Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Hal ·

Şöhret hastalığı o kimsenin maneviyatını, halini yok eder, kalbini köreltir

Şöhret iki türlüdür birisi heva ve hevesten şeytaniyetten nefsaniyetten birisi de. Allah'tan gelir. Allah bir kimse istemediği halde onu. Şöhret yapar onu. Şöhret yapıyorsa iki bekleyin şöhretten şöhr...


Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde şöhret hastalığının o kimsenin maneviyâtını, hâlini yok eder, kalbini körleştirir bahsini tafsîl eder. Şöhret iki türlüdür: birisi hevâ ve hevestenşeytâniyettennefsâniyetten gelir; birisi de Allâh'tan gelir. Allâh bir kimseyi istemediği hâlde onu şöhret yapar. Şöhret yapıyorsa iki şey bekleyin şöhrete düşmüş olandan: ya Allâh onunla dînini muhkem ediyordur şöhretiyle, ya da o kimse hevâ-hevesine düştüğünden dolayı şöhrettedir — o kimse cehennemin en dibine gidecektir. Mü'mînsûfî her türlü şöhretten uzak durur; şöhrete düşmemek için ulu orta ona sorulmadıkça rü'yâ anlatmaz, hâl anlatmaz, kerâmet anlatmaz. Şöhret hastalığı kalp gözünü körleştirir, ferâseti yok eder, gizli şirke götürür. Âhir zamanda öyle insânlar olacak ki Kur'ân okuyacaklar ama onların Kur'ânları boğazlarından aşağı geçmeyecek — çünki dînlerini istismâr edenlerdir, dîni şöhret aracı yapanlardır, Kur'ân'ı geçim aracı yapanlardır. Onlar ne yazık ki cehennemde odundurlar. Bu sohbet şöhretin iki kaynağı, Allâh'ın vitrine koyduğunda dahî kendini sakındırma disiplini, gizli şirk olarak şöhret hastalığı, ve âhir zaman istismârcı âlimlerin Kur'ân okumasının boğazlarından aşağı geçmemesi bahisleri ile tafsîl olunur.

Şöhret İki Türlüdür: Hevâ-Heves veya Allâh'tan Gelen

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: şöhret iki türlüdür — birisi hevâ ve hevestenşeytâniyettennefsâniyetten gelir; birisi de Allâh'tan gelir. Allâh bir kimse istemediği hâlde onu şöhret yapar. Şöhret yapıyorsa iki şey bekleyin şöhrete düşmüş olandan: ya Allâh onunla dînini muhkem ediyordur şöhretiyle — bu manâda büyük velîlermürşidler dîni dünyâya yaymak için Allâh tarafından meşhûr edilirler — ya da o kimse hevâ-hevesine düştüğünden dolayı şöhrettedir; o kimse cehennemin en dibine gidecektir. Bu mü'mînisûfîyi bir tezadda bırakır: şöhret yâ Allâh için bir alâmeti hayrdır, yâ kişinin felâket sebebidir — aradaki ölçü onun kendi kalbini Allâh için tutmasıdır.

Mü'mîn-Sûfî Şöhretten Uzak Durur: Sorulmadıkça Anlatmaz

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir terbiye kâidesini tafsîl eder: mü'mînsûfî her türlü şöhretten uzak durur. Şöhrete düşmemek için ulu orta ona sorulmadıkça rü'yâ anlatmaz; ona sorulmadıkça hâl anlatmaz; ona sorulmadıkça kerâmet anlatmaz; ona sorulmadıkça «Benim başımdan şöyle bir şey oldu, ben şöyle bir şey yaptım» demez. Bu onun kalbinin derinliklerinde gizli olan şöhret hastalığını dışa vurmamasıdır. Sûfî kendi başından geçenleri kendisinde tutar, kendi şeyhine söyler, gerekirse bir manevî mes'ele için yakın kardeşine danışır; ama meydanlara çıkıp anlatmaz, ortalığa pazarlamaz.

Şöhret Hastalığı Kalbi Körleştirir: Ferâset Sönmesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: şöhret hastalığı o kimsenin maneviyâtını yok eder, o kimsenin hâlini yok eder, o kimsenin iç dünyâsını parçalar; kalbi körelir, kalbi taşlaşır — Allâh muhâfaza eylesin. O kalbinin taşlaştığınıkalp gözünün körlüğünü saklamak için hayâlini hâl zanneder; hâlâ daha hâlâ «Anlatacağım» diye uğraşır. O şöhret basamaklarını kendince tırmandırmak ister.

Şöhretli Şeyhler: Maneviyâtı-İcâzeti-Ferâseti Olmayan

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: öyle şeyhler vardır, sözü çok güzeldir, şöhretleri fevkalâdedir; fevkalâdenin fevkinde bir şöhretleri vardır; ama maneviyâtları yoktur; ama icâzetleri yoktur; ama kalpleri çalışmaz; ama gözlerinde ferâset yok; kalbin üzerinde ferâset yok; kulaklarında ferâset yok; anlayışlarında ferâset yok; akıllarında ferâset yoktur. Onlar ne yazık ki şöhrete koşarlar; onların şöhretlerini artırdıkça arttırırlar; şöhretleri yaldızlanır, parlanır; ama onların âhiretleri perperişândır.

Allâh Vitrine Koyduğunda Dahî Kendini Sakındırma

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: o yüzden gerçek manâda sûfî şöhretten uzak durmaya gayret eder. O şöhretten uzak durmaya gayret ettiği hâlde Allâh onu tezgâhınavitrinine koyduysa onda yapılacak bir şey yoktur. O hâlâ da kendisini şöhretten sakındırmak için uğraşır; o hâlâ da şöhrete düşmemek için öyle kendisini şöhretli olanlardan da uzak durur. Çünki şöhretli kimselerle berâber olmak, bizzat şöhret olmadan onun gölgesinde de tehlikelidir; sûfî bunu bilir, sakınır.

Şöhret Hastalığı Gizli Şirktir

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: Rabbim şöhret hastalığından cümlemizi muhâfaza eylesin; çünki şöhret hastalığı gizli şirke götürür insânı — ki gizli şirktir bakın — o her şeyi şöhret için yapar. Cenâbı Hak için yaptığını zanneder; aslında halkın görmesi için, halkın takdîr etmesi için, halkın «Aman ne kadar büyük» demesi için yapar. Bu riyâ'nın en derininedir; gizli şirktir; çünki Allâh ile berâber halkı da işine ortak etmiştir.

Âhir Zaman İstismârcı Âlimleri: Kur'ân Boğazından Aşağı Geçmez

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: âhir zamanda öyle insânlar olacak ki Kur'ân okuyacaklar, ama onların Kur'ânları boğazlarından aşağı geçmeyecek (Buhârî, Fedâilü'l-Kur'ân 36; Müslim, Zekât 145 — Hâricîler hadîsi). Onlar çünki dînlerini istismâr edenlerdir; dîni şöhret aracı yapanlardır; Kur'ân'ı şöhret aracı yapanlardır; Kur'ân'ı geçim aracı yapanlardır. Onlar öyle güzel Kur'ânı Kerîm okurlar ki, gözlerikalpleri verilecek olan zarftadır; gözlerikalpleri Kur'ân okumadan alacak oldukları ücrettedir. Onlar ne yazık ki cehennemde odundurlar.

Âhir Zaman Şöhretli Âlimleri: Cehennemin İcrâ Köşesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsî kâideyi tafsîl eder: âhir zamanda öyle âlimler gelecek ki, o âlimler «Ne kadar şöhretli desinler, ne kadar meşhûr desinler» diye âlimlik yaparlar. İlimleri de ondandır; ilimleri amel etmek için değil, insânların başına şöhret pâdişâhı olmak içindir. Ki onlar cehennemin en icrâ köşesinde, en altında cezâlandırılacaklar; ve onlar ne yazık ki îmân üzerine gitmeyeceklerdir. Bu hadîsi şerîf ile sâbittir.

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni şöhretin iki kaynağını (hevâ-heves veya Allâh'tan), Allâh için meşhûr olan velîler ile cehennemin dibine giden hevâ ehli arasındaki farkı, sûfînin sorulmadıkça rü'yâ-hâlkerâmet anlatmamasını, şöhret hastalığının kalp körlüğüne sebeb olmasını, şöhretli şeyhlerin maneviyâticâzetferâsetten yoksun olabileceğini, Allâh vitrine koyduğunda dahî kendini sakındırmayı, şöhret hastalığının gizli şirk oluşunu, ve âhir zaman istismârcı âlimlerin Kur'ân'ının boğazlarından aşağı geçmemesini idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.

  • Kur'ânı Kerîm: Bakara 2/264 (gösteriş için sadaka); Mâ'ûn 107/4-7 (gösteriş yapanlara veyl); Nisâ 4/142 (münâfıkların gösteriş namâzı); Kehf 18/110 (Rabbi ile karşılaşmayı uman amelinde Allâh'a kimseyi ortak etmesin).
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikāk, Kitâbü Fedâilü'l-Kur'ân 36 (Hâricîler hadîsi).
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zekât 145 (Hâricîlerin Kur'ân okuması).
  • Süneni Ebû Dâvûd, Kitâbü'l-Edeb (riyâ).
  • İmâm Mâlik, Muvatta; İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Kitâbü Zemmi'l-Câh ve'r-Riyâ.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, İhlâs-Riyâ-Şöhret bahisleri.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
  • İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.

Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti şöhretin hevâ-hevesten veya Allâh'tan gelmek üzere iki türlü oluşunu, Allâh için meşhûr edilen velîlerle hevâya düşüp cehennemin dibine gidenlerin farkını, mü'mînsûfînin sorulmadıkça rü'yâ-hâlkerâmetbaşından geçen anlatmamasını, şöhret hastalığının maneviyâtıhâliiç dünyâyı parçalayıp kalbi taşlaştırmasını, kalp körlüğünü saklamak için hayâli hâl zannetmeyi, şöhretli ama maneviyâtıicâzetiferâseti olmayan şeyhler vasfını, şöhretten uzak durma gayretine rağmen Allâh vitrine koyduğunda kendi sakındırmasını sürdürmeyi, şöhretin gizli şirk olduğunu, âhir zaman istismârcı âlimlerinin Kur'ân'ı şöhretgeçim aracı yapıp boğazlarından aşağı geçmemesini ve cehennemde odun olmalarını tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri