Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde tasavvuf yolunun en büyük tehlikelerinden biri olan «Görmediğin hâlde görüyormuş gibi yapma; hâlin olmadığı hâlde hâl sâhibiymişsin gibi tavır takınma» vartasını tafsîl eder. Sûfînin titremediği hâlde titremeye çalışması; Abdülkādir Geylânî hazretleri ile Ahmed er-Rifâî hazretlerini gördün mü? Onlar zikrullâh esnâsında farklı hâller yaşadılar; ama sen, görmediğin hâlde görüyormuş gibi yapma. Hâlin yok, ama sen öyle değişik değişik, edâlı tavırlı zikrullâh yapacağım diye uğraşıyorsun. Dostlar, otur: Allâh, Allâh, Allâh; zikir budur. Sen zikretmekle mükellefsin; kendi kendine böyle hâller varmış gibi hareket etmenin bir anlamı yoktur. Sonra gelir birisi, «Bizim bu hâlimizi iki kişi gördü» der; buradan da kalırsın. Neden üç kişi değil de iki kişi? Edâlı edâlı, kendince vuruntulu esmâ çekiyordun; kendi kendine havalara katsaydın, ne oldu? Kaldın. Bu sohbet sûfîlerin sahte hâl taklidinin tehlikesi, «Tokadı umulmadık bir anda yersin» uyarısı, ve zikrullâhda samîmiyet ile edebin esâs olduğu bahisleri ile tafsîl olunur.
Sûfî Vartası: Olmadığı Hâli Taklit Etmek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: tasavvuf yolunun en büyük tehlikelerinden biri, titremediği hâlde titremeye çalışmaktır. Abdülkādir Geylânî hazretlerini gördün mü? Ahmed er-Rifâî hazretlerini gördün mü? Onlar zikrullâh esnâsında farklı hâller yaşadılar — coşkulu hâller, sayhalar, sayhâ-i ilâhiyye, manevî tecellîlere mahzar olma. Ama sen, görmediğin hâlde görüyormuş gibi yapma; hâlin olmadığı hâlde, hâl sâhibiymişsin gibi tavır takınma. Bu yol samîmiyet yoludur; numara yapma yolu değildir. Sûfînin numara yapması ona yakışmaz; sûfînin yapamadığı hâli yapmaya kalkışması onu helâk eder.
Zikrullâhda Samîmiyet ve Edeb: «Allâh Allâh Allâh» Yeter
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: hâlin yok; ama sen öyle değişik değişik, edâlı tavırlı zikrullâh yapacağım diye uğraşıyorsun. Dostlar, otur: Allâh, Allâh, Allâh; zikir budur. Sen zikretmekle mükellefsin; kendi kendine böyle hâller varmış gibi hareket etmenin bir anlamı yoktur. Cenâbı Hak senin samîmî zikrini görür; senin lafzının içindeki ihlâsı görür. Sahte tavırlar, sahte hâller, sahte titreyişler — bunların hiçbiri Cenâbı Hakk'a ulaşmaz. Sadedoğrusamîmî zikir kabûl olunur. Kalbinden geleni zikret; o sana yetişir.
«Bizim Bu Hâlimizi İki Kişi Gördü» Lafzı: Kendi Kendine Aldatma
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir terbiye kâidesini tafsîl eder: sonra gelir birisi, «Bizim bu hâlimizi iki kişi gördü» der. Buradan da kalırsın. Neden üç kişi değil de iki kişi? Edâlı edâlı, kendince vuruntulu esmâ çekiyordun; kendi kendine havalara katsaydın, ne oldu? Kaldın. Hâl umûmî söylenmez; hâl yarışılmaz; hâl rakam saydırılmaz. Bir kimsenin hâli kendisine âid bir şeydir; onu satışa çıkaran satıcılaşır, onu vitrin malı yapan istismârcılaşır. Sahîh hâl gizlidir; sahte hâl meydanlardadır.
Tokadı Umulmadık Anda Yersin: Sahte Hâl Topluluğu Burası Değildir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir uyarıyı tafsîl eder: bu topluluk, sahte hâllerin yaşanacağı yer değildir. Umulmadık bir anda tokadı yediğini görürsün. Allâh muhâfaza eylesin. Cenâbı Hak yalanı sevmez; sahte hâli sevmez; sahte titreyişi sevmez; sahte sayhayı sevmez. O kulun samîmî kalbini ister; samîmî zikrini ister; samîmî huşû'sunu ister. Bu yolun ehli, sahteden uzak durur; çünki sahte hâlin sonu hep tokattır. Tokat geldiğinde alçaltıcı olur; sûfî küçük düşer, mâzeret aramayla geçirir vaktini. Onun için: olduğun gibi gör, olduğun gibi yaşa, olduğun gibi zikret. Hâl gelirse Cenâbı Hakk'tan gelir; gelmez ise olduğunu olmuş gösterme.
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni sûfî vartasının «Olmayan hâli taklit» olduğunu, Abdülkādir Geylânî ile Ahmed er-Rifâî hazretlerinin sahîh hâl yaşadıklarını, sadedoğrusamîmî «Allâh Allâh Allâh» zikrinin yetkili olduğunu, «İki kişi gördü» tarzı kendi kendine aldatma cümlelerinin sûfîyi durdurduğunu, ve sahte hâlin sonunun «Umulmadık anda tokat» olduğunu idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Bakara 2/152 (Beni zikredin); Ahzâb 33/41 (Allâh'ı çok zikredin); A'râf 7/180; Zümer 39/3 (sırf Allâh için dîn).
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'd-Da'avât.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zikr ve'd-Du'â.
- İmâm Mâlik, Muvatta; İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Kitâbü'l-Ezkâr ve'd-Da'avât.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Sıdk-İhlâs-Hâl bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, el-Vâbilü's-Sayyib.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
- Şeyh Abdülkādir Geylânî, Fütûhu'l-Gayb.
- Ahmed er-Rifâî, el-Hikemü'r-Rifâ'iyye.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti tasavvuf yolunun en büyük vartası olan sahte hâl taklidini, titremediği hâlde titremenin tehlikesini, Geylânî-Rifâî hazretlerinin sahîh hâl yaşamasını, sade ve samîmî «Allâh Allâh Allâh» zikrinin yeterli oluşunu, «Bizim hâlimizi iki kişi gördü» lafzı ile sûfînin kendini durdurmasını, edâlı esmâ çekenin kalmasını, ve umulmadık anda tokat yenileceği uyarısını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri