Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde «Her an Allâh'ı zikir hâlinde kalmak mümkün müdür?» sorusunu tafsîl eder. Evet bu mümkündür. Bu hâle nasıl gelinebilir? Devâmlı Allâh'ı zikrederek geleceksin: abdestli dolaşacaksın, Kur'ân ve Sünnete sımsıkı yapışacaksın, ve devâmlı zikir hâlinde olacaksın. Her dâim böyle sohbet etmek de zikirdir; birisine hakkı tavsiye etmek zikirdir; çocuklarına Kur'ân ve Sünnet öğretmek zikirdir; bir hadîs okumak zikirdir; Kur'ân okumak zikirdir; oturup husûsî zikretmek zikirdir; harâmdan uzak durmak zikirdir. Allâh'ı zikir, insânın gerçek manâda kalbinin hâlini orta yere koyan en büyük ibâdettir. Sûfî bu hakîkati bilirse, hayâtının her ânını zikir kabul edebilir; çünki helâl olan her iş Allâh'ın rızâsıyla yapılıyorsa, bizzat zikrullâhtır. Bu sohbet zikrullâh hâlinin genişliği, zikrin türleri, ve devâmlı zikrin hayâta nasıl yansıyacağı bahisleri ile tafsîl olunur.
Her An Allâh'ı Zikir Hâlinde Kalmak Mümkün müdür?
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: bu sorunun cevabı evettir, mümkündür. Cenâbı Hak Âli İmrân 3/191'de buyurur: «Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allâh'ı zikrederler.» Bu âyet mü'mînin her hâl ve şartda Allâh'ı zikrettiğini gösterir; ayakta iken zikrederler, otururken zikrederler, yatarken zikrederler. Demek ki devâmlı zikir hâli mümkündür ve aslında matlûbdur. Ahzâb 33/41-42'de de buyurulur: «Ey îmân edenler! Allâh'ı çokça zikredin ve sabah akşam O'nu tesbîh edin.» Cenâbı Hak «çokça zikir» emrini verir; bu, zikrullâhın hayâtın her ânına yayılmasını gerektirir.
Bu Hâle Nasıl Gelinir? Devâmlı Zikir Disiplini
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: devâmlı Allâh'ı zikretmek için bir yol vardır: abdestli dolaşmak, Kur'ân ve Sünnete sımsıkı yapışmak, ve devâmlı zikir hâlinde olmak. Abdestli dolaşmak çok mühimdir; çünki abdest manevî bir kalkandır, abdestli kimse şeytâna karşı korunaklıdır. Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi vesellem) buyurmuştur: «Mü'mîn abdestli iken silahlıdır» (mealen, Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ). Abdestli olunan her ân da zikre hazır bir andır; nîyetli kalb sürekli Cenâbı Hakk'ı anabilir. Kur'ân ve Sünnete sımsıkı sarılmak da bir zikirdir; çünki Kur'ân Cenâbı Hakk'ın kelâmı, Sünnet ise Resûlullâh'ın hâlidir; bu ikisine yapışmak Allâh'a yapışmaktır.
Sohbet Zikirdir, Hakkı Tavsiye Zikirdir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: her dâim böyle sohbet etmek de zikirdir; birisine hakkı tavsiye etmek zikirdir. Sûfî kardeşleri ile oturup «Allâh'ım, hakk, ibâdet, sünnet» üzerine konuşur; bu zikirdir. «Cenâbı Hak böyle buyurmuş, Resûlullâh böyle yapmış, filân büyüğümüz şöyle anlatmış» demek bizzat zikirdir; çünki bu konuşmada Allâh-Resûlvelîler isimleri geçer, kalpler bu isimlere meylederek zikre yönelir. Cenâbı Hak Asr 103/3'te buyurur: «Hakkı tavsiye edenler, sabrı tavsiye edenler hüsrândan kurtulur.» Hakkı tavsiye etmek bu yüzden büyük bir zikirdir; sûfî kardeşine «Sabret, Allâh seninle» dediği zaman bu zikirdir.
Çocuğa Kur'ân Öğretmek, Hadîs Okumak Zikirdir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: çocuklarına Kur'ân ve Sünnet öğretmek zikirdir; bir hadîs okumak zikirdir; Kur'ân okumak zikirdir. Çocuğa «Bismillâh» öğretmek, «Lâ ilâhe illallâh» öğretmek, «Yâ Allâh, yâ Rasûlallâh» öğretmek bizzat zikirdir; hem öğreten için hem öğrenen için. Bir hadîs okumak da zikirdir; çünki hadîste Resûlullâh'ın sözleri vardır, Resûlullâh'ın sözleri Cenâbı Hakk'ın isimlerini ve esmâsını ihtivâ eder. Kur'ân okumak en büyük zikirlerden biridir; Cenâbı Hak Hicr 15/9'da buyurur: «Şüphesiz Zikr'i biz indirdik, ve onun koruyucusu da Biz'iz.» Burada «Zikr» Kur'ânı Kerîm'dir; demek ki Kur'ân okumak zikrullâhtır.
Husûsî Zikir ve Harâmdan Uzak Durmak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: oturup husûsî zikretmek zikirdir; harâmdan uzak durmak da zikirdir. Husûsî zikir, sûfînin halvet hâlinde, kendi başına oturup tesbîh çekmesidir: «Lâ ilâhe illallâh», «Allâh-Allâh», «Estağfirullâh», salavâtı şerîfe vs. Bu zikrullâhın en husûsî hâlidir; sûfî bu zikre günde belirli bir vakit ayırır. Harâmdan uzak durmak da bir nev'î zikirdir; çünki harâmdan kaçınan kimse Cenâbı Hakk'ı kalbinde tutuyor demektir, «Allâh beni görüyor» şuûru ile hareket ediyor demektir, ve bu şuûr bir zikir hâlidir. Cenâbı Hak Bakara 2/152'de buyurur: «Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim.» Sûfî harâmdan kaçındığında, dilinieliniayağınıgözünü harâmdan koruduğunda, bu bizzat zikirdir.
Allâh'ı Zikir: Kalbin Hâlini Orta Yere Koyan En Büyük İbâdet
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: Allâh'ı zikir, insânın gerçek manâda kalbinin hâlini orta yere koyan en büyük ibâdettir. Çünki zikir kalpten çıkar; kalp neyin hâlinde ise zikir o hâlle yapılır. Kalbi gaflette olanın zikri kurusönük; kalbi şevkte olanın zikri canlıcoşkulu; kalbi havfrecâ ehlinin zikri titrekmütevazi; kalbi mahabbet ehlinin zikri ateşliaşklı. Cenâbı Hak Ankebût 29/45'te buyurur: «Allâh'ı zikir, en büyük ibâdettir.» Sûfî bu sırrı bilirse hayâtının her ânını zikir kabûl edebilir.
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni her an Allâh'ı zikir hâlinde kalmanın mümkün olduğunu, bu hâle abdestli dolaşma-Kur'ân ve Sünnete sımsıkı sarılmadevâmlı zikir disiplini ile gelinebileceğini, sohbet etmeninhakkı tavsiye etmenin-Kur'ân-Sünnet öğretmenin-Kur'ân ve hadîs okumanınhusûsî zikretmeninharâmdan uzak durmanın hep zikir olduğunu, ve zikrullâhın kalbin hâlini ortaya koyan en büyük ibâdet olduğunu idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Âli İmrân 3/191 (ayaktaotururkenyatarken zikir); Ahzâb 33/41-42 (Allâh'ı çokça zikredin); Bakara 2/152 (Beni zikredin Ben de sizi zikredeyim); Ankebût 29/45 (zikir en büyüktür); Ra'd 13/28 (kalpler zikrullâhla huzûra erer); Hicr 15/9 (Zikr'i biz indirdik); Asr 103/3 (hakkı ve sabrı tavsiye edenler).
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'd-Da'avât; Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zikr.
- Süneni Tirmizî, Da'avât (zikir halkalarının fazîleti); Süneni Ebû Dâvûd; Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta; İmâm Ahmed, Müsned.
- Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ (mü'mîn abdestli iken silâhlıdır).
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Zikr-Du'a-Adâbü'n-Nakl bahisleri.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Zikir bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Vâbilü's-Sayyib (zikrin fazîletleri).
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti her an Allâh'ı zikir hâlinde kalmanın mümkün olduğunu (Âli İmrân 3/191), bu hâle abdestli dolaşma + Kur'ân ve Sünnete sımsıkı sarılma + devâmlı zikir disiplini ile gelinebileceğini, sohbet etmeninhakkı tavsiye etmenin-Kur'ân-Sünnet öğretmenin-Kur'ân ve hadîs okumanınhusûsî zikretmeninharâmdan uzak durmanın hep zikrullâh kapsamında olduğunu, ve zikrullâhın kalbin hâlini orta yere koyan en büyük ibâdet (Ankebût 29/45) olduğunu tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri