Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Edep Adap ·

Sufilere Nasihat VE Edeb

Bu enzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim eftali zikir fa'lem ennehu la lay lay ilaha illallah yar la ilahe illallah muhammeden. Resulullah cm yenen bir yay var mürselin velhamdülil...


Sûfîlere Nasîhat ve Edep — Geniş Çerçevede Bir Sohbet

Bu sohbet, sûfîlik yolunda edebin temel mevzûlarını; sohbet ve zikir esnâsında sessizliği; teravih namâzının rekât sayısını; ulû’lemre itâati ve yöneticilerle münâsebeti; Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyi (İmâm Mâturîdî yaklaşımı); İslâm hukukunda esnekliği (Hz. Ömer örneği); Batı medeniyetinin İslâm dünyâsına etkilerini ve İbn Teymiyye’ye dâir bir değerlendirmeyi kapsar.

Sohbet ve Zikirde Edep: Sessizlik Esastır

Sûfî terbiyesinde sohbet ve zikir esnâsında sessizlik esastır. Bir kimse sohbet dinlemeye geldiyse, yanındakiyle konuşmaması gerekir. Bu, sûfîliğin temel edeplerindendir. Kur’ânı Kerîm okunurken dinlemek farzdır; bir konuşmacı konuşurken de onu dinlemek edep îcâbıdır.

Şeyhimiz zamânında, şeyhin huzûrunda bir harf bile çıkarmak edebe mugâyir sayılırdı. Konuşulamazdı; şeyh size bir suâl sorarsa, sâdece o suâlle alâkalı cevâb verilirdi. Yanınızdakiyle konuşamazsınız; «Bana çay getir» bile diyemezsiniz. Hizmet edenler bile ses çıkarmazlardı; bu, edebe mugâyirdir.

Şevket Kazan Hâdisesi: Otuz Beş Yıllık Sohbette Bir Utanç

«Ben otuz beş yıldır sohbet ediyorum; bu disiplini hâlâ tam olarak sağlayamadık» der Mustafa Özbağ Efendi. Hayâtında en çok utandığı anlardan birisi, eski Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan’ın sohbete geldiği gündür. Mikrofonu verdim; eûzübesmele çekip Kur’ânı Kerîm okumaya başladı. O esnâda üst kattan konuşma sesleri geliyordu. «O gün kendi kendime yerin dibine girdim. Demek ki ben insanlara, Kur’ânı Kerîm okunurken dinlemenin farz olduğunu öğretememişim.»

Şeyh Efendi’nin Huzûrunda Edep: İstanbul Yolculuğu Hâtırası

Bir defasında birkaç arkadaş Şeyh Efendi’yi İstanbul’a götürmek istediler. Mustafa Özbağ Efendi normalde âdâbı erkânı bilen kimseleri gönderirdi; ancak onlar ısrâr ettiler. Şeyh Efendi de izin verdi. Yolculuk esnâsında arkadaşlardan birisi «Rüyâ anlatabilir miyim?» diye sordu. Şeyh Efendi’nin o mâlûm hâli vardır — Allâh rahmet eylesin — elinde tesbîh, gözler hafîf kısık, sessizce zikir hâlindedir. O anda hiçbir şey sorulmaz.

Arkadaş rüyâsını anlattı; cevâb gelmedi. Tekrar seslendi, yine cevâb gelmedi. Yanındaki de konuşmaya başladı. Bunun üzerine Şeyh Efendi: «Bir hatâ bizim oldu; biz Mustafa Efendi’nin işine karıştık. O bizi İstanbul’a gönderdi; arkadaşlar arabada hiç konuşmazlardı.» Sonra Mustafa Efendi’yi arayıp helâllik istedi. O günden sonra her yolculuk öncesinde âdâbı erkânı bilen birinin gönderileceğine emîn olunmadan kimse gönderilmedi.

Terâvîh Namâzının Rekât Sayısı: 2 ile 20 Arası

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin teravîh namâzını sekiz rekât kıldığına dâir rivâyetler ağırlıktadır; ancak Hz. Ömer radıyallâhu anh «Biz Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bunu yirmi rekât kıldık» diyerek kendi döneminde câmide yirmi rekât olarak kılınmasını başlatmıştır. O yüzden kesin olarak «İllâ yirmi rekât» diyemeyiz; «İllâ iki rekât» da diyemeyiz. En az iki rekât, en fazla yirmi rekât kılınmıştır. Mâkûl orta yol tutmak isteyen sekiz rekât kılabilir.

Ulû’lemre İtâat: Nisâ Sûresi 59

Cenâbı Hak buyurmuştur: «Ey îmân edenler! Allâh’a itâat edin, Resûlüne itâat edin ve sizden olan emir sâhiplerine itâat edin. Eğer herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allâh’a ve Resûlüne götürün.» (Nisâ, 4/59.)

Ebû Derdâ radıyallâhu anh’ın rivâyetine göre Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine dokuz şeyi tavsiye buyurmuştur. Bunlardan altıncısı şudur: «Kendini haklı görsen bile yöneticilerle aslâ çekişme.»

İmâm Mâtürîdî’ye göre devlet başkanı ve ordu komutanının «sizden olma» şartı vardır; geri kalan görevlilerde Müslüman olma şartı yoktur. Ancak vâlî gibi hem dînî hem siyâsî yetki taşıyan makāmlarda, o kimsenin muhakkak Müslüman olması gerekir.

Allâh’ın Hükmüyle Hükmetmek: Mâide 45

Cenâbı Hak, Mâide Sûresi’nde buyurmuştur: «Her kim Allâh’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.» (Mâide, 5/45.) Bu âyeti kerîmenin muhâtabı sâdece siyâsî otorite değildir: Bir baba evde eşine ve çocuklarına Allâh’ın hükmüyle hükmedecek; bir patron iş yerinde Allâh’ın hükmüyle hükmedecek; eşler birbirlerine Allâh’ın hükmüyle hükmedecektir.

İmâm Mâtürîdî’nin Yorum Metodu: Vahiy + Akıl + Örf

İmâm Mâtürîdî, dînî metinlerin sırf harfî yöntemle anlaşılmasına karşı çıkmıştır. Ona göre yeri geldiğinde icmâ ve kıyas da meşrû birer yorum biçimidir. «Eğer Kur’ân ile bütün hükümler anlaşılmış olsaydı, «Allâh’ın sana gösterdiği gibi» (Nisâ, 4/105) denilmesinin bir anlamı kalmazdı.» Bu ifâdeden, insanın aklını kullanarak meseleyi çözmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

İmâm Mâtürîdî bir mes’eleye bakarken vahyi, aklı, geleneği, kültürü ve o topluluğun örfünü birlikte değerlendirir. İstanbul’daki hukûku Yemen’e, Yemen’dekini İstanbul’a uygulayamazsınız. Her bölgenin kendi örf, âdet ve geleneği göz önünde bulundurularak hüküm verilmelidir.

Hz. Ömer’in Hırsızlık Hükmü: «Asıl Hırsız Belki Sensin»

Hz. Ömer radıyallâhu anh’ın zamânında bir işçi, çalıştığı iş yerinden hırsızlık yapmış ve yakalanmıştı. Patron, elinin kesilmesini istedi. Hz. Ömer Efendimiz sordu: «Neden çaldın?» İşçi: «Yâ Emîre’l-Mü’minîn, açım. Bana verilen yevmiye bana yetmiyor; ne yapayım, kendi çalıştığım iş yerinin malını çaldım.»

Bunun üzerine Hz. Ömer Efendimiz patrona döndü: «Asıl hırsız belki sensin! Sen bu adamın emeğini çalmışsın; hak ettiği maaşı vermemişsin.» Ve ekledi: «Eğer bu adam bir daha gelirse, senin cezânı keserim.»

İşte İslâm hukukunun geniş alanları budur. Hüküm verici olan âlim, mes’eleyi analiz eder; aklı ve çevresel faktörleri de kullanarak farklı içtihâda ulaşabilir. Hâricîler gibi sâdece Kur’ân’ın yüzüne bakarak hüküm vermek, İslâm’ın rûhunu ve maksadını anlamamaktır.

Batı’nın İslâm Dünyâsına İhrâcâtı: Olumsuzluklar

Ne kadar olumsuzluk varsa Avrupa’dan İslâm ülkelerine gelmiştir. Uyuşturucu, fuhuş, çocuk istismârı — bunların hepsi Batı’dan İslâm ülkelerine ihrâc edilmiştir. İslâm ülkelerinde kadın satılmazdı, bilinmezdi. Kadınları ekonomik metâ hâline getiren, annelikten çıkarıp fabrikalarda çalıştıran Batı medeniyetidir.

İslâm, kadına en büyük şeref payını vermiş, onu anne yapmıştır. Batı, önce kirletir, sonra «Senin hakkın var» diyerek haklar kampanyası düzenler. İnsan hakları, çocuk hakları, kadın hakları, hayvan hakları — hepsi istismâra dayalıdır. Bizi kendimize âit değerlerimizden hızla uzaklaştırıyorlar.

Avrupa’ya sığınan mültecîlerin çocukları kayıptır. Genç kız çocukları kayıp, erkek çocuklar kayıp. Bunları organ mafyası kullanıyor; istismâr amaçlı kullanıyor. İslâm ülkelerine «organ naklinin câiz olduğu» fetvâsını verdiren gücün arkasında da yine Batı vardır.

İbn Teymiyye Hakkında Değerlendirme

En son hazırlanan Diyânet İslâm Ansiklopedisi’nde İbn Teymiyye hakkında övücü ifâdeler bulunmaktadır. Her âlimin muhakkak medhedilebilecek yönleri vardır; her âlimin muhakkak eksiklikleri ve noksanlıkları da vardır. Kusursuz olan yalnızca Allâh’tır; kusursuz olan Allâh’ın Kitâbı’dır; günâhsız olan da Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellemdir.

İbn Teymiyye kendi zamânının önemli âlimlerinden birisidir. Eserlerinde hatâ ve kusur arayıp bulanlar vardır; bununla alâkalı reddiye yazanlar da vardır. O yüzden İbn Teymiyye ile onun ardından gidenleri birbirinden ayırmakta fayda vardır.

Kaynaklar

  • Kur’ânı Kerîm: Nisâ, 4/59 — Ulû’lemre itâat; Mâide, 5/45 — Allâh’ın hükmüyle hükmetmemek; Nisâ, 4/105 — Allâh’ın gösterdiği gibi hükmetme; Nisâ, 4/35 — Karı–koca hakem.
  • Ebû Derdâ rivâyeti — «Kendini haklı görsen bile yöneticilerle aslâ çekişme» (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr).
  • Terâvîh namâzı rivâyetleri — Buhârî, Terâvîh 1; Müslim, Müsâfirîn 125; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, II/496 (Hz. Ömer’in yirmi rekât tatbîki).
  • İmâm Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân; Hasan Hanefî, İslâm’da Yenilenme.

Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Edep, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü