Fusûsü’l-Hikem Okumaları — Muhyiddîn İbnü’l-Arabî. Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda ilâhî isimlerin tecelliyâtı, Rahmân, Vâsi, Hakîm, Cebbâr ve Gaffâr isimlerinin mânâsı ile ilâhî nimetlerin çeşitleri ele alınmaktadır.
18. Fususul Hikem Okumaları Hakkında
Sohbet Hakkında
Bu sohbet, geçen aydaki ilâhî isimler bahsinin devamı niteliğindedir. Cenâb-ı Hak’kın zatından tecelli eden nimetler ve bu nimetlerin ilâhî isimler yönünden nasıl anlaşılacağı ele alınmaktadır. Sorular için program saatinde tasavvuf topluluğunun e-posta adresi ve WhatsApp hattı kullanılabilir; sohbet bitiminden sonra sorulan soruların sohbetin sıcaklığını kaybettirdiği vurgulanmıştır.
İlâhî Nimetlerin Üç Çeşidi
Muhyiddîn İbnü’l-Arabî Hazretleri nimetleri ilâhî isimler yönünden üçe ayırır. Birincisi; zahiren ve bâtınen temiz olan, içinde hiçbir sıkıntı barındırmayan, yalnızca dünyada ve âhirette hoşluğa vesile olan nimetlerdir. Bunlara Rahmânî lütuflar denir.
İkincisi; dışı zahmet, içi rahmet olan nimetlerdir. Bir ilâcın kokusu hoş olmayabilir, tadı acı olabilir; ancak içinde şifâ vardır. Kekik suyu bu metafora örnek verildi: kokusu sert, fakat mideden kalbe pek çok şifâsı olan bir nimetdir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Sizin şer bildiğinizde hayır, hayır bildiğinizde şer olabilir” (Bakara, 216) buyurulur.
Üçüncüsü ise dışından bela ve musibet gibi görünen, içinden de belirli bir sıkıntı taşıyan; ancak en sonunda kişiyi ıslah eden ve Allah’a yaklaştıran karışık nimetlerdir. Cebbâr isminin tecellisi bu türdendir: kırıkları onarmak, bozulanı düzeltmek, yoldan çıkanı zorla yerli yerine getirmek.
Rahmân İsm-i Şerîfinin Tecelliyâtı
Rahmân ismi, Arapçada “ruh-ım” kökünden türemektedir; merhamet, sevgi ve koruma anlamlarını taşır. Bütün ilâhî isimlerin başında Rahmân ismi gelir; diğer isimler onun altında hizmet eder gibidir. Kur’ân’da yüzün üzerinde rahmet ifadesi geçmektedir.
İslâm dini akıl dini değil, rahmet dinidir. Aklın hükmüne göre davranılsaydı, gözünü çıkaranın gözü çıkarılır, parmağını koparanın kafası koparılırdı. Oysa İslâm dini affetmenin daha üstün olduğunu öğretir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem “Rahmet Peygamberi” olarak nitelendirilmiştir; “Ey Habîbim, sen olmasaydın etrafında kimse toplanamaz, sevgi oluşamazdı” ilâhî hitabı bunu teyit eder.
Rahmân isminin tecelliyâtı sonsuzdur; başlangıcı ve sonu yoktur. Bir kulun üzerinde tecelli ederse o kul merhametli, yufka yürekli, temiz yürekli olur. Sohbette dikkat çekilen nokta şudur: Rahman suresi baştan sona “Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” sorusunu tekrar eder; bu soru, nimetlerin sonsuzluğuna işaret eder.
Vâsi, Hakîm ve Cebbâr İsimlerinin Tecellisi
Vâsi ismi genişlik, imkân, zenginlik ve her şeye takat getirme anlamındadır. Cenâb-ı Hak kimi kuluna Rahman isminden verirken kimisine Vâsi isminden verir; bu durumda o kulun rahmeti, ikramı ve bağışı daha geniş bir çevreyi kapsar. Bakara 247. âyette “Allah mülkünü dilediğine verir, Allah lütfu bol alandır, her şeyi çok bilendir” buyurulur.
Hakîm ismi hikmet anlamını taşır; hikmet ise bir şeyi yerli yerinde kullanmak, eşyânın hakîkatine vâkıf olmaktır. Bir doktorun gelen hastanın hastalığını teşhis edip doğru müdahalede bulunması Hakîm isminin tecellisidir. Cenâb-ı Hak kitabı ve hikmeti yan yana verir; kitaptan hüküm çıkarabilmek için hikmet sahibi olmak gerekir.
Cebbâr ismi, Arapçada “kırıkları onarmak, güçlüğü kolaylaştırmak” anlamındadır. Haşr sûresi 23. âyette “istediğini zorla yaptıran” şeklinde geçer. Bu ismin kötü ahlâka izafe edilmesi zulüm doğurur; ancak haksızlığı gidermek için kullanılması ilâhî bir lütftur. Cebr kökünden gelen “Allahım dağınıklığımı toparla, bana dirlik düzenlik ihsan et” duası Hz. Peygamber’in secdeler arasındaki duasında geçmektedir.
Gaffâr, Settâr ve Affeden Yüce Allah
Gaffâr isminin kökü “örtmek” anlamına gelir; Settâr da aynı anlam çevresindedir. Gaffâr örter, Gafûr affeder: birbirini tamamlayan bu iki isim, günah işleyen kul için ardı ardına devreye girer. Kur’ân-ı Kerîm’de Rahman ismi şerifinden sonra en çok geçen kelime köklerinden birisi gufran ve mağfiret ile ilgilidir.
Bununla birlikte günahı alenen ve arsızca işleyen kimse için örtü kaldırılır; böyle birisinden bahsetmek gıybet sayılmaz. Cenâb-ı Hak mahşerde o kimsenin günahlarını kulağına fısıldar; halkın önünde ifşa etmez. Kul ağlarken Allah tekrar fısıldar: “O günahlarını da hayra çevirdim.” İşte bu yüzden günahlarımızı dillendirmemek, Allah’ın örttüğünü biz açmamak gerekir.
Buruç sûresi 14. âyet, tüm bu anlatının zirvesidir: “Affeden ve seven de O’dur.” Gerçek seven Allah’tır; gerçek seven karşılık beklemeden sever. Bir insan ne kadar severse de, sevgisinde karşılık bekledikçe sevgisi kemâle eremez. Sevginin kemâle ermesi, yalnızca O’nun için sevmekte gizlidir.
Allah’ın İsimleri Sonsuz Mudur?
Sohbetin son bölümü Allah’ın isimlerinin sayısına dair felsefi bir tartışmayı içermektedir. Hz. Peygamber’in “Allah’ın 99 ismi vardır, kim bunları sayarsa cennete girer” buyurması, kuru kuruya ezberden ibaret değildir. Bu isimlerin tecelliyâtının farkına vararak yaşamak, onlarla dua etmek ve zikretmek kastedilmektedir.
İmam Şâfî’nin 1000’i aşkın isim tespit ettiği, Kur’ân-ı Kerîm’de 130’un üzerinde isim geçtiği aktarıldı. Allah’ın sıfatları 99 ile sınırlı değildir; her an O’nun yeni bir tezahürü vardır. Allah’ı belirli bir sayıyla sınırlamak O’nu tanımlama yanılgısına düşmektir. Sûfiler bu yüzden Allah’ı her an yeniden tanımlama yolunda koşarlar; kalpte sabitlenmiş bir Allah tanımı, körleşmeye yol açar.
Tüm bu isimler Rahman isminin altında toplanmaktadır; o da Allah isminin altında. Allah isminin üstüne bilinmezlik konulduğunda o yüce zât hiçbir tanımın ötesinde kalır. O, “İster Allah deyin ister Rahman deyin; isimlerin en güzeli O’nundur.” (İsrâ, 110)
Soru-Cevap
Soru: İlâhî sıfatlar kulların üzerinden mi tecelli eder? Cevap: Evet. Bir doktorun hastasına merhamet etmesi, üzerinden Rahmân isminin tecelli ettiğini gösterir. Doktor hastanın milletini, mezhebini sormaz; Allah’ın sıfatları kullar üzerinden tüm insanlığa ulaşır. Bir insana teşekkür etmek, Allah’a teşekkür etmek gibidir; çünkü o iyilik Allah’ın isminin o kuldan tecellisidir.
Soru: Allah’ın lütfu sebepsiz mi, sebepli mi? Cevap: Allah’ın adetullahı sebepler üzerinden işler; ancak Allah sebebe bağlı değildir, dilediğini dilediğine sebepsiz de verir. Kul kendi fiilleriyle bir sebep oluşturur; Allah o fiili yaratır. Ancak Allah hiçbir sebep olmaksızın da dilediğini lütfedebilir. Kaderciliğe düşmemek için şunu unutmamak gerekir: rızkın en helâli ve hayırlısı cihad ganimetinden sonra ticarettir; insan gayret etmelidir.
Soru: Allah’ın sıfatları kulların üzerindeki tezahürle sınırlı mıdır? Cevap: Hayır. Kulların üzerindeki tezahür sınırlıdır; Allah’ın sıfatları ise sonsuzdur. Her nefes, her an farklı bir tecelliye sahiptir. Biz bu sonsuzluğu bir nefeste kavrayamayız; bu yüzden Allah’ı her an yeniden tanımlamak gerekir.
Kaynaklar
Âyet: “Sizin şer bildiğinizde hayır, hayır bildiğinizde şer olabilir.” — Bakara, 216
Âyet: “Affeden ve seven de O’dur.” — Burûc, 14
Âyet: “Allah’ın eli sıkıdır” diyenlere karşı: “Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır.” — Mâide, 64
Hadîs: “Allah’ın 99 ismi vardır; kim bunları sayarsa cennete girer.” — Buhârî, Müslim
Âyet: “İster Allah deyin ister Rahman deyin; isimlerin en güzeli O’nundur.” — İsrâ, 110
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 18. Fusûsü’l-Hikem Sohbeti kaydından yazıya aktarılmış ve tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=Y3biVSJlOHg
İlgili Sözlük Terimleri: İhsân, Aşk, Tecellî. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı