Zikrullah Âdâbı ve Cezbe Hâli
Allâh hayırlı akşamlar versin. Bir kardeşimiz soruyor: «Online zikrullâha katıldım; zikiri yaptıran zâkirin çığlık attığını ve kendini bu taraftan o tarafa attığını gördüm. Şimdiye kadar öğretilen edep içinde böyle bir şey görmedim duymadım. Yeni olan bir kardeş katılmış ve korkmuş. Size sormanın en uygun olduğunu düşündüm. Hatam varsa affola.»
Cevâb: «Yâ, bu bizim zikrullâh âdâbı çerçevemiz içerisinde yoktur. Biz Allâh’ı zikrederken böyle çığlık atma, bağırma–çağırma, kendini yerden yere atma, yakasını paçasını yırtma, saçını başını darmadağın yapma — ne bileyim, bu tip hâl ve hareketler bizde hevâ ve heves olarak görülür. Biz aslâ ve aslâ bu davranışları tasvîb etmeyiz.»
Hz. Ömer ve Titreyen Müslüman Hâdisesi
Hâdise: Hz. Ömer radıyallâhu anh hazretleri böyle giderken bir Müslümanın hem Allâh’ı zikrettiğini hem titreyişini gördü. «Bu nedir?» diye sordu. Dediler ki «Bu Iraklı bir Müslüman; Hak tecellîsi geldi ki üzerine; onu sizin gibi görüyorum kaldırımında» — Hz. Ömer Efendimiz «Bu olmaz» dedi. O yüzden ölçü budur.
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashâbı, böyle aşk hâlinde gözlerinden yaşlar akardı; onların hâli sessiz ve siması nûr ile dolu idi. Onlar sayhalanıp, bağırıp çağıran, duvardan duvara vuran, yerlerde debelenen bir şey yapmazlardı.
Cezbe Hâli: Kimsenin Üzerine Gelirse
Cezbe hâli kimsenin üzerine geliyorsa, tâ’bîr câizse dudağını ısırsın, dilini ısırsın, elini ısırsın — neresini ısırıyorsa ısırsın; kendisini korumaya çalışın. Kendinden haberi yok? — İyi bakın bir defâ: Kendinden haberi yok mu? Yine batırın bakalım iğneyi; battığını sevecek mi, sevmeyecek mi. Yine batırdın da gözünü açıp «Ne oldu, kim batırdı?» diye bakıyorsa, ona vâridât (vâkıʿa) gelmemiş; vâr — bunun da ölçüsünü Ahmed Alp’e verirdi.
Dergâh Çavuşunun Mânevî Vazîfesi
Ahmed Ağabey’in devâ setlerinde — zikir esnâsında — böyle yukarı doğru bir yükseliş, müşterî işlerinden dergâhın doğuşu vardır. Çavuş vardır: Mahalle çavuşu ve dergâh çavuşu. Mahalle çavuşu o mahallede ders yaptırır. Dergâh çavuşu olan ise dergâha bağlıdır; başka yere gitmez. Bizim dergâhımızda Şeyh Efendi «Çavuş» diye söylediği bir zâttı; o herhangi başka bir yerde ders yaptırmazdı. Şu anda bizde dergâh çavuşu yok, çünkü dergâhımız yok. Dergâh olursa, bir dergâh çavuşu olması lâzımdır.
Dergâh çavuşu aslında temiri çıkan, halîfeye yakın bir mertebede gibidir; şeyhin nefes almasını daha iyi takîb eder. O nerede nefes alır, nerede nefes verir — onu daha iyi bilir, daha ileri. O esnâda efendisinin münâcaat ettiği zikrullâhtaki yaşadığı hâli, ben de yaşayayım diye ma’nevî olarak — dergâh çavuşunu dediğinizde, böyle bir ma’nevî hat açıklığı gerekiyor. Onu öyle benim gibi öven direkten olmaz; Allâh bizi affetsin.
Şeyh Efendi’ye Hançer Hâdisesi
Dergâh çavuşu olunca usûlünden — Şeyh Efendi’ye söylemişti: «Hakkını helâl et; zikrullâh esnâsında hayes mi vâ aslında dervîş kardeşlerimizden yukarı doğru çıkıyorsunuz. Bu şerîata mugâyir bir durumda mış bu.» Kapı herkese açık değildir; bu ancak dergâh çavuşuna açıktır, ya da halîfeye açıktır.
Hâdise: Birisi cezbeye geldiği için Şeyh Efendi ona dedi: «Evlâdım, hançerin yanında değil miydi yanında, ne vurmadın o zaman?» dedi. «Yerde adamın gayet bir hâl gördüm» tâbî susmuş. Helâl edip aynı şey ikinci defa yaşandı: «Uğur evlâdım hançerle vur» dedi. Tabîî yine hay esması, yine Ahmedler bedâva xatir, yükselmiş. Emir öyle söylemiş; çıkarmış hançeri, vuruyor — tabîî kesme olur mu? Yok kesmiyor; vuruyor, kesmiyor. Tıkla bitmiş hâli, gitmiş; dönmüş. Ahmedler bedâva set eritilmiş. «Evlâdım, aynı şeyi yaşamadın mı?» «Yaşandı efendim.» — «Yâ oğlum, hançer vurmadın mı?» «Vurdum efendim, kesmedi» dedi. — «Ahmed Ağabey hamdolsun, demek ki nefsimizden değilmiş.»
Toplu İğne Misâli ve Edebin Ölçüsü
Demek ki bir kimse kendinden geçebilir mi? Evet, o esnâda. Bizim hançerimiz yok; toplu iğnemiz vardır. Bayânlara derim örtüsünden toplu iğneyi çıkar, yanındakine batır — ve o esnâda ne yapıyor? O yüzden zikrullâhta edebimizde adamı zayıf kullarımızı yaparız; cezbe hak bu yaşanır mı? Evet, var. Ama eğer gerçekten Rahmân’dan değilse sıkıntı.
O yüzden kardeşlerimiz dikkat edecekler; hevâ ve heveslerine inşâallâh uymayacaklar. Şu husûs altı çizilmelidir: Hakîkî cezbe, kişinin kendinden haberini tamamen alır; sahte cezbe ise nefsin gösterisidir. Aralarındaki fark, iğne misâli ile anlaşılır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Cezbe, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü