi daha uygun. Allah şifa versin. İnşallah. Allah’ın izniyle Allah’ı korusun. Selamünaleyküm. İtikafın fazileti nedir? Kişinin iç aleminin ne katar? Ve itikafta nasıl derinleşebiliriz? Allah razı olsun. Yunaktan sevgiler, saygılar. Ve aleyküm selâm. Yunada selam ederiz hepsine de inşallah. İtikâf Hazret-i Peygamberin, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Medîne döneminde oruç farz olduktan sonra hiç terk etmediği sünnetlerden birisi. Bir Ramazân ilk onun gününde girdi. Hem bir de böyle Ramazân ayının içerisinde Kadir gecesini de yakalayabilme kastıyla. Bir dahaki seneye ortasında girdi.
Bir dahaki seneye de son on gününde girdi. Ondan sonraki senelerde hep son on gün de devam etmeye başladı. Ramazanın son on gününde itikâfa girmek Hazret-i Peygamberin, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünneti oldu. Bir beldede hiç giren yoksa bütün belde halkının sorumlu olduğu bir ibadet. Erkeklerin camide cuma kılınan beş vakit namaz kılınan yerlerde itikâfa girmesi, kadınların da evde girmesi uygun görünmüş. Hanefî’ye göre oruçsuz Ramazân itikafının olması mümkün değil. Muhakkak oruç tutulması lazım. Nafili olarak Ramazân’ın harcında yapılan itikaflarda oruç mecburiyeti yoktur. O yüzden son on gün itikâfa girilse Ramazân’da muhakkak oruçlu olunması gerekir. Ramazân bu noktada zaten derinlik katan bir ay ama bunun içerisinde en derinlik katan günler son on gündür.
Son on gün insanın daha da derinleşti, daha da ulvileşti, nefsini iyice terbiye etti, nefsiyle olan hesabında belli bir merhale kat ettiği zamanlardır. Ve bu son on gün itikâf ibadeti devamlı tevhîd çekecek o kimse. Düşünebiliyor musunuz? Günlük 70 bin tevhîd çekecek ve onun daha birinci gün daha bitmeden inşallah o rahman geçmiş hiçbir günahı kalmaz o kimsenin. Birinci gün daha henüz bitmeden bakın o kimsenin geçmiş günahı kalmaz. Böyle onun üzerine dökülen hayır, hasenat, fazilet, lütuf, ikram, ihsanın dile gelmesi mümkün değildir. O yüzden muhakkak son ilk üç gün içerisinde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görür, onun sesini işitir ve az önce anlattığım o uyanık kan rüya görme haline erişebilir.
İtikâf tabii kimse çok düzgün bir itikâf ederse, dünya kelamı konuşmamaya gayret edecek, fazla yememeye gayret edecek, her şeye tövbe edecek, herkese helallaşacak inşallah böyle bir derinlik yaşar. Üstadım terâvîh namazını bölük bölük kılabilir miyiz? Mesela 8 rekatın 4’ünü şimdi diğer 4 rekatın yarım saat sonra olabilir. Bir sıkıntı yok. İmsak vaktine kadar terâvîh namazını bölük bölük kılabilirsiniz. Bir problem olmaz. Selamun aleyküm. Soru konusunun serbest olmasının verdiği cesaretle soruyorum. Yemeğin çöpe atılması ya da bozulmasıyla ilgili olarak bir kilodan fazla un ile ekmek yaptım fakat ne yaptıysam kurtaramadım. Ufak parçalara ayırıp sokak hayvanlarına vereceğiz mecburen. Bu durumlar için tövbe etmemiz gerekir mi?
Muhakkak sokak hayvanları da besleyip onları da yaşamlarını sağlamamız lazım. Ama ve lakin biz böyle bu tip meselelerde daha orijinal şeyler yapmamız lazım. Bir kilo undan yapmayın, yarım kilo undan yapın. Örneğin yarım kilo undan yaptınız yine arttı kesin onları dilimleyin bir daha fırın gösterin peksimet gibi yapın koyun kenara kuru ekmek yiyin. Nefsinizi terbiye edin. Atmayı düşünmeyin. Veya da onu fırın gösterip rondodan geçirin galata onu yapın. Ne yapayım burada şimdi yemekteyiz programındaki gibi sizlere ev ekonomisi mi vereyim hakkınızı helâl edin inşallah. Selamün aleyküm hocam bir sorum olacak. Bire bir görüşme sahnesimiz olabilir mi hayırlı sehurla? bizim bu noktada kapalılığımız yok görüşebiliriz konuşabiliriz yeter ki fırsat olsun zaman olsun.
Şimdi de söyledim ya Cumartesi gün sohbet var. Cumartesi gün sohbete hazırlık oluyor bir gün öncesinden. Fazla müsait olamıyorum ardından Salı gününe sohbet var yine onun hazırlığı olacak. Ardından perşembesine sohbet var yine onun hazırlığı olacak o yüzden çok müsait olamayabilirim veya telefon açıyorlar arkadaşlar. Müsait olamıyorum veyahut da bakamıyorum misafirim oluyor veya başka bir işimle miştikal ediyorum. O yüzden arkadaşlar kardeşler de haklarını helâl etsinler bu noktada. Görüşürüz konuşuruz herkes de bu noktada bir sıkıntımız yok.
İtikâf, Terâvîh ve İstidâdı Geliştirmek
Ramazân ayının son 10 güne itikâfa girmeyi düşünüyorum. Adet düzensizliğim olduğu için tam olarak hangi gün adet olacağımı bilmiyorum. İtikafa niyet ederken adet olunca kadar niyet edebilir miyim? Evet. Eğer edebilirsem 10 gün boyunca hiç adet olmazsam intikattan ne zaman çıkacağım? Bayram sabahı çıkacaksınız. Hayırlı bir kişiyle evlenmek istiyorum duâ eder misiniz? Allah tüm ümmet-i Muhammed’e hayırlı evlilikler nasîb eylesin. Hayırlı evlilikler kısmet etsin inşallah. Hayırlısıyla bütün kardeşler inşallah evlensinler. Derslerdeki bağışlamalar alışkanlık gereği devam ediyor bu doğru mu? Normalde derslerdeki bağışlamalar alışkanlık gereği olarak bunları devam ettiren kardeşler var. Bunda bir sıkıntı yok.
Bir sıkıntı görmüyorum. Önemli olan ders kağıtlarında yazanlar. Efendim online dersler yapılan bir dönemde iş arkadaşımın yüksek lisans dersine katıldım. Onun Türk, İslâm ve Osmanlı mimaresiyle ilgiliydi. Ders boyunca o dönemlerdeki amacın ilahi kelimatullahi yüceltmek olduğunu eserlerin tasavvufi tarafını anlattı hoca. Bir namazın içinde hissedilen duyguların camiye yansıtıldığından, insanların bunu hissettiğinden bahsedildi. Ders sonunda rica edip ben hocaya bir soru sordum. Edebi duyguları zahire çıkarmak için nasıl yöntemler izlendiğini anlatmasına rica ettim. Elle tutulur bir cevap alamadım. Bunu bilen bir ustadan öğrensem nerede bulabilirim dedim. Bulursan bana da haber ver dedi. Efendim akademide edebi olarak herkes her konuya hakim fakat zahire dönüştürme konusunda usta çırak anlamında bir eğitim bulamıyorum.
Bu anlamda manevi olarak mesleğinde nasıl derinleşebilir? Ulvi bir amaçla eserler üreten ecdadıyla kesilen bağlantıyı nasıl yeniden kurabilir? Modernizmle birlikte birçok şeyin içi boşaltıldı. Üniversitede hep batı felsefesiyle eğitimler aldım. Bu anlamda manevi olarak nasıl bir yol izlemek gerekir? Size danışmak istedim. Teşekkür ederim. Ne yazık ki bizim eğitim sistemimizin gerçekten içi boşaltıldı. İçi boşaltıldığı için ruhsuzlaştı, maneviyatsızlaştı. Ruhsuzlaşıp maneviyatsızlaşınca kimliksiz, kişiliksiz bir hal aldı. Bu sadece eğitimle alakalı değil. Bugün için sanat dediğimiz, resim dediğimiz, tiyatro dediğimiz, şiir dediğimiz veya şarkı türkü dediğimiz sanatsal faaliyetler ne yazık ki içi boşaltıldı.
Çünkü ahlaktan yoksun, edepten yoksun, maneviyattan yoksun. Böyle olunca mimariler de ruhtan, ahlaktan, edepten yoksun olunca içi böyle ruhsuz bir şey oldu. Allah affetsin. Ne yazık ki kimliksiz, kişiliksiz şeyler izliyoruz, görüyoruz. Öyle olunca da uzak durmaya gayret ediyoruz. Bunda böyle usta diyebileceğimiz kimseler köklerinden beslenmiş, geleneğinden beslenmiş, kültüründen beslenmiş kimseler değil. Bir mimara baktığımızda mimar, bütün kültürlerin süzgecinden geçmiş bir kimsedi. Bu sadece Osmanlı, Türk, İslâm kültürü de değil. Bir kimse Batı’nın da eski medeniyetinin kültürünü veya eski eserlerini, sanatla alakalı bağını da görmesi olması lazım. Ona da bakması lazım, Afrika’ya da bakması lazım, Uzak Doğu’ya da bakması lazım.
Kadim kültürleri incelemesi lazım ki doldursun o kimse. Ama ne yazık ki böyle bir şey değil. Sığ bir hayat yaşıyoruz. Çok yüzeysel her şeyimiz. Ve her şeyimiz ne yazık ki böyle kalıcı bir şey değil. Öyle olunca da sıkıntı çok. Efendim hakkınızı helâl edin. Abdullah Baba Hazretleri konusu geçtiği için yazmak durumunda kaldım. Yeni derviş adaylarındanım, Abdullah Baba Hazretleri’ni hiç tanımadım halde rüyalarımda size ve yol adamına karşı büyük iltifatlar ve övgüler görüyorum. Bir sıkıntınız var gibi algılayıp kendi nefislerinden bunu etrafa empoze edenler delil olur mu diye sormak ve bilgilenmek istedim. Hayırlı geceler hakkınızı helâl edin. benim bir herhangi bir sıkıntım yok. Benim ne Abdullah Efendi Hazretleri’yle ne Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’yle ne ondan önce Ali Haydar Efendi, Hacı Ebu Bükür Baba.
Bunlarla benim yolumla, silsilerimle, durduğum noktayla hiçbir sıkıntım yok, hiçbir problemim yok. Çünkü benim hiçbir iddiam yok. O yüzden ben meydandayım içim dışımda. Söyleyecek olduğumu da çok rahat bir şekilde söylüyorum. Söyleyeceklerimi de eğip bükmemeye gayret ediyorum. Eğip büktüğümü de zannetmiyorum zaten. O yüzden meydandayım. Hiçbir problemim yok. Allah aldananlardan ve aldatanlardan eylemesin inşallah. Selamun aleyküm. Ruhlar alemine nasıl yolculuk ederiz? Not. Daha Allah’ı hakikat noktasında zikredememiş bir müridinizim. Mübarek şey gibi söyleyeyim o zaman. Niyâzî-i Mısrî gibi söyleyeyim. Ufak ufak yürür melekleri seyran etmek istersin. Tırnağında bir damla su görür kendini umanda zannedersin demiş ya.
Bana söylemiş. Öyle söyleyelim bunu. O yüzden biz önce farzları düzgün yerine getirelim. Haramlardan uzak duralım. Allah’ı çokça zikredelim ve Allah’ı çokça sevelim. İnşallah yolculuk nasibimizde varsa o yolculuk da olur. Cennetin kat kat oluşu tabiri caizse bir apartman gibi mi kat kat yoksa kişinin ameline göre aynı yer üzerinden mi değişiyor katları? bu o kimse cenneti görenle görülen arasında bir fark vardır. görülen ne kadar kendini ishar etti, gören nereye kadar gördü? Bu onunla alakalıdır. O yüzden bunu böyledir demek çok doğru bir bilgi olmaz. Bunlar müteşâbih meselelerdir. Müteşâbih meselelere bakarken herkes kendi doğrusunu söyler. Selamünaleyküm. Dersimizin 3. bölümünde sizin sayenizde rüyamda tanıştığım Nevşehirli Hacı Abdullah babayı da ekliyorum.
Ayrıca annemi babamı Mehmetçikleri kimden iyilik gördüysem herkesi ve kime zerre kadar zararım olduysa diye herkese bağışlıyorum. Yanlış mı yapıyorum? Yanlış bir şey değil böyle bağışlayabilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Bir sohbetinizde eskiden meslemi okumak için Üstad’dan izin alınır diyordunuz. Benim evimde okuyup anlamam için izin verilmeseniz sıkıntı yok. Bütün kardeşlerimiz meslemi okuyabilirler. Bunda hiçbir problem yok. Selamünaleyküm. Bir vakit eksikliğinden ötürü sizden telefon numaranızı usule uygun isteyemedim. Eksikliğinden ötürü sizden özür diliyorum. Müsaadeniz olursa sizinle helalleşmek ve uygun görürseniz telefon numaranızı rica ediyorum. Şırnak’tan Harun Ardalı.
İnşallah Edirne’deki Gülşen’in tekkesine sizinle ve kardeşlerinle beraber sohbet programları, sema ve zikir alakaları da nasip olur. İnşallah. İnşallah Harun. Gönderdim sana telefon numaramı vermiştim. Öyle biliyorum. Selamünaleyküm Şeyhim. Soru ve cevapları kendimce çok faydalı buluyorum. Devamını temennedirim. Allah’a emanet olun. Selamünaleyküm. Aleyküm selâm. Selamünaleyküm. İstidadın düzgün olması nasıl mümkün olur? Kişinin kendi elinde midir? Evet. O kimse istikametini düzgün tutturursa istikameti Kur’ân ve Sünnet olursa bütün düşüncesini ve fiiliyatını Kur’ân ve Sünnet’e odaklar her hal ve hareketlerinde Kur’ân ve Sünnet dairesinde durursa onun da istidadı o yönde gelişir. Bazıları normalde istidadın sonradan oluşmayacağını düşünüyorlar.
Ben ona katılanlardan değilim. Mesela bir kimse hiç koşamazken yavaş yavaş koşuyla alakalı spor yapsa koşabilmeyi öğrenir, koşmayı öğrenir. Belki de böyle bir uzun maraton koşucusu olamayabilir ama koşabilir. Geçenlerde bir yarışma programından bir video atmışlardı bana. Böyle çok hoşuma gitti. adam Afyon’un köyünden şimdi milli koşucu olmuş babasıyla beraber hatta. Koşmakla alakası yokmuş. Almanya’dan gelen iki ihtiyar tepeye kadar şu kadar dakikada saniyede kim koşar kim koşamaz der ki konuşurlarken bu ben koşarım demiş. O dakikada adam olmuş şimdi milli koşucu hatta hızını alamamış adam bir antrenman diye çıkmış. Antrenör demiş ki ben seni arayacağım durduracağım seni Manisa’da soluklanmış adam.
Uşaktan yola çıkmış Manisa’da soluklanmış adam. Şimdi istidat gelişebilir mi? Evet. Benim istidadım bu kadar ben bunu kabul edenlerden değilim. Günü gününe müsave olan zarardadır. Siz Allah yolunda mücadele ederseniz Allah sizin yollarınızı açar. O yüzden benim istidadım bu kadar demek değil ama fıtrat bir insanın önüne geçebilir. Bu ayrı. Fıtrat ne? Kadının kadınlık yapması erkeğin erkeklik yapması kadının kadın denialarına ve kromozonlarına sahip olması erkeğin de erkek denialarına ve kromozonlarına genetine sahip olması bunlar değişmez eyvallah. Bunları değiştirmek de harâm zaten eyvallah. Ama bir kimse kendince istidadının içinde bulunduğu ortama göre değiştirebilir mi genişletebilir mi yükseltebilir mi?
Evet. bir şey bilmiyor olabilirsiniz yapamıyor olabilirsiniz. Olabilirsiniz ama çalışırsanız o konuda gayret gösterirseniz başarının geleceğine inanıyorum. O yüzden istidadı düzeltmek insanın kendi elinde istidadı genişletmek istikameti düzenlemek insanın kendi elinde inşallah. Hocam selamünaleyküm. Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve barakatuhu. Hocam ben engelliyim abdest almam çok zor oluyor. Temim teğemmüm etmek istiyorum namaz kılmak için. Herkes diyor ki suyun olduğu yerde teğemmüm olmaz ama abdest almam da çok zor. Teğemmüm olur mu olmaz mı ortabeti engelliyim hocam ne olur bana yardım edin. Eğer ortabetik engelliyseniz suya ulaşmakta abdeste ulaşmakta zorlanıyorsanız teğemmüm edebilirsiniz canım kardeşim.
Bir tane kiremit alın bir tane tuğla alın yanınıza o yüzden kiremit veya tuğla’ya teğemmüm ederekten namazınızı kalın. bu inşaat tuğlaları filan da olabilir. Bir küçük böyle kiremit parçası da taş parçası da olabilir. Ona böyle ellerinizi vurarak teğemmüm edebilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Selamun aleyküm hayırlı geceler. Bir mürşid ile müridin arasındaki manevi bağın zayıfladığını ya da güçlendiğini mürid nasıl anar? Eğer bu bağ koptuysa mürid bunu anlayabilir mi? Yoksa mürşid bunu açıkça müridine söyler mi? Bunlar şeytanın vesvesesidir. Bir kimse üstadına bağlandıysa bağlanmıştır. Yakitleştiyse hakitleştiyse hakitleşmiştir. Kendince kendi bağını kopardıysa buna söylenecek bir laf yok. Ama kendince kendi bağını koparmadıysa o bağ kopmaz.
Eğitim Çöküşü, Medya ve Hadîs İnkârcılığı
O yüzden bu şeytanın ve nefsin vesvesesi hiç kimse kendi kendine böyle bu vesveseye düşmesin. Böyle vesveseye düşenler için de zaten inşallah gecenin sonunda yeniden bir bi’atlaşma yapacağız. Bu vesvese. Bakın bu direkt vesvese. Canım kardeşler ben içimden ineli bir kimse değilim. Ben birisinin dersini alacaksam yüzüne karşı derim. Senin dersini aldım. Senin benim bizimle manevi bağınız kalmadı. Gidin kendinize bir üstâd bulun derim ben bunu. Benim hiç kimseden akşam ekmeğim gelmiyor. Hiç kimseye de göben bağlı değil. Hiç kimseden de bu manada korkum ve çekintim yok. Eğer dergahın adabı, erkanı, bu işin usulü, kaidesi noktasında birisinin dersi alınması gerekiyorsa alırım. Bir kimse de ben dersi geri vermek istiyorsa onun da dersini geriye alırım.
Bir daha da vermem. Benim bu yıllardan beri bilinen bir şey. Allah’ım iyisin işe. O yüzden insan kendi kendine bağının çözüldüğünü düşünmek kendi nefsine uyduna işaret. Bir hata yapmışındır, bir yanlışlık yapmışındır, bir eksiklik yapmışındır. Kendi gönül bağını kendin zayıflatmışındır. Tövbe toparla kendini inşallah. Efendim şahsım harhar çuval ve çuvallarını günahlar, hadsizlikler, hatalar, kabahatler ile doldurmuş biri olarak. Kalan ömründe Kur’ân ve Sünnet hakkıyla samimiyetle yaşayarak geçsin istiyorum. Bunun için inşallah mücadele edeceğim. İki şeye ihtiyacım var. İyi ki bu yolda daimi ve sabit kalmanın formülüne ve duanıza. Diğer ise nefise ağır ceza vermek bildiğiniz nefsimi beni mahcup ettiği için delik deşik etmek istiyorum.
Bir de bunun formülünü sizden almak istiyorum. En ağır ceza neyse onu vermek istiyorum. Şu an bunları yazarken belki de gülüyordur bana Allah’u Alem. Siz anladınız beni efendim. Bir insan son nefisine kadar nasıl yol yürünür sadakatle ve samimiyetle. İsteğim budur. Arkadaşlar bu yolda durabilmek, bu yolda devam edebilmek için biz Kur’ân ve Sünnete sımsıkı bağlı kalıp ahlakımızı güzel ahlakla süsleyip, üstadımıza bağlı mızdı hiç gevşetmeden yolda devam etmeliyiz. Bunun yolu yordamı bu. Benim bildiğim bu. Bakın benim bildiğim bu. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun ben 18 yıl Abdullah Efendi Hazretleri’nin yanında durdum. Benim bildiğim buydu. Ben Kur’ân ve Sünnete sımsık yapışmaya çalıştım. Haramlardan uzak durmaya gayret ettim.
Üstadımın sözünü dinlemeye gayret ettim. Varsa yapılacak olan dergahta işler onlar da yapmaya gayret ettim. İnsanları kırmamaya, dökmeme, üzmeme gayret ettik. Önemli olan yolda durmaktır ben hep bunu derim ben. Önemli olan yolda durmaktır. Fırtına eser, rüzgar eser, kar yağar, güneş açar, bahar olur, yeniden kar yağar. O yüzden bu değişen tabiat olaylarına bakmadan nasıl hayatı yaşıyorsak öyle sûfî hayatında devam ettirmemiz lazım geldiğine inananlardan. Selamünaleyküm. Size özellikle sormuştum. Hakkınızı helâl edin. Buradan yazayım bir de. Benim 5.5 yaşında kızım var bazı hayali arkadaşlar olduğunu ve onları ona bazen zorla istemediği oyunları oynattığını, kafasını cimciklediğini falan söylüyor.
Ne yapabilirim manevi bir rahatsızlık mı yoksa normal çocukça bir durum mudur? Onun dışında çok normal mutlu bir çocuk. Ben onun manevi bir rahatsızlık olduğunu inanmıyorum. Çocuklar doğduğundan beri anne babalar işin kolayına gidiyorlar. Çizgi filmler bir sürü de var ya kanallarda çocukları oturtuyorlar çizgi filmlerine. Oradaki karakterlere alışıyor çocuklar. Evde anne baba kardeşlere alışacaklarına. Çizgi filmlerdeki karakterlere biraz daha büyüyünce de zaten çizgi filmden çıkıyorlar. YouTuber karakterlerine benzemeye çalışmaya başlıyorlar. YouTuber’da saçlar farklı kesiliyor onlar öyle kesiyorlar. gevşek gevşek çok özür dilerim. Ne Türkçeye benzeyen ne İngilizceye benzeyen ne idiği belirsiz dillerle konuşmaya başlıyorlar.
Çocuklar da büyüyünce ergenlikte öyle konuşmaya başlıyorlar. Adam, kadın ne oldu bilemedim bir kimseye geçen gün haberleri konu oldu ya küfrederekten para kazanacağımı düşünmezdim diyor. Toplumun geldiği noktaya bakın. Bir kimse küfrederekten para kazanıyor bu toplumda. Dikkat edin küfrederekten para kazanıyor. Biz artık kültür olarak, gelenek olarak, biz ahlâk olarak öyle bir noktaya gelmişiz ki ne idiği belirsiz kimselerin küfrederekten para kazanmasına sebep oluyoruz. Bazen o radyolarda DJ’lik yaptığını söyleyen o kimseler böyle radyo kanallarını dolaşırken onları dinliyorum. Konuşmaları ne kadar gevşek, ne kadar edepsiz, ne kadar terbiyesiz, ne kadar seviyesiz açık bir şekilde söylüyorum.
Bu sefer çocuklar ergenlik çağlarında onlara örnek almaya başlıyorlar. Böyle olunca çocuklar hayali karakterler üretiyorlar. Gençler hayali karakterler üretiyorlar. Gençler hayali işler üretiyorlar. Bir bakıyorsun birisi çok büyük bir topçu olmaya çalışıyor. Neden? Mescid ile alakalı bir erkek çocuklar için futbol çizgi filmleri var. Bir bakmışsın çocuklar futbolla zengin olacaklarını, büyük transfer yapacaklarını düşünüyorlar. Kız çocukları sanat diyorlar. Şarkıcılıkla, türkücülükle, tiyatroculukla, dizi oyunculuğuyla, dizi yazarlığıyla meşhur olacaklarını zannediyorlar. Zaman zaman gittiğim yerlerde yanıma yaklaşan, enteresan şeyler yaşıyorum ben de. Geliyor adam klasör halinde getirmiş, oyun yazmış adam. hocam yardımcı ol bana. bu oyun karakterleri belli de görüşmüşler sanatçılarla da böyle olacak da maddi yönden biz bunu devreye katmamız lazım da bu konuda yardımcı olur musunuz da? para toplayalım böyle bir dizi çekelim diyorum canım kardeşim.
Biz neredeyiz, sen neredesin? Ümmet-i Muhammed yanıyor tutuşmuş. Eşcinsellik, lezbiyenlik, ondan sonra her türlü şey kapıya dayanmış, fuhuş kapıya dayanmış, içki kumar kapıya dayanmış, zalimlik zulüm, adaletsizlik kapıya dayanmış, tanrı var olmuş ahlâk, eğitim, adaletsizlik her taraf her tarafta o dizi çekeceğim diye uğraşıyor. Gelmiş benim yanıma bu sanatçılarla görüşülmüş de beni de onlarla tanıştıracakmış da bana da bir de rol verecekmiş şu anda bir de. Böyle enteresan kimlikler, kişilikler gelişiyor. Veya da şarkı sözü yazıyormuş o da onun elinden tutulması lazımmış da ben onun elinden tutacakmışım gibi gibi şeyler. Neden? İnsanlar çünkü bakıyorlar o dizilerde çekilen hayatların doğru olduğunu düşünüyorlar veya o YouTuber denilen insanların ne idiği belirsiz o kimlik ve kişiliksiz kimselerin hayatlarına bakıyorlar kendileri de YouTuber olmaya kalkıyorlar. helalinden kazanalım, bir meslek sahibi olalım, okuyalım veyahut da babamızın işini devam ettirelim veyahut da bir meslek sahibi olup alın terine kazanalım düşüncesi gelişmiyor.
Bu internet ortamının medya denilen deccal bozması organlardan kaynaklanıyor. biz en acısı da şu Türkiye’deki Müslümanlar paralarından canlarından her şeylerinden feda edip televizyon kanalları kuruldu. Ne yazık ki o televizyon kanalları dahi Müslümanların parasıyla kurulan televizyon kanalları dahi Müslümanca haberler Müslümanca programlar yapamaz hale geldi. Yapmıyorlar, korkuyorlar, çekiniyorlar, izlenme korkusu var, izlenmeme korkusu var. Ne yazık ki onlar da çığırdan çıktı ve biz bu nesil bu çocuklar gelecek olan bu nesil ne yazık ki ne acı ki Kur’ân ve Sünnet eğitimi alamıyor. Çocuklar imam hatibe gidiyor, imam hatipte hadisi inkarcısı hocalar var. Oradan ayrı zehirleniyor. Çocuklar ilkokula giden çocuklar din öğretmenlerinden hadisi inkarcılığı, mezheb inkarcılığı, peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin dahi günah işlediğini diyorlar.
Kıymetli kardeşler bir ilkokul çocuğuna siz peygamber de günah işledi eğitimini verirseniz o çocuk kime inanır ya? Kime güvenir o çocuk? Veya ortaokulda imam hatibe giden veya ortaokulda normal ortaokulda giden bir imam hatip öğrencisine veya düzlise öğrencisine. Ortakula gidiyor, tazecik beyni var. Siz ona hadisleri inkâr ettirirseniz, siz ona peygamber de günah işledi derseniz ona hangi doğruyu verebilirsiniz? Bu kadar batmış vaziyetteyiz eğitimde. Dini eğitimde batmış vaziyetteyiz. Çocuk imam hatibe gidiyor, imam hatibin lisesine gidiyor, imam hatibin lisesinde de aynı eğitimleri görüyor. Hadîs inkarcıları, mezheb inkarcıları, peygamber günah işledi diyenler, sahabelere iftira atanlar, sahabelere bir sürü laf söyleyenler yuvalanmışlar Türkiye’de.
Çocuklar imam hatipten ilahiyata gidiyor, ilahiyatta koca koca profesörler kader inkarcısı, koca koca profesörler hadîs inkarcısı, koca koca profesörler mezheb inkarcısı, koca koca profesörler ne yazık ki ve ne yazık ki peygamber inkarcısı. Ya peygamberi inkâr eden Allah’ı inkâr etmiştir, peygamberi redden Allah’ı inkâr etmiştir, peygamberi redden kitabı red etmiştir daha nesini konuşuyoruz. O yüzden çocuklarımız ne yazık ki evde daha çocukken zehirlenmeye başlıyorlar. Çocukken de ne yazık ki böyle. Ve çocuklar kendi kendilerine bu psikolojide türlü türlü pro tipler geliştiriyorlar kendi akıllarında. Pro tipler geliştiriyorlar. Ve o pro tiplerle arkadaş olurlar. Neden? Bizde şöyle bir şey çünkü.
Bir tane çocuk yapacaksın tek başına kalacak o çocuk. Ya o çocuğun kardeşi yok, kimle oynayacak o çocuk? O çocuğun oynayacağı bir alan yok. Zaten bir avlu yok. Hala, amca, dayı, teyze böyle bir akraba yok. Akrabaların hepsi kötü zaten. Evet. baktığımız zaman ailelerde bu acı tablo var. Hala kötü, dayı kötü, amca kötü bir yanlışlık yaptılar ya, yanlışlıklar yaptılarsa hepsi de tuğ kaka. Hiçbirisiyle de görüşülmüyor. Çocuk kendine eşdeğerde bir kuzenle, daday görüşemiyor. E alt kat sapık, üst kat sapık, sokak sapık bu çocuk ne olacak? Hayali kimseler geliştirip onlarla konuşacak. Allah bizi affetsin. Derdimiz büyük. Gerçekten derdimiz büyük ve işimiz çok. Gerçekten. Hem derdimiz büyük hem işimiz çok.
Yanlış düzeltmekten doğruyu anlatamıyoruz ya. Bu hale geldik. Bakın yanlış düzeltmekten doğruyu anlatamıyoruz. Gerçekten bu haldeyiz. Allah bizi affetsin. Sizin hiç bana şu soruyu sorsalar da cevaplayayım dediğiniz manevi yolla ilgili sorular var mı, varsa bunlar nelerdir, cevaplar nelerdir. Ah canım kardeşim ben kendi kendime soru tansim edip kendi kendime sorup mu cevaplayayım. Daha psikolojim o noktaya gelmedi. Efendim dergahdaki bütün kardeşleri sureten birbirine benzetiyorum. Sanki kardeş gibiyiz. Sanki değil, gibi de değil. Öyleyiz kardeşiz. Yüzlerindeki ifadelerden mi, neden bilmem. Sonra size bakınca hepimize size benzetiyoruz. Size bakınca sizi de bazen şeyhiniz Abdullah Baba’ya benzetiyorum.
Ben yanılıyor muyum yoksa bu benzerlik var mı, nereye kadar gider sureten midir, siyretten midir. Ne yapacaksın sureti siyreti. Benzemek güzel bir şeyler. Allah iyiyesin inşallah. Taktığımız takkeden ve sarıktan dolayı alnımız secdeye değmezse namaz olur mu? Olmaz. Alın açık ocak, alın normalde secdeye değecek burunla beraber. Secdenin farzıdır bu. Bakın secde denildiğinde anın burun iki el ve iki ayak. Hadi iki ayak biri olmazsa biri normalde secdede olması lazım. Bugün dudağım kanada ağzıma kan tadı geldi ve tuttum. Kaza etmem gerekir mi? Gerekmez. Ağzını çakalaman yeter. Her gece teheccüh namazı kılmak doğru mu? Neden kılınmasın ki Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri kılardı.
Babam namaz kılmıyor nasıl nasîhat edebilirim söyleyince de bağırıyor ne yapmam lazım. Sen kendi namazını kıl kardeşim. Fiili nasîhat derler bunu. Sen beş vakit namazını kıl evde. Bu fiili nasîhat. Çok güzel, harika. Milyon TL’lere cami yaptırılıp içinde fakirlere duâ edilmesini nasıl biliyorsunuz? Bunlar İslâm dünyasının handikapları. Önemli olan ülkede fakir fukaranın kalmaması, aç insanın kalmaması. Camide lazım mı? Lazım. Ama velakin birinci derecede açların kalmaması lazım. Yeni dervişim affınıza sığınarak soruyorum. Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem tarafından görevlendirildiniz mi? Bir kimse görevlendirildim dese de boş, demese de boş. Bu normalde karşıdaki sûfî adaylarının kendi manevi halleriyle bunu görüp kendi manevi halleriyle kendi kalplerinin mutmain olması ile alakalı.
Cennet katları arasındaki fark nedir? Normalde herkes cennette ama amellerine göre, Allah’a yakınlıklarına göre farklı katlarda olacaklar. Sen virdini çekiyor musun diye soranlara nasıl cevap vermeliyiz? Sûfî adabına aykırı bir şeydir. Sen virdini çekiyor musun? Sen namazı kılıyor musun? Sen şunu yapıyor musun? Bu sûfî adabına, erkanına aykırıdır. Sûfîler bir kimseye sen virdini çekiyor musun? Sen şunu yapıyor musun? Yapmıyor musun diye sormazlar. Bu sûfî adab ve erkanına aykırı bir şeydir. Televizyonda kişilerin suç haberlerini izlemek dedikodu olur mu? Dedikodu olmaz. Televizyonda bir kimse orada, biz onu yayarsak sıkıntı olur. Günlük virdimizi çekmek için en güzel vakit hangi vakittir? Senin için hangisi daha iyi vakitse o vakitte çek inşallah.
Kardeşim Mustafa Hoca Efendi’nin bir sohbetini dinledim. İnternetten Atatürk ile görüştüğünü söylüyor. Atatürk ise kendinin fikrini ve görüşünü hem sözüyle hem ameliye ile açıkça beyan etmiştir. Bu nasıl olur, nasıl görüşebilir? Bunu bana mokini bir cevap ile aydınlatır mısınız lütfen? Sohbeti iyi dinleyin. o normalde sohbeti aslında bütününü dinleyin. O görüşmeyi veya o konuşma metnini iyi dinleyin. normalde şimdi insanlar bir şeyi dinlemiyorlar. Dinlemedikleri bir şeye algı operasyonlarına bakıyorlar. Atatürk ile konuştuğunu iddia etti. Böyle iddia etsem kim yalanlayabilir bunu? Ama ben Atatürk ile konuştum. Kime ne? gidip Atatürk’ün üstüne çelek konup sevgili atam diyip yazı yazan kimse kime yazdı o yazıyı?
Veya hatta millet ayaklanıp cumhuriyet minitinglerinde Anıtkabir’e şikayete gittiler. Kime şikayete gittiler? Atatürk’e. Onlar kime şikayet ettiler? Atatürk’e. Onlar konuşmuş olmadılar mı Atatürk’le? Şimdi cumhuriyet minitingi yapıp Anıtkabir’e gidip Anıtkabir’de kahrolsun şerî’at diye Atatürk ile konuşanlar, Anıtürk’e şikayet edenler kime konuştular? Veya hatta her bayramda seyranda milli günlerde Atatürk büslerine çelenk koyuyorlar. Çelenk koymak kiminle konuşmak? Ve orada Atatürk’e itfaiye, atfen konuşmalar yapıyorlar. İzindeyiz, peşindeyiz, senin ilke ve inkılatlarını devam ettireceğiz derken kimle konuşuyorlar? Atatürk ile konuşuyorlar. Atatürk’ün heykelini koyup ona karşı konuşmak doğru.
Benim Atatürk’ü, Atatürk ile alakalı bir söylem geliştirmem yanlış öyle mi? Geçtim, din buna müsaade diyor. Kabir ehliyle konuşulduğuna dair Hazret-i Peygamber’in sahabeden örnekler var. Âyet-i kerimeler de var. Onlar derler ki, diyor bakın onlar ölenler derler ki bizi tekrar yeryüzüne gönder. Biz bu hataları yapanlardan olmayalım. Allah onların ağzından konuşuyor. Kiminle? Ölenlerin ağzından konuşuyor. Canım kardeşim Atatürk ile de konuşulur. Ölen kimselerle konuşulur. Melek ile konuşacaksın, şeytân ile konuşacaksın. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ile konuşacaksın. Konuşulabilir, ciniler ile konuşulabilir. Bütün Atatürk’ü sevenler ve Atatürkçü Kemalistler ikiler Anıtkabir’e gidip Anıtkabir’de de kendilerine konuşuyorlar.
E ne olmuş ya? Bunlara neden itiraz etmiyorsunuz o zaman? Deyin ki Atatürk’de konuşulmaz. Siz ne yapma Anıtkabir’de toplanıyorsunuz? Ya bu ölen kimse, ölenlerle kim konuşmuş? Ne yapmaz siz Atatürk’ün heykellerinin etrafında toplanıp orada normalde konuşmaya çalışıyorsunuz? Ve hatta son 23 ne geçen seneki 10 Kasım’la alakalı küçücük çocuklara yaptırılan işlemler vardı. Medyaya yansıdı. Çocuklar Atatürk heykelinin önünde rükü ediyorlar, secde ediyorlar bir sürü görüntüler yayınladı. Neden bunlara itiraz etmediler Türkiye’deki insanlar? Edemezler. Atatürk sadece Kemalist dediklerinin Atatürk’ü mü? Onlar mı şikayet edebilirler sadece? Onlar mı konuşabilirler? Atatürk’de başka hiç kimse konuşamaz mı?
Başka hiç kimse görüşemez mi? Kaldı ki bir kimse kendince kendi ufkunda, kendi edebiyatında Atatürk’ü konuşturamaz mı? Lafanten kargaları konuşturuyor, lafanten tavşanı konuşturuyor, tilkiyi konuşturuyor. Hazret-i Mevlânâ Celâleddin Rum Hazretleri mesnevisinde neyden tutunda, ağaçtan tutunda, kedi köpeğe kadar hepsini konuşturuyor. Varlıkları konuşturuyor, insanları konuşturuyor.
Ölülerle Konuşma, Mükâşefe ve Râbıta
Ya ben Atatürk’ü konuşturmuşum. Ne olmuş yani? Ne olmuş? Ama yok burada dertleri bağ yemek, üzüm yemek değil. Ya bahçeyi dövecekler, dövemezler. Bir Feryat Vigan Atatürk’de konuştu, niye iddia etti? Haa iddia ettim, iddia etsem ne yapacaksınız? Suç mu? Böyle bir iddiada bulunmak normalde dini hukuk açısından da suç değil. Bir kimse ölürlerle konuşabilir canım kardeşim. Ne olacak? Sen de uğraş, sen de konuş. İbrahim’in ataları gidip putlarla konuşuyorlardı ya. Hala da konuşanlar var. Bana şu mantığı açıklasınlar. Mesela son ne bayramı vardı? 23 Nisan Çocuk Bayramı vardı. Öyle değil mi? Koca koca milletvekilleri, devlet erkânı, sözde korona var, korona ile alakalı o kadar önlemler var. Ama 23 Nisan’da Atatürk’ün huzuruna çıkıp, nereye gidiyorlar?
Atatürk’ün huzuruna çıkıyorlar. Aaa Atatürk’ün huzuruna. Söz bu değil mi? canlı. Arkadaşlar canlı. Ne diyorlar? Atatürk’ün manevi huzurunda. Sevgili atam, Cumhuriyet’in şu yıllarında böyle böyle böyle böyle yapacağımıza daha da ileri gidileceğimize and içeriz. Kime and içtin? Atatürk’ün huzurunda Atatürk and içtin. Duyduğuna eminsin. İnsanların duyduğuna emin olan bir kimseyle benim konuşmam neden anlaşılmasın ki ya? Canım kardeşim benim. Biz konuşuruz ölüyle de diriyle de. Senin ölü gördün bizim için diridir. Senin diri gördün bizim için ölüdür. Canım benim. Biz ölü diri ayırmıyoruz. Kim gelirse konuşuruz Allah’ın izniyle. Kırık kafa bizim. Öptüm seni. Ne? Selamünaleyküm bir mağzuratım olacaktı.
Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun inşallah kardeşler. Bazı haller var anlamlarını bilmiyorum. Mustafa hocamızın videosunu izledim. Keşif ile ilgili. Aynı haller arada bir zuhur ediyor. Sorum şu. Mükaşefe ve keşifte nasıl bir ibadetle veya terkiple çıkarım? Bir mürşide intisâb edeceksin. Bir mürşidin öğretisini alacaksın. İnşallah o mürşidin öğretisini ve eğitimiyle mükaşefeye ve keşif eline, Cenâb-ı Hak nasip ederse çıkarsın. Şu an zuhur ede ilahi hallerden dolayı hangi derecede veya mertebede oluyoruz acaba? Bu normalde bir mürşidin, bir mürşidi Kamil’in söyleyeceği bir şey. Bunu sizin ona irtibata girip, ondan ders alıp, bir mürşid bulup ondan ders alıp bu meseleyi ondan öğrenmeniz gerekir.
Ve bu Kur’ân-ı Kerim hadîs-i şeriflere dikkat edeceğiz ve bu gelen halleri de herkese söyleyemeyiz. Peygamber sevgisi ve Allah sevgisi zuhur ediyor. Yardımcı olur musunuz? Allah razı olsun. Muhakkak bu yollar mürşid-i mürşidsiz olmaz, buğur, şeyhsiz olmaz, rehbersiz olmaz. Cenâb-ı Hak sana bir mürşid-i Kamil’i ulaştırsın inşallah canım kardeşim. Selamun aleyküm, iyi yayınlar. Bir süredir sizin sohbetlerinizi dinliyorum. Size gördüğüm iki rüyayı anlatmak istiyorum. Birincisinde büyük tahta bir kapının önündeyim. Bu kapı Abdülkâdir-i Geylânî’nin kapısıymış ve bana bir kardeş biraz bekle, seni biraz sonra içeri alacağız dedi. İkinci rüyamı da bugün sabah gördüm. Rahmetli amca bana rüyamda cüzdanından bir kağıt veriyor.
Bunda seni kurtaracak zikirler var diyor. Uyanınca hemen git falanca kişi de diyor. Ben uyanınca hemen yola gidiyorum ama o kadar çok yağmur yağıyor ki herkes bana geri dönmemi söylüyor. Ben geri dönemem bu benim kurtuluşum diyorum. Evi bulup kapıyı çalıyorum. Genç bir kız çıkıyor, ev sahabinin evde olmadığını söylüyor. Ben ısrarla bu zikiri istiyorum. Tekrar iyi yayınlar. Bu arada ikinci rüyamda rüya içinde rüya görüyorum. Amca bana kurtuluşun bu kağıtta yazılı, zikirde diyor. Uyanınca çantadaki cüzdanın içinden al. Sana inanmayan olursa amca bana rüyamda yerini söylediği kanıt olarak gösterirsin. Bu yazılı olan zikri diyor ve ben uyanınca bu kağıdı amcamın söylediği yerden buluyorum. Bir sen şahin.
Allah’a muharek eylesin. Hızla bir istihara yap, bir mürşidi kamil bul. Yolu Abdülkâdir-i Geylânî Hazretlerinin yolu, pirin belli. Mürşidini de bul. Yoluna devam et inşallah. Selamünaleyküm. Ben İstanbul’dan. Übeyat çok kibirli. Kendini beğenmiş birisiyim. Bu halimden nasıl kurtulabilirim? Karşındaki herkesi eşdeerde bil. Etrafında her kim var ise var, kendini eşdeerde gör. İnşallah Cenâb-ı Hak o kibir hastalığını gönlünden attırsın inşallah. Kur’ân-ı Kerim mukâbele okunurken Arapça bilmeyen Türkçe yazıdan takip edebilir mi? Öğreninceye kadar takip edebilir. Bu şekilde şimdi mukâbele okuyoruz. Okuyan Arapça, takip eden Türkçe böyle olur mu? Allah’a muharek eylesin kardeşim. Zerrece hayır yapanın hayır karşılıksız kalması.
Devam edin. Ama hızla da öğrenin Kur’ân-ı Kerim’i inşallah. Selamünaleyküm. Hayırlı geceler. Nikahın düşmesi için üç talâk boşamak mı gerekir? Nikahı düştüren ya da zarar veren başka sebepler var mıdır? Muhakkak çok şeyler vardır ama bunların hepsini burada teker teker bahsetmemiz uzun bir mesele. bu nikâh konusu komple baştan aşağı konuşmamız lazım. O yüzden normalde bunun kesin sahi tarafı üç talâk. Bir erkek, dini bilen bir erkek. Bir kadını üç talakla boşuyorsa boşamıştır o mesele. Öbür türlü nikahın düşmesine sebep olan kinayili sözler var. Bunlar uzun bir mesele. O yüzden sözü bilirsek o zaman ona hükmedebiliriz inşallah bilebildiğimiz kadar. Bir mürşid ile müridin arasındaki beyatı söz olarak nikâh gibi düşünürsek bunu bozacak ya da zarar verecek şeyler nelerdir?
Bunu bozacak olan şey mürşidin müridden dersini alması, onu tart etmesi. Bozacak olan şey müridin üstadın aktini terk etmesi. Bu başka bir şey değil. Beyatı tazelemek, yinelemek gerekir mi? Evet. Bu konu normalde sufilerin içerisinde vardır. Bir kimse hata, kaza yapabilmişimdir, gönlümden, kalbimden bir şey geçmiştir deyip beyatı tazelemekte fayda vardır. Selamun aleyküm ben 80 yaşında bir bayanım her sene Ramazân orucunu tutardım ancak bu sene tansiyonum yükseldiği için Ramazân orucumu tutamıyorum. Ancak inşallah sağlığım düzeldiğinde Ramazân orucumu tutmaya niyet ettim. Böyle olur mu bana tavsiyeniz nedir? Olabilir. Sağlığınız yerine geldiğinde orucunuzu tutabilirsiniz. Eğer mali durumunuz yerindeyse, sağlığınız da yerine gelmezse orucun fidyesinde verebilirsiniz.
İçselleşmek, derinleşmek nasıl mümkün olur? Başına gelen şeylerle barış. Allah’ı çokça zikret, Allah’ı sev. Ve bazı şeyler de içine danışmaya başla. Kendi bahsinde, insanlar bahsinde ve dünya bahsinde nasıl züht sahip olunur? Burada züht dünyayı sevmemekle alakalıdır. Züht dünyayı terk etmekle alakalı değildir. Züht de öyle almayın, algılamayın. Dünyayı sevmemek, dünyaya âşık olmamak, dünyaya tapınmamak olarak algılayın. Ama şeyh efendi Allah rahmet eylesin, öyle derdi. Eliniz karda, kalbiniz yarda olacak inşallah. Bedenin kederlerinden temizlenmek ilmen yakın, aynal yakın, hakkal yakın nasıldır? Bedenin kiri yoktur. Kalbimizin kiri vardır. Bedenin kirini olacak ki yıkayınca geçer. Önemli olan kalp kirlerinden, gönül kirlerinden kurtulmak.
Bu da îmân edip hayırlı ameller işleyip Allah’ı çokça zikredip çokça sevmektir. Selamun aleyküm. Kibirle mücadelenizde ne gibi yollar izlediniz? Bize bu konuda neler tavsiye edersiniz? Hiç kimseyi kendinden üstün görme. Hiç kimseyi de sen kendini onlardan üstün görme. Herkese iş derdi gör, herkese hizmet et, herkese yardımcı olmaya çalış. Herkesi bu noktada kendince ona eleştirmeme, onunla irtibatini koparmamaya çalış. Asla ve asla herhangi bir kimseye beğenmeme zikretme. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Ben geçen sohbette bir kardeş güzel sorular sordu. Yalnız biz sizin aşkınıza âşık olduk ve bi’at ettik. Biz sizin icazetiniz olabilir, olmayabilir. Ki o da elhamdülillah var. Biz Güzide’de ilk bi’at ettiğimizde aşkınıza âşık olduk.
Abdullah Baba’ya gelince o da döneminde bizlerin Allah’a vuslat etmeye çalıştı. Allah razı olsun. Önemli olan manadır diye düşünüyorum. Zahir dönemindir diyenlere de eyvallah. Çorumlu kardeşler de Abdullah Baba’dan ve binlerce peygamber efendimiz ile görüşen dervişlerden helalık almanın yolunda olsunlar. Evet dergâh Abdullah Baba’nın devamı değil. Güzide’de bir hatta iki adet âyet Hud suresinden dergaha delil gönderildi. Onun için sizin Rabbin ve Habibin aşkınıza ve Kur’ân ve Sünnet aşığı olduğunuza ve bizim de sizin aşkınıza âşık olduğumuza Rabbim şahit olsun. Riyada ve halimde kısmına gelince hiçbir derviş kardeşim böyle bi’at ve ucuz hesaplar peşinde olduğunu düşünmüyorum. Çünkü siz bizi böyle ucuz işlerle uğraşalım diye asla yetiştirmediniz. 30 yıldır bir dergaha bir mürşid-i kamile nasıl bi’at edilir anlattınız.
Özür dilerim yok. Sizden sonra halinde rüyasında vermişler. Bunun gibi düşünceler nakısların işidir. Ben hiçbir kardeşim bu düşünceden olduğunu düşünmüyorum. Hakkınızı helâl edin Rabbim. Tüm derviş kardeşlerim sizden ayırmasın. Amin. Arkadaşlar burada soru sormak serbest. Herkes istediği soruyu sorabilir. Ben şu ana kadar sorulan sorulan hiçbirisinden rahatsız değilim. Herkes görüşünü düşüncesini sorabilir. Buradan soru soran kardeşlere cevap vermemenizi tercih ederim. O yüzden herkes sorusunu soracak içeriden dışardan yandan kenardan hiç önemli değil. O yüzden herkes sorusunu sor. Hesabını verebileceğimizin hesabını vereceğiz. Hesabını veremeyeceğimiz şeyi bunun hesabını veremiyoruz deriz. Bildiğimiz bir şey anlatırız.
Bilmediğimiz şey bunu bilmiyoruz deriz. Bu kadar basit. O yüzden bunlar artarsa sonra herkes burada birbirine laf yetiştirmeye çalışır. Bu dervişlik adabı, erkanı değildir. Bir kardeş soru sormuş. Biz de o sorulardan, ben de memnun oldum o sorulardan. Öyle söyleyeyim. o sorulardan rahatsız değilim. O sorulardan da çok memnun oldum. Açıklayıcı sorular oldu. Böyle tamamlayıcı sorular oldu. Ben öyle açıklayıcı ve tamamlayıcı soruların devamından yanayım. Herkes yol yürüyor. Yürümüş olduğu yolu tanısın. Yürümüş olduğu yolu bilsin. Önceden biz eski kardeşler olarak bir aradaydık. Belli bir adettik. Şimdi çoğalıyoruz, büyüyoruz. Öyle olunca herkes neyin ne olduğunu öğrensin. Neyin ne olmadığını da bilsin.
Kulaktan dolma, oradan buradan sözlerden de kendince kendisini doğru aramaya çalışmasın. Birinci ağızdan öğrensin. Çok iyi oldu. Hiçbir sıkıntı yok. Selamun aleyküm. Cumanız mübarek olsun. Ben her türlü çiğ eti yemeği seviyorum. Ama geçenlerde bir arkadaşım televizyondaki bir hocanın bu noktada çiğ et yemenin harâm olduğunu söylediğini söyledi. Haram diye bilmiyordum. Ben sizin görüşleriniz nelerdir, hakkınızı helâl edin. harâm edilmese dahi Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. hiç yemedi. Bu yeter. Selamun aleyküm. Eşimle olan çatışmalı ilişkimin sebebini uzun süre araştırdıktan sonra narsist kişilik bozukluğu olduğunu öğrendim. Ruhsal hastalığın psikiyatrik tedavisi dışında çözümü yokmuş.
Hastalığın bir diğer özellikleri eleştiri kabul etmeme ve hasta olduğunu da kabul etmemekmiş. Sabit fikir, suçlayıcılık, bencillik ve kendini kusursuz görüp aşırı beğenme. Bu hastalar geçmiş yaşamlarında, ailelerinde yaşadıkları değersizlikleri eşlerine yükleyerek, sürekli onları değersiz hissettirerek geçmişlerin önüne eşlerinden olup, egoları şişirip rahatlama yaşarlarmış. Bu tarz bir evlilikte iletişime kapalı olan bir eşle iletişim nasıl olmalıdır? Çok uzun oldu. Hakkınızı helâl edin. Allah razı olsun. Gerçekten zor bir şey. bu söylediğiniz sabit fikirlilik, suçlayıcılık, bencillik ve kendini kusursuz görüp aşırı derecede beğenme ve bunu da karşıdaki kimseyi yok hükmünde görme, onu kişilik sızlaştırma, onu böyle değersizleştirme, bunun arkasından o gelir çünkü bu bitmek tükenmez bir şey.
Ve insanlar, ne yazık ki bizim komple Anadolu toplumunda bu var, insanlar kendi rahatsızlıklarını ve eksikliklerini kabul etmek istemiyorlar veya hatta benim gibi yapıyorlar. burası sıkıntılı ama ben onu beğeniyorum. Bu bir aldatmacadan başka bir şey değil. İnsanlar Kur’ân ve Sünnet terbiyesine girmeli. Kur’ân ve Sünnet’i kendine ölçü etmeli. İnşallah öyle olur. İnşallah o noktada olur, o dairede olur. Ve inşallah öyle olursa da o eşiniz de kurtuluş yoluna girer. Ama bu büyük bir problem. bunu böyle eşiniz mürşidsiz bunu halledebileceğine inanmıyorum. Hatta bu tip kimlikler, kişilikler bir mürşide dahi eksiklik, noksanlık görüp onu dahi beğenmeme pozisyonuna girerler. Allah muhafaza eylesin.
Soru iki. Bakıma muhtaç bir bayana sürekli küsen söyleyenin eşi için ne tavsiye elleriniz, nelerdir? Zaten kişinin bedeni, ruhuna kabir azabı iken bir de bu kişi ona sürekli stres sıkıntı haline sokuyor, çok üzülüyoruz. Bakıma muhtaç bir bayanla uğraşmak gerçekten çok zor. Bunu normalde bakıma muhtaç bayanın eşi de, onun normalde devamlı, onun normalde sıkıntı üzerine sıkıntı olursa bu daha da zor. Allah muhafaza eylesin. bakıma muhtaç bir bayanın eşi olmak da zor, öyle bir eş olmak da zor. İki zor yan yana. Allah her ikisine de selametlik versin. Bu gerçekten zor bir şey. Bu böyle Allah affetsin, çekilesi bir şey değildir. Ama Cenâb-ı Hak tabi sabreden mükafat verir. Sabredenin günahlarını affeder.
Sabredenin geleceğini ahiretini berraklaştırır, güzelleştirir. İnşallah onlar sabrederler de birbirlerine ve onların etrafı. Cenâb-ı Hak onları kurtuluş vesilesi yapar bu suru. Soru üç. Akika kurbanın en son ne zaman, en son zaman kesilmelidir? bunda çocukların belli bir yaş yaralığı var mıdır? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yedi günlük oluncaya kadar erkek çocuğun ve kız çocukların da akikalarını keserdi. Bir insanın parası puluzu yoksa, yetiştiremiyorsa öyle kesmek zorunda değil. Eline geçince keser. Enses ilişki kurbanı bir bireyin yeterince analiz yapamayıp tekrar hiper seksualitesi olan bir eş seçmesi ve hayatına çıkan adayların devamlı aynı tarz kişiler olmasının nedeni nedir? bir enses bir ilişkiye kurban olan bir bayan gerçekten psikolojik olarak kendisini toparlaması çok zordur.
Eğer kendisini toparlayıp yeniden evlenirse onun evliliğinin düzgün gitmesi için eşinin anlayışlı olması lazım. Enses bir ilişki kurbanı bir bayan çünkü erkeklerden ve ilişkiden nefret edebilir. Böyle bir şey varsa onun da psikolojik olarak tedavi görmesi lazım. Yok erkeklerden ve ilişkiden nefret etmezse bu onu kısmen atlatmış demektir. Ama bununla evli olan bir erkek eşinin ilişkiyi ne zaman istediğine bakmalı. Ama bu enses ilişkiyi de eşe anlatabildi mi anlatamadı mı bu da büyük handikat.
Narsîst Eş, Nafâka ve Baba Sorumluluğu
Çünkü enses ilişkiyi anlatmak da büyük bir handikap ve bu enses ilişkiyi anlatırken onları tekrar yaşamak da büyük bir handikap. Hatta buraya soru soran kimse bunu yaşadıysa bu şimdi aynı handikabı bir daha yaşıyordur. Bu daha büyük bir handikap Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu böyle ince perdede olması gereken ince perdede düşünülmesi gereken ince perdede yaşanılması gereken bir zaman bir hal. O yüzden bu tip bayanların tabirci aysi biraz daha korunaklı biraz daha korumalı bir hayat yaşamaları lazım. Onlar çünkü biraz daha böyle duygusallıkları fazla incinmeleri fazla kırılmaları daha fazla olabilir. Evlendikleri erkeklerin bunu bilip onlara karşı ona karşı daha hassas davranması lazım. Uzun bir mesele inşallah bunlar böyle kısa kısa faydalı olur inşallah.
Allah mutlu kalbi ilhâm ediyor ise bir kimse eşinden mutlu değil ise ve boşanmayacaksa tek başına mutlu olamaz mı yine de bu şekilde ilhâm olmaz mı? Bir insan realiteyi kabul edebilir. Realiteyi kabul ettikten sonra da mutlu olabilir. Küçücük şeyler onu mutlu edebilir. Mesela eşinden boşanamıyor aynı bayan zanneder mi zannedersin bu soruları yazan eşinden mutlu olamıyor. Çocukları vardır evi vardır eşinden de ufak tefek bir şeyler görür onunla mutluluğunu arttırabilir. İyice mutsuzluk deryasına kendisini atmaktansa ufak şeylerden de mutlu olup ufak şeylerden kendisinin de bir tat alacağı bir yer bulup hayatını böyle devam ettirebilir. Bu insanın kendi elinde. Nicemizin başından bir sürü vakalar geçmiştir bu ağır bir vaka ama nice sıkıntılar yaşamıştırdır nice problemler yaşamıştırdır.
Hayat yaşanıyor gün yeniden doğuyor yeniden batıyor dünya yeniden dönüyor bahar yeniden geliyor çiçekler atıyor ardından yaz geliyor ardından sonbahar geliyor. Hayat devam ediyor o yüzden devam eden bir hayatta sûfî mantelitesine sahip olup anı yaşamak anlık mutluluklar yakalamak anlık doğrular yakalamak anlık hikmetli işler yakalamak lazım. Bu kardeşimiz de kendini mesela çocuklarına Kur’ân Sünnet’e evine adayabilir. Bu meseleleri fazla problem haline getirmeyebilir biraz daha böyle manevi dünyasını zenginleştirebilir. Gelenin kendince Rabbinden geldiğini bu kötülüklerin de Rabbinin müsaade ettiğini bunlara sabrederse bunlara normalde buna direnirse Cenâb-ı Hak’ın onu mukaffatlandıracağını düşünerekten hayatı daha güzel bir hale getirebilir inşallah.
Bir erkeğin evine hiç iâşe için para bırakmaması buna gerekli görmemesi alışverişin çoğunlukla kendisinin yapması fakat yine de acil durum vesaire ihtimallerinin olabilmesi bu parayla bağını koparamama meta olarak ona neredeyse tapma noktasında olma bu bayana eşi için ne tavsiye edersiniz? Ne yazık ki bazı böyle erkek tiplemeleri var aynı şekilde bazen böyle bir bayan tiplemeleri de var. erkek evinin bakımıyla alakalı eşine arsik vermeyle alakalı cimridaronun erkekler olduğu gibi eşinin cömertliğini böyle şey yapan istismar eden böylece böyle har vurup parmağını savuran bayanlar da var. Biraz kendimize bakalım biz har vurup parmağını savuruyor muyuz ona bakalım. Evinin ihtiyaçlarını genel olarak acil ihtiyaçlarını ve ana ihtiyaçlarını biz eşimize söyleyelim.
Bu noktada erkekler evlerine, eşlerine, çocuklarına bakmakla mükellef hanefiye göre eğer özel bir antlaşma yok ise evlilikte. Bunlar da mümkün mesela evlilikte özel antlaşma mümkün. Erkek şunu diyebilir ben seninle evleniyorum bak çocukların bakımısına ait evin bakımısına ait ben eve gelir giderim böyle de diyebilir veya özel bir antlaşma yapabilir. Bunlar yok ise eğer mutat Anadolu’da hakim bir evlilik düzeniyle bir evlilik düzeni kurulduysa o zaman erkek evine çoluğuna çocuğuna temel ihtiyaçları görmekle mükellef. Pandeminin eşler yönünden şöyle bir yararı oldu sohbetler sanal oldu fakat beyler yüz yüze sohbetleri değerlendiremiyorlardı. Beylerin bir araya gelerek sohbet zamanlarına muhabbet etmeleri ve sohbetleri hiç dinleyip anlayamamaları durumu çok şükür şu an için ortadan kalktı.
Ve böylelikle azar azar da olsa davranış değişikleri gerçekleşmeye başladı Allah razı olsun sizden buna da şükür hamdolsun. sûfîler zarar gibi görünen şeylerden kar çıkarırlar. sizin hayır bildiğinizde şer şer bildiğinizde hayır vardır noktasından bakarlar. Böyle şermiş gibi görünen şeyin ben de hayır olduğuna inanıyorum. Gerçekten insanlar bu soru cevap sohbetinde de içlerinden gelen veya söylemeyi düşünüp söyleyemedikleri anlatmayı düşünüp anlatamadıkları sormayı düşünüp soramadıkları şeyleri de sordular. Sonuçta kimlik belli değil, kişilik belli değil, kim olduğu belli değil. genel olarak her ne kadar ben böyle bütün kardeşlerle haşır neşir olduğumdan bazı sorulardan kimlikleri tahmin etmiş olsam da şimdi bilmiyorum dersem kendi kendimi aldatmış ve sizleri de aldatmış olurum.
Üç aşağı beş yukarı kardeşleri tanısam da kendi iç dünyamda bu iyi oldu. arkadaşlar kardeşler gerçekten kimlik ve kişilikleri belli olmadan istedikleri soru sordular hatta eşlerine mesaj verecek olanlar da buradan mesajları verdiler. Ben de o mesajları bir güzel aldım sahiplerine gönderdim böyle mektup gibi güzel oldu. Bunlar da devam edecek inşallah hayır oldu inşallah. Son olarak yine çocuklarının ihtiyaçları ikinci plana atan bir baba için ne tavsiye edersiniz? Önceden çalışıyordum çok şeyi kendim hallettim fakat şuan şartlarım ona el vermiyor, eşime de söz geçiremiyorum olan çocuklar oluyor. Zaten en büyük sıkıntı budur evliliklerde olan çocuklar olur hep. Bakın bütün bunu herkese söylüyorum.
Bugüne kadar problem dinlediğim insanların büyük bir çoğunluğunda evlerinde problem olan evlilerin çocukları. Bakın ya anne baba ayrılmış ya anne baba çok büyük bir şekilde evde geçimsizlik yaşıyorlar. Anne ve baba evlilik kurumunun bilincinde değil, anne ve baba evlilik kurumunun farkında değil, anne ve baba evlilik kurumunun ehemmiyetini bilmiyor. Bu anne babanın yetiştirmiş olduğu çocuklar da eğer ki bir dergaha girmezlerse, bir mürşide bağlanmazlarsa böyle problemli bir şekilde büyüyorlar. Bunlar problemli bir şekilde büyüyorlar ve bunlar problemli bir şekilde bir daha evleniyorlar. Ve bunlar kendilerini düzeltmezlerse, bunların da çocukları problemli oluyor. Bunlar da problemli bir şekilde bir daha evleniyorlar.
Önceden insanlar insanların sülalelerini araştırıyorlardı. kim kimin kızı, kim kimin oğlu değil yanlış bu lazım ama şu anda bu değil. diyor ya nikâh 4 şey için yapılır. güzelliği için, malı için, nesebi için, dini için siz dindar olanı seçiniz diyor. Bakın bu 4 şeyden siz dindar olanı seçiniz. Dindar olanı seçinizden kasıt o kimsenin makul ehli sünnet dairede yaşaması, Kur’ân ve sünneti iyi analiz etmesi, ailenin kurallarının Kur’ân ve sünnet dairesinde olması ve ailenin gerçekten o aile kavramını yaşaması önemli. Bakın aile kavramını yaşaması önemli. o aile kavramı yaşanmamış ailelerin çocukları ne yazık ki sıkıntılı bir nesil büyütüyorlar. O yüzden çocukların yaşası babaya ait. Bir baba, bir erkek eğer ki evlendiğinde eşine bakamayacaksa, evlendiğinde çocuklarına bakamayacaksa evlenmesin canım kardeşim.
Kimsenin başını yakmasın. Veyahut da ne kadar bakabilecekse bunu açık açık söylesin. Desin ki ben evlenirim ama ben çocuk istemiyorum. Çocuk bakacak benim maddi ve manevi durumum yok. Neden? Çok sinirliyim. Ben şöyleyim veya ben böyleyim, ben şuyum deyip açıkça söylesin. Kadınlar da erkekler de. Ne yazık ki sıkıntılı bir nesil büyüyor. O yüzden bütün babalara söylüyorum. Bütün babalara. Eşlerinize ve çocuklarınızla bakmakla mükellefsiniz, makul dairede. Bundan kaçaraktan veya bundan yan yatarak, çamura batarak kurtulmaya çalışmayın. Olmaz şu anda korona günleri. Korona günleri. İşler sıkıntılı, işler kapalı. Esnaflar için söylüyorum bunu. Bilhassa küçük esnaflar için söylüyorum. böyle malı parası pulu olan esnaflara söylemiyorum bunu. böyle günü gününü yetiştiren esnaflar, elinin emini yiyen esnaflar.
Bunların eşlerine söylüyorum. Bunların çocuklarına söylüyorum. Babalarınızı, eşlerinizi bu ara sıkıştırmayın fazla. Onlardan böyle çok fazla onların önüne ihtiyaç koymayın. Neden? Gerçekten çok sıkıntılı ve zor dönemlerden geçiyorlar. elektrik parasını ödemekte, doğal gaz parasını ödemekte, evlerini geçindirmekte zorlanıyorlar. Yanında çalışanları maaşlarını mı düşünsün? Tahsil edemedikleri paraları mı düşünsünler? Eve geldiklerinde yorgun, bıkkın, bitmiş vaziyette bir de eşlerinin ve çocuklarının istekleri karşısında ezilmeyi düşünsünler. bu gerçekten acı bir şey. O yüzden bu korona günlerinde, işlerin düştüğü günlerde eşlere ve çocuklara önemli bir vazife düşüyor. Önemli bir iş düşüyor. Kadınlar eş olduğunuzu gösterin, eşlerinizin arkasında durun.
Çocuklar evin çocuğu olduğunuzu gösterin. Babalarınızı bu arada fazla sıkıştırmayın para harcatmak için. O yüzden bulduğunuzda, olduğunuzda yetinin eşlerinizi ve babaları evde utandırmayın. Onları ezmeyin. Gerçekten durumları zor. Dükkanlar kapalı, alışverişler olmuyor. Yok devlet biner lira yatıracak, yok kişiler bin lira yatıracak. Bunları da böyle televizyonlarda söylüyorlar. İşin bir de bu tarafı var. Ne paranın, benim etrafımdaki kimseye böyle bir para yatmadı. Böyle bir para da alanı olmadı. Buradaki birkaç kardeş de zaten yüzüne ekşiterekten hayır olmadı diyor. normalde bir de düşünebiliyor musunuz? Bunlar evlerine gidiyorlar, yanında çalışan insanlar var. 2 kişi, 3 kişi, 5 kişi. Kolay değil.
O yüzden bu ara kadınlar da kocalarını sıkıştırmasınlar. Çocuklar da babalarını sıkıştırmasınlar. Ama babalar da babalık vazifelerini can haraç yapmaya gayret etsinler. Bugünler böyle geçirelim inşallah. Efendim 24 yaşında oğlum tembel ve kendine güveni yok. Ona nasıl yardımcı olabilirim? Bir de onun için duâ eder misiniz? 24 yaşına gelinceye kadar o çocuğu bizim eğitmemiz lazımdı. 24 yaşına gelinceye kadar o çocuğu gönderip bir yerde çıraklık yaptırabilirdik, bir yerde çalıştırabilirdik. Yaz dönemlerinde birisine rica edebilirdik. Burada dükkanda dursun, burada çıraklık yapsın, burada eğitesin, burada ağzı biraz kırılsın, eli kırılsın, esnaflık yapsın bir yerde çalışsın diye. O yüzden 24 yaşındaki oğlan şu ana kadar bir iş sahibi olmalı.
Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, çocuklarınızı el bebek, gül bebek büyütmeyin. Hadi şimdi korona günleri var, çocukların hepsi de evde. Ama yaz tatillerinde çocuklarınızı Kur’ân kursuna gönderin, çocuklarınızı bir esnafın yanında gönderin, orada çalışsın, dili kırılsın. insanları nasıl muamele de bulunacak, nasıl davranacak, bu esnaf olacak. Ondan sonra tepeden davranmamayı öğrensin, insanları kırmamayı öğrensin, esnaf yetişsin. Erkek çocuklar ev bakacaklar, kadın bakacaklar. O yüzden onlar ama esnaflıktan ama ziraattan ama ticaretten ama memuretten bir meslek sahibi edindirmemiz lazım. Fâtır Suresi 5. ayette geçen şeytân sizi Allah’ın rahmetiyle kandırmasın ayetinden ne anlamalıyız. Şeytân sizi Allah’ın rahmeti var deyip günaha devam edenlerden göz göre göre Allah’ın gözünün içine baka baka günah işleyenlerden olmayın. şeytân Allah’a rahmet edecek nasıl olsa deyip de fitursuz bir şekilde günah işlemek, fitursuz bir şekilde hataların içerisine gömülmek, fitursuz bir şekilde eşkari göz göre göre o günah kebailere dalanlardan olmayın.
Başka bir ayeti kere de Allah azap edicidir diyor. Allah’ın azap ediciliğinde unutmamak lazım. Hayırlı akşamlar farz namazlarını kılmadan önce iki günlük kaza kılmaya niyet edip sonra ilk sünnetin de kaza niyet etsek sonra farz kılıp son sünneti de kaza niyet etsek olur mu? Olur. Böylece dört günlük kaza kılmış olur muyuz? Kardeş benim bu kadar matematik yok hakkını helâl et. Ben matematiğide çok iyi bilmem. O yüzden yok şu kadar şunu kılsak bu kadar bunu kılsak hiç matematik yapmam. Niye dedim ya Rabbi en son kılmadığım öğlen namazının farzının kazasına der. Kazayı öyle kıralım. Benim öyle tadili erkandan bu noktada tert daha doğrusu tertipten kaza namazları için tertip lazımdır. Tertip filan bildiğim yok.
Niye dedim en son kılmadığım kaza namazını öyle ikindi akşam yatsı neyse öyle kılar geçerim olur. Ne olmasın sen namazı kıl yeter ki. İkindi namazını kılmadan önce sünnetin de kaza niyet edip üç günlük kaza kılıp ardından farzı kılıp tespit çekiyorum. Doğru mu yapıyorum? Allah mübarek eylesin. Daha önce kaza namazlarımı son kazaya kalan ikindinin farzını kılmaya diye niyet ediyordum. Onlar kabul oluyor mu? Ya sen hangi namazı kılmışın da Allah kabul etmedi diyelim. Borçları ödemek için kolay yollar arıyorum. Allah yolunu kolaylaştırsın inşallah. Selamünaleyküm efendim. Eşimin kardeşinden 8000 TL borç istedim. Altın olarak verebileceğini söyledi. Bankadaki altın hesabından bozdurup 8000 TL’yi bana banka üzerinden gönderdi.
Ben de parayı bankadan çektiğim gün kaç gram altın yaptığını hesaplayıp borçlandım. Geri öderken TL mi yoksa altın mı ödemem gerekiyor. TL öde desem kıyamet kopar sen altın olarak öde ona. Çünkü yaptığınız doğru değil ama sen ona altın olarak öde. Fazlalığını da hediye olarak gör. Helal hoş olsun de. Selamünaleyküm efendim. Sürekli evladını eleştiren veya birbirlerini eleştiren anne-babaya karşı evladı sıkıldığında of diyor. Of bile dememek o kadar zor ki âyet-i kerimede bahsedilen anne-babaya asi olmanın ölçüsü nedir? Sen of bile deme. Seni eleştirseler de of deme. Birbirlerini eleştirseler de of deme. Ama eleştirmek çok özür dilerim annen baban ama cahiliye ahlakıdır. Eleştiri dili doğru bir dil değildir.
Ama bizim toplumumuzun içine öyle bir eleştiri dili koydular ki insanlar her şeyi eleştiriyorlar. O yemekteyiz programları çok zarar verdi. O moda falan fişman çok zarar verdi. bir de eleştirirken de şöyle diyoruz biz onun iyiliği için söylüyorum. Canım kardeşim iyi eleştirme nasîhat et. Ne yapma eleştiriyorsun? Bu eleştiri dili kötü bir dil. Aileleri birbirine düşüren birbirine düşman eden bir dil. Ve eleştiri dili kibirliliktir aslında. Her eleştiren de kibirlilik vardır. Bakın her eleştiren de kibirlilik vardır. Eleştirme canım kardeşim. Sen doğruyu nasîhat et. Sen doğruyu anlat. Ne yapma eleştiriyorsun? Rabbin sana eleştirme vazifesi mi verdi de sen ikide bir de eleştiriyorsun insanları.
Doğru değil. Sahûr’da ezan başladığı an ağzımdaki nohut büyüklüğünden fazla olan parçalanmış lokmayı yuttum. Orucunun akıbeti nedir? Bir şey gerekmez. Selamünaleyküm. İtikafta yeme içme şeklini soracaktım. Neler yenir neler yenmez kısaca bahsederseniz. Çok yemeyin yeter. Çok yemeyin. Az yiyin. Açlığınızı hissedin. Çok yemeyin yeter. Efendim son günlerde gündem olan UFO gerçeği nedir? Cinlerin bir oyunu mu? Bir diğer sorum da kanser ve benzer hastalıklardan ölen Müslümanlar şehit midir? Sorgusuz cennete mi gidecekler? Hayırlı akşamlar. UFO’ların cinlilerle alakası yok. Boş muhabbet. Kanser ve ne hastalı olursa olsun bir kimse hastalıktan öldüyse ve o kimse namazında, abdestinde, orucunda bir kimse ise hükmen şehit.
İnşallah. Selamünaleyküm. Soru bir. Andolsun biz önceden Adem’e o ağaçtan yememesini tavsiye etmiş ve söz almıştık. Bizim tavsiyemizi ve sözünü unuttu. Biz onda bir azim ve sebat bulmadık. Tâhâ 115. Bu durumda insan verdiği bir sözü unutarak bozsa bu unutmadan sorumlu olur mu?
Unutma Sorumluluğu, Fıkıh ve Çalgı Âletleri
Unuttuklarınızdan, uykuda olan halinizden ve delilikten sorumlu değilsiniz. Hadisi şerif. O yüzden bu Adem aleyhisselâm Cenâb-ı Hak’ın emrini unuttu. Unuttuğu için de Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, onun unutmasından sorumlu olmadığını son peygamber olarak tabiri caizse onu temizledi. O yüzden unuttuklarımızdan sorumlu değiliz. Adem aleyhisselâm unutarak sözünü tutmamasının cezası dünyaya gönderilmekse, dünyada Allah’ın vekiline verdiği biyatı yerine getirmeyenin cezası ne olabilir? Adem aleyhisselâm’ı unuttu, onun unutmasında hikmet vardı. Unutmasında hikmet görürüz biz. Hatta ben perdenin arkasında unutturuldu derim. Hatta Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de başka bir hadîs-i şerifte siz unuttum demeyin, bu unutturuldu deyin der.
O yüzden unutturuldu olanlardan sorumlu değiliz. Unuttuğumuzdan ve unutturuldu olanlardan sorumlu değiliz. Normalde bir kimse üstadına vermiş olduğu sözü de unuttuysa bununla söylenecek bir söz yok. 2- Rabbin Ademoğullarından onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit kılarak ben sizin Rabbiniz değil miyim demişti. Evet buna şahit izlediler. Kıyamet günü biz bundan habersizdik diyemeyesiniz. A’râf Suresi âyet 172. Bu ayeti kerimeyi anlayamadım açıklar mısınız? Cenâb-ı Hak bütün ruhları yarattı ve bütün ruhları yarattıktan sonra bütün zürriyetler olarak yarattı. Herkesi birbirinin zürriyet olarak yarattı ve onlara ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi. Onlar da evet bizim Rabbimizsiniz dedi.
Bunu Cenâb-ı Hak kıyamet gününde şahitlendirecek. o ruhlar aleminde, ruhların vermiş olduğu sözü mahşerde, kıyamette insanlar görecek ve şahitlenmiş olacak bu. 3- Bi’at edenlerin etmeyenlerden üstünlüğü var mıdır? Hakka bi’at edenle bi’at etmeyen biri olur mu? Hiç bilenlerle bilmeyenler biri olur mu? Hiç iyilerle kötülerle biri olur mu? Hiç âşık olanlarla âşık olmayanlar biri olur mu? Biri olmaz. Bu eşlerinin tabiatına aykırı. Bi’at edenlerin ortak psikolojik özelliği nedir? Ortak psikolojik özelliği bununla ilgili gönüllerinin sakin, serin, temiz, berrak ve gönüllerinin tek noktada birleşmesi ile alakalı. Benim bildiğim, kalbime gelen bu. Efendim selamünaleyküm. Allah gecenizi ayır eylesin.
Tam ilm-i seadet ebediye yazarı Hüseyin Hilmi Işık yazılan bu kitabı okumamızı tavsiye eder misiniz? Abdullah Kalaycık. Benim okuduğum, incelediğim bir kitap değil. Ben Hanefî fıkıh olarak Kudûrî tercih ediyorum. Hanefî fıkıh olarak el-Hidâye tercih ediyorum. Hanefî fıkıh olarak daha geniş olacaksa el-İhtiyâr var, Dürer, Gürer verbanda. İbn Âbidîn var, Fetâvâ-yı Hindiyye var, Serahsi var komple, Mebsût. Kardeşlere de ben tavsiye ederken zaten ilmi hal bilgisi alacaksa Ahmet Fikri Yavuz olabilir. Onun hocası vardı. İsmi aklıma gelmedi. Cumhuriyetin ilk dönem alimlerinden. Onun kitabı olabilir veya tek cilti Kudûrî var, o olabilir. Tavsiye ettim, bunlar benim. Selamünaleyküm efendim. İtikaftaki kişi ilk üç gün Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem görmezse dördüncü gün ve sonraki günlerde sırayla hangi zikirler çekmesi gerekiyor?
Dördüncü gün yüz bin Lafıza-i Celâl, beşinci gün yetmiş bin tevhîd olarak devam edecek. Bir gün Lafıza-i Celâl, bir gün tevhîd, bir gün Lafıza-i Celâl, bir gün yetmiş bin tevhîd olarak dersine devam edecek. İnşallah. Selamünaleyküm. Sorum saz, gitar gibi telli çalgıların çalınması, dinlenmesi harâm mıdır? Bunların kullanıldığı yer önemlidir. Bicak diyelim, biçak normalde kullanıldığı yer önemli. Kurban kesiyorsun, ibadet ediyorsun, ekmek kesiyorsun, sebze meyve kesiyorsun, sana hizmet ediyor. O yüzden saz olsun, gitar olsun, telli olsun, telsiz olsun. Bunların da kullanıldıkları yer önemli. Benim bu kendimce sufice bakış. bunlara haramdır diyenler olmuş, mekruhtur diyenler olmuş, caizdir diyenler olmuş.
Bir böyle bu konuda mezhepler arasında ve aynı mezhebin içerisinde değişik iştahatlar var. Kullanıldığı yer önemli canım kardeşim. Kullanıldığı yer. onun icra edildiği yer, mevki, makam önemli. Nerede icra edildi? Neye hizmet etti o? Bu önemli. Hizmet ettiği yer önemli. Nereye hizmet etti? Kime hizmet etti? Neye hizmet etti? Bu önemli. Yoksa araba da var. Ha arabayı da nereye hizmet etti? Nereye kullandı? Ev var. Nereye hizmet etti? Nereye kullandı? Evin içerisinde harâm işlendiyse o ev ne oldu? Haram işleniyor. Haram işlenen bir ev. Ev mi oldu? Cennet bahçesi mi oldu? Hayır. Orası cehennem çukuru oldu. Bir araba haramaya çalışıyorsa, o araba harama giden cehennem çukuru oldu. Cehennem vasıtası oldu.
Ama bir araba helala gidiyorsa, zikre gidiyorsa, sohbete gidiyorsa, fakir fukaraya çekiyorsa, hastalara yardıma gidiyorsa, eşine dostuna, annene, babana hizmet ediyorsa araba oldu. Cennet aracı. Şoförü de cennet şoförü oldu. O yüzden bir eşyanın nerede kullanıldığı önemli. Bilgisayar. Bilgisayarı nerede kullandığın önemli. Bilgisayarı sen Kur’ân Sünnet tarihisinde mi kullandın? Yoksa Heva hevesinde mi kullandın? Ne o? Cep telefonu. Biz şimdi cep telefonlarına alırken benim çok hoşuma gitti. Bir arkadaşımız, bir kardeşimiz Kur’ân-ı Kerîm dinliyordu oradan. Kur’ân-ı Kerîm’in normalde yüklemiş oraya meali. Meali oradan okuyordu. Çok hoşuma gitti benim. Ya dedim ne kadar güzel bir şey. Müslüman için harika bir şey.
Kur’ân cebinde, ilm-i aliler cebinde, fıkıh kitapları cebinde. Benim telefonum öyle. Bütün ilm-i aliler, fıkıhlar, hadîs kitapları benim cebimde dolaşıyor. Herkes benim internette dolaştığımı zanneder. Ben oradan hiç okumaktan vazgeçmem. Fıkıh okurum, hadîs okurum, okuyabildiğim kadar bir şeye bakarım ondan sonra. Neden cep telefonunda? Onlar benim yüklü. Ama şimdi sen cep telefonunda heva hevese baktıysan, youtuberlara baktıysan, kaydırıgıpak işlerle uğraştıysan, cep telefonu elinde cehennemden bir ateş parçası. Sen cehennemden bir taş, cehennemden bir ateş elinde tutuyorsun. Evet. Ama yok, sen cep telefonundan Kur’ân’a, Sünnet’e, işine, gücüne bakıyorsan senin için cennetten bir eşya senin elinde.
Sufice bakın meselelere. Bilgisayarını eğer Kur’ân Sünnet dairesini, işinle alakalı kullanıyorsan, bilgisayar cennete götürecek bir araç oldu sende. Yok, bilgisayarda ben oyun oynayacağım. Yok, ben bilgisayarda internette surf yapacağım. Kaydırıgıpak harâm helâl dinlemeden her şeyi dinleyeceğim, bakacağım, edeceğim diyorsan bilgisayar oldu cehenneme götüren bir vasıta. O yüzden gitarmış, sazmış, bunlar çalgı aletleriymiş. Neye hizmet ettiğine bakalım. Heva hevese mi hizmet etti? Şeytana mı hizmet etti? Deccaliyete mi hizmet etti? Eşcinselliğe mi hizmet etti? Eşcinsel söylemlere mi hizmet etti? Kur’ân Sünnet’e mi hizmet etti? Ona bakalım biz. O yüzden bütün eşyaya bakın. Evinize, arabanızı, elinizdeki cep telefonunuza.
Şimdi cep telefonlar en ucuzu 2-3 bin lira verdin, aldın veya çocuğumuzu aldık veya eşimizi aldık, etrafımızı aldık. Onunla niyet ne? Cennetlik amel işlesinler. Niyet bu. Ama o çocuklar, o eşler onunla cennetlik amel işlemiyorlarsa, heva heveslerine hizmet ettiriyorlarsa cehennemlik amel işlediler. Ve anne baba niyeti bu. Anne baba bu niyetini de çocuklarına söyledi. Ama çocuklar bunu bu noktada kullanmadı. Veya da eşler bunu bu dairede kullanmadı. Sorumlular. Allah bizi affetsin inşallah. Allah için nasıl gözyaşı dökülür? Allah’tan nasıl korkulur? Canım kardeşim gözyaşı duygu ile alakalı, hakikat ile alakalı. Allah için gözyaşı dökmek tarif edilecek bir şey değil ki. Günahına tövbe ederken mahsun olmaz mısın?
Allah’ı zikrederken mahsun olmaz mısın? Onu anlıyorsun. Ne büyük bir şey yapıyorsun? insan bu noktada mahsunlaşır. Selamünaleyküm Kestel’den selamlar. Sizi çok özledik ve aleyküm selâm. Dün akşam rüyamda sizi gördüm. Elhamdülillah az da olsa özlemim gitti. Allah iyiyesin. Allah mübarek eylesin. Selamünaleyküm. Soru bir. Hakikati nasıl buluruz? Hakikat Kur’ân ve Sünnettir. Bir kimse Kur’ân ve Sünnet yoluna girdi. Kur’ân ve Sünnet dairesinde yaşadı. Kur’ân ve Sünnet dairesinde düşündü. Kur’ân ve Sünnet dairesinde o dairede kalmayı hedeflediyse o hakikat yolundadır. Onun yolu hakikattir. O kimse balık deryada, balık deryanın içerisinde derya ararmış gibi o hale gelir. Allah muhafaza eylesin. Leyladan geçmeyen Mevlâ’ye varılır mı?
Benim yolum değil. Ben Leylayı da severim, Mevlâ’yi de severim. Leylasız da durmam, Mevlâ’siz de durmam. İnsanlara yanlış öğretiyorlar. Leyladan geçmeden Mevlâ’yi bulmazmışsın. Leyladan da geçmeyiz, Mevlâ’den de geçmeyiz. Biz Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın ümmetiyiz. O yüzden ne Leylamızı bırakırız ne de Mevlâ’mizi bırakırız. Sordu Hazret-i Âişe annemiz. Beni nasıl seversin dedi. Kördüğüm gibi dedi. Geçti mi Leylâ’dan? Bıraktı mı Leylâ’yı? Hayır. Arada soruyordu. Kördüğüm ne alemde? İlk günkü gibi diyordu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Biz o Peygamberin ümmetiyiz. Biz bir sefer gel demesiyle Havva’nın peşine takılan Adem’in çocuğunluklarıyız. Siz kimin çocuğusunuz bilemem.
Ama ben Adem’in çocuğuyum. O yüzden Havva nasıl ona gel dedi işvelendi. O da gittiyse peşinden Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem nasıl Hazret-i Âişe annemize kördüğüm gibi seni seviyorum diyorsa biz ne Leylâ’mızı bırakırız ne de Mevlâ’mizi bırakırız canım kardeşim. Biz Leylâ’da da Mevla’yı buluruz. Mevla’da da Leylâ’yı buluruz. O yüzden sol tarafımıza Leylâ’mızı sağ tarafımızda Mevla’mızı alır yürürüz. Siz nasıl yaparsınız bilemeyiz. O yüzden ne Leylâ’sız dururuz ne de Mevla’sız dururuz. Aşk keramet midir? Aşk kerametin üstünde mucizedir. O mucizeye ulaşabilmek ancak peygamber ahlakıyla, peygamber yoluyla olabilir. Aşk öyle keramet noktasında görülecek bir şey değildir. Aşk hatta mucizenin üstünde bir mucizedir.
Çünkü aşk eşittir. O’dur. O olunca aşkı mucize gibi görmek dahi onu küçütmektir. O yüzden aşkı mucize gibi görmeyiz. Biz aşkı o olarak görürüz. O yüzden bizim aşkımız bitmez. O yüzden aşkımızın sonu yoktur. O yüzden aşkımız sonsuzdur. O yüzden aşkımızın kenarı yoktur. O yüzden aşkımızın tabanı yoktur. O yüzden aşkımızın tabanı yoktur. O yüzden aşkımızın adı da yoktur. Kimliği de yoktur. Kişiliği de yoktur. Aşkımızın hiçbir şes yoktur. MRS’i dahi yoktur. Ancak bakanlar onda bir MR’i görebilirler. Bizce aşkın MRS’i bile yoktur. Çünkü aşk her yanımızı sarmıştır. Her tarafımızı sarmıştır. Ne tarafımıza dönersek dönelim. Her yanımızda aşk vardır. Her yanımız içimiz aşk, dışımız aşk, sağımız aşk, solumuz aşk.
Aşkın içerisinde aşkız. Aşkın nesini tarif edelim? O yüzden aşk şudur deme noktasında değiliz. Aşk eşittir, aşktır. Aşk başka hiçbir şey değildir. Bizce. Elif’in sırrı nedir? Aha! Soru bu. Elif’in sırrı nedir? Otur sabahtan akşama kadar bunu konuş. İnsanlar Allah’ı tanımaktan, Allah’ı bilmekten, Allah’ı sevmekten, Allah’ı zikretmekten uzak olanlar Elif’in sırrını arama gibi bir ahmaklığa düşmüşlerdir. Yürü kardeşim! Elif’in sahibi Allah! Sen Allah’ı tanı! Sen Allah’ı bil! Sen Allah’ı zikret! Sen Allah’ı sev! Sen Allah’a açık ol! Onun yarattığı her şey, her şey! Onun yaratması! Sen ona doğru koş! Tasavvuf yoluna neden edeb yolu denmiştir? Edebsizlerin edepsizliklerine baktığından dolayı edeb yolu demiştir.
Tasavvuf yolu. Edebsizin birisi sorarsa ona edebsiz, edeb yolu dersin. Tasavvuf yolu. Aşksız sorarsa ona dersin ki aşk yolu. Tasavvuf yolu. Namaz kılmayan sorarsan dersin ki namaz yolu. Tasavvuf yolunu zikir yapmayan kimseye sorarsan dersin ki zikir yolu. O yüzden eski kitaplarda yazılan cevaplarla bugüne bakılmaz, bu mümkün değil. Birisi gelse tasavvuf nedir diye sorsan sen eskilerin kelamlarını söylersin ki bu papağanlıktan başka bir şey değildir. Ben de zaman zaman orada burada konuşurken tasavvuf yolu edeb yoludur. Tasavvuf yolu ahlâk yoludur. Tasavvuf yolu aşk yoludur. Aşk! Tasavvuf yolu Allah’a âşık olma yoludur. Tasavvuf yolu Allah’a aşktır. Başka hiçbir şey değildir. Geri kalan laf-ü-gaftır.
Eskilerin bir başkalarının söylediklerine cevap vermiş. Ahlaksızın birisi gelmiş tasavvuf nedir demiş ahlaktır demiş. Edepsizin birisi gelmiş tasavvuf nedir demiş edeb yolu demiş. Namazsızın birisi gelse tasavvuf nedir diye sorsan önce namaz kıl kardeşim sen. Namaz yolu dersin ona.
Leylâ-Mevlâ, Elif’in Sırrı ve Tasavvufun Hakîkati
Ama tasavvuf hakikatte aşk yoludur. Allah’a koşmaktır. Allah’a koşmak. Öyle olun. Tasavvuf yolu Müslümanın edeb ve hayâ hususunda kendini geliştirmesine nasıl bir katkı sağlar? Tasavvuf dediğiniz şey okuyorlar ya okudukları şeyi yaşamayınca hiçbir katkı sağlamaz. oku. Yalan söylemek harâm mı harâm. Ne aman söyledin? Okudun mu bildin? Ne aman söyledin? Gıybet etmek harâm mı harâm? Neden söyledin kardeşim neden gıybet ettin? Biliyorsun bildiğini neden yaşamadın? Öğrendi. Kitap yüklü eşek herkes. Öğrenip de yapmayanlar. Yahudiler için söylenmiş âyet-i kerim ama biz de dersimizi alalım. Bildiğimizi yaşayalım tasavvuf odur. Bildiğini yaşamadıktan sonra bil bildiğin kadar. Bir kardeş bir şey göndermiş içinizden okuyun demiş de ben de içimden okumaya gayret ediyorum.
Elal olsun selamun kavle mürrabbin rahime devam et sayısız olarak inşallah. Hayırlı akşamlar ben eşimden ayrıldım iki küçük çocuğum var babaları masraflarını karşılamıyor. Fitrelerini ben verebilir miyim? Verebilirsin aslında babalarının üzerine o ama eğer babaları karşılamıyorsa siz verebilirsiniz. bu eşlerinden ayrılan erkekler çocuklarınızın bakımı size ait hatta çocuklarınız eşlerinizin yanındaysa eşlerinize de ayrıyeten çocuk bakımı için ayrıyeten para vermeniz lazım. Yarın mahşerde bunun hesabını veremeyeceksiniz eşlerinden ayrılan erkeklere sesleniyorum. Eşinden ayrıldın mı evet çocuklarının mı var evet o çocuklarının ihaişesi bakımı eğitimi sanat öğrenmesi ticaret öğrenmesi evlenmesi erkeklere ait.
Ve o çocuklar eğer annelerinin yanındaysa annelerinin de barınması ihaişesi o erkeklere ait bunun hesabını veremezler mahşerde. Selamünaleyküm ben İzmit’ten Muhammed Bayraktar’ın kızı Elif Naz Bayraktar 13 yaşındayım kardeşim 8 yaşında sizden ders almak istiyoruz. Allah razı olsun 13 yaşında sen 12 12 çeksen virtleri kardeşin de 7 7 çekcek inşallah. Selamünaleyküm 3’ten 9’a boş ol cümlesinin anlamı nedir 3 sefer 3 talâk boşadı 3’ten 9’a boş ol dediğinde eğer o manada söyledi ise. Bu cümle ile boşanılmış mı olur evet bildiğim kadar talâk hakkında bilgi verir misiniz lütfen ayrıca 3 talâk ile boşanan kadın tekrar eski eşine nasıl dönebilir hanefiye göre bu konuda bilgi verir misiniz dönmenin şartları nelerdir.
Hocam ayrıca boş olan içki şişelerini temizleyip kullanmakta sakınca var mıdır? Allah razı olsun hakkınızı helâl edin. Boş içki şişelerini kullanmakta bir beys yok sonuçta şişe hatta bayındırdan onlarla alakalı kekik suyu geliyor bir sıkıntı yok. 3 talâk ile şimdi bunlar dini bilen bilmeyen ne kadar biliyor ne kadar bilmiyor bunlar önemli o yüzden bu tip meseleleri konuşurken tarafların din bilgisi çok önemli. Biz İslâm hukukunun yaşandığı İslami bir çerçevede duran bir ülke değiliz halk değiliz o yüzden bunları böyle kitabi olarak söylemek insanlara faydalı olmaz. İnsanlar onlarla amel ederler bir sefer doğru yapıyoruz derken yanlış yaparız bu tip meselelere bakarken tarafları benim bir araya getirip onları konuşturmam onlarla konuşmam lazım öyle hükmetmemiz lazım hakkınızı helâl edin.
Hüseyin Selamünaleyküm gecemiz gönlünüzce olsun ben oruçluyum. Göz tepeli arkadaşlar davet ettiler icabet ettim oruç tutmayanlar vardı keşke gelmeseydin biz çay içeceğiz sen bakacaksın dedi biri ben de sıkıntı yok afiyet olsun nefsine hakim olamayan tutmasın. Ben niyet ederken tutmayanlar da sevabım olursa nasip etsin. Allah’ım derim hep bu dileğin bir faydası olur mu bilginizden faydalanmak istedim mübarek olsun der ya Allah mübarek eylesin. Göz tepelilere de selam söyle. Selamünaleyküm ikindi ve yatsı namazlarının sünnet namazlarını ikinci rekatında salli barik ve üçüncü rekatında subanaki duası okumamızın sünnet senedeki yerinedir. Sünnet hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yatsı namazının ilk sünnetiyle ikindinin sünnetini öyle kılmış çünkü.
Selamünaleyküm efendim babaya itaat Allah’a itaattır manevi babamız da aynı kategoride midir evet. İkinci sorum sûfîlik yolunda üstadımızı dinlememezlik yapıyoruz itaatsizlik yapıyorum nefsime uyuyorum üstadımızdan helallik almalı mıyız eğer helallik almamız gerekiyorsa Allah rızası şanınızı helâl edin helâl olsun. Selamünaleyküm her mürşid-i kamilin altında yetmiş bir mürşid-i kamil var mıdır? Mürşid-i kamiller her pir seviyesindeyse onların altlarında yetiştirdikleri mürşidler vardır. Efendim ben seher vakti balkonda tespit çekiyorum bir gün gökyüzü bir anda beyaz bir kuş geldi bir ada ürperdim ayağa kalktım içeri gireyim dedim sonra bir rahatlama geldi ben böyle bir an yaşadım. Allah iyi etsin inşallah.
Geceniz mübarek olsun yarım kalmış yetmiş bin tevhidim var devamını itikafta niyet ederek tamamlayabilir miyim? Evet. Hayırlı akşamlar hocam kızımın eşinle problemleri var üç tane evladı var sizden duanızı bekliyorum ben anne olarak çok duâ ediyorum sizinle bir ilgisi var. Allah muininiz olsun. Allah yardımcınız olsun gerçekten böyle eşiyle problem olan kız çocuklarının anne babaları bu konuda çok üzüntü çekiyorlar kolay değil. Allah muinler olsun. Selamünaleyküm ben Arda Akgül 13 yaşındayım ders almak istiyorum geceniz mübarek olsun 12.12 çek inşallah. Selamünaleyküm hayırlı rızan ramazanlar. Üstadım benim ablamın eşi evi terk edeli bir buçuk ay oldu hiçbir şekilde kendisine ulaşamıyoruz iki tane evladı var hiçbir şekilde ne çocuklara ne ablama ulaşıyor onlar arayınca bile terk ediliyor.
Bizi onun üç harflerin esiri olduğunu onlar ne isterse o şekilde davrandığını söylediler. Eşini ve çocuklarını düşman olarak gördüğünü söylediler. Ne yapmamız gerekiyor? Sizin tavsiyeniz nedir? Allah yardımcınız olsun bu konuda bilgim dahilinde olan bir şey değil bu cinni taifesiyle alakalı meselesiyle alakalı. Bu şekilde bir bir şans mağam. Bu konuda bir şey daha var. Şahı Merdan’ın suratına bir şey daha var. Eski bir şey daha var. Fakat bu hikmetlerden bir şey daha var. Bu hikmetlerden bir şey daha var. Bu hikmetlerden bir şey daha var. Bu hikmetlerden bir şey daha var. dağ elinde olan bir şey değil. Bu cinli taifesi ile alakalı meseleler de çok bilgili değilim. Bu konularda da çok böyle uğraşabilecek zamanım da yok.
Hakkınızı helâl edin inşallah. Selamünaleyküm efendim. Dersi bir derviş adayı ahdine nasıl ihanet eder? Namaz kılmaması, dersi çekmemesi gibi şeyler de ahdine uymamak mıdır? Allah razı olsun. Normalde bir kimse ders akdinde aslında farzları yerine getireceğine dair böyle bir akit var. Akde uymamış olur. O yüzden bir kimse ders aldıysa bu akitleri yerine getirmiş olması gerektiği bilinir. Selamünaleyküm ben ders aldığımda bir zikzaklar çiziyorum. Günah ve haramla bulaşıyorum. Günaha, günah ve harama bulaşabiliyorum. Bu ahdimi bozar mı efendim? Ayrıca duygu noktasında da ciddi zikzaklarım var. benim temel olarak söylediğim şey vardır ya, bir İslâm dinini yaşamak kolay değildir, iki sufiliyi yaşamak hiç kolay değildir.
O yüzden bunlar olacak, bunları böyle bir ahd bozma olarak görmem. Gerçekten dini yaşamak kolay bir şey değildir. Böyle insanlar kolaymış gibi gösteriyor. Kıymetli dostlar, bir dine îmân edip, ona intisâb edip onu yaşamak çok zor. Dinin içerisinde sufiliyi yaşamak ondan da zor. Kolay şeyler değil, bu zikzaklar olacak. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamun aleyküm üstadım. Efendim bir müridin üstadı efendisine istediği halde olumsuz şartlardan gidememesi. Mürid için efendisinin nazarında değerini düşürür mü? Gözden ırak olan gönülden de ırak olur mu? Ellerinizden saygıyla öpüyorum. Bu benim için kanayan bir yara. Hakkınızı helâl edin. Lütfen Gazemez’den Serkan Çolak. Hz. Mevlânâ Hanım bir sözü var ya, kimisi diyor uzakta ama canımızda, kimisi de diyor yanımızda ama uzakta. öyle diyor.
Kimisi Yemen’de ama canımızda, kimisi diyor yanımızda ama Yemen’de. Önemli olan gönül birlikteliği, gönüllerin biri olması. Eğer müsait olursa, mümkün olursa bir müridin üstadını ziyaret etmesi, onunla yüz yüze görüşmesi, onunla aynı zikrullâh alakasına katılması, onunla sohbete katılması önemli bir feyiz kaynağı, önemli bir artı ama bunu insan güçlerini yettiğince yapabilecek. İnşallah biz de gücümüzü yettiğince yapabiliriz. İnşallah cümlemiz. Selamünaleyküm. Gelin baba evinden çıkarken erkek kardeşi beline kuşak bağlaması caiz mi? Bu bir Anadolu, Türk geleneği. O yüzden bu taa doğrusu Orta Asya’dan beri gelen bir gelenek. Gelin evden çıkarken ama babası ama yoksa amcası, o da yoksa abisi, büyük, evin büyüğü olarak.
Bunlar böyle bir Anadolu geleneği yapıyorlar. Bir sıkıntı yok, caiz, problem yok. Selamünaleyküm. Üstadım çok haramlar işledim, bu yüzden sizden elalık almak istiyorum. Bir de ilahiyat okuyorum bildiğiniz üzere ve sınavlarımız ödev şeklinde ve çok zor geliyor. Biz öğrencilere sizden duâ istiyoruz. Gözeniz nur olsun. Efendim arkadaşımın sorusu, kayınvalide Elti tarafından iftiraya uğrayınca nasıl bir tavır takınmalıyım? Selamünaleyküm. Ya normalde bunlar ailelerin içerisinde var, iftira edenin iftirası başına kalır. Herkes hayatına devam edecek. Ailenin içinde bu tür şeyler oluyor, ne yazık ki oluyor. O yüzden herkes yoluna devam edecek. Allah yolunuza çekilsin. Allah hepimizi ve cümlemizi affetsin.
Derslerinizde de inşallah başarılar ihsan eylesin. Selamünaleyküm. Şeyhi vefat ettikten sonra başka bir şeyhi intisâb etmeyen kimsenin de ahdi bozulmuş olduğunu mu? Yok şeyh ile ahdi yaptı. Şeyhi vefat etti, bitti ahdi. Bozulma yok bunda. Selamünaleyküm. Ramazân girdiğinden bu yana. Yok bu eskiymiş. Size dersini veren kişiler sizden sonra icazet verdiğiniz şeyh olursa ondan ders alabilir mi? Olabilir. Bakın isim yazıyorsunuz, isimlerinizi okumak zorunda kalacağım. Sonra anlaşıldı diyorsunuz. İsim yazıyorsunuz. Ben de okuyorum. Size dersini veren kişiler sizden sonra icazet verdiğiniz şeyh olursa ondan ders alabilir mi? Gülizar diye yazmışsınız. Baktık ki sizden fayda yok. Allah yardımcınız olsun.
Cenâb-ı Hak inşallah rüyanızda bir üstâd göstersin, bir şeyh göstersin. Ondan gidin ders alın. Efendim bozanlar, bozulanlarla da biatlaşacağız dediniz. Nerede nasıl biatlaşılacak ve biattan sonra da vird verecek misiniz? Bu normalde virtini geri vermeyen kardeşlerle, virtini aldıklarımız. Ve virtini geri verenler bu biatlaşmadan müstesna. bu biatlaşmanın içinde değil. Şu anda biz de beraber yol giden dersini almadığımız ve dersini vermediğimiz kardeşlerle yeniden bi’at tazeleyeceğiz, yeniden bir akit tazeleyeceğiz. Bu yapacağımız bu gece. Yoksa dersini aldığımız veyahut da dersini veren kardeşlerle alakalı değil. Bunu tekrar söylemekte fayda görüyorum. Bir, ya ben bu kardeşlere, bana rüyamda, bakın bunu böyle söylüyorum.
Şeyhim dahi söylese kabul edeceğim diyorum. Bana rüyamda, halimde gözü açık gözüm kapalı şeyhim dese ki, evladım bu dersini aldığın kimselerin derslerini veririm. Dese ki bu dersini iade eden kimselere yeniden dersini ver, yemin ediyorum yine veririm. Bu kadar açık ve netim. Bakın bazı kardeşler, bazı kardeşlerin derslerini almışlardı. Mesela bununla alakalı, bunun normalde ikazı daha doğrusu irşadı oldu. Bunu düzelttik. Arkadaşlara dedik ki, bir daha kimse böyle bir şey yapmasın, kimse kimsenin dersini almasın. Dersini alanlar tekrar aldıkları kimselerin derslerini geri versinler. Bakın, yol bizim değil ki, biz kendi nefsimizden bir şey yapalım. Yol benim değil, yol Mustafa Özbağ’ın yolu değil ki.
Mustafa Özbağ’a ahkam kessin. Ben kimim ki? Ben bu noktada, bu dairede hiçbir şeyim. Yol Allah’ın. Yol Kur’ân Sünnet. Benim değil. Allah affetsin. Allah o rüyayı bana göstermekten aciz mi? Allah bana o hali göstermekten aciz mi? Allah peygamberiyle, salallahu aleyhi ve sellemle uyarmaktan aciz mi? Allah diğer peygamberlerle uyarmaktan aciz mi? Allah pir efendilerimizden veya sahâbe efendilerimize uyarmaktan aciz mi? Allah benim vefat etmiş üstadım Abdullah Efendi ile uyarmaktan aciz mi? Daha da ileri söyleyeyim. Allah beni manada yetiştiren pir efendilerden üzerinden uyarmaktan aciz mi? Allah çorumun Hacı Mustafa Efendi’den, Hacı Alaydar Efendi’den, Hacı Ebu Bekir Baba’dan uyarmaktan aciz mi?
Cenâb-ı Hak Silsile-i Meşayiten Komple uyarmaktan aciz mi? Değil. Canım kardeşlerim, tekrar söylüyorum.
Ders Verme-Alma Sınırları ve Bi’atlaşma Mednini
Dersini geri verenler veya dersini aldıklarım rüyamda görürsem hiç istisnasız bir dakika durmam veririm. Siz ders istiyorsunuz ama demek ki yeteri kadar bu konuda samimi değilsiniz. Demek ki yeteri kadar bu konuda gayretli değilsiniz. Demek ki yeteri kadar bu konu sizin için çok ehemmiyeti değil. Demek ki yeteri kadar siz gözyaş yerine kan akıtamadınız. Demek ki yeteri kadar siz bu konuda tövbe edip, oruç tutup, tasadük edip, Allah’a yalvarıp yakaramadınız. Demek ki siz bu dersi tekrar hak etme noktasında hak edecek hal ve hareketler yapmadınız. Bunu bütün herkes için söylüyorum. Sizin şahsınızda söylemiyorum. Ne kadar dersini bırakan ve ne kadar dersini aldığım kimse varsa hepsi için söylüyorum.
Bakın hepsi için söylüyorum. Yanın, yakılın, yardırın ve bu noktada eğer hala da ders alacağım diyorsanız Allah’a yalvarın, yakarın. Cenâb-ı Hak bizi, beni rüyamda veyahut da halimde gözü açık, gözü kapalı uyarmaktan aciz mi canım kardeşlerim? Ben Allah’a fesin 600-700 km derse gittiğim yerler var. Milletin dersini almak için mi gidiyorum? 600 km git, orada ders yap, 600 km gel. Ondan sonra o kimse de desin ki ben dersi bıraktım. Ondan sonra 3 ay sonra desin ki efendim ben geri dönebilir miyim hata yaptım. Canım kardeşim sen bir kişiydin orada bunu buraya yazan için söylemiyorum. Başka birisi için söylüyorum. Sen orada bir kişiydin benim ağzımdan çıktı. Sen bir kişi olsan gelirim dedim ben. Sen bir kişiydin ben 670 km geldim oraya.
Geldim için söylemiyorum. Ben senin için geldim ağzımdan çıktı. Sen bir kişi olsan da gelirim dedim. Mustafa Özbağ sözünü tuttu geldi. Sen 2 ay sonra rüyanda görmene rağmen Tiyans’ın ben dersi bırakıyorum dedin. Ondan sonra ben derse geri dönmek istiyorum Allah’a geri dönmek istiyorum. Yok öyle bir şey. Daha da ısrar edersen engelleyeceğim senin telefonunu. Evet. Bir daha benden ders istersen bu 670 km gittiğim kimse için söylüyorum. Senin telefonunu engelleyeceğim. Kimseye engellemiyorum ama engelleyeceğim. İsteme kardeşim ben rüyamda görsem sana ders veririm. Bütün herkes için geçerli bu. Kimseye kahretmiyorum. Kimseye kastım yok. Ben Allah için duruyorum burada kendimce. Ben Allah yolcusuyum kendimce.
Ben ders almaya meraklı değilim ya. Neden meraklı olayım? Ama bir kimse de bu tasavvufun öğretisidir. Bir kimse yapma dediği zaman yapmayan otur oturduğun yere. Yapıyor affediyorsun bir daha yapıyor. Affediyorsun bir daha yapıyor. Ya yapma. E dersini alıyorsun. Alıyorsun. Hiçbir dersini aldığım kimse gelip de bana hakkını hukukunu iddia edemez. Ispatlayamaz da. Hiçbirisi de. Sebep? Çünkü haklı gerekçeleri. Dersini verenler. Haklıyım canım kardeşim. Haklılığımı ispat etmek için söylemiyorum. Ne gördünüz de bıraktınız. Ne gördünüz de şimdi istiyorsunuz. Ya bu konuları konuşmak istemiyorum zaten. Bırakın yazmayın artık. Engelleyim mi sizi de ya? Allah bizi affetsin. Bu bayram siz olmadan kardeşlerimiz olmadan nasıl geçireceğiz?
Boynunuz bükük mü kalacak? Cumartesi akşam sohbet yapacağız işte. Arife günü. Bayram gecesi. Bayram gecesi. Ne güzel sohbet edeceğiz. Beraber olacağız. Bayramlaşacağız Allah’ın izniyle. Bunun da tadını çıkarın. Bayram sabahı telefonlar açacağız birbirlerimize. Bayram tebrikleri açacağız. Koronalı günlerde bayram böyle oluyor diyeceğiz. Pür neşe öyle olacağız inşallah. Ne yapayım ben şimdi bayram sabahı herkesi de tek tek evlerinizle ziyaret edemem. Selamünaleyküm. Oruçlu olduğunu unuttukça bir şey yiyen kimse gördüğümüzde uyarmamamız mı gerekiyor? Evet. Uyarmayın. Allah ona lütfediyor. İkram ediyor. Bu bayramlar da çok güzel. Bu bayramlar da çok güzel. Bu bayramlar da çok güzel. Bu bayramlar da çok güzel.
Bu bayramlar da çok güzel. Bu bayramlar da çok güzel. Selamünaleyküm. Dersimize dahil olunca hala açılan bir arkadaş daha sonra dersini kendisi bıraktı gitti. Aradan yıllar geçti. Yıllara geçti ama hala peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz halinde gördüğünü söylüyor. Dersini ve üstadını terk eden birinin o yol sayesinde açılan hali devam etmesi mümkün müdür? Açılmıştır. Ne diyeyim kardeşim? Devam ediyordur. Öyle de söylüyordur. Söyleyecek bir laf yok. Öyle derler zaten. Her şey devam ediyor. Her şey kaldığımız yerde derler. Öyle söylerler. Doğrudur. Ne diyelim? Allah mübarek eylesin. Selamünaleyküm. Ben İzmir Elinin Bayındır ilçesinden Üzeyit Türkkan. Hayırlı akşamlar. Allah yardımcın olsun.
Allah müminin olsun inşallah. Rabbim yar ve yardımcın olsun. Vay vay vay vay vay vay. Hayırlı akşamlar. Selam söyle herkese inşallah. Allah yardımcın olsun. Allah müminin olsun inşallah. Selamünaleyküm. Ben 14 yaşındayım. Kaşımın ortasını almak istedim. İzmir’in İzmir’i almak istedim. İzmir’i almak istedim. İzmir’i almak istedim. İzmir’i almak istedim. Ben 14 yaşındayım. Kaşımın ortasını almak istiyorum. Ama annem hiçbir şey yok diyor. Fakat ben olduğunu düşünüyorum. Almak istiyorum. Almak caiz midir? 2 kaşın ortası. Kaşlar birleştiyse o zaman ortasının fıtratı uygun hale getirilebilir. Selamünaleyküm. Benim 1 yaşında oğlum var. Onun kişisel gelişimini hayvan sevgisini açılmak için evde zararsız olan hayvanlar süs, balıkları kuş gibi vesaire hayvanlar beslenebilir mi? 1 yaşındaki oğlunuz için böyle düşünüyorsanız Allah yiyesin inşallah ya. 1 yaşında ya.
Efendim hayırlı geceler Emre Burak Filiz Antalya’dan yazıyorum. Sizin derganıza gelen Nazif Bozyel’in memleketten arkadaşıyım. 1 gece iftardan sonra Nazif ile evlerin yanında buluştuk. Sizlerden dergahtan öğrendiklerinden feyz alabilmem için bahsetti. Ben de fikrim kadar Rabbimin sonsuz merhametinden insanların söylediği gibi korku ile yaklaşmak ya da yaklaştırılmak yerine sonsuz merhamet kapılarının şefaatinin sevginin aşılanması ve din deyince yasaklar algılanmasındansa bunların akla getirmesi için bu konuda bir şey yapmamışım. Bunların akla getirmesi gerektiğini ve tüm sorumluluğun biz insanlara düştüğünü bahsettik. Eve sahûr vakti geldiğim rüyamda aynı mahalledeki araç sokaklarda Nazif ile ilerliyoruz yarı koşar vaziyette uzun uzun insan süliyeti sivri parmaklı zebaniler vardı.
Mahalledeki tüm insanları yakalıyorlar ve üstlerine balçık gibi sıvanıyorlardı. Biz çok kolayca takılmadan geçtik. Naziflerin evine geldiğimizde o kapının dışında bir zebaniye tebessümle teslim oldu. Ben de evden içeri girdim ve onun tüm aile eşrafına ısrarla kızıyla dışarıda kalmış geçmişi kötü olan bir kadını evlerinden kovmamaları gerektiğini ve bu sahabi kız çocuğunun annesi yüzünden günağına girmemeleri gerektiğini söyledim. Daha sonra ışıklar kapanıda tekrar açıldığında ev ahalisi zebani olmuş. Üzerime geliyorlardı. Bir tanesi bir şeye sıkıştırdığı an kapı açıldı ve bir ses El-Behic Hazretleri dedi. İsmin devamı Gazzavi olarak hatırlıyorum. Tüm zebaniler ellerini bağladı. İçeri giren ak sakalı nur yüzü bembeyaz.
Arapların giydiği bileklere kadar uzanan elbise giymiş. Başı da bembeyaz örtülüydü. Kafamı zebanilere çevirdim de her yer bembeyaz ve zebaniler de insana dönüşmüş. Aynı kıyafetleri giymiş ve ellerini bağlamışlardı. Ben de o an aynı kıyafete giymişim. Ak sakallı önümdeki beni kenara sıkıştıran zebaneyi ayaklarını öpün onun dedi benden için. Estağfurullah dedim geri çekilerek o sırada ak sakallı ellerini bağlayarak geri bir adım aldı ve öpün onun ayaklarını. Onun ayakları Hazret-i İbrahim’in ayakları dedi. Ayaklarımı kaldırdım her yer bembeyaz nurdu göz kamaştırıcı parlıyordu. Ben ağlar hep uyandım size anlattım hocam. Allah razı olsun. Allah muine ne olsun. Yolunu daim eylesin. Yolunu İbrahim’i eylesin inşallah.
Selamünaleyküm efendim eşim ödev yaptırmak için çocuğu çok dövüyor döverek ödev yaptırıyor. Karışmıyorum sessiz kalıyorum. Bugün bu gün gün fazlalaşıyor. Ben de bugün dayanamayıp mübarek gündeyiz Ramazandayız yapma deyince bana dönerek bir sürü laf saydı ağır konuşunca çok kırıldım efendim. Çok dayak ehli bir eşim var ne yapmam lazım bu konuda. Çocukların eğitimi 1. dercedir babaya ait. Ektiğini biçcek herkes. Baba böyle sert bir şekilde çocuğunu eğitirse yarın öbür gün bu sertliğin ceremesinde baba çekecek. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamünaleyküm hayırlı akşamlar efendim rüyamda 3 tane sivil komutan rütbesindeki kişi sana gizli erlik rütbesi veriyoruz dediler. 3’ü de bu kağıdın altına mühür basıp iyi çalış dediler.
Bu rüyada ne anlamındayız? Allah iyi etsin. Allah yardımcın olsun inşallah. Hayırlı akşamlar üstadım ahdi bozmaktan tam olarak nasıl oluyor? Rica etsek açıklar mısınız? Bir dönem gaflete düşmüştüm o yüzden de bu korku kapladı çok düşen düşsem de artık bana yol kapansa da yine de sizin yolunuzdayım. Allah mübarek eylesin. Allah yardımcın olsun. Yolda dur kardeşim. Selamünaleyküm efendim Ebu Hürerreden rivayet ile Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur insanların geçirdikleri her sabah 2 melek iner. Birisi Yarab infak edenler mullah halef ver der Diğeri de imsak edenin malına telef et der. Hadîs-i şerif açıklar mısınız? infak edenler hayır hasenat sadaka dağıtanlar imsak edenler de biriktirenler. Selamünaleyküm efendim Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bazen kalbimin perde lendiği olur ama ben Allah’ı günde 100 defa istiğfar ediyorum buyurmuştur.
Soru Peygamberimizin tüm hareketleri Allah’ın gözetimi altındayken kalbinin perdelenmesi neyi ifade etmektedir? Allah sizden ve canını yendikten emeği geçenlerden razı olsun. Aslında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin perdelenme dediği ümmeti ile alakalı ümmetine işaret olması için tevazu ediyor. Benim bile bazen perdelenir diyor ben tövbe ederim sizler de tövbe edin diye bize şey yapıyor ne o? Allah bizi affetsin inşallah. Selamün aleyküm efendim ben sizin dervişinizim kabul buyursanız komşum hafız bir teklifte bulundu benim de imkanım yoktu madde açıdan internet ve diğer ulaşma imkanlarım olmadı. İftâr bitimi kendisi Yasin okuyor ben de ilahi okuyorum yatsı ezan okunmadan 10 dakikaya önce yetiştiriyoruz ramazanın başından beri yapıyoruz yanlış mı yapıyorum ben ulaşamadım yoksa devam edelim sokakta hoparlörü kurduk üç sokaktan duyuluyor komşularımızdan da helallık aldık onlar da razama benim kalbim sizin izniniz rızanızda affınıza sınırım var mıdır sıkıntı yok oğlum sema zanama sema yapmıyor sadece ben ilahi okuyorum müsaadeniz var mıdır?
Allah yardımcının olsun. Rabbim iyilik versin. Kim zerrece hayır işlerse hayırı karşılıksız kalmaz. Selamun aleyküm hayırlı akşamlar Mesnevde Musa aleyhisselâm ile çoban kıssasına göre bizde çoban gibi Allah’ı istediğimiz gibi zikredebilir miyiz yoksa o hal bir mertebe midir eğer bulamadıysan etrafında hiç kimse böyle yapabilirsin ama bulabildiysen varsa sana bir öğretici o zaman çoban gibi yapamazsın öyle bir şey yok çoban gibi yapamazsın çoban gibi yapamazsın öyle bir şey yok bir de bu kıssada Hz. Musa çobanın Allah’ı zikretme şekline kızıp uyardıktan sonra çobanı Allah’ı anmaktan alıkoydu fakat çoban neden o halden daha ileri bir hale geçti anlayamıyorum Allah ona lütfetti o yüzden üstadım selamun aleyküm ayılı yayınlar şeyh 40 günlük rabıta nasıl yapılıyor anlatabilir misiniz siz 1 günlük yapın sonra 2 günlük yapın sonra 3 günlük yapın yavaş yavaş sonra 40 günlüğe kadar gelirsiniz selamün aleyküm size rastlamam tevafuk oldu çok şükür elhamdülillah dini bilgim fazla değil öğrenmeye çalışıyorum sizi severek dinleyen bir kardeşinizim 4 senedir kendi halime zikir çekiyorum yurt dışındayım çevrem yok bilgim yok sizler için izin versez sizi ziyaret etmeyin ve beni bilgilendirmenizi çok istiyorum bir kaç ay içinde sizi 3. kez rüyamda gördüm son rüyamda size gelmişim yanınızda yaşlı bir amca vardı sizinle dini sohbet ettik çok huzurluydum gitmem gerekiyor ama aslında istemiyorum gitmek dedim gitme deyip bileğimden tuttunuz size 3 rüya anladım sizde yorumladınız ama ne anlattığımı hatırlıyorum sizden ders almak mümkün mü Allah’a daha çok yakın olabilmeyi çok isterim şu an yaptığım zikir tövbe salavât tevhîd Allah razı olsun sana ders göndereyim canım kardeşim inşallah sana gönderdim günde bir sefer yapacaksın sen de sen de sen de sen de sen de sen de sen de sen de sen de sen de sen dein çörek otu inşallah hayalzyć cocuk Shopify bu burda yeni bir videoda var açıklama yaparsanız sevinirim şimdiden teşekkür ederim.
Çörek otu ince bir koku yapardı o yüzden başka bir şeyden değil yani. Çörek otu bir de bizim eski Orta Asya’dan kalma geleneklerimizden birisi. Allah iyiyesin inşallah. Selamünaleyküm Üstadım hayırlı geceler. Ben zaman zaman öyle bir hale düşüyorum ki içim kararıyor. Günlerce kafamı kaldıramıyorum. Ümitsizliğe düşüyorum. Bana duâ eder misiniz? Allah muayenin olsun inşallah. Sevgili kardeşler saat 1.41. Bugün böyle bir şey yapalım kendimizce bir bi’at tazeleyelim istedik. O yüzden saat 2’de sohbeti bitirmek istiyorum arkadaşlar çünkü sahura yetişecekler. O yüzden kendimizce bir bi’atlaşma yapalım biatlaşmayı okuyalım istedim. Allah izni verse bu programı seyredenler dinleyenler ondan sonra. Seyredemeyip dinleyemeyenler bunların hepsinde dinleyemeyenlere de.
İnşallah dinleyemeyenler ve hatta bu bi’atlaşma da bulunamayanların adına ondan sonra ben kendi adıma onların vekili olayım. Dinleyenler kendi adlarına ve kendilerine asaleten olsun geri kalanına ben vekaleten inşallah bir bi’atlaşma okuyalım inşallah. Ondan sonra da biatlaşmamızı tazelemiş olalım inşallah. İçerideki nereden gelsin 3 tevhîd okuyalım. Malum biatlaşmada 3 tevhîd okumak biatlaşmanın adabından o yüzden biz önce 3 tevhîd okuyacağız. Artından da bi’atlaşma mednimiz var. Biatlaşma mednimizi de ben burada okuyacağım inşallah. Sizler de kendi işlerinizden kabul ettiğinizi beyan edeceksiniz. Biatlaşmamız böylece inşallah tazelenmiş olacak. Veyahut da kendince niyet edenler de bu biatlaşmayı kendilerince niyet etmiş olurlar.
La ilaha illallah. La ilaha illallah. La ilaha illallah. La ilaha illallah. Önzü billahi mineşşeytanü recim. Bismillahirrahmanirrahim. Niyet ettim Allah rızası için bi’at etmeye. Allah’ı, Rab, İslâm’ı, Din, Hazret-i Muhammed’i sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine, Peygamber, Kur’ân’ı, Kitab’ım, Mustafa Özbağ Efendi’yi, Şeyh ve rehber olarak kabul ettim. Bundan sonra var gücümle Kur’ân’a, Sünnet’e, İmamların iştahadına tabi olacağımı, Üstadımı Kur’ân ve Sünnet dairesinde dinleyeceğimi, Dinimi en güzel şekilde yaşayacağımı, Allah’a şirk koşmayacağımı, Hadîs inkarcılarına karşı mücadele edeceğimi, Farz namazlarımı kılacağımı, Farz oruçlarımı tutacağımı, Zekatımı bir tamam vereceğimi, Yol bulabilirsem haccımı yapacağımı, Tüm farz ibadetlerimi yerine getireceğime söz veririm.
Ayrıca nafilelerle Allah’a yaklaşmayı, Allah’ı, Resulünü sallallâhu aleyhi ve sellemi, Üstadımı ve ümmetleri sevmeyi, Geçmiş günahlarımdan tövbe etmeyi, Allah ve Resulünün harâm kıldıklarını harâm kabul etmeyi ve uzak durmayı, Bilhassa Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin sünnetlerini terk etmek, Haksız yere cana kıymak, Sihir yapmak ve yaptırmak, Yetim malı yemek, fâiz yemek, İçki içmek, kumar ve şans oyunlarını oynamak, Müslüman olan anne ve babaya asi olmak, Zihna yapmak, namuslu kadına ve erkeğe iftira etmek, Gıybet etmek, dedikodu yapmak gibi, Büyük günahlardan uzak duracağıma, Mümkün oldukça zikir ve sohbet alakalarına katılacağıma, Sohbet ve zikir vazifelerine tabi olacağıma, Her gün, Günde en az bir sefer verilen bu Vird-i Muhammediye’yi çekeceğime dair söz veriyorum.
Yarabbi bizleri sözlerinde duranlardan eyle. Amin. Yarabbi niyet ettim günlük virdimi çekmeye. Üç ihlas bir Fâtihâ. Yarabbi Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına Ve bütün geçmiş Peygamber efendilerimizin ruhlarına Ciharyar-ı Güzin efendilerimiz, Ebu Bakr Sıttık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Züneyye’nin, Ali-el Murtaza radıllahu anh hazretlerinin ruhlarına, Aşere-i Mübeşşer’inin evladı Resûlullah, Sevcadi Resûlullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin 72 şehadanın ve bütün şehadanın, Tüm ashabı Resûlullah hazretlerinin ruhlarına, İmâm-ı A’zam, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Hanbelî ve bütün mezheb imamlarının Ruhlarına hediye edin. Vasıl ve sadar eyle Yarabbi. Üç İhlas bir Fâtihâ.
Yarabbi, Pirimi Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, Seyyid Ahmed er-Rifâî, Seyyid Ahmed el-Bedevî, Seyyid İbrâhîm-i Düsûkî, Şeyh Ebû’l-Hasan eş-Şâzelî, Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bâhauddin, Şahı Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Şahı Hacı Bektaş Velî, Hacı Bayram Velî, Mehmet Muhyit’in Üftadaziyetlerini ve tüm Pir Efendilerimizin ruhlarına hediye edin. Vasıl ve sadar eyle Yarabbi. Üç İhlas bir Fâtihâ. Yarabbi, bütün geçmiş mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına, Üstadımız Bayındırlı Hacı Mustafa Özbah Efendi’nin ruhaniyetine ve yaşayan bütün mürşidi kamillerin, velilerin, evliyaların ruhaniyetlerine, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmet-i Muhammed’in ruhaniyetlerine, Tuğrik aleden ve akrabe tarikatımızdan geçenlerin ruhlarına hediye edin.
Vasıl ve sadar eyle Yarabbi. Yüz defa Subhanallah ve bihamdiyü Subhanallah’ı’l-azim ve bihamdiyü estağfurullâh’ı’l-azim. Yüz defa Allahümme salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala âlim Seyyidina Muhammedin ve sahbihü ve sellim. Bin bir defa La ilahe illallah. Tevhîd en az bin bir defa yetmiş bine kadar çoğaltılabilir. Okunabildiği kadar Kur’ân’ı okunur, duâ edilir. Her sabah ve akşam namazdan sonra dünya kelamı konuşmadan yedi kez Allahümme ecirne minanlar ve yine yedi defa Hasbina Allahu ve nimel ve kir. Her namazdan sonra normal namaz tespihatı 33 defa Subhanallah, 33 defa Elhamdillah, 33 defa Allah’ı Ekber ve bir defa La ilahe illallah ve Tevhidine şerikele. Lühül mülk ve lühül hamdü ve huve lâ külli şeyin kadir.
Üç yüz defa da La ilahe illallah. Tevhîd en az üç yüz defa, beş bine kadar çoğaltılabilir, duâ edilir. Yukarıda tarif edilen dersi günde en az bir sefer yapmak gerekir. Eğer daha fazla yapmak isterse sabah ve akşam yapılabilir. Daha fazla yapmak isterse istediği kadar yapabilir. Eftal olanı az da olsa devamlı olanıdır. Bu okuduklarımızın hepsini de ahd olarak kabul ettim ve intisâb ettim. Allah mübarek eylesin inşallah. El Fâtihâ ma salavât. Amin. İntisaplarını yenileyenlere, yeniliği intisapların intisapları mübarek olsun. Hepsinde intisapların intisaplarını aldık kabul ettik. Cenâb-ı Hak daim ve devamlı eylesin inşallah. Rabbim sizlerin de bizlerin de yüzlerine ak eylesin. İki cihanda da bir ve beraber eylesin.
O mahşer yönünde utananlardan bizleri eğlemesin. Sizin üzerinize aldığınız vazifeyi hak olarak yerine getirmeye Allah size yardım etsin. Bizim de üzerimiz aldığımız vazifeyi Cenâb-ı Hak olarak yerine getirmemiz için yardım eylesin inşallah. Haklarınızı helâl edin. Bizden yana bütün kardeşlerimize helâl olsun. Geceniz mübarek olsun. Günleriniz mübarek olsun. Sahurunuz mübarek olsun. İnşallahurrahman. Cumartesinde akşam konusuz sohbemizin sorulara da buradan kaldığımızda devam edeceğiz. Allah gecenizi, gecemizi, ramazanımızı, orucumuzu, sahurumuzu mübarek eylesin. Selamünaleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Bi’at, İntisâb ve Ahid Kavramları: Bi’at-ı mürted ve Cihâryâr-ı Güzînin hükûmeti — Müslim, İmâret 4 (“İki halîfeye bi’at edildiğinde onlardan ikincisini öldürüverin”); siyâsî bi’at mecburiyeti — Buhârî, Ahkâm 43; İmâm-ı A’zam’ın Abbâsî taraftarlığı ve meşrû olmayan lîdere ayaklanmanın câiz görülmesi; ikrâr-inâbe-entisâb-ahid-tevbe kavramları — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; Halvetî-Şabânî-Karabaşî silsilesindeki “ders alma” adabı
- Hudeybiye Bi’atı ve Kadınların Bi’atı: Bi’at-u Ridıvân — Fetih 48/10 (“Muhakkak ki sana bi’at edenler ancak Allah’a bi’at etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir”), Fetih 48/18 (“Yemin olsun ki sana o ağacın altında bi’at ederlerken Allah mü’minlerden hoşnut olmuştur”); “Ağacın altında bi’at edenlerden hiç kimse cehenneme girmeyecektir” — Ahmed bin Hanbel, Müsned; Hazret-i Osmân’ın elçiliği — İbn İshâk, Sîre; kadınların bi’atı — Mümtehine 60/12 (“Ey Peygamber! İnanmış kadınlar Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak… üzere bi’at etmeye geldikleri zaman bi’atlarını kabul et”); Mekke Fethi günü Rabîa oğlu Utbe’nin kızı Hint’in bi’atı — Buhârî, Şurût 15; Müslim, İmâre 88; Ümmu Atiyye rıvâyeti — Buhârî, Cenâiz 40; Nisâ 4/80 (“Kim Resûle itâat ederse Allah’a itâat etmiş olur”)
- Mâtürîdî ve Sûfî İntisâb Töreni: U’lü’l-emr kavramı ve fakîh-velî ayrımı — Nisâ 4/59, 4/83 (“Onu peygamberlere ve kendilerinden olan emîr sahiplerine havale etmiş olsalardı…”), İmâm-ı Mâtürîdî, Te’vîlâtu Ehli’s-Sünne; Hazret-i Peygamber’in ahlâkî mevzûlarda bi’at alışı (30 gün oruç, 5 vakit namaz, kocaya itâat — cennet va’di); Ebû Zer el-Gıfârî’ye kimseden bir şey istememe bi’atı — Müslim, Zekât 108; Ahzâb 33/21 (“Allah’ı zikredenler için Peygamber’de güzel örnekler vardır”); sûfî intisâb âdâbı ve nakib-zakir-çavuş teşrîfatı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; Hazret-i Peygamber’in kadınlarla leğen üzerinde bi’atlaşması — Nesâî, Beyât 18; Mevlevîde sikke ve arakiye giydirme âdâbı — Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn
- Ahdi Bozma Tehdîdi ve Âyetler: Bakara 2/27 (“Onlar ahidleştikten sonra Allah’a verdikleri sözü bozarlar… hüsrâna uğrayanlar işte bunlardır”); Âl-i İmrân 3/77 (“Allah’a verdikleri sözü ve kendi yeminlerini verip karşılığında az bir değeri satın alanların âhirette nasîbi yoktur. Allah onlarla konuşmayacak, kıyâmet gününde onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır”); Nahl 16/91 (“Ahidleştiğiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin”); Ra’d 13/25 (“Pekiştirdikten sonra Allah’ın ahdini bozanlar… lanet onlara”); İsrâ 17/34 (“Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır”); zulmü̈m büyükleri hadîsi — İbn Ömer rivayetiyle Ahmed b. Hanbel, Müsned
- Anne-Baba Hakkı, Nefs ve Rüyâ-Yakâza: Cebrâil aleyhisselâm’ın üç lanet duâsına “âmin” — Tirmizî, Da’avât 101 (anne-babanın yaşlılığında cenneti kazanamama, Ramazân’da magfiret edilmeme, Resûlullah’ın adı anıldığında salâvât getirmeme); nefsin hilesi — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt (“Nefsin sağ elinde tespih ve Kur’ân vardır, yeninde ise kılıç saklıdır”); “İyilikler Rabbinizdendir, kötülükler nefsinizdendir” — Nisâ 4/78-79; rüyâ ve yakâza — Buhârî, Ta’bîr 2 (“Rüyâ peygamberliğin kırkaltı cüzünden biridir”); ilhâm — Nahl 16/68-69 (arıya vahyedilmesi)
- Dâru’l-harb, Fâiz ve Çevrimıçi İbâdet: “Harbî ile mü’minin arasında fâiz yoktur” hadîsi (Mekkûl rıvâyeti) — İmâm-ı A’zam iştigâlı; el-İhtiyâr, Dürer ve Gürer, Kudûrî, İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr, Serahsî el-Mebsût, Fetâvâ-yı Hindiyye referansları; fâiz yasağı — Bakara 2/275-279; sünnet yaşı ve çocukların eğitimi — Ebû Dâvûd, Salât 26; çevrimıçi cum’a-terâvîh namazı meselesi (Hanefî ictihâdına göre cemâat şartı); Kadir Gecesi ihyâsı — Kadr 97/1-5
- İtikâf, Terâvîh ve İstidâdı Geliştirmek: Ramazân’ın son on gününde i’tikâf — Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5; “Kadir Gecesi’ni Ramazân’ın son on gününün tek gecelerinde arayın” — Buhârî, Leyletu’l-Kadr 3; 70.000 tevhîd virdî — Ebû Dâvûd, Tatavvu 14; Hanefîye göre Ramazân i’tikâfında oruç mecbûriyeti — Mergınânî, el-Hidâye; terâvîhi bölük bölük kılma câizi — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; teyemmüm ortopedik engel ruhsatı — Nisâ 4/43; Mâide 5/6
- Eğitim Çöküşü, Medya ve Hadîs İnkârcılığı: Hadîs inkarına karşı sünnetin hücciyyeti — Haşr 59/7 (“Peygamber size ne verdiyse alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının”); Nahl 16/44; Hazret-i Peygamber’e itâat — Nisâ 4/80; ilim ve amel — Cum’a 62/5 (yüklü merkep benzetmesi); ümmete önderlik vazifesi — Âl-i İmrân 3/110; çocuk terbiyesi ve örnek aile — Tahrîm 66/6; ergenlik örneklikleri ve medyanın tahribi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âdabi’s-Sohbe
- Ölülerle Konuşma, Mükâşefe ve Râbıta: Ölülerin hitâbı — Mü’minûn 23/99-100 (“Onlar derler ki Rabbim bizi tekrar yeryüzüne gönder”); kabir ehliyle konuşma rivayetleri — Buhârî, Megâzi 8 (Bedr kuyusuna hitâb); mükâşefe ve keşf — İbn Âtâ’ullâh, Hikem; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; râbıta-yı şeyh âdâbı — Şah-ı Nakşibend’in risaleleri; Kehf 18/28 (“Sabah akşam Rablerine yalvaran kimselerle beraber ol”); kibir ve altıncı büyük günâh — Müslim, Îmân 147 (“Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez”)
- Narsîst Eş, Nafâka ve Baba Sorumluluğu: Eşler arası muhabbet — Rûm 30/21; erkeğin nâfakası — Bakara 2/233, Talâk 65/6-7, Nisâ 4/34; “Sizden en hayırlınız ehline en hayırlı olanınızdır” — Tirmizî, Menâkıb 63; çocuk terbiyesi ve çoban sorumluluğu — Buhârî, Cum’a 11 (“Her biriniz çobanıdır ve her çoban güttüğünden mes’uldür”); çocuğun yaşa göre eğitimi — Ebû Dâvûd, Salât 26; zann-ı sû yasağı — Hucurât 49/12; zarûret hâlinde akika kurbânının tehiri — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Velîde
- Unutma Sorumluluğu, Fıkıh ve Çalgı Âletleri: Unutmanın sorumluluğu — Tâhâ 20/115 (“Andolsun biz önceden Âdem’e o ağaçtan yememesini tavsiye etmiş ve söz almıştık, unuttu”); Hazret-i Peygamber’in “sizden unutma, hata ve zorla yapılanı kaldırdım” hadîsi — İbn Mâce, Talâk 16; rûhlar âleminde söz — A’râf 7/172 (“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”); fıkıh kaynakları — Mergınânî el-Hidâye, Kudûrî el-Muhtasar, İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr, Serahsî el-Mebsût, Fetâvâ-yı Hindiyye; üç talâk — Bakara 2/229-230; telli çalgı üzerine mezheb ictihâdları (harâm/mekruh/câiz) — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Adabi’s-Semâ; âlet-nerede kullanıldığı ölçütü
- Leylâ-Mevlâ, Elif’in Sırrı ve Tasavvufun Hakîkati: Mecâzî aşktan hakîkî aşka — Bakara 2/165 (“İmân edenler Allah’ı çokça severler”); Fuzûlî, Leylâ vü Mecnûn; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe; Niyâzî-i Mısrî’nin “ufak ufak yürür melekleri seyran etmek istersin” beyti; Hazret-i Âişe’yi “kör düğüm gibi” sevme rıvâyeti — Buhârî, Fedâilu’s-Sahâbe 30; aşkın kerâmet ve mu’cizenin üstü olduğu — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; edeb-ahlâk-zikr-namaz boyutları olarak tasavvufun tanımları — Küşeyrî, Risâle; insân-ı kâmil tasavvuru — Şebustþrî Gülşen-i Râz; Hazret-i Hamza’nın şehâdeti ve Hint’in bi’atı (tamamlayıcı atfen)
- Ders Verme-Alma Sınırları ve Bi’atlaşma Mednini: Silsile ve ders iade âdâbı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “İnsânların geçirdikleri her sabah iki melek iner” hadîs-i şerîfi (infâk-imsâk duası) — Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57; “Kalbim perdelenir ve günde yetmiş defa istiğfâr ederim” hadîsi — Müslim, Zikr 41; Ebû Dâvûd, Vitr 26; Mûsâ-çoban kıssası — Mevlânâ, Mesnevî II. cilt; Hazret-i İbrâhim’in ayakları telakkısi — Sâffât 37/102-113; bi’atlaşma mednininde zikredilen kelime-i tevhîd, súire, salât-ı tesbîh ve 70.000 tevhîd virdı — Ebû Dâvûd, Tatavvu 14; Pir Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, Seyyid Ahmed er-Rifâî, Seyyid Ahmed el-Bedevî, Seyyid İbrâhîm-i Düsûkî, Ebû’l-Hasan eş-Şâzelî, Şâh-ı Nakşibend, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Bayrâm-ı Velî, Muhyiddîn-i Üftâde Hazretleri silsileleri ile Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e uzanan silsile-i şeref
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı