Çarşamba, 20 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sözlük

Sözlük

ANAHTAR TERİMLER SÖZLÜĞÜ

Çalışmada geçen 100'den fazla klasik ıstılâhın alfabetik sözlüğü. Her terimin yanında modern Türkçe karşılığı parantez içinde verilmiştir. Sözlük bir başvuru kaynağıdır; tek tek okumak yerine, ana metnin akışında "bu ne demek?" diye duraksadığınızda başvurmak için.

Bu sözlük, çalışmada geçen klasik ıstılâhların alfabetik sıraya konulmuş açıklamalarını sunar. Modern Türkçe kelimelerin yanında parantez içinde modern Türkçe karşılığı verilir.

A

Abdâl — kemâl ehlinden 40 zâhir, klasik tasavvufî hierarşinin bir kademesi. Ahfâ — letâif-i hams'ın beşinci ve en yüksek latîfesi; Hz. Peygamber'in (s.a.v.) makāmı. Aktâb (sing. kutub) — bir devirdeki manevî kademe; klasik velâyet hierarşisinin en üstü. Aşk-ı ilâhî — Allâh'a duyulan muhabbet; klasik tasavvufun temel mefhûmu. Azîmet — şer'î hükmün en kuvvetli, en sıkı şekli; ruhsat'ın zıttı.

B

Bekā-billâh — Allâh ile bekā; fenâ-fillâh'tan sonraki mertebe — sâlikin bedensel hayatına dönüp Allâh'la birlikte yaşaması. Bey'at — şeyhe el vererek tarîkata bağlanma. Bid'at — sonradan dîne sokulmuş, dînî olmadığı hâlde dînî sayılan unsur.

C-Ç

Cehrî — yüksek sesle yapılan zikir. Cezbe — sâlikin elinde olmadan Allâh'a doğru çekilmesi; hâlin bir nev'î.

D

Devran — Halvetiyye'nin halka şeklinde dönerek yaptığı toplu zikir.

E

Esmâ-i Hüsnâ — Allâh'ın en güzel isimleri; sayısı 99 olarak kayda alınmış olsa da daha fazlasının olduğu rivâyet edilir. Evrâd (sing. vird) — günlük muntazam zikir.

F

Fenâ-fillâh — Allâh'ta fânî olma; sâlikin kendi nefsinden geçip Allâh ile dolması. Fütüvvet — genç sûfîlerin kardeşlik teşkilâtı; klasik İslâm dünyâsında esnaf-zâhid sentezi.

H

Hâcegân — XII-XV. yüzyıl Mâverâünnehir tasavvuf hattı; Nakşibendiyye'nin selefi. Hafî — sessiz, kalbî zikir. Hâl — geçici mânevî hâl; makām'ın zıttı (makām kalıcıdır, hâl geçicidir). Halîfe — şeyhin yetiştirip kendisine bey'at almasını izin verdiği talebesi. Halvet — belirli süre tek başına ibâdet ve zikre kapanma; klasik olarak 40 gün. Halvet der encümen — kalabalıkta halvet; Nakşibendiyye'nin Hâcegân kelimâtından, dış dünyâda olup kalp ile Allâh'la başbaşa olma. Hatm-i hâcegân — Nakşibendiyye'nin toplu zikir programı. Havkele — «Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh» zikrinin teknik adı. Hikmet — Allâh'a dâir derin bilgi; klasik tasavvufun pratik bilgi formu. Huşû — saygıyla titreme; özellikle namazda.

İ

İhlâs — Allâh için saf niyet; bütün amellerin temeli. İhsân — Allâh'a O'nu görüyormuş gibi ibâdet etme; klasik Sünnî tasavvufun resmî tanımı (Cibrîl hadisinden). İhvân — kardeşler; bir tarîkat içindeki müridler birbirini ihvân olarak çağırır. İrşâd — mânevî rehberlik; mürşid'in mürîde mâna öğretmesi. Istılâh — teknik terim.

K

Kalb (kalp) — letâif-i hams'ın birincisi; sol göğüs altında; Hz. Âdem'in makāmı. Keşf — Allâh'tan gelen mânevî açılım; bilgi'nin tasavvufî formu. Kurb — Allâh'a yakınlık. Küfür — îmânsızlık.

L

Letâif (sing. latîfe) — mânevî hassas noktalar; klasik sistemi beştir (Kalb, Rûh, Sırr, Hafî, Ahfâ).

M

Ma'rifet — Allâh'ı kalbî olarak tanıma; şerî'at-tarîkat-hakîkat-ma'rifet dörtlemesinin zirvesi. Makām — kalıcı mânevî mertebe; hâl'in zıttı. Menâkıb — bir velînin hayatı, kerâmetleri. Muakkıbât — namaz sonu zikirleri; sübhânallâh 33, elhamdülillâh 33, allâhuekber 33 (sahîh hadiste). Mucâhede — nefisle savaş; nefsin terbiyesi. Münâcât — gizlice yapılan, fısıltılı duâ. Murâkabe — Allâh'ın huzûrunda olduğu şuûrunu sürekli koruma; Nakşibendiyye'nin omurgası. Müceddid — yenileyici; her yüzyıl başında geleceği rivâyet edilen şahsiyet. Mü'min — îmân eden. Mürîd — bir şeyhe bağlanmış talebe. Mürşid — yol gösteren, şeyh. Müttakî — takvâ ehli.

N

Nefy ü isbât — «Lâ ilâhe illâ'llâh» zikrinin iki kanadı: nefy (yoktur) ve isbât (var). Nûr — Allâh'tan kalbe yansıyan mânevî ışık.

R

Rabb — Allâh'ın yetiştirici, eğitici sıfatı. Râbıta — Nakşibendiyye'nin teknik bir uygulaması; mürîdin mürşidini kalb gözünde tasavvur etmesi. Rıdâ (Rıza) — Allâh'tan gelen her şeyden hoşnut olma. Riyâ — gösteriş; amelin kabûlünü bozan. Riyâzet — nefisle riyâzetlerle uğraşma. Rûh — letâif-i hams'ın ikincisi; sağ göğüs altında; Hz. Nûh ve İbrâhîm'in makāmı.

S

Sahv — zikir sonrası uyanıklık; sukrr'un zıttı. Sâlik — yol yürüyen, mürîd. Sema' — Mevleviyye'nin dönerek yapılan zikri. Silsile — şeyhler zinciri; Hz. Peygamber'e kadar uzanır. Sırr — letâif-i hams'ın üçüncüsü; sol göğüs üstünde; Hz. Mûsâ'nın makāmı. Sohbet — şeyhin huzûrunda yapılan ders meclisi. Sukr — manevî sarhoşluk; sahv'ın zıttı. Sülûk — tasavvufî yolculuk.

Ş

Şathiyye — fenâ hâlinde söylenen şaşırtıcı söz; klasik örneği «Ene'l-Hak» (Hallâc) ve «Sübhânî mâ a'zame şânî» (Bâyezîd).

T

Tahmîd — «Elhamdülillâh» zikri. Tasavvuf — kalbin Allâh ile tanışıklığı, klasik İslâm geleneğinin manevî hattı. Tekbîr — «Allâhüekber» zikri. Telkîn — şeyhin müride zikri öğretmesi. Tergîb-Terhîb — sevap-azap edebiyâtı; hadis külliyâtının özel bir damarı. Tesbîh — «Sübhânallâh» zikri. Teveccüh — şeyhin müride mânevî olarak yönelmesi. Tevhîd — Allâh'ı birleme. Tevbe — Allâh'a dönüş. Tergîb — sevap için teşvik.

U-Ü

Ulemâ — âlimler. Üveysîlik — bir kişiye bedenen görmeden mânevî yolla bağlanma; Üveys el-Karanî'den alınma.

V

Velâyet — Allâh'a yakın olma, velîlik. Vera' — titiz takvâ. Vird — günlük muntazam zikir. Vukûf — durma; Hâcegân kelimâtının üçü vukûfdur (zamânî, adedî, kalbî).

Y

Yâd dâşt — anmayı sürdürme; Hâcegân kelimâtı. Yâd kerd — anma; Hâcegân kelimâtı. Yakîn — kesin bilgi; klasik olarak üç kademe: ilm-i yakîn, ayn-ı yakîn, hakk-ı yakîn.

Z

Zâhid — dünyâdan elini çekmiş kişi. Zikir — Allâh'ı anma; bu çalışmanın baş mevzuu. Zikr-i erre — Yeseviyye'nin testere sesi gibi cehrî zikri. Zühd — dünyâdan elini çekme.

Bu sözlük çalışmanın temel ıstılâhlarının kısa açıklamalarını verir; her birinin ayrıntılı incelemesi için ilgili kitap-bahis okunmalıdır.

← Zikrin Tarihi — Kavramdan Hayata