Fusûsü’l-Hikem Okumaları — Muhyiddîn İbnü’l-Arabî. Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Allah’ın isimlerinin sonsuzluğu, Esmaü’l-hüsnânın kula faydaları, hâtemü’l-evliyâ meselesi ve velîlerin ruhâniyetiyle bağ kurma konuları ele alınmaktadır.
19. Fususul Hikem Okumaları Hakkında
Allah’ın İsimleri Sonsuzdur
Muhyiddîn İbnü’l-Arabî Hazretleri Fusûsü’l-Hikem’de Allah’ın isimlerinin sayılamayacak kadar çok olduğunu vurgular. Cenâb-ı Hak’kın isimleri, yalnızca kendilerinde zuhur eden eserlerle bilinir; bu eserler sonsuzdur. Her ne kadar isimler sayılı ana köklerde toplanmış olsa da o ana isimler, bütün isimleri bünyesinde toplayan hazarât-ı esmâdır.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin “Allah’ın 99 ismi vardır, kim bunları sayarsa cennete girer” hadîsi kuru kuruya ezber anlamı taşımaz. Bu isimleri yaşamak, tecelliyâtlarının farkına varmak, bu isimlerle dua etmek ve zikretmek kastedilmektedir. İmam Şâfiî’nin 1000’i aşkın isim tespit ettiği, Kur’ân-ı Kerîm’de ise 130’un üzerinde isim geçtiği aktarılmıştır.
Allah’ın zâtî sıfatları vardır: vücûd, kıdem, bekâ, vahdâniyet, muhâlefetün li’l-havâdis, kıyâm bi-nefsihî. Subûtî sıfatları ise hayat, ilim, sem’, basar, irâde, kudret ve kelâmdır. Bu sıfatlar, hazarât-ı esmânın çekirdeğini oluşturur; diğer bütün isimler bunlardan sudur eder.
Esmaü’l-Hüsnânın Kula Faydaları
Allah’ın güzel isimlerini bilmek, onlarla zikretmek ve dua etmek kula şu faydaları sağlar: Birincisi; Allah hakkında yücelik ve aşkınlık ifade eder, kalpte saygı hissi uyandırır. İkincisi; zikir ve dua sırasında kullanıldığında kabule vesile olur ve sevap kazandırır. Üçüncüsü; kalplerde huzur ve sükûnet verir; “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmainne olur.” (Ra’d, 28)
Allah’ı bilmek, yaratılışımızın asıl amacıdır. Bu yolun başlangıcı O’nun isimlerini, sıfatlarını ve tecelliyâtını tanımaktan geçer. Soyut olarak tasavvur edilen Allah’ı bilmek, ancak sıfatları aracılığıyla mümkündür; sıfatlarını bilmeyenler Allah’ı bilme yolunda fazla ilerliyemezler.
Tek Hakîkat, Sonsuz Tezahürler
İbnü’l-Arabî’nin bu bölümde anlattığı temel fikir şudur: Varlık âleminde ilâhî isimlerle kinâye olunan nispet ve izâfelerin hepsini kabul eden varlık, hakîkatte tek bir hakîkatten başka bir şey değildir. Bununla birlikte bu hakîkat, her isim için ayrı bir hakîkatin sabit olmasını gerektirir; ta ki o isim başka isimlerden ayrılabilsin.
Bağış ve ihsanlar tek bir kaynaktan gelse de her bağış, kendi özelliğiyle diğer bağışlardan ayrılır. Bu ayrılığın sebebi ilâhî isimlerin birbirinden farklı olmasıdır. Böylece hiçbir veriliş tekrarlanmaz; Allah’ın katında her ihsan tektir, eşsizdir.
Bunu bir örnekle anlatmak gerekirse: Su gerçekte bir hakîkattir; ancak insan bünyesindeki su, bir bitkideki su, denizdeki su birbirinden farklı işlevlere sahiptir. Hakîkat tektir, tezahürler sonsuzdur.
Hâtemü’l-Evliyâ ve İlminin Kaynağı
Bu sohbetin en yoğun tartışılan bölümü hâtemü’l-evliyâ meselesidir. İbnü’l-Arabî’ye göre evliyânın sonuncusu olan hâtemü’l-evliyâ, maddî ve cismânî boyutuyla bilmeyebilir; ancak hakîkat ve mertebesi bakımından her şeyi bilir. Zira onun ruhu bütün ruhlara madde olur; yani diğer ruhlar ilimlerini bir vesile aracılığıyla alırken hâtemü’l-evliyâ direkt Allah’tan alır.
Şît Aleyhisselâmın ruhu, hâtemü’l-evliyâ müstesnâ, bütün ruhlara bu noktada ilim almalarında vesile olan kimsedir. Hâtemü’l-evliyâ ise kubbenin en üst noktasında durduğundan, herhangi bir ruhâniyetten değil doğrudan ilâhî kaynaktan beslenilir.
İbnü’l-Arabî Hazretleri kendisini hâtemü’l-evliyâ olarak görür ve bu anlamda kendisinden sonra bu makâmda birinin gelmeyeceğini beyan eder. Sohbette bu görüş tartışıldı: Efendi, kendi üstadını veya zamanının kutbunu hâtemü’l-evliyâ olarak görmek bir sûfînin hakkıdır; ancak kendisinden sonra hiçbir velînin gelmeyeceği iddiası kabul edilemez. Her dönemin bir kutbu vardır ve bu kutbu hâtemü’l-evliyâ olarak tanımak mümkündür.
Sohbette Ömer Öngüt, Said Nursî ve Fethullah Gülen gibi isimlerin taraftarlarınca hâtemü’l-evliyâ olarak gösterildiği aktarıldı. Efendi, bu isimlerin hiçbirini küçümsemeksizin meseleyi şu çerçevede değerlendirdi: İbnü’l-Arabî’den başlayan bu anlayış, sonraki nesillerde sıkıntı doğurmuştur. İslâm’ın her devirde yenilenen bilinmesiyle çelişen bir hâtemü’l-evliyâ anlayışı doğru değildir.
Velîlerin Ruhâniyetiyle Bağ Kurmak
Sohbetin sonlarında sûfîlerin geçmiş velî ve peygamberlerin ruhâniyetleriyle bağ kurma meselesine değinildi. İbnü’l-Arabî’nin kendisi, Beytullah’ta önceki velîlerin ruhâniyetleriyle görüştüğünü, onlara sorular sorduğunu ve cevaplar aldığını aktarmıştır. Fusûsü’l-Hikem’i yazarken Hz. Muhammed Mustafa’yı mânen gördüğünü ve kitabın o anda kendisine nakşedildiğini belirtmiştir.
Bu halin gerçekliğine dair Kur’ân ve Sünnetten deliller mevcuttur. Hz. Ömer’in uzakta savaşan bir komutana seslendiği ve komutanın o sesi duyduğu rivâyeti bunun somut bir örneğidir. Sûfî sülûkunda kâmil bir sûfînin önceki velîlerin ruhâniyetleriyle bağ kurması, onlardan ilim alması mümkündür; bu ilim keşif yoluyla gelir.
Soru-Cevap
Soru: Hâtemü’l-evliyâ’nın diğer ruhlardan farkı nedir? Cevap: Hâtemü’l-evliyâ bütün ilimlerin kaynağındadır; diğer velîler çeşitli peygamberlerin veya velîlerin ruhâniyetinden feyz alırken hâtemü’l-evliyâ direkt ilâhî kaynaktan alır. Bu makâmın sahibi cismânî boyutuyla farkında olmayabilir; ancak hakîkat bakımından bilir.
Soru: Allah’ın isimleri aynı isim farklı biçimlerde tanımlanabilir mi? Cevap: Evet. Allah’ın aynı ismi farklı kişilerde farklı boyutlarda tecelli eder; herkes kendi kapasitesine ve istidâdına göre o tecelliyâttan bir şeyler alır. Bu yüzden aynı ismin farklı felsefi tanımları mümkündür; önemli olan, o tecelliyâtı yaşamak ve farkında olmaktır.
Soru: Kâinattaki her zerrenin tecelliyâtında Allah’ın sıfatları zuhur eder denildi; şeytanın şeytanlık yaparken de Allah’ın sıfatları zuhur eder mi? Cevap: Cenâb-ı Hak insanları ve cinleri serbest bırakmıştır. Levh-i mahfûzda neyi seçecekleri yazılıdır; ancak bu cebir değildir. Şeytanın işlediği kötülükler Allah’ın iradesiyle değil, kendi tercihleriyle ortaya çıkar. Allah’ın tecelliyâtının önüne geçmek mümkün değildir; ancak kul hür iradeyle tercihini kullanır.
Kaynaklar
Âyet: “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmainne olur.” — Ra’d, 28
Hadîs: “Allah’ın 99 ismi vardır; kim bunları sayarsa cennete girer.” — Buhârî, Müslim
Âyet: “Allah’ın en güzel isimleri vardır; O’na onlarla dua edin.” — A’râf, 180
Âyet: “Allah her gün bir iştedir.” — Rahmân, 29
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 19. Fusûsü’l-Hikem Sohbeti kaydından yazıya aktarılmış ve tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=e3Ajg-PLxNM
İlgili Sözlük Terimleri: Bekā, Hakîkat, Zikir, İhsân, Aşk, Nefs-i Mutmainne. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı