Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Hal ·

Tevekkül kalbi bir haldir

Ve tevekkül kalbi bir hal aslında kalbimi tecelliyat bu tevekkülü ben allah'a itimat etmek ona yaslanmak onu dayanmak olarak görüyorum yoksa tevekkülü böyle tembellik edip kenarda oturmak olarak görmü...


Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde tevekkülün kalbî bir hâl olduğunu tafsîl eder. Tevekkül kalbî bir hâldir; aslında kalbe gelen bir tecellîdir. Mustafa Özbağ Efendi tevekkülü Allâh'a îtimâd etmek, O'na yaslanmak, O'na dayanmak olarak görür; tevekkülü tembellik edip kenarda oturmak olarak görmez, Allâh muhâfaza eylesin. Bu yüzden zaman zaman bir kısım sûfînin tevekkülü farklı algıladıklarına inanır. Onun için tevekkül, her ne hâlde olursa olsun o kimsenin Allâh'a îtimâddan kendisini kesmemesi, Allâh'a dayanmaktanyaslanmaktan kendisini uzak tutmamasıdır. Mustafa Özbağ Efendi sıkça Fâtihâ'ya atıfta bulunur; Fâtihâ Kur'ân'ın özüdür, hadîsi şerîfteki gibi fihristidir; Fâtihâ'nın özü ise «İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn» (yalnız sana ibâdet eder, yalnız senden yardım dileriz) âyetidir; bu âyet Fâtihâ'nın sırrı gibidir. Bu sohbet tevekkülün kalbî hâl oluşu, tevekkülün tembellik olmadığı, ve Fâtihâ'nın sırrı bahisleri ile tafsîl olunur.

Tevekkül Kalbî Bir Hâldir: Tecellîyât

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: tevekkül kalbî bir hâldir; aslında kalbe gelen bir tecellîdir. Tevekkül lugatte «vekâlet vermek, dayanmak» manâsındadır; sûfî için tevekkül, kendi işini Cenâbı Hakk'a havâle etmek, sebepleri yapıp neticeyi Allâh'a bırakmaktır. Bu hâl bir defâda gelmez; tedrîcen olur, kalbe inen tecellîler ile pekişir. Bir gün bir tecellî gelir, sûfî o gün kendini Allâh'a tamâmen teslîm etmiş hisseder; ertesi gün tecellî kalkar, biraz tedirgin olur. Sonra bir başka tecellî gelir, kalbi tekrâr huzûra erer. Bu tecellîler ile tevekkül hâli sûfînin kalbinde yer eder, oturur.

Tevekkül Allâh'a İ'timâd, Yaslanma, Dayanmadır

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: Mustafa Özbağ Efendi tevekkülü Allâh'a îtimâd etmek, O'na yaslanmak, O'na dayanmak olarak görür. Cenâbı Hak Âli İmrân 3/159'da buyurur: «Karar verdiğinde Allâh'a tevekkül et; muhakkak ki Allâh tevekkül edenleri sever.» Tevekkül Allâh'a îtimâddır; sûfî kararını verdikten, sebepleri tükettikten sonra neticeyi Allâh'a bırakır. Tâlâk 65/3'te de buyurulur: «Kim Allâh'a tevekkül ederse, O ona yeter.» Sûfî için en büyük dayanak Cenâbı Hakk'tır; mâlı, mülkü, kuvveti, akıllısı, akrabâsı yetmez; nihayetinde Allâh yetmek lâzımdır.

Tevekkül Tembellik Değildir!

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî îkāzı tafsîl eder: tevekkülü tembellik edip kenarda oturmak olarak görmem, Allâh muhâfaza eylesin. Bu yüzden zaman zaman bir kısım sûfînin tevekkülü farklı algıladıklarına inanırım. Tevekkül «Yâ Rabbî sen halledersin» diye sebepleri terkedip oturmak değildir; bu yanlış bir tevekkül anlayışıdır, bu temellüldür (tembelliktir). Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi vesellem) buyurmuştur: bir bedevî gelmiş, «Yâ Resûlallâh, deveyi bağlayıp mı tevekkül edeyim, yoksa serbest bırakıp mı?» diye sormuş; Resûlullâh «Önce deveyi bağla, sonra tevekkül et» buyurmuştur (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme). Bu hadîsi şerîf tevekkülün esasını gösterir: önce sebepleri yap (deveyi bağla), sonra Allâh'a tevekkül et.

Her Hâlde Allâh'a İ'timâddan Kesilmemek

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir nasîhati tafsîl eder: tevekkül her ne hâlde olursa olsun o kimsenin Allâh'a îtimâddan kendisini kesmemesi, Allâh'a dayanmaktanyaslanmaktan kendisini uzak tutmamasıdır. İyi günde de, kötü günde de; bollukta da, darlıkta da; sıhhatte de, hastalıkta da; sûfî kalbini Cenâbı Hakk'a îtimâddan koparmamalıdır. Bolluk gelince «Ben kazandım» demeyip «Allâh ihsân etti» diyecek; darlık gelince «Allâh beni terk etti» demeyip «Allâh imtihân ediyor» diyecek. Cenâbı Hak Mâ'ide 5/23'te buyurur: «Eğer mü'mîn iseniz, sadece Allâh'a tevekkül edin.» Sûfînin tevekkül hâli îmânının alâmetidir; tevekkül kalpten gevşediği zaman, îmân da gevşemiş demektir.

Fâtihâ-i Şerîfe Kur'ân'ın Özü, Sırrı «İyyâke Na'büdü ve İyyâke Nestaîn»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tefsîr kāidesini tafsîl eder: Mustafa Özbağ Efendi sıkça Fâtihâ'ya atıfta bulunur. Fâtihâ Kur'ân'ın özüdür; hadîsi şerîfte buyurulduğu gibi Kur'ân'ın fihristesi gibidir. Resûlullâh (s.a.v.) buyurmuştur: «Fâtihâ'sız namâz olmaz» (Buhârî, Ezân 95). Fâtihâ'nın içerisinde de besmele «Bismillâhirrahmânirrahîm» vardır, ve özünde «İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn» (yalnız sana ibâdet eder, yalnız senden yardım dileriz; sadakallâhu'lazîm) âyeti vardır. Mustafa Özbağ Efendi'nin nazarında bu âyet Fâtihâ'nın sırrı gibidir; çünki bu âyet kulluğun özünü ifâde eder: yalnız Allâh'a kulluk, yalnız Allâh'tan yardım talebi. İşte tevekkülün esâsı da budur: yardım sadece Allâh'tan beklenir.

Yardım Beklemek de Allâh'adır: Tevekkülün Açıklaması

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: bizim bütün her şeyimiz Allâh'adır; yardım beklememiz de Allâh'adır. O yüzden tevekkülün de en önemli âyeti kerîmesi «Senden yardım dileriz, bizim bütün her şeyimiz Allâh'adır, Allâh'a dayanırız, Allâh'tan ister, Allâh'tan bekleriz» manâsındadır. Tevekkülün özü Allâh'a yaslanmamız, Allâh'a dayanmamız, Allâh'tan istememiz, ve her şeyimizi Allâh'ın halletmesi noktasında olmasıdır. Mustafa Özbağ Efendi tevekkülü bu manâda görür: kul her hâli Allâh'a havâle etmiş, sebepleri yapıp neticeyi Allâh'a bırakmıştır; bu kâmil tevekküldür.

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni tevekkülün kalbî bir hâltecellî olduğunu, tevekkülün Allâh'a îtimâdyaslanmadayanma manâsında olduğunu, tevekkülün asla tembellik olmadığını (önce deveyi bağla sonra tevekkül et hadîsi), her hâlde Allâh'a îtimâddan kesilmemeyi, Fâtihâ'nın özünün «İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn» âyeti olduğunu, ve yardımın ancak Allâh'tan beklenmesini idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.

  • Kur'ânı Kerîm: Fâtihâ 1/5 (yalnız sana ibâdet eder, yalnız senden yardım dileriz); Âli İmrân 3/159 (kararını verdiğinde Allâh'a tevekkül et); Tâlâk 65/3 (kim Allâh'a tevekkül ederse O ona yeter); Mâ'ide 5/23 (mü'mîn iseniz Allâh'a tevekkül edin); Furkān 25/58 (ölmeyen diriye tevekkül et); Hûd 11/123 (O'na tevekkül et).
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Ezân 95 (Fâtihâ'sız namâz olmaz); Sahîhi Müslim, Kitâbü's-Salât.
  • Süneni Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme (önce deveyi bağla sonra tevekkül et); Süneni Ebû Dâvûd; Süneni İbn Mâce.
  • İmâm Mâlik, Muvatta; İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Tevekkül-Sebr-Şükr bahisleri.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Tevekkül bahisleri.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn (Tevekkül bahsi).
  • İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.

Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti tevekkülün kalbî bir hâl ve tecellî olduğunu, tevekkülün Allâh'a îtimâdyaslanmadayanma manâsında olduğunu, tevekkülün asla tembellik (kenarda oturmak) olmadığını, «Önce deveyi bağla sonra tevekkül et» hadîsi şerîfini, her hâlde Allâh'a îtimâddan kendini kesmemeyi, Fâtihâ'nın Kur'ân'ın özü olup «İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn» âyetinin Fâtihâ'nın sırrı olduğunu, ve yardımın yalnız Allâh'tan beklenmesini tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri