Sufiliğin biricik gayesi, kişinin imanını taklitî bir mertebeden tahkikî bir mertebeye, oradan da Íhsân mertebesine yükseltmek; yâni Ímâní kemâle erdirmektir; bu, kalbin, sırrın ve ruhün bir bütün olarak Hakk’a teslim olmasí mertebesidir. Bu sohbette üstâd, sufiliğin aslí gayesini, Ímân-í kemâlîn nasíl oluştuşunu, salikin sülûk yolundaki manevî tahsi’lînî tashih etmektedir.
Sufiliğin Aslí Gayesi
Sufiliğin aslí gayesi, kişinin imanını kemâle erdirmektir. Bu kemâl, salikin manevî tahsi’lînîn nice basamaşíní geçtikten sonra ulaşabileceşi bir mertebedir. Sufilik, «Allah’a yaklaşmak» gibi yalnízca dilde söylenen bir âmel deşildir; bizzât kalbinde, ruhünde, sırrında Hakk’a yönelmek demektir. Tasavvuf, taklitî bir hâlde olan imaní tahkikî bir hâle, oradan da Íhsân mertebesine yükseltmek için varolan bir manevî mektebdir. Mü’min, kelimei şehadeti diliyle söyler, kalbiyle tasdik eder, ne var ki bu tasdik tahkikî bir hâle gelmedikçe iman zaif kalír. Tasavvuf, bu zaif imaní kuvvetlendirmek üzere mürşidi kâmilin tevçihiyle salike yardım eden bir mektepdir. Karabaş Velî hazretleri “Sufiliğin aslí, salikin imanını sebere’lyakîn’den ayne’lyakîn’e, oradan da hakka’lyakîn’e yükseltmektir” buyurmuştur.
Ímânín Mertebeleri: Yakîn’in Üç Basamaşí
İmânín üç mertebesi vardír: ilme’lyakîn, ayne’lyakîn, hakka’lyakîn. Ílme’lyakîn, salikin Allah’ín var olduşunu, Resul’ün O’nun elçisi olduşunu ilim ile tahkik etmesidir; bu, kitap okumak, hadis işitmek, ilim öşrenmek ile mümkün bir mertebedir. Ayne’lyakîn, salikin bu hakikati kalbinde müşahede etmesidir; sanki kendi gözüyle görürcesine, kalbinin gözüyle Hakk’í müşahede ediyormuş gibi tahkik etmesidir. Hakka’lyakîn ise salikin, kendi varlíşínín Hakk’tan başka bir şey olmadíşíní, varlığın bizzât Hakk’ín vücudundan bir tecelli olduşunu hayatín her safhasínda şuür ile tahkik etmesidir. Bu üç mertebe, salikin manevî tahsi’lînín basamaklarídír; tasavvuf, salikin bu basamaklarí geçmesine yardımcí olur.
Mürşidi Kâmilin Tasarrufu
Sufiliğin aslí gayesinin tahkikinde mürşidi kâmilin rolü vazgeçilmezdir. Mürşid, salikin manevî tahsi’lînín her basamaşínda yaníndadír; ona feyz aktarır, kalbini tasfîye eder, sırrını telvîn eder. Mürşidsiz tasavvuf, asıl tasavvuf deşildir; bu hâlde salik kendi kendisinin mürşidi olmaya çalışır ki, bu da nice manevî sapmaya kapı açar. Hadisi şerîfde “Kim bir şeyhi yoksa, şeyhi şeytân olur” buyrulmuştur (mücmel anlamíyla nakledilen rivayet). Bu, mürşide intisâbín manevî gereşini ifade eder. Mürşidi kâmil, Resul’ün vârisi olarak salikin manevî tahsi’lîní tahkimle vazifelidir. Karabaş Velî hazretleri “Sufiliğin aslí, mürşide intisâb ile başlar; mürşidsiz sufilik, gemisiz denizcilik gibidir” buyurmuştur. Salik, mürşide intisâb ettikçe manevî tahsi’lîne nice inşirâh gelir.
Nefsin Tezkiyesi ve Kalbin Tasfiyesi
İmânín kemâline ermenin yolu, nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesinden geçer. Allah Te’âlâ Kur’ân-í Kerîm’de “Nefsi’ni temizleyen kurtuluşa ermiştir” (Şems 91/9) buyurmuştur. Nefsin tezkiyesi, salikin nefsindeki nefsi emmârede bulunan kötü vasıflarí (kibir, hased, riya, ucb, hírs, gazab vesaire) terk ederek yerine güzel ahlâkí yerleştirmesidir. Kalbin tasfiyesi ise kalbin nice perdeden temizlenip Hakk’ín nuru ile dolmasıdır. Bu iki manevî tahsil, sufiliğin temel basamaklarídír ve mürşidin tevçihi ile mümkündür. Salik, virdini yapar, sohbete katílír, hizmette bulunur, mürşide râbíta yapar; tüm bu âmeli sâlihîler nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesine vesile olur. Karabaş Velî hazretleri “Tasavvuf, kalbin tasfiyesi ve nefsin tezkiyesidir; bunlardan birini ihmal edersen, asıl gayeye varamazsın” buyurmuştur.
Salikin Sülüku ve Manevî Mertebeleri
Salikin sülûk yolunda nice manevî mertebe vardír. Halvetî-Karabaşî tarîkatinde bu mertebeler nefsin yedi makamı ile irtibatlandırılır: nefsi emmâre, nefsi levvâme, nefsi mülhîme, nefsi mutímainne, nefsi râ’dîye, nefsi merdîye, nefsi sâfîye. Salik, her bir mertebede özel bir esma’ülhusna ile zikir yapar; bu zikirler salikin nefsîni o mertebeden bir üst mertebeye yükselten manevî bir âletdir. Esma sülûku Halvetiyye’nin temel düstûrlaríndandír. Salik, «Lâ ilâhe illa’llâh» ile başlayan bu sülûku geçtikçe, sırasıyla Allah, Hû, Hak, Hayy, Kayyûm, Kahhâr esmalarína ulaşır. Karabaş Velî hazretleri “Mîzân”índa her bir mertebenin alâmetlerini ayríntílí tahkik etmiştir; salik, kendi hâlîne göre hangi mertebede olduşunu bilir ve mürşidin tevçihiyle bir üst mertebeye yükselir.
Vuslata Ermek: Sufiliğin Nihaî Gayesi
Sufiliğin nihaî gayesi, vuslata ermektir. Vuslat, salikin Hakk’ín cemâline kavuşmasıdır; bu, kalbinde Hakk’tan başka bir şeyin kalmamasıdır. Allah Te’âlâ Kur’ân-í Kerîm’de “Allah’í zikretmek en büyük âmeli sâlih’tir” (Ankebût 29/45) buyurmuştur. Vuslata ermenin yolu, kesintisiz zikirden, kesintisiz râbítadan, kesintisiz mücahededen geçer. Salik, hayatín her safhasínda Hakk’í zikrede zikrede, kalbinde nice tecelli zuhur eder. Vuslat, salikin imanının kemâline ermesinin alâmetidir. Salik, vuslata erdişinde her adímíní Allah rízasí için atar, her sözünü Allah rízasí için söyler, her düşüncesini Allah rízasí için tutar. Bu, Íhsân mertebesinin alâmetidir ve sufiliğin asıl gayesidir. Karabaş Velî hazretleri “Vuslata ermenin yolu, mürşidin tevçihiyle nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesinden geçer” buyurmuştur.
Bibliyografya
- Şems sûresi, 9. âyet (nefsi temizleyenin kurtuluşa ermesi).
- Ankebût sûresi, 45. âyet (zikrin en büyük âmel oluşu).
- Ahzâb sûresi, 41. âyet (zikri kesir).
- Ra’d sûresi, 28. âyet (kalbler ancak Allah’ín zikriyle mutímain olur).
- Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-İmân 37, Cibrîl hadîsi.
- Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-İmân 1, Cibrîl hadîsi.
- Tirmizî, Sünen, Kitâbü’d-Daavât, zikrin fazileti.
- Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’l-İhsân.
- İbn Arabî, Fütûhât-í Mekkiyye, sufiliğin gayesi bahsi.
- İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem, vuslat bahsi.
- İmâm Rabbânî, Mektûbât, sufiliğin gayesi.
- Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, sülûkün aslí gayesi.
- Cüneydi Başdâdî, Resâil, vuslat bahsi.
- Mevlânâ, Mesnevî, V. Defter, “Vuslat” beyitleri.
- Mevlânâ Hâlid el-Başdâdî, Mektûbât, sufiliğin tahkimi.
- Karabaş Velî, Mîzân Şerhi, sülûk mertebeleri.
- Niyâzî-i Mısrî, Dîvân, “Vuslat” beyitleri.
- İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Şems 9 tefsîri.
- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, taklitîden tahkikîye iman.
- Mehmed Sâdık Erzincanî, Mecmûatü’l-Akvâl, sufiliğin aslí gayesi.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet, sufiliğin aslí gayesi, Ímân’ín yakîn mertebeleri (ilme’lyakîn, ayne’lyakîn, hakka’lyakîn), mürşidi kâmilin tasarrufu, nefsin tezkiyesi ve kalbin tasfiyesi, salikin sülûku ve manevî mertebeleri ile sufiliğin nihaî gayesi olan vuslata ermek gibi mevzuları ihtiva etmektedir. Halvetî-Şabânî-Karabaşî tarikatínín manevî mertebelerini izah eden bu sohbet, sufiliğin aslí gayesini kavramak isteyenler için irfânî bir üfük açmaktadír.
Kaynak: Mustafa Özbaş Hocaefendi Sohbetleri | Seri: İmân ve Sülûk